32

Secde

Mekki 30 Ayet Cüz 21
السجدة
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
32:1
الٓمٓ Elif Lâm Mîm alif-lam-meem
Elif Lâm Mîm
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Mim.
32:2
تَنزِيلُ indirilişi tanzīlu
indirilişi
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın
لَا yoktur
yoktur
رَيْبَ şüphe rayba
şüphe
فِيهِ onda fīhi
onda
مِن Rabbindendir min
Rabbindendir
رَّبِّ (the) Lord rabbi
(the) Lord
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٢ (2)
(2)
Şüphe götürmeyen Kitap, Alemlerin Rabbi'nin indirdiğidir.
32:3
أَمْ yoksa? am
yoksa?
يَقُولُونَ (do) they say yaqūlūna
(do) they say
ٱفْتَرَىٰهُ ۚ onu uydurdu if'tarāhu
onu uydurdu
بَلْ hayır bal
hayır
هُوَ o huwa
o
ٱلْحَقُّ gerçektir l-ḥaqu
gerçektir
مِن tarafından min
tarafından
رَّبِّكَ Rabbin rabbika
Rabbin
لِتُنذِرَ uyarman için litundhira
uyarman için
قَوْمًۭا bir kavmi qawman
bir kavmi
مَّآ kendilerine gelmeyen
kendilerine gelmeyen
أَتَىٰهُم has come to them atāhum
has come to them
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّذِيرٍۢ uyarıcı nadhīrin
uyarıcı
مِّن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
لَعَلَّهُمْ umuduyla laʿallahum
umuduyla
يَهْتَدُونَ doğru yola gelirler yahtadūna
doğru yola gelirler
٣ (3)
(3)
"Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar.
32:4
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَمَا ve wamā
ve
بَيْنَهُمَا bunlar arasındakileri baynahumā
bunlar arasındakileri
فِى altı
altı
سِتَّةِ six sittati
six
أَيَّامٍۢ günde ayyāmin
günde
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱسْتَوَىٰ istiva etti is'tawā
istiva etti
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۖ Arş l-ʿarshi
Arş
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ dostunuz waliyyin
dostunuz
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
شَفِيعٍ ۚ şefa'atçiniz shafīʿin
şefa'atçiniz
أَفَلَا düşünüp öğüt almıyor musunuz? afalā
düşünüp öğüt almıyor musunuz?
تَتَذَكَّرُونَ you take heed tatadhakkarūna
you take heed
٤ (4)
(4)
Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?
32:5
يُدَبِّرُ tedbir eder (indirir) yudabbiru
tedbir eder (indirir)
ٱلْأَمْرَ emri l-amra
emri
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
إِلَى yere ilā
yere
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَعْرُجُ çıkar yaʿruju
çıkar
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
فِى içinde
içinde
يَوْمٍۢ bir gün yawmin
bir gün
كَانَ onun süresi kāna
onun süresi
مِقْدَارُهُۥٓ (the) measure of which is miq'dāruhu
(the) measure of which is
أَلْفَ bin alfa
bin
سَنَةٍۢ yıldır sanatin
yıldır
مِّمَّا sizin hesabınızca mimmā
sizin hesabınızca
تَعُدُّونَ you count taʿuddūna
you count
٥ (5)
(5)
Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir.
32:6
ذَٰلِكَ işte O'dur dhālika
işte O'dur
عَـٰلِمُ bilen ʿālimu
bilen
ٱلْغَيْبِ görünmeyeni l-ghaybi
görünmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüneni wal-shahādati
ve görüneni
ٱلْعَزِيزُ güçlü l-ʿazīzu
güçlü
ٱلرَّحِيمُ ve esirgeyici l-raḥīmu
ve esirgeyici
٦ (6)
(6)
O, görülmeyeni de görüleni de bilendir, güçlüdür, merhametlidir.
32:7
ٱلَّذِىٓ O'dur ki alladhī
O'dur ki
أَحْسَنَ güzel yaptı aḥsana
güzel yaptı
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
خَلَقَهُۥ ۖ yarattığı khalaqahu
yarattığı
وَبَدَأَ ve başladı wabada-a
ve başladı
خَلْقَ yaratmağa khalqa
yaratmağa
ٱلْإِنسَـٰنِ insanı l-insāni
insanı
مِن çamurdan min
çamurdan
طِينٍۢ clay ṭīnin
clay
٧ (7)
(7)
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
32:8
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
نَسْلَهُۥ onun neslini naslahu
onun neslini
مِن bir özünden min
bir özünden
سُلَـٰلَةٍۢ an extract sulālatin
an extract
مِّن bir suyun min
bir suyun
مَّآءٍۢ water māin
water
مَّهِينٍۢ hakir mahīnin
hakir
٨ (8)
(8)
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
32:9
ثُمَّ sonra thumma
sonra
سَوَّىٰهُ ona biçim verdi sawwāhu
ona biçim verdi
وَنَفَخَ ve üfledi wanafakha
ve üfledi
فِيهِ ona fīhi
ona
مِن kendi ruhundan min
kendi ruhundan
رُّوحِهِۦ ۖ His spirit rūḥihi
His spirit
وَجَعَلَ ve yarattı wajaʿala
ve yarattı
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلسَّمْعَ kulak(lar) l-samʿa
kulak(lar)
وَٱلْأَبْصَـٰرَ ve gözler wal-abṣāra
ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ ve gönüller wal-afidata
ve gönüller
قَلِيلًۭا ne kadar az qalīlan
ne kadar az
مَّا şükrediyorsunuz
şükrediyorsunuz
تَشْكُرُونَ thanks you give tashkurūna
thanks you give
٩ (9)
(9)
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
32:10
وَقَالُوٓا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
أَءِذَا sonra mı? a-idhā
sonra mı?
ضَلَلْنَا biz kaybolduktan ḍalalnā
biz kaybolduktan
فِى toprakta
toprakta
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi?
لَفِى içinde olacağız lafī
içinde olacağız
خَلْقٍۢ bir yaratılış khalqin
bir yaratılış
جَدِيدٍۭ ۚ yeni jadīdin
yeni
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
هُم onlar hum
onlar
بِلِقَآءِ kavuşmayı biliqāi
kavuşmayı
رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine
كَـٰفِرُونَ inkar edenlerdir kāfirūna
inkar edenlerdir
١٠ (10)
(10)
Puta tapanlar: "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir.
32:11
۞ قُلْ de ki qul
de ki
يَتَوَفَّىٰكُم canınızı alır yatawaffākum
canınızı alır
مَّلَكُ meleği malaku
meleği
ٱلْمَوْتِ ölüm l-mawti
ölüm
ٱلَّذِى vekil edilen alladhī
vekil edilen
وُكِّلَ has been put in charge wukkila
has been put in charge
بِكُمْ üzerinize bikum
üzerinize
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَىٰ Rabbinize ilā
Rabbinize
رَبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
تُرْجَعُونَ döndürülürsünüz tur'jaʿūna
döndürülürsünüz
١١ (11)
(11)
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."
32:12
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
تَرَىٰٓ bir görsen tarā
bir görsen
إِذِ (demekte) iken idhi
(demekte) iken
ٱلْمُجْرِمُونَ suçluları l-muj'rimūna
suçluları
نَاكِسُوا۟ öne eğmiş nākisū
öne eğmiş
رُءُوسِهِمْ başlarını ruūsihim
başlarını
عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَبْصَرْنَا gördük abṣarnā
gördük
وَسَمِعْنَا ve işittik wasamiʿ'nā
ve işittik
فَٱرْجِعْنَا bizi geri döndür fa-ir'jiʿ'nā
bizi geri döndür
نَعْمَلْ yapalım naʿmal
yapalım
صَـٰلِحًا iyi iş ṣāliḥan
iyi iş
إِنَّا artık biz innā
artık biz
مُوقِنُونَ kesin olarak inandık mūqinūna
kesin olarak inandık
١٢ (12)
(12)
Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık" derlerken bir görsen!
32:13
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
شِئْنَا dileseydik shi'nā
dileseydik
لَـَٔاتَيْنَا verirdik laātaynā
verirdik
كُلَّ her kulla
her
نَفْسٍ nefse nafsin
nefse
هُدَىٰهَا hidayetini hudāhā
hidayetini
وَلَـٰكِنْ fakat walākin
fakat
حَقَّ hak oldu ḥaqqa
hak oldu
ٱلْقَوْلُ söz l-qawlu
söz
مِنِّى benden minnī
benden
لَأَمْلَأَنَّ mutlaka dolduracağım la-amla-anna
mutlaka dolduracağım
جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi
مِنَ bir kısmiyle mina
bir kısmiyle
ٱلْجِنَّةِ cinlerden l-jinati
cinlerden
وَٱلنَّاسِ ve insanlardan wal-nāsi
ve insanlardan
أَجْمَعِينَ tamamen ajmaʿīna
tamamen
١٣ (13)
(13)
Biz dilesek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır.
32:14
فَذُوقُوا۟ o halde tadın fadhūqū
o halde tadın
بِمَا karşılığını (cezasını) bimā
karşılığını (cezasını)
نَسِيتُمْ unutmanızın nasītum
unutmanızın
لِقَآءَ karşılaşmayı liqāa
karşılaşmayı
يَوْمِكُمْ gününüzle yawmikum
gününüzle
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِنَّا biz de innā
biz de
نَسِينَـٰكُمْ ۖ sizi unuttuk nasīnākum
sizi unuttuk
وَذُوقُوا۟ ve tadın wadhūqū
ve tadın
عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı
ٱلْخُلْدِ ebedi l-khul'di
ebedi
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كُنتُمْ oluklarınızdan kuntum
oluklarınızdan
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
١٤ (14)
(14)
"Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını görün; doğrusu Biz de sizi unuttuk, yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın" deriz.
32:15
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
يُؤْمِنُ inanırlar yu'minu
inanırlar
بِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimize biāyātinā
bizim ayetlerimize
ٱلَّذِينَ o kimseler ki alladhīna
o kimseler ki
إِذَا zaman idhā
zaman
ذُكِّرُوا۟ öğüt verildiği dhukkirū
öğüt verildiği
بِهَا kendilerine bihā
kendilerine
خَرُّوا۟ derhal kapanırlar kharrū
derhal kapanırlar
سُجَّدًۭا secdeye sujjadan
secdeye
وَسَبَّحُوا۟ ve tesbih ederler wasabbaḥū
ve tesbih ederler
بِحَمْدِ överek biḥamdi
överek
رَبِّهِمْ Rablerini rabbihim
Rablerini
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا asla
asla
يَسْتَكْبِرُونَ ۩ büyüklük taslamazlar yastakbirūna
büyüklük taslamazlar
١٥ (15)
(15)
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
32:16
تَتَجَافَىٰ uzaklaşır tatajāfā
uzaklaşır
جُنُوبُهُمْ yanları junūbuhum
yanları
عَنِ yataklardan ʿani
yataklardan
ٱلْمَضَاجِعِ (their) beds l-maḍājiʿi
(their) beds
يَدْعُونَ du'a ederler yadʿūna
du'a ederler
رَبَّهُمْ Rablerine rabbahum
Rablerine
خَوْفًۭا korkarak khawfan
korkarak
وَطَمَعًۭا ve umarak waṭamaʿan
ve umarak
وَمِمَّا ve şeylerden wamimmā
ve şeylerden
رَزَقْنَـٰهُمْ rızıklandırdığımız razaqnāhum
rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ hayır için harcarlar yunfiqūna
hayır için harcarlar
١٦ (16)
(16)
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
32:17
فَلَا ve asla falā
ve asla
تَعْلَمُ bilemez taʿlamu
bilemez
نَفْسٌۭ hiç kimse nafsun
hiç kimse
مَّآ ne
ne
أُخْفِىَ saklandığını ukh'fiya
saklandığını
لَهُم onlar için lahum
onlar için
مِّن aydınlatıcı min
aydınlatıcı
قُرَّةِ (the) comfort qurrati
(the) comfort
أَعْيُنٍۢ gözler aʿyunin
gözler
جَزَآءًۢ karşılık olarak jazāan
karşılık olarak
بِمَا şeylere bimā
şeylere
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
١٧ (17)
(17)
Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.
32:18
أَفَمَن hiç olur mu? afaman
hiç olur mu?
كَانَ is kāna
is
مُؤْمِنًۭا inanan kişi mu'minan
inanan kişi
كَمَن kimse gibi kaman
kimse gibi
كَانَ olan kāna
olan
فَاسِقًۭا ۚ fasık fāsiqan
fasık
لَّا elbette
elbette
يَسْتَوُۥنَ bir olmazlar yastawūna
bir olmazlar
١٨ (18)
(18)
İnanan kimse yoldan çıkmış kimseye benzer mi? Bunlar bir olamazlar.
32:19
أَمَّا fakat ammā
fakat
ٱلَّذِينَ inananlar alladhīna
inananlar
ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
فَلَهُمْ onlar falahum
onlar
جَنَّـٰتُ cennetlerde jannātu
cennetlerde
ٱلْمَأْوَىٰ durulmağa değer l-mawā
durulmağa değer
نُزُلًۢا ağırlanırlar nuzulan
ağırlanırlar
بِمَا karşılık bimā
karşılık
كَانُوا۟ olduklarına kānū
olduklarına
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
١٩ (19)
(19)
İnanıp yararlı iş işleyenlere gelince, onların yaptıklarına karşılık, varacakları cennet konakları vardır.
32:20
وَأَمَّا ve fakat wa-ammā
ve fakat
ٱلَّذِينَ yoldan çıkanların alladhīna
yoldan çıkanların
فَسَقُوا۟ are defiantly disobedient fasaqū
are defiantly disobedient
فَمَأْوَىٰهُمُ barınacakları yer famawāhumu
barınacakları yer
ٱلنَّارُ ۖ ateştir l-nāru
ateştir
كُلَّمَآ her kullamā
her
أَرَادُوٓا۟ istediklerinde arādū
istediklerinde
أَن çıkmak an
çıkmak
يَخْرُجُوا۟ come out yakhrujū
come out
مِنْهَآ oradan min'hā
oradan
أُعِيدُوا۟ yine geri çevrilirler uʿīdū
yine geri çevrilirler
فِيهَا oraya fīhā
oraya
وَقِيلَ ve denilir waqīla
ve denilir
لَهُمْ onlara lahum
onlara
ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın
عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
ٱلَّذِى olduğunuz alladhī
olduğunuz
كُنتُم you used (to) kuntum
you used (to)
بِهِۦ onu bihi
onu
تُكَذِّبُونَ yalanlamakta tukadhibūna
yalanlamakta
٢٠ (20)
(20)
Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir.
32:21
وَلَنُذِيقَنَّهُم mutlaka onlara taddıracağız walanudhīqannahum
mutlaka onlara taddıracağız
مِّنَ azabdan mina
azabdan
ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment
ٱلْأَدْنَىٰ daha yakın l-adnā
daha yakın
دُونَ ayrı olarak dūna
ayrı olarak
ٱلْعَذَابِ azabdan l-ʿadhābi
azabdan
ٱلْأَكْبَرِ büyük l-akbari
büyük
لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
يَرْجِعُونَ dönerler yarjiʿūna
dönerler
٢١ (21)
(21)
Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azabdan önce dünya azabından tattırırız.
32:22
وَمَنْ ve kim olabilir? waman
ve kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّن kimseden mimman
kimseden
ذُكِّرَ öğüt verilen dhukkira
öğüt verilen
بِـَٔايَـٰتِ ayetleriyle biāyāti
ayetleriyle
رَبِّهِۦ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَعْرَضَ yüz çeviren aʿraḍa
yüz çeviren
عَنْهَآ ۚ onlardan ʿanhā
onlardan
إِنَّا muhakkak ki biz innā
muhakkak ki biz
مِنَ suçlulardan mina
suçlulardan
ٱلْمُجْرِمِينَ the criminals l-muj'rimīna
the criminals
مُنتَقِمُونَ öç alıcıyız muntaqimūna
öç alıcıyız
٢٢ (22)
(22)
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öç alacağız.
32:23
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا biz verdik ātaynā
biz verdik
مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
فَلَا sakın falā
sakın
تَكُن olma takun
olma
فِى içinde
içinde
مِرْيَةٍۢ kuşku mir'yatin
kuşku
مِّن onun ulaşmasından min
onun ulaşmasından
لِّقَآئِهِۦ ۖ receiving it liqāihi
receiving it
وَجَعَلْنَـٰهُ ve onu yaptık wajaʿalnāhu
ve onu yaptık
هُدًۭى yol gösterici hudan
yol gösterici
لِّبَنِىٓ oğullarına libanī
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
٢٣ (23)
(23)
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik; Sakın sen ona kavuşacağından şüphe etme. Musa'ya verdiğimizi İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık.
32:24
وَجَعَلْنَا ve yetiştirmiştik wajaʿalnā
ve yetiştirmiştik
مِنْهُمْ onların içinden min'hum
onların içinden
أَئِمَّةًۭ önderler a-immatan
önderler
يَهْدُونَ doğru yola ileten yahdūna
doğru yola ileten
بِأَمْرِنَا buyruğumuzla bi-amrinā
buyruğumuzla
لَمَّا zaman lammā
zaman
صَبَرُوا۟ ۖ sabrettikleri ṣabarū
sabrettikleri
وَكَانُوا۟ ve olduklarında wakānū
ve olduklarında
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize
يُوقِنُونَ kesinlikle inanıyor yūqinūna
kesinlikle inanıyor
٢٤ (24)
(24)
Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, aralarından, onları buyruğumuzla doğru yola götüren önderler yaptık.
32:25
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
هُوَ O huwa
O
يَفْصِلُ hükmedecektir yafṣilu
hükmedecektir
بَيْنَهُمْ onların aralarında baynahum
onların aralarında
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فِيمَا şeylerde fīmā
şeylerde
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
فِيهِ konularda fīhi
konularda
يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri yakhtalifūna
ayrılığa düştükleri
٢٥ (25)
(25)
Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
32:26
أَوَلَمْ yola getirmedi mi? awalam
yola getirmedi mi?
يَهْدِ guide yahdi
guide
لَهُمْ onları lahum
onları
كَمْ nice kam
nice
أَهْلَكْنَا helak etmemiz ahlaknā
helak etmemiz
مِن daha önceki min
daha önceki
قَبْلِهِم before them qablihim
before them
مِّنَ kuşakları mina
kuşakları
ٱلْقُرُونِ the generations l-qurūni
the generations
يَمْشُونَ dolaştıkları yamshūna
dolaştıkları
فِى yurtlarında
yurtlarında
مَسَـٰكِنِهِمْ ۚ their dwellings masākinihim
their dwellings
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍ ۖ ibretler laāyātin
ibretler
أَفَلَا işitmiyorlar mı? afalā
işitmiyorlar mı?
يَسْمَعُونَ they hear yasmaʿūna
they hear
٢٦ (26)
(26)
Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi?
32:27
أَوَلَمْ görmüyorlar mı? awalam
görmüyorlar mı?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
أَنَّا biz annā
biz
نَسُوقُ sürüyoruz nasūqu
sürüyoruz
ٱلْمَآءَ suyu l-māa
suyu
إِلَى yere ilā
yere
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
ٱلْجُرُزِ kuru otsuz l-juruzi
kuru otsuz
فَنُخْرِجُ ve bitiriyoruz fanukh'riju
ve bitiriyoruz
بِهِۦ onunla bihi
onunla
زَرْعًۭا ekin zarʿan
ekin
تَأْكُلُ yiyor takulu
yiyor
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
أَنْعَـٰمُهُمْ hayvanları da anʿāmuhum
hayvanları da
وَأَنفُسُهُمْ ۖ kendileri de wa-anfusuhum
kendileri de
أَفَلَا görmüyorlar mı? afalā
görmüyorlar mı?
يُبْصِرُونَ they see yub'ṣirūna
they see
٢٧ (27)
(27)
Kuru yerlere suyu gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Görmüyorlar mı?
32:28
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
مَتَىٰ ne zaman? matā
ne zaman?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْفَتْحُ fetih l-fatḥu
fetih
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrular(dan) ṣādiqīna
doğrular(dan)
٢٨ (28)
(28)
"Doğru söylüyorsanız bildirin bu hüküm ne zaman verilecektir?" derler.
32:29
قُلْ de ki qul
de ki
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْفَتْحِ fetih l-fatḥi
fetih
لَا fayda vermez
fayda vermez
يَنفَعُ will benefit yanfaʿu
will benefit
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
إِيمَـٰنُهُمْ inanmaları īmānuhum
inanmaları
وَلَا ve değildir walā
ve değildir
هُمْ onlar hum
onlar
يُنظَرُونَ mühlet verilenler(den) yunẓarūna
mühlet verilenler(den)
٢٩ (29)
(29)
De ki: "Hükmün verileceği gün inkarcılara ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler."
32:30
فَأَعْرِضْ sen yüz çevir fa-aʿriḍ
sen yüz çevir
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
وَٱنتَظِرْ ve bekle wa-intaẓir
ve bekle
إِنَّهُم zaten onlar da innahum
zaten onlar da
مُّنتَظِرُونَ beklemektedirler muntaẓirūna
beklemektedirler
٣٠ (30)
(30)
Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini beklemektedirler.