36

Yasin

Mekki 83 Ayet Cüz 22
يس
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
36:1
يسٓ Yâ Sîn ya-seen
Yâ Sîn
١ (1)
(1)
Ya, Sin.
36:2
وَٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a andolsun wal-qur'āni
Kur'an'a andolsun
ٱلْحَكِيمِ hikmetli l-ḥakīmi
hikmetli
٢ (2)
(2)
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
36:3
إِنَّكَ kuşkusuz sen innaka
kuşkusuz sen
لَمِنَ gönderilmiş elçilerdensin lamina
gönderilmiş elçilerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers
٣ (3)
(3)
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
36:4
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
صِرَٰطٍۢ bir yol ṣirāṭin
bir yol
مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru mus'taqīmin
dosdoğru
٤ (4)
(4)
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
36:5
تَنزِيلَ indirdiği (üzerindesin) tanzīla
indirdiği (üzerindesin)
ٱلْعَزِيزِ üstün olanın l-ʿazīzi
üstün olanın
ٱلرَّحِيمِ çok esirgeyenin l-raḥīmi
çok esirgeyenin
٥ (5)
(5)
Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.
36:6
لِتُنذِرَ uyarman için litundhira
uyarman için
قَوْمًۭا bir toplumu qawman
bir toplumu
مَّآ uyarılmamış
uyarılmamış
أُنذِرَ were warned undhira
were warned
ءَابَآؤُهُمْ babaları ābāuhum
babaları
فَهُمْ bu yüzden onlar fahum
bu yüzden onlar
غَـٰفِلُونَ gaflet içindedirler ghāfilūna
gaflet içindedirler
٦ (6)
(6)
Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.
36:7
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
حَقَّ hak oldu ḥaqqa
hak oldu
ٱلْقَوْلُ o söz l-qawlu
o söz
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
أَكْثَرِهِمْ onların çoğu aktharihim
onların çoğu
فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
٧ (7)
(7)
And olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.
36:8
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
جَعَلْنَا geçirdik jaʿalnā
geçirdik
فِىٓ onların boyunlarına
onların boyunlarına
أَعْنَـٰقِهِمْ their necks aʿnāqihim
their necks
أَغْلَـٰلًۭا halkalar aghlālan
halkalar
فَهِىَ o (halkalar) fahiya
o (halkalar)
إِلَى çenelere kadar dayanır ilā
çenelere kadar dayanır
ٱلْأَذْقَانِ the chins l-adhqāni
the chins
فَهُم bu yüzden onların fahum
bu yüzden onların
مُّقْمَحُونَ kafaları kalkıktır muq'maḥūna
kafaları kalkıktır
٨ (8)
(8)
Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.
36:9
وَجَعَلْنَا ve kıldık (çektik) wajaʿalnā
ve kıldık (çektik)
مِنۢ önlerinden min
önlerinden
بَيْنِ before/between bayni
before/between
أَيْدِيهِمْ önlerinden aydīhim
önlerinden
سَدًّۭا bir sed saddan
bir sed
وَمِنْ ve wamin
ve
خَلْفِهِمْ arkalarından khalfihim
arkalarından
سَدًّۭا bir sed saddan
bir sed
فَأَغْشَيْنَـٰهُمْ ve onları kapattık fa-aghshaynāhum
ve onları kapattık
فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar
لَا görmezler
görmezler
يُبْصِرُونَ see yub'ṣirūna
see
٩ (9)
(9)
Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.
36:10
وَسَوَآءٌ birdir wasawāon
birdir
عَلَيْهِمْ onlar için ʿalayhim
onlar için
ءَأَنذَرْتَهُمْ uyarsan (da) a-andhartahum
uyarsan (da)
أَمْ yada am
yada
لَمْ uyarmasan (da) lam
uyarmasan (da)
تُنذِرْهُمْ warn them tundhir'hum
warn them
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they will believe yu'minūna
they will believe
١٠ (10)
(10)
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
36:11
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
تُنذِرُ sen uyarabilirsin tundhiru
sen uyarabilirsin
مَنِ kimseyi mani
kimseyi
ٱتَّبَعَ uyan ittabaʿa
uyan
ٱلذِّكْرَ Zikre l-dhik'ra
Zikre
وَخَشِىَ ve korkan wakhashiya
ve korkan
ٱلرَّحْمَـٰنَ Rahman'dan l-raḥmāna
Rahman'dan
بِٱلْغَيْبِ ۖ görmeden bil-ghaybi
görmeden
فَبَشِّرْهُ işte öylesini müjdele fabashir'hu
işte öylesini müjdele
بِمَغْفِرَةٍۢ bir mağfiretle bimaghfiratin
bir mağfiretle
وَأَجْرٍۢ ve bir mükafatla wa-ajrin
ve bir mükafatla
كَرِيمٍ güzel karīmin
güzel
١١ (11)
(11)
Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.
36:12
إِنَّا şüphe yokki biz innā
şüphe yokki biz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
نُحْىِ diriltiriz nuḥ'yī
diriltiriz
ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri
وَنَكْتُبُ ve yazarız wanaktubu
ve yazarız
مَا şeyleri (işleri)
şeyleri (işleri)
قَدَّمُوا۟ öne sürdükleri qaddamū
öne sürdükleri
وَءَاثَـٰرَهُمْ ۚ ve eserlerini waāthārahum
ve eserlerini
وَكُلَّ ve her wakulla
ve her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
أَحْصَيْنَـٰهُ ayrıntılı kaydettik aḥṣaynāhu
ayrıntılı kaydettik
فِىٓ bir sicile
bir sicile
إِمَامٍۢ a Register imāmin
a Register
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
١٢ (12)
(12)
Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır.
