11

Hud

Mekki 123 Ayet Cüz 11
هود
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
11:1
الٓر ۚ Elif Lâm Râ alif-lam-ra
Elif Lâm Râ
كِتَـٰبٌ bir Kitap'tır kitābun
bir Kitap'tır
أُحْكِمَتْ sağlamlaştırılmış uḥ'kimat
sağlamlaştırılmış
ءَايَـٰتُهُۥ ayetleri āyātuhu
ayetleri
ثُمَّ sonra thumma
sonra
فُصِّلَتْ etraflıca açıklanmış fuṣṣilat
etraflıca açıklanmış
مِن tarafından min
tarafından
لَّدُنْ from (he One Who) ladun
from (he One Who)
حَكِيمٍ hikmet sahibi ḥakīmin
hikmet sahibi
خَبِيرٍ ve her şeyden haberdar khabīrin
ve her şeyden haberdar
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.
11:2
أَلَّا öyle ki allā
öyle ki
تَعْبُدُوٓا۟ kulluk etmeyin taʿbudū
kulluk etmeyin
إِلَّا başkasına illā
başkasına
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّنِى şüphesiz ben innanī
şüphesiz ben
لَكُم size lakum
size
مِّنْهُ O'nun tarafından min'hu
O'nun tarafından
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım nadhīrun
bir uyarıcıyım
وَبَشِيرٌۭ ve müjdeleyiciyim wabashīrun
ve müjdeleyiciyim
٢ (2)
(2)
Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.
11:3
وَأَنِ ve wa-ani
ve
ٱسْتَغْفِرُوا۟ bağışlanma dileyin is'taghfirū
bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ Rabbinizden rabbakum
Rabbinizden
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تُوبُوٓا۟ tevbe edin tūbū
tevbe edin
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
يُمَتِّعْكُم sizi yararlandırsın yumattiʿ'kum
sizi yararlandırsın
مَّتَـٰعًا nimetlerden matāʿan
nimetlerden
حَسَنًا güzel ḥasanan
güzel
إِلَىٰٓ bir süreye kadar ilā
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ a term ajalin
a term
مُّسَمًّۭى belirli musamman
belirli
وَيُؤْتِ ve versin wayu'ti
ve versin
كُلَّ her kulla
her
ذِى sahibine dhī
sahibine
فَضْلٍۢ ihsan faḍlin
ihsan
فَضْلَهُۥ ۖ kendi ihsanını faḍlahu
kendi ihsanını
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirseniz tawallaw
yüz çevirirseniz
فَإِنِّىٓ gerçekten ben fa-innī
gerçekten ben
أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım
عَلَيْكُمْ sizin hakkınızda ʿalaykum
sizin hakkınızda
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
يَوْمٍۢ bir günün yawmin
bir günün
كَبِيرٍ büyük kabīrin
büyük
٣ (3)
(3)
Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.
11:4
إِلَى Allah'adır ilā
Allah'adır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَرْجِعُكُمْ ۖ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌ güç yetirendir qadīrun
güç yetirendir
٤ (4)
(4)
Dönüşünüz ancak Allah'adır. O her şeye Kadir'dir.
11:5
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ onlar innahum
onlar
يَثْنُونَ bükerler yathnūna
bükerler
صُدُورَهُمْ göğüslerini ṣudūrahum
göğüslerini
لِيَسْتَخْفُوا۟ gizlenmek için liyastakhfū
gizlenmek için
مِنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan
أَلَا yine iyi bilin ki alā
yine iyi bilin ki
حِينَ ne zaman ḥīna
ne zaman
يَسْتَغْشُونَ bürünseler yastaghshūna
bürünseler
ثِيَابَهُمْ elbiselerine thiyābahum
elbiselerine
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyleri
şeyleri
يُسِرُّونَ gizledikleri yusirrūna
gizledikleri
وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ ۚ açığa vurdukları yuʿ'linūna
açığa vurdukları
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
عَلِيمٌۢ bilendir ʿalīmun
bilendir
بِذَاتِ olanı bidhāti
olanı
ٱلصُّدُورِ gönüllerde l-ṣudūri
gönüllerde
٥ (5)
(5)
Bilin ki, onlar Kuran okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalblerde olanı bilendir.
11:6
۞ وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
مِن hiçbir min
hiçbir
دَآبَّةٍۢ canlı dābbatin
canlı
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
إِلَّا ait olmayan illā
ait olmayan
عَلَى on ʿalā
on
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
رِزْقُهَا rızkı riz'quhā
rızkı
وَيَعْلَمُ ve O bilir wayaʿlamu
ve O bilir
مُسْتَقَرَّهَا onun karar kıldığı yeri mus'taqarrahā
onun karar kıldığı yeri
وَمُسْتَوْدَعَهَا ۚ ve emanet bırakıldığı yeri wamus'tawdaʿahā
ve emanet bırakıldığı yeri
كُلٌّۭ (bunların) hepsi kullun
(bunların) hepsi
فِى bir Kitap'tadır
bir Kitap'tadır
كِتَـٰبٍۢ a Record kitābin
a Record
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
٦ (6)
(6)
Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı ancak Allah'a aittir. O, canlıları babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta iken de bilir. Her şey apaçık bir Kitaptadır.
11:7
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan
خَلَقَ created khalaqa
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
فِى içinde
içinde
سِتَّةِ altı sittati
altı
أَيَّامٍۢ gün ayyāmin
gün
وَكَانَ iken wakāna
iken
عَرْشُهُۥ O'nun Arş'ı ʿarshuhu
O'nun Arş'ı
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلْمَآءِ su l-māi
su
لِيَبْلُوَكُمْ sizi denemek için liyabluwakum
sizi denemek için
أَيُّكُمْ hanginizin ayyukum
hanginizin
أَحْسَنُ daha güzel (olduğunu) aḥsanu
daha güzel (olduğunu)
عَمَلًۭا ۗ amelinin ʿamalan
amelinin
وَلَئِن ve şayet wala-in
ve şayet
قُلْتَ onlara dersen qul'ta
onlara dersen
إِنَّكُم şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
مَّبْعُوثُونَ diriltileceksiniz mabʿūthūna
diriltileceksiniz
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
ٱلْمَوْتِ ölümden l-mawti
ölümden
لَيَقُولَنَّ hemen derler layaqūlanna
hemen derler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
إِنْ değildir in
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّا başka illā
başka
سِحْرٌۭ bir sihirden siḥ'run
bir sihirden
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٧ (7)
(7)
Arş'ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. And olsun ki, "Siz gerçekten, ölümden sonra dirileceksiniz" desen, inkar edenler: "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" derler.
11:8
وَلَئِنْ ve şayet wala-in
ve şayet
أَخَّرْنَا geciktirsek akharnā
geciktirsek
عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
إِلَىٰٓ için ilā
için
أُمَّةٍۢ bir süre ummatin
bir süre
مَّعْدُودَةٍۢ sayılı maʿdūdatin
sayılı
لَّيَقُولُنَّ mutlaka derler layaqūlunna
mutlaka derler
مَا nedir?
nedir?
يَحْبِسُهُۥٓ ۗ onu alıkoyan yaḥbisuhu
onu alıkoyan
أَلَا haberiniz olsun ki alā
haberiniz olsun ki
يَوْمَ gün yawma
gün
يَأْتِيهِمْ o geldiği yatīhim
o geldiği
لَيْسَ değildir laysa
değildir
مَصْرُوفًا geri çevrilecek maṣrūfan
geri çevrilecek
عَنْهُمْ kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
وَحَاقَ ve kuşatır waḥāqa
ve kuşatır
بِهِم onları bihim
onları
مَّا şey
şey
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
بِهِۦ onu bihi
onu
يَسْتَهْزِءُونَ alaya alıyor(lar) yastahziūna
alaya alıyor(lar)
٨ (8)
(8)
And olsun ki, onların azabını sayılı bir süreye kadar ertelesek, "Onu alıkoyan nedir?" derler. Bilin ki, onlara azab geldiği gün, artık geri çevrilmez; alaya aldıkları şey onları mahvedecektir.
11:9
وَلَئِنْ şayet wala-in
şayet
أَذَقْنَا tattırsak adhaqnā
tattırsak
ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana
مِنَّا katımızdan minnā
katımızdan
رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet
ثُمَّ sonra thumma
sonra
نَزَعْنَـٰهَا onu geri alsak nazaʿnāhā
onu geri alsak
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
إِنَّهُۥ o hemen olur innahu
o hemen olur
لَيَـُٔوسٌۭ ümitsiz layaūsun
ümitsiz
كَفُورٌۭ bir nankör kafūrun
bir nankör
٩ (9)
(9)
And olsun ki, insana nimetimizi tattırır sonra onu ondan çekip alırsak, o şüphesiz umutsuz bir nanköre döner.
11:10
وَلَئِنْ ve şayet wala-in
ve şayet
أَذَقْنَـٰهُ ona tattırırsak adhaqnāhu
ona tattırırsak
نَعْمَآءَ bir nimet naʿmāa
bir nimet
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ضَرَّآءَ bir darlıktan ḍarrāa
bir darlıktan
مَسَّتْهُ kendisine dokunan massathu
kendisine dokunan
لَيَقُولَنَّ mutlaka der layaqūlanna
mutlaka der
ذَهَبَ gitti dhahaba
gitti
ٱلسَّيِّـَٔاتُ kötülükler l-sayiātu
kötülükler
عَنِّىٓ ۚ benden ʿannī
benden
إِنَّهُۥ şüphesiz o innahu
şüphesiz o
لَفَرِحٌۭ şımarık lafariḥun
şımarık
فَخُورٌ ve böbürlenendir fakhūrun
ve böbürlenendir
١٠ (10)
(10)
Başına gelen sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak, "Musibetler başımdan gitti" der; doğrusu o, şımarıp böbürlenen biridir.
11:11
إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
صَبَرُوا۟ sabreden(ler) ṣabarū
sabreden(ler)
وَعَمِلُوا۟ ve ameller işleyenler waʿamilū
ve ameller işleyenler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ salih l-ṣāliḥāti
salih
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ bağışlanma maghfiratun
bağışlanma
وَأَجْرٌۭ ve ecir wa-ajrun
ve ecir
كَبِيرٌۭ büyük kabīrun
büyük
١١ (11)
(11)
Bunların dışında, sabredip iyi işler işleyen kimseler, işte onlara mağfiret ve büyük ecir vardır.
11:12
فَلَعَلَّكَ belki de falaʿallaka
belki de
تَارِكٌۢ bırakacaksın tārikun
bırakacaksın
بَعْضَ bir kısmını baʿḍa
bir kısmını
مَا vahyedilenin
vahyedilenin
يُوحَىٰٓ is revealed yūḥā
is revealed
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَضَآئِقٌۢ ve daralacak waḍāiqun
ve daralacak
بِهِۦ onunla bihi
onunla
صَدْرُكَ göğsün ṣadruka
göğsün
أَن dolayı an
dolayı
يَقُولُوا۟ demelerinden yaqūlū
demelerinden
لَوْلَآ değil miydi? lawlā
değil miydi?
أُنزِلَ indirilmeli unzila
indirilmeli
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
كَنزٌ bir hazine kanzun
bir hazine
أَوْ veya aw
veya
جَآءَ gelmeli jāa
gelmeli
مَعَهُۥ beraberinde maʿahu
beraberinde
مَلَكٌ ۚ bir melek malakun
bir melek
إِنَّمَآ ancak innamā
ancak
أَنتَ sen anta
sen
نَذِيرٌۭ ۚ bir uyarıcısın nadhīrun
bir uyarıcısın
وَٱللَّهُ Allah ise wal-lahu
Allah ise
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
وَكِيلٌ vekildir wakīlun
vekildir
١٢ (12)
(12)
Putperestlerin: "Ona bir hazine indirilmeli veya yanında bir melek gelmeli değil miydi?" demelerinden senin kalbin daralır ve belki de sana vahyolunanın bir kısmını terkedecek olursun. Sen ancak bir uyarıcısın, Allah her şeye vekildir.
11:13
أَمْ yoksa am
yoksa
يَقُولُونَ diyorlar mı? yaqūlūna
diyorlar mı?
افْتَرَاهُ ۖ onu kendisi uydurdu if'tarāhu
onu kendisi uydurdu
قُلْ de ki qul
de ki
فَأْتُوا۟ getirin fatū
getirin
بِعَشْرِ on (tane) biʿashri
on (tane)
سُوَرٍۢ sure suwarin
sure
مِّثْلِهِۦ onun benzeri mith'lihi
onun benzeri
مُفْتَرَيَـٰتٍۢ uydurulmuş muf'tarayātin
uydurulmuş
وَٱدْعُوا۟ ve çağırın wa-id'ʿū
ve çağırın
مَنِ gücünüzyeteni mani
gücünüzyeteni
ٱسْتَطَعْتُم you can is'taṭaʿtum
you can
مِّن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru sözlü ṣādiqīna
doğru sözlü
١٣ (13)
(13)
Senin için: "Onu uydurdu" diyorlar, öyle mi? De ki: "Öyleyse onun surelerine benzer uydurma on sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın."
11:14
فَإِلَّمْ eğer fa-illam
eğer
يَسْتَجِيبُوا۟ cevap veremezlerse yastajībū
cevap veremezlerse
لَكُمْ size lakum
size
فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّمَآ doğrusu o annamā
doğrusu o
أُنزِلَ indirilmiştir unzila
indirilmiştir
بِعِلْمِ ilmiyle biʿil'mi
ilmiyle
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأَن ve şüphesiz wa-an
ve şüphesiz
لَّآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ ilah ilāha
ilah
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
فَهَلْ artık olur musunuz? fahal
artık olur musunuz?
أَنتُم size antum
size
مُّسْلِمُونَ Müslüman mus'limūna
Müslüman
١٤ (14)
(14)
Söylediğinizi yapamazlarsa, bilin ki o, ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir. O'ndan başka tanrı yoktur, artık müslümansınız değil mi?
11:15
مَن kimler man
kimler
كَانَ isterse kāna
isterse
يُرِيدُ desires yurīdu
desires
ٱلْحَيَوٰةَ hayatını l-ḥayata
hayatını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَزِينَتَهَا ve süsünü wazīnatahā
ve süsünü
نُوَفِّ karşılıklarını tam veririz nuwaffi
karşılıklarını tam veririz
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıklarının aʿmālahum
yaptıklarının
فِيهَا orada fīhā
orada
وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara
فِيهَا orada fīhā
orada
لَا bir noksanlık yapılmaz
bir noksanlık yapılmaz
يُبْخَسُونَ will not be lessened yub'khasūna
will not be lessened
١٥ (15)
(15)
Dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz; onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar.
11:16
أُو۟لَـٰٓئِكَ bunlar ulāika
bunlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
لَيْسَ olmayan laysa
olmayan
لَهُمْ kendileri için lahum
kendileri için
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
ٱلنَّارُ ۖ ateşten l-nāru
ateşten
وَحَبِطَ ve boşa gitmiştir waḥabiṭa
ve boşa gitmiştir
مَا işledikleri
işledikleri
صَنَعُوا۟ they did ṣanaʿū
they did
فِيهَا orada fīhā
orada
وَبَـٰطِلٌۭ ve geçersizdir wabāṭilun
ve geçersizdir
مَّا oldukları
oldukları
كَانُوا۟ they used (to) kānū
they used (to)
يَعْمَلُونَ yapmakta yaʿmalūna
yapmakta
١٦ (16)
(16)
İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da batıldır.
