34

Sebe

Mekki 54 Ayet Cüz 22
سبإ
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
34:1
ٱلْحَمْدُ hamd al-ḥamdu
hamd
لِلَّهِ Allah'a mahsustur lillahi
Allah'a mahsustur
ٱلَّذِى öyle ki alladhī
öyle ki
لَهُۥ onundur lahu
onundur
مَا ne varsa
ne varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَهُ ve O'na mahsustur walahu
ve O'na mahsustur
ٱلْحَمْدُ hamd l-ḥamdu
hamd
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir
ٱلْخَبِيرُ haber alandır l-khabīru
haber alandır
١ (1)
(1)
Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Kendisinin olan Allah'a mahsustur. O, Hakim'dir, her şeyden haberdardır.
34:2
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا ne ki
ne ki
يَلِجُ giriyor yaliju
giriyor
فِى içine
içine
ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin
وَمَا ve ne ki wamā
ve ne ki
يَخْرُجُ çıkıyor yakhruju
çıkıyor
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
وَمَا ve ne ki wamā
ve ne ki
يَنزِلُ iniyor yanzilu
iniyor
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
وَمَا ve ne ki wamā
ve ne ki
يَعْرُجُ çıkıyor yaʿruju
çıkıyor
فِيهَا ۚ oraya fīhā
oraya
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir
ٱلْغَفُورُ çok bağışlayandır l-ghafūru
çok bağışlayandır
٢ (2)
(2)
Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir.
34:3
وَقَالَ ve dediler ki waqāla
ve dediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَا bize gelmez
bize gelmez
تَأْتِينَا will come to us tatīnā
will come to us
ٱلسَّاعَةُ ۖ sa'at l-sāʿatu
sa'at
قُلْ de ki qul
de ki
بَلَىٰ hayır balā
hayır
وَرَبِّى Rabbim hakkı için warabbī
Rabbim hakkı için
لَتَأْتِيَنَّكُمْ o mutlaka size gelecektir latatiyannakum
o mutlaka size gelecektir
عَـٰلِمِ bilen ʿālimi
bilen
ٱلْغَيْبِ ۖ gaybı l-ghaybi
gaybı
لَا gizli kalmaz
gizli kalmaz
يَعْزُبُ escapes yaʿzubu
escapes
عَنْهُ O'ndan ʿanhu
O'ndan
مِثْقَالُ ağırlığınca mith'qālu
ağırlığınca
ذَرَّةٍۢ zerre dharratin
zerre
فِى olan
olan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَلَا ne de walā
ne de
فِى olan
olan
ٱلْأَرْضِ yerde l-arḍi
yerde
وَلَآ ve yoktur walā
ve yoktur
أَصْغَرُ küçük aṣgharu
küçük
مِن bundan min
bundan
ذَٰلِكَ that dhālika
that
وَلَآ ve yoktur walā
ve yoktur
أَكْبَرُ büyük akbaru
büyük
إِلَّا ki olmasın illā
ki olmasın
فِى bir Kitapta
bir Kitapta
كِتَـٰبٍۢ a Record kitābin
a Record
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
٣ (3)
(3)
İnkar edenler: "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim'e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitap'tadır."
34:4
لِّيَجْزِىَ mükafatlandırması için liyajziya
mükafatlandırması için
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۚ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُم onlar için vardır lahum
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ mağfiret maghfiratun
mağfiret
وَرِزْقٌۭ ve rızık wariz'qun
ve rızık
كَرِيمٌۭ güzel karīmun
güzel
٤ (4)
(4)
Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.
34:5
وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise
سَعَوْ çalışan(lar) saʿaw
çalışan(lar)
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَايَـٰتِنَا ayetlerimiz āyātinā
ayetlerimiz
مُعَـٰجِزِينَ aciz bırakmağa muʿājizīna
aciz bırakmağa
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مِّن pislikten min
pislikten
رِّجْزٍ foul nature rij'zin
foul nature
أَلِيمٌۭ acı alīmun
acı
٥ (5)
(5)
Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.
34:6
وَيَرَى ve görürler wayarā
ve görürler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أُوتُوا۟ kendilerine verilen(ler) ūtū
kendilerine verilen(ler)
ٱلْعِلْمَ bilgi l-ʿil'ma
bilgi
ٱلَّذِىٓ indirilenin alladhī
indirilenin
أُنزِلَ is revealed unzila
is revealed
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
هُوَ gerçek olduğunu huwa
gerçek olduğunu
ٱلْحَقَّ (is) the Truth l-ḥaqa
(is) the Truth
وَيَهْدِىٓ ve ilettiğini wayahdī
ve ilettiğini
إِلَىٰ yoluna; ilā
yoluna;
صِرَٰطِ (the) Path ṣirāṭi
(the) Path
ٱلْعَزِيزِ mutlak galib l-ʿazīzi
mutlak galib
ٱلْحَمِيدِ ve hamde layık olanın l-ḥamīdi
ve hamde layık olanın
٦ (6)
(6)
Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.
34:7
وَقَالَ ve dediler ki waqāla
ve dediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
هَلْ mi? hal
mi?
نَدُلُّكُمْ size gösterelim nadullukum
size gösterelim
عَلَىٰ bir adam ʿalā
bir adam
رَجُلٍۢ a man rajulin
a man
يُنَبِّئُكُمْ size haber veren yunabbi-ukum
size haber veren
إِذَا zaman idhā
zaman
مُزِّقْتُمْ siz parçalandığınız muzziq'tum
siz parçalandığınız
كُلَّ tamamen kulla
tamamen
مُمَزَّقٍ dağılıp mumazzaqin
dağılıp
إِنَّكُمْ sizin innakum
sizin
لَفِى içinde olacağınızı lafī
içinde olacağınızı
خَلْقٍۢ bir yaratılış khalqin
bir yaratılış
جَدِيدٍ yeni jadīdin
yeni
٧ (7)
(7)
İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
34:8
أَفْتَرَىٰ uydurdu mu? aftarā
uydurdu mu?
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَذِبًا bir yalan kadhiban
bir yalan
أَم yoksa am
yoksa
بِهِۦ kendisinde -mi var? bihi
kendisinde -mi var?
جِنَّةٌۢ ۗ (is) madness jinnatun
(is) madness
بَلِ hayır bali
hayır
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا inanmayanlar
inanmayanlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
فِى içindedirler
içindedirler
ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab
وَٱلضَّلَـٰلِ ve bir sapıklık wal-ḍalāli
ve bir sapıklık
ٱلْبَعِيدِ uzak l-baʿīdi
uzak
٨ (8)
(8)
İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
34:9
أَفَلَمْ görmüyorlar mı? afalam
görmüyorlar mı?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
إِلَىٰ bulunanı ilā
bulunanı
مَا what
what
بَيْنَ arasında (önlerinde) bayna
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ elleri (önlerinde) aydīhim
elleri (önlerinde)
وَمَا ve bulunanı wamā
ve bulunanı
خَلْفَهُم arkalarında khalfahum
arkalarında
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerden wal-arḍi
ve yerden
إِن eğer in
eğer
نَّشَأْ dilesek nasha
dilesek
نَخْسِفْ batırırız nakhsif
batırırız
بِهِمُ onları bihimu
onları
ٱلْأَرْضَ yere l-arḍa
yere
أَوْ ya da aw
ya da
نُسْقِطْ düşürürüz nus'qiṭ
düşürürüz
عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
كِسَفًۭا parçalar kisafan
parçalar
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ ۚ the sky l-samāi
the sky
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ bir ibret laāyatan
bir ibret
لِّكُلِّ hepsi için likulli
hepsi için
عَبْدٍۢ kul(ların) ʿabdin
kul(ların)
مُّنِيبٍۢ yönelen munībin
yönelen
٩ (9)
(9)
Önlerinde ve ardlarında olan göğü ve yeri görmezler mi? Dilesek onları yere geçirir veya göğün bir parçasını başlarına indiririz. Bunlarda, Allah'a yönelen her kul için dersler vardır.
34:10
۞ وَلَقَدْ ve andolsun ki walaqad
ve andolsun ki
ءَاتَيْنَا verdik ātaynā
verdik
دَاوُۥدَ Davud'a dāwūda
Davud'a
مِنَّا tarafımızdan minnā
tarafımızdan
فَضْلًۭا ۖ bir üstünlük faḍlan
bir üstünlük
يَـٰجِبَالُ ey dağlar yājibālu
ey dağlar
أَوِّبِى tesbih edin awwibī
tesbih edin
مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
وَٱلطَّيْرَ ۖ ve (ey) kuşlar wal-ṭayra
ve (ey) kuşlar
وَأَلَنَّا ve yumuşattık wa-alannā
ve yumuşattık
لَهُ ona lahu
ona
ٱلْحَدِيدَ demiri l-ḥadīda
demiri
١٠ (10)
(10)
"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
34:11
أَنِ yap ani
yap
ٱعْمَلْ make iʿ'mal
make
سَـٰبِغَـٰتٍۢ geniş zırhlar sābighātin
geniş zırhlar
وَقَدِّرْ ölçülü yap waqaddir
ölçülü yap
فِى dokumasını
dokumasını
ٱلسَّرْدِ ۖ the links (of armor) l-sardi
the links (of armor)
وَٱعْمَلُوا۟ ve (hepiniz) yapın wa-iʿ'malū
ve (hepiniz) yapın
صَـٰلِحًا ۖ iyi işler ṣāliḥan
iyi işler
إِنِّى çünkü ben innī
çünkü ben
بِمَا yaptıklarınızı bimā
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
بَصِيرٌۭ görmekteyim baṣīrun
görmekteyim
١١ (11)
(11)
"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
34:12
وَلِسُلَيْمَـٰنَ ve Süleyman'a walisulaymāna
ve Süleyman'a
ٱلرِّيحَ rüzgarı l-rīḥa
rüzgarı
غُدُوُّهَا sabah gidişi ghuduwwuhā
sabah gidişi
شَهْرٌۭ bir ay(lık mesafe) shahrun
bir ay(lık mesafe)
وَرَوَاحُهَا ve akşam dönüşü warawāḥuhā
ve akşam dönüşü
شَهْرٌۭ ۖ bir ay(lık mesafe) shahrun
bir ay(lık mesafe)
وَأَسَلْنَا ve akıttık wa-asalnā
ve akıttık
لَهُۥ onun için lahu
onun için
عَيْنَ kaynağını ʿayna
kaynağını
ٱلْقِطْرِ ۖ katran l-qiṭ'ri
katran
وَمِنَ ve bir kısmı wamina
ve bir kısmı
ٱلْجِنِّ cinlerin l-jini
cinlerin
مَن ki man
ki
يَعْمَلُ çalışırdı yaʿmalu
çalışırdı
بَيْنَ onun önünde bayna
onun önünde
يَدَيْهِ onun önünde yadayhi
onun önünde
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
رَبِّهِۦ ۖ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَزِغْ sapsa yazigh
sapsa
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
عَنْ buyruğumuzdan ʿan
buyruğumuzdan
أَمْرِنَا Our Command amrinā
Our Command
نُذِقْهُ ona taddırırdık nudhiq'hu
ona taddırırdık
مِنْ azabı min
azabı
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
ٱلسَّعِيرِ alevli l-saʿīri
alevli
١٢ (12)
(12)
Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.
34:13
يَعْمَلُونَ yaparlardı yaʿmalūna
yaparlardı
لَهُۥ ona lahu
ona
مَا ne
ne
يَشَآءُ diliyorsa yashāu
diliyorsa
مِن kalelerden min
kalelerden
مَّحَـٰرِيبَ elevated chambers maḥārība
elevated chambers
وَتَمَـٰثِيلَ ve heykeller(den) watamāthīla
ve heykeller(den)
وَجِفَانٍۢ ve leğenler(den) wajifānin
ve leğenler(den)
كَٱلْجَوَابِ havuzlar kadar (geniş) kal-jawābi
havuzlar kadar (geniş)
وَقُدُورٍۢ ve kazanlar(dan) waqudūrin
ve kazanlar(dan)
رَّاسِيَـٰتٍ ۚ sabit rāsiyātin
sabit
ٱعْمَلُوٓا۟ yapın iʿ'malū
yapın
ءَالَ (ey) ailesi āla
(ey) ailesi
دَاوُۥدَ Davud dāwūda
Davud
شُكْرًۭا ۚ şükredin shuk'ran
şükredin
وَقَلِيلٌۭ ve azdır waqalīlun
ve azdır
مِّنْ kullarımdan min
kullarımdan
عِبَادِىَ My slaves ʿibādiya
My slaves
ٱلشَّكُورُ şükreden l-shakūru
şükreden
١٣ (13)
(13)
Süleyman için, o ne dilerse, mabedler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır."
34:14
فَلَمَّا zaman falammā
zaman
قَضَيْنَا hükmettiğimiz qaḍaynā
hükmettiğimiz
عَلَيْهِ onun ʿalayhi
onun
ٱلْمَوْتَ ölümüne l-mawta
ölümüne
مَا göstermedi
göstermedi
دَلَّهُمْ indicated to them dallahum
indicated to them
عَلَىٰ onun öldüğünü ʿalā
onun öldüğünü
مَوْتِهِۦٓ his death mawtihi
his death
إِلَّا başkası illā
başkası
دَآبَّةُ bir kurdundan dābbatu
bir kurdundan
ٱلْأَرْضِ yer (ağaç) l-arḍi
yer (ağaç)
تَأْكُلُ yiyen takulu
yiyen
مِنسَأَتَهُۥ ۖ değneğini minsa-atahu
değneğini
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
خَرَّ yıkıldı kharra
yıkıldı
تَبَيَّنَتِ anlaşıldı ki tabayyanati
anlaşıldı ki
ٱلْجِنُّ cinler l-jinu
cinler
أَن eğer an
eğer
لَّوْ if law
if
كَانُوا۟ idi kānū
idi
يَعْلَمُونَ bilseler yaʿlamūna
bilseler
ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı
مَا kalmazlardı
kalmazlardı
لَبِثُوا۟ they (would have) remained labithū
they (would have) remained
فِى içinde
içinde
ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab
ٱلْمُهِينِ küçük düşürücü l-muhīni
küçük düşürücü
١٤ (14)
(14)
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.
34:15
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
كَانَ vardır kāna
vardır
لِسَبَإٍۢ Sebe (oğulların)ın lisaba-in
Sebe (oğulların)ın
فِى yerlerde
yerlerde
مَسْكَنِهِمْ oturdukları maskanihim
oturdukları
ءَايَةٌۭ ۖ bir ibret āyatun
bir ibret
جَنَّتَانِ iki bahçe jannatāni
iki bahçe
عَن sağdan ʿan
sağdan
يَمِينٍۢ (the) right yamīnin
(the) right
وَشِمَالٍۢ ۖ ve soldan washimālin
ve soldan
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
مِن rızkından min
rızkından
رِّزْقِ (the) provision riz'qi
(the) provision
رَبِّكُمْ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin
وَٱشْكُرُوا۟ ve şükredin wa-ush'kurū
ve şükredin
لَهُۥ ۚ O'na lahu
O'na
بَلْدَةٌۭ (bir) ülke baldatun
(bir) ülke
طَيِّبَةٌۭ hoş ṭayyibatun
hoş
وَرَبٌّ ve Rabbin warabbun
ve Rabbin
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
١٥ (15)
(15)
Sebelilerin yurtlarında Allah'ın kudretine bir işaret vardır: Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbinizin verdiği rızıktan yiyin ve O'na şükredin. İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir Rab" denmişti.
34:16
فَأَعْرَضُوا۟ ama yüz çevirdiler fa-aʿraḍū
ama yüz çevirdiler
فَأَرْسَلْنَا bu yüzden gönderdik fa-arsalnā
bu yüzden gönderdik
عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
سَيْلَ selini sayla
selini
ٱلْعَرِمِ Arim l-ʿarimi
Arim
وَبَدَّلْنَـٰهُم ve çevirdik wabaddalnāhum
ve çevirdik
بِجَنَّتَيْهِمْ onların iki bahçesini bijannatayhim
onların iki bahçesini
جَنَّتَيْنِ iki bahçeye jannatayni
iki bahçeye
ذَوَاتَىْ bulunan dhawātay
bulunan
أُكُلٍ yemişli ukulin
yemişli
خَمْطٍۢ buruk khamṭin
buruk
وَأَثْلٍۢ ve acı meyvalı wa-athlin
ve acı meyvalı
وَشَىْءٍۢ ve içinde washayin
ve içinde
مِّن sedir ağacı min
sedir ağacı
سِدْرٍۢ lote trees sid'rin
lote trees
قَلِيلٍۢ biraz qalīlin
biraz
١٦ (16)
(16)
Fakat onlar yüz çevirdiler; bunun için Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
34:17
ذَٰلِكَ böyle dhālika
böyle
جَزَيْنَـٰهُم onları cezalandırdık jazaynāhum
onları cezalandırdık
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كَفَرُوا۟ ۖ inkarlarından kafarū
inkarlarından
وَهَلْ biz cezalandırır mıyız? wahal
biz cezalandırır mıyız?
نُجَـٰزِىٓ We recompense nujāzī
We recompense
إِلَّا başkasını illā
başkasını
ٱلْكَفُورَ inkar edenden l-kafūra
inkar edenden
١٧ (17)
(17)
İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?
34:18
وَجَعَلْنَا ve var ettik wajaʿalnā
ve var ettik
بَيْنَهُمْ onların arasında baynahum
onların arasında
وَبَيْنَ ve arasında wabayna
ve arasında
ٱلْقُرَى kentler l-qurā
kentler
ٱلَّتِى bereketlendirdiğimiz allatī
bereketlendirdiğimiz
بَـٰرَكْنَا We had blessed bāraknā
We had blessed
فِيهَا içinde fīhā
içinde
قُرًۭى kentler quran
kentler
ظَـٰهِرَةًۭ açıkça görünen ẓāhiratan
açıkça görünen
وَقَدَّرْنَا ve takdir ettik waqaddarnā
ve takdir ettik
فِيهَا bunlar arasında fīhā
bunlar arasında
ٱلسَّيْرَ ۖ yürümeyi l-sayra
yürümeyi
سِيرُوا۟ yürüyün sīrū
yürüyün
فِيهَا oralarda fīhā
oralarda
لَيَالِىَ geceleri layāliya
geceleri
وَأَيَّامًا ve gündüzleri wa-ayyāman
ve gündüzleri
ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde
١٨ (18)
(18)
Onlarla, kutlu kıldığımız şehirler arasında, karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oraları gezilecek belirli konak yerleri yapmıştık, "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin" demiştik.
34:19
فَقَالُوا۟ dediler faqālū
dediler
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
بَـٰعِدْ uzaklaştır bāʿid
uzaklaştır
بَيْنَ arasını bayna
arasını
أَسْفَارِنَا seferlerimizin asfārinā
seferlerimizin
وَظَلَمُوٓا۟ ve zulmettiler waẓalamū
ve zulmettiler
أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine
فَجَعَلْنَـٰهُمْ biz de onları çevirdik fajaʿalnāhum
biz de onları çevirdik
أَحَادِيثَ efsanelere aḥādītha
efsanelere
وَمَزَّقْنَـٰهُمْ onları darmadağın ettik wamazzaqnāhum
onları darmadağın ettik
كُلَّ hepsini kulla
hepsini
مُمَزَّقٍ ۚ parçalayarak mumazzaqin
parçalayarak
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّكُلِّ herkes için likulli
herkes için
صَبَّارٍۢ sabreden ṣabbārin
sabreden
شَكُورٍۢ şükreden shakūrin
şükreden
١٩ (19)
(19)
Ama onlar: "Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzak kıl" deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.
34:20
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
صَدَّقَ doğru çıkardı ṣaddaqa
doğru çıkardı
عَلَيْهِمْ onlar hakkındaki ʿalayhim
onlar hakkındaki
إِبْلِيسُ İblis ib'līsu
İblis
ظَنَّهُۥ zannını ẓannahu
zannını
فَٱتَّبَعُوهُ (hepsi) ona uydular fa-ittabaʿūhu
(hepsi) ona uydular
إِلَّا dışındakiler illā
dışındakiler
فَرِيقًۭا bir bölümü farīqan
bir bölümü
مِّنَ inananlardan mina
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
٢٠ (20)
(20)
And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış; inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.
34:21
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ yoktu kāna
yoktu
لَهُۥ onun lahu
onun
عَلَيْهِم onlar üzerinde ʿalayhim
onlar üzerinde
مِّن zorlayıcı bir gücü min
zorlayıcı bir gücü
سُلْطَـٰنٍ authority sul'ṭānin
authority
إِلَّا ancak illā
ancak
لِنَعْلَمَ (ayırd edip) bilelim diye linaʿlama
(ayırd edip) bilelim diye
مَن kimseyi man
kimseyi
يُؤْمِنُ inanan yu'minu
inanan
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
مِمَّنْ kimseden mimman
kimseden
هُوَ o huwa
o
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
فِى içinde
içinde
شَكٍّۢ ۗ kuşku shakkin
kuşku
وَرَبُّكَ Rabbin warabbuka
Rabbin
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ all kulli
all
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
حَفِيظٌۭ korumaktadır ḥafīẓun
korumaktadır
٢١ (21)
(21)
Oysa İblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu; ama Biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphede olanları, işte böylece ortaya koyarız. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır.
34:22
قُلِ de ki quli
de ki
ٱدْعُوا۟ çağırın id'ʿū
çağırın
ٱلَّذِينَ şeyleri alladhīna
şeyleri
زَعَمْتُم (tanrı) sandığınız zaʿamtum
(tanrı) sandığınız
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ ۖ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
لَا değillerdir
değillerdir
يَمْلِكُونَ bir şeye sahip yamlikūna
bir şeye sahip
مِثْقَالَ ağırlığınca mith'qāla
ağırlığınca
ذَرَّةٍۢ zerre dharratin
zerre
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَلَا ve değiller walā
ve değiller
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهُمْ onların lahum
onların
فِيهِمَا bu ikisinde fīhimā
bu ikisinde
مِن hiçbir min
hiçbir
شِرْكٍۢ ortaklıkları shir'kin
ortaklıkları
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهُۥ O'nun lahu
O'nun
مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مِّن hiçbir min
hiçbir
ظَهِيرٍۢ yardımcısı ẓahīrin
yardımcısı
٢٢ (22)
(22)
De ki: "Allah'ı bırakıp de göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza!"
34:23
وَلَا ve walā
ve
تَنفَعُ fayda vermez tanfaʿu
fayda vermez
ٱلشَّفَـٰعَةُ şefa'ati l-shafāʿatu
şefa'ati
عِندَهُۥٓ O'nun huzurunda ʿindahu
O'nun huzurunda
إِلَّا başkasının illā
başkasının
لِمَنْ kimselerden liman
kimselerden
أَذِنَ izin verdiği adhina
izin verdiği
لَهُۥ ۚ O'nun lahu
O'nun
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا ne zaman ki idhā
ne zaman ki
فُزِّعَ korku giderildi fuzziʿa
korku giderildi
عَن onların yüreklerinden ʿan
onların yüreklerinden
قُلُوبِهِمْ their hearts qulūbihim
their hearts
قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki
مَاذَا ne? mādhā
ne?
قَالَ buyurdu qāla
buyurdu
رَبُّكُمْ ۖ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
قَالُوا۟ derler qālū
derler
ٱلْحَقَّ ۖ hakkı l-ḥaqa
hakkı
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَلِىُّ yücedir l-ʿaliyu
yücedir
ٱلْكَبِيرُ büyüktür l-kabīru
büyüktür
٢٣ (23)
(23)
Allah'ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez. Sonunda, gönüllerindeki korku giderilince birbirlerine "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar; "Hak söyledi" derler. O, yücedir, büyüktür.
34:24
۞ قُلْ de ki qul
de ki
مَن kim? man
kim?
يَرْزُقُكُم size rızık veriyor yarzuqukum
size rızık veriyor
مِّنَ göklerden mina
göklerden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerden wal-arḍi
ve yerden
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
وَإِنَّآ o halde biz wa-innā
o halde biz
أَوْ veya aw
veya
إِيَّاكُمْ siz iyyākum
siz
لَعَلَىٰ üzerindeyiz laʿalā
üzerindeyiz
هُدًى doğru yol hudan
doğru yol
أَوْ veya aw
veya
فِى içindeyiz
içindeyiz
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık
٢٤ (24)
(24)
De ki: "Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?" De ki: "Allah'tır. Öyleyse doğru yolda veya apaçık bir sapıklıkta olan ya biziz ya sizsiniz."
34:25
قُل de ki qul
de ki
لَّا değil(siniz)
değil(siniz)
تُسْـَٔلُونَ sorulacak tus'alūna
sorulacak
عَمَّآ bizim işlediğimiz suçtan ʿammā
bizim işlediğimiz suçtan
أَجْرَمْنَا sins we committed ajramnā
sins we committed
وَلَا ve değil(iz) walā
ve değil(iz)
نُسْـَٔلُ biz sorumlu nus'alu
biz sorumlu
عَمَّا sizin işlediğinizden ʿammā
sizin işlediğinizden
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
٢٥ (25)
(25)
De ki: "İşlediğimiz suçlardan siz sorumlu olmazsınız, sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu olmayız"
34:26
قُلْ de ki qul
de ki
يَجْمَعُ toplayacak yajmaʿu
toplayacak
بَيْنَنَا hepimizi bir araya baynanā
hepimizi bir araya
رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَفْتَحُ çözecektir yaftaḥu
çözecektir
بَيْنَنَا aramızdakini baynanā
aramızdakini
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْفَتَّاحُ sorunları en güzel çözümleyendir l-fatāḥu
sorunları en güzel çözümleyendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٢٦ (26)
(26)
De ki: "Rabbimiz sonunda hepimizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder. Adaletle hükmeden, bilen ancak O'dur."
34:27
قُلْ de ki qul
de ki
أَرُونِىَ bana gösterin arūniya
bana gösterin
ٱلَّذِينَ kattığınız alladhīna
kattığınız
أَلْحَقْتُم you have joined alḥaqtum
you have joined
بِهِۦ O'na bihi
O'na
شُرَكَآءَ ۖ ortakları shurakāa
ortakları
كَلَّا ۚ hayır kallā
hayır
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
هُوَ O huwa
O
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
ٱلْعَزِيزُ galib l-ʿazīzu
galib
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibi l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibi
٢٧ (27)
(27)
De ki: "O'na taktığınız ortakları bana gösterin, yoktur ki! O, güçlü olan, hakim olan Allah'tır."
34:28
وَمَآ biz seni göndermedik wamā
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ We have sent you arsalnāka
We have sent you
إِلَّا dışında illā
dışında
كَآفَّةًۭ bütün kāffatan
bütün
لِّلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
بَشِيرًۭا müjdeleyici olman bashīran
müjdeleyici olman
وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı olman wanadhīran
ve uyarıcı olman
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٢٨ (28)
(28)
Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez.
34:29
وَيَقُولُونَ diyorlar ki wayaqūlūna
diyorlar ki
مَتَىٰ ne zaman matā
ne zaman
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْوَعْدُ tehdid(ettiğiniz azap) l-waʿdu
tehdid(ettiğiniz azap)
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru
٢٩ (29)
(29)
"Doğru sözlü iseniz söyleyin bu vaad ne zamandır?" derler.
34:30
قُل de ki qul
de ki
لَّكُم sizin için vardır lakum
sizin için vardır
مِّيعَادُ belirtilmiş mīʿādu
belirtilmiş
يَوْمٍۢ bir gün yawmin
bir gün
لَّا geri kalmazsınız
geri kalmazsınız
تَسْتَـْٔخِرُونَ you can postpone tastakhirūna
you can postpone
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
سَاعَةًۭ bir sa'at sāʿatan
bir sa'at
وَلَا ve walā
ve
تَسْتَقْدِمُونَ ileri geçemezsiniz tastaqdimūna
ileri geçemezsiniz
٣٠ (30)
(30)
De ki: "Size, bir gün tayin edilmiştir. Ondan bir saat ne geri kalabilirsiniz ne de öne geçebilirsiniz."
34:31
وَقَالَ dediler ki waqāla
dediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَن biz inanmayız lan
biz inanmayız
نُّؤْمِنَ we believe nu'mina
we believe
بِهَـٰذَا bu bihādhā
bu
ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a l-qur'āni
Kur'an'a
وَلَا ne de walā
ne de
بِٱلَّذِى şeye bi-alladhī
şeye
بَيْنَ ellerinde olan bayna
ellerinde olan
يَدَيْهِ ۗ ellerinde olan yadayhi
ellerinde olan
وَلَوْ şayet walaw
şayet
تَرَىٰٓ sen bir görsen tarā
sen bir görsen
إِذِ olduğunda idhi
olduğunda
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimleri l-ẓālimūna
zalimleri
مَوْقُوفُونَ tutuklanmış mawqūfūna
tutuklanmış
عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
يَرْجِعُ atarlarken yarjiʿu
atarlarken
بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı
إِلَىٰ diğerine ilā
diğerine
بَعْضٍ others baʿḍin
others
ٱلْقَوْلَ söz l-qawla
söz
يَقُولُ diyorlar yaqūlu
diyorlar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱسْتُضْعِفُوا۟ zayıf düşürülen(ler) us'tuḍ'ʿifū
zayıf düşürülen(ler)
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslayan(lara) is'takbarū
büyüklük taslayan(lara)
لَوْلَآ olmasaydınız lawlā
olmasaydınız
أَنتُمْ siz antum
siz
لَكُنَّا elbette biz olurduk lakunnā
elbette biz olurduk
مُؤْمِنِينَ inanan insanlar mu'minīna
inanan insanlar
٣١ (31)
(31)
İnkar edenler: "Bu Kuran'a ve ondan öncekilere inanmayacağız" dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık" derler.
34:32
قَالَ dedi(ler) ki qāla
dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslayan(lar) is'takbarū
büyüklük taslayan(lar)
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ٱسْتُضْعِفُوٓا۟ zayıf düşürülen(lere) us'tuḍ'ʿifū
zayıf düşürülen(lere)
أَنَحْنُ biz mi? anaḥnu
biz mi?
صَدَدْنَـٰكُمْ engelledik ṣadadnākum
engelledik
عَنِ hidayetten ʿani
hidayetten
ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِذْ size geldikten idh
size geldikten
جَآءَكُم ۖ it had come to you jāakum
it had come to you
بَلْ hayır bal
hayır
كُنتُم siz kendiniz kuntum
siz kendiniz
مُّجْرِمِينَ suç işliyordunuz muj'rimīna
suç işliyordunuz
٣٢ (32)
(32)
Büyüklük taslayanlar, Güçsüz sayılanlara: "Size doğruluk rehberi geldikten sonra ondan sizi biz mi alıkoyduk? Hayır; zaten suçlu kimselerdiniz" derler.
34:33
وَقَالَ ve dedi(ler) waqāla
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱسْتُضْعِفُوا۟ zayıf düşürülen(ler) us'tuḍ'ʿifū
zayıf düşürülen(ler)
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslayan(lara) is'takbarū
büyüklük taslayan(lara)
بَلْ hayır bal
hayır
مَكْرُ hileler (kuruyordunuz) makru
hileler (kuruyordunuz)
ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece
وَٱلنَّهَارِ ve gündüz wal-nahāri
ve gündüz
إِذْ bize emrediyordunuz idh
bize emrediyordunuz
تَأْمُرُونَنَآ you were ordering us tamurūnanā
you were ordering us
أَن inkar etmemizi an
inkar etmemizi
نَّكْفُرَ we disbelieve nakfura
we disbelieve
بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
وَنَجْعَلَ ve koşmamızı wanajʿala
ve koşmamızı
لَهُۥٓ O'na lahu
O'na
أَندَادًۭا ۚ eşler andādan
eşler
وَأَسَرُّوا۟ ve içlerinde gizlediler wa-asarrū
ve içlerinde gizlediler
ٱلنَّدَامَةَ pişmanlıklarını l-nadāmata
pişmanlıklarını
لَمَّا gördüklerinde lammā
gördüklerinde
رَأَوُا۟ they see ra-awū
they see
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
وَجَعَلْنَا biz de geçirdik wajaʿalnā
biz de geçirdik
ٱلْأَغْلَـٰلَ demir halkalar l-aghlāla
demir halkalar
فِىٓ boyunlarına
boyunlarına
أَعْنَاقِ (the) necks aʿnāqi
(the) necks
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
هَلْ mı? hal
mı?
يُجْزَوْنَ cezalandırılacaklar yuj'zawna
cezalandırılacaklar
إِلَّا başkasıyla illā
başkasıyla
مَا şeylerden
şeylerden
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
٣٣ (33)
(33)
Güçsüz sayılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır gece gündüz hile kuruyor ve bize Allah'ı inkar etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı gördüklerinde, ettiklerine içleri yanar. İnkar edenlerin boyunlarına demir halkalar vururuz. Yaptıklarından başka bir şeyin mi cezasını çekerler?
34:34
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَا biz göndermedik arsalnā
biz göndermedik
فِى bir ülkeye
bir ülkeye
قَرْيَةٍۢ a town qaryatin
a town
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّذِيرٍ uyarıcı nadhīrin
uyarıcı
إِلَّا başkasını illā
başkasını
قَالَ diyenden qāla
diyenden
مُتْرَفُوهَآ varlıkla şımarmış kimseleri mut'rafūhā
varlıkla şımarmış kimseleri
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
بِمَآ şeyi bimā
şeyi
أُرْسِلْتُم sizin gönderildiğiniz ur'sil'tum
sizin gönderildiğiniz
بِهِۦ onu bihi
onu
كَـٰفِرُونَ inkar ediyoruz kāfirūna
inkar ediyoruz
٣٤ (34)
(34)
Doğrusu uyarıcı göndermiş olduğumuz her kentin varlıklı kimseleri, "Biz sizinle gönderilen şeyleri inkar ediyoruz" dediler.
34:35
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
نَحْنُ biz naḥnu
biz
أَكْثَرُ daha çoğuz aktharu
daha çoğuz
أَمْوَٰلًۭا malca amwālan
malca
وَأَوْلَـٰدًۭا ve evladça wa-awlādan
ve evladça
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِمُعَذَّبِينَ azaba uğratılacak bimuʿadhabīna
azaba uğratılacak
٣٥ (35)
(35)
Ve dediler ki: "Malları ve çocukları en çok olan bizleriz, azaba uğratılacak da değiliz"
34:36
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
يَبْسُطُ yayar yabsuṭu
yayar
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
لِمَن kimseye liman
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَقْدِرُ ve kısar wayaqdiru
ve kısar
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٣٦ (36)
(36)
De ki: "Şüphesiz Rabbim rızkı dilediğine genişletir ve bir ölçüye göre verir, fakat insanların çoğu bilmezler."
34:37
وَمَآ ve değildir wamā
ve değildir
أَمْوَٰلُكُمْ mallarınız amwālukum
mallarınız
وَلَآ değildir walā
değildir
أَوْلَـٰدُكُم evladlarınız awlādukum
evladlarınız
بِٱلَّتِى sizi yaklaştıran bi-allatī
sizi yaklaştıran
تُقَرِّبُكُمْ will bring you close tuqarribukum
will bring you close
عِندَنَا katımızda ʿindanā
katımızda
زُلْفَىٰٓ mertebece zul'fā
mertebece
إِلَّا ancak başka illā
ancak başka
مَنْ kimseler man
kimseler
ءَامَنَ inanan(lar) āmana
inanan(lar)
وَعَمِلَ ve yapanlar waʿamila
ve yapanlar
صَـٰلِحًۭا faydalı iş ṣāliḥan
faydalı iş
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
جَزَآءُ mükafat jazāu
mükafat
ٱلضِّعْفِ kat kat fazlası l-ḍiʿ'fi
kat kat fazlası
بِمَا yaptıklarının bimā
yaptıklarının
عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
فِى saraylarda
saraylarda
ٱلْغُرُفَـٰتِ the high dwellings l-ghurufāti
the high dwellings
ءَامِنُونَ güven içindedirler āminūna
güven içindedirler
٣٧ (37)
(37)
Ey insanlar! Sizi Bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de çocuklarınızdır; yalnız, inanıp yararlı iş işleyen kimselerin, işte onların yaptıklarına karşılık mükafatları kat kattır; işte onlar, yüksek derecelerde, güven içindedirler.
34:38
وَٱلَّذِينَ çalışanlara gelince wa-alladhīna
çalışanlara gelince
يَسْعَوْنَ strive yasʿawna
strive
فِىٓ ayetlerimizi
ayetlerimizi
ءَايَـٰتِنَا Our Verses āyātinā
Our Verses
مُعَـٰجِزِينَ etkisiz kılmağa muʿājizīna
etkisiz kılmağa
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
فِى içine
içine
ٱلْعَذَابِ azabın l-ʿadhābi
azabın
مُحْضَرُونَ getirileceklerdir muḥ'ḍarūna
getirileceklerdir
٣٨ (38)
(38)
Ayetlerimizi etkisiz kılmaya çalışanlar; işte onlar, azabla yüz yüze bırakılırlar.
34:39
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
يَبْسُطُ yayar yabsuṭu
yayar
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
لِمَن kimseye liman
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves
وَيَقْدِرُ ve kısar wayaqdiru
ve kısar
لَهُۥ ۚ ona lahu
ona
وَمَآ ne ki wamā
ne ki
أَنفَقْتُم siz infak etseniz anfaqtum
siz infak etseniz
مِّن bir şey min
bir şey
شَىْءٍۢ anything shayin
anything
فَهُوَ O fahuwa
O
يُخْلِفُهُۥ ۖ onun yerine başkasını verir yukh'lifuhu
onun yerine başkasını verir
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
خَيْرُ en hayırlısıdır khayru
en hayırlısıdır
ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin l-rāziqīna
rızık verenlerin
٣٩ (39)
(39)
De ki: "Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarfettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır."
34:40
وَيَوْمَ ve o gün wayawma
ve o gün
يَحْشُرُهُمْ bir araya toplar yaḥshuruhum
bir araya toplar
جَمِيعًۭا onların hepsini jamīʿan
onların hepsini
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَقُولُ der ki yaqūlu
der ki
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere
أَهَـٰٓؤُلَآءِ bunlar mı? ahāulāi
bunlar mı?
إِيَّاكُمْ size iyyākum
size
كَانُوا۟ tapıyorlardı kānū
tapıyorlardı
يَعْبُدُونَ worshipping yaʿbudūna
worshipping
٤٠ (40)
(40)
Allah bir gün onların hepsini diriltip toplar, sonra meleklere: "Bunlar mı size tapıyordu?" der.
34:41
قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki
سُبْحَـٰنَكَ sen yücesin sub'ḥānaka
sen yücesin
أَنتَ sensin anta
sensin
وَلِيُّنَا bizim velimiz waliyyunā
bizim velimiz
مِن onlar değil min
onlar değil
دُونِهِم ۖ not them dūnihim
not them
بَلْ hayır bal
hayır
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
يَعْبُدُونَ tapıyorlardı yaʿbudūna
tapıyorlardı
ٱلْجِنَّ ۖ cinlere l-jina
cinlere
أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları
بِهِم onlara bihim
onlara
مُّؤْمِنُونَ inanıyorlardı mu'minūna
inanıyorlardı
٤١ (41)
(41)
Melekler: "Haşa, bizim dostumuz onlar değil, Sensin. Hayır; onlar bize değil cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyorlardı" derler.
34:42
فَٱلْيَوْمَ o gün fal-yawma
o gün
لَا gücü yetmez
gücü yetmez
يَمْلِكُ possess power yamliku
possess power
بَعْضُكُمْ birinizin baʿḍukum
birinizin
لِبَعْضٍۢ diğerine libaʿḍin
diğerine
نَّفْعًۭا bir fayda vermeye nafʿan
bir fayda vermeye
وَلَا ve (yetmez) walā
ve (yetmez)
ضَرًّۭا zarar vermeğe ḍarran
zarar vermeğe
وَنَقُولُ biz deriz wanaqūlu
biz deriz
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ظَلَمُوا۟ zulmeden(lere) ẓalamū
zulmeden(lere)
ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın
عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
ٱلَّتِى olduğunuz allatī
olduğunuz
كُنتُم you used kuntum
you used
بِهَا onu bihā
onu
تُكَذِّبُونَ yalanlamakta tukadhibūna
yalanlamakta
٤٢ (42)
(42)
Zalimlere: "Yalanladığınız ateşin azabını tadın, bugün birbirinize ne fayda ve ne de zarar verebilirsiniz" deriz.
34:43
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
مَا değildir
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
رَجُلٌۭ bir adamdan rajulun
bir adamdan
يُرِيدُ isteyen yurīdu
isteyen
أَن sizi çevirmek an
sizi çevirmek
يَصُدَّكُمْ hinder you yaṣuddakum
hinder you
عَمَّا olduğu(tanrılar)dan ʿammā
olduğu(tanrılar)dan
كَانَ used kāna
used
يَعْبُدُ tapıyor yaʿbudu
tapıyor
ءَابَآؤُكُمْ babalarınızın ābāukum
babalarınızın
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
مَا değildir
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey
إِفْكٌۭ bir yalandan if'kun
bir yalandan
مُّفْتَرًۭى ۚ uydurulmuş muf'taran
uydurulmuş
وَقَالَ ve dediler waqāla
ve dediler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لِلْحَقِّ hakkı lil'ḥaqqi
hakkı
لَمَّا kendilerine gelen lammā
kendilerine gelen
جَآءَهُمْ it came to them jāahum
it came to them
إِنْ değildir in
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّا başkası illā
başkası
سِحْرٌۭ bir büyüden siḥ'run
bir büyüden
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٤٣ (43)
(43)
Ayetlerimiz onlara apaçık olarak okunduğu zaman: "Bu adam sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymaktan başka bir şey istemiyor" derlerdi. "Bu Kuran düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir" derlerdi. Hak, inkar edenlere geldiğinde, onun için: "Bu apaçık bir büyüdür" demişlerdi.
34:44
وَمَآ biz onlara vermemiştik wamā
biz onlara vermemiştik
ءَاتَيْنَـٰهُم We (had) given them ātaynāhum
We (had) given them
مِّن hiçbir min
hiçbir
كُتُبٍۢ Kitap kutubin
Kitap
يَدْرُسُونَهَا ۖ okuyacakları yadrusūnahā
okuyacakları
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَآ göndermemiştik arsalnā
göndermemiştik
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
قَبْلَكَ senden önce qablaka
senden önce
مِن hiçbir min
hiçbir
نَّذِيرٍۢ uyarıcı nadhīrin
uyarıcı
٤٤ (44)
(44)
Oysa Biz, onlara okuyacakları bir kitap vermemiş ve senden önce de onlara bir uyarıcı göndermemiştik.
34:45
وَكَذَّبَ yalanlanmışlardı wakadhaba
yalanlanmışlardı
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن onlardan önceki(ler) min
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them
وَمَا ve wamā
ve
بَلَغُوا۟ erişmemişlerdir balaghū
erişmemişlerdir
مِعْشَارَ onda birine bile miʿ'shāra
onda birine bile
مَآ onlara verdiklerimizin
onlara verdiklerimizin
ءَاتَيْنَـٰهُمْ We (had) given them ātaynāhum
We (had) given them
فَكَذَّبُوا۟ fakat yalanladılar fakadhabū
fakat yalanladılar
رُسُلِى ۖ elçilerimi rusulī
elçilerimi
فَكَيْفَ ama nasıl fakayfa
ama nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
نَكِيرِ benim inkarım nakīri
benim inkarım
٤٥ (45)
(45)
Kendilerinden önce gelenleri de yalanlamışlardı; oysa bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişememişlerdi. Böyleyken peygamberlerimizi yalanladılar; Beni inkar etmek nasıl olur?
34:46
۞ قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَآ sadece innamā
sadece
أَعِظُكُم size öğütleyeyim aʿiẓukum
size öğütleyeyim
بِوَٰحِدَةٍ ۖ bir tek (şeyi) biwāḥidatin
bir tek (şeyi)
أَن (şu ki;) an
(şu ki;)
تَقُومُوا۟ kalkın taqūmū
kalkın
لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için
مَثْنَىٰ ikişer ikişer mathnā
ikişer ikişer
وَفُرَٰدَىٰ ve teker teker wafurādā
ve teker teker
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَتَفَكَّرُوا۟ ۚ düşünün ki tatafakkarū
düşünün ki
مَا yoktur
yoktur
بِصَاحِبِكُم arkadaşınızda biṣāḥibikum
arkadaşınızda
مِّن hiçbir min
hiçbir
جِنَّةٍ ۚ delilik jinnatin
delilik
إِنْ O in
O
هُوَ he huwa
he
إِلَّا ancak illā
ancak
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdır nadhīrun
bir uyarıcıdır
لَّكُم sizin için lakum
sizin için
بَيْنَ öncesinde bayna
öncesinde
يَدَىْ öncesinde yaday
öncesinde
عَذَابٍۢ bir azabın ʿadhābin
bir azabın
شَدِيدٍۢ çetin shadīdin
çetin
٤٦ (46)
(46)
De ki: "Size tek bir öğüdüm vardır: Allah için ikişer ikişer ve tek tek kalkınız, sonra düşününüz, göreceksiniz ki arkadaşınızda bir delilik yoktur. O yalnız çetin bir azabın öncesinde sizi uyarmaktadır."
34:47
قُلْ de ki qul
de ki
مَا ben sizden istemedim
ben sizden istemedim
سَأَلْتُكُم I ask you sa-altukum
I ask you
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
أَجْرٍۢ ücret ajrin
ücret
فَهُوَ o fahuwa
o
لَكُمْ ۖ sizindir lakum
sizindir
إِنْ benim ücretim in
benim ücretim
أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment
إِلَّا yalnız illā
yalnız
عَلَى aittir; ʿalā
aittir;
ٱللَّهِ ۖ Allah'a l-lahi
Allah'a
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
شَهِيدٌۭ şahiddir shahīdun
şahiddir
٤٧ (47)
(47)
De ki: "Ben sizden bir ücret istersem, o sizin olsun; benim ecrim Allah'a aittir. O her şeye şahiddir."
34:48
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
يَقْذِفُ (kalbine) atar yaqdhifu
(kalbine) atar
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
عَلَّـٰمُ bilendir ʿallāmu
bilendir
ٱلْغُيُوبِ gaybleri l-ghuyūbi
gaybleri
٤٨ (48)
(48)
De ki: "Görünmeyenleri en iyi bilen Rabbim, batılı hak ile ortadan kaldırır."
34:49
قُلْ de ki qul
de ki
جَآءَ geldi jāa
geldi
ٱلْحَقُّ hak l-ḥaqu
hak
وَمَا artık wamā
artık
يُبْدِئُ bir şey ortaya çıkaramaz yub'di-u
bir şey ortaya çıkaramaz
ٱلْبَـٰطِلُ batıl l-bāṭilu
batıl
وَمَا ve wamā
ve
يُعِيدُ geri getiremez yuʿīdu
geri getiremez
٤٩ (49)
(49)
De ki: "Hak geldi; artık batıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir."
34:50
قُلْ de ki qul
de ki
إِن eğer in
eğer
ضَلَلْتُ saparsam ḍalaltu
saparsam
فَإِنَّمَآ şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
أَضِلُّ sapmış olurum aḍillu
sapmış olurum
عَلَىٰ (zararıma) ʿalā
(zararıma)
نَفْسِى ۖ kendi nafsī
kendi
وَإِنِ ve eğer wa-ini
ve eğer
ٱهْتَدَيْتُ yolu bulursam ih'tadaytu
yolu bulursam
فَبِمَا şüphesiz sayesindedir fabimā
şüphesiz sayesindedir
يُوحِىٓ vahyettiği yūḥī
vahyettiği
إِلَىَّ bana ilayya
bana
رَبِّىٓ ۚ Rabbimin rabbī
Rabbimin
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
سَمِيعٌۭ işitendir samīʿun
işitendir
قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır
٥٠ (50)
(50)
De ki: "Eğer saparsam, kendi zararıma sapmış olurum. Doğru yolda olursam, bu Rabbim'in bana vahyetmesiyledir. Doğrusu O, işitendir, yakın olandır"
34:51
وَلَوْ şayet walaw
şayet
تَرَىٰٓ bir görsen tarā
bir görsen
إِذْ zaman idh
zaman
فَزِعُوا۟ telaşa düştükleri faziʿū
telaşa düştükleri
فَلَا hiçbiri kurtulamaz falā
hiçbiri kurtulamaz
فَوْتَ escape fawta
escape
وَأُخِذُوا۟ ve yakalanmışlardır wa-ukhidhū
ve yakalanmışlardır
مِن yerden min
yerden
مَّكَانٍۢ a place makānin
a place
قَرِيبٍۢ yakın qarībin
yakın
٥١ (51)
(51)
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
34:52
وَقَالُوٓا۟ ve demektedirler waqālū
ve demektedirler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِهِۦ ona bihi
ona
وَأَنَّىٰ ama nasıl olur? wa-annā
ama nasıl olur?
لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için
ٱلتَّنَاوُشُ elde etmeleri l-tanāwushu
elde etmeleri
مِن yerden min
yerden
مَّكَانٍۭ a place makānin
a place
بَعِيدٍۢ uzak baʿīdin
uzak
٥٢ (52)
(52)
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
34:53
وَقَدْ oysa andolsun waqad
oysa andolsun
كَفَرُوا۟ inkar etmişlerdi kafarū
inkar etmişlerdi
بِهِۦ onu bihi
onu
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ ۖ before qablu
before
وَيَقْذِفُونَ ve atıyorlardı wayaqdhifūna
ve atıyorlardı
بِٱلْغَيْبِ görülmeyene bil-ghaybi
görülmeyene
مِن yerden min
yerden
مَّكَانٍۭ a place makānin
a place
بَعِيدٍۢ uzak baʿīdin
uzak
٥٣ (53)
(53)
Oysa onu daha önce inkar etmişler, uzak bir yer olan dünyadan görünmeyene dil uzatmışlardı.
34:54
وَحِيلَ perde çekildi waḥīla
perde çekildi
بَيْنَهُمْ onların arasına baynahum
onların arasına
وَبَيْنَ ve arasına wabayna
ve arasına
مَا şeyler
şeyler
يَشْتَهُونَ arzu ettikleri yashtahūna
arzu ettikleri
كَمَا gibi kamā
gibi
فُعِلَ yapıldığı fuʿila
yapıldığı
بِأَشْيَاعِهِم benzerlerine bi-ashyāʿihim
benzerlerine
مِّن bundan önce min
bundan önce
قَبْلُ ۚ before qablu
before
إِنَّهُمْ doğrusu onlar innahum
doğrusu onlar
كَانُوا۟ içindedirler kānū
içindedirler
فِى in
in
شَكٍّۢ bir kuşku shakkin
bir kuşku
مُّرِيبٍۭ katmerli murībin
katmerli
٥٤ (54)
(54)
Kendileriyle, arzuladıkları şeyler arasına artık engel konur; nitekim, daha önce, kendilerine benzeyenlere de aynı şey yapılmıştı. Çünkü onlar şüphe ve endişe içindeydiler.