36:13
وَٱضْرِبْ ve anlat wa-iḍ'rib
ve anlat
لَهُم onlara lahum
onlara
مَّثَلًا misal olarak mathalan
misal olarak
أَصْحَـٰبَ halkını aṣḥāba
halkını
ٱلْقَرْيَةِ şu kent l-qaryati
şu kent
إِذْ zaman idh
zaman
جَآءَهَا geldiği jāahā
geldiği
ٱلْمُرْسَلُونَ elçiler l-mur'salūna
elçiler
١٣ (13)
(13)
İnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat:
36:14
إِذْ biz gönderdik idh
biz gönderdik
أَرْسَلْنَآ We sent arsalnā
We sent
إِلَيْهِمُ onlara ilayhimu
onlara
ٱثْنَيْنِ iki (elçi) ith'nayni
iki (elçi)
فَكَذَّبُوهُمَا onları yalanladılar fakadhabūhumā
onları yalanladılar
فَعَزَّزْنَا biz de destekledik faʿazzaznā
biz de destekledik
بِثَالِثٍۢ üçüncüsüyle bithālithin
üçüncüsüyle
فَقَالُوٓا۟ dediler ki faqālū
dediler ki
إِنَّآ biz elbette innā
biz elbette
إِلَيْكُم size ilaykum
size
مُّرْسَلُونَ gönderilen elçileriz mur'salūna
gönderilen elçileriz
١٤ (14)
(14)
Onlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi.
36:15
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
مَآ değilsiniz
değilsiniz
أَنتُمْ siz antum
siz
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
بَشَرٌۭ insandan basharun
insandan
مِّثْلُنَا bizim gibi mith'lunā
bizim gibi
وَمَآ ve wamā
ve
أَنزَلَ indirmemiştir anzala
indirmemiştir
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍ şey shayin
şey
إِنْ hayır! in
hayır!
أَنتُمْ siz antum
siz
إِلَّا sadece illā
sadece
تَكْذِبُونَ yalan söylüyorsunuz takdhibūna
yalan söylüyorsunuz
١٥ (15)
(15)
"Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler.
36:16
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz
يَعْلَمُ bilir ki yaʿlamu
bilir ki
إِنَّآ biz elbette innā
biz elbette
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
لَمُرْسَلُونَ gönderilmiş elçileriz lamur'salūna
gönderilmiş elçileriz
١٦ (16)
(16)
Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.
36:17
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
عَلَيْنَآ üzerimize düşen ʿalaynā
üzerimize düşen
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
ٱلْبَلَـٰغُ duyurmaktan l-balāghu
duyurmaktan
ٱلْمُبِينُ açıkça l-mubīnu
açıkça
١٧ (17)
(17)
Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.
36:18
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz
تَطَيَّرْنَا uğursuzluğa uğradık taṭayyarnā
uğursuzluğa uğradık
بِكُمْ ۖ sizin yüzünüzden bikum
sizin yüzünüzden
لَئِن eğer la-in
eğer
لَّمْ vazgeçmezseniz lam
vazgeçmezseniz
تَنتَهُوا۟ you desist tantahū
you desist
لَنَرْجُمَنَّكُمْ sizi mutlaka taşlarız lanarjumannakum
sizi mutlaka taşlarız
وَلَيَمَسَّنَّكُم ve size dokunur walayamassannakum
ve size dokunur
مِّنَّا bizden minnā
bizden
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
١٨ (18)
(18)
"Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler.
36:19
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
طَـٰٓئِرُكُم uğursuzluğunuz ṭāirukum
uğursuzluğunuz
مَّعَكُمْ ۚ sizin kendinizdedir maʿakum
sizin kendinizdedir
أَئِن size öğüt verildiğiiçin mi? a-in
size öğüt verildiğiiçin mi?
ذُكِّرْتُم ۚ you are admonished dhukkir'tum
you are admonished
بَلْ hayır bal
hayır
أَنتُمْ siz antum
siz
قَوْمٌۭ bir kavimsiniz qawmun
bir kavimsiniz
مُّسْرِفُونَ aşırı giden mus'rifūna
aşırı giden
١٩ (19)
(19)
Elçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi.
36:20
وَجَآءَ ve geldi wajāa
ve geldi
مِنْ en uzak yerinden min
en uzak yerinden
أَقْصَا (the) farthest end aqṣā
(the) farthest end
ٱلْمَدِينَةِ kentin l-madīnati
kentin
رَجُلٌۭ bir adam rajulun
bir adam
يَسْعَىٰ koşarak yasʿā
koşarak
قَالَ dedi qāla
dedi
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
ٱتَّبِعُوا۟ uyun ittabiʿū
uyun
ٱلْمُرْسَلِينَ elçilere l-mur'salīna
elçilere
٢٠ (20)
(20)
Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun."
36:21
ٱتَّبِعُوا۟ uyun ittabiʿū
uyun
مَن kimselere man
kimselere
لَّا sizden istemeyen
sizden istemeyen
يَسْـَٔلُكُمْ ask (of) you yasalukum
ask (of) you
أَجْرًۭا bir ücret ajran
bir ücret
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مُّهْتَدُونَ doğru yoldadırlar muh'tadūna
doğru yoldadırlar
٢١ (21)
(21)
"Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."
36:22
وَمَا ve wamā
ve
لِىَ ben niçin? liya
ben niçin?
لَآ kulluk etmeyeyim
kulluk etmeyeyim
أَعْبُدُ I worship aʿbudu
I worship
ٱلَّذِى beni yaratana alladhī
beni yaratana
فَطَرَنِى created me faṭaranī
created me
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٢٢ (22)
(22)
"Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz."