11:17
أَفَمَن kimse gibi midir? afaman
kimse gibi midir?
كَانَ olan kāna
olan
عَلَىٰ üzere ʿalā
üzere
بَيِّنَةٍۢ açık bir delil bayyinatin
açık bir delil
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ his Lord rabbihi
his Lord
وَيَتْلُوهُ ve onu izleyen wayatlūhu
ve onu izleyen
شَاهِدٌۭ bir şahit shāhidun
bir şahit
مِّنْهُ O'nun tarafından min'hu
O'nun tarafından
وَمِن ve wamin
ve
قَبْلِهِۦ ondan önce qablihi
ondan önce
كِتَـٰبُ kitabı (elinde bulunan) kitābu
kitabı (elinde bulunan)
مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın
إِمَامًۭا bir rehber imāman
bir rehber
وَرَحْمَةً ۚ ve rahmet olan waraḥmatan
ve rahmet olan
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte bunlar ulāika
işte bunlar
يُؤْمِنُونَ iman ederler yu'minūna
iman ederler
بِهِۦ ۚ ona bihi
ona
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse
بِهِۦ onu bihi
onu
مِنَ topluluklardan mina
topluluklardan
ٱلْأَحْزَابِ the sects l-aḥzābi
the sects
فَٱلنَّارُ ateştir fal-nāru
ateştir
مَوْعِدُهُۥ ۚ kendisine vaadedilen mawʿiduhu
kendisine vaadedilen
فَلَا hiç olma falā
hiç olma
تَكُ be taku
be
فِى içinde
içinde
مِرْيَةٍۢ şüphe mir'yatin
şüphe
مِّنْهُ ۚ bundan min'hu
bundan
إِنَّهُ şüphesiz bu innahu
şüphesiz bu
ٱلْحَقُّ bir gerçektir l-ḥaqu
bir gerçektir
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
وَلَـٰكِنَّ ancak walākinna
ancak
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا iman etmezler
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
١٧ (17)
(17)
Rabbinin katından bir belgesi ve onun arkasından da bir şahidi olanlar, önlerinde de Musa'nın Kitap'ı önder ve rahmet olarak bulunanlardır ki, işte onlar Kuran'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkar ederse yeri ateştir; senin de bundan şüphen olmasın. Doğrusu o, Rabbinden bir gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
11:18
وَمَنْ kim olabilir? waman
kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden
ٱفْتَرَىٰ uyduran if'tarā
uyduran
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَذِبًا ۚ yalan kadhiban
yalan
أُو۟لَـٰٓئِكَ bunlar ulāika
bunlar
يُعْرَضُونَ sunulurlar yuʿ'raḍūna
sunulurlar
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
رَبِّهِمْ Rabblerine rabbihim
Rabblerine
وَيَقُولُ ve derler wayaqūlu
ve derler
ٱلْأَشْهَـٰدُ şahitler l-ashhādu
şahitler
هَـٰٓؤُلَآءِ işte bunlardır hāulāi
işte bunlardır
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَذَبُوا۟ yalan söyleyen(ler) kadhabū
yalan söyleyen(ler)
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
رَبِّهِمْ ۚ Rabblerine rabbihim
Rabblerine
أَلَا haberiniz olsun alā
haberiniz olsun
لَعْنَةُ laneti laʿnatu
laneti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَى üzerinedir ʿalā
üzerinedir
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
١٨ (18)
(18)
Yalan söyleyerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim vardır? İşte bunlar Rablerine götürülürler ve şahidler: "Rablerine yalan söyleyenler bunlardır" derler. Bilin ki Allah'ın laneti haksızlık yapanlaradır.
11:19
ٱلَّذِينَ onlar alladhīna
onlar
يَصُدُّونَ alıkoyar yaṣuddūna
alıkoyar
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا ve onda ararlar wayabghūnahā
ve onda ararlar
عِوَجًۭا çarpıklık ʿiwajan
çarpıklık
وَهُم ve onlar (ararlar) wahum
ve onlar (ararlar)
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahireti bil-ākhirati
ahireti
هُمْ onlar hum
onlar
كَـٰفِرُونَ inkar edenlerdir kāfirūna
inkar edenlerdir
١٩ (19)
(19)
Bunlar Allah'ın yolundan alıkorlar ve o yolu eğriltmeğe çalışırlar; işte onlar ahireti inkar edenlerdir.
11:20
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
لَمْ değillerdir lam
değillerdir
يَكُونُوا۟ will be yakūnū
will be
مُعْجِزِينَ aciz bırakacak muʿ'jizīna
aciz bırakacak
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَمَا yoktur wamā
yoktur
كَانَ onların kāna
onların
لَهُم for them lahum
for them
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مِنْ dostları min
dostları
أَوْلِيَآءَ ۘ protectors awliyāa
protectors
يُضَـٰعَفُ kat kat artırılır yuḍāʿafu
kat kat artırılır
لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için
ٱلْعَذَابُ ۚ azab l-ʿadhābu
azab
مَا onlar
onlar
كَانُوا۟ they were kānū
they were
يَسْتَطِيعُونَ güç yetiremezlerdi yastaṭīʿūna
güç yetiremezlerdi
ٱلسَّمْعَ işitmeye l-samʿa
işitmeye
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
يُبْصِرُونَ göremezlerdi yub'ṣirūna
göremezlerdi
٢٠ (20)
(20)
Bunlar yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamazlar. Allah'dan başka kendilerini kurtaracak dostları da yoktur. Azab onlara kat kat verilir; işitemezler ve göremezlerdi.
11:21
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
خَسِرُوٓا۟ zarara sokan(lardır) khasirū
zarara sokan(lardır)
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
وَضَلَّ ve kaybolmuştur waḍalla
ve kaybolmuştur
عَنْهُم yanlarından ʿanhum
yanlarından
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ uydurdukları kānū
uydurdukları
يَفْتَرُونَ (to) invent yaftarūna
(to) invent
٢١ (21)
(21)
İşte bunlar kendilerine yazık edenlerdir. Uydurdukları putlar da onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur.
11:22
لَا yok
yok
جَرَمَ şüphe jarama
şüphe
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْأَخْسَرُونَ en fazla zararlı çıkanlardır l-akhsarūna
en fazla zararlı çıkanlardır
٢٢ (22)
(22)
Ahirette en çok kayba uğrayacaklar şüphesiz bunlardır.
11:23
إِنَّ şüphesiz ki inna
şüphesiz ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler)
وَعَمِلُوا۟ ve işleyenler waʿamilū
ve işleyenler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
وَأَخْبَتُوٓا۟ ve gönülden boyun eğenler wa-akhbatū
ve gönülden boyun eğenler
إِلَىٰ Rabblerine ilā
Rabblerine
رَبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
أَصْحَـٰبُ ehlidirler aṣḥābu
ehlidirler
ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ kalıcıdırlar khālidūna
kalıcıdırlar
٢٣ (23)
(23)
Doğrusu inanan ve yararlı iş yapanlar ve Rablerine boyun eğenler, işte onlar cennetliklerdir; orada temellidirler.
11:24
۞ مَثَلُ durumu mathalu
durumu
ٱلْفَرِيقَيْنِ iki topluluğun l-farīqayni
iki topluluğun
كَٱلْأَعْمَىٰ körün durumu gibidir kal-aʿmā
körün durumu gibidir
وَٱلْأَصَمِّ ve sağırın wal-aṣami
ve sağırın
وَٱلْبَصِيرِ ve görenin wal-baṣīri
ve görenin
وَٱلسَّمِيعِ ۚ ve işitenin wal-samīʿi
ve işitenin
هَلْ midir? hal
midir?
يَسْتَوِيَانِ ikisi eşit yastawiyāni
ikisi eşit
مَثَلًا ۚ durumları mathalan
durumları
أَفَلَا İbret almıyor musunuz? afalā
İbret almıyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ you take heed tadhakkarūna
you take heed
٢٤ (24)
(24)
Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin durumuna benzer. Durumları hiç eşit olabilir mi? İbret almıyor musunuz?
11:25
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا göndermiştik arsalnā
göndermiştik
نُوحًا Nuh'u nūḥan
Nuh'u
إِلَىٰ kendi kavmine ilā
kendi kavmine
قَوْمِهِۦٓ his people qawmihi
his people
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım nadhīrun
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
٢٥ (25)
(25)
And olsun ki biz Nuh'u kendi milletine gönderdik; "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım; Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi.
11:26
أَن diye an
diye
لَّا kulluk etmeyin
kulluk etmeyin
تَعْبُدُوٓا۟ worship taʿbudū
worship
إِلَّا başkasına illā
başkasına
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum
عَلَيْكُمْ sizin hakkınızda ʿalaykum
sizin hakkınızda
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı
٢٦ (26)
(26)
And olsun ki biz Nuh'u kendi milletine gönderdik; "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım; Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi.
11:27
فَقَالَ dediler ki faqāla
dediler ki
ٱلْمَلَأُ ileri gelenleri l-mala-u
ileri gelenleri
ٱلَّذِينَ inkar eden alladhīna
inkar eden
كَفَرُوا۟ disbelieved kafarū
disbelieved
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
مَا biz seni görmüyoruz
biz seni görmüyoruz
نَرَىٰكَ we see you narāka
we see you
إِلَّا başka illā
başka
بَشَرًۭا bir insandan basharan
bir insandan
مِّثْلَنَا bizim gibi mith'lanā
bizim gibi
وَمَا ve wamā
ve
نَرَىٰكَ görmüyoruz narāka
görmüyoruz
ٱتَّبَعَكَ sana uyduğunu ittabaʿaka
sana uyduğunu
إِلَّا başkasının illā
başkasının
ٱلَّذِينَ olandan alladhīna
olandan
هُمْ kendisi hum
kendisi
أَرَاذِلُنَا en aşağılıklarımız arādhilunā
en aşağılıklarımız
بَادِىَ sığ (görüşlü) bādiya
sığ (görüşlü)
ٱلرَّأْىِ (sığ) görüşlü l-rayi
(sığ) görüşlü
وَمَا ve wamā
ve
نَرَىٰ görmüyoruz narā
görmüyoruz
لَكُمْ sizin lakum
sizin
عَلَيْنَا bize karşı ʿalaynā
bize karşı
مِن hiç min
hiç
فَضْلٍۭ üstünlüğünüzü faḍlin
üstünlüğünüzü
بَلْ aksine bal
aksine
نَظُنُّكُمْ zannediyoruz ki siz naẓunnukum
zannediyoruz ki siz
كَـٰذِبِينَ yalancılarsınız kādhibīna
yalancılarsınız
٢٧ (27)
(27)
Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz. Daha başlangıçta, sana bizim ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur; biz sizi yalancı sanıyoruz" dediler.
11:28
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ Ne dersiniz? ara-aytum
Ne dersiniz?
إِن eğer in
eğer
كُنتُ ben isem kuntu
ben isem
عَلَىٰ üzere ʿalā
üzere
بَيِّنَةٍۢ bir delil bayyinatin
bir delil
مِّن Rabbimden min
Rabbimden
رَّبِّى my Lord rabbī
my Lord
وَءَاتَىٰنِى ve bana vermişse waātānī
ve bana vermişse
رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet
مِّنْ katından min
katından
عِندِهِۦ Himself ʿindihi
Himself
فَعُمِّيَتْ bu gizli bırakılmış ise faʿummiyat
bu gizli bırakılmış ise
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
أَنُلْزِمُكُمُوهَا biz sizi zorlayacak mıyız? anul'zimukumūhā
biz sizi zorlayacak mıyız?
وَأَنتُمْ siz wa-antum
siz
لَهَا onu lahā
onu
كَـٰرِهُونَ istemediğiniz halde kārihūna
istemediğiniz halde
٢٨ (28)
(28)
Nuh: "Ey milletim! Rabbimin katından bir delilim bulunsa ve bana yine katından bir rahmet vermiş de bunlar sizden gizlenmiş olsa, söyleyin bana, hoşlanmadığınız halde zorla sizi bunlara mecbur mu ederiz?" dedi.
11:29
وَيَـٰقَوْمِ ve Ey kavmim wayāqawmi
ve Ey kavmim
لَآ sizden istemiyorum
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask (of) you asalukum
I ask (of) you
عَلَيْهِ bunun karşılığında ʿalayhi
bunun karşılığında
مَالًا ۖ bir mal mālan
bir mal
إِنْ benim ecrim in
benim ecrim
أَجْرِىَ (is) my reward ajriya
(is) my reward
إِلَّا yalnızca illā
yalnızca
عَلَى aittir ʿalā
aittir
ٱللَّهِ ۚ Allah'a l-lahi
Allah'a
وَمَآ ve değilim wamā
ve değilim
أَنَا۠ ben anā
ben
بِطَارِدِ kovacak biṭāridi
kovacak
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوٓا۟ ۚ iman eden(leri) āmanū
iman eden(leri)
إِنَّهُم şüphesiz onlar innahum
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟ kavuşacaklardır mulāqū
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ Rabblerine rabbihim
Rabblerine
وَلَـٰكِنِّىٓ ancak ben walākinnī
ancak ben
أَرَىٰكُمْ sizi görüyorum arākum
sizi görüyorum
قَوْمًۭا bir topluluk olarak qawman
bir topluluk olarak
تَجْهَلُونَ cahillik eden tajhalūna
cahillik eden
٢٩ (29)
(29)
"Ey milletim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah'a aittir; inananları da kovacak değilim; çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar; fakat ben sizi cahil bir millet olarak görüyorum."
11:30
وَيَـٰقَوْمِ Ey kavmim wayāqawmi
Ey kavmim
مَن kim man
kim
يَنصُرُنِى bana yardımcı olabilir yanṣurunī
bana yardımcı olabilir
مِنَ karşı mina
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
إِن eğer in
eğer
طَرَدتُّهُمْ ۚ onları kovsam ṭaradttuhum
onları kovsam
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ you take heed tadhakkarūna
you take heed
٣٠ (30)
(30)
"Ey milletim! Onları kovarsam, Allah'a karşı beni kim savunur? Düşünmez misiniz?"
11:31
وَلَآ ben demiyorum walā
ben demiyorum
أَقُولُ I say aqūlu
I say
لَكُمْ size lakum
size
عِندِى benim yanımdadır ʿindī
benim yanımdadır
خَزَآئِنُ hazineleri khazāinu
hazineleri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَآ ve walā
ve
أَعْلَمُ bilmiyorum aʿlamu
bilmiyorum
ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı
وَلَآ ve walā
ve
أَقُولُ demiyorum aqūlu
demiyorum
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
مَلَكٌۭ meleğim (diye) malakun
meleğim (diye)
وَلَآ ve walā
ve
أَقُولُ diyemem aqūlu
diyemem
لِلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için
تَزْدَرِىٓ küçük gördükleri tazdarī
küçük gördükleri
أَعْيُنُكُمْ gözlerinizin aʿyunukum
gözlerinizin
لَن onlara vermeyecektir lan
onlara vermeyecektir
يُؤْتِيَهُمُ will Allah give them yu'tiyahumu
will Allah give them
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
خَيْرًا ۖ bir hayır khayran
bir hayır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِمَا olanı bimā
olanı
فِىٓ içlerinde
içlerinde
أَنفُسِهِمْ ۖ onların kendi anfusihim
onların kendi
إِنِّىٓ ben gerçekten innī
ben gerçekten
إِذًۭا o zaman idhan
o zaman
لَّمِنَ kimselerden olurum lamina
kimselerden olurum
ٱلظَّـٰلِمِينَ zulmeden l-ẓālimīna
zulmeden
٣١ (31)
(31)
"Size, Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem; doğrusu melek olduğumu da söylemiyorum; küçük gördüklerinize Allah iyilik vermeyecektir diyemem; içlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Yoksa şüphesiz haksızlık edenlerden olurum."
11:32
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
يَـٰنُوحُ Ey Nuh yānūḥu
Ey Nuh
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
جَـٰدَلْتَنَا bizimle tartıştın jādaltanā
bizimle tartıştın
فَأَكْثَرْتَ çok ileri gittin fa-aktharta
çok ileri gittin
جِدَٰلَنَا bizimle tartışmanda jidālanā
bizimle tartışmanda
فَأْتِنَا getir bakalım fatinā
getir bakalım
بِمَا şeyi bimā
şeyi
تَعِدُنَآ bize vaadettiğin taʿidunā
bize vaadettiğin
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ doğru sözlülerden mina
doğru sözlülerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
٣٢ (32)
(32)
"Ey Nuh! Bizimle cidden tartıştın; hem de çok tartıştın. Doğru sözlülerden isen tehdit ettiğin azabı başımıza getir" dediler.
11:33
قَالَ (Nuh) dedi qāla
(Nuh) dedi
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
يَأْتِيكُم size getirir yatīkum
size getirir
بِهِ onu bihi
onu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِن eğer in
eğer
شَآءَ dilerse shāa
dilerse
وَمَآ ve değilsiniz wamā
ve değilsiniz
أَنتُم siz antum
siz
بِمُعْجِزِينَ O'nu aciz bırakacak bimuʿ'jizīna
O'nu aciz bırakacak
٣٣ (33)
(33)
"Ancak Allah dilerse onu başınıza getirir, siz O'nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azdırmak isterse, ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir, O'na döndürüleceksiniz" dedi.
11:34
وَلَا ve walā
ve
يَنفَعُكُمْ size yarar vermez yanfaʿukum
size yarar vermez
نُصْحِىٓ öğüdüm nuṣ'ḥī
öğüdüm
إِنْ eğer in
eğer
أَرَدتُّ istesem de aradttu
istesem de
أَنْ öğüt vermek an
öğüt vermek
أَنصَحَ [I] advise anṣaḥa
[I] advise
لَكُمْ size lakum
size
إِن eğer in
eğer
كَانَ Allah kāna
Allah
ٱللَّهُ it was Allah's l-lahu
it was Allah's
يُرِيدُ dilerse yurīdu
dilerse
أَن sizi azgınlığa düşürmeyi an
sizi azgınlığa düşürmeyi
يُغْوِيَكُمْ ۚ let you go astray yugh'wiyakum
let you go astray
هُوَ O huwa
O
رَبُّكُمْ sizin Rabbinizdir rabbukum
sizin Rabbinizdir
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٣٤ (34)
(34)
"Ancak Allah dilerse onu başınıza getirir, siz O'nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azdırmak isterse, ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir, O'na döndürüleceksiniz" dedi.
11:35
أَمْ yoksa am
yoksa
يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?)
ٱفْتَرَىٰهُ ۖ onu uydurdu if'tarāhu
onu uydurdu
قُلْ de ki qul
de ki
إِنِ eğer ini
eğer
ٱفْتَرَيْتُهُۥ onu ben uydurduysam if'taraytuhu
onu ben uydurduysam
فَعَلَىَّ benim üzerimedir faʿalayya
benim üzerimedir
إِجْرَامِى suçum ij'rāmī
suçum
وَأَنَا۠ ancak ben wa-anā
ancak ben
بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım
مِّمَّا sizin suçlarınızdan mimmā
sizin suçlarınızdan
تُجْرِمُونَ crimes you commit tuj'rimūna
crimes you commit
٣٥ (35)
(35)
Sana "Kuran'ı kendiliğinden uydurdu" derler, de ki: "Uydurdumsa suçu bana aittir; oysa ben sizin işlediğiniz günahlardan uzağım."
11:36
وَأُوحِىَ vahyolundu waūḥiya
vahyolundu
إِلَىٰ Nuh'a ilā
Nuh'a
نُوحٍ Nuh nūḥin
Nuh
أَنَّهُۥ gerçekten annahu
gerçekten
لَن kimse iman etmeyecek lan
kimse iman etmeyecek
يُؤْمِنَ believe yu'mina
believe
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِكَ your people qawmika
your people
إِلَّا dışında illā
dışında
مَن kimselerin man
kimselerin
قَدْ (şimdiye kadar) qad
(şimdiye kadar)
ءَامَنَ iman eden āmana
iman eden
فَلَا üzülme falā
üzülme
تَبْتَئِسْ (be) distressed tabta-is
(be) distressed
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَانُوا۟ onların yaptıklarından kānū
onların yaptıklarından
يَفْعَلُونَ doing yafʿalūna
doing
٣٦ (36)
(36)
Nuh'a, "Senin milletinden, inanmış olanlardan başkası inanmayacaktır; onların yapageldiklerine üzülme; nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır" diye Allah tarafından vahyolundu.
11:37
وَٱصْنَعِ ve yap wa-iṣ'naʿi
ve yap
ٱلْفُلْكَ gemiyi l-ful'ka
gemiyi
بِأَعْيُنِنَا bizim gözetimimiz altında bi-aʿyuninā
bizim gözetimimiz altında
وَوَحْيِنَا ve vahyimizle wawaḥyinā
ve vahyimizle
وَلَا bana hitap (dua) etme walā
bana hitap (dua) etme
تُخَـٰطِبْنِى address Me tukhāṭib'nī
address Me
فِى hakkında
hakkında
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ظَلَمُوٓا۟ ۚ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler)
إِنَّهُم onlar innahum
onlar
مُّغْرَقُونَ suda boğulacaklardır mugh'raqūna
suda boğulacaklardır
٣٧ (37)
(37)
Nuh'a, "Senin milletinden, inanmış olanlardan başkası inanmayacaktır; onların yapageldiklerine üzülme; nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır" diye Allah tarafından vahyolundu.
11:38
وَيَصْنَعُ ve yapıyordu wayaṣnaʿu
ve yapıyordu
ٱلْفُلْكَ gemiyi l-ful'ka
gemiyi
وَكُلَّمَا ve ne zaman wakullamā
ve ne zaman
مَرَّ yanından geçse marra
yanından geçse
عَلَيْهِ onun ʿalayhi
onun
مَلَأٌۭ ileri gelenler mala-on
ileri gelenler
مِّن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
سَخِرُوا۟ alay ediyorlardı sakhirū
alay ediyorlardı
مِنْهُ ۚ onunla min'hu
onunla
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِن eğer in
eğer
تَسْخَرُوا۟ alay ederseniz taskharū
alay ederseniz
مِنَّا bizimle minnā
bizimle
فَإِنَّا muhakkak biz de fa-innā
muhakkak biz de
نَسْخَرُ alay edeceğiz naskharu
alay edeceğiz
مِنكُمْ sizinle minkum
sizinle
كَمَا gibi kamā
gibi
تَسْخَرُونَ sizin alay ettiğiniz taskharūna
sizin alay ettiğiniz
٣٨ (38)
(38)
Gemiyi yaparken, milletinin inkarcı ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. O da: "Bizimle alay ediyorsunuz ama, alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz; rezil edecek olan azabın kime geleceğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz" dedi.
11:39
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz
مَن kime man
kime
يَأْتِيهِ geleceğini yatīhi
geleceğini
عَذَابٌۭ azabın ʿadhābun
azabın
يُخْزِيهِ rezil edici yukh'zīhi
rezil edici
وَيَحِلُّ ve ineceğini wayaḥillu
ve ineceğini
عَلَيْهِ başına ʿalayhi
başına
عَذَابٌۭ azabın ʿadhābun
azabın
مُّقِيمٌ kalıcı muqīmun
kalıcı
٣٩ (39)
(39)
Gemiyi yaparken, milletinin inkarcı ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. O da: "Bizimle alay ediyorsunuz ama, alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz; rezil edecek olan azabın kime geleceğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz" dedi.
11:40
حَتَّىٰٓ sonunda ḥattā
sonunda
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءَ geldiği jāa
geldiği
أَمْرُنَا emrimiz amrunā
emrimiz
وَفَارَ ve kaynadığında wafāra
ve kaynadığında
ٱلتَّنُّورُ tandır l-tanūru
tandır
قُلْنَا dedik ki qul'nā
dedik ki
ٱحْمِلْ bindir iḥ'mil
bindir
فِيهَا ona fīhā
ona
مِن her şeyden min
her şeyden
كُلٍّۢ every kind kullin
every kind
زَوْجَيْنِ çifti zawjayni
çifti
ٱثْنَيْنِ ikişer ith'nayni
ikişer
وَأَهْلَكَ ve aileni wa-ahlaka
ve aileni
إِلَّا dışındaki illā
dışındaki
مَن olanlar man
olanlar
سَبَقَ önceden sabaqa
önceden
عَلَيْهِ aleyhlerine ʿalayhi
aleyhlerine
ٱلْقَوْلُ hüküm verilmiş l-qawlu
hüküm verilmiş
وَمَنْ ve waman
ve
ءَامَنَ ۚ iman edenleri āmana
iman edenleri
وَمَآ ve wamā
ve
ءَامَنَ zaten iman etmemişti āmana
zaten iman etmemişti
مَعَهُۥٓ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
إِلَّا dışında illā
dışında
قَلِيلٌۭ çok az kimse qalīlun
çok az kimse
٤٠ (40)
(40)
Buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynamağa başlayınca, "Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir" dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
11:41
۞ وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
ٱرْكَبُوا۟ haydi binin ir'kabū
haydi binin
فِيهَا ona fīhā
ona
بِسْمِ adıyladır bis'mi
adıyladır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مَجْر۪ىٰهَا yüzmesi de majrahā
yüzmesi de
وَمُرْسَىٰهَآ ۚ ve durması da wamur'sāhā
ve durması da
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
لَغَفُورٌۭ bağışlayıcıdır laghafūrun
bağışlayıcıdır
رَّحِيمٌۭ rahmet edicidir raḥīmun
rahmet edicidir
٤١ (41)
(41)
Allah "Oraya binin; yürümesi ve durması Allah'ın ismiyledir, Rabbin bağışlar ve merhamet eder" dedi.
11:42
وَهِىَ (Gemi) wahiya
(Gemi)
تَجْرِى geçirirken tajrī
geçirirken
بِهِمْ onları bihim
onları
فِى içinden
içinden
مَوْجٍۢ dalgaların mawjin
dalgaların
كَٱلْجِبَالِ dağlar gibi; kal-jibāli
dağlar gibi;
وَنَادَىٰ ve seslendi wanādā
ve seslendi
نُوحٌ Nuh nūḥun
Nuh
ٱبْنَهُۥ oğluna ib'nahu
oğluna
وَكَانَ ve o (idi) wakāna
ve o (idi)
فِى bir kenarda
bir kenarda
مَعْزِلٍۢ apart maʿzilin
apart
يَـٰبُنَىَّ Ey oğulcağızım yābunayya
Ey oğulcağızım
ٱرْكَب gel bin ir'kab
gel bin
مَّعَنَا bizimle birlikte maʿanā
bizimle birlikte
وَلَا and (do) not walā
and (do) not
تَكُن olma takun
olma
مَّعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْكَـٰفِرِينَ kâfirlerle l-kāfirīna
kâfirlerle
٤٢ (42)
(42)
Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken, Nuh, bir kenarda ayrı kalmış olan oğluna "Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel, kafirlerle birlik olma" diye seslendi.
11:43
قَالَ (O) dedi ki qāla
(O) dedi ki
سَـَٔاوِىٓ sığınacağım saāwī
sığınacağım
إِلَىٰ bir dağa ilā
bir dağa
جَبَلٍۢ a mountain jabalin
a mountain
يَعْصِمُنِى o beni korur yaʿṣimunī
o beni korur
مِنَ sudan mina
sudan
ٱلْمَآءِ ۚ the water l-māi
the water
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
لَا yoktur
yoktur
عَاصِمَ kurtulacak ʿāṣima
kurtulacak
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
مِنْ emrinden min
emrinden
أَمْرِ the Command of Allah amri
the Command of Allah
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِلَّا dışında illā
dışında
مَن kimselerin man
kimselerin
رَّحِمَ ۚ merhamet ettiği raḥima
merhamet ettiği
وَحَالَ bu sırada girdi waḥāla
bu sırada girdi
بَيْنَهُمَا aralarına baynahumā
aralarına
ٱلْمَوْجُ bir dalga l-mawju
bir dalga
فَكَانَ ve o da oldu fakāna
ve o da oldu
مِنَ boğulanlardan mina
boğulanlardan
ٱلْمُغْرَقِينَ the drowned l-mugh'raqīna
the drowned
٤٣ (43)
(43)
Oğlu: "Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır" deyince, Nuh: "Bugün Allah'ın buyruğundan O'nun acıdıkları dışında kurtulacak yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, oğlu da boğulanlara karıştı.
11:44
وَقِيلَ ve denildi waqīla
ve denildi
يَـٰٓأَرْضُ ey yer yāarḍu
ey yer
ٱبْلَعِى çek ib'laʿī
çek
مَآءَكِ suyunu māaki
suyunu
وَيَـٰسَمَآءُ ve ey gök wayāsamāu
ve ey gök
أَقْلِعِى sen de tut aqliʿī
sen de tut
وَغِيضَ ve çekildi waghīḍa
ve çekildi
ٱلْمَآءُ su l-māu
su
وَقُضِىَ ve bitirildi waquḍiya
ve bitirildi
ٱلْأَمْرُ l-amru
وَٱسْتَوَتْ ve oturdu wa-is'tawat
ve oturdu
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْجُودِىِّ ۖ Cudi'nin l-jūdiyi
Cudi'nin
وَقِيلَ ve denildi waqīla
ve denildi
بُعْدًۭا yok olsun buʿ'dan
yok olsun
لِّلْقَوْمِ topluluğu lil'qawmi
topluluğu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
٤٤ (44)
(44)
Yere, "Suyunu çek!", göğe, "Ey gök sen de tut!" denildi. Su çekildi, iş de bitti; gemi Cudi'ye oturdu. "Haksızlık yapan millet Allah'ın rahmetinden uzak olsun" denildi.
11:45
وَنَادَىٰ ve seslendi wanādā
ve seslendi
نُوحٌۭ Nuh nūḥun
Nuh
رَّبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine
فَقَالَ ve dedi ki faqāla
ve dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱبْنِى oğlum ib'nī
oğlum
مِنْ benim ailemdendir min
benim ailemdendir
أَهْلِى my family ahlī
my family
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
وَعْدَكَ senin vaadin waʿdaka
senin vaadin
ٱلْحَقُّ haktır l-ḥaqu
haktır
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
أَحْكَمُ en iyi hükmedenisin aḥkamu
en iyi hükmedenisin
ٱلْحَـٰكِمِينَ hükmedenlerin l-ḥākimīna
hükmedenlerin
٤٥ (45)
(45)
Nuh Rabbine seslendi: "Rabbim! Oğlum benim ailemdendi. Doğrusu Senin vadin haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin" dedi.
11:46
قَالَ (Allah) dedi ki qāla
(Allah) dedi ki
يَـٰنُوحُ ey Nuh yānūḥu
ey Nuh
إِنَّهُۥ şüphesiz o innahu
şüphesiz o
لَيْسَ değildir laysa
değildir
مِنْ senin ailenden min
senin ailenden
أَهْلِكَ ۖ your family ahlika
your family
إِنَّهُۥ elbette o innahu
elbette o
عَمَلٌ bir iş yapmıştı ʿamalun
bir iş yapmıştı
غَيْرُ olmayan ghayru
olmayan
صَـٰلِحٍۢ ۖ iyi ṣāliḥin
iyi
فَلَا benden isteme falā
benden isteme
تَسْـَٔلْنِ ask Me tasalni
ask Me
مَا bir şeyi
bir şeyi
لَيْسَ olmayan laysa
olmayan
لَكَ senin laka
senin
بِهِۦ hakkında bihi
hakkında
عِلْمٌ ۖ bilgin ʿil'mun
bilgin
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أَعِظُكَ seni sakındırıyorum aʿiẓuka
seni sakındırıyorum
أَن olmanı an
olmanı
تَكُونَ you be takūna
you be
مِنَ bilgisizlerden mina
bilgisizlerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant l-jāhilīna
the ignorant
٤٦ (46)
(46)
Allah: "Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz; çünkü kötü bir iş işlemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi Benden isteme. İşte sana öğüt, bilgisizlerden olma" dedi.
11:47
قَالَ dedi qāla
dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِنِّىٓ muhakkak ben innī
muhakkak ben
أَعُوذُ sığınırım aʿūdhu
sığınırım
بِكَ sana bika
sana
أَنْ senden istemekten an
senden istemekten
أَسْـَٔلَكَ I (should) ask You asalaka
I (should) ask You
مَا bir şeyi
bir şeyi
لَيْسَ olmayan laysa
olmayan
لِى benim
benim
بِهِۦ hakkında bihi
hakkında
عِلْمٌۭ ۖ bilgim ʿil'mun
bilgim
وَإِلَّا eğer wa-illā
eğer
تَغْفِرْ bağışlamazsan taghfir
bağışlamazsan
لِى beni
beni
وَتَرْحَمْنِىٓ ve bana rahmet etmezsen watarḥamnī
ve bana rahmet etmezsen
أَكُن olurum akun
olurum
مِّنَ hüsrana uğrayanlardan mina
hüsrana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
٤٧ (47)
(47)
"Rabbim! Bilmediğim şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum" dedi.
11:48
قِيلَ denildi ki qīla
denildi ki
يَـٰنُوحُ ey Nuh yānūḥu
ey Nuh
ٱهْبِطْ in ih'biṭ
in
بِسَلَـٰمٍۢ selam ile bisalāmin
selam ile
مِّنَّا bizden minnā
bizden
وَبَرَكَـٰتٍ ve bereketlerle wabarakātin
ve bereketlerle
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
وَعَلَىٰٓ ve üzerine waʿalā
ve üzerine
أُمَمٍۢ ümmetler umamin
ümmetler
مِّمَّن olanlardan mimman
olanlardan
مَّعَكَ ۚ seninle birlikte maʿaka
seninle birlikte
وَأُمَمٌۭ ve (bazı) ümmetlere wa-umamun
ve (bazı) ümmetlere
سَنُمَتِّعُهُمْ geçimlik vereceğiz sanumattiʿuhum
geçimlik vereceğiz
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَمَسُّهُم onlara dokunacaktır yamassuhum
onlara dokunacaktır
مِّنَّا bizden minnā
bizden
عَذَابٌ bir azap ʿadhābun
bir azap
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٤٨ (48)
(48)
"Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in. Ama birçok toplulukları da geçindireceğiz, sonra onlara can yakıcı bir azab vereceğiz" denildi.
11:49
تِلْكَ bunlar til'ka
bunlar
مِنْ haberlerindendir min
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ the news anbāi
the news
ٱلْغَيْبِ gayb l-ghaybi
gayb
نُوحِيهَآ vahyettiğimiz nūḥīhā
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana
مَا değildin
değildin
كُنتَ sen kunta
sen
تَعْلَمُهَآ onu biliyor taʿlamuhā
onu biliyor
أَنتَ (ne) sen anta
(ne) sen
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
قَوْمُكَ senin kavmin qawmuka
senin kavmin
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
هَـٰذَا ۖ bundan hādhā
bundan
فَٱصْبِرْ ۖ sabret fa-iṣ'bir
sabret
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْعَـٰقِبَةَ sonuç l-ʿāqibata
sonuç
لِلْمُتَّقِينَ takva sahiplerinindir lil'muttaqīna
takva sahiplerinindir
٤٩ (49)
(49)
Bunlar sana vahyettiğimiz bilinmeyen olaylardır. Sen de, milletin de daha önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç, Allah'tan sakınanlarındır.
11:50
وَإِلَىٰ ve (kavmin)e wa-ilā
ve (kavmin)e
عَادٍ Ad ʿādin
Ad
أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri
هُودًۭا ۚ Hud'u (gönderdik) hūdan
Hud'u (gönderdik)
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنْ hiç bir min
hiç bir
إِلَـٰهٍ ilah ilāhin
ilah
غَيْرُهُۥٓ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka
إِنْ siz in
siz
أَنتُمْ you antum
you
إِلَّا ancak illā
ancak
مُفْتَرُونَ yalan uyduranlarsınız muf'tarūna
yalan uyduranlarsınız
٥٠ (50)
(50)
Ad milletine kardeşleri Hud'u gönderdik. Şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur; yoksa sadece yalan uyduran kimseler olursunuz."
11:51
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
لَآ sizden istemiyorum
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you
عَلَيْهِ bunun için ʿalayhi
bunun için
أَجْرًا ۖ bir ücret ajran
bir ücret
إِنْ benim ücretim in
benim ücretim
أَجْرِىَ (is) my reward ajriya
(is) my reward
إِلَّا yalnızca illā
yalnızca
عَلَى aittir ʿalā
aittir
ٱلَّذِى beni yaratana alladhī
beni yaratana
فَطَرَنِىٓ ۚ created me faṭaranī
created me
أَفَلَا akıl etmiyor musunuz? afalā
akıl etmiyor musunuz?
تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason
٥١ (51)
(51)
"Ey milletim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Akletmez misiniz?"
11:52
وَيَـٰقَوْمِ ve Ey kavmim wayāqawmi
ve Ey kavmim
ٱسْتَغْفِرُوا۟ bağışlanma dileyin is'taghfirū
bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ Rabbinizden rabbakum
Rabbinizden
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تُوبُوٓا۟ tevbe edin tūbū
tevbe edin
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
يُرْسِلِ göndersin yur'sili
göndersin
ٱلسَّمَآءَ gökten l-samāa
gökten
عَلَيْكُم üzerinize ʿalaykum
üzerinize
مِّدْرَارًۭا bolca yağmur mid'rāran
bolca yağmur
وَيَزِدْكُمْ ve katsın wayazid'kum
ve katsın
قُوَّةً güç quwwatan
güç
إِلَىٰ gücünüze ilā
gücünüze
قُوَّتِكُمْ your strength quwwatikum
your strength
وَلَا yüz çevirmeyin walā
yüz çevirmeyin
تَتَوَلَّوْا۟ turn away tatawallaw
turn away
مُجْرِمِينَ suçlular olarak muj'rimīna
suçlular olarak
٥٢ (52)
(52)
"Ey milletim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin ki size gökten bol bol yağmur göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın; suçlular olarak yüz çevirmeyin."
11:53
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
يَـٰهُودُ Ey Hud yāhūdu
Ey Hud
مَا sen bize getirmedin
sen bize getirmedin
جِئْتَنَا You have not brought us ji'tanā
You have not brought us
بِبَيِّنَةٍۢ bir belge bibayyinatin
bir belge
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِتَارِكِىٓ bırakacak bitārikī
bırakacak
ءَالِهَتِنَا ilahlarımızı ālihatinā
ilahlarımızı
عَن senin sözünle ʿan
senin sözünle
قَوْلِكَ your saying qawlika
your saying
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
لَكَ sana laka
sana
بِمُؤْمِنِينَ inanacak bimu'minīna
inanacak
٥٣ (53)
(53)
"Ey Hud! Sen bize bir belge getirmeden, senin sözünden ötürü tanrılarımızı terketmeyiz ve sana inanmayız.
11:54
إِن diyoruz ki in
diyoruz ki
نَّقُولُ we say naqūlu
we say
إِلَّا sadece illā
sadece
ٱعْتَرَىٰكَ seni çarpmış iʿ'tarāka
seni çarpmış
بَعْضُ bazıları baʿḍu
bazıları
ءَالِهَتِنَا ilahlarımızdan ālihatinā
ilahlarımızdan
بِسُوٓءٍۢ ۗ fena bisūin
fena
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أُشْهِدُ şahit tutuyorum ush'hidu
şahit tutuyorum
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
وَٱشْهَدُوٓا۟ ve şahid olun wa-ish'hadū
ve şahid olun
أَنِّى elbette ben annī
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım
مِّمَّا ortak koştuklarınızdan mimmā
ortak koştuklarınızdan
تُشْرِكُونَ you associate tush'rikūna
you associate
٥٤ (54)
(54)
Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz" dediler. Hud: "Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır" dedi.
11:55
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۖ Other than Him dūnihi
Other than Him
فَكِيدُونِى haydi bana tuzak kurun fakīdūnī
haydi bana tuzak kurun
جَمِيعًۭا hep birlikte jamīʿan
hep birlikte
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا bana hiç göz açtırmayın
bana hiç göz açtırmayın
تُنظِرُونِ give me respite tunẓirūni
give me respite
٥٥ (55)
(55)
Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz" dediler. Hud: "Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır" dedi.
11:56
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
تَوَكَّلْتُ güvendim tawakkaltu
güvendim
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim
وَرَبِّكُم ۚ ve sizin Rabbiniz olan warabbikum
ve sizin Rabbiniz olan
مَّا yoktur
yoktur
مِن hiçbir min
hiçbir
دَآبَّةٍ canlı dābbatin
canlı
إِلَّا ki illā
ki
هُوَ O'nun (Allah) huwa
O'nun (Allah)
ءَاخِذٌۢ tutmadığı ākhidhun
tutmadığı
بِنَاصِيَتِهَآ ۚ onun perçeminden bināṣiyatihā
onun perçeminden
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
عَلَىٰ üzeredir ʿalā
üzeredir
صِرَٰطٍۢ yol ṣirāṭin
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٥٦ (56)
(56)
Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz" dediler. Hud: "Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır" dedi.
11:57
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirseniz tawallaw
yüz çevirirseniz
فَقَدْ artık faqad
artık
أَبْلَغْتُكُم size tebliğ ettim ablaghtukum
size tebliğ ettim
مَّآ şeyi
şeyi
أُرْسِلْتُ benimle gönderilen ur'sil'tu
benimle gönderilen
بِهِۦٓ size bihi
size
إِلَيْكُمْ ۚ to you ilaykum
to you
وَيَسْتَخْلِفُ ve yerinize yerleştirir wayastakhlifu
ve yerinize yerleştirir
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
قَوْمًا bir topluluk qawman
bir topluluk
غَيْرَكُمْ sizden başka ghayrakum
sizden başka
وَلَا ve walā
ve
تَضُرُّونَهُۥ O'na zarar da veremezsiniz taḍurrūnahu
O'na zarar da veremezsiniz
شَيْـًٔا ۚ hiçbir shayan
hiçbir
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ all kulli
all
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
حَفِيظٌۭ koruyandır ḥafīẓun
koruyandır
٥٧ (57)
(57)
Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz" dediler. Hud: "Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır" dedi.
11:58
وَلَمَّا ve ne zaman ki walammā
ve ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
أَمْرُنَا emrimiz amrunā
emrimiz
نَجَّيْنَا kurtardık najjaynā
kurtardık
هُودًۭا Hud'u hūdan
Hud'u
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ iman eden(leri) āmanū
iman eden(leri)
مَعَهُۥ beraberindeki maʿahu
beraberindeki
بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle
مِّنَّا bizden minnā
bizden
وَنَجَّيْنَـٰهُم ve onları koruduk wanajjaynāhum
ve onları koruduk
مِّنْ bir azaptan min
bir azaptan
عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment
غَلِيظٍۢ kaskatı ghalīẓin
kaskatı
٥٨ (58)
(58)
Buyruğumuz gelince, Hud'u ve beraberindeki inananları, rahmetimizle kurtardık. Onları çetin bir azabdan koruduk.
11:59
وَتِلْكَ ve işte bu watil'ka
ve işte bu
عَادٌۭ ۖ Ad (halkı) ʿādun
Ad (halkı)
جَحَدُوا۟ inkar etti jaḥadū
inkar etti
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
رَبِّهِمْ Rabblerinin rabbihim
Rabblerinin
وَعَصَوْا۟ ve karşı geldiler waʿaṣaw
ve karşı geldiler
رُسُلَهُۥ peygamberlerine rusulahu
peygamberlerine
وَٱتَّبَعُوٓا۟ ve uydular wa-ittabaʿū
ve uydular
أَمْرَ emrine amra
emrine
كُلِّ her kulli
her
جَبَّارٍ zorbanın jabbārin
zorbanın
عَنِيدٍۢ inatçı ʿanīdin
inatçı
٥٩ (59)
(59)
İşte bu, Rablerinin ayetlerini bile bile inkar eden, peygamberlerine kafa tutan ve her inatçı zorbanın emrine uyan Ad milletidir.
11:60
وَأُتْبِعُوا۟ ve uğradılar wa-ut'biʿū
ve uğradılar
فِى bu
bu
هَـٰذِهِ this hādhihi
this
ٱلدُّنْيَا dünyada l-dun'yā
dünyada
لَعْنَةًۭ lanete laʿnatan
lanete
وَيَوْمَ ve gününde wayawma
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
عَادًۭا Ad (halkı) ʿādan
Ad (halkı)
كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler
رَبَّهُمْ ۗ Rabblerini rabbahum
Rabblerini
أَلَا dikkat edin alā
dikkat edin
بُعْدًۭا uzak olsun buʿ'dan
uzak olsun
لِّعَادٍۢ Ad liʿādin
Ad
قَوْمِ kavmi qawmi
kavmi
هُودٍۢ Hud'un hūdin
Hud'un
٦٠ (60)
(60)
Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete uğradılar. Bilin ki Ad milleti Rablerini inkar etti ve yine bilin ki Hud'un milleti Ad Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.
11:61
۞ وَإِلَىٰ ve (gönderdik) wa-ilā
ve (gönderdik)
ثَمُودَ Semud halkına thamūda
Semud halkına
أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri
صَـٰلِحًۭا ۚ Salih'i ṣāliḥan
Salih'i
قَالَ şöyle dedi qāla
şöyle dedi
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّنْ ilahınız min
ilahınız
إِلَـٰهٍ god ilāhin
god
غَيْرُهُۥ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka
هُوَ O huwa
O
أَنشَأَكُم sizi yarattı ansha-akum
sizi yarattı
مِّنَ yerden mina
yerden
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَٱسْتَعْمَرَكُمْ ve size ömür sürdürdü wa-is'taʿmarakum
ve size ömür sürdürdü
فِيهَا orada fīhā
orada
فَٱسْتَغْفِرُوهُ O'ndan bağışlanma dileyin fa-is'taghfirūhu
O'ndan bağışlanma dileyin
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تُوبُوٓا۟ tevbe edin tūbū
tevbe edin
إِلَيْهِ ۚ O'na ilayhi
O'na
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır
مُّجِيبٌۭ kabul edendir mujībun
kabul edendir
٦١ (61)
(61)
Semud milletine kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O'dur. Öyleyse O'ndan mağfiret dileyin, sonra da O'na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size yakın ve duaları kabul edendir" dedi.
11:62
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
يَـٰصَـٰلِحُ Ey Salih yāṣāliḥu
Ey Salih
قَدْ doğrusu qad
doğrusu
كُنتَ sen idin kunta
sen idin
فِينَا aramızda fīnā
aramızda
مَرْجُوًّۭا ümit beslenen biri marjuwwan
ümit beslenen biri
قَبْلَ önce qabla
önce
هَـٰذَآ ۖ bundan hādhā
bundan
أَتَنْهَىٰنَآ bizi men mi ediyorsun? atanhānā
bizi men mi ediyorsun?
أَن tapmaktan an
tapmaktan
نَّعْبُدَ we worship naʿbuda
we worship
مَا taptıklarına
taptıklarına
يَعْبُدُ our forefathers worshipped yaʿbudu
our forefathers worshipped
ءَابَآؤُنَا babalarımızın ābāunā
babalarımızın
وَإِنَّنَا doğrusu biz wa-innanā
doğrusu biz
لَفِى içindeyiz lafī
içindeyiz
شَكٍّۢ şüphe shakkin
şüphe
مِّمَّا şeyden mimmā
şeyden
تَدْعُونَآ bizi çağırdığın tadʿūnā
bizi çağırdığın
إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine
مُرِيبٍۢ tereddütlü murībin
tereddütlü
٦٢ (62)
(62)
"Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda kendisinden iyilik beklenir bir kimseydin; şimdi babalarımızın taptıklarına bizi tapmaktan men mi ediyorsun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden şüphe ve endişedeyiz" dediler.
11:63
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ Ne dersiniz? ara-aytum
Ne dersiniz?
إِن eğer in
eğer
كُنتُ ben isem kuntu
ben isem
عَلَىٰ üzere ʿalā
üzere
بَيِّنَةٍۢ apaçık bir belge bayyinatin
apaçık bir belge
مِّن Rabbimden min
Rabbimden
رَّبِّى my Lord rabbī
my Lord
وَءَاتَىٰنِى ve O bana vermişse waātānī
ve O bana vermişse
مِنْهُ kendinden min'hu
kendinden
رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet
فَمَن kim faman
kim
يَنصُرُنِى bana yardım edebilir? yanṣurunī
bana yardım edebilir?
مِنَ karşı mina
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
إِنْ eğer in
eğer
عَصَيْتُهُۥ ۖ O'na isyan edersem ʿaṣaytuhu
O'na isyan edersem
فَمَا olmaz famā
olmaz
تَزِيدُونَنِى bana bir katkınız tazīdūnanī
bana bir katkınız
غَيْرَ başka ghayra
başka
تَخْسِيرٍۢ kaybımı artırmaktan takhsīrin
kaybımı artırmaktan
٦٣ (63)
(63)
"Ey milletim! Eğer Rabbimden bir belgem olur ve bana rahmet eder de ben O'na baş kaldırırsam, söyleyin, Allah'a karşı beni kim savunur? Bana zararımı artırmaktan başka birşey yapamazsınız" dedi.
11:64
وَيَـٰقَوْمِ ve Ey kavmim wayāqawmi
ve Ey kavmim
هَـٰذِهِۦ şu hādhihi
şu
نَاقَةُ dişi devesi nāqatu
dişi devesi
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
ءَايَةًۭ bir mucizedir āyatan
bir mucizedir
فَذَرُوهَا onu bırakın fadharūhā
onu bırakın
تَأْكُلْ otlasın takul
otlasın
فِىٓ toprağında
toprağında
أَرْضِ the earth arḍi
the earth
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَا ona dokundurmayın walā
ona dokundurmayın
تَمَسُّوهَا touch her tamassūhā
touch her
بِسُوٓءٍۢ bir kötülük bisūin
bir kötülük
فَيَأْخُذَكُمْ yoksa sizi yakalar fayakhudhakum
yoksa sizi yakalar
عَذَابٌۭ bir azap ʿadhābun
bir azap
قَرِيبٌۭ yakın qarībun
yakın
٦٤ (64)
(64)
"Ey milletim! Bu, size bir ayet olarak, Allah'ın devesidir. Bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın; ona fenalık etmeyin, yoksa siz hemen azaba uğrarsınız"
11:65
فَعَقَرُوهَا yine de onu kestiler faʿaqarūhā
yine de onu kestiler
فَقَالَ (bunun üzerine) dedi ki faqāla
(bunun üzerine) dedi ki
تَمَتَّعُوا۟ yaşayın tamattaʿū
yaşayın
فِى yurdunuzda
yurdunuzda
دَارِكُمْ your home(s) dārikum
your home(s)
ثَلَـٰثَةَ üç thalāthata
üç
أَيَّامٍۢ ۖ gün ayyāmin
gün
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
وَعْدٌ bir vaaddir waʿdun
bir vaaddir
غَيْرُ yalanlanmayacak ghayru
yalanlanmayacak
مَكْذُوبٍۢ (to) be belied makdhūbin
(to) be belied
٦٥ (65)
(65)
Buna rağmen onu kesip devirdiler. O zaman Salih: "Yurdunuzda üç gün daha kalın. Bu, yalanlanmayacak bir sözdür" dedi.
11:66
فَلَمَّا nihayet falammā
nihayet
جَآءَ gelince jāa
gelince
أَمْرُنَا emrimiz amrunā
emrimiz
نَجَّيْنَا kurtardık najjaynā
kurtardık
صَـٰلِحًۭا Salih'i ṣāliḥan
Salih'i
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ iman eden(leri) āmanū
iman eden(leri)
مَعَهُۥ beraberindeki maʿahu
beraberindeki
بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle
مِّنَّا bizden minnā
bizden
وَمِنْ ve wamin
ve
خِزْىِ aşağılığından khiz'yi
aşağılığından
يَوْمِئِذٍ ۗ o günün yawmi-idhin
o günün
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
رَبَّكَ senin Rabbin rabbaka
senin Rabbin
هُوَ O huwa
O
ٱلْقَوِىُّ güçlüdür l-qawiyu
güçlüdür
ٱلْعَزِيزُ mutlak üstündür l-ʿazīzu
mutlak üstündür
٦٦ (66)
(66)
Buyruğumuz gelince, Salih'i ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak o günün rezilliğinden kurtardık. Doğrusu Rabbin pek kuvvetli ve güçlüdür.
11:67
وَأَخَذَ ve aldı wa-akhadha
ve aldı
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ظَلَمُوا۟ zulmeden(leri) ẓalamū
zulmeden(leri)
ٱلصَّيْحَةُ korkunç bir çığlık l-ṣayḥatu
korkunç bir çığlık
فَأَصْبَحُوا۟ ve kaldılar fa-aṣbaḥū
ve kaldılar
فِى yurtlarında
yurtlarında
دِيَـٰرِهِمْ their homes diyārihim
their homes
جَـٰثِمِينَ dizüstü çöküp jāthimīna
dizüstü çöküp
٦٧ (67)
(67)
Haksızlık yapanları bir çığlık tuttu, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
11:68
كَأَن sanki ka-an
sanki
لَّمْ hiç yaşamamışlardı lam
hiç yaşamamışlardı
يَغْنَوْا۟ they (had) prospered yaghnaw
they (had) prospered
فِيهَآ ۗ orada fīhā
orada
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ثَمُودَا۟ Semud (halkı) thamūdā
Semud (halkı)
كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler
رَبَّهُمْ ۗ Rabblerini rabbahum
Rabblerini
أَلَا dikkat edin alā
dikkat edin
بُعْدًۭا uzak olsun buʿ'dan
uzak olsun
لِّثَمُودَ Semud halkı lithamūda
Semud halkı
٦٨ (68)
(68)
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki, Semud milleti Rabbini inkar etmişti. Bilin ki, Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.
11:69
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَآءَتْ geldiler jāat
geldiler
رُسُلُنَآ elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e ib'rāhīma
İbrahim'e
بِٱلْبُشْرَىٰ müjdeyle bil-bush'rā
müjdeyle
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
سَلَـٰمًۭا ۖ Selam salāman
Selam
قَالَ (O da) dedi qāla
(O da) dedi
سَلَـٰمٌۭ ۖ Selam salāmun
Selam
فَمَا ve hemen famā
ve hemen
لَبِثَ and not he delayed labitha
and not he delayed
أَن getirdi an
getirdi
جَآءَ bring jāa
bring
بِعِجْلٍ bir buzağı biʿij'lin
bir buzağı
حَنِيذٍۢ kızartılmış ḥanīdhin
kızartılmış
٦٩ (69)
(69)
And olsun ki, elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. "Selam sana" dediler, "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.
11:70
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
رَءَآ görünce raā
görünce
أَيْدِيَهُمْ ellerinin aydiyahum
ellerinin
لَا uzanmadığını
uzanmadığını
تَصِلُ reaching taṣilu
reaching
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
نَكِرَهُمْ onlardan hoşlanmadı nakirahum
onlardan hoşlanmadı
وَأَوْجَسَ ve içine düştü wa-awjasa
ve içine düştü
مِنْهُمْ onlardan dolayı min'hum
onlardan dolayı
خِيفَةًۭ ۚ bir korku khīfatan
bir korku
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
لَا korkma
korkma
تَخَفْ fear takhaf
fear
إِنَّآ biz innā
biz
أُرْسِلْنَآ gönderildik ur'sil'nā
gönderildik
إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine
قَوْمِ (the) people qawmi
(the) people
لُوطٍۢ Lut lūṭin
Lut
٧٠ (70)
(70)
Ellerini ona uzatmadıklarını görünce, durumlarını beğenmedi ve içine korku düştü. Onlar, "Korkma, biz Lut milletine gönderildik" dediler.
11:71
وَٱمْرَأَتُهُۥ ve karısı da wa-im'ra-atuhu
ve karısı da
قَآئِمَةٌۭ ayaktaydı qāimatun
ayaktaydı
فَضَحِكَتْ ve bunun üzerine güldü faḍaḥikat
ve bunun üzerine güldü
فَبَشَّرْنَـٰهَا biz de ona müjdeledik fabasharnāhā
biz de ona müjdeledik
بِإِسْحَـٰقَ İshak'ı bi-is'ḥāqa
İshak'ı
وَمِن ve wamin
ve
وَرَآءِ ardından warāi
ardından
إِسْحَـٰقَ İshak'ın is'ḥāqa
İshak'ın
يَعْقُوبَ Ya'kub'u yaʿqūba
Ya'kub'u
٧١ (71)
(71)
Bu arada, İbrahim'in ayakta duran karısı gülünce, "Ona İshak'ı ardından Yakub'u müjdeleriz" dediler.
11:72
قَالَتْ dedi ki qālat
dedi ki
يَـٰوَيْلَتَىٰٓ ey vay halime yāwaylatā
ey vay halime
ءَأَلِدُ ben doğuracak mıyım? a-alidu
ben doğuracak mıyım?
وَأَنَا۠ ben böyle wa-anā
ben böyle
عَجُوزٌۭ kocamış bir kadın iken ʿajūzun
kocamış bir kadın iken
وَهَـٰذَا ve şu wahādhā
ve şu
بَعْلِى kocam da baʿlī
kocam da
شَيْخًا ۖ bir ihtiyar iken shaykhan
bir ihtiyar iken
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَشَىْءٌ bir şeydir lashayon
bir şeydir
عَجِيبٌۭ şaşırtıcı ʿajībun
şaşırtıcı
٧٢ (72)
(72)
"Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu şaşılacak bir şey" dedi.
11:73
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أَتَعْجَبِينَ şaşıyor musun? ataʿjabīna
şaşıyor musun?
مِنْ işine min
işine
أَمْرِ (the) decree of Allah amri
(the) decree of Allah
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
رَحْمَتُ rahmeti raḥmatu
rahmeti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَبَرَكَـٰتُهُۥ ve bereketleri wabarakātuhu
ve bereketleri
عَلَيْكُمْ sizin üzerinizedir ʿalaykum
sizin üzerinizedir
أَهْلَ (ey) halkı ahla
(ey) halkı
ٱلْبَيْتِ ۚ ev l-bayti
ev
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
حَمِيدٌۭ övgüye layıktır ḥamīdun
övgüye layıktır
مَّجِيدٌۭ lütfu bol olandır majīdun
lütfu bol olandır
٧٣ (73)
(73)
"Ey evin hanımı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir" dediler.
11:74
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
ذَهَبَ gidince dhahaba
gidince
عَنْ İbrahimden ʿan
İbrahimden
إِبْرَٰهِيمَ Ibrahim ib'rāhīma
Ibrahim
ٱلرَّوْعُ korku l-rawʿu
korku
وَجَآءَتْهُ ve kendisine gelince wajāathu
ve kendisine gelince
ٱلْبُشْرَىٰ müjde l-bush'rā
müjde
يُجَـٰدِلُنَا bizimle tartışmaya girişti yujādilunā
bizimle tartışmaya girişti
فِى hakkında
hakkında
قَوْمِ kavmi qawmi
kavmi
لُوطٍ Lut lūṭin
Lut
٧٤ (74)
(74)
İbrahim'in korkusu gidip de müjde kendisine ulaşınca, Lut milleti hakkında elçilerimizle tartışmaya girişti.
11:75
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
لَحَلِيمٌ çok yumuşak huylu idi laḥalīmun
çok yumuşak huylu idi
أَوَّٰهٌۭ çok içli idi awwāhun
çok içli idi
مُّنِيبٌۭ gönülden (Allaha) yönelen biriydi munībun
gönülden (Allaha) yönelen biriydi
٧٥ (75)
(75)
Doğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi.
11:76
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ Ey İbrahim yāib'rāhīmu
Ey İbrahim
أَعْرِضْ vazgeç aʿriḍ
vazgeç
عَنْ bundan ʿan
bundan
هَـٰذَآ ۖ this hādhā
this
إِنَّهُۥ doğrusu o innahu
doğrusu o
قَدْ elbette qad
elbette
جَآءَ gelmiştir jāa
gelmiştir
أَمْرُ emri amru
emri
رَبِّكَ ۖ Rabbinin rabbika
Rabbinin
وَإِنَّهُمْ ve onlara wa-innahum
ve onlara
ءَاتِيهِمْ gelmektedir ātīhim
gelmektedir
عَذَابٌ bir azap ʿadhābun
bir azap
غَيْرُ geri çevrilmeyecek ghayru
geri çevrilmeyecek
مَرْدُودٍۢ (be) repelled mardūdin
(be) repelled
٧٦ (76)
(76)
Elçilerimiz, "Ey İbrahim! Bundan vazgeç, doğrusu Rabbinin emri gelmiştir. Onlara, şüphesiz, geri çevrilemeyecek bir azab gelmektedir" dediler.
11:77
وَلَمَّا ve ne zaman ki walammā
ve ne zaman ki
جَآءَتْ gelince jāat
gelince
رُسُلُنَا Elçilerimiz rusulunā
Elçilerimiz
لُوطًۭا Lut'a lūṭan
Lut'a
سِىٓءَ kaygılandı sīa
kaygılandı
بِهِمْ onlardan bihim
onlardan
وَضَاقَ ve göğsüne bastı waḍāqa
ve göğsüne bastı
بِهِمْ onlardan bihim
onlardan
ذَرْعًۭا bir sıkıntı dharʿan
bir sıkıntı
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
هَـٰذَا bu hādhā
bu
يَوْمٌ bir gündür yawmun
bir gündür
عَصِيبٌۭ çetin ʿaṣībun
çetin
٧٧ (77)
(77)
Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı, "Bu çetin bir gündür" dedi.
11:78
وَجَآءَهُۥ ve geldi wajāahu
ve geldi
قَوْمُهُۥ kavmi qawmuhu
kavmi
يُهْرَعُونَ koşarak yuh'raʿūna
koşarak
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
وَمِن ve daha önce wamin
ve daha önce
قَبْلُ and before qablu
and before
كَانُوا۟ işliyorlardı kānū
işliyorlardı
يَعْمَلُونَ doing yaʿmalūna
doing
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ kötü işler l-sayiāti
kötü işler
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
هَـٰٓؤُلَآءِ şunlar hāulāi
şunlar
بَنَاتِى kızlarımdır banātī
kızlarımdır
هُنَّ onlar hunna
onlar
أَطْهَرُ daha temizdir aṭharu
daha temizdir
لَكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için
فَٱتَّقُوا۟ korkun fa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَلَا ve walā
ve
تُخْزُونِ beni rezil etmeyin tukh'zūni
beni rezil etmeyin
فِى arasında
arasında
ضَيْفِىٓ ۖ konuklarım ḍayfī
konuklarım
أَلَيْسَ yok mudur? alaysa
yok mudur?
مِنكُمْ içinizde minkum
içinizde
رَجُلٌۭ bir adam rajulun
bir adam
رَّشِيدٌۭ aklı başında rashīdun
aklı başında
٧٨ (78)
(78)
Milleti ona koşarak geldiler. Daha önce kötü işler işliyorlardı. "Ey milletim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. (size nikahlıyabilirim!) Allah'tan sakının, konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" dedi.
11:79
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak
عَلِمْتَ sen bilirsin ki ʿalim'ta
sen bilirsin ki
مَا yoktur
yoktur
لَنَا bizim lanā
bizim
فِى senin kızlarında
senin kızlarında
بَنَاتِكَ your daughters banātika
your daughters
مِنْ hiç bir min
hiç bir
حَقٍّۢ hakkımız ḥaqqin
hakkımız
وَإِنَّكَ ve sen wa-innaka
ve sen
لَتَعْلَمُ iyi bilirsin lataʿlamu
iyi bilirsin
مَا şeyi
şeyi
نُرِيدُ bizim istediğimiz nurīdu
bizim istediğimiz
٧٩ (79)
(79)
"And olsun ki, senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun; doğrusu, ne istediğimizin farkındasın" dediler.
11:80
قَالَ dedi qāla
dedi
لَوْ keşke law
keşke
أَنَّ benim olsaydı anna
benim olsaydı
لِى I had
I had
بِكُمْ sizi (savacak) bikum
sizi (savacak)
قُوَّةً bir gücüm quwwatan
bir gücüm
أَوْ yahut aw
yahut
ءَاوِىٓ sığınabilseydim āwī
sığınabilseydim
إِلَىٰ bir yere ilā
bir yere
رُكْنٍۢ a support ruk'nin
a support
شَدِيدٍۢ sağlam shadīdin
sağlam
٨٠ (80)
(80)
"Keşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere sığınsam" dedi.
11:81
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
يَـٰلُوطُ ey Lut yālūṭu
ey Lut
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
رُسُلُ elçileriyiz rusulu
elçileriyiz
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
لَن ilişemeyecekler lan
ilişemeyecekler
يَصِلُوٓا۟ they will reach yaṣilū
they will reach
إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana
فَأَسْرِ yürü fa-asri
yürü
بِأَهْلِكَ ailenle birlikte bi-ahlika
ailenle birlikte
بِقِطْعٍۢ bir vaktinde biqiṭ'ʿin
bir vaktinde
مِّنَ gecenin mina
gecenin
ٱلَّيْلِ the night al-layli
the night
وَلَا ve walā
ve
يَلْتَفِتْ geriye dönüp bakmasın yaltafit
geriye dönüp bakmasın
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
أَحَدٌ hiç kimse aḥadun
hiç kimse
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
ٱمْرَأَتَكَ ۖ hanımın im'ra-ataka
hanımın
إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz
مُصِيبُهَا onun başına gelecektir muṣībuhā
onun başına gelecektir
مَآ şeyler
şeyler
أَصَابَهُمْ ۚ onların başına gelen aṣābahum
onların başına gelen
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
مَوْعِدَهُمُ onlara vaadedilen vakit mawʿidahumu
onlara vaadedilen vakit
ٱلصُّبْحُ ۚ sabahtır l-ṣub'ḥu
sabahtır
أَلَيْسَ değil mi? alaysa
değil mi?
ٱلصُّبْحُ sabah l-ṣub'ḥu
sabah
بِقَرِيبٍۢ yakın biqarībin
yakın
٨١ (81)
(81)
"Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemiyecekler; geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık; karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelen onun başına da gelecektir. Vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" dediler.
11:82
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
أَمْرُنَا emrimiz amrunā
emrimiz
جَعَلْنَا çevirdik jaʿalnā
çevirdik
عَـٰلِيَهَا üstünü ʿāliyahā
üstünü
سَافِلَهَا altına sāfilahā
altına
وَأَمْطَرْنَا ve yağdırdık wa-amṭarnā
ve yağdırdık
عَلَيْهَا üzerine ʿalayhā
üzerine
حِجَارَةًۭ taşlar ḥijāratan
taşlar
مِّن balçıktan pişirilmiş min
balçıktan pişirilmiş
سِجِّيلٍۢ baked clay sijjīlin
baked clay
مَّنضُودٍۢ birbirini izleyen manḍūdin
birbirini izleyen
٨٢ (82)
(82)
Buyruğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine Rabbinin katından, işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık. Bunlar zalimlerden hiçbir zaman uzak olmayacaktır.
11:83
مُّسَوَّمَةً işaretlenmiş (taşlar) musawwamatan
işaretlenmiş (taşlar)
عِندَ katından ʿinda
katından
رَبِّكَ ۖ Rabbin rabbika
Rabbin
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
هِىَ bunlar hiya
bunlar
مِنَ zalimlerden mina
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers
بِبَعِيدٍۢ uzak bibaʿīdin
uzak
٨٣ (83)
(83)
Buyruğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine Rabbinin katından, işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık. Bunlar zalimlerden hiçbir zaman uzak olmayacaktır.
11:84
۞ وَإِلَىٰ ve (gönderdik) wa-ilā
ve (gönderdik)
مَدْيَنَ Medyen'e madyana
Medyen'e
أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri
شُعَيْبًۭا ۚ Şuayb'ı shuʿayban
Şuayb'ı
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم size lakum
size
مِّنْ hiç bir min
hiç bir
إِلَـٰهٍ ilah ilāhin
ilah
غَيْرُهُۥ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka
وَلَا ve walā
ve
تَنقُصُوا۟ eksik tutmayın tanquṣū
eksik tutmayın
ٱلْمِكْيَالَ ölçüyü l-mik'yāla
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ ۚ ve tartıyı wal-mīzāna
ve tartıyı
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أَرَىٰكُم sizi görüyorum arākum
sizi görüyorum
بِخَيْرٍۢ bolluk içinde bikhayrin
bolluk içinde
وَإِنِّىٓ ve ben wa-innī
ve ben
أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum
عَلَيْكُمْ sizin hakkınızda ʿalaykum
sizin hakkınızda
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
يَوْمٍۢ bir günün yawmin
bir günün
مُّحِيطٍۢ çepeçevre kuşatıcı muḥīṭin
çepeçevre kuşatıcı
٨٤ (84)
(84)
Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın. Doğrusu ben sizi bolluk içinde görüyorum ve hakkınızda kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."
11:85
وَيَـٰقَوْمِ ve ey kavmim wayāqawmi
ve ey kavmim
أَوْفُوا۟ tam yapın awfū
tam yapın
ٱلْمِكْيَالَ ölçüyü l-mik'yāla
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ ve tartıyı wal-mīzāna
ve tartıyı
بِٱلْقِسْطِ ۖ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle
وَلَا ve walā
ve
تَبْخَسُوا۟ eksik vermeyin tabkhasū
eksik vermeyin
ٱلنَّاسَ insanların; l-nāsa
insanların;
أَشْيَآءَهُمْ eşyalarını ashyāahum
eşyalarını
وَلَا ve walā
ve
تَعْثَوْا۟ karışıklık çıkarmayın taʿthaw
karışıklık çıkarmayın
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مُفْسِدِينَ bozguncular olarak muf'sidīna
bozguncular olarak
٨٥ (85)
(85)
"Ey milletim! Ölçüyü ve tartıyı tamamı tamamına yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
11:86
بَقِيَّتُ bıraktıkları baqiyyatu
bıraktıkları
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ ۚ mü'minler mu'minīna
mü'minler
وَمَآ ve değilim wamā
ve değilim
أَنَا۠ ben anā
ben
عَلَيْكُم sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize
بِحَفِيظٍۢ bir koruyucu biḥafīẓin
bir koruyucu
٨٦ (86)
(86)
"İnanıyorsanız, Allah'ın geri bıraktığı helal kar sizin için daha hayırlıdır. Ben size bekçi değilim."
11:87
قَالُوا۟ onlar (şöyle) dediler qālū
onlar (şöyle) dediler
يَـٰشُعَيْبُ Ey Şuayb yāshuʿaybu
Ey Şuayb
أَصَلَوٰتُكَ namazın mı? aṣalatuka
namazın mı?
تَأْمُرُكَ sana emrediyor tamuruka
sana emrediyor
أَن bırakmamızı an
bırakmamızı
نَّتْرُكَ we leave natruka
we leave
مَا şeyleri
şeyleri
يَعْبُدُ taptıkları yaʿbudu
taptıkları
ءَابَآؤُنَآ babalarımızın ābāunā
babalarımızın
أَوْ yahut aw
yahut
أَن yapmaktan vazgeçmemizi an
yapmaktan vazgeçmemizi
نَّفْعَلَ we do nafʿala
we do
فِىٓ mallarımızda
mallarımızda
أَمْوَٰلِنَا our wealth amwālinā
our wealth
مَا şeyi
şeyi
نَشَـٰٓؤُا۟ ۖ istediğimiz nashāu
istediğimiz
إِنَّكَ doğrusu sen innaka
doğrusu sen
لَأَنتَ birisin la-anta
birisin
ٱلْحَلِيمُ yufka yürekli l-ḥalīmu
yufka yürekli
ٱلرَّشِيدُ akıllı l-rashīdu
akıllı
٨٧ (87)
(87)
"Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmamızı meneden senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin" dediler.
11:88
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ söyleyin bakalım ara-aytum
söyleyin bakalım
إِن eğer in
eğer
كُنتُ ben isem kuntu
ben isem
عَلَىٰ üzere ʿalā
üzere
بَيِّنَةٍۢ açık bir belge bayyinatin
açık bir belge
مِّن Rabbimden min
Rabbimden
رَّبِّى my Lord rabbī
my Lord
وَرَزَقَنِى ve beni rızıklandırmışsa warazaqanī
ve beni rızıklandırmışsa
مِنْهُ kendi katından min'hu
kendi katından
رِزْقًا bir rızıkla riz'qan
bir rızıkla
حَسَنًۭا ۚ güzel ḥasanan
güzel
وَمَآ ve wamā
ve
أُرِيدُ istemiyorum urīdu
istemiyorum
أَنْ size aykırı hareket etmek an
size aykırı hareket etmek
أُخَالِفَكُمْ I differ from you ukhālifakum
I differ from you
إِلَىٰ şeylerde ilā
şeylerde
مَآ what
what
أَنْهَىٰكُمْ sizi menettiğim anhākum
sizi menettiğim
عَنْهُ ۚ ondan ʿanhu
ondan
إِنْ istiyorum in
istiyorum
أُرِيدُ I intend urīdu
I intend
إِلَّا ancak illā
ancak
ٱلْإِصْلَـٰحَ ıslah etmek l-iṣ'lāḥa
ıslah etmek
مَا gücümün yettiğince
gücümün yettiğince
ٱسْتَطَعْتُ ۚ as much as I am able is'taṭaʿtu
as much as I am able
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
تَوْفِيقِىٓ bir başarım tawfīqī
bir başarım
إِلَّا başka illā
başka
بِٱللَّهِ ۚ Allah'ın (verdiğinden) bil-lahi
Allah'ın (verdiğinden)
عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na
تَوَكَّلْتُ güvendim tawakkaltu
güvendim
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
أُنِيبُ gönülden yönelirim unību
gönülden yönelirim
٨٨ (88)
(88)
"Ey Milletim! Rabbimden benim bir belgem olduğu ve bana güzel bir rızık da verdiği halde, O'na karşı gelebilir miyim? Söylesenize! Size yasak ettiğim şeylerde, aykırı hareket etmek istemem; gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur. Başarım ancak Allah'tandır, O'na güvendim; O'na yöneliyorum" dedi.
11:89
وَيَـٰقَوْمِ Ey kavmim wayāqawmi
Ey kavmim
لَا sizi musibete uğratmasın
sizi musibete uğratmasın
يَجْرِمَنَّكُمْ (Let) not cause you to sin yajrimannakum
(Let) not cause you to sin
شِقَاقِىٓ bana karşı gelmeniz shiqāqī
bana karşı gelmeniz
أَن isabet edenin an
isabet edenin
يُصِيبَكُم befalls you yuṣībakum
befalls you
مِّثْلُ benzerinin mith'lu
benzerinin
مَآ şeylerin
şeylerin
أَصَابَ başlarına gelen aṣāba
başlarına gelen
قَوْمَ kavminin qawma
kavminin
نُوحٍ Nuh nūḥin
Nuh
أَوْ yahut aw
yahut
قَوْمَ kavminin qawma
kavminin
هُودٍ Hud hūdin
Hud
أَوْ veya aw
veya
قَوْمَ kavminin qawma
kavminin
صَـٰلِحٍۢ ۚ Salih ṣāliḥin
Salih
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
لُوطٍۢ Lut lūṭin
Lut
مِّنكُم sizden minkum
sizden
بِبَعِيدٍۢ uzak bibaʿīdin
uzak
٨٩ (89)
(89)
"Ey Milletim! Bana karşı gelmeniz, Nuh milletine veya Hud milletine yahut da Salih milletine gelen felaketin bir benzerini, sakın başınıza getirmesin. Lut milleti sizden uzak değildir."
11:90
وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ve bağışlanma dileyin wa-is'taghfirū
ve bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ Rabbinizden rabbakum
Rabbinizden
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تُوبُوٓا۟ tevbe edin tūbū
tevbe edin
إِلَيْهِ ۚ O'na ilayhi
O'na
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim
رَحِيمٌۭ çok rahmet edendir raḥīmun
çok rahmet edendir
وَدُودٌۭ çok sevendir wadūdun
çok sevendir
٩٠ (90)
(90)
"Rabbinizden mağfiret dileyin; O'na tevbe edin; doğrusu Rabbim merhamet eder ve çok sever."
11:91
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
يَـٰشُعَيْبُ Ey Şuayb yāshuʿaybu
Ey Şuayb
مَا biz anlamıyoruz
biz anlamıyoruz
نَفْقَهُ we understand nafqahu
we understand
كَثِيرًۭا çoğunu kathīran
çoğunu
مِّمَّا şeylerin mimmā
şeylerin
تَقُولُ senin söylediğin taqūlu
senin söylediğin
وَإِنَّا ve biz wa-innā
ve biz
لَنَرَىٰكَ seni görüyoruz lanarāka
seni görüyoruz
فِينَا içimizde fīnā
içimizde
ضَعِيفًۭا ۖ güçsüz ḍaʿīfan
güçsüz
وَلَوْلَا şayet walawlā
şayet
رَهْطُكَ yakın çevren olmasaydı rahṭuka
yakın çevren olmasaydı
لَرَجَمْنَـٰكَ ۖ seni taşlardık larajamnāka
seni taşlardık
وَمَآ ve yoktur wamā
ve yoktur
أَنتَ senin anta
senin
عَلَيْنَا bize karşı ʿalaynā
bize karşı
بِعَزِيزٍۢ bir üstünlüğün biʿazīzin
bir üstünlüğün
٩١ (91)
(91)
"Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyor ve doğrusu seni aramızda güçsüz görüyoruz. Eğer taraftarların olmasaydı seni taşlardık. Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur" dediler.
11:92
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
أَرَهْطِىٓ yakın çevrem arahṭī
yakın çevrem
أَعَزُّ daha mı üstündür aʿazzu
daha mı üstündür
عَلَيْكُم sizce ʿalaykum
sizce
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَٱتَّخَذْتُمُوهُ onu bıraktınız wa-ittakhadhtumūhu
onu bıraktınız
وَرَآءَكُمْ arkanızda warāakum
arkanızda
ظِهْرِيًّا ۖ sırt dönerek ẓih'riyyan
sırt dönerek
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
مُحِيطٌۭ kuşatmıştır muḥīṭun
kuşatmıştır
٩٢ (92)
(92)
"Ey Milletim! Benim taraftarlarım size göre Allah'tan daha mı değerlidir ki Allah'a sırt çevirdiniz? Doğrusu Rabbim yaptıklarınızı bilgisiyle kuşatmıştır" dedi.
11:93
وَيَـٰقَوْمِ Ey kavmim wayāqawmi
Ey kavmim
ٱعْمَلُوا۟ yapın iʿ'malū
yapın
عَلَىٰ imkanınızın elverdiğini ʿalā
imkanınızın elverdiğini
مَكَانَتِكُمْ your position makānatikum
your position
إِنِّى ben de innī
ben de
عَـٰمِلٌۭ ۖ yapıyorum ʿāmilun
yapıyorum
سَوْفَ yakında sawfa
yakında
تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz
مَن kime man
kime
يَأْتِيهِ geleceğini yatīhi
geleceğini
عَذَابٌۭ azabın ʿadhābun
azabın
يُخْزِيهِ aşağılatıcı yukh'zīhi
aşağılatıcı
وَمَنْ ve kimin waman
ve kimin
هُوَ o huwa
o
كَـٰذِبٌۭ ۖ yalancı olduğunu kādhibun
yalancı olduğunu
وَٱرْتَقِبُوٓا۟ gözetleyin wa-ir'taqibū
gözetleyin
إِنِّى ben de innī
ben de
مَعَكُمْ sizinle birlikte maʿakum
sizinle birlikte
رَقِيبٌۭ gözetliyorum raqībun
gözetliyorum
٩٣ (93)
(93)
"Ey Milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Kime rezil edici bir azabın geleceğini, kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlüyorum."
11:94
وَلَمَّا ne zaman ki walammā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
أَمْرُنَا emrimiz amrunā
emrimiz
نَجَّيْنَا kurtardık najjaynā
kurtardık
شُعَيْبًۭا Şuayb'ı shuʿayban
Şuayb'ı
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ iman eden(leri) āmanū
iman eden(leri)
مَعَهُۥ onunla birlikte maʿahu
onunla birlikte
بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle
مِّنَّا tarafımızdan minnā
tarafımızdan
وَأَخَذَتِ ve aldı wa-akhadhati
ve aldı
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ظَلَمُوا۟ zulmeden(leri) ẓalamū
zulmeden(leri)
ٱلصَّيْحَةُ bir çığlık l-ṣayḥatu
bir çığlık
فَأَصْبَحُوا۟ ve kaldılar fa-aṣbaḥū
ve kaldılar
فِى yurtlarında
yurtlarında
دِيَـٰرِهِمْ their homes diyārihim
their homes
جَـٰثِمِينَ diz çökmüç olarak jāthimīna
diz çökmüç olarak
٩٤ (94)
(94)
Buyruğumuz gelince, Şuayb'ı ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak kurtardık. Haksızlık yapanları bir çığlık yakaladı, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
11:95
كَأَن sanki ka-an
sanki
لَّمْ hiç yaşamamışlardı lam
hiç yaşamamışlardı
يَغْنَوْا۟ they (had) prospered yaghnaw
they (had) prospered
فِيهَآ ۗ orada fīhā
orada
أَلَا iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
بُعْدًۭا uzaklaştırıldı buʿ'dan
uzaklaştırıldı
لِّمَدْيَنَ Medyen (halkı) limadyana
Medyen (halkı)
كَمَا gibi kamā
gibi
بَعِدَتْ uzaklaştırıldığı baʿidat
uzaklaştırıldığı
ثَمُودُ Semud (halkı) thamūdu
Semud (halkı)
٩٥ (95)
(95)
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.
11:96
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle
وَسُلْطَـٰنٍۢ ve bir belgeyle wasul'ṭānin
ve bir belgeyle
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
٩٦ (96)
(96)
And olsun ki Musa'yı Firavun ve erkanına mucizelerimizle, apaçık bir delil ile gönderdik. Firavun'un buyruğuna uydular, oysa Firavun'un buyurduğu sağduyuya uygun değildi.
11:97
إِلَىٰ Firavun'a ilā
Firavun'a
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ ve adamlarına wamala-ihi
ve adamlarına
فَٱتَّبَعُوٓا۟ onlar uydular fa-ittabaʿū
onlar uydular
أَمْرَ buyruğuna amra
buyruğuna
فِرْعَوْنَ ۖ Firavun'un fir'ʿawna
Firavun'un
وَمَآ ve değildi wamā
ve değildi
أَمْرُ buyruğu amru
buyruğu
فِرْعَوْنَ Firavun'un fir'ʿawna
Firavun'un
بِرَشِيدٍۢ doğruya yöneltici birashīdin
doğruya yöneltici
٩٧ (97)
(97)
And olsun ki Musa'yı Firavun ve erkanına mucizelerimizle, apaçık bir delil ile gönderdik. Firavun'un buyruğuna uydular, oysa Firavun'un buyurduğu sağduyuya uygun değildi.
11:98
يَقْدُمُ öncülük ederek yaqdumu
öncülük ederek
قَوْمَهُۥ kavmine qawmahu
kavmine
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فَأَوْرَدَهُمُ sürükler fa-awradahumu
sürükler
ٱلنَّارَ ۖ ateşe l-nāra
ateşe
وَبِئْسَ ne fena wabi'sa
ne fena
ٱلْوِرْدُ bir yerdir l-wir'du
bir yerdir
ٱلْمَوْرُودُ vardıkları yer l-mawrūdu
vardıkları yer
٩٨ (98)
(98)
Firavun, kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir!
11:99
وَأُتْبِعُوا۟ onlar uğratıldılar wa-ut'biʿū
onlar uğratıldılar
فِى burada
burada
هَـٰذِهِۦ this hādhihi
this
لَعْنَةًۭ lanete laʿnatan
lanete
وَيَوْمَ ve gününde wayawma
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
بِئْسَ ne kötü bi'sa
ne kötü
ٱلرِّفْدُ bir bağıştır l-rif'du
bir bağıştır
ٱلْمَرْفُودُ verilen bu bağış l-marfūdu
verilen bu bağış
٩٩ (99)
(99)
Hem burada ve hem kıyamet gününde lanete uğratılırlar. Bu ne kötü bir bağıştır!
11:100
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
مِنْ haberlerindendir min
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ (the) news anbāi
(the) news
ٱلْقُرَىٰ o şehirlerin l-qurā
o şehirlerin
نَقُصُّهُۥ anlattıklarımız naquṣṣuhu
anlattıklarımız
عَلَيْكَ ۖ sana ʿalayka
sana
مِنْهَا onlardan bazıları min'hā
onlardan bazıları
قَآئِمٌۭ ayaktadırlar qāimun
ayaktadırlar
وَحَصِيدٌۭ (bazıları ise) tamamen silinmiştir waḥaṣīdun
(bazıları ise) tamamen silinmiştir
١٠٠ (100)
(100)
Bu sana anlattıklarımız, kasabaların başından geçenlerdir. Onların bir kısmı hala duruyor, bir kısmı ise silinip gitmiştir.
11:101
وَمَا biz onlara zulmetmedik wamā
biz onlara zulmetmedik
ظَلَمْنَـٰهُمْ We wronged them ẓalamnāhum
We wronged them
وَلَـٰكِن ama walākin
ama
ظَلَمُوٓا۟ onlar zulmettiler ẓalamū
onlar zulmettiler
أَنفُسَهُمْ ۖ kendilerine anfusahum
kendilerine
فَمَآ sağlayamadı famā
sağlayamadı
أَغْنَتْ availed aghnat
availed
عَنْهُمْ kendilerine ʿanhum
kendilerine
ءَالِهَتُهُمُ onların ilahları ālihatuhumu
onların ilahları
ٱلَّتِى taptıkları allatī
taptıkları
يَدْعُونَ they invoked yadʿūna
they invoked
مِن başka min
başka
دُونِ other than Allah dūni
other than Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مِن hiç bir min
hiç bir
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
لَّمَّا ne zaman ki lammā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
أَمْرُ emri amru
emri
رَبِّكَ ۖ Rabbinin rabbika
Rabbinin
وَمَا bir işe yaramadı wamā
bir işe yaramadı
زَادُوهُمْ artırmaktan zādūhum
artırmaktan
غَيْرَ başka ghayra
başka
تَتْبِيبٍۢ kayıplarını tatbībin
kayıplarını
١٠١ (101)
(101)
Onlara Biz zulmetmedik, fakat onlar kendilerine yazık ettiler. Rabbinin buyruğu gelince, Allah'ı bırakıp taptıkları tanrılar kendilerine bir fayda vermedi, kayıplarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.
11:102
وَكَذَٰلِكَ işte böyledir wakadhālika
işte böyledir
أَخْذُ yakalaması akhdhu
yakalaması
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَخَذَ yakaladığı akhadha
yakaladığı
ٱلْقُرَىٰ şehirleri l-qurā
şehirleri
وَهِىَ ve o wahiya
ve o
ظَـٰلِمَةٌ ۚ zulmeden ẓālimatun
zulmeden
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
أَخْذَهُۥٓ O'nun yakalaması akhdhahu
O'nun yakalaması
أَلِيمٌۭ pek acı alīmun
pek acı
شَدِيدٌ pek şiddetlidir shadīdun
pek şiddetlidir
١٠٢ (102)
(102)
Allah, kasabaların zalim halkını yakalayınca, böyle yakalar; yakalaması da şiddetli ve elimdir.
11:103
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ibret laāyatan
ibret
لِّمَنْ kimse için liman
kimse için
خَافَ korkan khāfa
korkan
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahiret l-ākhirati
ahiret
ذَٰلِكَ işte O dhālika
işte O
يَوْمٌۭ bir gündür yawmun
bir gündür
مَّجْمُوعٌۭ toplanacağı majmūʿun
toplanacağı
لَّهُ onda lahu
onda
ٱلنَّاسُ insanların l-nāsu
insanların
وَذَٰلِكَ ve O wadhālika
ve O
يَوْمٌۭ bir gündür yawmun
bir gündür
مَّشْهُودٌۭ herkesin tanık olacağı mashhūdun
herkesin tanık olacağı
١٠٣ (103)
(103)
Ahiretin azabından korkanlara, bunda, hiç şüphesiz ibret vardır. Bu, insanların toplanacağı gündür; bu, görülecek bir gündür.
11:104
وَمَا ve wamā
ve
نُؤَخِّرُهُۥٓ biz onu geciktirmeyiz nu-akhiruhu
biz onu geciktirmeyiz
إِلَّا ancak illā
ancak
لِأَجَلٍۢ süreye kadar li-ajalin
süreye kadar
مَّعْدُودٍۢ belirli maʿdūdin
belirli
١٠٤ (104)
(104)
Biz, o günü, ancak belli bir süreye kadar geciktiririz.
11:105
يَوْمَ O gün yawma
O gün
يَأْتِ gelince yati
gelince
لَا konuşamaz
konuşamaz
تَكَلَّمُ will speak takallamu
will speak
نَفْسٌ hiç kimse nafsun
hiç kimse
إِلَّا dışında illā
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ O'nun izni bi-idh'nihi
O'nun izni
فَمِنْهُمْ onlardan kimi famin'hum
onlardan kimi
شَقِىٌّۭ bedbahtttır shaqiyyun
bedbahtttır
وَسَعِيدٌۭ (kimi de) mutludur wasaʿīdun
(kimi de) mutludur
١٠٥ (105)
(105)
O gün gelince, Allah'ın izni olmaksızın hiç kimse konuşamaz: İçlerinde bedbaht olanlar da, mesut olanlar da vardır.
11:106
فَأَمَّا kimseler fa-ammā
kimseler
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
شَقُوا۟ bedbaht olan(lar) shaqū
bedbaht olan(lar)
فَفِى içindedirler fafī
içindedirler
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
لَهُمْ onların vardır lahum
onların vardır
فِيهَا orada fīhā
orada
زَفِيرٌۭ korkunç çığlıkları zafīrun
korkunç çığlıkları
وَشَهِيقٌ ve inlemeleri washahīqun
ve inlemeleri
١٠٦ (106)
(106)
Bedbaht olanlar cehennemdedirler. Onlar orada ah edip inlerler.
