14

İbrahim

Mekki 52 Ayet Cüz 13
ابراهيم
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
14:1
الٓر ۚ Elif Lam Ra alif-lam-ra
Elif Lam Ra
كِتَـٰبٌ (Bu) Kitaptır' kitābun
(Bu) Kitaptır'
أَنزَلْنَـٰهُ indirdiğimiz anzalnāhu
indirdiğimiz
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
لِتُخْرِجَ çıkarman için litukh'rija
çıkarman için
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
مِنَ karanlıklardan mina
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ the darkness[es] l-ẓulumāti
the darkness[es]
إِلَى aydınlığa ilā
aydınlığa
ٱلنُّورِ the light l-nūri
the light
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
إِلَىٰ yoluna ilā
yoluna
صِرَٰطِ the Path ṣirāṭi
the Path
ٱلْعَزِيزِ Aziz l-ʿazīzi
Aziz
ٱلْحَمِيدِ ve övgüye layık olanın l-ḥamīdi
ve övgüye layık olanın
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!
14:2
ٱللَّهِ Allah al-lahi
Allah
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مَا ne varsa
ne varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth
وَوَيْلٌۭ vay haline wawaylun
vay haline
لِّلْكَـٰفِرِينَ şu kafirlerin lil'kāfirīna
şu kafirlerin
مِنْ dolayı min
dolayı
عَذَابٍۢ azabdan ʿadhābin
azabdan
شَدِيدٍ çetin shadīdin
çetin
٢ (2)
(2)
Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!
14:3
ٱلَّذِينَ ki onlar alladhīna
ki onlar
يَسْتَحِبُّونَ tercih ederler yastaḥibbūna
tercih ederler
ٱلْحَيَوٰةَ hayatını l-ḥayata
hayatını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
عَلَى karşılık ʿalā
karşılık
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete l-ākhirati
ahirete
وَيَصُدُّونَ ve engel olurlar wayaṣuddūna
ve engel olurlar
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) Path sabīli
(the) Path
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا ve onu isterler wayabghūnahā
ve onu isterler
عِوَجًا ۚ eğrilmesini ʿiwajan
eğrilmesini
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
فِى içindedirler
içindedirler
ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
بَعِيدٍۢ derin baʿīdin
derin
٣ (3)
(3)
Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.
14:4
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَا biz göndermedik arsalnā
biz göndermedik
مِن her min
her
رَّسُولٍ elçiyi rasūlin
elçiyi
إِلَّا başka illā
başka
بِلِسَانِ dilinden bilisāni
dilinden
قَوْمِهِۦ kendi kavminin qawmihi
kendi kavminin
لِيُبَيِّنَ açıklasın diye liyubayyina
açıklasın diye
لَهُمْ ۖ olara lahum
olara
فَيُضِلُّ şaşırtır fayuḍillu
şaşırtır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediğin yashāu
dilediğin
وَيَهْدِى ve yola iletir wayahdī
ve yola iletir
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir
٤ (4)
(4)
Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur.
14:5
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا göndermiştik arsalnā
göndermiştik
مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizle birlikte biāyātinā
ayetlerimizle birlikte
أَنْ için an
için
أَخْرِجْ çıkarması akhrij
çıkarması
قَوْمَكَ kavmini qawmaka
kavmini
مِنَ karanlıklardan mina
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ the darkness[es] l-ẓulumāti
the darkness[es]
إِلَى aydınlığa ilā
aydınlığa
ٱلنُّورِ the light l-nūri
the light
وَذَكِّرْهُم ve onlara hatırlatması için wadhakkir'hum
ve onlara hatırlatması için
بِأَيَّىٰمِ günlerini bi-ayyāmi
günlerini
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ ayetler vardır laāyātin
ayetler vardır
لِّكُلِّ herkes için likulli
herkes için
صَبَّارٍۢ sabreden ṣabbārin
sabreden
شَكُورٍۢ şükreden shakūrin
şükreden
٥ (5)
(5)
And olsun ki Musa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır.
14:6
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِقَوْمِهِ kavmine liqawmihi
kavmine
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın
نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ üzerinizdeki ʿalaykum
üzerinizdeki
إِذْ zaman idh
zaman
أَنجَىٰكُم sizi kurtardı anjākum
sizi kurtardı
مِّنْ soyundan min
soyundan
ءَالِ (the) people āli
(the) people
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ onlar sizi sürüyorlardı yasūmūnakum
onlar sizi sürüyorlardı
سُوٓءَ en kötüsüne sūa
en kötüsüne
ٱلْعَذَابِ işkencenin l-ʿadhābi
işkencenin
وَيُذَبِّحُونَ ve kesiyorlardı wayudhabbiḥūna
ve kesiyorlardı
أَبْنَآءَكُمْ oğullarınızı abnāakum
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ ve sağ bırakıyorlardı wayastaḥyūna
ve sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ kadınlarınızı nisāakum
kadınlarınızı
وَفِى ve vardı wafī
ve vardı
ذَٰلِكُم bunda size dhālikum
bunda size
بَلَآءٌۭ bir imtihan balāon
bir imtihan
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٦ (6)
(6)
Musa, milletine dedi ki: "Allah'ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı; bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır."
14:7
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
تَأَذَّنَ size bildirmişti ta-adhana
size bildirmişti
رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
لَئِن eğer la-in
eğer
شَكَرْتُمْ şükrederseniz shakartum
şükrederseniz
لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ elbette size daha fazla veririm la-azīdannakum
elbette size daha fazla veririm
وَلَئِن ve eğer wala-in
ve eğer
كَفَرْتُمْ nankörlük ederseniz kafartum
nankörlük ederseniz
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
عَذَابِى azabım ʿadhābī
azabım
لَشَدِيدٌۭ pek çetindir lashadīdun
pek çetindir
٧ (7)
(7)
Rabbiniz: "Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti.