36:23
ءَأَتَّخِذُ edinir miyim? a-attakhidhu
edinir miyim?
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him
ءَالِهَةً tanrılar ālihatan
tanrılar
إِن eğer in
eğer
يُرِدْنِ bana dilese yurid'ni
bana dilese
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman
بِضُرٍّۢ bir zarar vermek biḍurrin
bir zarar vermek
لَّا sağlamaz
sağlamaz
تُغْنِ will avail tugh'ni
will avail
عَنِّى bana ʿannī
bana
شَفَـٰعَتُهُمْ onların şefa'ati shafāʿatuhum
onların şefa'ati
شَيْـًۭٔا hiçbir (fayda) shayan
hiçbir (fayda)
وَلَا ve asla walā
ve asla
يُنقِذُونِ onlar beni kurtaramazlar yunqidhūni
onlar beni kurtaramazlar
٢٣ (23)
(23)
"O'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar."
36:24
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde
لَّفِى içinde olurum lafī
içinde olurum
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
٢٤ (24)
(24)
"Doğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum."
36:25
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
ءَامَنتُ inandım āmantu
inandım
بِرَبِّكُمْ sizin Rabbinize birabbikum
sizin Rabbinize
فَٱسْمَعُونِ beni dinleyin fa-is'maʿūni
beni dinleyin
٢٥ (25)
(25)
"Şüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin."
36:26
قِيلَ denilince qīla
denilince
ٱدْخُلِ gir! ud'khuli
gir!
ٱلْجَنَّةَ ۖ cennete l-janata
cennete
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰلَيْتَ ey keşke yālayta
ey keşke
قَوْمِى kavmim qawmī
kavmim
يَعْلَمُونَ bilseydi yaʿlamūna
bilseydi
٢٦ (26)
(26)
Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.
36:27
بِمَا ne yüzden bimā
ne yüzden
غَفَرَ bağışladığını ghafara
bağışladığını
لِى beni
beni
رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin
وَجَعَلَنِى ve beni kıldığını wajaʿalanī
ve beni kıldığını
مِنَ ağırlananlardan mina
ağırlananlardan
ٱلْمُكْرَمِينَ the honored ones l-muk'ramīna
the honored ones
٢٧ (27)
(27)
Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.
36:28
۞ وَمَآ ve wamā
ve
أَنزَلْنَا biz indirmedik anzalnā
biz indirmedik
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
قَوْمِهِۦ kavminin qawmihi
kavminin
مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra
بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him
مِن hiçbir min
hiçbir
جُندٍۢ ordu jundin
ordu
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
وَمَا ve wamā
ve
كُنَّا değildik kunnā
değildik
مُنزِلِينَ indirici munzilīna
indirici
٢٨ (28)
(28)
Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.
36:29
إِن hayır in
hayır
كَانَتْ oldu kānat
oldu
إِلَّا sadece illā
sadece
صَيْحَةًۭ korkunç gürültü ṣayḥatan
korkunç gürültü
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
فَإِذَا hemen fa-idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
خَـٰمِدُونَ sönüverdiler khāmidūna
sönüverdiler
٢٩ (29)
(29)
Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.
36:30
يَـٰحَسْرَةً ey (ah!) yazık yāḥasratan
ey (ah!) yazık
عَلَى şu kullara ʿalā
şu kullara
ٱلْعِبَادِ ۚ the servants l-ʿibādi
the servants
مَا onlara gelmez ki
onlara gelmez ki
يَأْتِيهِم came to them yatīhim
came to them
مِّن hiçbir min
hiçbir
رَّسُولٍ elçi rasūlin
elçi
إِلَّا mutlaka illā
mutlaka
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ alay ederlerdi yastahziūna
alay ederlerdi
٣٠ (30)
(30)
Kullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı.
36:31
أَلَمْ görmediler mi? alam
görmediler mi?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
كَمْ nice kam
nice
أَهْلَكْنَا yok ettik ahlaknā
yok ettik
قَبْلَهُم kendilerinden önce qablahum
kendilerinden önce
مِّنَ nesillerden mina
nesillerden
ٱلْقُرُونِ the generations l-qurūni
the generations
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine
لَا bir daha dönmezler
bir daha dönmezler
يَرْجِعُونَ will not return yarjiʿūna
will not return
٣١ (31)
(31)
Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi?
36:32
وَإِن ancak wa-in
ancak
كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi
لَّمَّا zaman lammā
zaman
جَمِيعٌۭ toplandığı jamīʿun
toplandığı
لَّدَيْنَا huzurumuza ladaynā
huzurumuza
مُحْضَرُونَ getirileceklerdir muḥ'ḍarūna
getirileceklerdir
٣٢ (32)
(32)
Hepsi huzurumuza getirileceklerdir.
36:33
وَءَايَةٌۭ ve bir ayettir waāyatun
ve bir ayettir
لَّهُمُ onlar için lahumu
onlar için
ٱلْأَرْضُ toprak l-arḍu
toprak
ٱلْمَيْتَةُ ölü l-maytatu
ölü
أَحْيَيْنَـٰهَا biz onu dirilttik aḥyaynāhā
biz onu dirilttik
وَأَخْرَجْنَا ve çıkardık wa-akhrajnā
ve çıkardık
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
حَبًّۭا dane ḥabban
dane
فَمِنْهُ ve ondan famin'hu
ve ondan
يَأْكُلُونَ yiyorlar yakulūna
yiyorlar
٣٣ (33)
(33)
İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.
