33

Ahzab

Medeni 73 Ayet Cüz 21
الأحزاب
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
33:1
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
ٱتَّقِ kork ittaqi
kork
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَلَا ve asla walā
ve asla
تُطِعِ ita'at etme tuṭiʿi
ita'at etme
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere l-kāfirīna
kafirlere
وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ۗ ve münafıklara wal-munāfiqīna
ve münafıklara
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ bilendir kāna
bilendir
عَلِيمًا All-Knower ʿalīman
All-Knower
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
١ (1)
(1)
Ey peygamber! Allah'tan sakın, inkarcılara ve iki yüzlülere uyma, Allah şüphesiz bilendir, hakim'dir.
33:2
وَٱتَّبِعْ ve uy wa-ittabiʿ
ve uy
مَا şeye
şeye
يُوحَىٰٓ vahyedilen yūḥā
vahyedilen
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ şeyleri kāna
şeyleri
بِمَا of what bimā
of what
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
خَبِيرًۭا haber almaktadır; khabīran
haber almaktadır;
٢ (2)
(2)
Sana Rabbinden vahyolunana uy; şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
33:3
وَتَوَكَّلْ ve dayan watawakkal
ve dayan
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
وَكَفَىٰ yeter wakafā
yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
وَكِيلًۭا vekil olarak wakīlan
vekil olarak
٣ (3)
(3)
Allah'a güven, Allah, vekil olarak yeter.
33:4
مَّا yaratmadı
yaratmadı
جَعَلَ Allah (has) made jaʿala
Allah (has) made
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِرَجُلٍۢ bir adama lirajulin
bir adama
مِّن iki kalb min
iki kalb
قَلْبَيْنِ two hearts qalbayni
two hearts
فِى (göğüs) boşluğunda
(göğüs) boşluğunda
جَوْفِهِۦ ۚ his interior jawfihi
his interior
وَمَا ve wamā
ve
جَعَلَ yapmadı jaʿala
yapmadı
أَزْوَٰجَكُمُ eşlerinizi azwājakumu
eşlerinizi
ٱلَّـٰٓـِٔى zıhar yaptığınız allāī
zıhar yaptığınız
تُظَـٰهِرُونَ you declare unlawful tuẓāhirūna
you declare unlawful
مِنْهُنَّ onlarla min'hunna
onlarla
أُمَّهَـٰتِكُمْ ۚ sizin anneleriniz ummahātikum
sizin anneleriniz
وَمَا ve wamā
ve
جَعَلَ kılmadı jaʿala
kılmadı
أَدْعِيَآءَكُمْ evlatlıklarınızı adʿiyāakum
evlatlıklarınızı
أَبْنَآءَكُمْ ۚ sizin öz oğullarınız abnāakum
sizin öz oğullarınız
ذَٰلِكُمْ bunlar dhālikum
bunlar
قَوْلُكُم sizin sözlerinizdir qawlukum
sizin sözlerinizdir
بِأَفْوَٰهِكُمْ ۖ ağızlarınıza gelen bi-afwāhikum
ağızlarınıza gelen
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَقُولُ söyler yaqūlu
söyler
ٱلْحَقَّ gerçeği l-ḥaqa
gerçeği
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
يَهْدِى iletir yahdī
iletir
ٱلسَّبِيلَ doğru yola l-sabīla
doğru yola
٤ (4)
(4)
Allah insanın içine iki kalp koymamıştır. Allah, zıhar yapmanız suretiyle eşlerinizi, anneleriniz gibi yaratmamıştır; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir, doğru yola O eriştirir.
33:5
ٱدْعُوهُمْ onları çağırın id'ʿūhum
onları çağırın
لِـَٔابَآئِهِمْ babalarına nisbetle liābāihim
babalarına nisbetle
هُوَ bu huwa
bu
أَقْسَطُ daha adaletlidir aqsaṭu
daha adaletlidir
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
فَإِن eğer fa-in
eğer
لَّمْ bilmiyorsanız lam
bilmiyorsanız
تَعْلَمُوٓا۟ you know taʿlamū
you know
ءَابَآءَهُمْ babalarını ābāahum
babalarını
فَإِخْوَٰنُكُمْ onlar sizin kardeşlerinizdir fa-ikh'wānukum
onlar sizin kardeşlerinizdir
فِى dinde
dinde
ٱلدِّينِ [the] religion l-dīni
[the] religion
وَمَوَٰلِيكُمْ ۚ ve dostlarınızdır wamawālīkum
ve dostlarınızdır
وَلَيْسَ ve yoktur walaysa
ve yoktur
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
جُنَاحٌۭ bir günah junāḥun
bir günah
فِيمَآ yaptığınızda fīmā
yaptığınızda
أَخْطَأْتُم yanılarak akhṭatum
yanılarak
بِهِۦ bu konuda bihi
bu konuda
وَلَـٰكِن fakat vardır walākin
fakat vardır
مَّا bile bile yaptığında
bile bile yaptığında
تَعَمَّدَتْ intended taʿammadat
intended
قُلُوبُكُمْ ۚ kalblerinizin qulūbukum
kalblerinizin
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır
رَّحِيمًا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٥ (5)
(5)
Evlatlıkları babalarına nisbet edin, bu Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kasdederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur. Allah, bağışlar ve merhamet eder.
33:6
ٱلنَّبِىُّ peygamber al-nabiyu
peygamber
أَوْلَىٰ daha yakındır awlā
daha yakındır
بِٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere bil-mu'minīna
mü'minlere
مِنْ canlarından min
canlarından
أَنفُسِهِمْ ۖ their own selves anfusihim
their own selves
وَأَزْوَٰجُهُۥٓ ve onun eşleri wa-azwājuhu
ve onun eşleri
أُمَّهَـٰتُهُمْ ۗ onların anneleridir ummahātuhum
onların anneleridir
وَأُو۟لُوا۟ (anne tarafından akrabalar) wa-ulū
(anne tarafından akrabalar)
ٱلْأَرْحَامِ (anne tarafından akrabalar) l-arḥāmi
(anne tarafından akrabalar)
بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı
أَوْلَىٰ daha yakındırlar awlā
daha yakındırlar
بِبَعْضٍۢ diğerine bibaʿḍin
diğerine
فِى kitabında
kitabında
كِتَـٰبِ (the) Decree kitābi
(the) Decree
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مِنَ öteki mina
öteki
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerden l-mu'minīna
mü'minlerden
وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ ve muhacirlerden wal-muhājirīna
ve muhacirlerden
إِلَّآ ancak hariç illā
ancak hariç
أَن yapmanız an
yapmanız
تَفْعَلُوٓا۟ you do tafʿalū
you do
إِلَىٰٓ dostlarınıza ilā
dostlarınıza
أَوْلِيَآئِكُم your friends awliyāikum
your friends
مَّعْرُوفًۭا ۚ bir iyilik maʿrūfan
bir iyilik
كَانَ bunlar kāna
bunlar
ذَٰلِكَ That is dhālika
That is
فِى Kitapta
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
مَسْطُورًۭا yazılmıştır masṭūran
yazılmıştır
٦ (6)
(6)
Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir; akraba olanlar, miras hususunda, Allah'ın Kitap'ında birbirlerine müminler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.
33:7
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
أَخَذْنَا biz almıştık akhadhnā
biz almıştık
مِنَ peygamberlerden mina
peygamberlerden
ٱلنَّبِيِّـۧنَ the Prophets l-nabiyīna
the Prophets
مِيثَـٰقَهُمْ ahidlerini mīthāqahum
ahidlerini
وَمِنكَ ve senden waminka
ve senden
وَمِن ve wamin
ve
نُّوحٍۢ Nuh'dan nūḥin
Nuh'dan
وَإِبْرَٰهِيمَ ve İbrahim'den wa-ib'rāhīma
ve İbrahim'den
وَمُوسَىٰ ve Musa'dan wamūsā
ve Musa'dan
وَعِيسَى ve Îsa'dan waʿīsā
ve Îsa'dan
ٱبْنِ oğlu ib'ni
oğlu
مَرْيَمَ ۖ Meryem maryama
Meryem
وَأَخَذْنَا ve almıştık wa-akhadhnā
ve almıştık
مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مِّيثَـٰقًا söz mīthāqan
söz
غَلِيظًۭا sapasağlam ghalīẓan
sapasağlam
٧ (7)
(7)
Peygamberlerden söz almıştık. Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan sağlam bir söz almışızdır.
33:8
لِّيَسْـَٔلَ sorması için liyasala
sorması için
ٱلصَّـٰدِقِينَ doğrulara l-ṣādiqīna
doğrulara
عَن doğruluklarından ʿan
doğruluklarından
صِدْقِهِمْ ۚ their truth ṣid'qihim
their truth
وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için
عَذَابًا bir azab ʿadhāban
bir azab
أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı
٨ (8)
(8)
Allah, doğrulardan doğruluklarını sormak ve inkarcılara can yakıcı azap hazırlamak için bunu yapmıştır.
33:9
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın
نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan
إِذْ hani bir zaman idh
hani bir zaman
جَآءَتْكُمْ size gelmişti jāatkum
size gelmişti
جُنُودٌۭ ordular junūdun
ordular
فَأَرْسَلْنَا ve biz göndermiştik fa-arsalnā
ve biz göndermiştik
عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine
رِيحًۭا bir rüzgar rīḥan
bir rüzgar
وَجُنُودًۭا ve ordular wajunūdan
ve ordular
لَّمْ sizin görmediğiniz lam
sizin görmediğiniz
تَرَوْهَا ۚ you (could) see them tarawhā
you (could) see them
وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
بَصِيرًا görmekte baṣīran
görmekte
٩ (9)
(9)
Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini anın; üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görüyordu.
33:10
إِذْ hani idh
hani
جَآءُوكُم onlar gelmişlerdi jāūkum
onlar gelmişlerdi
مِّن üstünüzden min
üstünüzden
فَوْقِكُمْ above you fawqikum
above you
وَمِنْ ve wamin
ve
أَسْفَلَ alt tarafınızdan asfala
alt tarafınızdan
مِنكُمْ sizin minkum
sizin
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
زَاغَتِ kaymıştı zāghati
kaymıştı
ٱلْأَبْصَـٰرُ gözler l-abṣāru
gözler
وَبَلَغَتِ ve dayanmıştı wabalaghati
ve dayanmıştı
ٱلْقُلُوبُ yürekler l-qulūbu
yürekler
ٱلْحَنَاجِرَ hançerelere l-ḥanājira
hançerelere
وَتَظُنُّونَ ve zanda bulunuyordunuz wataẓunnūna
ve zanda bulunuyordunuz
بِٱللَّهِ Allah hakında bil-lahi
Allah hakında
ٱلظُّنُونَا۠ türlü düşüncelerle l-ẓunūnā
türlü düşüncelerle
١٠ (10)
(10)
Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi; gözler de dönmüştü, yürekler ağızlara gelmişti; Allah için çeşitli tahminlerde bulunuyordunuz.
33:11
هُنَالِكَ işte orada hunālika
işte orada
ٱبْتُلِىَ denenmişti ub'tuliya
denenmişti
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
وَزُلْزِلُوا۟ ve sarsılmışlardı wazul'zilū
ve sarsılmışlardı
زِلْزَالًۭا bir sarsıntı ile zil'zālan
bir sarsıntı ile
شَدِيدًۭا şiddetli shadīdan
şiddetli
١١ (11)
(11)
İşte orada, inananlar denenmiş ve çok şiddetli sarsıntıya uğratılmışlardı.
33:12
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
يَقُولُ diyordu yaqūlu
diyordu
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafıklar l-munāfiqūna
münafıklar
وَٱلَّذِينَ ve bulunanlar wa-alladhīna
ve bulunanlar
فِى kalblerinde
kalblerinde
قُلُوبِهِم their hearts qulūbihim
their hearts
مَّرَضٌۭ hastalık maraḍun
hastalık
مَّا bize vaadde bulunmadı
bize vaadde bulunmadı
وَعَدَنَا Allah promised us waʿadanā
Allah promised us
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَرَسُولُهُۥٓ ve Resulü warasūluhu
ve Resulü
إِلَّا dışında illā
dışında
غُرُورًۭا boş vaatler ghurūran
boş vaatler
١٢ (12)
(12)
İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık olanlar: "Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaadlerde bulundular" diyorlardı.
33:13
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
قَالَت demişti ki qālat
demişti ki
طَّآئِفَةٌۭ bir grup ṭāifatun
bir grup
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
يَـٰٓأَهْلَ ey halkı yāahla
ey halkı
يَثْرِبَ Yesrib (Medine) yathriba
Yesrib (Medine)
لَا artık yoktur
artık yoktur
مُقَامَ duracak yer muqāma
duracak yer
لَكُمْ size lakum
size
فَٱرْجِعُوا۟ ۚ dönün fa-ir'jiʿū
dönün
وَيَسْتَـْٔذِنُ ve izin istiyordu wayastadhinu
ve izin istiyordu
فَرِيقٌۭ bir topluluk farīqun
bir topluluk
مِّنْهُمُ onlardan min'humu
onlardan
ٱلنَّبِىَّ peygamberden l-nabiya
peygamberden
يَقُولُونَ diyerek yaqūlūna
diyerek
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
بُيُوتَنَا evlerimiz buyūtanā
evlerimiz
عَوْرَةٌۭ (sağlam değil) açıktır ʿawratun
(sağlam değil) açıktır
وَمَا oysa değildi wamā
oysa değildi
هِىَ onlar(ın evleri) hiya
onlar(ın evleri)
بِعَوْرَةٍ ۖ açık biʿawratin
açık
إِن istemiyorlardı in
istemiyorlardı
يُرِيدُونَ they wished yurīdūna
they wished
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
فِرَارًۭا kaçmak(tan) firāran
kaçmak(tan)
١٣ (13)
(13)
İçlerinden bir takımı: "Ey Medineliler! Tutunacak yeriniz yok, geri dönün" demişti. İçlerinden bir topluluk da Peygamberden: "Evlerimiz düşmana açıktır" diyerek izin istemişlerdi. Oysa evleri açık değildi sadece kaçmak istiyorlardı.
33:14
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
دُخِلَتْ girilseydi dukhilat
girilseydi
عَلَيْهِم onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine
مِّنْ her yandan min
her yandan
أَقْطَارِهَا all its sides aqṭārihā
all its sides
ثُمَّ sonra thumma
sonra
سُئِلُوا۟ istenseydi su-ilū
istenseydi
ٱلْفِتْنَةَ baskı ve işkence yapmaları l-fit'nata
baskı ve işkence yapmaları
لَـَٔاتَوْهَا elbette yaparlardı laātawhā
elbette yaparlardı
وَمَا ve wamā
ve
تَلَبَّثُوا۟ gecikmezlerdi talabbathū
gecikmezlerdi
بِهَآ bunda bihā
bunda
إِلَّا dışında illā
dışında
يَسِيرًۭا azıcık yasīran
azıcık
١٤ (14)
(14)
Eğer Medine'nin etrafından üzerlerine varılmış olsa, sonra da kendilerinden fitne çıkarmaları istense hemen buna girişip derhal yapmaktan geri kalmazlardı.
33:15
وَلَقَدْ oysa walaqad
oysa
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
عَـٰهَدُوا۟ söz vermişler ʿāhadū
söz vermişler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
لَا dön(üp kaç)mayacaklarına
dön(üp kaç)mayacaklarına
يُوَلُّونَ they would turn yuwallūna
they would turn
ٱلْأَدْبَـٰرَ ۚ arkalarına l-adbāra
arkalarına
وَكَانَ ve idiler wakāna
ve idiler
عَهْدُ verilen sözden ʿahdu
verilen sözden
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
مَسْـُٔولًۭا sorumlu masūlan
sorumlu
١٥ (15)
(15)
And olsun ki, daha önce, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a ahd vermişlerdi. Allah'a verilen ahd sorulacaktır.
33:16
قُل de ki qul
de ki
لَّن size fayda vermez lan
size fayda vermez
يَنفَعَكُمُ will benefit you yanfaʿakumu
will benefit you
ٱلْفِرَارُ kaçmak l-firāru
kaçmak
إِن eğer in
eğer
فَرَرْتُم kaçıyorsanız farartum
kaçıyorsanız
مِّنَ ölümden mina
ölümden
ٱلْمَوْتِ death l-mawti
death
أَوِ veya awi
veya
ٱلْقَتْلِ öldürülmekten l-qatli
öldürülmekten
وَإِذًۭا o zaman bile wa-idhan
o zaman bile
لَّا yaşatılmazsınız
yaşatılmazsınız
تُمَتَّعُونَ you will be allowed to enjoy tumattaʿūna
you will be allowed to enjoy
إِلَّا dışında illā
dışında
قَلِيلًۭا pek az qalīlan
pek az
١٦ (16)
(16)
De ki: "Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız."
33:17
قُلْ de ki qul
de ki
مَن kimdir? man
kimdir?
ذَا şu dhā
şu
ٱلَّذِى kimse ki alladhī
kimse ki
يَعْصِمُكُم sizi koruyacak yaʿṣimukum
sizi koruyacak
مِّنَ Allahdan mina
Allahdan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِنْ eğer in
eğer
أَرَادَ istese arāda
istese
بِكُمْ size bikum
size
سُوٓءًا bir kötülük sūan
bir kötülük
أَوْ veya aw
veya
أَرَادَ dilese arāda
dilese
بِكُمْ size bikum
size
رَحْمَةًۭ ۚ rahmet raḥmatan
rahmet
وَلَا bulamazlar walā
bulamazlar
يَجِدُونَ they will find yajidūna
they will find
لَهُم kendilerine lahum
kendilerine
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَلِيًّۭا bir dost waliyyan
bir dost
وَلَا ne de walā
ne de
نَصِيرًۭا bir yardımcı naṣīran
bir yardımcı
١٧ (17)
(17)
De ki: "Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet istese, O'na karşı kim sizi koruyabilir? Allah'tan başka dost ve yardımcı da bulamazsınız."
33:18
۞ قَدْ elbette qad
elbette
يَعْلَمُ biliyor yaʿlamu
biliyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُعَوِّقِينَ alıkoyanları l-muʿawiqīna
alıkoyanları
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
وَٱلْقَآئِلِينَ ve diyenleri wal-qāilīna
ve diyenleri
لِإِخْوَٰنِهِمْ kardeşlerine li-ikh'wānihim
kardeşlerine
هَلُمَّ gelin halumma
gelin
إِلَيْنَا ۖ bize ilaynā
bize
وَلَا onlar gelmezler walā
onlar gelmezler
يَأْتُونَ they come yatūna
they come
ٱلْبَأْسَ savaşa l-basa
savaşa
إِلَّا dışında illā
dışında
قَلِيلًا pek azı qalīlan
pek azı
١٨ (18)
(18)
Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.
33:19
أَشِحَّةً cimriler olarak ashiḥḥatan
cimriler olarak
عَلَيْكُمْ ۖ size karşı ʿalaykum
size karşı
فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
ٱلْخَوْفُ korku l-khawfu
korku
رَأَيْتَهُمْ görürsün ra-aytahum
görürsün
يَنظُرُونَ baktıklarını yanẓurūna
baktıklarını
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
تَدُورُ dönerek tadūru
dönerek
أَعْيُنُهُمْ gözleri aʿyunuhum
gözleri
كَٱلَّذِى gibi ka-alladhī
gibi
يُغْشَىٰ baygınlığı yugh'shā
baygınlığı
عَلَيْهِ onların üstüne ʿalayhi
onların üstüne
مِنَ ölüm mina
ölüm
ٱلْمَوْتِ ۖ [the] death l-mawti
[the] death
فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki
ذَهَبَ gidince dhahaba
gidince
ٱلْخَوْفُ korku l-khawfu
korku
سَلَقُوكُم sizi incitirler salaqūkum
sizi incitirler
بِأَلْسِنَةٍ dillerle bi-alsinatin
dillerle
حِدَادٍ sivri ḥidādin
sivri
أَشِحَّةً düşkünlük göstererek ashiḥḥatan
düşkünlük göstererek
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْخَيْرِ ۚ hayra l-khayri
hayra
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
لَمْ inanmamışlar lam
inanmamışlar
يُؤْمِنُوا۟ they have believed yu'minū
they have believed
فَأَحْبَطَ bu yüzden boşa çıkarmıştır fa-aḥbaṭa
bu yüzden boşa çıkarmıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَعْمَـٰلَهُمْ ۚ onların işlerini aʿmālahum
onların işlerini
وَكَانَ ve wakāna
ve
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى göre ʿalā
göre
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
يَسِيرًۭا kolaydır yasīran
kolaydır
١٩ (19)
(19)
Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.
33:20
يَحْسَبُونَ sanıyorlardı yaḥsabūna
sanıyorlardı
ٱلْأَحْزَابَ orduların l-aḥzāba
orduların
لَمْ gitmediklerini lam
gitmediklerini
يَذْهَبُوا۟ ۖ withdrawn yadhhabū
withdrawn
وَإِن eğer wa-in
eğer
يَأْتِ gelseler yati
gelseler
ٱلْأَحْزَابُ ordular l-aḥzābu
ordular
يَوَدُّوا۟ arzu ederlerdi yawaddū
arzu ederlerdi
لَوْ keşke law
keşke
أَنَّهُم kendileri annahum
kendileri
بَادُونَ çölde bulunmayı bādūna
çölde bulunmayı
فِى arasında
arasında
ٱلْأَعْرَابِ Araplar l-aʿrābi
Araplar
يَسْـَٔلُونَ sorup öğrenmeyi yasalūna
sorup öğrenmeyi
عَنْ sizin haberleriniz-den ʿan
sizin haberleriniz-den
أَنۢبَآئِكُمْ ۖ your news anbāikum
your news
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
كَانُوا۟ bulunsalardı kānū
bulunsalardı
فِيكُم içinizde fīkum
içinizde
مَّا dövüşmezlerdi
dövüşmezlerdi
قَـٰتَلُوٓا۟ they would fight qātalū
they would fight
إِلَّا dışında illā
dışında
قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı
٢٠ (20)
(20)
Bunlar, düşman birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Bu birlikler tekrar gelmiş olsalardı, kendileri çöllerde bedevilerin yanında bulunup, sadece sizin haberlerinizi sormayı dilerlerdi. Aranızda olsalar ancak pek az savaşırlardı.
33:21
لَّقَدْ andolsun laqad
andolsun
كَانَ vardır kāna
vardır
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
فِى Elçisinde
Elçisinde
رَسُولِ (the) Messenger rasūli
(the) Messenger
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أُسْوَةٌ bir örnek us'watun
bir örnek
حَسَنَةٌۭ en güzel ḥasanatun
en güzel
لِّمَن kimseler için liman
kimseler için
كَانَ kavuşmaya inanan kāna
kavuşmaya inanan
يَرْجُوا۟ hope yarjū
hope
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَٱلْيَوْمَ ve gününe wal-yawma
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرَ ahiret l-ākhira
ahiret
وَذَكَرَ ve anan wadhakara
ve anan
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
كَثِيرًۭا çokça kathīran
çokça
٢١ (21)
(21)
Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah'ın Elçisi) en güzel örnektir.
33:22
وَلَمَّا zaman walammā
zaman
رَءَا gördükleri raā
gördükleri
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
ٱلْأَحْزَابَ (düşman) orduları l-aḥzāba
(düşman) orduları
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
هَـٰذَا bu hādhā
bu
مَا bize va'dettiğidir
bize va'dettiğidir
وَعَدَنَا Allah promised us waʿadanā
Allah promised us
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَرَسُولُهُۥ ve Resulünün warasūluhu
ve Resulünün
وَصَدَقَ ve doğrudur waṣadaqa
ve doğrudur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَرَسُولُهُۥ ۚ ve Resulü warasūluhu
ve Resulü
وَمَا ve wamā
ve
زَادَهُمْ artırmadı zādahum
artırmadı
إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey
إِيمَـٰنًۭا imanlarını īmānan
imanlarını
وَتَسْلِيمًۭا ve teslimiyetlerini wataslīman
ve teslimiyetlerini
٢٢ (22)
(22)
İnananlar, düşman birliklerini gördükleri zaman: "İşte bu, Allah ve Peygamberinin bize vadettiğidir; Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir" dediler. Bu onların ancak imanını ve teslimiyetlerini artırdı.
33:23
مِّنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
رِجَالٌۭ erkekler rijālun
erkekler
صَدَقُوا۟ durdular ṣadaqū
durdular
مَا verdikleri sözde
verdikleri sözde
عَـٰهَدُوا۟ they promised Allah ʿāhadū
they promised Allah
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَيْهِ ۖ üzerine ʿalayhi
üzerine
فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan
مَّن kimi man
kimi
قَضَىٰ yerine getirdi qaḍā
yerine getirdi
نَحْبَهُۥ adağını naḥbahu
adağını
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّن kimi man
kimi
يَنتَظِرُ ۖ (şehidlik) beklemektedir yantaẓiru
(şehidlik) beklemektedir
وَمَا ve asla wamā
ve asla
بَدَّلُوا۟ (sözlerini) değiştirmemişlerdir baddalū
(sözlerini) değiştirmemişlerdir
تَبْدِيلًۭا değişiklikle tabdīlan
değişiklikle
٢٣ (23)
(23)
İnananlardan, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Ahdlerini hiç değiştirmemişlerdir.
33:24
لِّيَجْزِىَ mükafatladırsın liyajziya
mükafatladırsın
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلصَّـٰدِقِينَ doğruları l-ṣādiqīna
doğruları
بِصِدْقِهِمْ doğruluklarıyle biṣid'qihim
doğruluklarıyle
وَيُعَذِّبَ ve azabetsin wayuʿadhiba
ve azabetsin
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlülere l-munāfiqīna
iki yüzlülere
إِن şayet in
şayet
شَآءَ dilerse shāa
dilerse
أَوْ yahut aw
yahut
يَتُوبَ tevbelerini kabul buyursun yatūba
tevbelerini kabul buyursun
عَلَيْهِمْ ۚ onlardan ʿalayhim
onlardan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ çok bağışlayandır kāna
çok bağışlayandır
غَفُورًۭا Oft-Forgiving ghafūran
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٢٤ (24)
(24)
Bu sebeple Allah, doğruları doğrulukları ile mükafatlandırır; ikiyüzlüleri de dilerse azablandırır veya tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
33:25
وَرَدَّ geri çevirdi waradda
geri çevirdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
كَفَرُوا۟ inkar edenleri kafarū
inkar edenleri
بِغَيْظِهِمْ öfkeleriyle bighayẓihim
öfkeleriyle
لَمْ eremediler lam
eremediler
يَنَالُوا۟ they obtained yanālū
they obtained
خَيْرًۭا ۚ hayra khayran
hayra
وَكَفَى ve yeter wakafā
ve yeter
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere
ٱلْقِتَالَ ۚ savaşta l-qitāla
savaşta
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
قَوِيًّا güçlüdür qawiyyan
güçlüdür
عَزِيزًۭا üstündür ʿazīzan
üstündür
٢٥ (25)
(25)
Allah inkar edenleri, kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar; savaşta, inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah kuvvetli olandır, güçlü olandır.
33:26
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ظَـٰهَرُوهُم onlara yardım eden ẓāharūhum
onlara yardım eden
مِّنْ ehlinden min
ehlinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
مِن kalelerinden min
kalelerinden
صَيَاصِيهِمْ their fortresses ṣayāṣīhim
their fortresses
وَقَذَفَ ve düşürdü waqadhafa
ve düşürdü
فِى içine
içine
قُلُوبِهِمُ kalbleri qulūbihimu
kalbleri
ٱلرُّعْبَ korku l-ruʿ'ba
korku
فَرِيقًۭا bir kısmını farīqan
bir kısmını
تَقْتُلُونَ öldürüyordunuz taqtulūna
öldürüyordunuz
وَتَأْسِرُونَ ve esir alıyordunuz watasirūna
ve esir alıyordunuz
فَرِيقًۭا bir kısmını da farīqan
bir kısmını da
٢٦ (26)
(26)
Allah, Kitap ehlinden, kafirleri destekleyenleri kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı; onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz.
33:27
وَأَوْرَثَكُمْ ve size miras verdi wa-awrathakum
ve size miras verdi
أَرْضَهُمْ topraklarını arḍahum
topraklarını
وَدِيَـٰرَهُمْ ve yurtlarını wadiyārahum
ve yurtlarını
وَأَمْوَٰلَهُمْ ve mallarını wa-amwālahum
ve mallarını
وَأَرْضًۭا ve bir toprağı wa-arḍan
ve bir toprağı
لَّمْ henüz ayak basmadığınız lam
henüz ayak basmadığınız
تَطَـُٔوهَا ۚ you (had) trodden taṭaūhā
you (had) trodden
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرًۭا kadirdir qadīran
kadirdir
٢٧ (27)
(27)
Yerlerini, yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye Kadir olandır.
33:28
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
قُل söyle qul
söyle
لِّأَزْوَٰجِكَ eşlerine li-azwājika
eşlerine
إِن eğer in
eğer
كُنتُنَّ siz kuntunna
siz
تُرِدْنَ istiyorsanız turid'na
istiyorsanız
ٱلْحَيَوٰةَ hayatını l-ḥayata
hayatını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَزِينَتَهَا ve süsünü wazīnatahā
ve süsünü
فَتَعَالَيْنَ gelin fataʿālayna
gelin
أُمَتِّعْكُنَّ size (boşanma bedeli) vereyim umattiʿ'kunna
size (boşanma bedeli) vereyim
وَأُسَرِّحْكُنَّ ve sizi salayım wa-usarriḥ'kunna
ve sizi salayım
سَرَاحًۭا bir salışla sarāḥan
bir salışla
جَمِيلًۭا güzel jamīlan
güzel
٢٨ (28)
(28)
Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim."
33:29
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كُنتُنَّ siz kuntunna
siz
تُرِدْنَ istiyorsanız turid'na
istiyorsanız
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
وَرَسُولَهُۥ ve Eçisini warasūlahu
ve Eçisini
وَٱلدَّارَ ve yurdunu wal-dāra
ve yurdunu
ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiret l-ākhirata
ahiret
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
أَعَدَّ hazırlamıştır aʿadda
hazırlamıştır
لِلْمُحْسِنَـٰتِ güzel hareket edenlere lil'muḥ'sināti
güzel hareket edenlere
مِنكُنَّ sizden minkunna
sizden
أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٢٩ (29)
(29)
"Eğer Allah'ı, Peygamberini, ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlamıştır."
33:30
يَـٰنِسَآءَ ey kadınları yānisāa
ey kadınları
ٱلنَّبِىِّ peygamber l-nabiyi
peygamber
مَن kim man
kim
يَأْتِ yaparsa yati
yaparsa
مِنكُنَّ sizden minkunna
sizden
بِفَـٰحِشَةٍۢ bir fuhuş (edepsizlik) bifāḥishatin
bir fuhuş (edepsizlik)
مُّبَيِّنَةٍۢ açık mubayyinatin
açık
يُضَـٰعَفْ artırılır yuḍāʿaf
artırılır
لَهَا onun için lahā
onun için
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
ضِعْفَيْنِ ۚ iki kat ḍiʿ'fayni
iki kat
وَكَانَ ve wakāna
ve
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى göre ʿalā
göre
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
يَسِيرًۭا kolaydır yasīran
kolaydır
٣٠ (30)
(30)
Ey Peygamber'in hanımları! Sizlerden biri açık bir hayasızlık yapacak olursa, onun azabı iki kat olur. Bu Allah'a kolaydır.
33:31
۞ وَمَن fakat kim waman
fakat kim
يَقْنُتْ ita'ate devam ederse yaqnut
ita'ate devam ederse
مِنكُنَّ sizden minkunna
sizden
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ve Resulüne warasūlihi
ve Resulüne
وَتَعْمَلْ ve yaparsa wataʿmal
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا yararlı iş ṣāliḥan
yararlı iş
نُّؤْتِهَآ ona veririz nu'tihā
ona veririz
أَجْرَهَا mükafatını ajrahā
mükafatını
مَرَّتَيْنِ iki kez marratayni
iki kez
وَأَعْتَدْنَا ve hazırlamışızdır wa-aʿtadnā
ve hazırlamışızdır
لَهَا onun için lahā
onun için
رِزْقًۭا bir rızık riz'qan
bir rızık
كَرِيمًۭا bol karīman
bol
٣١ (31)
(31)
Sizlerden Allah'a ve Peygamberine boyun eğip yararlı iş işleyenlere ecrini iki kat veririz; ona cömertçe rızık hazırlamışızdır.
33:32
يَـٰنِسَآءَ ey kadınları yānisāa
ey kadınları
ٱلنَّبِىِّ peygamber l-nabiyi
peygamber
لَسْتُنَّ siz değilsiniz lastunna
siz değilsiniz
كَأَحَدٍۢ herhangi biri gibi ka-aḥadin
herhangi biri gibi
مِّنَ kadınlardan mina
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ ۚ the women l-nisāi
the women
إِنِ eğer ini
eğer
ٱتَّقَيْتُنَّ (Allah'tan) sakınıyorsanız ittaqaytunna
(Allah'tan) sakınıyorsanız
فَلَا yumuşak bir eda yapmayın falā
yumuşak bir eda yapmayın
تَخْضَعْنَ be soft takhḍaʿna
be soft
بِٱلْقَوْلِ sözlerinizde bil-qawli
sözlerinizde
فَيَطْمَعَ böylece tamah etmesin fayaṭmaʿa
böylece tamah etmesin
ٱلَّذِى bulunan alladhī
bulunan
فِى kalbinde
kalbinde
قَلْبِهِۦ his heart qalbihi
his heart
مَرَضٌۭ hastalık maraḍun
hastalık
وَقُلْنَ ve söyleyin waqul'na
ve söyleyin
قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz
مَّعْرُوفًۭا güzel maʿrūfan
güzel
٣٢ (32)
(32)
Ey Peygamberin hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Allah'tan sakınıyorsanız edalı konuşmayın, yoksa, kalbi bozuk olan kimse kötü şeyler ümit eder; daima ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin.
33:33
وَقَرْنَ ve vakarla oturun waqarna
ve vakarla oturun
فِى evlerinizde
evlerinizde
بُيُوتِكُنَّ your houses buyūtikunna
your houses
وَلَا asla walā
asla
تَبَرَّجْنَ açılıp kırıtmayın tabarrajna
açılıp kırıtmayın
تَبَرُّجَ açılıp kırıtması gibi tabarruja
açılıp kırıtması gibi
ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyenin l-jāhiliyati
cahiliyenin
ٱلْأُولَىٰ ۖ ilk l-ūlā
ilk
وَأَقِمْنَ ve kılın wa-aqim'na
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتِينَ ve verin waātīna
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَأَطِعْنَ ve ita'at edin wa-aṭiʿ'na
ve ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ ۚ ve Resulüne warasūlahu
ve Resulüne
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيُذْهِبَ gidermek liyudh'hiba
gidermek
عَنكُمُ sizden ʿankumu
sizden
ٱلرِّجْسَ kiri l-rij'sa
kiri
أَهْلَ (ey) Ehl-i ahla
(ey) Ehl-i
ٱلْبَيْتِ Beyt l-bayti
Beyt
وَيُطَهِّرَكُمْ ve sizi temizlemek wayuṭahhirakum
ve sizi temizlemek
تَطْهِيرًۭا tertemiz taṭhīran
tertemiz
٣٣ (33)
(33)
Evlerinizde oturun; eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! (ehl-i beyt) Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.
33:34
وَٱذْكُرْنَ ve hatırlayın wa-udh'kur'na
ve hatırlayın
مَا okunanı
okunanı
يُتْلَىٰ is recited yut'lā
is recited
فِى evlerinizde
evlerinizde
بُيُوتِكُنَّ your houses buyūtikunna
your houses
مِنْ ayetlerinden min
ayetlerinden
ءَايَـٰتِ (the) Verses āyāti
(the) Verses
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱلْحِكْمَةِ ۚ ve hikmeti wal-ḥik'mati
ve hikmeti
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ latiftir kāna
latiftir
لَطِيفًا All-Subtle laṭīfan
All-Subtle
خَبِيرًا haber alandır khabīran
haber alandır
٣٤ (34)
(34)
Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmetini hatırda tutun. Şüphesiz Allah haberdar olandır, latif olandır.
33:35
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمُسْلِمِينَ müslüman erkekler l-mus'limīna
müslüman erkekler
وَٱلْمُسْلِمَـٰتِ ve müslüman kadınlar wal-mus'limāti
ve müslüman kadınlar
وَٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min erkekler wal-mu'minīna
mü'min erkekler
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve mü'min kadınlar wal-mu'mināti
ve mü'min kadınlar
وَٱلْقَـٰنِتِينَ ta'ate devam eden erkekler wal-qānitīna
ta'ate devam eden erkekler
وَٱلْقَـٰنِتَـٰتِ ve ta'ate devam eden kadınlar wal-qānitāti
ve ta'ate devam eden kadınlar
وَٱلصَّـٰدِقِينَ doğru erkekler wal-ṣādiqīna
doğru erkekler
وَٱلصَّـٰدِقَـٰتِ ve doğru kadınlar wal-ṣādiqāti
ve doğru kadınlar
وَٱلصَّـٰبِرِينَ sabreden erkekler wal-ṣābirīna
sabreden erkekler
وَٱلصَّـٰبِرَٰتِ ve sabreden kadınlar wal-ṣābirāti
ve sabreden kadınlar
وَٱلْخَـٰشِعِينَ saygılı erkekler wal-khāshiʿīna
saygılı erkekler
وَٱلْخَـٰشِعَـٰتِ ve saygılı kadınlar wal-khāshiʿāti
ve saygılı kadınlar
وَٱلْمُتَصَدِّقِينَ sadaka veren erkekler wal-mutaṣadiqīna
sadaka veren erkekler
وَٱلْمُتَصَدِّقَـٰتِ ve sadaka veren kadınlar wal-mutaṣadiqāti
ve sadaka veren kadınlar
وَٱلصَّـٰٓئِمِينَ oruç tutan erkekler wal-ṣāimīna
oruç tutan erkekler
وَٱلصَّـٰٓئِمَـٰتِ ve oruç tutan kadınlar wal-ṣāimāti
ve oruç tutan kadınlar
وَٱلْحَـٰفِظِينَ koruyan erkekler wal-ḥāfiẓīna
koruyan erkekler
فُرُوجَهُمْ ırzlarını furūjahum
ırzlarını
وَٱلْحَـٰفِظَـٰتِ ve koruyan kadınlar wal-ḥāfiẓāti
ve koruyan kadınlar
وَٱلذَّٰكِرِينَ zikreden erkekler wal-dhākirīna
zikreden erkekler
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
كَثِيرًۭا çok kathīran
çok
وَٱلذَّٰكِرَٰتِ ve zikreden kadınlar wal-dhākirāti
ve zikreden kadınlar
أَعَدَّ hazırlamıştır aʿadda
hazırlamıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهُم bunlar için lahum
bunlar için
مَّغْفِرَةًۭ bağışlanma maghfiratan
bağışlanma
وَأَجْرًا ve bir mükafat wa-ajran
ve bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٣٥ (35)
(35)
Doğrusu erkek ve kadın müslümanlar, erkek ve kadın müminler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır.
33:36
وَمَا artık yoktur wamā
artık yoktur
كَانَ inanmış bir erkek için kāna
inanmış bir erkek için
لِمُؤْمِنٍۢ for a believing man limu'minin
for a believing man
وَلَا ve walā
ve
مُؤْمِنَةٍ inanmış kadın (için) mu'minatin
inanmış kadın (için)
إِذَا zaman idhā
zaman
قَضَى hüküm verdiği qaḍā
hüküm verdiği
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَرَسُولُهُۥٓ ve Resulü warasūluhu
ve Resulü
أَمْرًا bir işte amran
bir işte
أَن olması an
olması
يَكُونَ (there) should be yakūna
(there) should be
لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için
ٱلْخِيَرَةُ seçme hakkı l-khiyaratu
seçme hakkı
مِنْ o işi min
o işi
أَمْرِهِمْ ۗ their affair amrihim
their affair
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَعْصِ karşı gelirse yaʿṣi
karşı gelirse
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Resulüne warasūlahu
ve Resulüne
فَقَدْ elbette faqad
elbette
ضَلَّ sapıklığa düşer ḍalla
sapıklığa düşer
ضَلَـٰلًۭا bir sapkınlıkla ḍalālan
bir sapkınlıkla
مُّبِينًۭا apaçık mubīnan
apaçık
٣٦ (36)
(36)
Allah ve Peygamber'i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygamber'e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.
33:37
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
تَقُولُ diyordun taqūlu
diyordun
لِلَّذِىٓ kimseye lilladhī
kimseye
أَنْعَمَ ni'met verdiği anʿama
ni'met verdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
وَأَنْعَمْتَ ve senin ni'met verdiğin wa-anʿamta
ve senin ni'met verdiğin
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
أَمْسِكْ tut amsik
tut
عَلَيْكَ yanında ʿalayka
yanında
زَوْجَكَ eşini zawjaka
eşini
وَٱتَّقِ ve kork wa-ittaqi
ve kork
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَتُخْفِى fakat gizliyordun watukh'fī
fakat gizliyordun
فِى içinde
içinde
نَفْسِكَ yourself nafsika
yourself
مَا şeyi
şeyi
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مُبْدِيهِ açığa vuracağı mub'dīhi
açığa vuracağı
وَتَخْشَى ve çekiniyordun watakhshā
ve çekiniyordun
ٱلنَّاسَ insanlardan l-nāsa
insanlardan
وَٱللَّهُ Allah'tır wal-lahu
Allah'tır
أَحَقُّ layık olan aḥaqqu
layık olan
أَن çekinmene an
çekinmene
تَخْشَىٰهُ ۖ you (should) fear Him takhshāhu
you (should) fear Him
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
قَضَىٰ kesince qaḍā
kesince
زَيْدٌۭ Zeyd zaydun
Zeyd
مِّنْهَا o kadından min'hā
o kadından
وَطَرًۭا ilişiğini waṭaran
ilişiğini
زَوَّجْنَـٰكَهَا biz onu sana nikahladık zawwajnākahā
biz onu sana nikahladık
لِكَىْ için likay
için
لَا olmaması
olmaması
يَكُونَ there be yakūna
there be
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler l-mu'minīna
mü'minler
حَرَجٌۭ bir güçlük ḥarajun
bir güçlük
فِىٓ hususunda
hususunda
أَزْوَٰجِ evlenmek azwāji
evlenmek
أَدْعِيَآئِهِمْ evlatlıkları adʿiyāihim
evlatlıkları
إِذَا zaman idhā
zaman
قَضَوْا۟ kestikleri qaḍaw
kestikleri
مِنْهُنَّ kadınlarıyle min'hunna
kadınlarıyle
وَطَرًۭا ۚ ilişkilerini waṭaran
ilişkilerini
وَكَانَ ve wakāna
ve
أَمْرُ buyruğu amru
buyruğu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مَفْعُولًۭا yerine getirilmiştir mafʿūlan
yerine getirilmiştir
٣٧ (37)
(37)
Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan sakın" diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.
33:38
مَّا yoktur
yoktur
كَانَ üzerine kāna
üzerine
عَلَى upon ʿalā
upon
ٱلنَّبِىِّ Peygamber l-nabiyi
Peygamber
مِنْ herhangi min
herhangi
حَرَجٍۢ bir güçlük ḥarajin
bir güçlük
فِيمَا bir şeyde fīmā
bir şeyde
فَرَضَ takdir ettiği; faraḍa
takdir ettiği;
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
لَهُۥ ۖ kendisine lahu
kendisine
سُنَّةَ yasasıdır sunnata
yasasıdır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فِى arasında
arasında
ٱلَّذِينَ geçenler alladhīna
geçenler
خَلَوْا۟ passed away khalaw
passed away
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلُ ۚ before qablu
before
وَكَانَ ve wakāna
ve
أَمْرُ emri amru
emri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
قَدَرًۭا bir kaderdir qadaran
bir kaderdir
مَّقْدُورًا takdir edilmiş maqdūran
takdir edilmiş
٣٨ (38)
(38)
Allah'ın Peygamber'e farz kıldığı şeylerde ona bir güçlük yoktur. Bu, Allah'ın öteden beri, gelmiş geçmişlere uyguladığı yasasıdır. Allah'ın emri şüphesiz gereği gibi yerine gelecektir.
33:39
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يُبَلِّغُونَ duyururlar yuballighūna
duyururlar
رِسَـٰلَـٰتِ elçiliğini risālāti
elçiliğini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَخْشَوْنَهُۥ ve O'ndan korkarlar wayakhshawnahu
ve O'ndan korkarlar
وَلَا ve walā
ve
يَخْشَوْنَ korkmazlar yakhshawna
korkmazlar
أَحَدًا kimseden aḥadan
kimseden
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهَ ۗ Allah'dan l-laha
Allah'dan
وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
حَسِيبًۭا hesap görücü olarak ḥasīban
hesap görücü olarak
٣٩ (39)
(39)
Allah'ın göndermiş olduklarını tebliğ edenler, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Allah hesap gören olarak yeter.
33:40
مَّا değildir
değildir
كَانَ Muhammed kāna
Muhammed
مُحَمَّدٌ Muhammad muḥammadun
Muhammad
أَبَآ babası abā
babası
أَحَدٍۢ birinin aḥadin
birinin
مِّن sizin erkeklerinizden min
sizin erkeklerinizden
رِّجَالِكُمْ your men rijālikum
your men
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
رَّسُولَ Elçisidir rasūla
Elçisidir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَخَاتَمَ ve sonuncusudur wakhātama
ve sonuncusudur
ٱلنَّبِيِّـۧنَ ۗ peygamberlerin l-nabiyīna
peygamberlerin
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمًۭا bilendir ʿalīman
bilendir
٤٠ (40)
(40)
Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.
33:41
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱذْكُرُوا۟ anın udh'kurū
anın
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
ذِكْرًۭا anışla dhik'ran
anışla
كَثِيرًۭا çok kathīran
çok
٤١ (41)
(41)
Ey inananlar! Allah'ı çok anın.
33:42
وَسَبِّحُوهُ ve O'nu tesbih edin wasabbiḥūhu
ve O'nu tesbih edin
بُكْرَةًۭ sabah buk'ratan
sabah
وَأَصِيلًا akşam wa-aṣīlan
akşam
٤٢ (42)
(42)
O'nu sabah akşam tesbih edin.
33:43
هُوَ O huwa
O
ٱلَّذِى (Allah) ki alladhī
(Allah) ki
يُصَلِّى rahmet eder yuṣallī
rahmet eder
عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize
وَمَلَـٰٓئِكَتُهُۥ ve melekleri wamalāikatuhu
ve melekleri
لِيُخْرِجَكُم sizi çıkarmak için liyukh'rijakum
sizi çıkarmak için
مِّنَ karanlıklardan mina
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ the darkness[es] l-ẓulumāti
the darkness[es]
إِلَى aydınlığa ilā
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۚ the light l-nūri
the light
وَكَانَ ve wakāna
ve
بِٱلْمُؤْمِنِينَ inananlara karşı bil-mu'minīna
inananlara karşı
رَحِيمًۭا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٤٣ (43)
(43)
Karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size rahmet ve istiğfar eden Allah ve melekleridir. İnananlara merhamet eden O'dur.
33:44
تَحِيَّتُهُمْ karşılanırlar taḥiyyatuhum
karşılanırlar
يَوْمَ gün yawma
gün
يَلْقَوْنَهُۥ kendisine kavuştukları yalqawnahu
kendisine kavuştukları
سَلَـٰمٌۭ ۚ selam ile salāmun
selam ile
وَأَعَدَّ ve hazırlanmıştır wa-aʿadda
ve hazırlanmıştır
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَجْرًۭا bir mükafat ajran
bir mükafat
كَرِيمًۭا güzel karīman
güzel
٤٤ (44)
(44)
O'na kavuştukları gün müminlere yapılacak dirlik temennileri "Selam" demek olacaktır. Onlara cömertçe verilecek ecir hazırlamıştır.
33:45
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik arsalnāka
seni gönderdik
شَـٰهِدًۭا şahid shāhidan
şahid
وَمُبَشِّرًۭا ve müjdeci wamubashiran
ve müjdeci
وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı wanadhīran
ve uyarıcı
٤٥ (45)
(45)
Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.
33:46
وَدَاعِيًا ve da'vetçi wadāʿiyan
ve da'vetçi
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
بِإِذْنِهِۦ izniyle bi-idh'nihi
izniyle
وَسِرَاجًۭا ve bir lamba wasirājan
ve bir lamba
مُّنِيرًۭا aydınlatıcı munīran
aydınlatıcı
٤٦ (46)
(46)
Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.
33:47
وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere
بِأَنَّ ki gerçekten bi-anna
ki gerçekten
لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَضْلًۭا bir lutuf faḍlan
bir lutuf
كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük
٤٧ (47)
(47)
İnananlara, Rablerinden büyük bir lütuf olduğunu müjdele.
33:48
وَلَا ve asla walā
ve asla
تُطِعِ ita'at etme tuṭiʿi
ita'at etme
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere l-kāfirīna
kafirlere
وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ve münafıklara wal-munāfiqīna
ve münafıklara
وَدَعْ ve aldırma wadaʿ
ve aldırma
أَذَىٰهُمْ onların eziyetlerine adhāhum
onların eziyetlerine
وَتَوَكَّلْ ve dayan watawakkal
ve dayan
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
وَكِيلًۭا vekil olarak wakīlan
vekil olarak
٤٨ (48)
(48)
İnkarcılara, ikiyüzlülere itaat etme; eziyetlerine aldırma; Allah'a güven, güvenilecek olarak Allah yeter.
33:49
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا zaman idhā
zaman
نَكَحْتُمُ nikahladığınız nakaḥtumu
nikahladığınız
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ inanan kadınları l-mu'mināti
inanan kadınları
ثُمَّ sonra thumma
sonra
طَلَّقْتُمُوهُنَّ boşarsanız ṭallaqtumūhunna
boşarsanız
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن onlara dokunmadan an
onlara dokunmadan
تَمَسُّوهُنَّ you have touched them tamassūhunna
you have touched them
فَمَا yoktur famā
yoktur
لَكُمْ size lakum
size
عَلَيْهِنَّ onların üzerinde ʿalayhinna
onların üzerinde
مِنْ bir iddet (hakkınız) min
bir iddet (hakkınız)
عِدَّةٍۢ waiting period ʿiddatin
waiting period
تَعْتَدُّونَهَا ۖ sayacağınız taʿtaddūnahā
sayacağınız
فَمَتِّعُوهُنَّ hemen geçimliklerini verin famattiʿūhunna
hemen geçimliklerini verin
وَسَرِّحُوهُنَّ ve onları serbest bırakın wasarriḥūhunna
ve onları serbest bırakın
سَرَاحًۭا bir bırakışla sarāḥan
bir bırakışla
جَمِيلًۭا güzel jamīlan
güzel
٤٩ (49)
(49)
Ey inananlar! Mümin kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda, artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.
33:50
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
إِنَّآ şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
أَحْلَلْنَا helal kıldık aḥlalnā
helal kıldık
لَكَ sana laka
sana
أَزْوَٰجَكَ eşlerini azwājaka
eşlerini
ٱلَّـٰتِىٓ verdiğin allātī
verdiğin
ءَاتَيْتَ you have given ātayta
you have given
أُجُورَهُنَّ ücretlerini (mehirlerini) ujūrahunna
ücretlerini (mehirlerini)
وَمَا ve wamā
ve
مَلَكَتْ bulunanları malakat
bulunanları
يَمِينُكَ elinde yamīnuka
elinde
مِمَّآ ganimet verdiğinden mimmā
ganimet verdiğinden
أَفَآءَ Allah has given afāa
Allah has given
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
وَبَنَاتِ ve kızlarını wabanāti
ve kızlarını
عَمِّكَ amcanın ʿammika
amcanın
وَبَنَاتِ ve kızlarını wabanāti
ve kızlarını
عَمَّـٰتِكَ halalarının ʿammātika
halalarının
وَبَنَاتِ ve kızlarını wabanāti
ve kızlarını
خَالِكَ dayının khālika
dayının
وَبَنَاتِ ve kızlarını wabanāti
ve kızlarını
خَـٰلَـٰتِكَ teyzelerinin khālātika
teyzelerinin
ٱلَّـٰتِى hicret eden allātī
hicret eden
هَاجَرْنَ emigrated hājarna
emigrated
مَعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber
وَٱمْرَأَةًۭ ve kadını wa-im'ra-atan
ve kadını
مُّؤْمِنَةً inanmış mu'minatan
inanmış
إِن eğer in
eğer
وَهَبَتْ hibe ederse wahabat
hibe ederse
نَفْسَهَا kendisini nafsahā
kendisini
لِلنَّبِىِّ peygambere lilnnabiyyi
peygambere
إِنْ eğer in
eğer
أَرَادَ dilediyse arāda
dilediyse
ٱلنَّبِىُّ peygamberi l-nabiyu
peygamberi
أَن kendisini nikahlamayı an
kendisini nikahlamayı
يَسْتَنكِحَهَا marry her yastankiḥahā
marry her
خَالِصَةًۭ mahsus olarak khāliṣatan
mahsus olarak
لَّكَ sana laka
sana
مِن dışında min
dışında
دُونِ excluding dūni
excluding
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۗ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin
قَدْ elbette qad
elbette
عَلِمْنَا biz biliyoruz ʿalim'nā
biz biliyoruz
مَا şeyi
şeyi
فَرَضْنَا gerekli kıldığımız faraḍnā
gerekli kıldığımız
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
فِىٓ hakkında
hakkında
أَزْوَٰجِهِمْ eşleri azwājihim
eşleri
وَمَا ve wamā
ve
مَلَكَتْ bulunanlar malakat
bulunanlar
أَيْمَـٰنُهُمْ ellerinin aymānuhum
ellerinin
لِكَيْلَا için likaylā
için
يَكُونَ olmaması yakūna
olmaması
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
حَرَجٌۭ ۗ bir zorluk ḥarajun
bir zorluk
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَفُورًۭا çok bağışlayan ghafūran
çok bağışlayan
رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٥٠ (50)
(50)
Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve Peygamber nikahlanmayı dilediği takdirde müminlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere kendisinin mehrini Peygambere hibe eden mümin kadını almanı helal kılmışızdır. Bir zorluğa uğramaman için; müminlerin eşleri ve cariyeleri hakkında onların üzerine neyi farz kılmış olduğumuzu bildirmiştik. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
33:51
۞ تُرْجِى geri bırakır tur'jī
geri bırakır
مَن kimseyi man
kimseyi
تَشَآءُ dilediği tashāu
dilediği
مِنْهُنَّ onlardan min'hunna
onlardan
وَتُـْٔوِىٓ ve alırsın watu'wī
ve alırsın
إِلَيْكَ yanına ilayka
yanına
مَن kimseyi man
kimseyi
تَشَآءُ ۖ dilediğin tashāu
dilediğin
وَمَنِ ve kimseye wamani
ve kimseye
ٱبْتَغَيْتَ arzu ettiği(ne dönmekte) ib'taghayta
arzu ettiği(ne dönmekte)
مِمَّنْ ayrıldıklarından mimman
ayrıldıklarından
عَزَلْتَ you (had) set aside ʿazalta
you (had) set aside
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْكَ ۚ senin üzerine ʿalayka
senin üzerine
ذَٰلِكَ budur dhālika
budur
أَدْنَىٰٓ en elverişli olan adnā
en elverişli olan
أَن aydınlanmasına an
aydınlanmasına
تَقَرَّ may be cooled taqarra
may be cooled
أَعْيُنُهُنَّ onların gözlerinin aʿyunuhunna
onların gözlerinin
وَلَا ve walā
ve
يَحْزَنَّ tasalanmamalarına yaḥzanna
tasalanmamalarına
وَيَرْضَيْنَ ve razı olmalarına wayarḍayna
ve razı olmalarına
بِمَآ senin verdiklerine bimā
senin verdiklerine
ءَاتَيْتَهُنَّ you have given them ātaytahunna
you have given them
كُلُّهُنَّ ۚ hepsinin kulluhunna
hepsinin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا olanı
olanı
فِى sizin kalblerinizde
sizin kalblerinizde
قُلُوبِكُمْ ۚ your hearts qulūbikum
your hearts
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir
حَلِيمًۭا halimdir ḥalīman
halimdir
٥١ (51)
(51)
Bunlardan istediğini bırakır, istediğini yanına alabilirsin. Sırasını geri bırakmış olduklarından da arzu ettiğini yanına almanda sana bir sorumluluk yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olmasını, üzülmemelerini, hepsine verdiğin şeylere razı olmalarını daha iyi sağlar. Allah kalblerinizde olanı bilir; Allah bilendir, Halim olandır.
33:52
لَّا değildir
değildir
يَحِلُّ helal yaḥillu
helal
لَكَ sana laka
sana
ٱلنِّسَآءُ (başka) kadınlar l-nisāu
(başka) kadınlar
مِنۢ bundan sonra min
bundan sonra
بَعْدُ after (this) baʿdu
after (this)
وَلَآ ve yoktur walā
ve yoktur
أَن değiştirmen an
değiştirmen
تَبَدَّلَ exchange tabaddala
exchange
بِهِنَّ bunları bihinna
bunları
مِنْ başka eşlerle min
başka eşlerle
أَزْوَٰجٍۢ (other) wives azwājin
(other) wives
وَلَوْ şayet walaw
şayet
أَعْجَبَكَ çok hoşuna gitse de aʿjabaka
çok hoşuna gitse de
حُسْنُهُنَّ güzellikleri ḥus'nuhunna
güzellikleri
إِلَّا bunun dışındadır illā
bunun dışındadır
مَا bulunanlar (cariyeler)
bulunanlar (cariyeler)
مَلَكَتْ you rightfully possess malakat
you rightfully possess
يَمِينُكَ ۗ elinde yamīnuka
elinde
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
رَّقِيبًۭا gözetleyicidir raqīban
gözetleyicidir
٥٢ (52)
(52)
Bundan sonra sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzellikleri ne kadar hoşuna giderse gitsin, hiçbirini boşayıp başka bir eşle değiştirmen helal değildir. Allah her şeyi gözetmektedir.
33:53
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا girmeyin
girmeyin
تَدْخُلُوا۟ enter tadkhulū
enter
بُيُوتَ evlerine buyūta
evlerine
ٱلنَّبِىِّ Peygamber'in l-nabiyi
Peygamber'in
إِلَّآ ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
أَن izin verilmesi an
izin verilmesi
يُؤْذَنَ permission is given yu'dhana
permission is given
لَكُمْ size lakum
size
إِلَىٰ yemeğe ilā
yemeğe
طَعَامٍ a meal ṭaʿāmin
a meal
غَيْرَ olmadan ghayra
olmadan
نَـٰظِرِينَ gözetleyiciler nāẓirīna
gözetleyiciler
إِنَىٰهُ vaktini ināhu
vaktini
وَلَـٰكِنْ fakat walākin
fakat
إِذَا zaman idhā
zaman
دُعِيتُمْ çağrıldığınız duʿītum
çağrıldığınız
فَٱدْخُلُوا۟ girin fa-ud'khulū
girin
فَإِذَا yemeği yeyince fa-idhā
yemeği yeyince
طَعِمْتُمْ you have eaten ṭaʿim'tum
you have eaten
فَٱنتَشِرُوا۟ dağılın fa-intashirū
dağılın
وَلَا dalmayın walā
dalmayın
مُسْتَـْٔنِسِينَ seeking to remain mus'tanisīna
seeking to remain
لِحَدِيثٍ ۚ söze liḥadīthin
söze
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
كَانَ incitiyordu kāna
incitiyordu
يُؤْذِى troubling yu'dhī
troubling
ٱلنَّبِىَّ Peygamberi l-nabiya
Peygamberi
فَيَسْتَحْىِۦ fakat o utanıyordu fayastaḥyī
fakat o utanıyordu
مِنكُمْ ۖ sizden minkum
sizden
وَٱللَّهُ fakat Allah wal-lahu
fakat Allah
لَا utanmaz
utanmaz
يَسْتَحْىِۦ is not shy yastaḥyī
is not shy
مِنَ gerçek(i söylemek)ten mina
gerçek(i söylemek)ten
ٱلْحَقِّ ۚ the truth l-ḥaqi
the truth
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
سَأَلْتُمُوهُنَّ onlarda istediğiniz sa-altumūhunna
onlarda istediğiniz
مَتَـٰعًۭا bir şey matāʿan
bir şey
فَسْـَٔلُوهُنَّ isteyin fasalūhunna
isteyin
مِن arkasından min
arkasından
وَرَآءِ behind warāi
behind
حِجَابٍۢ ۚ perde ḥijābin
perde
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
أَطْهَرُ daha temizdir aṭharu
daha temizdir
لِقُلُوبِكُمْ sizin kalbleriniz için liqulūbikum
sizin kalbleriniz için
وَقُلُوبِهِنَّ ۚ ve onların kalbleri için waqulūbihinna
ve onların kalbleri için
وَمَا ve olamaz wamā
ve olamaz
كَانَ sizin kāna
sizin
لَكُمْ for you lakum
for you
أَن incitmeniz an
incitmeniz
تُؤْذُوا۟ you trouble tu'dhū
you trouble
رَسُولَ Elçisini rasūla
Elçisini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَآ ve olamaz walā
ve olamaz
أَن nikahlamanız an
nikahlamanız
تَنكِحُوٓا۟ you should marry tankiḥū
you should marry
أَزْوَٰجَهُۥ onun eşlerini azwājahu
onun eşlerini
مِنۢ kendisinden sonra min
kendisinden sonra
بَعْدِهِۦٓ after him baʿdihi
after him
أَبَدًا ۚ asla abadan
asla
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
كَانَ katında kāna
katında
عِندَ near ʿinda
near
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
عَظِيمًا büyük(bir günah)tır ʿaẓīman
büyük(bir günah)tır
٥٣ (53)
(53)
Ey inananlar! Peygamber'in evlerine, yemeğe çağırılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilseniz girin ve yemeği yiyince, dağılın. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz Peygamber'i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamber'in eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah'ın Peygamber'ini üzmeniz ve ne de O'nuneşlerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katında büyük şeydir.
33:54
إِن eğer in
eğer
تُبْدُوا۟ açığa vursanız tub'dū
açığa vursanız
شَيْـًٔا bir şeyi shayan
bir şeyi
أَوْ yahut aw
yahut
تُخْفُوهُ onu gizleseniz tukh'fūhu
onu gizleseniz
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ her kāna
her
بِكُلِّ of all bikulli
of all
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمًۭا bilmektedir ʿalīman
bilmektedir
٥٤ (54)
(54)
Bir şeyi açıklasanız de gizleseniz de Allah şüphesiz hepsini bilir.
33:55
لَّا yoktur
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْهِنَّ onlara ʿalayhinna
onlara
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَابَآئِهِنَّ babaları ābāihinna
babaları
وَلَآ ve yoktur walā
ve yoktur
أَبْنَآئِهِنَّ oğulları abnāihinna
oğulları
وَلَآ ve yoktur walā
ve yoktur
إِخْوَٰنِهِنَّ kardeşleri ikh'wānihinna
kardeşleri
وَلَآ ve yoktur walā
ve yoktur
أَبْنَآءِ oğulları abnāi
oğulları
إِخْوَٰنِهِنَّ kardeşlerinin ikh'wānihinna
kardeşlerinin
وَلَآ ve yoktur walā
ve yoktur
أَبْنَآءِ oğulları abnāi
oğulları
أَخَوَٰتِهِنَّ kızkardeşlerinin akhawātihinna
kızkardeşlerinin
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
نِسَآئِهِنَّ kadınları nisāihinna
kadınları
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
مَا bulunan(köle)leri
bulunan(köle)leri
مَلَكَتْ they rightfully possess malakat
they rightfully possess
أَيْمَـٰنُهُنَّ ۗ ellerinde aymānuhunna
ellerinde
وَٱتَّقِينَ ve korkun wa-ittaqīna
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ üzerine kāna
üzerine
عَلَىٰ over ʿalā
over
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
شَهِيدًا şahittir shahīdan
şahittir
٥٥ (55)
(55)
Onların; babaları, oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, hizmetçi kadınları ve cariyeleri hakkında bir sorumluluğu yoktur. Allah'tan sakının, çünkü Allah her şeye şahiddir.
33:56
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
وَمَلَـٰٓئِكَتَهُۥ ve melekleri wamalāikatahu
ve melekleri
يُصَلُّونَ salat etmektedir yuṣallūna
salat etmektedir
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلنَّبِىِّ ۚ Peygamber l-nabiyi
Peygamber
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
صَلُّوا۟ siz de salat edin ṣallū
siz de salat edin
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
وَسَلِّمُوا۟ ve selam edin wasallimū
ve selam edin
تَسْلِيمًا içtenlikle taslīman
içtenlikle
٥٦ (56)
(56)
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin.
33:57
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ incitenler alladhīna
incitenler
يُؤْذُونَ annoy yu'dhūna
annoy
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisini warasūlahu
ve Elçisini
لَعَنَهُمُ onlara la'net etmiştir laʿanahumu
onlara la'net etmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab
مُّهِينًۭا alçaltıcı muhīnan
alçaltıcı
٥٧ (57)
(57)
Allah'ı ve Peygamber'ini incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lanet eder; onlara alçaltıcı bir azap hazırlar.
33:58
وَٱلَّذِينَ incitenler wa-alladhīna
incitenler
يُؤْذُونَ harm yu'dhūna
harm
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min erkekleri l-mu'minīna
mü'min erkekleri
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve mü'min kadınları wal-mu'mināti
ve mü'min kadınları
بِغَيْرِ dışındaki bighayri
dışındaki
مَا bir şeyle
bir şeyle
ٱكْتَسَبُوا۟ yaptıklarının ik'tasabū
yaptıklarının
فَقَدِ elbette faqadi
elbette
ٱحْتَمَلُوا۟ yüklenmişlerdir iḥ'tamalū
yüklenmişlerdir
بُهْتَـٰنًۭا bir iftira buh'tānan
bir iftira
وَإِثْمًۭا ve bir günah wa-ith'man
ve bir günah
مُّبِينًۭا açık mubīnan
açık
٥٨ (58)
(58)
İnanan erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler, şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar.
33:59
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّبِىُّ Peygamber l-nabiyu
Peygamber
قُل söyle qul
söyle
لِّأَزْوَٰجِكَ eşlerine li-azwājika
eşlerine
وَبَنَاتِكَ ve kızlarına wabanātika
ve kızlarına
وَنِسَآءِ ve kadınlarına wanisāi
ve kadınlarına
ٱلْمُؤْمِنِينَ inananların l-mu'minīna
inananların
يُدْنِينَ salsınlar yud'nīna
salsınlar
عَلَيْهِنَّ üstlerine ʿalayhinna
üstlerine
مِن örtülerini min
örtülerini
جَلَـٰبِيبِهِنَّ ۚ their outer garments jalābībihinna
their outer garments
ذَٰلِكَ budur dhālika
budur
أَدْنَىٰٓ en elverişli olan adnā
en elverişli olan
أَن onların tanınması için an
onların tanınması için
يُعْرَفْنَ they should be known yuʿ'rafna
they should be known
فَلَا incitilmemesi için falā
incitilmemesi için
يُؤْذَيْنَ ۗ harmed yu'dhayna
harmed
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır
رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٥٩ (59)
(59)
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle; bu, onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.
33:60
۞ لَّئِن andolsun eğer la-in
andolsun eğer
لَّمْ vazgeçmezlerse lam
vazgeçmezlerse
يَنتَهِ cease yantahi
cease
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ iki yüzlüler l-munāfiqūna
iki yüzlüler
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
فِى bulunanlar
bulunanlar
قُلُوبِهِم kalblerinde qulūbihim
kalblerinde
مَّرَضٌۭ bir hastalık maraḍun
bir hastalık
وَٱلْمُرْجِفُونَ kötü haberler yayanlar wal-mur'jifūna
kötü haberler yayanlar
فِى şehirde
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ the city l-madīnati
the city
لَنُغْرِيَنَّكَ seni üstüne süreriz lanugh'riyannaka
seni üstüne süreriz
بِهِمْ onların bihim
onların
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا senin yanında kalamazlar
senin yanında kalamazlar
يُجَاوِرُونَكَ they will remain your neighbors yujāwirūnaka
they will remain your neighbors
فِيهَآ orada fīhā
orada
إِلَّا dışında illā
dışında
قَلِيلًۭا az bir zaman qalīlan
az bir zaman
٦٠ (60)
(60)
İkiyüzlüler, kalblerinde fesat bulunanlar, şehirde bozguncu haberler yayanlar, eğer bundan vazgeçmezlerse, and olsun ki, seni onlarla mücadeleye davet ederiz; sonra çevrende az bir zamandan fazla kalamazlar.
33:61
مَّلْعُونِينَ ۖ la'netlenirler malʿūnīna
la'netlenirler
أَيْنَمَا nerede aynamā
nerede
ثُقِفُوٓا۟ rastlansalar thuqifū
rastlansalar
أُخِذُوا۟ yakalanırlar ukhidhū
yakalanırlar
وَقُتِّلُوا۟ ve öldürülürler waquttilū
ve öldürülürler
تَقْتِيلًۭا şiddetle taqtīlan
şiddetle
٦١ (61)
(61)
Lanetlenmiş olarak, nerede bulunurlarsa yakalanır ve hem de öldürülürler.
33:62
سُنَّةَ sünneti (yasası) budur sunnata
sünneti (yasası) budur
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فِى arasındaki
arasındaki
ٱلَّذِينَ geçen(millet)ler alladhīna
geçen(millet)ler
خَلَوْا۟ passed away khalaw
passed away
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ ۖ before qablu
before
وَلَن ve walan
ve
تَجِدَ (imkan) bulamazsın tajida
(imkan) bulamazsın
لِسُنَّةِ sünnetini (yasasını) lisunnati
sünnetini (yasasını)
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
تَبْدِيلًۭا değiştirmeğe tabdīlan
değiştirmeğe
٦٢ (62)
(62)
Allah'ın geçmişlere uyguladığı yasası budur ve Allah'ın yasasında bir değişme bulamazsın.
33:63
يَسْـَٔلُكَ sana soruyorlar yasaluka
sana soruyorlar
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
عَنِ sa'atten ʿani
sa'atten
ٱلسَّاعَةِ ۖ the Hour l-sāʿati
the Hour
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
عِلْمُهَا onun bilgisi ʿil'muhā
onun bilgisi
عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَمَا ve ne? wamā
ve ne?
يُدْرِيكَ bilirsin yud'rīka
bilirsin
لَعَلَّ belki laʿalla
belki
ٱلسَّاعَةَ sa'at l-sāʿata
sa'at
تَكُونُ olur takūnu
olur
قَرِيبًا yakın qarīban
yakın
٦٣ (63)
(63)
İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; de ki: "Onun bilgisi ancak Allah katındadır; ne bilirsin, belki de zamanı yakındır."
33:64
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَعَنَ la'net etmiştir laʿana
la'net etmiştir
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere l-kāfirīna
kafirlere
وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
سَعِيرًا çılgın bir ateş saʿīran
çılgın bir ateş
٦٤ (64)
(64)
Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlara içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.
33:65
خَـٰلِدِينَ kalacaklardır khālidīna
kalacaklardır
فِيهَآ orada fīhā
orada
أَبَدًۭا ۖ ebediyyen abadan
ebediyyen
لَّا bulamayacaklardır
bulamayacaklardır
يَجِدُونَ they will find yajidūna
they will find
وَلِيًّۭا bir dost waliyyan
bir dost
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
نَصِيرًۭا yardımcı naṣīran
yardımcı
٦٥ (65)
(65)
Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlara içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.
33:66
يَوْمَ gün yawma
gün
تُقَلَّبُ çevrildiği tuqallabu
çevrildiği
وُجُوهُهُمْ yüzleri wujūhuhum
yüzleri
فِى içinde
içinde
ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin
يَقُولُونَ derler ki yaqūlūna
derler ki
يَـٰلَيْتَنَآ ey(vah) keşke biz yālaytanā
ey(vah) keşke biz
أَطَعْنَا ita'at etseydik aṭaʿnā
ita'at etseydik
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَأَطَعْنَا ve ita'at etseydik wa-aṭaʿnā
ve ita'at etseydik
ٱلرَّسُولَا۠ elçiye l-rasūlā
elçiye
٦٦ (66)
(66)
Yüzleri ateşte çevrildiği gün: "Keşke Allah'a itaat etseydik, keşke Peygamber'e itaat etseydik!" derler.
33:67
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
رَبَّنَآ rabbimiz rabbanā
rabbimiz
إِنَّآ şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
أَطَعْنَا uyduk aṭaʿnā
uyduk
سَادَتَنَا beylerimize sādatanā
beylerimize
وَكُبَرَآءَنَا ve büyüklerimize wakubarāanā
ve büyüklerimize
فَأَضَلُّونَا bizi saptırdılar fa-aḍallūnā
bizi saptırdılar
ٱلسَّبِيلَا۠ yoldan l-sabīlā
yoldan
٦٧ (67)
(67)
"Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar.", "Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat" derler.
33:68
رَبَّنَآ rabbimiz rabbanā
rabbimiz
ءَاتِهِمْ onlara ver ātihim
onlara ver
ضِعْفَيْنِ iki kat ḍiʿ'fayni
iki kat
مِنَ azabdan mina
azabdan
ٱلْعَذَابِ punishment l-ʿadhābi
punishment
وَٱلْعَنْهُمْ ve onlara la'net eyle wal-ʿanhum
ve onlara la'net eyle
لَعْنًۭا bir la'netle laʿnan
bir la'netle
كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük
٦٨ (68)
(68)
"Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar.", "Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat" derler.
33:69
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا olmayın
olmayın
تَكُونُوا۟ be takūnū
be
كَٱلَّذِينَ kimseler gibi ka-alladhīna
kimseler gibi
ءَاذَوْا۟ eziyet eden ādhaw
eziyet eden
مُوسَىٰ Musa'ya mūsā
Musa'ya
فَبَرَّأَهُ onu beraat ettirdi fabarra-ahu
onu beraat ettirdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِمَّا onların dediklerinden mimmā
onların dediklerinden
قَالُوا۟ ۚ they said qālū
they said
وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَجِيهًۭا itibarlı wajīhan
itibarlı
٦٩ (69)
(69)
Ey inananlar! Musa'yı incitenler gibi olmayın. Nitekim Allah onu, söylediklerinden beri tutmuştu. O, Allah'ın katında değerli bir kişiydi.
33:70
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَقُولُوا۟ ve söyleyin waqūlū
ve söyleyin
قَوْلًۭا söz qawlan
söz
سَدِيدًۭا doğru sadīdan
doğru
٧٠ (70)
(70)
Ey inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
33:71
يُصْلِحْ düzeltsin yuṣ'liḥ
düzeltsin
لَكُمْ sizin lakum
sizin
أَعْمَـٰلَكُمْ işlerinizi aʿmālakum
işlerinizi
وَيَغْفِرْ ve bağışlasın wayaghfir
ve bağışlasın
لَكُمْ sizin lakum
sizin
ذُنُوبَكُمْ ۗ günahlarınızı dhunūbakum
günahlarınızı
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُطِعِ ita'at ederse yuṭiʿi
ita'at ederse
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Resulüne warasūlahu
ve Resulüne
فَقَدْ elbette faqad
elbette
فَازَ ermiş olur fāza
ermiş olur
فَوْزًا bir başarıya fawzan
bir başarıya
عَظِيمًا büyük ʿaẓīman
büyük
٧١ (71)
(71)
Ey inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
33:72
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
عَرَضْنَا sunduk ʿaraḍnā
sunduk
ٱلْأَمَانَةَ emaneti l-amānata
emaneti
عَلَى göklere ʿalā
göklere
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yere wal-arḍi
ve yere
وَٱلْجِبَالِ ve dağlara wal-jibāli
ve dağlara
فَأَبَيْنَ fakat kaçındılar fa-abayna
fakat kaçındılar
أَن onu yüklenmekten an
onu yüklenmekten
يَحْمِلْنَهَا bear it yaḥmil'nahā
bear it
وَأَشْفَقْنَ ve korktular wa-ashfaqna
ve korktular
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
وَحَمَلَهَا ve onu yüklendi waḥamalahā
ve onu yüklendi
ٱلْإِنسَـٰنُ ۖ insan l-insānu
insan
إِنَّهُۥ doğrusu o innahu
doğrusu o
كَانَ çok zalimdir kāna
çok zalimdir
ظَلُومًۭا unjust ẓalūman
unjust
جَهُولًۭا çok cahildir jahūlan
çok cahildir
٧٢ (72)
(72)
Doğrusu Biz, sorumluluğu (emaneti) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir. (kabulüne rağmen emanete hıyanet etmektedir)
33:73
لِّيُعَذِّبَ azab etsin diye liyuʿadhiba
azab etsin diye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlü erkeklere l-munāfiqīna
iki yüzlü erkeklere
وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve iki yüzlü kadınlara wal-munāfiqāti
ve iki yüzlü kadınlara
وَٱلْمُشْرِكِينَ ve ortak koşan erkeklere wal-mush'rikīna
ve ortak koşan erkeklere
وَٱلْمُشْرِكَـٰتِ ve ortak koşan kadınlara wal-mush'rikāti
ve ortak koşan kadınlara
وَيَتُوبَ ve bağışlasın diye wayatūba
ve bağışlasın diye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَى inanan erkekleri ʿalā
inanan erkekleri
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believing men l-mu'minīna
the believing men
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۗ ve inanan kadınları wal-mu'mināti
ve inanan kadınları
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır
رَّحِيمًۢا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٧٣ (73)
(73)
Bunun sonucu olarak, Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara, Allah'a ortak koşan erkek ve kadınlara azap verecektir. Allah inanan erkek ve kadınların tevbelerini kabul buyuracaktır. Allah bağışlar ve merhamet eder.