35
Fatır
فاطر
Fatır Suresi (فاطر), Kur’an-ı Kerim’in 35. suresidir — Mekki, 45 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
35:1
ٱلْحَمْدُhamd olsunal-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiفَاطِرِyoktan var edenfāṭiriٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yeriwal-arḍiجَاعِلِyapanjāʿiliٱلْمَلَـٰٓئِكَةِmelekleril-malāikatiرُسُلًاelçilerrusulanأُو۟لِىٓsahibiulīأَجْنِحَةٍۢkanatlarajniḥatinمَّثْنَىٰikişermathnāوَثُلَـٰثَve üçerwathulāthaوَرُبَـٰعَ ۚve dörderwarubāʿaيَزِيدُartırıryazīduفِىyaratmadafīٱلْخَلْقِthe creationl-khalqiمَاne kadarmāيَشَآءُ ۚdilerseyashāuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلَىٰherʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢşeyishayinقَدِيرٌۭyapabilendirqadīrun١
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kadir olandır.
35:2
مَّاne kimāيَفْتَحِ(Allah) açaryaftaḥiٱللَّهُAllahl-lahuلِلنَّاسِinsanlar içinlilnnāsiمِنrahmettenminرَّحْمَةٍۢMercyraḥmatinفَلَاolamazfalāمُمْسِكَtutanmum'sikaلَهَا ۖonulahāوَمَاve ne kiwamāيُمْسِكْ(Allah) tutaryum'sikفَلَاolmazfalāمُرْسِلَsalıverecekmur'silaلَهُۥonulahuمِنۢO'ndan sonraminبَعْدِهِۦ ۚthereafterbaʿdihiوَهُوَve Owahuwaٱلْعَزِيزُüstündürl-ʿazīzuٱلْحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibidirl-ḥakīmu٢
Allah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O'nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O, güçlü'dür, Hakim'dir.
35:3
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuٱذْكُرُوا۟hatırlayınudh'kurūنِعْمَتَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكُمْ ۚsize olanʿalaykumهَلْvar mı?halمِنْhiçminخَـٰلِقٍyaratıcıkhāliqinغَيْرُAllahtan başkaghayruٱللَّهِother (than) Allahl-lahiيَرْزُقُكُمsize rızık verecekyarzuqukumمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerdenwal-arḍiلَآyokturlāإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۖO'ndanhuwaفَأَنَّىٰnasıl oluyor da?fa-annāتُؤْفَكُونَçevriliyorsunuztu'fakūna٣
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratan var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?
35:4
وَإِنve eğerwa-inيُكَذِّبُوكَseni yalanlıyorlarsayukadhibūkaفَقَدْelbettefaqadكُذِّبَتْyalanlanmıştırkudhibatرُسُلٌۭelçiler (de)rusulunمِّنsenden öncekiminقَبْلِكَ ۚbefore youqablikaوَإِلَىvewa-ilāٱللَّهِAllah'al-lahiتُرْجَعُdöndürülecektirtur'jaʿuٱلْأُمُورُbütün işlerl-umūru٤
Seni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah' a döndürülür.
35:5
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuإِنَّelbetteinnaوَعْدَva'diwaʿdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiحَقٌّۭ ۖgerçektirḥaqqunفَلَاaslafalāتَغُرَّنَّكُمُsizi aldatmasıntaghurrannakumuٱلْحَيَوٰةُhayatıl-ḥayatuٱلدُّنْيَا ۖdünyal-dun'yāوَلَاvewalāيَغُرَّنَّكُمsizi aldatmasınyaghurrannakumبِٱللَّهِAllah ilebil-lahiٱلْغَرُورُo aldatıcıl-gharūru٥
Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.
35:6
إِنَّşüphesizinnaٱلشَّيْطَـٰنَşeytanl-shayṭānaلَكُمْsizelakumعَدُوٌّۭdüşmandırʿaduwwunفَٱتَّخِذُوهُsiz de onu edininfa-ittakhidhūhuعَدُوًّا ۚdüşmanʿaduwwanإِنَّمَاşüphesiz oinnamāيَدْعُوا۟çağırıryadʿūحِزْبَهُۥtaraftarlarınıḥiz'bahuلِيَكُونُوا۟olmağaliyakūnūمِنْhalkındanminأَصْحَـٰبِ(the) companionsaṣḥābiٱلسَّعِيرِalevli ateşinl-saʿīri٦
Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.