36:34
وَجَعَلْنَا ve yarattık wajaʿalnā
ve yarattık
فِيهَا orada fīhā
orada
جَنَّـٰتٍۢ bahçeleri jannātin
bahçeleri
مِّن hurma min
hurma
نَّخِيلٍۢ date-palms nakhīlin
date-palms
وَأَعْنَـٰبٍۢ ve üzüm wa-aʿnābin
ve üzüm
وَفَجَّرْنَا ve akıttık wafajjarnā
ve akıttık
فِيهَا orada fīhā
orada
مِنَ çeşmelerden mina
çeşmelerden
ٱلْعُيُونِ the springs l-ʿuyūni
the springs
٣٤ (34)
(34)
Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız.
36:35
لِيَأْكُلُوا۟ yemeleri için liyakulū
yemeleri için
مِن onun ürününden min
onun ürününden
ثَمَرِهِۦ its fruit thamarihi
its fruit
وَمَا ve wamā
ve
عَمِلَتْهُ emeğinden ʿamilathu
emeğinden
أَيْدِيهِمْ ۖ ellerinin aydīhim
ellerinin
أَفَلَا hala şükretmiyorlar mı? afalā
hala şükretmiyorlar mı?
يَشْكُرُونَ they be grateful yashkurūna
they be grateful
٣٥ (35)
(35)
Onun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi?
36:36
سُبْحَـٰنَ ne yücedir sub'ḥāna
ne yücedir
ٱلَّذِى O (Allah) ki alladhī
O (Allah) ki
خَلَقَ yaratmıştır khalaqa
yaratmıştır
ٱلْأَزْوَٰجَ çiftleri l-azwāja
çiftleri
كُلَّهَا bütün kullahā
bütün
مِمَّا bitirdiklerinden mimmā
bitirdiklerinden
تُنۢبِتُ grows tunbitu
grows
ٱلْأَرْضُ toprağın l-arḍu
toprağın
وَمِنْ ve wamin
ve
أَنفُسِهِمْ kendilerinden anfusihim
kendilerinden
وَمِمَّا ve nice şeylerden wamimmā
ve nice şeylerden
لَا bilmedikleri
bilmedikleri
يَعْلَمُونَ they know yaʿlamūna
they know
٣٦ (36)
(36)
Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir.
36:37
وَءَايَةٌۭ ve bir ayettir waāyatun
ve bir ayettir
لَّهُمُ onlar için lahumu
onlar için
ٱلَّيْلُ gece al-laylu
gece
نَسْلَخُ soyup alırız naslakhu
soyup alırız
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü
فَإِذَا birden fa-idhā
birden
هُم onlar hum
onlar
مُّظْلِمُونَ karanlıkta kalıverirler muẓ'limūna
karanlıkta kalıverirler
٣٧ (37)
(37)
Onlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler.
36:38
وَٱلشَّمْسُ ve güneş wal-shamsu
ve güneş
تَجْرِى akıp gider tajrī
akıp gider
لِمُسْتَقَرٍّۢ karar bulacağı yere limus'taqarrin
karar bulacağı yere
لَّهَا ۚ kendinin lahā
kendinin
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
تَقْدِيرُ takdiridir taqdīru
takdiridir
ٱلْعَزِيزِ üstün olanın l-ʿazīzi
üstün olanın
ٱلْعَلِيمِ ve bilenin l-ʿalīmi
ve bilenin
٣٨ (38)
(38)
Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.
36:39
وَٱلْقَمَرَ ve aya wal-qamara
ve aya
قَدَّرْنَـٰهُ tayin ettik qaddarnāhu
tayin ettik
مَنَازِلَ konaklar manāzila
konaklar
حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet
عَادَ bir hale geldi ʿāda
bir hale geldi
كَٱلْعُرْجُونِ hurma sapına benzer kal-ʿur'jūni
hurma sapına benzer
ٱلْقَدِيمِ eski kuru' l-qadīmi
eski kuru'
٣٩ (39)
(39)
Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir.
36:40
لَا ne
ne
ٱلشَّمْسُ güneş l-shamsu
güneş
يَنۢبَغِى mümkün olur yanbaghī
mümkün olur
لَهَآ ona (aya) lahā
ona (aya)
أَن erişmesi an
erişmesi
تُدْرِكَ it overtakes tud'rika
it overtakes
ٱلْقَمَرَ aya l-qamara
aya
وَلَا ne de walā
ne de
ٱلَّيْلُ gece al-laylu
gece
سَابِقُ önüne geçebilir sābiqu
önüne geçebilir
ٱلنَّهَارِ ۚ gündüzün l-nahāri
gündüzün
وَكُلٌّۭ ve hepsi wakullun
ve hepsi
فِى bir felekte (yörüngede)
bir felekte (yörüngede)
فَلَكٍۢ an orbit falakin
an orbit
يَسْبَحُونَ yüzmektedirler yasbaḥūna
yüzmektedirler
٤٠ (40)
(40)
Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.
36:41
وَءَايَةٌۭ ve bir ayet waāyatun
ve bir ayet
لَّهُمْ onlar için lahum
onlar için
أَنَّا taşımamızdır annā
taşımamızdır
حَمَلْنَا We carried ḥamalnā
We carried
ذُرِّيَّتَهُمْ onların çoçuklarını dhurriyyatahum
onların çoçuklarını
فِى gemide
gemide
ٱلْفُلْكِ the ship l-ful'ki
the ship
ٱلْمَشْحُونِ dolu l-mashḥūni
dolu
٤١ (41)
(41)
Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.
36:42
وَخَلَقْنَا ve yaratmamızdır wakhalaqnā
ve yaratmamızdır
لَهُم kendilerine lahum
kendilerine
مِّن onun gibi min
onun gibi
مِّثْلِهِۦ (the) likes of it mith'lihi
(the) likes of it
مَا şeyler
şeyler
يَرْكَبُونَ binecekleri yarkabūna
binecekleri
٤٢ (42)
(42)
Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.
36:43
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
نَّشَأْ dilesek nasha
dilesek
نُغْرِقْهُمْ onları (suda) boğarız nugh'riq'hum
onları (suda) boğarız
فَلَا olmaz falā
olmaz
صَرِيخَ imdad (eden) ṣarīkha
imdad (eden)
لَهُمْ onlara lahum
onlara
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
هُمْ onlar hum
onlar
يُنقَذُونَ kurtarılmazlar yunqadhūna
kurtarılmazlar
٤٣ (43)
(43)
Dilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi.
36:44
إِلَّا ancak illā
ancak
رَحْمَةًۭ bir rahmet (vardır) raḥmatan
bir rahmet (vardır)
مِّنَّا bizden minnā
bizden
وَمَتَـٰعًا ve yaşatma wamatāʿan
ve yaşatma
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye
٤٤ (44)
(44)
Ama katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık.
36:45
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱتَّقُوا۟ sakının ittaqū
sakının
مَا olanlardan
olanlardan
بَيْنَ önünüzdeki bayna
önünüzdeki
أَيْدِيكُمْ önünüzdeki aydīkum
önünüzdeki
وَمَا ve olanlardan wamā
ve olanlardan
خَلْفَكُمْ arkanızdaki khalfakum
arkanızdaki
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُرْحَمُونَ esirgenirsiniz tur'ḥamūna
esirgenirsiniz
٤٥ (45)
(45)
Onlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler.
36:46
وَمَا zaten wamā
zaten
تَأْتِيهِم onlara gelmez tatīhim
onlara gelmez
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
ءَايَةٍۢ ayet āyatin
ayet
مِّنْ ayetlerinden min
ayetlerinden
ءَايَـٰتِ (the) Signs āyāti
(the) Signs
رَبِّهِمْ Rabblerinin rabbihim
Rabblerinin
إِلَّا olmadıkları illā
olmadıkları
كَانُوا۟ they kānū
they
عَنْهَا ondan ʿanhā
ondan
مُعْرِضِينَ yüz çevirmiş muʿ'riḍīna
yüz çevirmiş
٤٦ (46)
(46)
Zaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi.
36:47
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَنفِقُوا۟ infak edin anfiqū
infak edin
مِمَّا size verdiği rızıktan mimmā
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ (has) provided you razaqakumu
(has) provided you
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
قَالَ derler qāla
derler
ٱلَّذِينَ nankörler alladhīna
nankörler
كَفَرُوا۟ disbelieved kafarū
disbelieved
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
أَنُطْعِمُ biz mi yedirelim? anuṭ'ʿimu
biz mi yedirelim?
مَن kimseye man
kimseye
لَّوْ dilediği takdirde law
dilediği takdirde
يَشَآءُ Allah willed yashāu
Allah willed
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
أَطْعَمَهُۥٓ yedireceği aṭʿamahu
yedireceği
إِنْ hayır in
hayır
أَنتُمْ siz antum
siz
إِلَّا doğrusu illā
doğrusu
فِى içindesiniz
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
٤٧ (47)
(47)
Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler.
36:48
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
مَتَىٰ ne zaman? matā
ne zaman?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْوَعْدُ tehdid (ettiğiniz azab) l-waʿdu
tehdid (ettiğiniz azab)
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru söylüyor(lar) ṣādiqīna
doğru söylüyor(lar)
٤٨ (48)
(48)
"Doğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler.
36:49
مَا beklemiyorlar
beklemiyorlar
يَنظُرُونَ they await yanẓurūna
they await
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
صَيْحَةًۭ korkunç sesten ṣayḥatan
korkunç sesten
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
تَأْخُذُهُمْ ansızın onları yakalar takhudhuhum
ansızın onları yakalar
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَخِصِّمُونَ çekişip dururlarken yakhiṣṣimūna
çekişip dururlarken
٤٩ (49)
(49)
Çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler.
36:50
فَلَا artık falā
artık
يَسْتَطِيعُونَ güçleri yetmez yastaṭīʿūna
güçleri yetmez
تَوْصِيَةًۭ bir vasiyete tawṣiyatan
bir vasiyete
وَلَآ ne de walā
ne de
إِلَىٰٓ ailelerine ilā
ailelerine
أَهْلِهِمْ their people ahlihim
their people
يَرْجِعُونَ dönmeye yarjiʿūna
dönmeye
٥٠ (50)
(50)
O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.
36:51
وَنُفِخَ ve üflendi wanufikha
ve üflendi
فِى sur'a
sur'a
ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet
فَإِذَا işte fa-idhā
işte
هُم onlar hum
onlar
مِّنَ kabirlerden mina
kabirlerden
ٱلْأَجْدَاثِ the graves l-ajdāthi
the graves
إِلَىٰ Rablerine ilā
Rablerine
رَبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
يَنسِلُونَ koşuyorlar yansilūna
koşuyorlar
٥١ (51)
(51)
Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar.
36:52
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
يَـٰوَيْلَنَا eyvah bize yāwaylanā
eyvah bize
مَنۢ kim? man
kim?
بَعَثَنَا bizi kaldırdı baʿathanā
bizi kaldırdı
مِن yattığımız yerden min
yattığımız yerden
مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ our sleeping place marqadinā
our sleeping place
هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur
مَا şey
şey
وَعَدَ va'dettiği waʿada
va'dettiği
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'ın l-raḥmānu
Rahman'ın
وَصَدَقَ demek doğru söylemiş waṣadaqa
demek doğru söylemiş
ٱلْمُرْسَلُونَ peygamberler l-mur'salūna
peygamberler
٥٢ (52)
(52)
"Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.
