35

Fatır

Mekki 45 Ayet Cüz 22
فاطر
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
35:1
ٱلْحَمْدُ hamd olsun al-ḥamdu
hamd olsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
فَاطِرِ yoktan var eden fāṭiri
yoktan var eden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri
جَاعِلِ yapan jāʿili
yapan
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ melekleri l-malāikati
melekleri
رُسُلًا elçiler rusulan
elçiler
أُو۟لِىٓ sahibi ulī
sahibi
أَجْنِحَةٍۢ kanatlar ajniḥatin
kanatlar
مَّثْنَىٰ ikişer mathnā
ikişer
وَثُلَـٰثَ ve üçer wathulātha
ve üçer
وَرُبَـٰعَ ۚ ve dörder warubāʿa
ve dörder
يَزِيدُ artırır yazīdu
artırır
فِى yaratmada
yaratmada
ٱلْخَلْقِ the creation l-khalqi
the creation
مَا ne kadar
ne kadar
يَشَآءُ ۚ dilerse yashāu
dilerse
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
قَدِيرٌۭ yapabilendir qadīrun
yapabilendir
١ (1)
(1)
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kadir olandır.
35:2
مَّا ne ki
ne ki
يَفْتَحِ (Allah) açar yaftaḥi
(Allah) açar
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
مِن rahmetten min
rahmetten
رَّحْمَةٍۢ Mercy raḥmatin
Mercy
فَلَا olamaz falā
olamaz
مُمْسِكَ tutan mum'sika
tutan
لَهَا ۖ onu lahā
onu
وَمَا ve ne ki wamā
ve ne ki
يُمْسِكْ (Allah) tutar yum'sik
(Allah) tutar
فَلَا olmaz falā
olmaz
مُرْسِلَ salıverecek mur'sila
salıverecek
لَهُۥ onu lahu
onu
مِنۢ O'ndan sonra min
O'ndan sonra
بَعْدِهِۦ ۚ thereafter baʿdihi
thereafter
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir
٢ (2)
(2)
Allah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O'nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O, güçlü'dür, Hakim'dir.
35:3
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın
نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ ۚ size olan ʿalaykum
size olan
هَلْ var mı? hal
var mı?
مِنْ hiç min
hiç
خَـٰلِقٍ yaratıcı khāliqin
yaratıcı
غَيْرُ Allahtan başka ghayru
Allahtan başka
ٱللَّهِ other (than) Allah l-lahi
other (than) Allah
يَرْزُقُكُم size rızık verecek yarzuqukum
size rızık verecek
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerden wal-arḍi
ve yerden
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
فَأَنَّىٰ nasıl oluyor da? fa-annā
nasıl oluyor da?
تُؤْفَكُونَ çevriliyorsunuz tu'fakūna
çevriliyorsunuz
٣ (3)
(3)
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratan var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?
35:4
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يُكَذِّبُوكَ seni yalanlıyorlarsa yukadhibūka
seni yalanlıyorlarsa
فَقَدْ elbette faqad
elbette
كُذِّبَتْ yalanlanmıştır kudhibat
yalanlanmıştır
رُسُلٌۭ elçiler (de) rusulun
elçiler (de)
مِّن senden önceki min
senden önceki
قَبْلِكَ ۚ before you qablika
before you
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
تُرْجَعُ döndürülecektir tur'jaʿu
döndürülecektir
ٱلْأُمُورُ bütün işler l-umūru
bütün işler
٤ (4)
(4)
Seni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah' a döndürülür.
35:5
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
إِنَّ elbette inna
elbette
وَعْدَ va'di waʿda
va'di
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَقٌّۭ ۖ gerçektir ḥaqqun
gerçektir
فَلَا asla falā
asla
تَغُرَّنَّكُمُ sizi aldatmasın taghurrannakumu
sizi aldatmasın
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya
وَلَا ve walā
ve
يَغُرَّنَّكُم sizi aldatmasın yaghurrannakum
sizi aldatmasın
بِٱللَّهِ Allah ile bil-lahi
Allah ile
ٱلْغَرُورُ o aldatıcı l-gharūru
o aldatıcı
٥ (5)
(5)
Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.
35:6
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan
لَكُمْ size lakum
size
عَدُوٌّۭ düşmandır ʿaduwwun
düşmandır
فَٱتَّخِذُوهُ siz de onu edinin fa-ittakhidhūhu
siz de onu edinin
عَدُوًّا ۚ düşman ʿaduwwan
düşman
إِنَّمَا şüphesiz o innamā
şüphesiz o
يَدْعُوا۟ çağırır yadʿū
çağırır
حِزْبَهُۥ taraftarlarını ḥiz'bahu
taraftarlarını
لِيَكُونُوا۟ olmağa liyakūnū
olmağa
مِنْ halkından min
halkından
أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions
ٱلسَّعِيرِ alevli ateşin l-saʿīri
alevli ateşin
٦ (6)
(6)
Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.
35:7
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
شَدِيدٌۭ ۖ çetin shadīdun
çetin
وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ mağfiret maghfiratun
mağfiret
وَأَجْرٌۭ ve bir mükafat wa-ajrun
ve bir mükafat
كَبِيرٌ büyük kabīrun
büyük
٧ (7)
(7)
İnkar eden kimselere çetin azap vardır.