35:7
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَهُمْonlar için vardırlahumعَذَابٌۭbir azabʿadhābunشَدِيدٌۭ ۖçetinshadīdunوَٱلَّذِينَkimseler isewa-alladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiلَهُمonlara vardırlahumمَّغْفِرَةٌۭmağfiretmaghfiratunوَأَجْرٌۭve bir mükafatwa-ajrunكَبِيرٌbüyükkabīrun٧
İnkar eden kimselere çetin azap vardır.
35:8
أَفَمَنkimse (de) mi?afamanزُيِّنَsüslendirilenzuyyinaلَهُۥkendisinelahuسُوٓءُkötüsūuعَمَلِهِۦişiʿamalihiفَرَءَاهُve onu görenfaraāhuحَسَنًۭا ۖgüzelḥasananفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaيُضِلُّsapıklık içinde bırakıryuḍilluمَنkimseyimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَيَهْدِىve yola iletirwayahdīمَنkimseyimanيَشَآءُ ۖdilediğiyashāuفَلَاaslafalāتَذْهَبْgitmesintadhhabنَفْسُكَcanınnafsukaعَلَيْهِمْonlar içinʿalayhimحَسَرَٰتٍ ۚhasretlereḥasarātinإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلِيمٌۢbiliyorʿalīmunبِمَاşeyleribimāيَصْنَعُونَonların yaptıklarıyaṣnaʿūna٨
Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç işlemeyene benzer mi? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Artık onlara üzülerek kendini harabetme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir.
35:9
وَٱللَّهُAllah'tır kiwal-lahuٱلَّذِىٓgönderiralladhīأَرْسَلَsendsarsalaٱلرِّيَـٰحَrüzgarlarıl-riyāḥaفَتُثِيرُve kaldırırfatuthīruسَحَابًۭاbir bulutsaḥābanفَسُقْنَـٰهُböylece onu sürerizfasuq'nāhuإِلَىٰbir ülkeyeilāبَلَدٍۢa landbaladinمَّيِّتٍۢölümayyitinفَأَحْيَيْنَاve diriltirizfa-aḥyaynāبِهِonunlabihiٱلْأَرْضَyeril-arḍaبَعْدَsonrabaʿdaمَوْتِهَا ۚöldüktenmawtihāكَذَٰلِكَişte böyledirkadhālikaٱلنُّشُورُdiriltmel-nushūru٩
Rüzgarları gönderip de bulutları yürüten Allah'tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir.
35:10
مَنkimmanكَانَisekānaيُرِيدُistiyoryurīduٱلْعِزَّةَşerefl-ʿizataفَلِلَّهِAllah'ındırfalillahiٱلْعِزَّةُşerefl-ʿizatuجَمِيعًا ۚtamamenjamīʿanإِلَيْهِO'nailayhiيَصْعَدُçıkaryaṣʿaduٱلْكَلِمُsözl-kalimuٱلطَّيِّبُgüzell-ṭayibuوَٱلْعَمَلُve amelwal-ʿamaluٱلصَّـٰلِحُiyil-ṣāliḥuيَرْفَعُهُۥ ۚonu yükseltiryarfaʿuhuوَٱلَّذِينَ(gelince)wa-alladhīnaيَمْكُرُونَtuzak kuranlarayamkurūnaٱلسَّيِّـَٔاتِkötü şeyleril-sayiātiلَهُمْonlar için vardırlahumعَذَابٌۭbir azabʿadhābunشَدِيدٌۭ ۖçetinshadīdunوَمَكْرُve tuzağıwamakruأُو۟لَـٰٓئِكَonlarınulāikaهُوَohuwaيَبُورُbozulacaktıryabūru١٠
Kudret isteyen kimse bilsin ki, kudret, bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir. Kötülük yapmakta düzen kuranlara, onlara, çetin azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.
35:11
وَٱللَّهُve Allahwal-lahuخَلَقَكُمsizi yarattıkhalaqakumمِّنtopraktanminتُرَابٍۢdustturābinثُمَّsonrathummaمِنnutfe(sperm)denminنُّطْفَةٍۢa semen-dropnuṭ'fatinثُمَّsonrathummaجَعَلَكُمْsizi yaptıjaʿalakumأَزْوَٰجًۭا ۚçift çiftazwājanوَمَاgebe kalamazwamāتَحْمِلُconceivestaḥmiluمِنْhiçbirminأُنثَىٰdişiunthāوَلَاvewalāتَضَعُdoğuramaztaḍaʿuإِلَّاdışındaillāبِعِلْمِهِۦ ۚO'nun bilgisibiʿil'mihiوَمَاve verilmezwamāيُعَمَّرُömüryuʿammaruمِنhiçbirminمُّعَمَّرٍۢcanlıyamuʿammarinوَلَاvewalāيُنقَصُazaltılmazyunqaṣuمِنْonun ömründenminعُمُرِهِۦٓhis lifeʿumurihiإِلَّا(yazılmadıkça)illāفِىKitaptafīكِتَـٰبٍ ۚa RegisterkitābinإِنَّşüphesizinnaذَٰلِكَbudhālikaعَلَىgöreʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiيَسِيرٌۭkolaydıryasīrun١١
Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde varetmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O'nun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitap'dadır. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
35:12
وَمَاve olmazwamāيَسْتَوِىeşityastawīٱلْبَحْرَانِiki denizl-baḥrāniهَـٰذَاşuhādhāعَذْبٌۭtatlıdırʿadhbunفُرَاتٌۭsusuzluğu keserfurātunسَآئِغٌۭ(boğazdan) kayarsāighunشَرَابُهُۥiçimisharābuhuوَهَـٰذَاşu dawahādhāمِلْحٌtuzludurmil'ḥunأُجَاجٌۭ ۖacıdırujājunوَمِنvewaminكُلٍّۢhepsindenkullinتَأْكُلُونَyersiniztakulūnaلَحْمًۭاetlaḥmanطَرِيًّۭاtazeṭariyyanوَتَسْتَخْرِجُونَve çıkarırsınızwatastakhrijūnaحِلْيَةًۭsüsḥil'yatanتَلْبَسُونَهَا ۖtakındığınıztalbasūnahāوَتَرَىve görürsünwatarāٱلْفُلْكَgemilerinl-ful'kaفِيهِoradafīhiمَوَاخِرَ(denizi) yarıp gittiğinimawākhiraلِتَبْتَغُوا۟payınızı aramanız içinlitabtaghūمِنlutfundanminفَضْلِهِۦHis Bountyfaḍlihiوَلَعَلَّكُمْve umulur kiwalaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniztashkurūna١٢
İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz.
35:13
يُولِجُsokaryūlijuٱلَّيْلَgeceyial-laylaفِىiçinefīٱلنَّهَارِgündüzünl-nahāriوَيُولِجُve sokarwayūlijuٱلنَّهَارَgündüzül-nahāraفِىiçinefīٱلَّيْلِgeceninal-layliوَسَخَّرَve buyruğu altına almıştırwasakharaٱلشَّمْسَgüneşil-shamsaوَٱلْقَمَرَve ayıwal-qamaraكُلٌّۭher birikullunيَجْرِىakıp gideryajrīلِأَجَلٍۢbir süreye kadarli-ajalinمُّسَمًّۭى ۚbelirtilmişmusammanذَٰلِكُمُişte budurdhālikumuٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّكُمْRabbinizrabbukumلَهُO'nundurlahuٱلْمُلْكُ ۚmülkl-mul'kuوَٱلَّذِينَyalvardıklarınızwa-alladhīnaتَدْعُونَyou invoketadʿūnaمِنO'ndan başkaminدُونِهِۦbesides Himdūnihiمَاdeğillerdirmāيَمْلِكُونَsahipyamlikūnaمِنbir çekirdek zarına bileminقِطْمِيرٍ(as much as) the membrane of a date-seedqiṭ'mīrin١٣
Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, hükümranlık O'nundur. O'nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.
35:14
إِنeğerinتَدْعُوهُمْonları çağırsanıztadʿūhumلَاişitmezlerlāيَسْمَعُوا۟they hearyasmaʿūدُعَآءَكُمْsizin çağırmanızıduʿāakumوَلَوْşayetwalawسَمِعُوا۟işitseler bilesamiʿūمَاcevap veremezlermāٱسْتَجَابُوا۟they (would) respondis'tajābūلَكُمْ ۖsizelakumوَيَوْمَve günüwayawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiيَكْفُرُونَinkar ederleryakfurūnaبِشِرْكِكُمْ ۚsizin ortak koşmanızıbishir'kikumوَلَاvewalāيُنَبِّئُكَhiç kimse sana haber veremezyunabbi-ukaمِثْلُgibimith'luخَبِيرٍۢherşeyi bilenkhabīrin١٤
Onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkar ederler. Herşeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber vermez.