36:53
إِن hayır in
hayır
كَانَتْ olur kānat
olur
إِلَّا sadece illā
sadece
صَيْحَةًۭ gürültü ṣayḥatan
gürültü
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
فَإِذَا hemen fa-idhā
hemen
هُمْ onların hum
onların
جَمِيعٌۭ hepsi jamīʿun
hepsi
لَّدَيْنَا huzurumuza ladaynā
huzurumuza
مُحْضَرُونَ getirilirler muḥ'ḍarūna
getirilirler
٥٣ (53)
(53)
Tek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur.
36:54
فَٱلْيَوْمَ o gün fal-yawma
o gün
لَا haksızlık yapılmaz
haksızlık yapılmaz
تُظْلَمُ will be wronged tuẓ'lamu
will be wronged
نَفْسٌۭ hiç kimseye nafsun
hiç kimseye
شَيْـًۭٔا hiçbir şekilde shayan
hiçbir şekilde
وَلَا ve walā
ve
تُجْزَوْنَ siz cezalandırılmazsınız tuj'zawna
siz cezalandırılmazsınız
إِلَّا dışında illā
dışında
مَا olduklarınızın
olduklarınızın
كُنتُمْ you used (to) kuntum
you used (to)
تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış
٥٤ (54)
(54)
Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz.
36:55
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
أَصْحَـٰبَ halkı aṣḥāba
halkı
ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet
ٱلْيَوْمَ o gün l-yawma
o gün
فِى içinde
içinde
شُغُلٍۢ bir meşguliyet shughulin
bir meşguliyet
فَـٰكِهُونَ eğlenirler fākihūna
eğlenirler
٥٥ (55)
(55)
Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.
36:56
هُمْ kendileri hum
kendileri
وَأَزْوَٰجُهُمْ ve eşleri wa-azwājuhum
ve eşleri
فِى gölgelerde
gölgelerde
ظِلَـٰلٍ shades ẓilālin
shades
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْأَرَآئِكِ koltuklar l-arāiki
koltuklar
مُتَّكِـُٔونَ yaslanmışlardır muttakiūna
yaslanmışlardır
٥٦ (56)
(56)
Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.
36:57
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
فِيهَا orada fīhā
orada
فَـٰكِهَةٌۭ meyvalar fākihatun
meyvalar
وَلَهُم ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
مَّا her şey
her şey
يَدَّعُونَ istedikleri yaddaʿūna
istedikleri
٥٧ (57)
(57)
Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır.
36:58
سَلَـٰمٌۭ selam (vardır) salāmun
selam (vardır)
قَوْلًۭا sözle qawlan
sözle
مِّن Rabden min
Rabden
رَّبٍّۢ a Lord rabbin
a Lord
رَّحِيمٍۢ çok esirgeyen raḥīmin
çok esirgeyen
٥٨ (58)
(58)
Merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.
36:59
وَٱمْتَـٰزُوا۟ şöyle ayrılın wa-im'tāzū
şöyle ayrılın
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
أَيُّهَا ey ayyuhā
ey
ٱلْمُجْرِمُونَ suçlular l-muj'rimūna
suçlular
٥٩ (59)
(59)
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
36:60
۞ أَلَمْ ben and vermedim mi? alam
ben and vermedim mi?
أَعْهَدْ I enjoin aʿhad
I enjoin
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
يَـٰبَنِىٓ ey oğulları yābanī
ey oğulları
ءَادَمَ Adem ādama
Adem
أَن diye an
diye
لَّا tapmayın
tapmayın
تَعْبُدُوا۟ worship taʿbudū
worship
ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ şeytana l-shayṭāna
şeytana
إِنَّهُۥ şüphesiz o innahu
şüphesiz o
لَكُمْ sizin lakum
sizin
عَدُوٌّۭ düşmanınızdır ʿaduwwun
düşmanınızdır
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٦٠ (60)
(60)
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
36:61
وَأَنِ ve wa-ani
ve
ٱعْبُدُونِى ۚ bana tapın uʿ'budūnī
bana tapın
هَـٰذَا budur hādhā
budur
صِرَٰطٌۭ yol ṣirāṭun
yol
مُّسْتَقِيمٌۭ doğru mus'taqīmun
doğru
٦١ (61)
(61)
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
36:62
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَضَلَّ saptırmıştı aḍalla
saptırmıştı
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
جِبِلًّۭا kuşağı jibillan
kuşağı
كَثِيرًا ۖ birçok kathīran
birçok
أَفَلَمْ olmaz mısınız? afalam
olmaz mısınız?
تَكُونُوا۟ you takūnū
you
تَعْقِلُونَ düşünenlerden taʿqilūna
düşünenlerden
٦٢ (62)
(62)
And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz?
36:63
هَـٰذِهِۦ işte hādhihi
işte
جَهَنَّمُ cehennem jahannamu
cehennem
ٱلَّتِى ki allatī
ki
كُنتُمْ size kuntum
size
تُوعَدُونَ va'dedilen tūʿadūna
va'dedilen
٦٣ (63)
(63)
İşte bu, size söz verilen cehennemdir.
36:64
ٱصْلَوْهَا oraya girin; iṣ'lawhā
oraya girin;
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كُنتُمْ inkarınızdan kuntum
inkarınızdan
تَكْفُرُونَ disbelieve takfurūna
disbelieve
٦٤ (64)
(64)
Bugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin.