35:8
أَفَمَن kimse (de) mi? afaman
kimse (de) mi?
زُيِّنَ süslendirilen zuyyina
süslendirilen
لَهُۥ kendisine lahu
kendisine
سُوٓءُ kötü sūu
kötü
عَمَلِهِۦ işi ʿamalihi
işi
فَرَءَاهُ ve onu gören faraāhu
ve onu gören
حَسَنًۭا ۖ güzel ḥasanan
güzel
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُضِلُّ sapıklık içinde bırakır yuḍillu
sapıklık içinde bırakır
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَهْدِى ve yola iletir wayahdī
ve yola iletir
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۖ dilediği yashāu
dilediği
فَلَا asla falā
asla
تَذْهَبْ gitmesin tadhhab
gitmesin
نَفْسُكَ canın nafsuka
canın
عَلَيْهِمْ onlar için ʿalayhim
onlar için
حَسَرَٰتٍ ۚ hasretlere ḥasarātin
hasretlere
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌۢ biliyor ʿalīmun
biliyor
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَصْنَعُونَ onların yaptıkları yaṣnaʿūna
onların yaptıkları
٨ (8)
(8)
Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç işlemeyene benzer mi? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Artık onlara üzülerek kendini harabetme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir.
35:9
وَٱللَّهُ Allah'tır ki wal-lahu
Allah'tır ki
ٱلَّذِىٓ gönderir alladhī
gönderir
أَرْسَلَ sends arsala
sends
ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları
فَتُثِيرُ ve kaldırır fatuthīru
ve kaldırır
سَحَابًۭا bir bulut saḥāban
bir bulut
فَسُقْنَـٰهُ böylece onu süreriz fasuq'nāhu
böylece onu süreriz
إِلَىٰ bir ülkeye ilā
bir ülkeye
بَلَدٍۢ a land baladin
a land
مَّيِّتٍۢ ölü mayyitin
ölü
فَأَحْيَيْنَا ve diriltiriz fa-aḥyaynā
ve diriltiriz
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
مَوْتِهَا ۚ öldükten mawtihā
öldükten
كَذَٰلِكَ işte böyledir kadhālika
işte böyledir
ٱلنُّشُورُ diriltme l-nushūru
diriltme
٩ (9)
(9)
Rüzgarları gönderip de bulutları yürüten Allah'tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir.
35:10
مَن kim man
kim
كَانَ ise kāna
ise
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱلْعِزَّةَ şeref l-ʿizata
şeref
فَلِلَّهِ Allah'ındır falillahi
Allah'ındır
ٱلْعِزَّةُ şeref l-ʿizatu
şeref
جَمِيعًا ۚ tamamen jamīʿan
tamamen
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
يَصْعَدُ çıkar yaṣʿadu
çıkar
ٱلْكَلِمُ söz l-kalimu
söz
ٱلطَّيِّبُ güzel l-ṭayibu
güzel
وَٱلْعَمَلُ ve amel wal-ʿamalu
ve amel
ٱلصَّـٰلِحُ iyi l-ṣāliḥu
iyi
يَرْفَعُهُۥ ۚ onu yükseltir yarfaʿuhu
onu yükseltir
وَٱلَّذِينَ (gelince) wa-alladhīna
(gelince)
يَمْكُرُونَ tuzak kuranlara yamkurūna
tuzak kuranlara
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötü şeyleri l-sayiāti
kötü şeyleri
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
شَدِيدٌۭ ۖ çetin shadīdun
çetin
وَمَكْرُ ve tuzağı wamakru
ve tuzağı
أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların
هُوَ o huwa
o
يَبُورُ bozulacaktır yabūru
bozulacaktır
١٠ (10)
(10)
Kudret isteyen kimse bilsin ki, kudret, bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir. Kötülük yapmakta düzen kuranlara, onlara, çetin azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.
35:11
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
خَلَقَكُم sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
مِّن topraktan min
topraktan
تُرَابٍۢ dust turābin
dust
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مِن nutfe(sperm)den min
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ a semen-drop nuṭ'fatin
a semen-drop
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلَكُمْ sizi yaptı jaʿalakum
sizi yaptı
أَزْوَٰجًۭا ۚ çift çift azwājan
çift çift
وَمَا gebe kalamaz wamā
gebe kalamaz
تَحْمِلُ conceives taḥmilu
conceives
مِنْ hiçbir min
hiçbir
أُنثَىٰ dişi unthā
dişi
وَلَا ve walā
ve
تَضَعُ doğuramaz taḍaʿu
doğuramaz
إِلَّا dışında illā
dışında
بِعِلْمِهِۦ ۚ O'nun bilgisi biʿil'mihi
O'nun bilgisi
وَمَا ve verilmez wamā
ve verilmez
يُعَمَّرُ ömür yuʿammaru
ömür
مِن hiçbir min
hiçbir
مُّعَمَّرٍۢ canlıya muʿammarin
canlıya
وَلَا ve walā
ve
يُنقَصُ azaltılmaz yunqaṣu
azaltılmaz
مِنْ onun ömründen min
onun ömründen
عُمُرِهِۦٓ his life ʿumurihi
his life
إِلَّا (yazılmadıkça) illā
(yazılmadıkça)
فِى Kitapta
Kitapta
كِتَـٰبٍ ۚ a Register kitābin
a Register
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى göre ʿalā
göre
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
يَسِيرٌۭ kolaydır yasīrun
kolaydır
١١ (11)
(11)
Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde varetmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O'nun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitap'dadır. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
35:12
وَمَا ve olmaz wamā
ve olmaz
يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit
ٱلْبَحْرَانِ iki deniz l-baḥrāni
iki deniz
هَـٰذَا şu hādhā
şu
عَذْبٌۭ tatlıdır ʿadhbun
tatlıdır
فُرَاتٌۭ susuzluğu keser furātun
susuzluğu keser
سَآئِغٌۭ (boğazdan) kayar sāighun
(boğazdan) kayar
شَرَابُهُۥ içimi sharābuhu
içimi
وَهَـٰذَا şu da wahādhā
şu da
مِلْحٌ tuzludur mil'ḥun
tuzludur
أُجَاجٌۭ ۖ acıdır ujājun
acıdır
وَمِن ve wamin
ve
كُلٍّۢ hepsinden kullin
hepsinden
تَأْكُلُونَ yersiniz takulūna
yersiniz
لَحْمًۭا et laḥman
et
طَرِيًّۭا taze ṭariyyan
taze
وَتَسْتَخْرِجُونَ ve çıkarırsınız watastakhrijūna
ve çıkarırsınız
حِلْيَةًۭ süs ḥil'yatan
süs
تَلْبَسُونَهَا ۖ takındığınız talbasūnahā
takındığınız
وَتَرَى ve görürsün watarā
ve görürsün
ٱلْفُلْكَ gemilerin l-ful'ka
gemilerin
فِيهِ orada fīhi
orada
مَوَاخِرَ (denizi) yarıp gittiğini mawākhira
(denizi) yarıp gittiğini
لِتَبْتَغُوا۟ payınızı aramanız için litabtaghū
payınızı aramanız için
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ ve umulur ki walaʿallakum
ve umulur ki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
١٢ (12)
(12)
İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz.
35:13
يُولِجُ sokar yūliju
sokar
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
فِى içine
içine
ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün
وَيُولِجُ ve sokar wayūliju
ve sokar
ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü
فِى içine
içine
ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin
وَسَخَّرَ ve buyruğu altına almıştır wasakhara
ve buyruğu altına almıştır
ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi
وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı
كُلٌّۭ her biri kullun
her biri
يَجْرِى akıp gider yajrī
akıp gider
لِأَجَلٍۢ bir süreye kadar li-ajalin
bir süreye kadar
مُّسَمًّۭى ۚ belirtilmiş musamman
belirtilmiş
ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
لَهُ O'nundur lahu
O'nundur
ٱلْمُلْكُ ۚ mülk l-mul'ku
mülk
وَٱلَّذِينَ yalvardıklarınız wa-alladhīna
yalvardıklarınız
تَدْعُونَ you invoke tadʿūna
you invoke
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
مَا değillerdir
değillerdir
يَمْلِكُونَ sahip yamlikūna
sahip
مِن bir çekirdek zarına bile min
bir çekirdek zarına bile
قِطْمِيرٍ (as much as) the membrane of a date-seed qiṭ'mīrin
(as much as) the membrane of a date-seed
١٣ (13)
(13)
Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, hükümranlık O'nundur. O'nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.
35:14
إِن eğer in
eğer
تَدْعُوهُمْ onları çağırsanız tadʿūhum
onları çağırsanız
لَا işitmezler
işitmezler
يَسْمَعُوا۟ they hear yasmaʿū
they hear
دُعَآءَكُمْ sizin çağırmanızı duʿāakum
sizin çağırmanızı
وَلَوْ şayet walaw
şayet
سَمِعُوا۟ işitseler bile samiʿū
işitseler bile
مَا cevap veremezler
cevap veremezler
ٱسْتَجَابُوا۟ they (would) respond is'tajābū
they (would) respond
لَكُمْ ۖ size lakum
size
وَيَوْمَ ve günü wayawma
ve günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
يَكْفُرُونَ inkar ederler yakfurūna
inkar ederler
بِشِرْكِكُمْ ۚ sizin ortak koşmanızı bishir'kikum
sizin ortak koşmanızı
وَلَا ve walā
ve
يُنَبِّئُكَ hiç kimse sana haber veremez yunabbi-uka
hiç kimse sana haber veremez
مِثْلُ gibi mith'lu
gibi
خَبِيرٍۢ herşeyi bilen khabīrin
herşeyi bilen
١٤ (14)
(14)
Onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkar ederler. Herşeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber vermez.
35:15
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
أَنتُمُ siz antumu
siz
ٱلْفُقَرَآءُ muhtaçsınız l-fuqarāu
muhtaçsınız
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ Allah ise wal-lahu
Allah ise
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلْغَنِىُّ zengin olan l-ghaniyu
zengin olan
ٱلْحَمِيدُ ve hamde layık olan l-ḥamīdu
ve hamde layık olan
١٥ (15)
(15)
Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
35:16
إِن eğer in
eğer
يَشَأْ dilese yasha
dilese
يُذْهِبْكُمْ sizi götürür yudh'hib'kum
sizi götürür
وَيَأْتِ ve getirir wayati
ve getirir
بِخَلْقٍۢ bir halk bikhalqin
bir halk
جَدِيدٍۢ yeni jadīdin
yeni
١٦ (16)
(16)
Dilerse sizi yokeder, yeniden başkalarını yaratır.
35:17
وَمَا ve değildir' wamā
ve değildir'
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
بِعَزِيزٍۢ zorlu biʿazīzin
zorlu
١٧ (17)
(17)
Bu, Allah'a göre zor değildir.
35:18
وَلَا ve walā
ve
تَزِرُ çekmez taziru
çekmez
وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar
وِزْرَ günahını wiz'ra
günahını
أُخْرَىٰ ۚ başkasının ukh'rā
başkasının
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَدْعُ (başkalarını) çağırsa tadʿu
(başkalarını) çağırsa
مُثْقَلَةٌ yükü ağır gelen kimse muth'qalatun
yükü ağır gelen kimse
إِلَىٰ onu taşımak için ilā
onu taşımak için
حِمْلِهَا (carry) its load ḥim'lihā
(carry) its load
لَا taşınmaz
taşınmaz
يُحْمَلْ will be carried yuḥ'mal
will be carried
مِنْهُ ondan (yükünden) min'hu
ondan (yükünden)
شَىْءٌۭ hiçbir şey shayon
hiçbir şey
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
كَانَ (dahi) olsa kāna
(dahi) olsa
ذَا akrabası dhā
akrabası
قُرْبَىٰٓ ۗ akrabası qur'bā
akrabası
إِنَّمَا sen ancak innamā
sen ancak
تُنذِرُ uyarırsın tundhiru
uyarırsın
ٱلَّذِينَ korkanları alladhīna
korkanları
يَخْشَوْنَ fear yakhshawna
fear
رَبَّهُم Rablerinden rabbahum
Rablerinden
بِٱلْغَيْبِ görmeden bil-ghaybi
görmeden
وَأَقَامُوا۟ ve kılanları wa-aqāmū
ve kılanları
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ namazı l-ṣalata
namazı
وَمَن ve kim waman
ve kim
تَزَكَّىٰ ma'nen arınıp yücelirse tazakkā
ma'nen arınıp yücelirse
فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
يَتَزَكَّىٰ arınmış olur yatazakkā
arınmış olur
لِنَفْسِهِۦ ۚ kendi yararına linafsihi
kendi yararına
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱللَّهِ Allah'adır l-lahi
Allah'adır
ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş
١٨ (18)
(18)
Günahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden birşey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah'adır.
35:19
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit
ٱلْأَعْمَىٰ körle l-aʿmā
körle
وَٱلْبَصِيرُ gören wal-baṣīru
gören
١٩ (19)
(19)
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
35:20
وَلَا ve değildir walā
ve değildir
ٱلظُّلُمَـٰتُ karanlıklar l-ẓulumātu
karanlıklar
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
ٱلنُّورُ aydınlık l-nūru
aydınlık
٢٠ (20)
(20)
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
35:21
وَلَا ve değildir walā
ve değildir
ٱلظِّلُّ gölge (ile) l-ẓilu
gölge (ile)
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
ٱلْحَرُورُ sıcaklık l-ḥarūru
sıcaklık
٢١ (21)
(21)
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
35:22
وَمَا ve olmaz wamā
ve olmaz
يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit
ٱلْأَحْيَآءُ dirilerle l-aḥyāu
dirilerle
وَلَا ve walā
ve
ٱلْأَمْوَٰتُ ۚ ölüler l-amwātu
ölüler
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُسْمِعُ işittirir yus'miʿu
işittirir
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۖ dilediği yashāu
dilediği
وَمَآ yoksa değilsin wamā
yoksa değilsin
أَنتَ sen anta
sen
بِمُسْمِعٍۢ işittirecek bimus'miʿin
işittirecek
مَّن kimselere man
kimselere
فِى içindeki
içindeki
ٱلْقُبُورِ kabirler l-qubūri
kabirler
٢٢ (22)
(22)
Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.
35:23
إِنْ değilsin in
değilsin
أَنتَ sen anta
sen
إِلَّا başka illā
başka
نَذِيرٌ uyarıcı(dan) nadhīrun
uyarıcı(dan)
٢٣ (23)
(23)
Sen sadece bir uyarıcısın.
35:24
إِنَّآ şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik arsalnāka
seni gönderdik
بِٱلْحَقِّ gerçek ile bil-ḥaqi
gerçek ile
بَشِيرًۭا müjdeleyici bashīran
müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا ۚ ve uyarıcı wanadhīran
ve uyarıcı
وَإِن ve yoktur wa-in
ve yoktur
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
أُمَّةٍ millet ummatin
millet
إِلَّا olmayan illā
olmayan
خَلَا (gelip) geçmiş khalā
(gelip) geçmiş
فِيهَا içinde fīhā
içinde
نَذِيرٌۭ bir uyarıcı nadhīrun
bir uyarıcı
٢٤ (24)
(24)
Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir.
35:25
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يُكَذِّبُوكَ seni yalanlıyorlarsa yukadhibūka
seni yalanlıyorlarsa
فَقَدْ elbette faqad
elbette
كَذَّبَ yalanlamışlardı kadhaba
yalanlamışlardı
ٱلَّذِينَ kimseler de alladhīna
kimseler de
مِن bunlardan önceki min
bunlardan önceki
قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them
جَآءَتْهُمْ onlara getirmişlerdi jāathum
onlara getirmişlerdi
رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlar bil-bayināti
açık kanıtlar
وَبِٱلزُّبُرِ ve sahifeler wabil-zuburi
ve sahifeler
وَبِٱلْكِتَـٰبِ ve Kitap wabil-kitābi
ve Kitap
ٱلْمُنِيرِ aydınlatıcı l-munīri
aydınlatıcı
٢٥ (25)
(25)
Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitaplar getirmişlerdi.
35:26
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَخَذْتُ ben de yakaladım akhadhtu
ben de yakaladım
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
كَفَرُوا۟ ۖ inkar eden(leri) kafarū
inkar eden(leri)
فَكَيْفَ nasıl? fakayfa
nasıl?
كَانَ oldu kāna
oldu
نَكِيرِ benim inkarım nakīri
benim inkarım
٢٦ (26)
(26)
Sonra Ben, inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur?
35:27
أَلَمْ görmedin mi alam
görmedin mi
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ elbette anna
elbette
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ su māan
su
فَأَخْرَجْنَا böylece çıkardık fa-akhrajnā
böylece çıkardık
بِهِۦ onunla bihi
onunla
ثَمَرَٰتٍۢ meyvalar thamarātin
meyvalar
مُّخْتَلِفًا çeşit çeşit mukh'talifan
çeşit çeşit
أَلْوَٰنُهَا ۚ renkleri alwānuhā
renkleri
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلْجِبَالِ dağlardan l-jibāli
dağlardan
جُدَدٌۢ yollar judadun
yollar
بِيضٌۭ beyaz bīḍun
beyaz
وَحُمْرٌۭ ve kırmızı waḥum'run
ve kırmızı
مُّخْتَلِفٌ değişik mukh'talifun
değişik
أَلْوَٰنُهَا renklerde alwānuhā
renklerde
وَغَرَابِيبُ ve simsiyah wagharābību
ve simsiyah
سُودٌۭ kara sūdun
kara
٢٧ (27)
(27)
Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.
35:28
وَمِنَ insanlardan vardır wamina
insanlardan vardır
ٱلنَّاسِ men l-nāsi
men
وَٱلدَّوَآبِّ ve hayvanlardan wal-dawābi
ve hayvanlardan
وَٱلْأَنْعَـٰمِ ve davarlardan wal-anʿāmi
ve davarlardan
مُخْتَلِفٌ türlü mukh'talifun
türlü
أَلْوَٰنُهُۥ renkte olanlar alwānuhu
renkte olanlar
كَذَٰلِكَ ۗ böyle kadhālika
böyle
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
يَخْشَى (gereğince) korkar yakhshā
(gereğince) korkar
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
مِنْ içinden min
içinden
عِبَادِهِ kulları ʿibādihi
kulları
ٱلْعُلَمَـٰٓؤُا۟ ۗ bilginler l-ʿulamāu
bilginler
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
غَفُورٌ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
٢٨ (28)
(28)
İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır.
35:29
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَتْلُونَ okuyan(lar) yatlūna
okuyan(lar)
كِتَـٰبَ Kitabını kitāba
Kitabını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأَقَامُوا۟ ve kılanlar wa-aqāmū
ve kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَأَنفَقُوا۟ ve infak edenler wa-anfaqū
ve infak edenler
مِمَّا verdiğimiz rızıktan mimmā
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ We have provided them razaqnāhum
We have provided them
سِرًّۭا gizli sirran
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ ve açık waʿalāniyatan
ve açık
يَرْجُونَ umarlar yarjūna
umarlar
تِجَـٰرَةًۭ bir ticaret tijāratan
bir ticaret
لَّن asla lan
asla
تَبُورَ batmayacak tabūra
batmayacak
٢٩ (29)
(29)
Allah'ın Kitap'ına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler.
35:30
لِيُوَفِّيَهُمْ onlara tam ödesin diye liyuwaffiyahum
onlara tam ödesin diye
أُجُورَهُمْ ücretlerini ujūrahum
ücretlerini
وَيَزِيدَهُم ve fazlasını vermesi için wayazīdahum
ve fazlasını vermesi için
مِّن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
شَكُورٌۭ çok karşılık verendir shakūrun
çok karşılık verendir
٣٠ (30)
(30)
Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.
35:31
وَٱلَّذِىٓ vahyettiğimiz wa-alladhī
vahyettiğimiz
أَوْحَيْنَآ We have revealed awḥaynā
We have revealed
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
هُوَ O huwa
O
ٱلْحَقُّ gerçektir l-ḥaqu
gerçektir
مُصَدِّقًۭا doğrulayan muṣaddiqan
doğrulayan
لِّمَا kendinden öncekini limā
kendinden öncekini
بَيْنَ before it bayna
before it
يَدَيْهِ ۗ kendinden öncekini yadayhi
kendinden öncekini
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِعِبَادِهِۦ kullarını biʿibādihi
kullarını
لَخَبِيرٌۢ haber alandır lakhabīrun
haber alandır
بَصِيرٌۭ görendir baṣīrun
görendir
٣١ (31)
(31)
Bu, sana vahyettiğimiz, öncekileri doğrulayan gerçek Kitap'dır. Allah şüphesiz kullarından haberdardır, görendir.
35:32
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَوْرَثْنَا miras verdik awrathnā
miras verdik
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
ٱلَّذِينَ seçtiklerimize alladhīna
seçtiklerimize
ٱصْطَفَيْنَا We have chosen iṣ'ṭafaynā
We have chosen
مِنْ (arasın)dan min
(arasın)dan
عِبَادِنَا ۖ kullarımız ʿibādinā
kullarımız
فَمِنْهُمْ onlardan kimi famin'hum
onlardan kimi
ظَالِمٌۭ zulmedendir ẓālimun
zulmedendir
لِّنَفْسِهِۦ nefsine linafsihi
nefsine
وَمِنْهُم ve kimi wamin'hum
ve kimi
مُّقْتَصِدٌۭ orta gidendir muq'taṣidun
orta gidendir
وَمِنْهُمْ ve kimi de wamin'hum
ve kimi de
سَابِقٌۢ öne geçendir sābiqun
öne geçendir
بِٱلْخَيْرَٰتِ hayırlarda bil-khayrāti
hayırlarda
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
هُوَ O huwa
O
ٱلْفَضْلُ lutuf l-faḍlu
lutuf
ٱلْكَبِيرُ büyük l-kabīru
büyük
٣٢ (32)
(32)
Sonra bu Kitap'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur.
35:33
جَنَّـٰتُ cennetleri jannātu
cennetleri
عَدْنٍۢ Adn ʿadnin
Adn
يَدْخُلُونَهَا oraya girerler yadkhulūnahā
oraya girerler
يُحَلَّوْنَ takınırlar yuḥallawna
takınırlar
فِيهَا orada fīhā
orada
مِنْ bilezikler min
bilezikler
أَسَاوِرَ bracelets asāwira
bracelets
مِن altından min
altından
ذَهَبٍۢ gold dhahabin
gold
وَلُؤْلُؤًۭا ۖ ve inci(ler) walu'lu-an
ve inci(ler)
وَلِبَاسُهُمْ ve giysileri walibāsuhum
ve giysileri
فِيهَا orada fīhā
orada
حَرِيرٌۭ ipektir ḥarīrun
ipektir
٣٣ (33)
(33)
Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir.
35:34
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلَّذِىٓ gideren alladhī
gideren
أَذْهَبَ (has) removed adhhaba
(has) removed
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
ٱلْحَزَنَ ۖ tasayı l-ḥazana
tasayı
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
لَغَفُورٌۭ çok bağışlayandır laghafūrun
çok bağışlayandır
شَكُورٌ çok karşılık verendir shakūrun
çok karşılık verendir
٣٤ (34)
(34)
Derler ki: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."
35:35
ٱلَّذِىٓ O (Rab) ki alladhī
O (Rab) ki
أَحَلَّنَا bizi kondurdu aḥallanā
bizi kondurdu
دَارَ yurda dāra
yurda
ٱلْمُقَامَةِ durulacak l-muqāmati
durulacak
مِن lutfuyla min
lutfuyla
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
لَا asla
asla
يَمَسُّنَا bize dokunmaz yamassunā
bize dokunmaz
فِيهَا orada fīhā
orada
نَصَبٌۭ bir yorgunluk naṣabun
bir yorgunluk
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
يَمَسُّنَا bize dokunmaz yamassunā
bize dokunmaz
فِيهَا orada fīhā
orada
لُغُوبٌۭ bir usanç lughūbun
bir usanç
٣٥ (35)
(35)
"Bizi lütfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir."
35:36
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
نَارُ ateşi nāru
ateşi
جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem
لَا hükmedilmez
hükmedilmez
يُقْضَىٰ is decreed yuq'ḍā
is decreed
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
فَيَمُوتُوا۟ ölsünler fayamūtū
ölsünler
وَلَا ve walā
ve
يُخَفَّفُ hafifletilmez yukhaffafu
hafifletilmez
عَنْهُم onlardan ʿanhum
onlardan
مِّنْ onun azabı min
onun azabı
عَذَابِهَا ۚ its torment ʿadhābihā
its torment
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız
كُلَّ her kulla
her
كَفُورٍۢ nankörü kafūrin
nankörü
٣٦ (36)
(36)
İnkar edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız.
35:37
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَصْطَرِخُونَ feryadederler yaṣṭarikhūna
feryadederler
فِيهَا orada fīhā
orada
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَخْرِجْنَا bizi çıkar akhrij'nā
bizi çıkar
نَعْمَلْ yapalım naʿmal
yapalım
صَـٰلِحًا iyi işler ṣāliḥan
iyi işler
غَيْرَ başka olarak ghayra
başka olarak
ٱلَّذِى olduğumuz alladhī
olduğumuz
كُنَّا we used kunnā
we used
نَعْمَلُ ۚ yapmış naʿmalu
yapmış
أَوَلَمْ sizi yaşatmadık mı? awalam
sizi yaşatmadık mı?