35:15
۞ يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuأَنتُمُsizantumuٱلْفُقَرَآءُmuhtaçsınızl-fuqarāuإِلَىAllah'ailāٱللَّهِ ۖAllahl-lahiوَٱللَّهُAllah isewal-lahuهُوَO'durhuwaٱلْغَنِىُّzengin olanl-ghaniyuٱلْحَمِيدُve hamde layık olanl-ḥamīdu١٥
Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
35:16
إِنeğerinيَشَأْdileseyashaيُذْهِبْكُمْsizi götürüryudh'hib'kumوَيَأْتِve getirirwayatiبِخَلْقٍۢbir halkbikhalqinجَدِيدٍۢyenijadīdin١٦
Dilerse sizi yokeder, yeniden başkalarını yaratır.
35:17
وَمَاve değildir'wamāذَٰلِكَbudhālikaعَلَىüzerineʿalāٱللَّهِAllahl-lahiبِعَزِيزٍۢzorlubiʿazīzin١٧
Bu, Allah'a göre zor değildir.
35:18
وَلَاvewalāتَزِرُçekmeztaziruوَازِرَةٌۭhiçbir günahkarwāziratunوِزْرَgünahınıwiz'raأُخْرَىٰ ۚbaşkasınınukh'rāوَإِنve eğerwa-inتَدْعُ(başkalarını) çağırsatadʿuمُثْقَلَةٌyükü ağır gelen kimsemuth'qalatunإِلَىٰonu taşımak içinilāحِمْلِهَا(carry) its loadḥim'lihāلَاtaşınmazlāيُحْمَلْwill be carriedyuḥ'malمِنْهُondan (yükünden)min'huشَىْءٌۭhiçbir şeyshayonوَلَوْve şayetwalawكَانَ(dahi) olsakānaذَاakrabasıdhāقُرْبَىٰٓ ۗakrabasıqur'bāإِنَّمَاsen ancakinnamāتُنذِرُuyarırsıntundhiruٱلَّذِينَkorkanlarıalladhīnaيَخْشَوْنَfearyakhshawnaرَبَّهُمRablerindenrabbahumبِٱلْغَيْبِgörmedenbil-ghaybiوَأَقَامُوا۟ve kılanlarıwa-aqāmūٱلصَّلَوٰةَ ۚnamazıl-ṣalataوَمَنve kimwamanتَزَكَّىٰma'nen arınıp yücelirsetazakkāفَإِنَّمَاşüphesizfa-innamāيَتَزَكَّىٰarınmış oluryatazakkāلِنَفْسِهِۦ ۚkendi yararınalinafsihiوَإِلَىvewa-ilāٱللَّهِAllah'adırl-lahiٱلْمَصِيرُdönüşl-maṣīru١٨
Günahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden birşey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah'adır.
35:19
وَمَاve değildirwamāيَسْتَوِىeşityastawīٱلْأَعْمَىٰkörlel-aʿmāوَٱلْبَصِيرُgörenwal-baṣīru١٩
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
35:20
وَلَاve değildirwalāٱلظُّلُمَـٰتُkaranlıklarl-ẓulumātuوَلَاve ne dewalāٱلنُّورُaydınlıkl-nūru٢٠
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
35:21
وَلَاve değildirwalāٱلظِّلُّgölge (ile)l-ẓiluوَلَاve ne dewalāٱلْحَرُورُsıcaklıkl-ḥarūru٢١
Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.
35:22
وَمَاve olmazwamāيَسْتَوِىeşityastawīٱلْأَحْيَآءُdirilerlel-aḥyāuوَلَاvewalāٱلْأَمْوَٰتُ ۚölülerl-amwātuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيُسْمِعُişittiriryus'miʿuمَنkimseyemanيَشَآءُ ۖdilediğiyashāuوَمَآyoksa değilsinwamāأَنتَsenantaبِمُسْمِعٍۢişittirecekbimus'miʿinمَّنkimseleremanفِىiçindekifīٱلْقُبُورِkabirlerl-qubūri٢٢
Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.
35:23
إِنْdeğilsininأَنتَsenantaإِلَّاbaşkaillāنَذِيرٌuyarıcı(dan)nadhīrun٢٣
Sen sadece bir uyarıcısın.
35:24
إِنَّآşüphesiz bizinnāأَرْسَلْنَـٰكَseni gönderdikarsalnākaبِٱلْحَقِّgerçek ilebil-ḥaqiبَشِيرًۭاmüjdeleyicibashīranوَنَذِيرًۭا ۚve uyarıcıwanadhīranوَإِنve yokturwa-inمِّنْhiçbirminأُمَّةٍmilletummatinإِلَّاolmayanillāخَلَا(gelip) geçmişkhalāفِيهَاiçindefīhāنَذِيرٌۭbir uyarıcınadhīrun٢٤
Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir.
35:25
وَإِنve eğerwa-inيُكَذِّبُوكَseni yalanlıyorlarsayukadhibūkaفَقَدْelbettefaqadكَذَّبَyalanlamışlardıkadhabaٱلَّذِينَkimseler dealladhīnaمِنbunlardan öncekiminقَبْلِهِمْ(were) before themqablihimجَآءَتْهُمْonlara getirmişlerdijāathumرُسُلُهُمelçilerirusuluhumبِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık kanıtlarbil-bayinātiوَبِٱلزُّبُرِve sahifelerwabil-zuburiوَبِٱلْكِتَـٰبِve Kitapwabil-kitābiٱلْمُنِيرِaydınlatıcıl-munīri٢٥
Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitaplar getirmişlerdi.
35:26
ثُمَّsonrathummaأَخَذْتُben de yakaladımakhadhtuٱلَّذِينَkimselerialladhīnaكَفَرُوا۟ ۖinkar eden(leri)kafarūفَكَيْفَnasıl?fakayfaكَانَoldukānaنَكِيرِbenim inkarımnakīri٢٦
Sonra Ben, inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur?
35:27
أَلَمْgörmedin mialamتَرَyou seetaraأَنَّelbetteannaٱللَّهَAllahl-lahaأَنزَلَindirdianzalaمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭsumāanفَأَخْرَجْنَاböylece çıkardıkfa-akhrajnāبِهِۦonunlabihiثَمَرَٰتٍۢmeyvalarthamarātinمُّخْتَلِفًاçeşit çeşitmukh'talifanأَلْوَٰنُهَا ۚrenklerialwānuhāوَمِنَvewaminaٱلْجِبَالِdağlardanl-jibāliجُدَدٌۢyollarjudadunبِيضٌۭbeyazbīḍunوَحُمْرٌۭve kırmızıwaḥum'runمُّخْتَلِفٌdeğişikmukh'talifunأَلْوَٰنُهَاrenklerdealwānuhāوَغَرَابِيبُve simsiyahwagharābībuسُودٌۭkarasūdun٢٧
Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.
35:28
وَمِنَinsanlardan vardırwaminaٱلنَّاسِmenl-nāsiوَٱلدَّوَآبِّve hayvanlardanwal-dawābiوَٱلْأَنْعَـٰمِve davarlardanwal-anʿāmiمُخْتَلِفٌtürlümukh'talifunأَلْوَٰنُهُۥrenkte olanlaralwānuhuكَذَٰلِكَ ۗböylekadhālikaإِنَّمَاancakinnamāيَخْشَى(gereğince) korkaryakhshāٱللَّهَAllah'tanl-lahaمِنْiçindenminعِبَادِهِkullarıʿibādihiٱلْعُلَمَـٰٓؤُا۟ ۗbilginlerl-ʿulamāuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَزِيزٌdaima üstündürʿazīzunغَفُورٌçok bağışlayandırghafūrun٢٨
İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır.
35:29
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَتْلُونَokuyan(lar)yatlūnaكِتَـٰبَKitabınıkitābaٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَأَقَامُوا۟ve kılanlarwa-aqāmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَأَنفَقُوا۟ve infak edenlerwa-anfaqūمِمَّاverdiğimiz rızıktanmimmāرَزَقْنَـٰهُمْWe have provided themrazaqnāhumسِرًّۭاgizlisirranوَعَلَانِيَةًۭve açıkwaʿalāniyatanيَرْجُونَumarlaryarjūnaتِجَـٰرَةًۭbir ticarettijāratanلَّنaslalanتَبُورَbatmayacaktabūra٢٩
Allah'ın Kitap'ına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler.
35:30
لِيُوَفِّيَهُمْonlara tam ödesin diyeliyuwaffiyahumأُجُورَهُمْücretleriniujūrahumوَيَزِيدَهُمve fazlasını vermesi içinwayazīdahumمِّنlutfundanminفَضْلِهِۦٓ ۚHis Bountyfaḍlihiإِنَّهُۥçünkü Oinnahuغَفُورٌۭçok bağışlayandırghafūrunشَكُورٌۭçok karşılık verendirshakūrun٣٠
Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.
35:31
وَٱلَّذِىٓvahyettiğimizwa-alladhīأَوْحَيْنَآWe have revealedawḥaynāإِلَيْكَsanailaykaمِنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiهُوَOhuwaٱلْحَقُّgerçektirl-ḥaquمُصَدِّقًۭاdoğrulayanmuṣaddiqanلِّمَاkendinden öncekinilimāبَيْنَbefore itbaynaيَدَيْهِ ۗkendinden öncekiniyadayhiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaبِعِبَادِهِۦkullarınıbiʿibādihiلَخَبِيرٌۢhaber alandırlakhabīrunبَصِيرٌۭgörendirbaṣīrun٣١
Bu, sana vahyettiğimiz, öncekileri doğrulayan gerçek Kitap'dır. Allah şüphesiz kullarından haberdardır, görendir.
35:32
ثُمَّsonrathummaأَوْرَثْنَاmiras verdikawrathnāٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaٱلَّذِينَseçtiklerimizealladhīnaٱصْطَفَيْنَاWe have choseniṣ'ṭafaynāمِنْ(arasın)danminعِبَادِنَا ۖkullarımızʿibādināفَمِنْهُمْonlardan kimifamin'humظَالِمٌۭzulmedendirẓālimunلِّنَفْسِهِۦnefsinelinafsihiوَمِنْهُمve kimiwamin'humمُّقْتَصِدٌۭorta gidendirmuq'taṣidunوَمِنْهُمْve kimi dewamin'humسَابِقٌۢöne geçendirsābiqunبِٱلْخَيْرَٰتِhayırlardabil-khayrātiبِإِذْنِizniylebi-idh'niٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiذَٰلِكَişte budurdhālikaهُوَOhuwaٱلْفَضْلُlutufl-faḍluٱلْكَبِيرُbüyükl-kabīru٣٢
Sonra bu Kitap'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur.
35:33
جَنَّـٰتُcennetlerijannātuعَدْنٍۢAdnʿadninيَدْخُلُونَهَاoraya girerleryadkhulūnahāيُحَلَّوْنَtakınırlaryuḥallawnaفِيهَاoradafīhāمِنْbileziklerminأَسَاوِرَbraceletsasāwiraمِنaltındanminذَهَبٍۢgolddhahabinوَلُؤْلُؤًۭا ۖve inci(ler)walu'lu-anوَلِبَاسُهُمْve giysileriwalibāsuhumفِيهَاoradafīhāحَرِيرٌۭipektirḥarīrun٣٣
Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir.
35:34
وَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūٱلْحَمْدُhamdolsunl-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiٱلَّذِىٓgiderenalladhīأَذْهَبَ(has) removedadhhabaعَنَّاbizdenʿannāٱلْحَزَنَ ۖtasayıl-ḥazanaإِنَّdoğrusuinnaرَبَّنَاRabbimizrabbanāلَغَفُورٌۭçok bağışlayandırlaghafūrunشَكُورٌçok karşılık verendirshakūrun٣٤
Derler ki: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."
35:35
ٱلَّذِىٓO (Rab) kialladhīأَحَلَّنَاbizi kondurduaḥallanāدَارَyurdadāraٱلْمُقَامَةِdurulacakl-muqāmatiمِنlutfuylaminفَضْلِهِۦHis Bountyfaḍlihiلَاaslalāيَمَسُّنَاbize dokunmazyamassunāفِيهَاoradafīhāنَصَبٌۭbir yorgunluknaṣabunوَلَاve ne dewalāيَمَسُّنَاbize dokunmazyamassunāفِيهَاoradafīhāلُغُوبٌۭbir usançlughūbun٣٥
"Bizi lütfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir."
35:36
وَٱلَّذِينَvewa-alladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerkafarūلَهُمْonlara vardırlahumنَارُateşināruجَهَنَّمَcehennemjahannamaلَاhükmedilmezlāيُقْضَىٰis decreedyuq'ḍāعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimفَيَمُوتُوا۟ölsünlerfayamūtūوَلَاvewalāيُخَفَّفُhafifletilmezyukhaffafuعَنْهُمonlardanʿanhumمِّنْonun azabıminعَذَابِهَا ۚits tormentʿadhābihāكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaنَجْزِىcezalandırırıznajzīكُلَّherkullaكَفُورٍۢnankörükafūrin٣٦
İnkar edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız.
35:37
وَهُمْve onlarwahumيَصْطَرِخُونَferyadederleryaṣṭarikhūnaفِيهَاoradafīhāرَبَّنَآRabbimizrabbanāأَخْرِجْنَاbizi çıkarakhrij'nāنَعْمَلْyapalımnaʿmalصَـٰلِحًاiyi işlerṣāliḥanغَيْرَbaşka olarakghayraٱلَّذِىolduğumuzalladhīكُنَّاwe usedkunnāنَعْمَلُ ۚyapmışnaʿmaluأَوَلَمْsizi yaşatmadık mı?awalamنُعَمِّرْكُمWe give you life long enoughnuʿammir'kumمَّاöğüt alacağı kadarmāيَتَذَكَّرُ(would) receive admonitionyatadhakkaruفِيهِoradafīhiمَنkimseninmanتَذَكَّرَöğüt alacaktadhakkaraوَجَآءَكُمُve size geldiwajāakumuٱلنَّذِيرُ ۖuyarıcıl-nadhīruفَذُوقُوا۟öyle ise (azabı) tadınfadhūqūفَمَاartık yokturfamāلِلظَّـٰلِمِينَzalimlerinlilẓẓālimīnaمِنhiçbirminنَّصِيرٍyardımcısınaṣīrin٣٧
Orada; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mi? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz."
35:38
إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَـٰلِمُbilendirʿālimuغَيْبِgaybınıghaybiٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerinwal-arḍiإِنَّهُۥşüphesiz Oinnahuعَلِيمٌۢbilirʿalīmunبِذَاتِözünübidhātiٱلصُّدُورِgöğüslerinl-ṣudūri٣٨
Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir.
35:39
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىsizi yapanalladhīجَعَلَكُمْmade youjaʿalakumخَلَـٰٓئِفَhalifeler (yöneticiler)khalāifaفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiفَمَنartık kimfamanكَفَرَnankörlük edersekafaraفَعَلَيْهِkendi zararınadırfaʿalayhiكُفْرُهُۥ ۖnankörlüğükuf'ruhuوَلَاvewalāيَزِيدُartırmazyazīduٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīnaكُفْرُهُمْküfrükuf'ruhumعِندَyanındaʿindaرَبِّهِمْRablerirabbihimإِلَّاbaşka bir şeyillāمَقْتًۭا ۖgazabdanmaqtanوَلَاve ne dewalāيَزِيدُartırmaz;yazīduٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīnaكُفْرُهُمْküfrükuf'ruhumإِلَّاbaşka bir şeyillāخَسَارًۭاziyandankhasāran٣٩
Sizleri yeryüzüne de hakim kılan O'dur. İnkar edenin inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında yalnız kendilerine olan gazabı arttırır. İnkarcıların inkarı, hüsrandan başka birşey arttırmaz.
35:40
قُلْde kiqulأَرَءَيْتُمْsiz gördünüz mü?ara-aytumشُرَكَآءَكُمُortaklarınızıshurakāakumuٱلَّذِينَyalvardığınızalladhīnaتَدْعُونَyou calltadʿūnaمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiأَرُونِىbana gösterinarūnīمَاذَاhangi şeyi?mādhāخَلَقُوا۟yarattılarkhalaqūمِنَyerdenminaٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiأَمْyoksaamلَهُمْonların var (mı?)lahumشِرْكٌۭortaklıklarıshir'kunفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiأَمْyoksaamءَاتَيْنَـٰهُمْbiz onlara verdik deātaynāhumكِتَـٰبًۭاbir Kitapkitābanفَهُمْonlar dafahumعَلَىٰüzerindelerʿalāبَيِّنَتٍۢbir delilbayyinatinمِّنْهُ ۚondanmin'huبَلْhayırbalإِنva'detmiyorlarinيَعِدُpromiseyaʿiduٱلظَّـٰلِمُونَo zalimlerl-ẓālimūnaبَعْضُهُمbirbirlerinebaʿḍuhumبَعْضًاbirbirlerinebaʿḍanإِلَّاbaşka bir şeyillāغُرُورًاaldatmakdanghurūran٤٠
De ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların Allah'la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler.
35:41
۞ إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيُمْسِكُtutmaktadıryum'sikuٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaأَنyıkılmamaları içinanتَزُولَا ۚthey ceasetazūlāوَلَئِنandolsunwala-inزَالَتَآikisi yıkılsazālatāإِنْonları tutamazinأَمْسَكَهُمَاcan uphold themamsakahumāمِنْhiçminأَحَدٍۢkimseaḥadinمِّنۢondan sonraminبَعْدِهِۦٓ ۚafter Himbaʿdihiإِنَّهُۥşüphesiz OinnahuكَانَhalimdirkānaحَلِيمًاMost Forbearingḥalīmanغَفُورًۭاçok bağışlayandırghafūran٤١
Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim'dir, bağışlayandır.
35:42
وَأَقْسَمُوا۟ve yemin ettilerwa-aqsamūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiجَهْدَbütün gücüylejahdaأَيْمَـٰنِهِمْyeminlerininaymānihimلَئِنandolsun eğerla-inجَآءَهُمْkendilerine gelirsejāahumنَذِيرٌۭbir uyarıcı (peygamber)nadhīrunلَّيَكُونُنَّolacaklarınalayakūnunnaأَهْدَىٰdaha çok doğru yoldaahdāمِنْherbirminإِحْدَىanyiḥ'dāٱلْأُمَمِ ۖmillettenl-umamiفَلَمَّاfakatfalammāجَآءَهُمْgelincejāahumنَذِيرٌۭuyarıcınadhīrunمَّاonların arttırmadımāزَادَهُمْit increased themzādahumإِلَّاbaşka bir şeyillāنُفُورًاnefrettennufūran٤٢
Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.
35:43
ٱسْتِكْبَارًۭاbüyüklük taslama(larını)is'tik'bāranفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiوَمَكْرَve tuzak(lar) kurma(larını artırdı)wamakraٱلسَّيِّئِ ۚkötül-sayi-iوَلَاoysawalāيَحِيقُdolanmazyaḥīquٱلْمَكْرُtuzakl-makruٱلسَّيِّئُkötül-sayi-uإِلَّاbaşkasınaillāبِأَهْلِهِۦ ۚsahibi(nden)bi-ahlihiفَهَلْbekliyorlar-mı?fahalيَنظُرُونَbekliyorlaryanẓurūnaإِلَّاexceptillāسُنَّتَyasasındansunnataٱلْأَوَّلِينَ ۚöncekilerinl-awalīnaفَلَنhalbukifalanتَجِدَbulamazsıntajidaلِسُنَّتِyasasındalisunnatiٱللَّهِAllah'ınl-lahiتَبْدِيلًۭا ۖbir değişmetabdīlanوَلَنvewalanتَجِدَbulamazsıntajidaلِسُنَّتِyasasındalisunnatiٱللَّهِAllah'ınl-lahiتَحْوِيلًاbir sapmataḥwīlan٤٣
Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.
35:44
أَوَلَمْhiç gez(ip dolaş)madılar mı?awalamيَسِيرُوا۟traveledyasīrūفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiفَيَنظُرُوا۟görsünlerfayanẓurūكَيْفَnasılkayfaكَانَolduğunukānaعَـٰقِبَةُsonununʿāqibatuٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaمِنkendilerinden öncekiminقَبْلِهِمْ(were) before themqablihimوَكَانُوٓا۟onlar idilerwakānūأَشَدَّdaha güçlüashaddaمِنْهُمْbunlardanmin'humقُوَّةًۭ ۚkuvvet bakımındanquwwatanوَمَاve yokturwamāكَانَAllah'ıkānaٱللَّهُAllahl-lahuلِيُعْجِزَهُۥengelleyecekliyuʿ'jizahuمِنhiçbirminشَىْءٍۢşeyshayinفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَلَاve yokturwalāفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiإِنَّهُۥşüphesiz OinnahuكَانَbilendirkānaعَلِيمًۭاAll-Knowerʿalīmanقَدِيرًۭاgüçlüdürqadīran٤٤
Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır.
35:45
وَلَوْve eğerwalawيُؤَاخِذُcezalandıracak olsaydıyuākhidhuٱللَّهُAllahl-lahuٱلنَّاسَinsanlarıl-nāsaبِمَاyüzündenbimāكَسَبُوا۟yaptıkları işlerkasabūمَاbırakmazdımāتَرَكَHe would leavetarakaعَلَىٰüzerinde (yeryüzünde)ʿalāظَهْرِهَاonun sırtıẓahrihāمِنhiçbirminدَآبَّةٍۢcanlıdābbatinوَلَـٰكِنfakatwalākinيُؤَخِّرُهُمْonları erteliyoryu-akhiruhumإِلَىٰٓkadarilāأَجَلٍۢbir süreyeajalinمُّسَمًّۭى ۖbelirtilmişmusammanفَإِذَاzamanfa-idhāجَآءَgeldiğijāaأَجَلُهُمْsüreleriajaluhumفَإِنَّkuşkusuzfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَkullarınıkānaبِعِبَادِهِۦof His slavesbiʿibādihiبَصِيرًۢاgörmektedirbaṣīran٤٥
Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.
—
—
—
—
Loading…