36:65
ٱلْيَوْمَ o gün al-yawma
o gün
نَخْتِمُ mühürleriz nakhtimu
mühürleriz
عَلَىٰٓ üzerini ʿalā
üzerini
أَفْوَٰهِهِمْ ağızları afwāhihim
ağızları
وَتُكَلِّمُنَآ ve bize söyler watukallimunā
ve bize söyler
أَيْدِيهِمْ elleri aydīhim
elleri
وَتَشْهَدُ ve şahidlik eder watashhadu
ve şahidlik eder
أَرْجُلُهُم ayakları arjuluhum
ayakları
بِمَا neler bimā
neler
كَانُوا۟ idiyseler kānū
idiyseler
يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) yaksibūna
kazanıyor(lar)
٦٥ (65)
(65)
İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder.
36:66
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
نَشَآءُ dilesek nashāu
dilesek
لَطَمَسْنَا silerdik laṭamasnā
silerdik
عَلَىٰٓ üzerini ʿalā
üzerini
أَعْيُنِهِمْ gözleri aʿyunihim
gözleri
فَٱسْتَبَقُوا۟ ve dökülürlerdi fa-is'tabaqū
ve dökülürlerdi
ٱلصِّرَٰطَ yola l-ṣirāṭa
yola
فَأَنَّىٰ ama nasıl? fa-annā
ama nasıl?
يُبْصِرُونَ görecekler yub'ṣirūna
görecekler
٦٦ (66)
(66)
Dilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?
36:67
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
نَشَآءُ dilesek nashāu
dilesek
لَمَسَخْنَـٰهُمْ değiştirip dondururduk lamasakhnāhum
değiştirip dondururduk
عَلَىٰ onları oldukları yerde ʿalā
onları oldukları yerde
مَكَانَتِهِمْ their places makānatihim
their places
فَمَا artık famā
artık
ٱسْتَطَـٰعُوا۟ güçleri yetmez is'taṭāʿū
güçleri yetmez
مُضِيًّۭا ileri gitmeye muḍiyyan
ileri gitmeye
وَلَا ne de walā
ne de
يَرْجِعُونَ geri dönmeye yarjiʿūna
geri dönmeye
٦٧ (67)
(67)
Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi.
36:68
وَمَن ve kime waman
ve kime
نُّعَمِّرْهُ uzun ömür versek nuʿammir'hu
uzun ömür versek
نُنَكِّسْهُ onu baş aşağı çeviririz nunakkis'hu
onu baş aşağı çeviririz
فِى yaratılışını
yaratılışını
ٱلْخَلْقِ ۖ the creation l-khalqi
the creation
أَفَلَا akıllarını kullanmıyorlar mı? afalā
akıllarını kullanmıyorlar mı?
يَعْقِلُونَ they use intellect yaʿqilūna
they use intellect
٦٨ (68)
(68)
Uzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi?
36:69
وَمَا biz ona öğretmedik wamā
biz ona öğretmedik
عَلَّمْنَـٰهُ We taught him ʿallamnāhu
We taught him
ٱلشِّعْرَ şiir l-shiʿ'ra
şiir
وَمَا ve wamā
ve
يَنۢبَغِى yakışmaz da yanbaghī
yakışmaz da
لَهُۥٓ ۚ ona lahu
ona
إِنْ hayır in
hayır
هُوَ O huwa
O
إِلَّا sadece illā
sadece
ذِكْرٌۭ bir öğüt dhik'run
bir öğüt
وَقُرْءَانٌۭ ve Kur'an'dır waqur'ānun
ve Kur'an'dır
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٦٩ (69)
(69)
Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır.
36:70
لِّيُنذِرَ uyarman için liyundhira
uyarman için
مَن kimseleri man
kimseleri
كَانَ olan kāna
olan
حَيًّۭا diri ḥayyan
diri
وَيَحِقَّ ve hak olsun diye wayaḥiqqa
ve hak olsun diye
ٱلْقَوْلُ (azab) söz(ü) l-qawlu
(azab) söz(ü)
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْكَـٰفِرِينَ inkar edenlere l-kāfirīna
inkar edenlere
٧٠ (70)
(70)
Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın.
36:71
أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
أَنَّا ki biz annā
ki biz
خَلَقْنَا yarattık khalaqnā
yarattık
لَهُم kendilerine lahum
kendilerine
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
عَمِلَتْ yaptıkları ʿamilat
yaptıkları
أَيْدِينَآ ellerimizin aydīnā
ellerimizin
أَنْعَـٰمًۭا nice hayvanlar anʿāman
nice hayvanlar
فَهُمْ kendileri fahum
kendileri
لَهَا onlara lahā
onlara
مَـٰلِكُونَ malik olmaktadırlar mālikūna
malik olmaktadırlar
٧١ (71)
(71)
Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar.
36:72
وَذَلَّلْنَـٰهَا onları boyun eğdirdik wadhallalnāhā
onları boyun eğdirdik
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
فَمِنْهَا onlardan bazıları famin'hā
onlardan bazıları
رَكُوبُهُمْ binekleridir rakūbuhum
binekleridir
وَمِنْهَا ve onlardan bazılarını wamin'hā
ve onlardan bazılarını
يَأْكُلُونَ yerler yakulūna
yerler
٧٢ (72)
(72)
Onları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır.
36:73
وَلَهُمْ kendileri için vardır walahum
kendileri için vardır
فِيهَا onlarda fīhā
onlarda
مَنَـٰفِعُ birçok yararlar manāfiʿu
birçok yararlar
وَمَشَارِبُ ۖ ve içecekler wamashāribu
ve içecekler
أَفَلَا hala şükretmiyorlar mı? afalā
hala şükretmiyorlar mı?
يَشْكُرُونَ they give thanks yashkurūna
they give thanks
٧٣ (73)
(73)
Onlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi?
36:74
وَٱتَّخَذُوا۟ ve edindiler wa-ittakhadhū
ve edindiler
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
ءَالِهَةًۭ tanrılar ālihatan
tanrılar
لَّعَلَّهُمْ onlar umarak laʿallahum
onlar umarak
يُنصَرُونَ yardım edilir yunṣarūna
yardım edilir
٧٤ (74)
(74)
Allah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler.
36:75
لَا güçleri yetmez
güçleri yetmez
يَسْتَطِيعُونَ they are able yastaṭīʿūna
they are able
نَصْرَهُمْ onlara yardım etmeye naṣrahum
onlara yardım etmeye
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
جُندٌۭ askerlerdir jundun
askerlerdir
مُّحْضَرُونَ hazırlanmış muḥ'ḍarūna
hazırlanmış
٧٥ (75)
(75)
Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler.
36:76
فَلَا seni üzmesin falā
seni üzmesin
يَحْزُنكَ grieve you yaḥzunka
grieve you
قَوْلُهُمْ ۘ onların sözü qawluhum
onların sözü
إِنَّا biz elbette innā
biz elbette
نَعْلَمُ biliyoruz naʿlamu
biliyoruz
مَا onların gizlediklerini
onların gizlediklerini
يُسِرُّونَ they conceal yusirrūna
they conceal
وَمَا ve wamā
ve
يُعْلِنُونَ açığa vurduklarını yuʿ'linūna
açığa vurduklarını
٧٦ (76)
(76)
Bunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz.
36:77
أَوَلَمْ görmedi mi? awalam
görmedi mi?
يَرَ see yara
see
ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan
أَنَّا bizim annā
bizim
خَلَقْنَـٰهُ kendisini yarattığımızı khalaqnāhu
kendisini yarattığımızı
مِن bir nutfe(sperm)den min
bir nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ a semen-drop nuṭ'fatin
a semen-drop
فَإِذَا şimdi oldu fa-idhā
şimdi oldu
هُوَ o huwa
o
خَصِيمٌۭ bir hasım khaṣīmun
bir hasım
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٧٧ (77)
(77)
İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?
36:78
وَضَرَبَ ve misal verdi waḍaraba
ve misal verdi
لَنَا bize lanā
bize
مَثَلًۭا bir örnekle mathalan
bir örnekle
وَنَسِىَ unutarak wanasiya
unutarak
خَلْقَهُۥ ۖ kendi yaratılışını khalqahu
kendi yaratılışını
قَالَ dedi qāla
dedi
مَن kim? man
kim?
يُحْىِ diriltecek yuḥ'yī
diriltecek
ٱلْعِظَـٰمَ kemikleri l-ʿiẓāma
kemikleri
وَهِىَ şu wahiya
şu
رَمِيمٌۭ çürümüş ramīmun
çürümüş
٧٨ (78)
(78)
İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?
36:79
قُلْ de ki qul
de ki
يُحْيِيهَا onları diriltecek yuḥ'yīhā
onları diriltecek
ٱلَّذِىٓ yaratan alladhī
yaratan
أَنشَأَهَآ produced them ansha-ahā
produced them
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
مَرَّةٍۢ ۖ defa marratin
defa
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
بِكُلِّ her bikulli
her
خَلْقٍ yaratmayı khalqin
yaratmayı
عَلِيمٌ bilir ʿalīmun
bilir
٧٩ (79)
(79)
De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir."
36:80
ٱلَّذِى O ki alladhī
O ki
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
لَكُم size lakum
size
مِّنَ ağaçtan mina
ağaçtan
ٱلشَّجَرِ the tree l-shajari
the tree
ٱلْأَخْضَرِ yeşil l-akhḍari
yeşil
نَارًۭا ateş nāran
ateş
فَإِذَآ işte fa-idhā
işte
أَنتُم siz antum
siz
مِّنْهُ ondan min'hu
ondan
تُوقِدُونَ yakıyorsunuz tūqidūna
yakıyorsunuz
٨٠ (80)
(80)
Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.
36:81
أَوَلَيْسَ değil midir? awalaysa
değil midir?
ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan
خَلَقَ created khalaqa
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
بِقَـٰدِرٍ muktedir biqādirin
muktedir
عَلَىٰٓ yaratmaya ʿalā
yaratmaya
أَن [that] an
[that]
يَخْلُقَ create yakhluqa
create
مِثْلَهُم ۚ onların benzerlerini mith'lahum
onların benzerlerini
بَلَىٰ elbette (yaratır) balā
elbette (yaratır)
وَهُوَ O wahuwa
O
ٱلْخَلَّـٰقُ yaratıcıdır l-khalāqu
yaratıcıdır
ٱلْعَلِيمُ çok bilen l-ʿalīmu
çok bilen
٨١ (81)
(81)
Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir.
36:82
إِنَّمَآ şüphesiz innamā
şüphesiz
أَمْرُهُۥٓ O'nun işi amruhu
O'nun işi
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَرَادَ istediği arāda
istediği
شَيْـًٔا bir şeyi shayan
bir şeyi
أَن demesidir an
demesidir
يَقُولَ He says yaqūla
He says
لَهُۥ ona sadece lahu
ona sadece
كُن ol! kun
ol!
فَيَكُونُ hemen oluverir fayakūnu
hemen oluverir
٨٢ (82)
(82)
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur.
36:83
فَسُبْحَـٰنَ yücedir fasub'ḥāna
yücedir
ٱلَّذِى O ki alladhī
O ki
بِيَدِهِۦ O'nun elindedir biyadihi
O'nun elindedir
مَلَكُوتُ hükümranlığı malakūtu
hükümranlığı
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٨٣ (83)
(83)
Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir.