37

Saffat

Mekki 182 Ayet Cüz 23
الصافات
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
37:1
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ andolsun wal-ṣāfāti
andolsun
صَفًّۭا sıra sıra dizilenlere ṣaffan
sıra sıra dizilenlere
١ (1)
(1)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ ve sürenlere fal-zājirāti
ve sürenlere
زَجْرًۭا bağırıp zajran
bağırıp
٢ (2)
(2)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:3
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ve okuyanlara fal-tāliyāti
ve okuyanlara
ذِكْرًا zikir dhik'ran
zikir
٣ (3)
(3)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:4
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
إِلَـٰهَكُمْ Tanrınız ilāhakum
Tanrınız
لَوَٰحِدٌۭ elbette birdir lawāḥidun
elbette birdir
٤ (4)
(4)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:5
رَّبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
بَيْنَهُمَا bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında
وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir
ٱلْمَشَـٰرِقِ doğuların l-mashāriqi
doğuların
٥ (5)
(5)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:6
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
زَيَّنَّا süsledik zayyannā
süsledik
ٱلسَّمَآءَ semasını l-samāa
semasını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
بِزِينَةٍ bir zinetle bizīnatin
bir zinetle
ٱلْكَوَاكِبِ yıldızlarla l-kawākibi
yıldızlarla
٦ (6)
(6)
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
37:7
وَحِفْظًۭا ve (onu) koruduk waḥif'ẓan
ve (onu) koruduk
مِّن karşı min
karşı
كُلِّ her türlü kulli
her türlü
شَيْطَـٰنٍۢ şeytana shayṭānin
şeytana
مَّارِدٍۢ ita'at dışına çıkan māridin
ita'at dışına çıkan
٧ (7)
(7)
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
37:8
لَّا dinleyemezler
dinleyemezler
يَسَّمَّعُونَ they may listen yassammaʿūna
they may listen
إِلَى melekleri ilā
melekleri
ٱلْمَلَإِ the assembly l-mala-i
the assembly
ٱلْأَعْلَىٰ yüce l-aʿlā
yüce
وَيُقْذَفُونَ ve taşlanırlar wayuq'dhafūna
ve taşlanırlar
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
جَانِبٍۢ yandan jānibin
yandan
٨ (8)
(8)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
37:9
دُحُورًۭا ۖ kovulurlar duḥūran
kovulurlar
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
وَاصِبٌ sürekli wāṣibun
sürekli
٩ (9)
(9)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
37:10
إِلَّا (fakat) yalnız illā
(fakat) yalnız
مَنْ kimseyi man
kimseyi
خَطِفَ kapan khaṭifa
kapan
ٱلْخَطْفَةَ bir söz l-khaṭfata
bir söz
فَأَتْبَعَهُۥ onu izler fa-atbaʿahu
onu izler
شِهَابٌۭ bir şihab (ışın) shihābun
bir şihab (ışın)
ثَاقِبٌۭ delici thāqibun
delici
١٠ (10)
(10)
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
37:11
فَٱسْتَفْتِهِمْ şimdi onlara sor fa-is'taftihim
şimdi onlara sor
أَهُمْ kendileri mi? ahum
kendileri mi?
أَشَدُّ daha çetin ashaddu
daha çetin
خَلْقًا yaratılış bakımından khalqan
yaratılış bakımından
أَم yoksa am
yoksa
مَّنْ kimseler (mi?) man
kimseler (mi?)
خَلَقْنَآ ۚ bizim yarattıklarımız khalaqnā
bizim yarattıklarımız
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
خَلَقْنَـٰهُم onları yarattık khalaqnāhum
onları yarattık
مِّن bir çamurdan min
bir çamurdan
طِينٍۢ a clay ṭīnin
a clay
لَّازِبٍۭ yapışkan lāzibin
yapışkan
١١ (11)
(11)
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
37:12
بَلْ hayır bal
hayır
عَجِبْتَ sen şaşıyorsun ʿajib'ta
sen şaşıyorsun
وَيَسْخَرُونَ onlar ise alay ediyorlar wayaskharūna
onlar ise alay ediyorlar
١٢ (12)
(12)
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
37:13
وَإِذَا ve ne zaman wa-idhā
ve ne zaman
ذُكِّرُوا۟ öğüt verilse dhukkirū
öğüt verilse
لَا öğüt almazlar
öğüt almazlar
يَذْكُرُونَ they receive admonition yadhkurūna
they receive admonition
١٣ (13)
(13)
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
37:14
وَإِذَا ve ne zaman wa-idhā
ve ne zaman
رَأَوْا۟ görseler ra-aw
görseler
ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize
يَسْتَسْخِرُونَ alay ederler yastaskhirūna
alay ederler
١٤ (14)
(14)
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
37:15
وَقَالُوٓا۟ ve diyorlar waqālū
ve diyorlar
إِنْ değildir in
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
سِحْرٌۭ bir büyüden siḥ'run
bir büyüden
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
١٥ (15)
(15)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
37:16
أَءِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı?
مِتْنَا öldüğümüz mit'nā
öldüğümüz
وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz
تُرَابًۭا toprak turāban
toprak
وَعِظَـٰمًا ve kemik waʿiẓāman
ve kemik
أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi?
لَمَبْعُوثُونَ diriltileceğiz lamabʿūthūna
diriltileceğiz
١٦ (16)
(16)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
37:17
أَوَءَابَآؤُنَا atalarımız da mı? awaābāunā
atalarımız da mı?
ٱلْأَوَّلُونَ evvelki l-awalūna
evvelki
١٧ (17)
(17)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
37:18
قُلْ de ki qul
de ki
نَعَمْ evet naʿam
evet
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
دَٰخِرُونَ aşağılanacaksınız dākhirūna
aşağılanacaksınız
١٨ (18)
(18)
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
37:19
فَإِنَّمَا sadece ibarettir fa-innamā
sadece ibarettir
هِىَ o (iş) hiya
o (iş)
زَجْرَةٌۭ korkunç sesten zajratun
korkunç sesten
وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek
فَإِذَا hemen fa-idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يَنظُرُونَ bakıp kalırlar yanẓurūna
bakıp kalırlar
١٩ (19)
(19)
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
37:20
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
يَـٰوَيْلَنَا eyvah bize yāwaylanā
eyvah bize
هَـٰذَا bu hādhā
bu
يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür
ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza
٢٠ (20)
(20)
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
37:21
هَـٰذَا bu hādhā
bu
يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür
ٱلْفَصْلِ hüküm l-faṣli
hüküm
ٱلَّذِى olduğunuz alladhī
olduğunuz
كُنتُم you used to kuntum
you used to
بِهِۦ onu bihi
onu
تُكَذِّبُونَ yalanlıyor tukadhibūna
yalanlıyor
٢١ (21)
(21)
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
37:22
۞ ٱحْشُرُوا۟ toplayın uḥ'shurū
toplayın
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ظَلَمُوا۟ (o) zalim(leri) ẓalamū
(o) zalim(leri)
وَأَزْوَٰجَهُمْ ve onların eşlerini wa-azwājahum
ve onların eşlerini
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوا۟ olduklarını kānū
olduklarını
يَعْبُدُونَ tapıyor(lar) yaʿbudūna
tapıyor(lar)
٢٢ (22)
(22)
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
37:23
مِن başka min
başka
دُونِ Besides dūni
Besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
فَٱهْدُوهُمْ onları götürün fa-ih'dūhum
onları götürün
إِلَىٰ yoluna ilā
yoluna
صِرَٰطِ (the) Path ṣirāṭi
(the) Path
ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin
٢٣ (23)
(23)
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
37:24
وَقِفُوهُمْ ۖ ve durdurun onları waqifūhum
ve durdurun onları
إِنَّهُم çünkü onlar innahum
çünkü onlar
مَّسْـُٔولُونَ sorguya çekileceklerdir masūlūna
sorguya çekileceklerdir
٢٤ (24)
(24)
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
37:25
مَا size ne oldu ki?
size ne oldu ki?
لَكُمْ (is) for you lakum
(is) for you
لَا birbirinize yardım etmiyorsunuz
birbirinize yardım etmiyorsunuz
تَنَاصَرُونَ you help one another tanāṣarūna
you help one another
٢٥ (25)
(25)
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
37:26
بَلْ hayır bal
hayır
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْيَوْمَ o gün l-yawma
o gün
مُسْتَسْلِمُونَ teslim olmuşlardır mus'taslimūna
teslim olmuşlardır
٢٦ (26)
(26)
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
37:27
وَأَقْبَلَ ve döner wa-aqbala
ve döner
بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı
عَلَىٰ diğerine ʿalā
diğerine
بَعْضٍۢ others baʿḍin
others
يَتَسَآءَلُونَ sorar yatasāalūna
sorar
٢٧ (27)
(27)
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
37:28
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
كُنتُمْ bize gelirdiniz kuntum
bize gelirdiniz
تَأْتُونَنَا come (to) us tatūnanā
come (to) us
عَنِ sağdan ʿani
sağdan
ٱلْيَمِينِ the right l-yamīni
the right
٢٨ (28)
(28)
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
37:29
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
بَل hayır bal
hayır
لَّمْ zaten siz değildiniz lam
zaten siz değildiniz
تَكُونُوا۟ you were takūnū
you were
مُؤْمِنِينَ inanan insanlar mu'minīna
inanan insanlar
٢٩ (29)
(29)
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
37:30
وَمَا ve yoktu wamā
ve yoktu
كَانَ was kāna
was
لَنَا bizim lanā
bizim
عَلَيْكُم sizi zorlayacak ʿalaykum
sizi zorlayacak
مِّن hiçbir min
hiçbir
سُلْطَـٰنٍۭ ۖ gücümüz sul'ṭānin
gücümüz
بَلْ bilakis bal
bilakis
كُنتُمْ siz idiniz kuntum
siz idiniz
قَوْمًۭا bir toplum qawman
bir toplum
طَـٰغِينَ azgın ṭāghīna
azgın
٣٠ (30)
(30)
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
37:31
فَحَقَّ artık hak oldu faḥaqqa
artık hak oldu
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
قَوْلُ sözü qawlu
sözü
رَبِّنَآ ۖ Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَذَآئِقُونَ tadacağız ladhāiqūna
tadacağız
٣١ (31)
(31)
"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
37:32
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ sizi azdırdık fa-aghwaynākum
sizi azdırdık
إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz
كُنَّا kendimiz kunnā
kendimiz
غَـٰوِينَ azmıştık ghāwīna
azmıştık
٣٢ (32)
(32)
"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
37:33
فَإِنَّهُمْ onlar fa-innahum
onlar
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
فِى azabda
azabda
ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment
مُشْتَرِكُونَ ortaktırlar mush'tarikūna
ortaktırlar
٣٣ (33)
(33)
O gün hepsi azabda birleşirler.
37:34
إِنَّا biz innā
biz
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَفْعَلُ yaparız nafʿalu
yaparız
بِٱلْمُجْرِمِينَ suçlulara bil-muj'rimīna
suçlulara
٣٤ (34)
(34)
Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
37:35
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَانُوٓا۟ idiler kānū
idiler
إِذَا zaman idhā
zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَهُمْ onlara lahum
onlara
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
يَسْتَكْبِرُونَ büyüklük tasıyor(lar) yastakbirūna
büyüklük tasıyor(lar)
٣٥ (35)
(35)
Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
37:36
وَيَقُولُونَ ve derlerdi wayaqūlūna
ve derlerdi
أَئِنَّا biz mi? a-innā
biz mi?
لَتَارِكُوٓا۟ terk edeceğiz latārikū
terk edeceğiz
ءَالِهَتِنَا tanrılarımızı ālihatinā
tanrılarımızı
لِشَاعِرٍۢ bir şair için lishāʿirin
bir şair için
مَّجْنُونٍۭ cinlenmiş majnūnin
cinlenmiş
٣٦ (36)
(36)
"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
37:37
بَلْ hayır bal
hayır
جَآءَ o getirmişti jāa
o getirmişti
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
وَصَدَّقَ ve doğrulamıştı waṣaddaqa
ve doğrulamıştı
ٱلْمُرْسَلِينَ elçileri l-mur'salīna
elçileri
٣٧ (37)
(37)
Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
37:38
إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
لَذَآئِقُوا۟ tadacaksınız ladhāiqū
tadacaksınız
ٱلْعَذَابِ azabı l-ʿadhābi
azabı
ٱلْأَلِيمِ acı l-alīmi
acı
٣٨ (38)
(38)
Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
37:39
وَمَا ve wamā
ve
تُجْزَوْنَ cezalandırılmayacaksınız tuj'zawna
cezalandırılmayacaksınız
إِلَّا dışında illā
dışında
مَا şeyler
şeyler
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış
٣٩ (39)
(39)
Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
37:40
إِلَّا (ve) hariçtir illā
(ve) hariçtir
عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis
٤٠ (40)
(40)
Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
37:41
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
رِزْقٌۭ bir rızık riz'qun
bir rızık
مَّعْلُومٌۭ bilinen maʿlūmun
bilinen
٤١ (41)
(41)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
37:42
فَوَٰكِهُ ۖ (türlü) meyvalar fawākihu
(türlü) meyvalar
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مُّكْرَمُونَ ağırlanırlar muk'ramūna
ağırlanırlar
٤٢ (42)
(42)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
37:43
فِى cennetlerinde
cennetlerinde
جَنَّـٰتِ Gardens jannāti
Gardens
ٱلنَّعِيمِ Ni'met l-naʿīmi
Ni'met
٤٣ (43)
(43)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
37:44
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
سُرُرٍۢ tahtlar sururin
tahtlar
مُّتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı otururlar mutaqābilīna
karşılıklı otururlar
٤٤ (44)
(44)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
37:45
يُطَافُ dolaştırılır yuṭāfu
dolaştırılır
عَلَيْهِم önlerinde ʿalayhim
önlerinde
بِكَأْسٍۢ kadehler bikasin
kadehler
مِّن akan kaynaktan min
akan kaynaktan
مَّعِينٍۭ a flowing spring maʿīnin
a flowing spring
٤٥ (45)
(45)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
37:46
بَيْضَآءَ berrak bayḍāa
berrak
لَذَّةٍۢ lezzetli ladhatin
lezzetli
لِّلشَّـٰرِبِينَ içenler için lilshāribīna
içenler için
٤٦ (46)
(46)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
37:47
لَا yoktur
yoktur
فِيهَا onda fīhā
onda
غَوْلٌۭ sersemletme ghawlun
sersemletme
وَلَا ve olmazlar walā
ve olmazlar
هُمْ onlar hum
onlar
عَنْهَا onunla ʿanhā
onunla
يُنزَفُونَ sarhoş yunzafūna
sarhoş
٤٧ (47)
(47)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
37:48
وَعِندَهُمْ ve yanlarında (vardır) waʿindahum
ve yanlarında (vardır)
قَـٰصِرَٰتُ kendilerini hapsetmiş qāṣirātu
kendilerini hapsetmiş
ٱلطَّرْفِ bakışlarıyla l-ṭarfi
bakışlarıyla
عِينٌۭ iri gözlü (eşler) ʿīnun
iri gözlü (eşler)
٤٨ (48)
(48)
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
37:49
كَأَنَّهُنَّ onlar gibi (eşlerdir) ka-annahunna
onlar gibi (eşlerdir)
بَيْضٌۭ bembeyaz yumurta bayḍun
bembeyaz yumurta
مَّكْنُونٌۭ saklı maknūnun
saklı
٤٩ (49)
(49)
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
37:50
فَأَقْبَلَ dönmüş fa-aqbala
dönmüş
بَعْضُهُمْ biri baʿḍuhum
biri
عَلَىٰ diğerine ʿalā
diğerine
بَعْضٍۢ others baʿḍin
others
يَتَسَآءَلُونَ soruyorlar yatasāalūna
soruyorlar
٥٠ (50)
(50)
Birbirlerine dönüp sorarlar:
37:51
قَالَ dedi qāla
dedi
قَآئِلٌۭ bir sözcü qāilun
bir sözcü
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
إِنِّى şüphesiz innī
şüphesiz
كَانَ vardı kāna
vardı
لِى benim
benim
قَرِينٌۭ bir arkadaşım qarīnun
bir arkadaşım
٥١ (51)
(51)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
37:52
يَقُولُ derdi ki yaqūlu
derdi ki
أَءِنَّكَ sen misin? a-innaka
sen misin?
لَمِنَ kimseler(den) lamina
kimseler(den)
ٱلْمُصَدِّقِينَ doğrulayan(lar) l-muṣadiqīna
doğrulayan(lar)
٥٢ (52)
(52)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
37:53
أَءِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı?
مِتْنَا biz öldüğümüz mit'nā
biz öldüğümüz
وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz
تُرَابًۭا toprak turāban
toprak
وَعِظَـٰمًا ve kemik waʿiẓāman
ve kemik
أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi?
لَمَدِينُونَ cezalanacağız lamadīnūna
cezalanacağız
٥٣ (53)
(53)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
37:54
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
هَلْ siz hal
siz
أَنتُم you antum
you
مُّطَّلِعُونَ bakar mısınız? muṭṭaliʿūna
bakar mısınız?
٥٤ (54)
(54)
Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
37:55
فَٱطَّلَعَ baktı fa-iṭṭalaʿa
baktı
فَرَءَاهُ onu gördü faraāhu
onu gördü
فِى ortasında
ortasında
سَوَآءِ (the) midst sawāi
(the) midst
ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin
٥٥ (55)
(55)
Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
37:56
قَالَ dedi qāla
dedi
تَٱللَّهِ tallahi tal-lahi
tallahi
إِن sen az daha in
sen az daha
كِدتَّ you almost kidtta
you almost
لَتُرْدِينِ beni de alçaltacaktın latur'dīni
beni de alçaltacaktın
٥٦ (56)
(56)
Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
37:57
وَلَوْلَا ve olmasaydı walawlā
ve olmasaydı
نِعْمَةُ ni'meti niʿ'matu
ni'meti
رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin
لَكُنتُ şimdi ben de olurdum lakuntu
şimdi ben de olurdum
مِنَ (oraya) getirilenlerden mina
(oraya) getirilenlerden
ٱلْمُحْضَرِينَ those brought l-muḥ'ḍarīna
those brought
٥٧ (57)
(57)
"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
37:58
أَفَمَا değil miyiz? afamā
değil miyiz?
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِمَيِّتِينَ öleceklerden bimayyitīna
öleceklerden
٥٨ (58)
(58)
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
37:59
إِلَّا dışında illā
dışında
مَوْتَتَنَا ölümümüz mawtatanā
ölümümüz
ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِمُعَذَّبِينَ azaba uğratılcak bimuʿadhabīna
azaba uğratılcak
٥٩ (59)
(59)
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
37:60
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَهُوَ ta kendisidir lahuwa
ta kendisidir
ٱلْفَوْزُ başarının l-fawzu
başarının
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
٦٠ (60)
(60)
İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
37:61
لِمِثْلِ misli gibi limith'li
misli gibi
هَـٰذَا bunun hādhā
bunun
فَلْيَعْمَلِ çalışsınlar falyaʿmali
çalışsınlar
ٱلْعَـٰمِلُونَ çalışanlar l-ʿāmilūna
çalışanlar
٦١ (61)
(61)
Çalışanlar bunun için çalışsın.
37:62
أَذَٰلِكَ bu mu? adhālika
bu mu?
خَيْرٌۭ hayırlı khayrun
hayırlı
نُّزُلًا ağırlanmak için nuzulan
ağırlanmak için
أَمْ yoksa am
yoksa
شَجَرَةُ ağacı (mı?) shajaratu
ağacı (mı?)
ٱلزَّقُّومِ zakkum l-zaqūmi
zakkum
٦٢ (62)
(62)
Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
37:63
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
جَعَلْنَـٰهَا onu yaptık jaʿalnāhā
onu yaptık
فِتْنَةًۭ bir fitne (sınav) fit'natan
bir fitne (sınav)
لِّلظَّـٰلِمِينَ zalimler için lilẓẓālimīna
zalimler için
٦٣ (63)
(63)
Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
37:64
إِنَّهَا elbette o innahā
elbette o
شَجَرَةٌۭ bir ağaçtır shajaratun
bir ağaçtır
تَخْرُجُ çıkan takhruju
çıkan
فِىٓ dibinde
dibinde
أَصْلِ (the) bottom aṣli
(the) bottom
ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin
٦٤ (64)
(64)
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
37:65
طَلْعُهَا tomurcukları ṭalʿuhā
tomurcukları
كَأَنَّهُۥ gibidir ka-annahu
gibidir
رُءُوسُ başları ruūsu
başları
ٱلشَّيَـٰطِينِ şeytanların l-shayāṭīni
şeytanların
٦٥ (65)
(65)
Tomurcukları şeytan başı gibidir.
37:66
فَإِنَّهُمْ onlar fa-innahum
onlar
لَـَٔاكِلُونَ yiyeceklerdir laākilūna
yiyeceklerdir
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
فَمَالِـُٔونَ ve dolduracaklardır famāliūna
ve dolduracaklardır
مِنْهَا onunla min'hā
onunla
ٱلْبُطُونَ karınlarını l-buṭūna
karınlarını
٦٦ (66)
(66)
İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
37:67
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
لَهُمْ onların vardır lahum
onların vardır
عَلَيْهَا bunun üzerine ʿalayhā
bunun üzerine
لَشَوْبًۭا bir içkileri lashawban
bir içkileri
مِّنْ kaynar sudan min
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ boiling water ḥamīmin
boiling water
٦٧ (67)
(67)
Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
37:68
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِنَّ elbette inna
elbette
مَرْجِعَهُمْ dönecekleri yer marjiʿahum
dönecekleri yer
لَإِلَى mutlaka la-ilā
mutlaka
ٱلْجَحِيمِ cehennemdir l-jaḥīmi
cehennemdir
٦٨ (68)
(68)
Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
37:69
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
أَلْفَوْا۟ buldular alfaw
buldular
ءَابَآءَهُمْ babalarını ābāahum
babalarını
ضَآلِّينَ sapık kimseler ḍāllīna
sapık kimseler
٦٩ (69)
(69)
Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
37:70
فَهُمْ kendileri de fahum
kendileri de
عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde
ءَاثَـٰرِهِمْ onların izleri āthārihim
onların izleri
يُهْرَعُونَ koşturuyorlar yuh'raʿūna
koşturuyorlar
٧٠ (70)
(70)
Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
37:71
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ضَلَّ sapmıştı ḍalla
sapmıştı
قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce
أَكْثَرُ çoğu aktharu
çoğu
ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin
٧١ (71)
(71)
Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
37:72
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا biz göndermiştik arsalnā
biz göndermiştik
فِيهِم onların içine fīhim
onların içine
مُّنذِرِينَ uyarıcılar mundhirīna
uyarıcılar
٧٢ (72)
(72)
And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
37:73
فَٱنظُرْ bak fa-unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْمُنذَرِينَ uyarılanların l-mundharīna
uyarılanların
٧٣ (73)
(73)
Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
37:74
إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis
٧٤ (74)
(74)
Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
37:75
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
نَادَىٰنَا bize yalvarmıştı nādānā
bize yalvarmıştı
نُوحٌۭ Nuh nūḥun
Nuh
فَلَنِعْمَ ne güzel falaniʿ'ma
ne güzel
ٱلْمُجِيبُونَ kabul buyurmuştuk l-mujībūna
kabul buyurmuştuk
٧٥ (75)
(75)
And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
37:76
وَنَجَّيْنَـٰهُ onu kurtarmıştık wanajjaynāhu
onu kurtarmıştık
وَأَهْلَهُۥ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini
مِنَ sıkıntıdan mina
sıkıntıdan
ٱلْكَرْبِ the distress l-karbi
the distress
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٧٦ (76)
(76)
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
37:77
وَجَعَلْنَا ve yaptık wajaʿalnā
ve yaptık
ذُرِّيَّتَهُۥ onun zürriyetini dhurriyyatahu
onun zürriyetini
هُمُ onları humu
onları
ٱلْبَاقِينَ kalıcı l-bāqīna
kalıcı
٧٧ (77)
(77)
Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
37:78
وَتَرَكْنَا ve (iyi bir ün) bıraktık wataraknā
ve (iyi bir ün) bıraktık
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
فِى arasında
arasında
ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler
٧٨ (78)
(78)
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
37:79
سَلَـٰمٌ selam olsun salāmun
selam olsun
عَلَىٰ Nuh'a ʿalā
Nuh'a
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
فِى içinde
içinde
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler
٧٩ (79)
(79)
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
37:80
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
٨٠ (80)
(80)
İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
37:81
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
مِنْ bizim kullarımızdandır min
bizim kullarımızdandır
عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves
ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan l-mu'minīna
inanan
٨١ (81)
(81)
Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
37:82
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَغْرَقْنَا suda boğduk aghraqnā
suda boğduk
ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini
٨٢ (82)
(82)
Sonra, diğerlerini suda boğduk.
37:83
۞ وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
مِن onun kolundan idi min
onun kolundan idi
شِيعَتِهِۦ his kind shīʿatihi
his kind
لَإِبْرَٰهِيمَ İbrahim de la-ib'rāhīma
İbrahim de
٨٣ (83)
(83)
İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
37:84
إِذْ zira idh
zira
جَآءَ gelmişti jāa
gelmişti
رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine
بِقَلْبٍۢ bir kalb ile biqalbin
bir kalb ile
سَلِيمٍ tertemiz salīmin
tertemiz
٨٤ (84)
(84)
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
37:85
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına
وَقَوْمِهِۦ ve kavmine waqawmihi
ve kavmine
مَاذَا neye mādhā
neye
تَعْبُدُونَ tapıyorsunuz taʿbudūna
tapıyorsunuz
٨٥ (85)
(85)
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
37:86
أَئِفْكًا uydurma a-if'kan
uydurma
ءَالِهَةًۭ tanrılar (mı?) ālihatan
tanrılar (mı?)
دُونَ bırakıp dūna
bırakıp
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
تُرِيدُونَ istiyorsunuz turīdūna
istiyorsunuz
٨٦ (86)
(86)
"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
37:87
فَمَا nedir? famā
nedir?
ظَنُّكُم zannınız ẓannukum
zannınız
بِرَبِّ Rabbi hakkında birabbi
Rabbi hakkında
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٨٧ (87)
(87)
"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
37:88
فَنَظَرَ baktı fanaẓara
baktı
نَظْرَةًۭ göz atarak naẓratan
göz atarak
فِى yıldızlara
yıldızlara
ٱلنُّجُومِ the stars l-nujūmi
the stars
٨٨ (88)
(88)
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
37:89
فَقَالَ ve dedi faqāla
ve dedi
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
سَقِيمٌۭ hastayım saqīmun
hastayım
٨٩ (89)
(89)
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
37:90
فَتَوَلَّوْا۟ bunun üzerine kaçtılar fatawallaw
bunun üzerine kaçtılar
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
مُدْبِرِينَ arkalarını dönüp mud'birīna
arkalarını dönüp
٩٠ (90)
(90)
Onu bırakıp gittiler.
37:91
فَرَاغَ o da gizlice sokuldu farāgha
o da gizlice sokuldu
إِلَىٰٓ onların tanrılarına ilā
onların tanrılarına
ءَالِهَتِهِمْ their gods ālihatihim
their gods
فَقَالَ ve dedi faqāla
ve dedi
أَلَا yemez misini? alā
yemez misini?
تَأْكُلُونَ you eat takulūna
you eat
٩١ (91)
(91)
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
37:92
مَا neyiniz var?
neyiniz var?
لَكُمْ for you lakum
for you
لَا konuşmuyorsunuz
konuşmuyorsunuz
تَنطِقُونَ you speak tanṭiqūna
you speak
٩٢ (92)
(92)
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
37:93
فَرَاغَ ve gizlice sokulup farāgha
ve gizlice sokulup
عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
ضَرْبًۢا darbe indirdi ḍarban
darbe indirdi
بِٱلْيَمِينِ sağ eliyle bil-yamīni
sağ eliyle
٩٣ (93)
(93)
Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
37:94
فَأَقْبَلُوٓا۟ hemen gittiler fa-aqbalū
hemen gittiler
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
يَزِفُّونَ koşarak yaziffūna
koşarak
٩٤ (94)
(94)
Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
37:95
قَالَ dedi qāla
dedi
أَتَعْبُدُونَ şeylere-mi tapıyorsunuz? ataʿbudūna
şeylere-mi tapıyorsunuz?
مَا şeylere
şeylere
تَنْحِتُونَ yonttuğunuz tanḥitūna
yonttuğunuz
٩٥ (95)
(95)
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
37:96
وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah
خَلَقَكُمْ sizi yaratmıştır khalaqakum
sizi yaratmıştır
وَمَا ve (bu şeyleri) wamā
ve (bu şeyleri)
تَعْمَلُونَ yaptığınız taʿmalūna
yaptığınız
٩٦ (96)
(96)
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
37:97
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
ٱبْنُوا۟ yapın ib'nū
yapın
لَهُۥ onun için lahu
onun için
بُنْيَـٰنًۭا bir bina bun'yānan
bir bina
فَأَلْقُوهُ ve onu atın fa-alqūhu
ve onu atın
فِى ateşe
ateşe
ٱلْجَحِيمِ the blazing Fire l-jaḥīmi
the blazing Fire
٩٧ (97)
(97)
Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
37:98
فَأَرَادُوا۟ ve istediler fa-arādū
ve istediler
بِهِۦ ona bihi
ona
كَيْدًۭا bir tuzak kurmak kaydan
bir tuzak kurmak
فَجَعَلْنَـٰهُمُ biz de onları kıldık fajaʿalnāhumu
biz de onları kıldık
ٱلْأَسْفَلِينَ aşağılıklardan l-asfalīna
aşağılıklardan
٩٨ (98)
(98)
Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
37:99
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
ذَاهِبٌ gideceğim dhāhibun
gideceğim
إِلَىٰ Rabbime ilā
Rabbime
رَبِّى my Lord rabbī
my Lord
سَيَهْدِينِ O beni doğru yola iletecek sayahdīni
O beni doğru yola iletecek
٩٩ (99)
(99)
İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
37:100
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
هَبْ lutfet hab
lutfet
لِى bana
bana
مِنَ iyilerden (bir çocuk) mina
iyilerden (bir çocuk)
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
١٠٠ (100)
(100)
"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
37:101
فَبَشَّرْنَـٰهُ ona müjdeledik fabasharnāhu
ona müjdeledik
بِغُلَـٰمٍ bir erkek çocuk bighulāmin
bir erkek çocuk
حَلِيمٍۢ halim ḥalīmin
halim
١٠١ (101)
(101)
Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
37:102
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
بَلَغَ (çocuk) erişince; balagha
(çocuk) erişince;
مَعَهُ onun yanında maʿahu
onun yanında
ٱلسَّعْىَ koşma çağına l-saʿya
koşma çağına
قَالَ (İbrahim ona) dedi qāla
(İbrahim ona) dedi
يَـٰبُنَىَّ ey yavrum yābunayya
ey yavrum
إِنِّىٓ şüphesiz ki ben innī
şüphesiz ki ben
أَرَىٰ görüyorum arā
görüyorum
فِى uykuda
uykuda
ٱلْمَنَامِ the dream l-manāmi
the dream
أَنِّىٓ ben annī
ben
أَذْبَحُكَ seni kesiyorum adhbaḥuka
seni kesiyorum
فَٱنظُرْ (düşün) bak fa-unẓur
(düşün) bak
مَاذَا ne? mādhā
ne?
تَرَىٰ ۚ görüyorsun (dersin) tarā
görüyorsun (dersin)
قَالَ dedi qāla
dedi
يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım
ٱفْعَلْ yap if'ʿal
yap
مَا şeyi
şeyi
تُؤْمَرُ ۖ sana emredilen tu'maru
sana emredilen
سَتَجِدُنِىٓ beni bulacaksın satajidunī
beni bulacaksın
إِن eğer in
eğer
شَآءَ dilerse shāa
dilerse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنَ sabredenlerden mina
sabredenlerden
ٱلصَّـٰبِرِينَ the patient ones l-ṣābirīna
the patient ones
١٠٢ (102)
(102)
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
37:103
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَسْلَمَا ikisi (Allah'ın emrine) teslim oludu aslamā
ikisi (Allah'ın emrine) teslim oludu
وَتَلَّهُۥ ve (çocuğu) yıktı watallahu
ve (çocuğu) yıktı
لِلْجَبِينِ alnı üzerine lil'jabīni
alnı üzerine
١٠٣ (103)
(103)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
37:104
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ ve biz ona seslendik wanādaynāhu
ve biz ona seslendik
أَن diye an
diye
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ey İbrahim yāib'rāhīmu
ey İbrahim
١٠٤ (104)
(104)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
37:105
قَدْ andolsun qad
andolsun
صَدَّقْتَ sen doğruladın ṣaddaqta
sen doğruladın
ٱلرُّءْيَآ ۚ rüyayı l-ru'yā
rüyayı
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
١٠٥ (105)
(105)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
37:106
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَهُوَ muhakkak o lahuwa
muhakkak o
ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ bir imtihandır l-balāu
bir imtihandır
ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık
١٠٦ (106)
(106)
Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
37:107
وَفَدَيْنَـٰهُ ve fidye olarak ona verdik wafadaynāhu
ve fidye olarak ona verdik
بِذِبْحٍ bir kurbanlık bidhib'ḥin
bir kurbanlık
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٠٧ (107)
(107)
Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
37:108
وَتَرَكْنَا ve (iyi bir ün) bıraktık wataraknā
ve (iyi bir ün) bıraktık
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
فِى arasında
arasında
ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler
١٠٨ (108)
(108)
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
37:109
سَلَـٰمٌ selam olsun salāmun
selam olsun
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
١٠٩ (109)
(109)
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
37:110
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَجْزِى biz mükafatlandırırız najzī
biz mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
١١٠ (110)
(110)
İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
37:111
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı
عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min l-mu'minīna
mü'min
١١١ (111)
(111)
Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
37:112
وَبَشَّرْنَـٰهُ ve ona müjdeledik wabasharnāhu
ve ona müjdeledik
بِإِسْحَـٰقَ İshak'ı bi-is'ḥāqa
İshak'ı
نَبِيًّۭا bir peygamber olarak nabiyyan
bir peygamber olarak
مِّنَ iyilerden mina
iyilerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
١١٢ (112)
(112)
Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
37:113
وَبَـٰرَكْنَا ve bereketler verdik wabāraknā
ve bereketler verdik
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
وَعَلَىٰٓ ve waʿalā
ve
إِسْحَـٰقَ ۚ İshak'a is'ḥāqa
İshak'a
وَمِن onların neslinden wamin
onların neslinden
ذُرِّيَّتِهِمَا their offspring dhurriyyatihimā
their offspring
مُحْسِنٌۭ iyi hareket eden de var muḥ'sinun
iyi hareket eden de var
وَظَالِمٌۭ ve zulmeden de waẓālimun
ve zulmeden de
لِّنَفْسِهِۦ kendisine linafsihi
kendisine
مُبِينٌۭ açıkça mubīnun
açıkça
١١٣ (113)
(113)
Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
37:114
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
مَنَنَّا lutuflarda bulunduk manannā
lutuflarda bulunduk
عَلَىٰ Musa'ya ʿalā
Musa'ya
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
وَهَـٰرُونَ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a
١١٤ (114)
(114)
And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
37:115
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا ve onları kurtardık wanajjaynāhumā
ve onları kurtardık
وَقَوْمَهُمَا ve kavimlerini waqawmahumā
ve kavimlerini
مِنَ sıkıntıdan mina
sıkıntıdan
ٱلْكَرْبِ the distress l-karbi
the distress
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
١١٥ (115)
(115)
İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
37:116
وَنَصَرْنَـٰهُمْ ve onlara yardım ettik wanaṣarnāhum
ve onlara yardım ettik
فَكَانُوا۟ böylece oldular fakānū
böylece oldular
هُمُ kendileri humu
kendileri
ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelenler(den) l-ghālibīna
üstün gelenler(den)
١١٦ (116)
(116)
Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
37:117
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ve onlara verdik waātaynāhumā
ve onlara verdik
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
ٱلْمُسْتَبِينَ açık ifadeli l-mus'tabīna
açık ifadeli
١١٧ (117)
(117)
Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
37:118
وَهَدَيْنَـٰهُمَا ve onları ilettik wahadaynāhumā
ve onları ilettik
ٱلصِّرَٰطَ yola l-ṣirāṭa
yola
ٱلْمُسْتَقِيمَ doğru l-mus'taqīma
doğru
١١٨ (118)
(118)
Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
37:119
وَتَرَكْنَا ve (iyi bir ün) bıraktık wataraknā
ve (iyi bir ün) bıraktık
عَلَيْهِمَا onlara ʿalayhimā
onlara
فِى arasında
arasında
ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler
١١٩ (119)
(119)
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
37:120
سَلَـٰمٌ selam olsun salāmun
selam olsun
عَلَىٰ Musa'ya ʿalā
Musa'ya
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
وَهَـٰرُونَ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a
١٢٠ (120)
(120)
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
37:121
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
١٢١ (121)
(121)
Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
37:122
إِنَّهُمَا çünkü ikisi de innahumā
çünkü ikisi de
مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı
عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves
ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan l-mu'minīna
inanan
١٢٢ (122)
(122)
İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
37:123
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
إِلْيَاسَ İlyas il'yāsa
İlyas
لَمِنَ elçilerdendi lamina
elçilerdendi
ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers
١٢٣ (123)
(123)
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
37:124
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine
أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear tattaqūna
you fear
١٢٤ (124)
(124)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
37:125
أَتَدْعُونَ Ba'l'e-mi yalvarıyorsunuz? atadʿūna
Ba'l'e-mi yalvarıyorsunuz?
بَعْلًۭا Ba'l'e baʿlan
Ba'l'e
وَتَذَرُونَ ve bırakıyorsunuz watadharūna
ve bırakıyorsunuz
أَحْسَنَ en güzelini aḥsana
en güzelini
ٱلْخَـٰلِقِينَ yaratıcıların l-khāliqīna
yaratıcıların
١٢٥ (125)
(125)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
37:126
ٱللَّهَ Allah'ı? al-laha
Allah'ı?
رَبَّكُمْ sizin Rabbiniz rabbakum
sizin Rabbiniz
وَرَبَّ ve Rabbi warabba
ve Rabbi
ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın
ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki
١٢٦ (126)
(126)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
37:127
فَكَذَّبُوهُ onu yalanladılar fakadhabūhu
onu yalanladılar
فَإِنَّهُمْ bundan dolayı onlar fa-innahum
bundan dolayı onlar
لَمُحْضَرُونَ (azaba) getirileceklerdir lamuḥ'ḍarūna
(azaba) getirileceklerdir
١٢٧ (127)
(127)
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
37:128
إِلَّا yalnız hariçtir illā
yalnız hariçtir
عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis
١٢٨ (128)
(128)
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
37:129
وَتَرَكْنَا biz (iyi bir ün) bıraktık wataraknā
biz (iyi bir ün) bıraktık
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
فِى arasında
arasında
ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler
١٢٩ (129)
(129)
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
37:130
سَلَـٰمٌ selam olsun salāmun
selam olsun
عَلَىٰٓ İlyas'a ʿalā
İlyas'a
إِلْ يَاسِينَ Elijah il yāsīna
Elijah
١٣٠ (130)
(130)
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
37:131
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
١٣١ (131)
(131)
Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
37:132
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı
عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min l-mu'minīna
mü'min
١٣٢ (132)
(132)
O, inanmış kullarımızdandı.
37:133
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
لُوطًۭا Lut lūṭan
Lut
لَّمِنَ gönderilen elçilerdendi lamina
gönderilen elçilerdendi
ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers
١٣٣ (133)
(133)
Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
37:134
إِذْ hani idh
hani
نَجَّيْنَـٰهُ onu kurtarmıştık najjaynāhu
onu kurtarmıştık
وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini
أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini
١٣٤ (134)
(134)
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
37:135
إِلَّا dışında illā
dışında
عَجُوزًۭا acuze bir kadın ʿajūzan
acuze bir kadın
فِى arasında bulunan
arasında bulunan
ٱلْغَـٰبِرِينَ (azabda) kalacaklar l-ghābirīna
(azabda) kalacaklar
١٣٥ (135)
(135)
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
37:136
ثُمَّ sonra thumma
sonra
دَمَّرْنَا kırdık (geçirdik) dammarnā
kırdık (geçirdik)
ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekileri l-ākharīna
ötekileri
١٣٦ (136)
(136)
Sonra diğerlerini yok etmiştik.
37:137
وَإِنَّكُمْ şüphesiz siz wa-innakum
şüphesiz siz
لَتَمُرُّونَ geçip gidiyorsunuz latamurrūna
geçip gidiyorsunuz
عَلَيْهِم onların yanlarından ʿalayhim
onların yanlarından
مُّصْبِحِينَ sabahleyin muṣ'biḥīna
sabahleyin
١٣٧ (137)
(137)
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
37:138
وَبِٱلَّيْلِ ۗ ve geceleyin wabi-al-layli
ve geceleyin
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason
١٣٨ (138)
(138)
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
37:139
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
يُونُسَ Yunus yūnusa
Yunus
لَمِنَ gönderilen elçilerdendi lamina
gönderilen elçilerdendi
ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers
١٣٩ (139)
(139)
Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
37:140
إِذْ hani idh
hani
أَبَقَ kaçmıştı abaqa
kaçmıştı
إِلَى gemiye ilā
gemiye
ٱلْفُلْكِ the ship l-ful'ki
the ship
ٱلْمَشْحُونِ dolu l-mashḥūni
dolu
١٤٠ (140)
(140)
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
37:141
فَسَاهَمَ kur'a çekti fasāhama
kur'a çekti
فَكَانَ ve oldu fakāna
ve oldu
مِنَ yenilenlerden mina
yenilenlerden
ٱلْمُدْحَضِينَ the losers l-mud'ḥaḍīna
the losers
١٤١ (141)
(141)
Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
37:142
فَٱلْتَقَمَهُ sonra onu yuttu fal-taqamahu
sonra onu yuttu
ٱلْحُوتُ balık l-ḥūtu
balık
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
مُلِيمٌۭ kendi kendisini kınarken mulīmun
kendi kendisini kınarken
١٤٢ (142)
(142)
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
37:143
فَلَوْلَآ eğer falawlā
eğer
أَنَّهُۥ ki o annahu
ki o
كَانَ olmasaydı kāna
olmasaydı
مِنَ tesbih edenlerden mina
tesbih edenlerden
ٱلْمُسَبِّحِينَ those who glorify l-musabiḥīna
those who glorify
١٤٣ (143)
(143)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
37:144
لَلَبِثَ kalırdı lalabitha
kalırdı
فِى onun karnında
onun karnında
بَطْنِهِۦٓ its belly baṭnihi
its belly
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ güne yawmi
güne
يُبْعَثُونَ yeniden diriltilecekleri yub'ʿathūna
yeniden diriltilecekleri
١٤٤ (144)
(144)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
37:145
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ onu attık fanabadhnāhu
onu attık
بِٱلْعَرَآءِ ağaçsız çıplak bir yere bil-ʿarāi
ağaçsız çıplak bir yere
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
سَقِيمٌۭ hasta bir halde iken saqīmun
hasta bir halde iken
١٤٥ (145)
(145)
Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
37:146
وَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik wa-anbatnā
ve bitirdik
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
شَجَرَةًۭ bir ağacı shajaratan
bir ağacı
مِّن asma kabak min
asma kabak
يَقْطِينٍۢ gourd yaqṭīnin
gourd
١٤٦ (146)
(146)
Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
37:147
وَأَرْسَلْنَـٰهُ ve onu elçi gönderdik wa-arsalnāhu
ve onu elçi gönderdik
إِلَىٰ (insan)a ilā
(insan)a
مِا۟ئَةِ yüz mi-ati
yüz
أَلْفٍ bin alfin
bin
أَوْ ya da aw
ya da
يَزِيدُونَ daha fazlasına yazīdūna
daha fazlasına
١٤٧ (147)
(147)
Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
37:148
فَـَٔامَنُوا۟ ve inandılar faāmanū
ve inandılar
فَمَتَّعْنَـٰهُمْ biz de onları geçindirdik famattaʿnāhum
biz de onları geçindirdik
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye
١٤٨ (148)
(148)
Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
37:149
فَٱسْتَفْتِهِمْ şimdi onlara sor fa-is'taftihim
şimdi onlara sor
أَلِرَبِّكَ Rabbine (mi?) alirabbika
Rabbine (mi?)
ٱلْبَنَاتُ kızlar l-banātu
kızlar
وَلَهُمُ onlara da walahumu
onlara da
ٱلْبَنُونَ oğlanlar (mı?) l-banūna
oğlanlar (mı?)
١٤٩ (149)
(149)
Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
37:150
أَمْ yoksa am
yoksa
خَلَقْنَا yarattık khalaqnā
yarattık
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri l-malāikata
melekleri
إِنَـٰثًۭا dişi olarak (mı?) ināthan
dişi olarak (mı?)
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
شَـٰهِدُونَ görüyorlarken shāhidūna
görüyorlarken
١٥٠ (150)
(150)
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
37:151
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّهُم elbette onlar innahum
elbette onlar
مِّنْ yüzünden min
yüzünden
إِفْكِهِمْ iftiraları if'kihim
iftiraları
لَيَقُولُونَ diyorlar ki layaqūlūna
diyorlar ki
١٥١ (151)
(151)
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
37:152
وَلَدَ doğurdu walada
doğurdu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَإِنَّهُمْ ve onlar wa-innahum
ve onlar
لَكَـٰذِبُونَ elbette yalancıdırlar lakādhibūna
elbette yalancıdırlar
١٥٢ (152)
(152)
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
37:153
أَصْطَفَى tercih mi etmiş? aṣṭafā
tercih mi etmiş?
ٱلْبَنَاتِ kızları l-banāti
kızları
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْبَنِينَ oğlanlara l-banīna
oğlanlara
١٥٣ (153)
(153)
Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
37:154
مَا ne?
ne?
لَكُمْ size (ne) oldu? lakum
size (ne) oldu?
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
تَحْكُمُونَ hüküm veriyorsunuz taḥkumūna
hüküm veriyorsunuz
١٥٤ (154)
(154)
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
37:155
أَفَلَا hiç mi düşünmüyorsunuz? afalā
hiç mi düşünmüyorsunuz?
تَذَكَّرُونَ you pay heed tadhakkarūna
you pay heed
١٥٥ (155)
(155)
Hiç düşünmez misiniz?
37:156
أَمْ yoksa (-mi var?) am
yoksa (-mi var?)
لَكُمْ sizin lakum
sizin
سُلْطَـٰنٌۭ an authority sul'ṭānun
an authority
مُّبِينٌۭ açık mubīnun
açık
١٥٦ (156)
(156)
Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
37:157
فَأْتُوا۟ getirin fatū
getirin
بِكِتَـٰبِكُمْ Kitabınızı bikitābikum
Kitabınızı
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan
١٥٧ (157)
(157)
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
37:158
وَجَعَلُوا۟ ve uydurdular wajaʿalū
ve uydurdular
بَيْنَهُۥ O'nunla baynahu
O'nunla
وَبَيْنَ arasında wabayna
arasında
ٱلْجِنَّةِ cinler l-jinati
cinler
نَسَبًۭا ۚ bir nesep nasaban
bir nesep
وَلَقَدْ oysa walaqad
oysa
عَلِمَتِ bilmişlerdir ʿalimati
bilmişlerdir
ٱلْجِنَّةُ cinler l-jinatu
cinler
إِنَّهُمْ kendilerinin innahum
kendilerinin
لَمُحْضَرُونَ (yüce divana) getirileceklerini lamuḥ'ḍarūna
(yüce divana) getirileceklerini
١٥٨ (158)
(158)
Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
37:159
سُبْحَـٰنَ (münezzehtir) yücedir sub'ḥāna
(münezzehtir) yücedir
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
عَمَّا onların taktıkları sıfatlardan ʿammā
onların taktıkları sıfatlardan
يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute
١٥٩ (159)
(159)
Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
37:160
إِلَّا fakat hariçtir illā
fakat hariçtir
عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ temiz l-mukh'laṣīna
temiz
١٦٠ (160)
(160)
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
37:161
فَإِنَّكُمْ ne siz fa-innakum
ne siz
وَمَا ve ne de wamā
ve ne de
تَعْبُدُونَ taptıklarınız taʿbudūna
taptıklarınız
١٦١ (161)
(161)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
37:162
مَآ değil(siniz)
değil(siniz)
أَنتُمْ siz antum
siz
عَلَيْهِ O'na karşı ʿalayhi
O'na karşı
بِفَـٰتِنِينَ saptıracak bifātinīna
saptıracak
١٦٢ (162)
(162)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
37:163
إِلَّا başkasını illā
başkasını
مَنْ kimseden man
kimseden
هُوَ O huwa
O
صَالِ girecek ṣāli
girecek
ٱلْجَحِيمِ cehenneme l-jaḥīmi
cehenneme
١٦٣ (163)
(163)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
37:164
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
مِنَّآ bizden kimsenin minnā
bizden kimsenin
إِلَّا dışında illā
dışında
لَهُۥ onun lahu
onun
مَقَامٌۭ bir makamı maqāmun
bir makamı
مَّعْلُومٌۭ bilinen maʿlūmun
bilinen
١٦٤ (164)
(164)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
37:165
وَإِنَّا ve elbette biziz wa-innā
ve elbette biziz
لَنَحْنُ muhakkak biz lanaḥnu
muhakkak biz
ٱلصَّآفُّونَ o saf saf dizilenler l-ṣāfūna
o saf saf dizilenler
١٦٥ (165)
(165)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
37:166
وَإِنَّا ve elbette biziz wa-innā
ve elbette biziz
لَنَحْنُ muhakkak biz lanaḥnu
muhakkak biz
ٱلْمُسَبِّحُونَ o tesbih edenler l-musabiḥūna
o tesbih edenler
١٦٦ (166)
(166)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
37:167
وَإِن ve elbette wa-in
ve elbette
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
لَيَقُولُونَ şöyle diyorlardı layaqūlūna
şöyle diyorlardı
١٦٧ (167)
(167)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
37:168
لَوْ eğer olsaydı law
eğer olsaydı
أَنَّ kuşkusuz anna
kuşkusuz
عِندَنَا yanımızda ʿindanā
yanımızda
ذِكْرًۭا bir uyarı dhik'ran
bir uyarı
مِّنَ öncekilerden mina
öncekilerden
ٱلْأَوَّلِينَ the former (people) l-awalīna
the former (people)
١٦٨ (168)
(168)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
37:169
لَكُنَّا elbette biz olurduk lakunnā
elbette biz olurduk
عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis
١٦٩ (169)
(169)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
37:170
فَكَفَرُوا۟ ama inkar ettiler fakafarū
ama inkar ettiler
بِهِۦ ۖ onu bihi
onu
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir
١٧٠ (170)
(170)
Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
37:171
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
سَبَقَتْ geçmişti sabaqat
geçmişti
كَلِمَتُنَا şu sözümüz kalimatunā
şu sözümüz
لِعِبَادِنَا kullarımıza liʿibādinā
kullarımıza
ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçi l-mur'salīna
gönderilen elçi
١٧١ (171)
(171)
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
37:172
إِنَّهُمْ mutlaka onlar innahum
mutlaka onlar
لَهُمُ kendileri olacaktır lahumu
kendileri olacaktır
ٱلْمَنصُورُونَ zafere ulaştırılanlar l-manṣūrūna
zafere ulaştırılanlar
١٧٢ (172)
(172)
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
37:173
وَإِنَّ ve mutlaka wa-inna
ve mutlaka
جُندَنَا bizim ordumuz jundanā
bizim ordumuz
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلْغَـٰلِبُونَ galip gelecektir l-ghālibūna
galip gelecektir
١٧٣ (173)
(173)
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
37:174
فَتَوَلَّ o halde dön fatawalla
o halde dön
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye
١٧٤ (174)
(174)
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
37:175
وَأَبْصِرْهُمْ onları gözetle wa-abṣir'hum
onları gözetle
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
يُبْصِرُونَ göreceklerdir yub'ṣirūna
göreceklerdir
١٧٥ (175)
(175)
Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
37:176
أَفَبِعَذَابِنَا bizim azabımızı mı? afabiʿadhābinā
bizim azabımızı mı?
يَسْتَعْجِلُونَ acele istiyorlar yastaʿjilūna
acele istiyorlar
١٧٦ (176)
(176)
Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
37:177
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
نَزَلَ (azab) indiği nazala
(azab) indiği
بِسَاحَتِهِمْ yurtlarına bisāḥatihim
yurtlarına
فَسَآءَ ne kötü olur fasāa
ne kötü olur
صَبَاحُ sabahı ṣabāḥu
sabahı
ٱلْمُنذَرِينَ uyarılmış olanların l-mundharīna
uyarılmış olanların
١٧٧ (177)
(177)
O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
37:178
وَتَوَلَّ ve uzaklaş watawalla
ve uzaklaş
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye
١٧٨ (178)
(178)
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
37:179
وَأَبْصِرْ ve (bekle de) gör wa-abṣir
ve (bekle de) gör
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
يُبْصِرُونَ onlar da göreceklerdir yub'ṣirūna
onlar da göreceklerdir
١٧٩ (179)
(179)
İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
37:180
سُبْحَـٰنَ yücedir sub'ḥāna
yücedir
رَبِّكَ Rabbin rabbika
Rabbin
رَبِّ sahibi rabbi
sahibi
ٱلْعِزَّةِ kudret ve şeref l-ʿizati
kudret ve şeref
عَمَّا onların nitelendirmelerinden ʿammā
onların nitelendirmelerinden
يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute
١٨٠ (180)
(180)
Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
37:181
وَسَلَـٰمٌ ve selam olsun wasalāmun
ve selam olsun
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçiler l-mur'salīna
gönderilen elçiler
١٨١ (181)
(181)
Ve selam, peygamberleredir.
37:182
وَٱلْحَمْدُ ve hamd olsun wal-ḥamdu
ve hamd olsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٨٢ (182)
(182)
Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.