نُعَمِّرْكُم We give you life long enough nuʿammir'kum
We give you life long enough
مَّا öğüt alacağı kadar
öğüt alacağı kadar
يَتَذَكَّرُ (would) receive admonition yatadhakkaru
(would) receive admonition
فِيهِ orada fīhi
orada
مَن kimsenin man
kimsenin
تَذَكَّرَ öğüt alacak tadhakkara
öğüt alacak
وَجَآءَكُمُ ve size geldi wajāakumu
ve size geldi
ٱلنَّذِيرُ ۖ uyarıcı l-nadhīru
uyarıcı
فَذُوقُوا۟ öyle ise (azabı) tadın fadhūqū
öyle ise (azabı) tadın
فَمَا artık yoktur famā
artık yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin lilẓẓālimīna
zalimlerin
مِن hiçbir min
hiçbir
نَّصِيرٍ yardımcısı naṣīrin
yardımcısı
٣٧ (37)
(37)
Orada; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mi? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz."
35:38
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَـٰلِمُ bilendir ʿālimu
bilendir
غَيْبِ gaybını ghaybi
gaybını
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
٣٨ (38)
(38)
Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir.
35:39
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى sizi yapan alladhī
sizi yapan
جَعَلَكُمْ made you jaʿalakum
made you
خَلَـٰٓئِفَ halifeler (yöneticiler) khalāifa
halifeler (yöneticiler)
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
فَمَن artık kim faman
artık kim
كَفَرَ nankörlük ederse kafara
nankörlük ederse
فَعَلَيْهِ kendi zararınadır faʿalayhi
kendi zararınadır
كُفْرُهُۥ ۖ nankörlüğü kuf'ruhu
nankörlüğü
وَلَا ve walā
ve
يَزِيدُ artırmaz yazīdu
artırmaz
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
كُفْرُهُمْ küfrü kuf'ruhum
küfrü
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
مَقْتًۭا ۖ gazabdan maqtan
gazabdan
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
يَزِيدُ artırmaz; yazīdu
artırmaz;
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
كُفْرُهُمْ küfrü kuf'ruhum
küfrü
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
خَسَارًۭا ziyandan khasāran
ziyandan
٣٩ (39)
(39)
Sizleri yeryüzüne de hakim kılan O'dur. İnkar edenin inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında yalnız kendilerine olan gazabı arttırır. İnkarcıların inkarı, hüsrandan başka birşey arttırmaz.
35:40
قُلْ de ki qul
de ki
أَرَءَيْتُمْ siz gördünüz mü? ara-aytum
siz gördünüz mü?
شُرَكَآءَكُمُ ortaklarınızı shurakāakumu
ortaklarınızı
ٱلَّذِينَ yalvardığınız alladhīna
yalvardığınız
تَدْعُونَ you call tadʿūna
you call
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَرُونِى bana gösterin arūnī
bana gösterin
مَاذَا hangi şeyi? mādhā
hangi şeyi?
خَلَقُوا۟ yarattılar khalaqū
yarattılar
مِنَ yerden mina
yerden
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
أَمْ yoksa am
yoksa
لَهُمْ onların var (mı?) lahum
onların var (mı?)
شِرْكٌۭ ortaklıkları shir'kun
ortaklıkları
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
أَمْ yoksa am
yoksa
ءَاتَيْنَـٰهُمْ biz onlara verdik de ātaynāhum
biz onlara verdik de
كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap
فَهُمْ onlar da fahum
onlar da
عَلَىٰ üzerindeler ʿalā
üzerindeler
بَيِّنَتٍۢ bir delil bayyinatin
bir delil
مِّنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan
بَلْ hayır bal
hayır
إِن va'detmiyorlar in
va'detmiyorlar
يَعِدُ promise yaʿidu
promise
ٱلظَّـٰلِمُونَ o zalimler l-ẓālimūna
o zalimler
بَعْضُهُم birbirlerine baʿḍuhum
birbirlerine
بَعْضًا birbirlerine baʿḍan
birbirlerine
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
غُرُورًا aldatmakdan ghurūran
aldatmakdan
٤٠ (40)
(40)
De ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların Allah'la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler.
35:41
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُمْسِكُ tutmaktadır yum'siku
tutmaktadır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
أَن yıkılmamaları için an
yıkılmamaları için
تَزُولَا ۚ they cease tazūlā
they cease
وَلَئِن andolsun wala-in
andolsun
زَالَتَآ ikisi yıkılsa zālatā
ikisi yıkılsa
إِنْ onları tutamaz in
onları tutamaz
أَمْسَكَهُمَا can uphold them amsakahumā
can uphold them
مِنْ hiç min
hiç
أَحَدٍۢ kimse aḥadin
kimse
مِّنۢ ondan sonra min
ondan sonra
بَعْدِهِۦٓ ۚ after Him baʿdihi
after Him
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
كَانَ halimdir kāna
halimdir
حَلِيمًا Most Forbearing ḥalīman
Most Forbearing
غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır
٤١ (41)
(41)
Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim'dir, bağışlayandır.
35:42
وَأَقْسَمُوا۟ ve yemin ettiler wa-aqsamū
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
جَهْدَ bütün gücüyle jahda
bütün gücüyle
أَيْمَـٰنِهِمْ yeminlerinin aymānihim
yeminlerinin
لَئِن andolsun eğer la-in
andolsun eğer
جَآءَهُمْ kendilerine gelirse jāahum
kendilerine gelirse
نَذِيرٌۭ bir uyarıcı (peygamber) nadhīrun
bir uyarıcı (peygamber)
لَّيَكُونُنَّ olacaklarına layakūnunna
olacaklarına
أَهْدَىٰ daha çok doğru yolda ahdā
daha çok doğru yolda
مِنْ herbir min
herbir
إِحْدَى any iḥ'dā
any
ٱلْأُمَمِ ۖ milletten l-umami
milletten
فَلَمَّا fakat falammā
fakat
جَآءَهُمْ gelince jāahum
gelince
نَذِيرٌۭ uyarıcı nadhīrun
uyarıcı
مَّا onların arttırmadı
onların arttırmadı
زَادَهُمْ it increased them zādahum
it increased them
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
نُفُورًا nefretten nufūran
nefretten
٤٢ (42)
(42)
Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.
35:43
ٱسْتِكْبَارًۭا büyüklük taslama(larını) is'tik'bāran
büyüklük taslama(larını)
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
وَمَكْرَ ve tuzak(lar) kurma(larını artırdı) wamakra
ve tuzak(lar) kurma(larını artırdı)
ٱلسَّيِّئِ ۚ kötü l-sayi-i
kötü
وَلَا oysa walā
oysa
يَحِيقُ dolanmaz yaḥīqu
dolanmaz
ٱلْمَكْرُ tuzak l-makru
tuzak
ٱلسَّيِّئُ kötü l-sayi-u
kötü
إِلَّا başkasına illā
başkasına
بِأَهْلِهِۦ ۚ sahibi(nden) bi-ahlihi
sahibi(nden)
فَهَلْ bekliyorlar-mı? fahal
bekliyorlar-mı?
يَنظُرُونَ bekliyorlar yanẓurūna
bekliyorlar
إِلَّا except illā
except
سُنَّتَ yasasından sunnata
yasasından
ٱلْأَوَّلِينَ ۚ öncekilerin l-awalīna
öncekilerin
فَلَن halbuki falan
halbuki
تَجِدَ bulamazsın tajida
bulamazsın
لِسُنَّتِ yasasında lisunnati
yasasında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
تَبْدِيلًۭا ۖ bir değişme tabdīlan
bir değişme
وَلَن ve walan
ve
تَجِدَ bulamazsın tajida
bulamazsın
لِسُنَّتِ yasasında lisunnati
yasasında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
تَحْوِيلًا bir sapma taḥwīlan
bir sapma
٤٣ (43)
(43)
Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.
35:44
أَوَلَمْ hiç gez(ip dolaş)madılar mı? awalam
hiç gez(ip dolaş)madılar mı?
يَسِيرُوا۟ traveled yasīrū
traveled
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
فَيَنظُرُوا۟ görsünler fayanẓurū
görsünler
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğunu kāna
olduğunu
عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them
وَكَانُوٓا۟ onlar idiler wakānū
onlar idiler
أَشَدَّ daha güçlü ashadda
daha güçlü
مِنْهُمْ bunlardan min'hum
bunlardan
قُوَّةًۭ ۚ kuvvet bakımından quwwatan
kuvvet bakımından
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
كَانَ Allah'ı kāna
Allah'ı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيُعْجِزَهُۥ engelleyecek liyuʿ'jizahu
engelleyecek
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
كَانَ bilendir kāna
bilendir
عَلِيمًۭا All-Knower ʿalīman
All-Knower
قَدِيرًۭا güçlüdür qadīran
güçlüdür
٤٤ (44)
(44)
Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır.
35:45
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
يُؤَاخِذُ cezalandıracak olsaydı yuākhidhu
cezalandıracak olsaydı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
كَسَبُوا۟ yaptıkları işler kasabū
yaptıkları işler
مَا bırakmazdı
bırakmazdı
تَرَكَ He would leave taraka
He would leave
عَلَىٰ üzerinde (yeryüzünde) ʿalā
üzerinde (yeryüzünde)
ظَهْرِهَا onun sırtı ẓahrihā
onun sırtı
مِن hiçbir min
hiçbir
دَآبَّةٍۢ canlı dābbatin
canlı
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يُؤَخِّرُهُمْ onları erteliyor yu-akhiruhum
onları erteliyor
إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar
أَجَلٍۢ bir süreye ajalin
bir süreye
مُّسَمًّۭى ۖ belirtilmiş musamman
belirtilmiş
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
جَآءَ geldiği jāa
geldiği
أَجَلُهُمْ süreleri ajaluhum
süreleri
فَإِنَّ kuşkusuz fa-inna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ kullarını kāna
kullarını
بِعِبَادِهِۦ of His slaves biʿibādihi
of His slaves
بَصِيرًۢا görmektedir baṣīran
görmektedir
٤٥ (45)
(45)
Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.