11:107
خَـٰلِدِينَ onlar sürekli kalıcıdırlar khālidīna
onlar sürekli kalıcıdırlar
فِيهَا orada fīhā
orada
مَا durdukça
durdukça
دَامَتِ as long as remain dāmati
as long as remain
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler l-samāwātu
gökler
وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer
إِلَّا dışında illā
dışında
مَا kimseler
kimseler
شَآءَ diledikleri shāa
diledikleri
رَبُّكَ ۚ Rabbinin rabbuka
Rabbinin
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
فَعَّالٌۭ yapandır faʿʿālun
yapandır
لِّمَا dilediğini limā
dilediğini
يُرِيدُ He intends yurīdu
He intends
١٠٧ (107)
(107)
Rabbinin dilemesi bir yana, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır. Rabbin, şüphesiz, her istediğini yapar.
11:108
۞ وَأَمَّا ve wa-ammā
ve
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
سُعِدُوا۟ mutlu olan(lar) suʿidū
mutlu olan(lar)
فَفِى içindedirler fafī
içindedirler
ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet
خَـٰلِدِينَ onlar sürekli kalıcıdırlar khālidīna
onlar sürekli kalıcıdırlar
فِيهَا orada fīhā
orada
مَا durdukça
durdukça
دَامَتِ as long as remains dāmati
as long as remains
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler l-samāwātu
gökler
وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer
إِلَّا dışında illā
dışında
مَا diledikleri
diledikleri
شَآءَ what your Lord wills shāa
what your Lord wills
رَبُّكَ ۖ Rabbinin rabbuka
Rabbinin
عَطَآءً bir lütuftur ʿaṭāan
bir lütuftur
غَيْرَ olmaksızın ghayra
olmaksızın
مَجْذُوذٍۢ kesinti majdhūdhin
kesinti
١٠٨ (108)
(108)
Mesud olanlar ise cennettedirler. Rabbinin dilemesi bir yana, sonsuz bir lütuf olarak, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır.
11:109
فَلَا o halde falā
o halde
تَكُ olmasın taku
olmasın
فِى hiçbir
hiçbir
مِرْيَةٍۢ tereddüd mir'yatin
tereddüd
مِّمَّا hakkında mimmā
hakkında
يَعْبُدُ taptıkları yaʿbudu
taptıkları
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ onların hāulāi
onların
مَا onlar tapmazlar
onlar tapmazlar
يَعْبُدُونَ they worship yaʿbudūna
they worship
إِلَّا başkasına illā
başkasına
كَمَا gibi olandan kamā
gibi olandan
يَعْبُدُ taptıkları yaʿbudu
taptıkları
ءَابَآؤُهُم babalarının ābāuhum
babalarının
مِّن daha önce min
daha önce
قَبْلُ ۚ before qablu
before
وَإِنَّا şüphesiz biz wa-innā
şüphesiz biz
لَمُوَفُّوهُمْ vereceğiz lamuwaffūhum
vereceğiz
نَصِيبَهُمْ onların paylarını naṣībahum
onların paylarını
غَيْرَ olmadan ghayra
olmadan
مَنقُوصٍۢ eksik manqūṣin
eksik
١٠٩ (109)
(109)
Bu putperestlerin taptıklarının batıl olduğunda şüphen olmasın; daha önce babalarının tapmış oldukları gibi onlar da taparlar. Onlara paylarını şüphesiz eksiksiz olarak ödeyeceğiz.
11:110
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا verdik ātaynā
verdik
مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitab'ı l-kitāba
Kitab'ı
فَٱخْتُلِفَ ayrılığa düşüldü fa-ukh'tulifa
ayrılığa düşüldü
فِيهِ ۚ onda fīhi
onda
وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ bir söz kalimatun
bir söz
سَبَقَتْ önceden geçmiş sabaqat
önceden geçmiş
مِن tarafından min
tarafından
رَّبِّكَ Rabbin rabbika
Rabbin
لَقُضِىَ hüküm verilirdi laquḍiya
hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۚ aralarında baynahum
aralarında
وَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar wa-innahum
şüphesiz onlar
لَفِى içindedirler lafī
içindedirler
شَكٍّۢ bir tereddüt shakkin
bir tereddüt
مِّنْهُ bunun hakkında min'hu
bunun hakkında
مُرِيبٍۢ gocundurucu murībin
gocundurucu
١١٠ (110)
(110)
And olsun ki, Musa'ya Kitap verdik; onda ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında çoktan hükmedilmiş olurdu. Doğrusu onlar, Kitap'ın Allah katından olduğunda şüphe ve endişe içindedirler.
11:111
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
كُلًّۭا tümünün kullan
tümünün
لَّمَّا tastamam verecektir lammā
tastamam verecektir
لَيُوَفِّيَنَّهُمْ surely will pay them in full layuwaffiyannahum
surely will pay them in full
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
أَعْمَـٰلَهُمْ ۚ onların yaptıklarını aʿmālahum
onların yaptıklarını
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
بِمَا şeylerden bimā
şeylerden
يَعْمَلُونَ yaptıkları yaʿmalūna
yaptıkları
خَبِيرٌۭ haberdardır khabīrun
haberdardır
١١١ (111)
(111)
Rabbin, onların işlerinin karşılığını elbette tamamen verecektir. O, şüphesiz, onların yaptıklarını bilir.
11:112
فَٱسْتَقِمْ dosdoğru olun fa-is'taqim
dosdoğru olun
كَمَآ gibi kamā
gibi
أُمِرْتَ emrolunduğun umir'ta
emrolunduğun
وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler
تَابَ tevbe eden tāba
tevbe eden
مَعَكَ seninle birlikte maʿaka
seninle birlikte
وَلَا ve walā
ve
تَطْغَوْا۟ ۚ aşırı gitmeyin taṭghaw
aşırı gitmeyin
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ görmektedir baṣīrun
görmektedir
١١٢ (112)
(112)
Sen, beraberindeki tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı gitmeyin, doğrusu Allah yaptıklarınızı görür.
11:113
وَلَا ve walā
ve
تَرْكَنُوٓا۟ meyletmeyin tarkanū
meyletmeyin
إِلَى kimselere ilā
kimselere
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
ظَلَمُوا۟ zulmeden(lere) ẓalamū
zulmeden(lere)
فَتَمَسَّكُمُ yoksa size dokunur fatamassakumu
yoksa size dokunur
ٱلنَّارُ ateş l-nāru
ateş
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مِنْ hiçbir min
hiçbir
أَوْلِيَآءَ dost(lar) awliyāa
dost(lar)
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا asla
asla
تُنصَرُونَ yardım göremezsiniz tunṣarūna
yardım göremezsiniz
١١٣ (113)
(113)
Haksızlık yapanlara yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz.
11:114
وَأَقِمِ ve kıl wa-aqimi
ve kıl
ٱلصَّلَوٰةَ namaz l-ṣalata
namaz
طَرَفَىِ iki tarafında ṭarafayi
iki tarafında
ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün
وَزُلَفًۭا ve yakın vakitlerinde wazulafan
ve yakın vakitlerinde
مِّنَ gecenin mina
gecenin
ٱلَّيْلِ ۚ the night al-layli
the night
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْحَسَنَـٰتِ iyilikler l-ḥasanāti
iyilikler
يُذْهِبْنَ giderir yudh'hib'na
giderir
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ kötülükleri l-sayiāti
kötülükleri
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
ذِكْرَىٰ bir öğüttür dhik'rā
bir öğüttür
لِلذَّٰكِرِينَ ibret alanlara lildhākirīna
ibret alanlara
١١٤ (114)
(114)
Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt kabul edenlere bir öğüttür.
11:115
وَٱصْبِرْ ve sabret wa-iṣ'bir
ve sabret
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا zayi etmez
zayi etmez
يُضِيعُ let go waste yuḍīʿu
let go waste
أَجْرَ ecirlerini ajra
ecirlerini
ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik yapanların l-muḥ'sinīna
iyilik yapanların
١١٥ (115)
(115)
Sabret, Allah iyi davrananların ecrini elbette zayi etmez.
11:116
فَلَوْلَا değil miydi? falawlā
değil miydi?
كَانَ bulunmalı kāna
bulunmalı
مِنَ nesillerden mina
nesillerden
ٱلْقُرُونِ the generations l-qurūni
the generations
مِن sizden önceki min
sizden önceki
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri
بَقِيَّةٍۢ fazilet baqiyyatin
fazilet
يَنْهَوْنَ alıkoyan yanhawna
alıkoyan
عَنِ fesattan ʿani
fesattan
ٱلْفَسَادِ the corruption l-fasādi
the corruption
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
إِلَّا dışında illā
dışında
قَلِيلًۭا çok azı qalīlan
çok azı
مِّمَّنْ kendilerini mimman
kendilerini
أَنجَيْنَا kurtardığımız anjaynā
kurtardığımız
مِنْهُمْ ۗ onlardan min'hum
onlardan
وَٱتَّبَعَ peşine takıldılar wa-ittabaʿa
peşine takıldılar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ظَلَمُوا۟ zulmedenler ẓalamū
zulmedenler
مَآ bulundukları refahın
bulundukları refahın
أُتْرِفُوا۟ luxury they were given ut'rifū
luxury they were given
فِيهِ içinde fīhi
içinde
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
مُجْرِمِينَ suçlu kimseler muj'rimīna
suçlu kimseler
١١٦ (116)
(116)
Sizden önceki nesillerin ileri gelenleri, yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değil miydiler? Onlardan kurtardıklarımız pek azdır. Kendilerine verilen nimete karşı haksızlık edenlere uyanlar ise suçlu oldular.
11:117
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ değildi kāna
değildi
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
لِيُهْلِكَ helak edecek liyuh'lika
helak edecek
ٱلْقُرَىٰ o beldeleri l-qurā
o beldeleri
بِظُلْمٍۢ zulümle biẓul'min
zulümle
وَأَهْلُهَا ahalisi (iken) wa-ahluhā
ahalisi (iken)
مُصْلِحُونَ ıslah edici muṣ'liḥūna
ıslah edici
١١٧ (117)
(117)
Rabbin, kasabaların halkı ıslah olmuşken, haksız yere onları yok etmez.
11:118
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
لَجَعَلَ yapardı lajaʿala
yapardı
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
أُمَّةًۭ ümmet ummatan
ümmet
وَٰحِدَةًۭ ۖ bir tek wāḥidatan
bir tek
وَلَا ama hala walā
ama hala
يَزَالُونَ durmazlar yazālūna
durmazlar
مُخْتَلِفِينَ ihtilaf etmekten mukh'talifīna
ihtilaf etmekten
١١٨ (118)
(118)
Eğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet kılardı. Fakat, Rabbinin merhamet ettikleri bir yana, hala ayrılıktadırlar, esasen onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin "And olsun ki cehennemi hep insan ve cin ile dolduracağım" sözü yerine gelmiştir.
11:119
إِلَّا hariç illā
hariç
مَن kimseler man
kimseler
رَّحِمَ rahmet ettiği raḥima
rahmet ettiği
رَبُّكَ ۚ Rabbinin rabbuka
Rabbinin
وَلِذَٰلِكَ zaten bunun için walidhālika
zaten bunun için
خَلَقَهُمْ ۗ onları yarattı khalaqahum
onları yarattı
وَتَمَّتْ ve yerine gelmiştir watammat
ve yerine gelmiştir
كَلِمَةُ sözü kalimatu
sözü
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
لَأَمْلَأَنَّ andolsun dolduracağım la-amla-anna
andolsun dolduracağım
جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi
مِنَ cinlerden mina
cinlerden
ٱلْجِنَّةِ the Jinn l-jinati
the Jinn
وَٱلنَّاسِ ve insanlar(dan) wal-nāsi
ve insanlar(dan)
أَجْمَعِينَ tamamen ajmaʿīna
tamamen
١١٩ (119)
(119)
Eğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet kılardı. Fakat, Rabbinin merhamet ettikleri bir yana, hala ayrılıktadırlar, esasen onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin "And olsun ki cehennemi hep insan ve cin ile dolduracağım" sözü yerine gelmiştir.
11:120
وَكُلًّۭا her şeyi wakullan
her şeyi
نَّقُصُّ anlatıyoruz naquṣṣu
anlatıyoruz
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
مِنْ haberlerinden min
haberlerinden
أَنۢبَآءِ (the) news anbāi
(the) news
ٱلرُّسُلِ Peygamberlerin l-rusuli
Peygamberlerin
مَا olan
olan
نُثَبِّتُ sağlamlaştıracak nuthabbitu
sağlamlaştıracak
بِهِۦ onunla bihi
onunla
فُؤَادَكَ ۚ kalbini fuādaka
kalbini
وَجَآءَكَ ve sana gelmiştir wajāaka
ve sana gelmiştir
فِى bunda
bunda
هَـٰذِهِ this hādhihi
this
ٱلْحَقُّ bir hak l-ḥaqu
bir hak
وَمَوْعِظَةٌۭ ve bir öğüt wamawʿiẓatun
ve bir öğüt
وَذِكْرَىٰ ve bir uyarı wadhik'rā
ve bir uyarı
لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minler için lil'mu'minīna
mü'minler için
١٢٠ (120)
(120)
Peygamberlerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar; sana bu belgelerle gerçek; inananlara da öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
11:121
وَقُل ve de ki waqul
ve de ki
لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
لَا iman etmeyen(lere)
iman etmeyen(lere)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
ٱعْمَلُوا۟ yapın iʿ'malū
yapın
عَلَىٰ imkanınızın elverdiğini ʿalā
imkanınızın elverdiğini
مَكَانَتِكُمْ your position makānatikum
your position
إِنَّا biz de innā
biz de
عَـٰمِلُونَ yapmaktayız ʿāmilūna
yapmaktayız
١٢١ (121)
(121)
İnanmayanlara: "Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu biz de yapıyoruz; bekleyin, biz de bekliyoruz" de.
11:122
وَٱنتَظِرُوٓا۟ ve bekleyin wa-intaẓirū
ve bekleyin
إِنَّا biz de innā
biz de
مُنتَظِرُونَ beklemekteyiz muntaẓirūna
beklemekteyiz
١٢٢ (122)
(122)
İnanmayanlara: "Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu biz de yapıyoruz; bekleyin, biz de bekliyoruz" de.
11:123
وَلِلَّهِ ve Allah'a aittir walillahi
ve Allah'a aittir
غَيْبُ gaybı ghaybu
gaybı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
يُرْجَعُ döndürülür yur'jaʿu
döndürülür
ٱلْأَمْرُ işler l-amru
işler
كُلُّهُۥ bütün kulluhu
bütün
فَٱعْبُدْهُ (öyleyse) O'na kulluk et fa-uʿ'bud'hu
(öyleyse) O'na kulluk et
وَتَوَكَّلْ ve dayan watawakkal
ve dayan
عَلَيْهِ ۚ O'na ʿalayhi
O'na
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
بِغَـٰفِلٍ habersiz bighāfilin
habersiz
عَمَّا yaptıklarınızdan ʿammā
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
١٢٣ (123)
(123)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk et, O'na güven. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.