14:8
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
إِن eğer in
eğer
تَكْفُرُوٓا۟ nankörlük etseniz takfurū
nankörlük etseniz
أَنتُمْ siz antum
siz
وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler
فِى yeryüzündeki
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
جَمِيعًۭا hepiniz jamīʿan
hepiniz
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَغَنِىٌّ zengindir laghaniyyun
zengindir
حَمِيدٌ övülmüştür ḥamīdun
övülmüştür
٨ (8)
(8)
Musa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti.
14:9
أَلَمْ size gelmedi mi? alam
size gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ come to you yatikum
come to you
نَبَؤُا۟ haberi naba-u
haberi
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن sizden öncekilerin min
sizden öncekilerin
قَبْلِكُمْ (were) before you qablikum
(were) before you
قَوْمِ kavimlerinin qawmi
kavimlerinin
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
وَعَادٍۢ ve Ad waʿādin
ve Ad
وَثَمُودَ ۛ ve Semud wathamūda
ve Semud
وَٱلَّذِينَ ve kimselerin wa-alladhīna
ve kimselerin
مِنۢ onlardan sonra gelen min
onlardan sonra gelen
بَعْدِهِمْ ۛ (were) after them baʿdihim
(were) after them
لَا onları kimse bilmez
onları kimse bilmez
يَعْلَمُهُمْ knows them yaʿlamuhum
knows them
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ ۚ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
جَآءَتْهُمْ onlara getirdi jāathum
onlara getirdi
رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ kanıtlar bil-bayināti
kanıtlar
فَرَدُّوٓا۟ fakat koydular faraddū
fakat koydular
أَيْدِيَهُمْ onlar ellerini aydiyahum
onlar ellerini
فِىٓ ağızlarına
ağızlarına
أَفْوَٰهِهِمْ their mouths afwāhihim
their mouths
وَقَالُوٓا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
إِنَّا muhakkak biz innā
muhakkak biz
كَفَرْنَا tanımayız kafarnā
tanımayız
بِمَآ şeyi bimā
şeyi
أُرْسِلْتُم sizinle gönderilen ur'sil'tum
sizinle gönderilen
بِهِۦ onunla bihi
onunla
وَإِنَّا ve biz wa-innā
ve biz
لَفِى içindeyiz lafī
içindeyiz
شَكٍّۢ bir kuşku shakkin
bir kuşku
مِّمَّا şeye karşı mimmā
şeye karşı
تَدْعُونَنَآ bizi çağırdığınız tadʿūnanā
bizi çağırdığınız
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
مُرِيبٍۢ derin murībin
derin
٩ (9)
(9)
Sizden önce gecen Nuh, Ad, Semud milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri ki onları Allah'tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler, fakat ellerini ağızlarına götürüp: "Biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz" dediler.
14:10
۞ قَالَتْ dediler ki qālat
dediler ki
رُسُلُهُمْ elçileri rusuluhum
elçileri
أَفِى hakkında (edilir) mi? afī
hakkında (edilir) mi?
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
شَكٌّۭ şüphe shakkun
şüphe
فَاطِرِ yaratan fāṭiri
yaratan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yeri wal-arḍi
ve yeri
يَدْعُوكُمْ (O) sizi davet ediyor yadʿūkum
(O) sizi davet ediyor
لِيَغْفِرَ bağışlamak için liyaghfira
bağışlamak için
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّن bir kısmını min
bir kısmını
ذُنُوبِكُمْ günahlarınızdan dhunūbikum
günahlarınızdan
وَيُؤَخِّرَكُمْ ve sizi ertelemek için wayu-akhirakum
ve sizi ertelemek için
إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar
أَجَلٍۢ bir süreye ajalin
bir süreye
مُّسَمًّۭى ۚ belirtilmiş musamman
belirtilmiş
قَالُوٓا۟ onlar dediler qālū
onlar dediler
إِنْ siz de in
siz de
أَنتُمْ you antum
you
إِلَّا başka değilsiniz illā
başka değilsiniz
بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan
مِّثْلُنَا bizim gibi mith'lunā
bizim gibi
تُرِيدُونَ istiyorsunuz turīdūna
istiyorsunuz
أَن bizi çevirmek an
bizi çevirmek
تَصُدُّونَا hinder us taṣuddūnā
hinder us
عَمَّا olduğundan ʿammā
olduğundan
كَانَ used to kāna
used to
يَعْبُدُ tapıyor yaʿbudu
tapıyor
ءَابَآؤُنَا atalarımızın ābāunā
atalarımızın
فَأْتُونَا o halde bize getirin fatūnā
o halde bize getirin
بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil bisul'ṭānin
bir delil
مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık
١٠ (10)
(10)
Onların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler.
14:11
قَالَتْ dediler ki qālat
dediler ki
لَهُمْ onlara lahum
onlara
رُسُلُهُمْ elçileri rusuluhum
elçileri
إِن değiliz in
değiliz
نَّحْنُ biz (de) naḥnu
biz (de)
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
بَشَرٌۭ insandan basharun
insandan
مِّثْلُكُمْ sizin gibi mith'lukum
sizin gibi
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَمُنُّ lutfeder yamunnu
lutfeder
عَلَىٰ kimseye ʿalā
kimseye
مَن whom man
whom
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ His slaves ʿibādihi
His slaves
وَمَا yoktur wamā
yoktur
كَانَ imkanımız kāna
imkanımız
لَنَآ bizim lanā
bizim
أَن size getiremeye an
size getiremeye
نَّأْتِيَكُم we bring you natiyakum
we bring you
بِسُلْطَـٰنٍ bir delil bisul'ṭānin
bir delil
إِلَّا olmadan illā
olmadan
بِإِذْنِ izni bi-idh'ni
izni
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَعَلَى ve waʿalā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar l-mu'minūna
inananlar
١١ (11)
(11)
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah'a güvensin."
14:12
وَمَا neden? wamā
neden?
لَنَآ biz lanā
biz
أَلَّا dayanmayalım allā
dayanmayalım
نَتَوَكَّلَ we put our trust natawakkala
we put our trust
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَقَدْ elbette waqad
elbette
هَدَىٰنَا bize göstermişken hadānā
bize göstermişken
سُبُلَنَا ۚ yollarımızı subulanā
yollarımızı
وَلَنَصْبِرَنَّ ve katlanırız walanaṣbiranna
ve katlanırız
عَلَىٰ bize yaptığınız eziyetlere ʿalā
bize yaptığınız eziyetlere
مَآ what
what
ءَاذَيْتُمُونَا ۚ harm you may cause us ādhaytumūnā
harm you may cause us
وَعَلَى ve waʿalā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar
ٱلْمُتَوَكِّلُونَ tevekkül edenler l-mutawakilūna
tevekkül edenler
١٢ (12)
(12)
"Bize yollarımızı gösteren Allah'a niçin güvenmeyelim? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Güvenenler ancak Allah'a güvensinler."
14:13
وَقَالَ dediler ki waqāla
dediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لِرُسُلِهِمْ elçilerine lirusulihim
elçilerine
لَنُخْرِجَنَّكُم ya sizi mutlaka çıkarırız lanukh'rijannakum
ya sizi mutlaka çıkarırız
مِّنْ yurdumuzdan min
yurdumuzdan
أَرْضِنَآ our land arḍinā
our land
أَوْ ya da aw
ya da
لَتَعُودُنَّ dönersiniz lataʿūdunna
dönersiniz
فِى bizim dinimize
bizim dinimize
مِلَّتِنَا ۖ our religion millatinā
our religion
فَأَوْحَىٰٓ şöyle vahyetti fa-awḥā
şöyle vahyetti
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
رَبُّهُمْ Rableri rabbuhum
Rableri
لَنُهْلِكَنَّ mutlaka helak edeceğiz lanuh'likanna
mutlaka helak edeceğiz
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri
١٣ (13)
(13)
İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.
14:14
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ ve sizi yerleştireceğiz walanus'kinannakumu
ve sizi yerleştireceğiz
ٱلْأَرْضَ o yere l-arḍa
o yere
مِنۢ onların ardından min
onların ardından
بَعْدِهِمْ ۚ after them baʿdihim
after them
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
لِمَنْ içindir liman
içindir
خَافَ korkan khāfa
korkan
مَقَامِى makamımdan maqāmī
makamımdan
وَخَافَ ve korkan içindir wakhāfa
ve korkan içindir
وَعِيدِ tehdidimden waʿīdi
tehdidimden
١٤ (14)
(14)
İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.
14:15
وَٱسْتَفْتَحُوا۟ fetih istediler wa-is'taftaḥū
fetih istediler
وَخَابَ ve perişan oldu wakhāba
ve perişan oldu
كُلُّ her kullu
her
جَبَّارٍ zorba jabbārin
zorba
عَنِيدٍۢ inatçı ʿanīdin
inatçı
١٥ (15)
(15)
Peygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.
14:16
مِّن ardından da min
ardından da
وَرَآئِهِۦ Ahead warāihi
Ahead
جَهَنَّمُ cehennem jahannamu
cehennem
وَيُسْقَىٰ kendisine içirilir wayus'qā
kendisine içirilir
مِن bir suy min
bir suy
مَّآءٍۢ water māin
water
صَدِيدٍۢ irin (gibi) ṣadīdin
irin (gibi)
١٦ (16)
(16)
Ardında cehennem vardır; orada kendisine irinli su içirilecektir.
14:17
يَتَجَرَّعُهُۥ onu yutmağa çalışır yatajarraʿuhu
onu yutmağa çalışır
وَلَا fakat walā
fakat
يَكَادُ geçiremez yakādu
geçiremez
يُسِيغُهُۥ boğazından yusīghuhu
boğazından
وَيَأْتِيهِ ve ona geldiği halde wayatīhi
ve ona geldiği halde
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
مَكَانٍۢ yandan makānin
yandan
وَمَا ve yine wamā
ve yine
هُوَ o huwa
o
بِمَيِّتٍۢ ۖ ölemez bimayyitin
ölemez
وَمِن bunun ardından wamin
bunun ardından
وَرَآئِهِۦ And ahead of him warāihi
And ahead of him
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
غَلِيظٌۭ kaba ghalīẓun
kaba
١٧ (17)
(17)
Onu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemiyecek, arkasından da çetin bir azap gelecektir.
14:18
مَّثَلُ durumu mathalu
durumu
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
بِرَبِّهِمْ ۖ Rablerini birabbihim
Rablerini
أَعْمَـٰلُهُمْ işleri; aʿmāluhum
işleri;
كَرَمَادٍ küle benzer karamādin
küle benzer
ٱشْتَدَّتْ savurduğu ish'taddat
savurduğu
بِهِ onu bihi
onu
ٱلرِّيحُ rüzgarın l-rīḥu
rüzgarın
فِى bir günde
bir günde
يَوْمٍ a day yawmin
a day
عَاصِفٍۢ ۖ fırtınalı ʿāṣifin
fırtınalı
لَّا ele geçiremezler
ele geçiremezler
يَقْدِرُونَ control (they have) yaqdirūna
control (they have)
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
كَسَبُوا۟ kazandıkları kasabū
kazandıkları
عَلَىٰ hiçbir şeyi ʿalā
hiçbir şeyi
شَىْءٍۢ ۚ anything shayin
anything
ذَٰلِكَ işte dhālika
işte
هُوَ o huwa
o
ٱلضَّلَـٰلُ sapıklıktır l-ḍalālu
sapıklıktır
ٱلْبَعِيدُ derin l-baʿīdu
derin
١٨ (18)
(18)
Rablerini inkar edenlerin işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu uzak sapıklıktır.
14:19
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
إِن eğer in
eğer
يَشَأْ dilerse yasha
dilerse
يُذْهِبْكُمْ sizi götürür yudh'hib'kum
sizi götürür
وَيَأْتِ ve getirir wayati
ve getirir
بِخَلْقٍۢ bir halk bikhalqin
bir halk
جَدِيدٍۢ yepyeni jadīdin
yepyeni
١٩ (19)
(19)
Gökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını bilmiyor musun? Dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder.
14:20
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
بِعَزِيزٍۢ güç biʿazīzin
güç
٢٠ (20)
(20)
Bu, Allah için güç değildir.
14:21
وَبَرَزُوا۟ ve göründüler wabarazū
ve göründüler
لِلَّهِ Allah'ın huzurunda lillahi
Allah'ın huzurunda
جَمِيعًۭا hepsi jamīʿan
hepsi
فَقَالَ dediler ki faqāla
dediler ki
ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟ zayıflar l-ḍuʿafāu
zayıflar
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ büyüklük taslayan(lara) is'takbarū
büyüklük taslayan(lara)
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
كُنَّا idik kunnā
idik
لَكُمْ size lakum
size
تَبَعًۭا tabi tabaʿan
tabi
فَهَلْ misiniz? fahal
misiniz?
أَنتُم siz antum
siz
مُّغْنُونَ savabilir mugh'nūna
savabilir
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
مِنْ azabından min
azabından
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مِن (en ufak) min
(en ufak)
شَىْءٍۢ ۚ bir şey shayin
bir şey
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
لَوْ eğer law
eğer
هَدَىٰنَا bize yol gösterseydi hadānā
bize yol gösterseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهَدَيْنَـٰكُمْ ۖ biz de size yol gösterirdik lahadaynākum
biz de size yol gösterirdik
سَوَآءٌ artık birdir sawāon
artık birdir
عَلَيْنَآ bize ʿalaynā
bize
أَجَزِعْنَآ sızlansak da ajaziʿ'nā
sızlansak da
أَمْ ya da am
ya da
صَبَرْنَا sabretsek de ṣabarnā
sabretsek de
مَا yoktur
yoktur
لَنَا bize lanā
bize
مِن hiç min
hiç
مَّحِيصٍۢ kaçıp sığınacak bir yer maḥīṣin
kaçıp sığınacak bir yer
٢١ (21)
(21)
İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler.
14:22
وَقَالَ şöyle dedi waqāla
şöyle dedi
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
لَمَّا ne zaman ki lammā
ne zaman ki
قُضِىَ bitirildi quḍiya
bitirildi
ٱلْأَمْرُ l-amru
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
وَعَدَكُمْ size va'detti waʿadakum
size va'detti
وَعْدَ va'di waʿda
va'di
ٱلْحَقِّ gerçek l-ḥaqi
gerçek
وَوَعَدتُّكُمْ ve ben de size va'dettim wawaʿadttukum
ve ben de size va'dettim
فَأَخْلَفْتُكُمْ ۖ ama ben sözümden caydım fa-akhlaftukum
ama ben sözümden caydım
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
كَانَ benim kāna
benim
لِىَ I had liya
I had
عَلَيْكُم size karşı ʿalaykum
size karşı
مِّن hiç min
hiç
سُلْطَـٰنٍ bir güc(üm) sul'ṭānin
bir güc(üm)
إِلَّآ başka illā
başka
أَن sizi davet etmekten an
sizi davet etmekten
دَعَوْتُكُمْ I invited you daʿawtukum
I invited you
فَٱسْتَجَبْتُمْ siz de da'vetime koştunuz fa-is'tajabtum
siz de da'vetime koştunuz
لِى ۖ benim
benim
فَلَا o halde falā
o halde
تَلُومُونِى beni kınamayın talūmūnī
beni kınamayın
وَلُومُوٓا۟ fakat kınayın walūmū
fakat kınayın
أَنفُسَكُم ۖ kendi kendinizi anfusakum
kendi kendinizi
مَّآ ne
ne
أَنَا۠ ben anā
ben
بِمُصْرِخِكُمْ sizi kurtarabilirim bimuṣ'rikhikum
sizi kurtarabilirim
وَمَآ ne de wamā
ne de
أَنتُم siz antum
siz
بِمُصْرِخِىَّ ۖ beni kurtarabilirsiniz bimuṣ'rikhiyya
beni kurtarabilirsiniz
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
كَفَرْتُ reddetmiştim kafartu
reddetmiştim
بِمَآ beni ortak koşmanızı bimā
beni ortak koşmanızı
أَشْرَكْتُمُونِ your association of me (with Allah) ashraktumūni
your association of me (with Allah)
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ ۗ before qablu
before
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
لَهُمْ (onlar) için vardır lahum
(onlar) için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٢٢ (22)
(22)
İş olup bitince, şeytan: "Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır" der.
14:23
وَأُدْخِلَ ve sokuldular wa-ud'khila
ve sokuldular
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işyer l-ṣāliḥāti
iyi işyer
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ sürekli kalacakları khālidīna
sürekli kalacakları
فِيهَا orada fīhā
orada
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
رَبِّهِمْ ۖ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
تَحِيَّتُهُمْ onların dirlik temennileri taḥiyyatuhum
onların dirlik temennileri
فِيهَا orada fīhā
orada
سَلَـٰمٌ selamdır salāmun
selamdır
٢٣ (23)
(23)
İnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan cennetlere konulurlar, Rablerinin izniyle orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: "Selam!"dır.
14:24
أَلَمْ görmedin mi alam
görmedin mi
تَرَ you see tara
you see
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
ضَرَبَ bir benzetme yaptı ḍaraba
bir benzetme yaptı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَثَلًۭا benzeri mathalan
benzeri
كَلِمَةًۭ sözün kalimatan
sözün
طَيِّبَةًۭ güzel ṭayyibatan
güzel
كَشَجَرَةٍۢ bir ağaç gibidir kashajaratin
bir ağaç gibidir
طَيِّبَةٍ güzel ṭayyibatin
güzel
أَصْلُهَا kökü aṣluhā
kökü
ثَابِتٌۭ sabit thābitun
sabit
وَفَرْعُهَا ve dalları wafarʿuhā
ve dalları
فِى olan
olan
ٱلسَّمَآءِ gökte l-samāi
gökte
٢٤ (24)
(24)
Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.
14:25
تُؤْتِىٓ verir tu'tī
verir
أُكُلَهَا meyvesini ukulahā
meyvesini
كُلَّ her kulla
her
حِينٍۭ zaman ḥīnin
zaman
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
رَبِّهَا ۗ Rabbinin rabbihā
Rabbinin
وَيَضْرِبُ benzetmeler yapar wayaḍribu
benzetmeler yapar
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْأَمْثَالَ misallerle l-amthāla
misallerle
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ öğüt alırlar (diye) yatadhakkarūna
öğüt alırlar (diye)
٢٥ (25)
(25)
Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.
14:26
وَمَثَلُ ve durumu da wamathalu
ve durumu da
كَلِمَةٍ sözün kalimatin
sözün
خَبِيثَةٍۢ kötü khabīthatin
kötü
كَشَجَرَةٍ bir ağaca benzer kashajaratin
bir ağaca benzer
خَبِيثَةٍ kötü khabīthatin
kötü
ٱجْتُثَّتْ gövdesi koparılmış uj'tuthat
gövdesi koparılmış
مِن üstünden min
üstünden
فَوْقِ the surface fawqi
the surface
ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin
مَا olmayan
olmayan
لَهَا onun lahā
onun
مِن hiç min
hiç
قَرَارٍۢ kararı (kökü) qarārin
kararı (kökü)
٢٦ (26)
(26)
Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.
14:27
يُثَبِّتُ tesbit eder yuthabbitu
tesbit eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
بِٱلْقَوْلِ söz ile bil-qawli
söz ile
ٱلثَّابِتِ sağlam l-thābiti
sağlam
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَفِى ve wafī
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirette l-ākhirati
ahirette
وَيُضِلُّ ve şaşırtır wayuḍillu
ve şaşırtır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلظَّـٰلِمِينَ ۚ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri
وَيَفْعَلُ ve yapar wayafʿalu
ve yapar
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا ne
ne
يَشَآءُ diliyorsa yashāu
diliyorsa
٢٧ (27)
(27)
Allah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar.
14:28
۞ أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you seen tara
you seen
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
بَدَّلُوا۟ çeviren(leri) baddalū
çeviren(leri)
نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
كُفْرًۭا nankörlüğe kuf'ran
nankörlüğe
وَأَحَلُّوا۟ ve konduranları wa-aḥallū
ve konduranları
قَوْمَهُمْ kavimlerini qawmahum
kavimlerini
دَارَ yurduna dāra
yurduna
ٱلْبَوَارِ helak l-bawāri
helak
٢٨ (28)
(28)
Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?
14:29
جَهَنَّمَ cehennemdir jahannama
cehennemdir
يَصْلَوْنَهَا ۖ yaslanacakları yaṣlawnahā
yaslanacakları
وَبِئْسَ ve ne kötü wabi'sa
ve ne kötü
ٱلْقَرَارُ bir duraktır o l-qarāru
bir duraktır o
٢٩ (29)
(29)
Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?
14:30
وَجَعَلُوا۟ ve koştular wajaʿalū
ve koştular
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
أَندَادًۭا eşler andādan
eşler
لِّيُضِلُّوا۟ saptırmak için liyuḍillū
saptırmak için
عَن O'nun yolundan ʿan
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦ ۗ His Path sabīlihi
His Path
قُلْ de ki qul
de ki
تَمَتَّعُوا۟ eğlenin tamattaʿū
eğlenin
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
مَصِيرَكُمْ gideceğiniz yer maṣīrakum
gideceğiniz yer
إِلَى ateştir ilā
ateştir
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
٣٠ (30)
(30)
Allah'ın yolundan sapıtmak için O'na eşler koşmuşlardı. De ki: "Yaşayın bakalım, hiç şüphesiz varacağınız yer ateş olacaktır."
14:31
قُل söyle qul
söyle
لِّعِبَادِىَ kullarıma liʿibādiya
kullarıma
ٱلَّذِينَ inanan alladhīna
inanan
ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe
يُقِيمُوا۟ kılsınlar yuqīmū
kılsınlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَيُنفِقُوا۟ ve infak etsinler wayunfiqū
ve infak etsinler
مِمَّا verdiğimiz rızıktan mimmā
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ We have provided them razaqnāhum
We have provided them
سِرًّۭا gizli sirran
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ ve açık waʿalāniyatan
ve açık
مِّن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن gelmeden an
gelmeden
يَأْتِىَ comes yatiya
comes
يَوْمٌۭ bir gün yawmun
bir gün
لَّا ki yoktur
ki yoktur
بَيْعٌۭ bir alışveriş bayʿun
bir alışveriş
فِيهِ onda fīhi
onda
وَلَا ne yoktur walā
ne yoktur
خِلَـٰلٌ bir dostluk khilālun
bir dostluk
٣١ (31)
(31)
İnanan kullarıma söyle, namazı kılsınlar; alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli sarfetsinler.
14:32
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى O'dur ki alladhī
O'dur ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ su māan
su
فَأَخْرَجَ ve çıkardı fa-akhraja
ve çıkardı
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مِنَ (çeşitli) mina
(çeşitli)
ٱلثَّمَرَٰتِ meyvalar l-thamarāti
meyvalar
رِزْقًۭا rızık olarak riz'qan
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ size lakum
size
وَسَخَّرَ ve emrinize verdi wasakhara
ve emrinize verdi
لَكُمُ sizin lakumu
sizin
ٱلْفُلْكَ gemileri l-ful'ka
gemileri
لِتَجْرِىَ akıp gitmesi için litajriya
akıp gitmesi için
فِى denizde
denizde
ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea
بِأَمْرِهِۦ ۖ buyruğuyla bi-amrihi
buyruğuyla
وَسَخَّرَ ve emrinize verdi wasakhara
ve emrinize verdi
لَكُمُ sizin lakumu
sizin
ٱلْأَنْهَـٰرَ ırmakları l-anhāra
ırmakları
٣٢ (32)
(32)
Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.
14:33
وَسَخَّرَ ve emrinize verdi wasakhara
ve emrinize verdi
لَكُمُ sizin lakumu
sizin
ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi
وَٱلْقَمَرَ ve ay'ı wal-qamara
ve ay'ı
دَآئِبَيْنِ ۖ düzenli seyreden dāibayni
düzenli seyreden
وَسَخَّرَ ve emrinize verdi wasakhara
ve emrinize verdi
لَكُمُ sizin lakumu
sizin
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
٣٣ (33)
(33)
Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.
14:34
وَءَاتَىٰكُم ve size verdi waātākum
ve size verdi
مِّن herşeyden min
herşeyden
كُلِّ all kulli
all
مَا ne varsa
ne varsa
سَأَلْتُمُوهُ ۚ kendisinden istediğiniz sa-altumūhu
kendisinden istediğiniz
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَعُدُّوا۟ saymak isteseniz taʿuddū
saymak isteseniz
نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَا sayamazsınız
sayamazsınız
تُحْصُوهَآ ۗ you will (be able to) count them tuḥ'ṣūhā
you will (be able to) count them
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱلْإِنسَـٰنَ insan l-insāna
insan
لَظَلُومٌۭ çok haksızlık edendir laẓalūmun
çok haksızlık edendir
كَفَّارٌۭ çok nankördür kaffārun
çok nankördür
٣٤ (34)
(34)
Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Allah'ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz. Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.
14:35
وَإِذْ bir zaman wa-idh
bir zaman
قَالَ şöyle demişti qāla
şöyle demişti
إِبْرَٰهِيمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱجْعَلْ kıl ij'ʿal
kıl
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْبَلَدَ şehri l-balada
şehri
ءَامِنًۭا güvenli āminan
güvenli
وَٱجْنُبْنِى beni uzak tut wa-uj'nub'nī
beni uzak tut
وَبَنِىَّ ve oğullarımı wabaniyya
ve oğullarımı
أَن tapmaktan an
tapmaktan
نَّعْبُدَ we worship naʿbuda
we worship
ٱلْأَصْنَامَ putlara l-aṣnāma
putlara
٣٥ (35)
(35)
İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut."
14:36
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِنَّهُنَّ şüphesiz onlar innahunna
şüphesiz onlar
أَضْلَلْنَ şaşırttılar aḍlalna
şaşırttılar
كَثِيرًۭا birçoğunu kathīran
birçoğunu
مِّنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۖ the mankind l-nāsi
the mankind
فَمَن artık kim faman
artık kim
تَبِعَنِى bana uyarsa tabiʿanī
bana uyarsa
فَإِنَّهُۥ şüphsiz o fa-innahu
şüphsiz o
مِنِّى ۖ bendendir minnī
bendendir
وَمَنْ ve kim waman
ve kim
عَصَانِى bana karşı gelirse ʿaṣānī
bana karşı gelirse
فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen
غَفُورٌۭ bağışlayansın ghafūrun
bağışlayansın
رَّحِيمٌۭ esirgeyensin raḥīmun
esirgeyensin
٣٦ (36)
(36)
"Rabbim! O putlar çok insanları saptırdı; bana uyan bendendir, bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın, merhamet edersin."
14:37
رَّبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
إِنِّىٓ ben innī
ben
أَسْكَنتُ yerleştirdim askantu
yerleştirdim
مِن (bazısını) min
(bazısını)
ذُرِّيَّتِى çocuklarımdan dhurriyyatī
çocuklarımdan
بِوَادٍ bir vadiye biwādin
bir vadiye
غَيْرِ olmayan ghayri
olmayan
ذِى sahibi dhī
sahibi
زَرْعٍ ekin zarʿin
ekin
عِندَ yanında ʿinda
yanında
بَيْتِكَ senin evinin baytika
senin evinin
ٱلْمُحَرَّمِ mukaddes l-muḥarami
mukaddes
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
لِيُقِيمُوا۟ kılsınlar diye liyuqīmū
kılsınlar diye
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
فَٱجْعَلْ artık kıl fa-ij'ʿal
artık kıl
أَفْـِٔدَةًۭ gönüllerini afidatan
gönüllerini
مِّنَ birtakım mina
birtakım
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
تَهْوِىٓ meylettir tahwī
meylettir
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
وَٱرْزُقْهُم ve onları rızıklandır wa-ur'zuq'hum
ve onları rızıklandır
مِّنَ (çeşitli) mina
(çeşitli)
ٱلثَّمَرَٰتِ meyvalarla l-thamarāti
meyvalarla
لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَشْكُرُونَ şükrederler yashkurūna
şükrederler
٣٧ (37)
(37)
"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır."
14:38
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
تَعْلَمُ bilirsin taʿlamu
bilirsin
مَا şeyi
şeyi
نُخْفِى bizim gizlediğimiz nukh'fī
bizim gizlediğimiz
وَمَا ve şeyi wamā
ve şeyi
نُعْلِنُ ۗ açığa vurduğumuz nuʿ'linu
açığa vurduğumuz
وَمَا ve wamā
ve
يَخْفَىٰ gizli kalmaz yakhfā
gizli kalmaz
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
٣٨ (38)
(38)
"Rabbimiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz."
14:39
ٱلْحَمْدُ hamdolsun al-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلَّذِى lutfeden alladhī
lutfeden
وَهَبَ has granted wahaba
has granted
لِى bana
bana
عَلَى ihtiyarlık çağımda ʿalā
ihtiyarlık çağımda
ٱلْكِبَرِ the old age l-kibari
the old age
إِسْمَـٰعِيلَ İsma'il'i is'māʿīla
İsma'il'i
وَإِسْحَـٰقَ ۚ ve İshak'ı wa-is'ḥāqa
ve İshak'ı
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
لَسَمِيعُ işitendir lasamīʿu
işitendir
ٱلدُّعَآءِ du'ayı l-duʿāi
du'ayı
٣٩ (39)
(39)
"Kocamışken, bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir."
14:40
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱجْعَلْنِى beni kıl ij'ʿalnī
beni kıl
مُقِيمَ kılanlardan muqīma
kılanlardan
ٱلصَّلَوٰةِ namazı l-ṣalati
namazı
وَمِن ve wamin
ve
ذُرِّيَّتِى ۚ zürriyetimi dhurriyyatī
zürriyetimi
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَتَقَبَّلْ kabul buyur wataqabbal
kabul buyur
دُعَآءِ du'amı duʿāi
du'amı
٤٠ (40)
(40)
"Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur."
14:41
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ٱغْفِرْ bağışla igh'fir
bağışla
لِى beni
beni
وَلِوَٰلِدَىَّ anamı-babamı waliwālidayya
anamı-babamı
وَلِلْمُؤْمِنِينَ ve mü'minleri walil'mu'minīna
ve mü'minleri
يَوْمَ gün yawma
gün
يَقُومُ görüleceği yaqūmu
görüleceği
ٱلْحِسَابُ hesabın l-ḥisābu
hesabın
٤١ (41)
(41)
"Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla."
14:42
وَلَا sanma walā
sanma
تَحْسَبَنَّ think taḥsabanna
think
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
غَـٰفِلًا gafil ghāfilan
gafil
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يَعْمَلُ yaptığı yaʿmalu
yaptığı
ٱلظَّـٰلِمُونَ ۚ zalimlerin l-ẓālimūna
zalimlerin
إِنَّمَا muhakkak O innamā
muhakkak O
يُؤَخِّرُهُمْ ertelemektedir yu-akhiruhum
ertelemektedir
لِيَوْمٍۢ bir güne liyawmin
bir güne
تَشْخَصُ (dehşetten) donup kalacağı tashkhaṣu
(dehşetten) donup kalacağı
فِيهِ onda fīhi
onda
ٱلْأَبْصَـٰرُ gözlerin l-abṣāru
gözlerin
٤٢ (42)
(42)
Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.
14:43
مُهْطِعِينَ koşarlar muh'ṭiʿīna
koşarlar
مُقْنِعِى dikerek muq'niʿī
dikerek
رُءُوسِهِمْ başlarını ruūsihim
başlarını
لَا dönmez
dönmez
يَرْتَدُّ returning yartaddu
returning
إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine
طَرْفُهُمْ ۖ bakışları ṭarfuhum
bakışları
وَأَفْـِٔدَتُهُمْ ve yüreklerinin içi de wa-afidatuhum
ve yüreklerinin içi de
هَوَآءٌۭ bomboştur hawāon
bomboştur
٤٣ (43)
(43)
O gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır.
14:44
وَأَنذِرِ ve uyar wa-andhiri
ve uyar
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
يَوْمَ güne (karşı) yawma
güne (karşı)
يَأْتِيهِمُ kendilerine geleceği yatīhimu
kendilerine geleceği
ٱلْعَذَابُ azabın l-ʿadhābu
azabın
فَيَقُولُ ve diyecekleri fayaqūlu
ve diyecekleri
ٱلَّذِينَ zalimlerin alladhīna
zalimlerin
ظَلَمُوا۟ did wrong ẓalamū
did wrong
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَخِّرْنَآ bizi ertele akhir'nā
bizi ertele
إِلَىٰٓ bir süreye kadar ilā
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ a term ajalin
a term
قَرِيبٍۢ yakın qarībin
yakın
نُّجِبْ gelelim nujib
gelelim
دَعْوَتَكَ senin çağrına daʿwataka
senin çağrına
وَنَتَّبِعِ ve uyalım wanattabiʿi
ve uyalım
ٱلرُّسُلَ ۗ elçilere l-rusula
elçilere
أَوَلَمْ etmemiş miydiniz? awalam
etmemiş miydiniz?
تَكُونُوٓا۟ you takūnū
you
أَقْسَمْتُم yemininizi aqsamtum
yemininizi
مِّن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
مَا olmadığına
olmadığına
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن hiçbir min
hiçbir
زَوَالٍۢ zeval zawālin
zeval
٤٤ (44)
(44)
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.
14:45
وَسَكَنتُمْ ve oturmuştunuz wasakantum
ve oturmuştunuz
فِى yerlerinde
yerlerinde
مَسَـٰكِنِ the dwellings masākini
the dwellings
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
ظَلَمُوٓا۟ zulmeden(lerin) ẓalamū
zulmeden(lerin)
أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine
وَتَبَيَّنَ ve belli olmuştu watabayyana
ve belli olmuştu
لَكُمْ size lakum
size
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
فَعَلْنَا yaptığımız faʿalnā
yaptığımız
بِهِمْ onlara bihim
onlara
وَضَرَبْنَا ve anlatmıştık waḍarabnā
ve anlatmıştık
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْأَمْثَالَ misallerle l-amthāla
misallerle
٤٥ (45)
(45)
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.
14:46
وَقَدْ ve kuşkusuz waqad
ve kuşkusuz
مَكَرُوا۟ onlar kurdular makarū
onlar kurdular
مَكْرَهُمْ tuzaklarını makrahum
tuzaklarını
وَعِندَ oysa yanındadır waʿinda
oysa yanındadır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مَكْرُهُمْ onların tuzakları makruhum
onların tuzakları
وَإِن eğer wa-in
eğer
كَانَ olsa bile kāna
olsa bile
مَكْرُهُمْ tuzakları makruhum
tuzakları
لِتَزُولَ yerinden kaldıracak litazūla
yerinden kaldıracak
مِنْهُ dağları min'hu
dağları
ٱلْجِبَالُ the mountains l-jibālu
the mountains
٤٦ (46)
(46)
Şüphesiz onlar düzenlerini kurdular; oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi.
14:47
فَلَا sakın falā
sakın
تَحْسَبَنَّ sanma taḥsabanna
sanma
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
مُخْلِفَ cayar mukh'lifa
cayar
وَعْدِهِۦ verdiği sözden waʿdihi
verdiği sözden
رُسُلَهُۥٓ ۗ elçilerine rusulahu
elçilerine
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَزِيزٌۭ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱنتِقَامٍۢ intikam intiqāmin
intikam
٤٧ (47)
(47)
Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır.
14:48
يَوْمَ o gün yawma
o gün
تُبَدَّلُ değiştirilir tubaddalu
değiştirilir
ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer
غَيْرَ başka ghayra
başka
ٱلْأَرْضِ yere l-arḍi
yere
وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ۖ ve gökler de wal-samāwātu
ve gökler de
وَبَرَزُوا۟ ve gelirler wabarazū
ve gelirler
لِلَّهِ Allah'ın huzuruna lillahi
Allah'ın huzuruna
ٱلْوَٰحِدِ tek (olan) l-wāḥidi
tek (olan)
ٱلْقَهَّارِ kahredici (olan) l-qahāri
kahredici (olan)
٤٨ (48)
(48)
Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır.
14:49
وَتَرَى ve görürsün watarā
ve görürsün
ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları l-muj'rimīna
suçluları
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
مُّقَرَّنِينَ birbirine yaklaştırılmış muqarranīna
birbirine yaklaştırılmış
فِى içinde
içinde
ٱلْأَصْفَادِ zincirler l-aṣfādi
zincirler
٤٩ (49)
(49)
O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
14:50
سَرَابِيلُهُم gömlekleri sarābīluhum
gömlekleri
مِّن katrandandır min
katrandandır
قَطِرَانٍۢ tar qaṭirānin
tar
وَتَغْشَىٰ ve kaplamaktadır wataghshā
ve kaplamaktadır
وُجُوهَهُمُ yüzlerini wujūhahumu
yüzlerini
ٱلنَّارُ ateş l-nāru
ateş
٥٠ (50)
(50)
Gömlekleri katrandan olacak, yüzlerini ateş bürüyecektir.
14:51
لِيَجْزِىَ karşılığını verecektir liyajziya
karşılığını verecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
كُلَّ her kulla
her
نَفْسٍۢ nefsin nafsin
nefsin
مَّا ne varsa
ne varsa
كَسَبَتْ ۚ kazandığı kasabat
kazandığı
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
٥١ (51)
(51)
Bu, Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir. Doğrusu Allah hesabı çabuk görür.
14:52
هَـٰذَا bu hādhā
bu
بَلَـٰغٌۭ bir tebliğdir balāghun
bir tebliğdir
لِّلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَلِيُنذَرُوا۟ uyarılsınlar diye waliyundharū
uyarılsınlar diye
بِهِۦ bununla bihi
bununla
وَلِيَعْلَمُوٓا۟ ve bilsinler diye waliyaʿlamū
ve bilsinler diye
أَنَّمَا yalnızca annamā
yalnızca
هُوَ O huwa
O
إِلَـٰهٌۭ tanrıdır ilāhun
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ birtek wāḥidun
birtek
وَلِيَذَّكَّرَ ve öğüt alsınlar diye waliyadhakkara
ve öğüt alsınlar diye
أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
٥٢ (52)
(52)
Bu Kuran, onunla uyarılsınlar ve tek bir Tanrı bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir.