10

Yunus

Mekki 109 Ayet Cüz 11
يونس
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
10:1
الٓر ۚ Elif Lâm Râ alif-lam-ra
Elif Lâm Râ
تِلْكَ bunlar til'ka
bunlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ Kitab'ın l-kitābi
Kitab'ın
ٱلْحَكِيمِ hikmetli l-ḥakīmi
hikmetli
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitap'ın ayetleridir.
10:2
أَكَانَ mı geldi? akāna
mı geldi?
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
عَجَبًا tuhaf ʿajaban
tuhaf
أَنْ vahyetmemiz an
vahyetmemiz
أَوْحَيْنَآ We revealed awḥaynā
We revealed
إِلَىٰ bir adama ilā
bir adama
رَجُلٍۢ a man rajulin
a man
مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
أَنْ diye an
diye
أَنذِرِ uyarsın andhiri
uyarsın
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
وَبَشِّرِ ve müjdelesin wabashiri
ve müjdelesin
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوٓا۟ iman edenlere āmanū
iman edenlere
أَنَّ (ki) şüphesiz anna
(ki) şüphesiz
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
قَدَمَ makamı qadama
makamı
صِدْقٍ doğruluk ṣid'qin
doğruluk
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ ۗ Rableri rabbihim
Rableri
قَالَ dediler ki qāla
dediler ki
ٱلْكَـٰفِرُونَ kâfirler l-kāfirūna
kâfirler
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَسَـٰحِرٌۭ bir büyücüdür lasāḥirun
bir büyücüdür
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
٢ (2)
(2)
İçlerinden birine, "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler: "Bu apaçık bir büyücüdür" dediler?
10:3
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكُمُ sizin Rabbiniz rabbakumu
sizin Rabbiniz
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
فِى altı
altı
سِتَّةِ six sittati
six
أَيَّامٍۢ günde ayyāmin
günde
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱسْتَوَىٰ kuşattı is'tawā
kuşattı
عَلَى Arş'ı ʿalā
Arş'ı
ٱلْعَرْشِ ۖ the Throne l-ʿarshi
the Throne
يُدَبِّرُ düzene koydu yudabbiru
düzene koydu
ٱلْأَمْرَ ۖ işleri l-amra
işleri
مَا yoktur
yoktur
مِن kimse min
kimse
شَفِيعٍ şefaat edecek shafīʿin
şefaat edecek
إِلَّا dışında illā
dışında
مِنۢ O'nun izni min
O'nun izni
بَعْدِ after baʿdi
after
إِذْنِهِۦ ۚ His permission idh'nihi
His permission
ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّكُمْ Rabbiniz olan rabbukum
Rabbiniz olan
فَٱعْبُدُوهُ ۚ O'na kulluk edin fa-uʿ'budūhu
O'na kulluk edin
أَفَلَا Düşünüp öğüt almaz mısınız? afalā
Düşünüp öğüt almaz mısınız?
تَذَكَّرُونَ you remember tadhakkarūna
you remember
٣ (3)
(3)
Doğrusu sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşa hükmeden, işi düzenleyen Allah'tır, izni olmadan kimse şefaat edemez. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na kulluk edin. Nasihat dinlemez misiniz?
10:4
إِلَيْهِ O'nadır ilayhi
O'nadır
مَرْجِعُكُمْ dönüşü marjiʿukum
dönüşü
جَمِيعًۭا ۖ hepinizin jamīʿan
hepinizin
وَعْدَ vaadi waʿda
vaadi
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَقًّا ۚ gerçektir ḥaqqan
gerçektir
إِنَّهُۥ O'dur innahu
O'dur
يَبْدَؤُا۟ ilk kez başlatan yabda-u
ilk kez başlatan
ٱلْخَلْقَ yaratmayı l-khalqa
yaratmayı
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُعِيدُهُۥ onu tekrarlayan yuʿīduhu
onu tekrarlayan
لِيَجْزِىَ karşılıklarını vermek üzere liyajziya
karşılıklarını vermek üzere
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ iman eden(lere) āmanū
iman eden(lere)
وَعَمِلُوا۟ ve ameller işleyen(lere) waʿamilū
ve ameller işleyen(lere)
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ salih l-ṣāliḥāti
salih
بِٱلْقِسْطِ ۚ adaletli bir şekilde bil-qis'ṭi
adaletli bir şekilde
وَٱلَّذِينَ ve kiimselere wa-alladhīna
ve kiimselere
كَفَرُوا۟ inkâr eden(lere) kafarū
inkâr eden(lere)
لَهُمْ vardır lahum
vardır
شَرَابٌۭ bir içecek sharābun
bir içecek
مِّنْ kaynar sudan min
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ boiling fluids ḥamīmin
boiling fluids
وَعَذَابٌ ve bir azap waʿadhābun
ve bir azap
أَلِيمٌۢ acıklı alīmun
acıklı
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَانُوا۟ olmalarından kānū
olmalarından
يَكْفُرُونَ inkâr ediyor(lar) yakfurūna
inkâr ediyor(lar)
٤ (4)
(4)
Hepinizin dönüşü, O'nadır. Allah'ın vadi haktır. O, önce yaratır, sonra inanıp yararlı işler yapanların ve inkar edenlerin hareketlerinin karşılığını adaletle vermek için tekrar diriltir. İnkarcılara, inkarlarından ötürü kızgın bir içecek ve can yakıcı azab vardır.
10:5
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى yapan alladhī
yapan
جَعَلَ made jaʿala
made
ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi
ضِيَآءًۭ bir ışık ḍiyāan
bir ışık
وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı
نُورًۭا bir nur nūran
bir nur
وَقَدَّرَهُۥ ve düzenleyen waqaddarahu
ve düzenleyen
مَنَازِلَ belli menzillere göre manāzila
belli menzillere göre
لِتَعْلَمُوا۟ bilmeniz için litaʿlamū
bilmeniz için
عَدَدَ sayısını ʿadada
sayısını
ٱلسِّنِينَ yılların l-sinīna
yılların
وَٱلْحِسَابَ ۚ ve hesabını wal-ḥisāba
ve hesabını
مَا yaratmamıştır
yaratmamıştır
خَلَقَ created khalaqa
created
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ذَٰلِكَ bütün bunları dhālika
bütün bunları
إِلَّا dışında illā
dışında
بِٱلْحَقِّ ۚ hak olmak bil-ḥaqi
hak olmak
يُفَصِّلُ etraflıca açıklıyor yufaṣṣilu
etraflıca açıklıyor
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetlerini l-āyāti
ayetlerini
لِقَوْمٍۢ bir topluluk için liqawmin
bir topluluk için
يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen
٥ (5)
(5)
Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor.
10:6
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى ardarda gelmesinde
ardarda gelmesinde
ٱخْتِلَـٰفِ (the) alternation ikh'tilāfi
(the) alternation
ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece
وَٱلنَّهَارِ ve gündüzün wal-nahāri
ve gündüzün
وَمَا yarattıklarında wamā
yarattıklarında
خَلَقَ (has been) created khalaqa
(has been) created
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
لَـَٔايَـٰتٍۢ ayetler vardır laāyātin
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ bir topluluk için liqawmin
bir topluluk için
يَتَّقُونَ sakınan yattaqūna
sakınan
٦ (6)
(6)
Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.
10:7
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا ummayan(lar)
ummayan(lar)
يَرْجُونَ expect yarjūna
expect
لِقَآءَنَا bize kavuşmayı liqāanā
bize kavuşmayı
وَرَضُوا۟ ve razı olan(lar) waraḍū
ve razı olan(lar)
بِٱلْحَيَوٰةِ hayatına bil-ḥayati
hayatına
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَٱطْمَأَنُّوا۟ ve gönüllerini kaptıran(lar) wa-iṭ'ma-annū
ve gönüllerini kaptıran(lar)
بِهَا ona bihā
ona
وَٱلَّذِينَ ve olanlar wa-alladhīna
ve olanlar
هُمْ onlar hum
onlar
عَنْ bizim ayetlerimizden ʿan
bizim ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا Our Signs āyātinā
Our Signs
غَـٰفِلُونَ gafil(ler) ghāfilūna
gafil(ler)
٧ (7)
(7)
Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.
10:8
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte bunların ulāika
işte bunların
مَأْوَىٰهُمُ varacakları yer mawāhumu
varacakları yer
ٱلنَّارُ cehennemdir l-nāru
cehennemdir
بِمَا karşılık bimā
karşılık
كَانُوا۟ olduklarına kānū
olduklarına
يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) yaksibūna
kazanıyor(lar)
٨ (8)
(8)
Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.
10:9
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ iman eden(leri) āmanū
iman eden(leri)
وَعَمِلُوا۟ ve ameller işleyen(leri) waʿamilū
ve ameller işleyen(leri)
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ salih l-ṣāliḥāti
salih
يَهْدِيهِمْ doğru yola iletir yahdīhim
doğru yola iletir
رَبُّهُم Rableri rabbuhum
Rableri
بِإِيمَـٰنِهِمْ ۖ imanları dolayısıyla biīmānihim
imanları dolayısıyla
تَجْرِى akar tajrī
akar
مِن onların altlarından min
onların altlarından
تَحْتِهِمُ underneath them taḥtihimu
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
فِى cennetlerinde
cennetlerinde
جَنَّـٰتِ Gardens jannāti
Gardens
ٱلنَّعِيمِ naim l-naʿīmi
naim
٩ (9)
(9)
İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rableri doğru yola eriştirir; nimet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar.
10:10
دَعْوَىٰهُمْ onların duaları daʿwāhum
onların duaları
فِيهَا orada fīhā
orada
سُبْحَـٰنَكَ senin şanın pek yücedir sub'ḥānaka
senin şanın pek yücedir
ٱللَّهُمَّ Ey Allah'ım l-lahuma
Ey Allah'ım
وَتَحِيَّتُهُمْ ve dilekleri (de) wataḥiyyatuhum
ve dilekleri (de)
فِيهَا aralarındaki fīhā
aralarındaki
سَلَـٰمٌۭ ۚ Selâm'dır salāmun
Selâm'dır
وَءَاخِرُ ve sonu (ise) waākhiru
ve sonu (ise)
دَعْوَىٰهُمْ dualarının daʿwāhum
dualarının
أَنِ hamdolsun'dur ani
hamdolsun'dur
ٱلْحَمْدُ All the Praise be l-ḥamdu
All the Praise be
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٠ (10)
(10)
Oradaki duaları: "Münezzehsin ey Allah'ım", dirlik temennileri: "Selam size" ve dualarının sonu da: "Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun"dur.
10:11
۞ وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
يُعَجِّلُ acele verseydi yuʿajjilu
acele verseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
ٱلشَّرَّ kötülüğü l-shara
kötülüğü
ٱسْتِعْجَالَهُم acele istemeleri gibi is'tiʿ'jālahum
acele istemeleri gibi
بِٱلْخَيْرِ iyiliği bil-khayri
iyiliği
لَقُضِىَ hemen bitmiş olurdu laquḍiya
hemen bitmiş olurdu
إِلَيْهِمْ onların ilayhim
onların
أَجَلُهُمْ ۖ süreleri ajaluhum
süreleri
فَنَذَرُ böyle bırakırız fanadharu
böyle bırakırız
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
لَا ummayanları
ummayanları
يَرْجُونَ expect yarjūna
expect
لِقَآءَنَا bize kavuşmayı liqāanā
bize kavuşmayı
فِى taşkınlıkları içinde
taşkınlıkları içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ their transgression ṭugh'yānihim
their transgression
يَعْمَهُونَ bocalar bir halde yaʿmahūna
bocalar bir halde
١١ (11)
(11)
İyiliği acele isteyen kimselere Allah fenalığı da çarçabuk verseydi, süreleri hemen bitmiş olurdu. Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakırız.
10:12
وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki
مَسَّ dokunduğunda massa
dokunduğunda
ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana
ٱلضُّرُّ bir darlık l-ḍuru
bir darlık
دَعَانَا bize dua eder daʿānā
bize dua eder
لِجَنۢبِهِۦٓ yan yatarken lijanbihi
yan yatarken
أَوْ veya aw
veya
قَاعِدًا otururken qāʿidan
otururken
أَوْ yahut aw
yahut
قَآئِمًۭا ayakta qāiman
ayakta
فَلَمَّا ancak falammā
ancak
كَشَفْنَا giderdiğimizde kashafnā
giderdiğimizde
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
ضُرَّهُۥ darlığını ḍurrahu
darlığını
مَرَّ hareket eder marra
hareket eder
كَأَن gibi ka-an
gibi
لَّمْ bize dua etmemiş lam
bize dua etmemiş
يَدْعُنَآ called Us yadʿunā
called Us
إِلَىٰ darlıktan dolayı ilā
darlıktan dolayı
ضُرٍّۢ (the) affliction ḍurrin
(the) affliction
مَّسَّهُۥ ۚ kendisine dokunmuş olan massahu
kendisine dokunmuş olan
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
زُيِّنَ süslü gösterilmiştir zuyyina
süslü gösterilmiştir
لِلْمُسْرِفِينَ aşırıya gidenlere lil'mus'rifīna
aşırıya gidenlere
مَا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
١٢ (12)
(12)
İnsana bir darlık gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır; biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşlerinde tutumsuz olanlara, yaptıkları böylece güzel görünür.
10:13
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik
ٱلْقُرُونَ nice nesilleri l-qurūna
nice nesilleri
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
لَمَّا haksızlık ettiklerinden lammā
haksızlık ettiklerinden
ظَلَمُوا۟ ۙ they wronged ẓalamū
they wronged
وَجَآءَتْهُمْ kendilerine geldiği halde wajāathum
kendilerine geldiği halde
رُسُلُهُم peygamberleri rusuluhum
peygamberleri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ apaçık delillerle bil-bayināti
apaçık delillerle
وَمَا ve iman etmeyecekleri için wamā
ve iman etmeyecekleri için
كَانُوا۟ they were kānū
they were
لِيُؤْمِنُوا۟ ۚ to believe liyu'minū
to believe
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız
ٱلْقَوْمَ topluluğunu l-qawma
topluluğunu
ٱلْمُجْرِمِينَ suçlular l-muj'rimīna
suçlular
١٣ (13)
(13)
And olsun ki, sizden önce nice nesilleri, peygamberleri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik. İşte biz suçlu milleti böyle cezalandırırız.
10:14
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلْنَـٰكُمْ sizi kıldık jaʿalnākum
sizi kıldık
خَلَـٰٓئِفَ halifeler khalāifa
halifeler
فِى yeryüzüne
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مِنۢ onların ardından min
onların ardından
بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them
لِنَنظُرَ görmek için linanẓura
görmek için
كَيْفَ neler kayfa
neler
تَعْمَلُونَ yapacağınızı taʿmalūna
yapacağınızı
١٤ (14)
(14)
Sonra onların ardından, nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik.
10:15
وَإِذَا ne zaman ki wa-idhā
ne zaman ki
تُتْلَىٰ okunduğunda tut'lā
okunduğunda
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
ءَايَاتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ ۙ apaçık bir şekilde bayyinātin
apaçık bir şekilde
قَالَ derler qāla
derler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا ummayanlar
ummayanlar
يَرْجُونَ hope yarjūna
hope
لِقَآءَنَا bize kavuşmayı liqāanā
bize kavuşmayı
ٱئْتِ getir i'ti
getir
بِقُرْءَانٍ bir Kur'an biqur'ānin
bir Kur'an
غَيْرِ başka ghayri
başka
هَـٰذَآ bundan hādhā
bundan
أَوْ veya aw
veya
بَدِّلْهُ ۚ bunu değiştir baddil'hu
bunu değiştir
قُلْ de ki qul
de ki
مَا (sözkonusu) olamaz
(sözkonusu) olamaz
يَكُونُ (it) is yakūnu
(it) is
لِىٓ benim
benim
أَنْ onu değiştirmem an
onu değiştirmem
أُبَدِّلَهُۥ I change it ubaddilahu
I change it
مِن tarafımdan min
tarafımdan
تِلْقَآئِ my own accord til'qāi
my own accord
نَفْسِىٓ ۖ kendi nafsī
kendi
إِنْ ben uyuyorum in
ben uyuyorum
أَتَّبِعُ I follow attabiʿu
I follow
إِلَّا ancak illā
ancak
مَا vahyedilene
vahyedilene
يُوحَىٰٓ is revealed yūḥā
is revealed
إِلَىَّ ۖ bana ilayya
bana
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım
إِنْ karşı gelirsem in
karşı gelirsem
عَصَيْتُ I were to disobey ʿaṣaytu
I were to disobey
رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٥ (15)
(15)
Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım."
10:16
قُل de ki qul
de ki
لَّوْ şayet law
şayet
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا bunu okumazdım
bunu okumazdım
تَلَوْتُهُۥ I (would) have recited it talawtuhu
I (would) have recited it
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَلَآ ve size hiç bildirmezdi walā
ve size hiç bildirmezdi
أَدْرَىٰكُم He (would) have made it known to you adrākum
He (would) have made it known to you
بِهِۦ ۖ bunu bihi
bunu
فَقَدْ elbette faqad
elbette
لَبِثْتُ geçirdim labith'tu
geçirdim
فِيكُمْ sizin aranızda fīkum
sizin aranızda
عُمُرًۭا belli bir ömür ʿumuran
belli bir ömür
مِّن daha önce min
daha önce
قَبْلِهِۦٓ ۚ before it qablihi
before it
أَفَلَا hiç düşünmüyor musunuz? afalā
hiç düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason
١٦ (16)
(16)
De ki: "Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz?"
10:17
فَمَنْ kim olabilir? faman
kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden
ٱفْتَرَىٰ uyduran if'tarā
uyduran
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَذِبًا yalan kadhiban
yalan
أَوْ yahut aw
yahut
كَذَّبَ yalanlayandan kadhaba
yalanlayandan
بِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۚ O'nun ayetlerini biāyātihi
O'nun ayetlerini
إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz
لَا kurtuluşa eremezler
kurtuluşa eremezler
يُفْلِحُ will succeed yuf'liḥu
will succeed
ٱلْمُجْرِمُونَ suçlular l-muj'rimūna
suçlular
١٧ (17)
(17)
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Suçlular elbette saadete erişemezler.
10:18
وَيَعْبُدُونَ ve ibadet ediyorlar wayaʿbudūna
ve ibadet ediyorlar
مِن bırakıp min
bırakıp
دُونِ other than dūni
other than
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
مَا şeylere
şeylere
لَا hiç
hiç
يَضُرُّهُمْ bir zararı olmayan yaḍurruhum
bir zararı olmayan
وَلَا ve walā
ve
يَنفَعُهُمْ yararı olmayan yanfaʿuhum
yararı olmayan
وَيَقُولُونَ ve diyorlar ki wayaqūlūna
ve diyorlar ki
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar
شُفَعَـٰٓؤُنَا bizim şefaatçilerimizdir shufaʿāunā
bizim şefaatçilerimizdir
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
قُلْ de ki qul
de ki
أَتُنَبِّـُٔونَ bildiriyor musunuz? atunabbiūna
bildiriyor musunuz?
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
بِمَا bir şeyi bimā
bir şeyi
لَا bilmediği
bilmediği
يَعْلَمُ he knows yaʿlamu
he knows
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَلَا ve walā
ve
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir
وَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir wataʿālā
ve yücedir
عَمَّا ortak koştuklarından ʿammā
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ they associate (with Him) yush'rikūna
they associate (with Him)
١٨ (18)
(18)
Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" derler. De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.
10:19
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ değildir kāna
değildir
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
إِلَّآ ancak illā
ancak
أُمَّةًۭ bir ümmettir ummatan
bir ümmettir
وَٰحِدَةًۭ tek wāḥidatan
tek
فَٱخْتَلَفُوا۟ ۚ sonradan ayrılığa düştüler fa-ikh'talafū
sonradan ayrılığa düştüler
وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ bir takdir kalimatun
bir takdir
سَبَقَتْ önceden belirlenmiş sabaqat
önceden belirlenmiş
مِن Rabbin tarafından min
Rabbin tarafından
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
لَقُضِىَ kesin hüküm verilirdi laquḍiya
kesin hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
فِيمَا şeylerde fīmā
şeylerde
فِيهِ onda fīhi
onda
يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri yakhtalifūna
ayrılığa düştükleri
١٩ (19)
(19)
İnsanlar bir tek ümmettiler, sonra ayrılığa düştüler; şayet Rabbinden, daha önce bir takdir geçmemiş olsaydı, aralarında ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.
10:20
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
لَوْلَآ keşke lawlā
keşke
أُنزِلَ indirilse unzila
indirilse
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
ءَايَةٌۭ bir mucize āyatun
bir mucize
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۖ his Lord rabbihi
his Lord
فَقُلْ de ki faqul
de ki
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
ٱلْغَيْبُ gayb l-ghaybu
gayb
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
فَٱنتَظِرُوٓا۟ bekleyin fa-intaẓirū
bekleyin
إِنِّى elbette ben de innī
elbette ben de
مَعَكُم sizinle birlikte maʿakum
sizinle birlikte
مِّنَ bekleyenlerdenim mina
bekleyenlerdenim
ٱلْمُنتَظِرِينَ the ones who wait l-muntaẓirīna
the ones who wait
٢٠ (20)
(20)
"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir mucize indirilse ne olur!" derler. Onlara de ki: "Gaybı bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim."
10:21
وَإِذَآ ve zaman wa-idhā
ve zaman
أَذَقْنَا tattırdığımız adhaqnā
tattırdığımız
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
رَحْمَةًۭ genişlik raḥmatan
genişlik
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
ضَرَّآءَ bir darlıktan ḍarrāa
bir darlıktan
مَسَّتْهُمْ kendilerine dokunan massathum
kendilerine dokunan
إِذَا hemen idhā
hemen
لَهُم onların vardır lahum
onların vardır
مَّكْرٌۭ hileleri makrun
hileleri
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَايَاتِنَا ۚ ayetlerimiz āyātinā
ayetlerimiz
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَسْرَعُ daha hızlıdır asraʿu
daha hızlıdır
مَكْرًا ۚ düzen kurmada makran
düzen kurmada
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رُسُلَنَا elçilerimiz rusulanā
elçilerimiz
يَكْتُبُونَ yazmaktadırlar yaktubūna
yazmaktadırlar
مَا sizin hilelerinizi
sizin hilelerinizi
تَمْكُرُونَ you plot tamkurūna
you plot
٢١ (21)
(21)
İnsanlara darlık geldikten sonra onlara bolluğu taddırdığımızda, hemen ayetlerimize dil uzatmağa kalkışırlar; onlara de ki: "Hile yapanın cezasını vermekte Allah daha çabuktur." Elçi meleklerimiz kurduğunuz tuzakları hiç şüphesiz yazmaktadırlar.
10:22
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى sizi gezdiren alladhī
sizi gezdiren
يُسَيِّرُكُمْ enables you to travel yusayyirukum
enables you to travel
فِى karada
karada
ٱلْبَرِّ the land l-bari
the land
وَٱلْبَحْرِ ۖ ve denizde wal-baḥri
ve denizde
حَتَّىٰٓ hatta ḥattā
hatta
إِذَا zaman idhā
zaman
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
فِى gemide
gemide
ٱلْفُلْكِ the ships l-ful'ki
the ships
وَجَرَيْنَ ve yürüttüğü (zaman) wajarayna
ve yürüttüğü (zaman)
بِهِم bununla bihim
bununla
بِرِيحٍۢ bir rüzgârın birīḥin
bir rüzgârın
طَيِّبَةٍۢ tatlı ṭayyibatin
tatlı
وَفَرِحُوا۟ ve neşelendikleri sırada wafariḥū
ve neşelendikleri sırada
بِهَا onların bununla; bihā
onların bununla;
جَآءَتْهَا birden çıkıp jāathā
birden çıkıp
رِيحٌ bir fırtına rīḥun
bir fırtına
عَاصِفٌۭ sert ʿāṣifun
sert
وَجَآءَهُمُ ve geldiğinde wajāahumu
ve geldiğinde
ٱلْمَوْجُ dalgalar l-mawju
dalgalar
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
مَكَانٍۢ yönden makānin
yönden
وَظَنُّوٓا۟ ve kanaat getirdiklerinde waẓannū
ve kanaat getirdiklerinde
أَنَّهُمْ muhakkak onlar annahum
muhakkak onlar
أُحِيطَ kuşatıldıklarına uḥīṭa
kuşatıldıklarına
بِهِمْ ۙ kendilerinin bihim
kendilerinin
دَعَوُا۟ dua etmeye başlarlar daʿawū
dua etmeye başlarlar
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مُخْلِصِينَ has kılarak mukh'liṣīna
has kılarak
لَهُ O'na lahu
O'na
ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini
لَئِنْ eğer la-in
eğer
أَنجَيْتَنَا bizi kurtarırsan anjaytanā
bizi kurtarırsan
مِنْ bundan min
bundan
هَـٰذِهِۦ this hādhihi
this
لَنَكُونَنَّ elbette olacağız lanakūnanna
elbette olacağız
مِنَ şükredenlerden mina
şükredenlerden
ٱلشَّـٰكِرِينَ the thankful l-shākirīna
the thankful
٢٢ (22)
(22)
Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise Allah'ın dinine sarılarak, "Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye O'na yalvarırlar.
10:23
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَنجَىٰهُمْ kurtarır onları anjāhum
kurtarır onları
إِذَا hemen idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يَبْغُونَ taşkınlık etmeye başlarlar yabghūna
taşkınlık etmeye başlarlar
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
بِغَيْرِ haksız yere bighayri
haksız yere
ٱلْحَقِّ ۗ [the] right l-ḥaqi
[the] right
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
إِنَّمَا gerçekte innamā
gerçekte
بَغْيُكُمْ taşkınlığınız baghyukum
taşkınlığınız
عَلَىٰٓ aleyhinize olan ʿalā
aleyhinize olan
أَنفُسِكُم ۖ kendinizin anfusikum
kendinizin
مَّتَـٰعَ geçici zevkleridir matāʿa
geçici zevkleridir
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَيْنَا bizedir ilaynā
bizedir
مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz
فَنُنَبِّئُكُم ve size bildiririz fanunabbi-ukum
ve size bildiririz
بِمَا şeyi bimā
şeyi
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapıyor taʿmalūna
yapıyor
٢٣ (23)
(23)
Allah onları kurtarınca, hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar! Geçici dünya hayatında yaptığınız taşkınlık aleyhinizedir. Sonra dönüşünüz Bizedir. Yaptıklarınızı size bildiririz.
10:24
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
مَثَلُ örneği mathalu
örneği
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
كَمَآءٍ suya benzer kamāin
suya benzer
أَنزَلْنَـٰهُ indirdiğimiz anzalnāhu
indirdiğimiz
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
فَٱخْتَلَطَ birbirine karıştığı fa-ikh'talaṭa
birbirine karıştığı
بِهِۦ onunla bihi
onunla
نَبَاتُ bitkilerinin nabātu
bitkilerinin
ٱلْأَرْضِ yeryüzü l-arḍi
yeryüzü
مِمَّا öyle ki mimmā
öyle ki
يَأْكُلُ yer yakulu
yer
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
وَٱلْأَنْعَـٰمُ ve hayvanlar wal-anʿāmu
ve hayvanlar
حَتَّىٰٓ sonuçta ḥattā
sonuçta
إِذَآ sırada idhā
sırada
أَخَذَتِ alıp akhadhati
alıp
ٱلْأَرْضُ yeryüzü l-arḍu
yeryüzü
زُخْرُفَهَا güzelliğini zukh'rufahā
güzelliğini
وَٱزَّيَّنَتْ ve süslendiği wa-izzayyanat
ve süslendiği
وَظَنَّ ve sandıkları waẓanna
ve sandıkları
أَهْلُهَآ sahiplerinin ahluhā
sahiplerinin
أَنَّهُمْ gerçekten annahum
gerçekten
قَـٰدِرُونَ kadir olduklarını qādirūna
kadir olduklarını
عَلَيْهَآ bunlara ʿalayhā
bunlara
أَتَىٰهَآ gelir atāhā
gelir
أَمْرُنَا emrimiz amrunā
emrimiz
لَيْلًا gece laylan
gece
أَوْ veya aw
veya
نَهَارًۭا gündüz nahāran
gündüz
فَجَعَلْنَـٰهَا böylece onları çeviririz fajaʿalnāhā
böylece onları çeviririz
حَصِيدًۭا biçilmiş hale ḥaṣīdan
biçilmiş hale
كَأَن gibi ka-an
gibi
لَّمْ hiç yokmuş lam
hiç yokmuş
تَغْنَ it had flourished taghna
it had flourished
بِٱلْأَمْسِ ۚ bir gün önce bil-amsi
bir gün önce
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نُفَصِّلُ ayrıntılı olarak açıklıyoruz nufaṣṣilu
ayrıntılı olarak açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetlerimizi l-āyāti
ayetlerimizi
لِقَوْمٍۢ topluluk için liqawmin
topluluk için
يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen
٢٤ (24)
(24)
Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Yeryüzünün süslenip bezendiği ve yerin sahiplerinin bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz o yere gelmiş ve orayı hiçbir şey bitirmemişe çevirmişiz; bir gün önce birşey yokmuş gibi olmuştur. Düşünen millet için ayetleri böylece uzun açıklıyoruz.
10:25
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَدْعُوٓا۟ çağırır yadʿū
çağırır
إِلَىٰ yurduna ilā
yurduna
دَارِ (the) Home dāri
(the) Home
ٱلسَّلَـٰمِ esenlik l-salāmi
esenlik
وَيَهْدِى ve iletir wayahdī
ve iletir
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ (the) straight path ṣirāṭin
(the) straight path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٢٥ (25)
(25)
Allah, cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.
10:26
۞ لِّلَّذِينَ kimselere vardır lilladhīna
kimselere vardır
أَحْسَنُوا۟ iyilik eden(lere) aḥsanū
iyilik eden(lere)
ٱلْحُسْنَىٰ daha iyisi l-ḥus'nā
daha iyisi
وَزِيَادَةٌۭ ۖ ve fazlası waziyādatun
ve fazlası
وَلَا bürümez walā
bürümez
يَرْهَقُ (will) cover yarhaqu
(will) cover
وُجُوهَهُمْ onların yüzlerini wujūhahum
onların yüzlerini
قَتَرٌۭ karalık qatarun
karalık
وَلَا ve aşağılık walā
ve aşağılık
ذِلَّةٌ ۚ humiliation dhillatun
humiliation
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte bunlar ulāika
işte bunlar
أَصْحَـٰبُ ehlidirler aṣḥābu
ehlidirler
ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalıcıdırlar khālidūna
sürekli kalıcıdırlar
٢٦ (26)
(26)
İyi davrananlara; daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karalık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.
10:27
وَٱلَّذِينَ kimselere gelince wa-alladhīna
kimselere gelince
كَسَبُوا۟ kazanan(lara) kasabū
kazanan(lara)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükler l-sayiāti
kötülükler
جَزَآءُ ceza verilir jazāu
ceza verilir
سَيِّئَةٍۭ bir kötülüğe sayyi-atin
bir kötülüğe
بِمِثْلِهَا aynıyla bimith'lihā
aynıyla
وَتَرْهَقُهُمْ ve bürür watarhaquhum
ve bürür
ذِلَّةٌۭ ۖ bir aşağılık dhillatun
bir aşağılık
مَّا yoktur
yoktur
لَهُم onlar için lahum
onlar için
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِنْ kurtaracak min
kurtaracak
عَاصِمٍۢ ۖ defender ʿāṣimin
defender
كَأَنَّمَآ gibidir ka-annamā
gibidir
أُغْشِيَتْ kaplanmış ugh'shiyat
kaplanmış
وُجُوهُهُمْ yüzleri wujūhuhum
yüzleri
قِطَعًۭا parçalarıyla qiṭaʿan
parçalarıyla
مِّنَ bir gecenin mina
bir gecenin
ٱلَّيْلِ the darkness (of) night al-layli
the darkness (of) night
مُظْلِمًا ۚ kapkaranlık muẓ'liman
kapkaranlık
أُو۟لَـٰٓئِكَ bunlar ulāika
bunlar
أَصْحَـٰبُ ehlidirler aṣḥābu
ehlidirler
ٱلنَّارِ ۖ cehennem l-nāri
cehennem
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalıcıdırlar khālidūna
sürekli kalıcıdırlar
٢٧ (27)
(27)
Kötülük işleyenlere kötülükleri kadar ceza verilir; onların yüzlerini zillet bürür; Allah'a karşı onları savunacak yoktur; yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar cehennemliklerdir, orada temelli kalırlar.
10:28
وَيَوْمَ ve o gün wayawma
ve o gün
نَحْشُرُهُمْ onları biraraya toplarız naḥshuruhum
onları biraraya toplarız
جَمِيعًۭا tümünü jamīʿan
tümünü
ثُمَّ sonra thumma
sonra
نَقُولُ deriz naqūlu
deriz
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
أَشْرَكُوا۟ ortak koşan(lara) ashrakū
ortak koşan(lara)
مَكَانَكُمْ (haydi) yerlerinize! makānakum
(haydi) yerlerinize!
أَنتُمْ siz antum
siz
وَشُرَكَآؤُكُمْ ۚ ve ortak koştuklarınız washurakāukum
ve ortak koştuklarınız
فَزَيَّلْنَا böylece ayırırız fazayyalnā
böylece ayırırız
بَيْنَهُمْ ۖ onları birbirlerinden baynahum
onları birbirlerinden
وَقَالَ ve (şöyle) derler waqāla
ve (şöyle) derler
شُرَكَآؤُهُم koştukları ortaklar shurakāuhum
koştukları ortaklar
مَّا siz değildiniz
siz değildiniz
كُنتُمْ you used (to) kuntum
you used (to)
إِيَّانَا bize iyyānā
bize
تَعْبُدُونَ ibadet ediyor taʿbudūna
ibadet ediyor
٢٨ (28)
(28)
Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.
10:29
فَكَفَىٰ şimdi yeter fakafā
şimdi yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
شَهِيدًۢا şahit olarak shahīdan
şahit olarak
بَيْنَنَا aramızda baynanā
aramızda
وَبَيْنَكُمْ ve sizin aranızda wabaynakum
ve sizin aranızda
إِن şüphesiz in
şüphesiz
كُنَّا biz idik kunnā
biz idik
عَنْ sizin tapınmanızdan ʿan
sizin tapınmanızdan
عِبَادَتِكُمْ your worship ʿibādatikum
your worship
لَغَـٰفِلِينَ habersiz laghāfilīna
habersiz
٢٩ (29)
(29)
Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.
10:30
هُنَالِكَ işte orada hunālika
işte orada
تَبْلُوا۟ hesabını verir tablū
hesabını verir
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ can nafsin
can
مَّآ önceden işlemiş olduğunun
önceden işlemiş olduğunun
أَسْلَفَتْ ۚ it did previously aslafat
it did previously
وَرُدُّوٓا۟ ve döndürülmüşlerdir waruddū
ve döndürülmüşlerdir
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَوْلَىٰهُمُ mevlaları olan mawlāhumu
mevlaları olan
ٱلْحَقِّ ۖ gerçek l-ḥaqi
gerçek
وَضَلَّ ve kaybolmuştur waḍalla
ve kaybolmuştur
عَنْهُم kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
مَّا şeyler ise
şeyler ise
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَفْتَرُونَ uyduruyor(lar) yaftarūna
uyduruyor(lar)
٣٠ (30)
(30)
İşte orada herkes dünyada yapmış olduğuyla imtihan verir ve gerçek Mevlaları olan Allah'a döndürülür. Uydurdukları putlar da ortadan kaybolmuştur.
10:31
قُلْ de ki qul
de ki
مَن kimdir? man
kimdir?
يَرْزُقُكُم sizi rızıklandıran yarzuqukum
sizi rızıklandıran
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
وَٱلْأَرْضِ ve yerden wal-arḍi
ve yerden
أَمَّن yahut kimdir? amman
yahut kimdir?
يَمْلِكُ sahip olan yamliku
sahip olan
ٱلسَّمْعَ kulaklara l-samʿa
kulaklara
وَٱلْأَبْصَـٰرَ ve gözlere wal-abṣāra
ve gözlere
وَمَن ve kimdir? waman
ve kimdir?
يُخْرِجُ çıkaran yukh'riju
çıkaran
ٱلْحَىَّ diriyi l-ḥaya
diriyi
مِنَ ölüden mina
ölüden
ٱلْمَيِّتِ the dead l-mayiti
the dead
وَيُخْرِجُ ve çıkaran wayukh'riju
ve çıkaran
ٱلْمَيِّتَ ölüyü l-mayita
ölüyü
مِنَ diriden mina
diriden
ٱلْحَىِّ the living l-ḥayi
the living
وَمَن ve kimdir? waman
ve kimdir?
يُدَبِّرُ düzene koyan yudabbiru
düzene koyan
ٱلْأَمْرَ ۚ işleri l-amra
işleri
فَسَيَقُولُونَ diyecekler fasayaqūlūna
diyecekler
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
فَقُلْ de ki faqul
de ki
أَفَلَا öyleyse afalā
öyleyse
تَتَّقُونَ sakınmıyor musunuz? tattaqūna
sakınmıyor musunuz?
٣١ (31)
(31)
De ki: "Gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Kulak ve gözlerin sahibi kimdir? Diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran kimdir? Her işi düzenleyen kimdir?" Onlar: "Allah'tır! " diyecekler. "O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.
10:32
فَذَٰلِكُمُ işte budur fadhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّكُمُ sizin Rabbiniz olan rabbukumu
sizin Rabbiniz olan
ٱلْحَقُّ ۖ gerçek l-ḥaqu
gerçek
فَمَاذَا ne vardır? famādhā
ne vardır?
بَعْدَ dışında baʿda
dışında
ٱلْحَقِّ gerçeğin l-ḥaqi
gerçeğin
إِلَّا başka illā
başka
ٱلضَّلَـٰلُ ۖ sapıklıktan l-ḍalālu
sapıklıktan
فَأَنَّىٰ öyleyse nasıl? fa-annā
öyleyse nasıl?
تُصْرَفُونَ döndürülüyorsunuz tuṣ'rafūna
döndürülüyorsunuz
٣٢ (32)
(32)
İşte gerçek Rabbiniz Allah budur. Gerçeğin dışında sadece sapıklık vardır. Öyleyse nasıl olup da döndürülüyorsunuz?
10:33
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
حَقَّتْ gerçekleşmiş oldu ḥaqqat
gerçekleşmiş oldu
كَلِمَتُ sözü kalimatu
sözü
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
عَلَى hakkındaki ʿalā
hakkındaki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
فَسَقُوٓا۟ yoldan çıkmış(lar) fasaqū
yoldan çıkmış(lar)
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
لَا iman etmezler
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
٣٣ (33)
(33)
Böylece, fasık olanların inanmayacaklarına dair Rabbinin söylediği söz gerçekleşti.
10:34
قُلْ de ki qul
de ki
هَلْ var mıdır? hal
var mıdır?
مِن sizin ortak koştuklarınızdan min
sizin ortak koştuklarınızdan
شُرَكَآئِكُم your partners shurakāikum
your partners
مَّن bir kimse man
bir kimse
يَبْدَؤُا۟ ilk kez gerçekleştirip yabda-u
ilk kez gerçekleştirip
ٱلْخَلْقَ yaratma işini l-khalqa
yaratma işini
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُعِيدُهُۥ ۚ yeniden diriltecek yuʿīduhu
yeniden diriltecek
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَبْدَؤُا۟ ilk kez gerçekleştirip yabda-u
ilk kez gerçekleştirip
ٱلْخَلْقَ yaratma işini l-khalqa
yaratma işini
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُعِيدُهُۥ ۖ yeniden diriltir yuʿīduhu
yeniden diriltir
فَأَنَّىٰ artık nasıl? fa-annā
artık nasıl?
تُؤْفَكُونَ çevriliyorsunuz tu'fakūna
çevriliyorsunuz
٣٤ (34)
(34)
De ki: "Koştuğunuz ortaklardan, önce yaratan, sonra bunu tekrar eden var mıdır?" De ki: "Allah önce yaratır, sonra bunu tekrar eder. Nasıl da döndürülürsünüz! "
10:35
قُلْ de ki qul
de ki
هَلْ var mıdır? hal
var mıdır?
مِن sizin ortak koştuklarınızdan min
sizin ortak koştuklarınızdan
شُرَكَآئِكُم your partners shurakāikum
your partners
مَّن bir kimse man
bir kimse
يَهْدِىٓ iletecek yahdī
iletecek
إِلَى hakka ilā
hakka
ٱلْحَقِّ ۚ the truth l-ḥaqi
the truth
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَهْدِى iletir yahdī
iletir
لِلْحَقِّ ۗ hakka lil'ḥaqqi
hakka
أَفَمَن kimse mi? afaman
kimse mi?
يَهْدِىٓ ileten yahdī
ileten
إِلَى hakka ilā
hakka
ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth
أَحَقُّ daha lâyıktır aḥaqqu
daha lâyıktır
أَن uyulmaya an
uyulmaya
يُتَّبَعَ he should be followed yuttabaʿa
he should be followed
أَمَّن yoksa kimse mi? amman
yoksa kimse mi?
لَّا doğru yolu bulamayan
doğru yolu bulamayan
يَهِدِّىٓ guide yahiddī
guide
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَن kendisi yöneltilmesi an
kendisi yöneltilmesi
يُهْدَىٰ ۖ he is guided yuh'dā
he is guided
فَمَا ne oluyor famā
ne oluyor
لَكُمْ size lakum
size
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
تَحْكُمُونَ hüküm veriyorsunuz taḥkumūna
hüküm veriyorsunuz
٣٥ (35)
(35)
De ki: "Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır?" De ki: "Ama Allah gerçeğe eriştirir. Gerçeğe eriştiren mi, yoksa, birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmağa daha layıktır? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?"
10:36
وَمَا ve wamā
ve
يَتَّبِعُ uymamaktadır yattabiʿu
uymamaktadır
أَكْثَرُهُمْ onların çoğu aktharuhum
onların çoğu
إِلَّا başkasına illā
başkasına
ظَنًّا ۚ zandan ẓannan
zandan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلظَّنَّ zan ise l-ẓana
zan ise
لَا kazandırmaz
kazandırmaz
يُغْنِى avail yugh'nī
avail
مِنَ gerçek açısından mina
gerçek açısından
ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth
شَيْـًٔا ۚ bir şey shayan
bir şey
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌۢ bilmektedir ʿalīmun
bilmektedir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَفْعَلُونَ onların yaptıkları yafʿalūna
onların yaptıkları
٣٦ (36)
(36)
Onların çoğu zanna uyarlar; gerçekte ise zan, hakikat karşısında bir şey ifade etmez. Allah, yaptıklarını şüphesiz bilir.
10:37
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ değildir kāna
değildir
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an
أَن uydurulmuş an
uydurulmuş
يُفْتَرَىٰ (it could be) produced yuf'tarā
(it could be) produced
مِن başkası tarafından min
başkası tarafından
دُونِ other than Allah dūni
other than Allah
ٱللَّهِ Allah'tandır l-lahi
Allah'tandır
وَلَـٰكِن ve ancak walākin
ve ancak
تَصْدِيقَ doğrulayıcıdır taṣdīqa
doğrulayıcıdır
ٱلَّذِى arasındakini alladhī
arasındakini
بَيْنَ (was) before it bayna
(was) before it
يَدَيْهِ iki eli yadayhi
iki eli
وَتَفْصِيلَ ve açıklayıcıdır watafṣīla
ve açıklayıcıdır
ٱلْكِتَـٰبِ Kitab'ı l-kitābi
Kitab'ı
لَا şüphe yoktur
şüphe yoktur
رَيْبَ doubt rayba
doubt
فِيهِ onda fīhi
onda
مِن Rabbi'ndendir min
Rabbi'ndendir
رَّبِّ (the) Lord rabbi
(the) Lord
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٣٧ (37)
(37)
Bu Kuran, Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap'ı açıklar. Alemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur.
10:38
أَمْ yoksa am
yoksa
يَقُولُونَ diyorlar yaqūlūna
diyorlar
ٱفْتَرَىٰهُ ۖ O'nu kendisi uydurdu if'tarāhu
O'nu kendisi uydurdu
قُلْ de ki qul
de ki
فَأْتُوا۟ getirin fatū
getirin
بِسُورَةٍۢ bir sure bisūratin
bir sure
مِّثْلِهِۦ onun benzeri mith'lihi
onun benzeri
وَٱدْعُوا۟ ve çağırın wa-id'ʿū
ve çağırın
مَنِ gücünüz yeteni mani
gücünüz yeteni
ٱسْتَطَعْتُم you can is'taṭaʿtum
you can
مِّن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru sözlü ṣādiqīna
doğru sözlü
٣٨ (38)
(38)
Senin için, "Onu uydurdu mu?" diyorlar. De ki: "Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın."
10:39
بَلْ hayır bal
hayır
كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar
بِمَا şeyi bimā
şeyi
لَمْ kavrayamadıkları lam
kavrayamadıkları
يُحِيطُوا۟ they could encompass yuḥīṭū
they could encompass
بِعِلْمِهِۦ ilmini biʿil'mihi
ilmini
وَلَمَّا ve walammā
ve
يَأْتِهِمْ kendilerine gelmeyen yatihim
kendilerine gelmeyen
تَأْوِيلُهُۥ ۚ yorumu tawīluhu
yorumu
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
كَذَّبَ yalanlamışlardı kadhaba
yalanlamışlardı
ٱلَّذِينَ kimseler de alladhīna
kimseler de
مِن onlardan önceki(ler) min
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ ۖ before them qablihim
before them
فَٱنظُرْ bir bak fa-unẓur
bir bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğuna kāna
olduğuna
عَـٰقِبَةُ sonlarının ʿāqibatu
sonlarının
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
٣٩ (39)
(39)
Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve henüz yorumu da kendilerine bildirilmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böylece yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak.
10:40
وَمِنْهُم ve içlerinde vardır wamin'hum
ve içlerinde vardır
مَّن kimse man
kimse
يُؤْمِنُ iman eden yu'minu
iman eden
بِهِۦ ona bihi
ona
وَمِنْهُم ve içlerinde vardır wamin'hum
ve içlerinde vardır
مَّن kimse man
kimse
لَّا iman etmeyen de
iman etmeyen de
يُؤْمِنُ believe yu'minu
believe
بِهِۦ ۚ ona bihi
ona
وَرَبُّكَ ve Rabbin warabbuka
ve Rabbin
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuları bil-muf'sidīna
bozguncuları
٤٠ (40)
(40)
Aralarında ona inanan ve inanmayan vardır. Rabbin, bozguncuları daha iyi bilir.
10:41
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كَذَّبُوكَ seni yalanlarlarsa kadhabūka
seni yalanlarlarsa
فَقُل de ki faqul
de ki
لِّى banadır
banadır
عَمَلِى benim yaptığım ʿamalī
benim yaptığım
وَلَكُمْ ve sizedir walakum
ve sizedir
عَمَلُكُمْ ۖ sizin yaptığınız ʿamalukum
sizin yaptığınız
أَنتُم siz antum
siz
بَرِيٓـُٔونَ uzaksınız barīūna
uzaksınız
مِمَّآ benim yaptığımdan mimmā
benim yaptığımdan
أَعْمَلُ I do aʿmalu
I do
وَأَنَا۠ ve ben de wa-anā
ve ben de
بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım
مِّمَّا sizin yaptıklarınızdan mimmā
sizin yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
٤١ (41)
(41)
Seni yalanlarlarsa, "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim" de.
10:42
وَمِنْهُم içlerinde vardır wamin'hum
içlerinde vardır
مَّن kimseler man
kimseler
يَسْتَمِعُونَ dinleyenler yastamiʿūna
dinleyenler
إِلَيْكَ ۚ seni ilayka
seni
أَفَأَنتَ sen afa-anta
sen
تُسْمِعُ duyurabilecek misin? tus'miʿu
duyurabilecek misin?
ٱلصُّمَّ sağırlara l-ṣuma
sağırlara
وَلَوْ üstelik walaw
üstelik
كَانُوا۟ akıl etmiyorlarsa kānū
akıl etmiyorlarsa
لَا (do) not
(do) not
يَعْقِلُونَ use reason yaʿqilūna
use reason
٤٢ (42)
(42)
Aralarında sana kulak veren vardır. Sen, sağırlara, üstelik akılları da almazsa, işittirebilir misin?
10:43
وَمِنْهُم ve onlardan vardır wamin'hum
ve onlardan vardır
مَّن kimseler man
kimseler
يَنظُرُ bakan(lar) yanẓuru
bakan(lar)
إِلَيْكَ ۚ sana ilayka
sana
أَفَأَنتَ sen afa-anta
sen
تَهْدِى doğru yola iletebilecek misin? tahdī
doğru yola iletebilecek misin?
ٱلْعُمْىَ körleri l-ʿum'ya
körleri
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
كَانُوا۟ görmüyorlarsa kānū
görmüyorlarsa
لَا (do) not
(do) not
يُبْصِرُونَ see yub'ṣirūna
see
٤٣ (43)
(43)
Aralarında sana bakan vardır. Sen körleri, görmezlerken doğru yola iletebilir misin?
10:44
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا haksızlık etmez
haksızlık etmez
يَظْلِمُ wrong yaẓlimu
wrong
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
شَيْـًۭٔا hiçbir shayan
hiçbir
وَلَـٰكِنَّ ancak walākinna
ancak
ٱلنَّاسَ insanlar l-nāsa
insanlar
أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ haksızlık ederler yaẓlimūna
haksızlık ederler
٤٤ (44)
(44)
Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.
10:45
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
يَحْشُرُهُمْ onları toplayacağımız yaḥshuruhum
onları toplayacağımız
كَأَن sanki gibi ka-an
sanki gibi
لَّمْ kalmamışlar lam
kalmamışlar
يَلْبَثُوٓا۟ they had not remained yalbathū
they had not remained
إِلَّا bile illā
bile
سَاعَةًۭ bir anı kadar sāʿatan
bir anı kadar
مِّنَ gündüzden mina
gündüzden
ٱلنَّهَارِ the day l-nahāri
the day
يَتَعَارَفُونَ tanışırlar yataʿārafūna
tanışırlar
بَيْنَهُمْ ۚ kendi aralarında baynahum
kendi aralarında
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
خَسِرَ zarara uğramışlardır khasira
zarara uğramışlardır
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(lar) kadhabū
yalanlayan(lar)
بِلِقَآءِ kavuşmayı biliqāi
kavuşmayı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوا۟ doğru yola girmeyenler kānū
doğru yola girmeyenler
مُهْتَدِينَ the guided ones muh'tadīna
the guided ones
٤٥ (45)
(45)
Onları toplayacağı kıyamet günü, sanki gündüz, birbirleriyle sadece tanışacakları bir saat kadar kalmış gibidirler. Allah'ın karşısına çıkmayı yalan sayanlar kaybetmişlerdir.
10:46
وَإِمَّا veya wa-immā
veya
نُرِيَنَّكَ sana göstersek nuriyannaka
sana göstersek
بَعْضَ bir kısmını baʿḍa
bir kısmını
ٱلَّذِى onlara vaadettiklerimizin alladhī
onlara vaadettiklerimizin
نَعِدُهُمْ We promised them naʿiduhum
We promised them
أَوْ ya da aw
ya da
نَتَوَفَّيَنَّكَ seni vefat ettirsek natawaffayannaka
seni vefat ettirsek
فَإِلَيْنَا sonuçta bizedir fa-ilaynā
sonuçta bizedir
مَرْجِعُهُمْ onların dönüşü marjiʿuhum
onların dönüşü
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
شَهِيدٌ şahittir shahīdun
şahittir
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَا şey
şey
يَفْعَلُونَ onların yaptıkları yafʿalūna
onların yaptıkları
٤٦ (46)
(46)
Onlara, söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya dünyada sana gösteririz, veya senin ruhunu alırız da nasıl olsa onların dönüşü Bizedir; (ahirette görürsün) Allah onların yaptıklarına şahiddir.
10:47
وَلِكُلِّ ve hepsi için vardır walikulli
ve hepsi için vardır
أُمَّةٍۢ ümmetin ummatin
ümmetin
رَّسُولٌۭ ۖ bir peygamberi rasūlun
bir peygamberi
فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki
جَآءَ geldiğinde jāa
geldiğinde
رَسُولُهُمْ Peygamberleri rasūluhum
Peygamberleri
قُضِىَ hükmedilir quḍiya
hükmedilir
بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında
بِٱلْقِسْطِ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا haksızlığa uğratılmazlar
haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ be wronged yuẓ'lamūna
be wronged
٤٧ (47)
(47)
Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onlara peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur. Onların hakları yenmez.
10:48
وَيَقُولُونَ ve diyorlar ki wayaqūlūna
ve diyorlar ki
مَتَىٰ ne zamandır? matā
ne zamandır?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْوَعْدُ vaad edilen l-waʿdu
vaad edilen
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru sözlü ṣādiqīna
doğru sözlü
٤٨ (48)
(48)
"Bu iddiada samimi iseniz, bu azabın gerçekleşmesi ne zamandır? söyle" derler.
10:49
قُل de ki qul
de ki
لَّآ ben dokunduramam
ben dokunduramam
أَمْلِكُ I have power amliku
I have power
لِنَفْسِى kendime linafsī
kendime
ضَرًّۭا bir zarar ḍarran
bir zarar
وَلَا veya walā
veya
نَفْعًا yarar nafʿan
yarar
إِلَّا başka illā
başka
مَا dilediğinden
dilediğinden
شَآءَ Allah wills shāa
Allah wills
ٱللَّهُ ۗ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
لِكُلِّ hepsi için vardır likulli
hepsi için vardır
أُمَّةٍ ümmetin ummatin
ümmetin
أَجَلٌ ۚ bir eceli ajalun
bir eceli
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءَ geldiği jāa
geldiği
أَجَلُهُمْ ecelleri ajaluhum
ecelleri
فَلَا ne falā
ne
يَسْتَـْٔخِرُونَ öne alınırlar yastakhirūna
öne alınırlar
سَاعَةًۭ ۖ bir saat sāʿatan
bir saat
وَلَا ne de walā
ne de
يَسْتَقْدِمُونَ geriye bırakılırlar yastaqdimūna
geriye bırakılırlar
٤٩ (49)
(49)
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar."
10:50
قُلْ de ki qul
de ki
أَرَءَيْتُمْ söyleyin bakalım ara-aytum
söyleyin bakalım
إِنْ eğer in
eğer
أَتَىٰكُمْ size gelirse atākum
size gelirse
عَذَابُهُۥ O'nun azabı ʿadhābuhu
O'nun azabı
بَيَـٰتًا gece vakti bayātan
gece vakti
أَوْ veya aw
veya
نَهَارًۭا gündüz nahāran
gündüz
مَّاذَا ne diye mādhā
ne diye
يَسْتَعْجِلُ acele ediyorlar yastaʿjilu
acele ediyorlar
مِنْهُ bunda min'hu
bunda
ٱلْمُجْرِمُونَ suçlular l-muj'rimūna
suçlular
٥٠ (50)
(50)
De ki: "Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse, ne yaparsınız? Suçlular neye bunda acele ediyorlar?"
10:51
أَثُمَّ (ondan) sonra mı? athumma
(ondan) sonra mı?
إِذَا zaman ki idhā
zaman ki
مَا ne
ne
وَقَعَ gerçekleşti waqaʿa
gerçekleşti
ءَامَنتُم inanacaksınız āmantum
inanacaksınız
بِهِۦٓ ۚ ona bihi
ona
ءَآلْـَٔـٰنَ şimdi mi? āl'āna
şimdi mi?
وَقَدْ elbette waqad
elbette
كُنتُم siz kuntum
siz
بِهِۦ onu bihi
onu
تَسْتَعْجِلُونَ acele istiyordunuz tastaʿjilūna
acele istiyordunuz
٥١ (51)
(51)
Vuku bulduktan sonra mı O'na inanacaksınız? İnanmayanlar azabı görünce, "şimdi miydi?" derler. "Elbette, siz onu acele istiyordunuz" denir.
10:52
ثُمَّ sonra thumma
sonra
قِيلَ denilir qīla
denilir
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ظَلَمُوا۟ zulmeden(lere) ẓalamū
zulmeden(lere)
ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın
عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı
ٱلْخُلْدِ sonsuz l-khul'di
sonsuz
هَلْ musunuz? hal
musunuz?
تُجْزَوْنَ cezalandırılıyor tuj'zawna
cezalandırılıyor
إِلَّا başkasıyla illā
başkasıyla
بِمَا olduklarınızdan bimā
olduklarınızdan
كُنتُمْ you used (to) kuntum
you used (to)
تَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) taksibūna
kazanıyor(lar)
٥٢ (52)
(52)
Haksızlık edenlere de: "Sürekli azabı tadın, ancak yaptığınıza karşılık ceza çekiyorsunuz" denir.
10:53
۞ وَيَسْتَنۢبِـُٔونَكَ senden soruyorlar wayastanbiūnaka
senden soruyorlar
أَحَقٌّ gerçek mi? aḥaqqun
gerçek mi?
هُوَ ۖ O huwa
O
قُلْ de ki qul
de ki
إِى evet ī
evet
وَرَبِّىٓ Rabbime yemin ederim ki warabbī
Rabbime yemin ederim ki
إِنَّهُۥ şüphesiz o innahu
şüphesiz o
لَحَقٌّۭ ۖ gerçektir laḥaqqun
gerçektir
وَمَآ ve değil(siniz) wamā
ve değil(siniz)
أَنتُم siz antum
siz
بِمُعْجِزِينَ aciz bırakacak bimuʿ'jizīna
aciz bırakacak
٥٣ (53)
(53)
"O gerçek midir?" diye senden sorarlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir, siz aciz kılamazsınız (önleyemezsiniz)."
10:54
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
لِكُلِّ her likulli
her
نَفْسٍۢ nefis nafsin
nefis
ظَلَمَتْ zulmeden ẓalamat
zulmeden
مَا ne varsa
ne varsa
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
لَٱفْتَدَتْ fidye olarak verirdi la-if'tadat
fidye olarak verirdi
بِهِۦ ۗ onu bihi
onu
وَأَسَرُّوا۟ ve açığa vururlar wa-asarrū
ve açığa vururlar
ٱلنَّدَامَةَ pişmanlıklarını l-nadāmata
pişmanlıklarını
لَمَّا zaman lammā
zaman
رَأَوُا۟ gördükleri ra-awū
gördükleri
ٱلْعَذَابَ ۖ azabı l-ʿadhāba
azabı
وَقُضِىَ ve hüküm verilir waquḍiya
ve hüküm verilir
بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında
بِٱلْقِسْطِ ۚ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا haksızlığa uğratılmazlar
haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ (be) wronged yuẓ'lamūna
(be) wronged
٥٤ (54)
(54)
Haksızlık etmiş olan her kişi, yeryüzünde olan her şeye sahip olsa, onu azabın fidyesi olarak verirdi. Azabı görünce pişmanlık gösterdiler. Haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmolunmuştur.
10:55
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
مَا olanların tümü
olanların tümü
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
أَلَآ İyi bilin ki alā
İyi bilin ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
وَعْدَ vaadettiği waʿda
vaadettiği
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَقٌّۭ gerçektir ḥaqqun
gerçektir
وَلَـٰكِنَّ ancak walākinna
ancak
أَكْثَرَهُمْ onların çoğu aktharahum
onların çoğu
لَا bilmiyorlar
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٥٥ (55)
(55)
İyi bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir, ama çoğu bunu bilmez.
10:56
هُوَ O huwa
O
يُحْىِۦ diriltir yuḥ'yī
diriltir
وَيُمِيتُ ve öldürür wayumītu
ve öldürür
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
تُرْجَعُونَ döndürülürsünüz tur'jaʿūna
döndürülürsünüz
٥٦ (56)
(56)
Dirilten ve öldüren O'dur. O'na döneceksiniz.
10:57
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
جَآءَتْكُم size gelmiştir jāatkum
size gelmiştir
مَّوْعِظَةٌۭ bir öğüt mawʿiẓatun
bir öğüt
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَشِفَآءٌۭ ve bir şifa washifāon
ve bir şifa
لِّمَا olanlar için limā
olanlar için
فِى gönüllerde
gönüllerde
ٱلصُّدُورِ your breasts l-ṣudūri
your breasts
وَهُدًۭى ve bir hidayet wahudan
ve bir hidayet
وَرَحْمَةٌۭ ve rahmet waraḥmatun
ve rahmet
لِّلْمُؤْمِنِينَ mü'minler için lil'mu'minīna
mü'minler için
٥٧ (57)
(57)
Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalblerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.
10:58
قُلْ de ki qul
de ki
بِفَضْلِ lütfuyla bifaḍli
lütfuyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَبِرَحْمَتِهِۦ ve rahmetiyle wabiraḥmatihi
ve rahmetiyle
فَبِذَٰلِكَ işte bununla fabidhālika
işte bununla
فَلْيَفْرَحُوا۟ sevinsinler falyafraḥū
sevinsinler
هُوَ bu huwa
bu
خَيْرٌۭ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
يَجْمَعُونَ biriktirdikleri yajmaʿūna
biriktirdikleri
٥٨ (58)
(58)
De ki: "Bunlar, Allah'ın bol nimeti ve rahmetiyledir." Buna sevinsinler. O, onların topladıklarından daha hayırlıdır.
10:59
قُلْ de ki qul
de ki
أَرَءَيْتُم görmüyor musunuz? ara-aytum
görmüyor musunuz?
مَّآ indirdiğini
indirdiğini
أَنزَلَ (has been) sent down anzala
(has been) sent down
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
لَكُم size lakum
size
مِّن rızıktan min
rızıktan
رِّزْقٍۢ (the) provision riz'qin
(the) provision
فَجَعَلْتُم ve sizin kıldığınızı fajaʿaltum
ve sizin kıldığınızı
مِّنْهُ ondan min'hu
ondan
حَرَامًۭا (bir kısmını) haram ḥarāman
(bir kısmını) haram
وَحَلَـٰلًۭا (bir kısmını) helal waḥalālan
(bir kısmını) helal
قُلْ de ki qul
de ki
ءَآللَّهُ Allah mı? āllahu
Allah mı?
أَذِنَ izin verdi adhina
izin verdi
لَكُمْ ۖ size lakum
size
أَمْ yoksa am
yoksa
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
تَفْتَرُونَ iftira (mı) ediyorsunuz taftarūna
iftira (mı) ediyorsunuz
٥٩ (59)
(59)
De ki: "Allah'ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görmüyor musunuz?" De ki: "Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah'a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?"
10:60
وَمَا ve nedir? wamā
ve nedir?
ظَنُّ zanları ẓannu
zanları
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يَفْتَرُونَ uyduranların yaftarūna
uyduranların
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan
يَوْمَ günü (hakkında) yawma
günü (hakkında)
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَذُو sahibidir ladhū
sahibidir
فَضْلٍ lütuf faḍlin
lütuf
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلنَّاسِ insanlara l-nāsi
insanlara
وَلَـٰكِنَّ ve ancak walākinna
ve ancak
أَكْثَرَهُمْ onların çoğu aktharahum
onların çoğu
لَا şükretmezler
şükretmezler
يَشْكُرُونَ grateful yashkurūna
grateful
٦٠ (60)
(60)
Allah'a karşı yalan uyduranlar kıyamet gününü ne zannederler? Doğrusu Allah'ın insanlara olan nimeti boldur, fakat çoğu şükretmezler.
10:61
وَمَا ve ne wamā
ve ne
تَكُونُ olsanız takūnu
olsanız
فِى durumda
durumda
شَأْنٍۢ any situation shanin
any situation
وَمَا ve ne wamā
ve ne
تَتْلُوا۟ okusanız tatlū
okusanız
مِنْهُ onun hakkında min'hu
onun hakkında
مِن Kur'andan min
Kur'andan
قُرْءَانٍۢ (the) Quran qur'ānin
(the) Quran
وَلَا ne ne walā
ne ne
تَعْمَلُونَ yapsanız taʿmalūna
yapsanız
مِنْ yapılacaklardan min
yapılacaklardan
عَمَلٍ deed ʿamalin
deed
إِلَّا ancak illā
ancak
كُنَّا biz kunnā
biz
عَلَيْكُمْ sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize
شُهُودًا şahidiz shuhūdan
şahidiz
إِذْ zaman idh
zaman
تُفِيضُونَ siz daldığınız tufīḍūna
siz daldığınız
فِيهِ ۚ ona fīhi
ona
وَمَا değildir wamā
değildir
يَعْزُبُ gizli yaʿzubu
gizli
عَن Rabbinden ʿan
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
مِن (bir şey) min
(bir şey)
مِّثْقَالِ ağırlığınca mith'qāli
ağırlığınca
ذَرَّةٍۢ zerre dharratin
zerre
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَا ne de walā
ne de
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heavens l-samāi
the heavens
وَلَآ ne de walā
ne de
أَصْغَرَ daha küçüğü aṣghara
daha küçüğü
مِن bundan min
bundan
ذَٰلِكَ that dhālika
that
وَلَآ ve ne de walā
ve ne de
أَكْبَرَ daha büyüğü akbara
daha büyüğü
إِلَّا ancak illā
ancak
فِى kitaptadır
kitaptadır
كِتَـٰبٍۢ a Record kitābin
a Record
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
٦١ (61)
(61)
Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran'dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz. Yerde ve gökte hiçbir zerre Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitap'dadır.
10:62
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
أَوْلِيَآءَ dostları için awliyāa
dostları için
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَا yoktur
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve walā
ve
هُمْ onlar hum
onlar
يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir yaḥzanūna
üzülmeyeceklerdir
٦٢ (62)
(62)
İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
10:63
ٱلَّذِينَ kimseler; alladhīna
kimseler;
ءَامَنُوا۟ onlar iman eden āmanū
onlar iman eden
وَكَانُوا۟ ve wakānū
ve
يَتَّقُونَ sakınanlar yattaqūna
sakınanlar
٦٣ (63)
(63)
Onlar Allah'a inanmış ve O'na karşı gelmekten sakınmışlardır.
10:64
لَهُمُ onlar için vardır lahumu
onlar için vardır
ٱلْبُشْرَىٰ müjdeler l-bush'rā
müjdeler
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَفِى ve wafī
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahirette l-ākhirati
ahirette
لَا olmaz
olmaz
تَبْدِيلَ değişme tabdīla
değişme
لِكَلِمَـٰتِ sözlerinde likalimāti
sözlerinde
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ذَٰلِكَ işte dhālika
işte
هُوَ bu huwa
bu
ٱلْفَوْزُ kurtuluştur l-fawzu
kurtuluştur
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
٦٤ (64)
(64)
Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah'ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük başarıdır.
10:65
وَلَا seni üzmesin walā
seni üzmesin
يَحْزُنكَ grieve you yaḥzunka
grieve you
قَوْلُهُمْ ۘ onların sözleri qawluhum
onların sözleri
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْعِزَّةَ yücelik l-ʿizata
yücelik
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
جَمِيعًا ۚ tamamen jamīʿan
tamamen
هُوَ O huwa
O
ٱلسَّمِيعُ duyandır l-samīʿu
duyandır
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٦٥ (65)
(65)
İnkarcıların sözleri seni üzmesin, çünkü bütün kudret Allah'ındır. O, işitir ve bilir.
10:66
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
مَن kim varsa man
kim varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَن ve kim varsa waman
ve kim varsa
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth
وَمَا ve wamā
ve
يَتَّبِعُ uymuyorlar yattabiʿu
uymuyorlar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَدْعُونَ tapınan(lar) yadʿūna
tapınan(lar)
مِن başkalarına min
başkalarına
دُونِ other than Allah dūni
other than Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
شُرَكَآءَ ۚ ortak koştuklarına shurakāa
ortak koştuklarına
إِن ancak in
ancak
يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar yattabiʿūna
onlar uyuyorlar
إِلَّا sadece illā
sadece
ٱلظَّنَّ zanna l-ẓana
zanna
وَإِنْ ve wa-in
ve
هُمْ onlar hum
onlar
إِلَّا sadece illā
sadece
يَخْرُصُونَ saçmalıyorlar yakhruṣūna
saçmalıyorlar
٦٦ (66)
(66)
İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'ı bırakıp ortak koşanlar sadece zanna uyanlardır. Onlar ancak tahminde bulunuyorlar.
10:67
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
جَعَلَ yaratan jaʿala
yaratan
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
لِتَسْكُنُوا۟ dinlenmeniz için litaskunū
dinlenmeniz için
فِيهِ onda fīhi
onda
وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ aydınlatıcı olarak mub'ṣiran
aydınlatıcı olarak
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ ayetler vardır laāyātin
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ bir topluluk için liqawmin
bir topluluk için
يَسْمَعُونَ duyan yasmaʿūna
duyan
٦٧ (67)
(67)
Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır.
10:68
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
ٱتَّخَذَ edindi ittakhadha
edindi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَلَدًۭا ۗ çocuk waladan
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ O bundan münezzehtir sub'ḥānahu
O bundan münezzehtir
هُوَ O huwa
O
ٱلْغَنِىُّ ۖ hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır l-ghaniyu
hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır
لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مَا ne varsa
ne varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
إِنْ yoktur in
yoktur
عِندَكُم sizin ʿindakum
sizin
مِّن hiçbir min
hiçbir
سُلْطَـٰنٍۭ deliliniz sul'ṭānin
deliliniz
بِهَـٰذَآ ۚ bu konuda bihādhā
bu konuda
أَتَقُولُونَ söylüyor musunuz? ataqūlūna
söylüyor musunuz?
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَا şeyi
şeyi
لَا bilmediğiniz
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
٦٨ (68)
(68)
"Allah çocuk edindi" dediler; haşa; O müstağnidir; göklerde ve yerde olanlara sahiptir. Elinizde, onun çocuk edindiğine dair bir delil yoktur, bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı nasıl söylüyorsunuz?
10:69
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَفْتَرُونَ uyduran(lar) yaftarūna
uyduran(lar)
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan
لَا kurtuluşa eremezler
kurtuluşa eremezler
يُفْلِحُونَ they will not succeed yuf'liḥūna
they will not succeed
٦٩ (69)
(69)
De ki: "Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa erişemezler."
10:70
مَتَـٰعٌۭ bir geçim sürerler matāʿun
bir geçim sürerler
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَيْنَا bizedir ilaynā
bizedir
مَرْجِعُهُمْ dönüşleri marjiʿuhum
dönüşleri
ثُمَّ sonra thumma
sonra
نُذِيقُهُمُ tattırırız nudhīquhumu
tattırırız
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
ٱلشَّدِيدَ şiddetli l-shadīda
şiddetli
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَانُوا۟ olmalarından kānū
olmalarından
يَكْفُرُونَ inkâr ediyor(lar) yakfurūna
inkâr ediyor(lar)
٧٠ (70)
(70)
Onlar için dünyada bir müddet geçinme vardır, sonra dönüşleri Bizedir. İnkarlarına karşılık onlara çetin azab taddıracağız.
10:71
۞ وَٱتْلُ oku wa-ut'lu
oku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
نَبَأَ kıssasını naba-a
kıssasını
نُوحٍ Nuh'un nūḥin
Nuh'un
إِذْ hani idh
hani
قَالَ şöyle söylemişti qāla
şöyle söylemişti
لِقَوْمِهِۦ kavmine liqawmihi
kavmine
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
إِن eğer in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
كَبُرَ ağır kabura
ağır
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
مَّقَامِى aranızda durmam maqāmī
aranızda durmam
وَتَذْكِيرِى ve size hatırlatmam watadhkīrī
ve size hatırlatmam
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَعَلَى bilin ki faʿalā
bilin ki
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
تَوَكَّلْتُ güvendim tawakkaltu
güvendim
فَأَجْمِعُوٓا۟ siz de toplanın fa-ajmiʿū
siz de toplanın
أَمْرَكُمْ işiniz hakkında amrakum
işiniz hakkında
وَشُرَكَآءَكُمْ ortaklarınızla washurakāakum
ortaklarınızla
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا olmasın
olmasın
يَكُنْ let not be yakun
let not be
أَمْرُكُمْ işiniz amrukum
işiniz
عَلَيْكُمْ kendi aranızda ʿalaykum
kendi aranızda
غُمَّةًۭ bir dert ghummatan
bir dert
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱقْضُوٓا۟ uygulayın iq'ḍū
uygulayın
إِلَىَّ bana karşı ilayya
bana karşı
وَلَا ve walā
ve
تُنظِرُونِ bana mühlet vermeyin tunẓirūni
bana mühlet vermeyin
٧١ (71)
(71)
Onlara Nuh'un başından geçenleri anlat: Milletine, "Ey milletim! Eğer durumum, Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah'a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin" demişti.
10:72
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّيْتُمْ yüz çevirirseniz tawallaytum
yüz çevirirseniz
فَمَا sizden istemiş değilim famā
sizden istemiş değilim
سَأَلْتُكُم I have asked you sa-altukum
I have asked you
مِّنْ hiç bir min
hiç bir
أَجْرٍ ۖ ücret ajrin
ücret
إِنْ benim ecrim in
benim ecrim
أَجْرِىَ (is) my reward ajriya
(is) my reward
إِلَّا ancak illā
ancak
عَلَى aittir ʿalā
aittir
ٱللَّهِ ۖ Allah'a l-lahi
Allah'a
وَأُمِرْتُ ve ben emrolundum wa-umir'tu
ve ben emrolundum
أَنْ olmakla an
olmakla
أَكُونَ I be akūna
I be
مِنَ Müslümanlardan mina
Müslümanlardan
ٱلْمُسْلِمِينَ the Muslims l-mus'limīna
the Muslims
٧٢ (72)
(72)
"Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah'a aiddir. Müslimlerden olmakla emrolundum."
10:73
فَكَذَّبُوهُ yine de onu yalanladılar fakadhabūhu
yine de onu yalanladılar
فَنَجَّيْنَـٰهُ ancak biz onu kurtardık fanajjaynāhu
ancak biz onu kurtardık
وَمَن ve olanları waman
ve olanları
مَّعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
فِى gemide
gemide
ٱلْفُلْكِ the ship l-ful'ki
the ship
وَجَعَلْنَـٰهُمْ ve onları yaptık wajaʿalnāhum
ve onları yaptık
خَلَـٰٓئِفَ halifeler khalāifa
halifeler
وَأَغْرَقْنَا ve suda boğduk wa-aghraqnā
ve suda boğduk
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(ları) kadhabū
yalanlayan(ları)
بِـَٔايَـٰتِنَا ۖ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
فَٱنظُرْ bir bak fa-unẓur
bir bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğuna kāna
olduğuna
عَـٰقِبَةُ sonlarının ʿāqibatu
sonlarının
ٱلْمُنذَرِينَ uyarılanların l-mundharīna
uyarılanların
٧٣ (73)
(73)
Onu yalancı saydılar; ama Biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanlardan söz dinlemeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.
10:74
ثُمَّ sonra thumma
sonra
بَعَثْنَا gönderdik baʿathnā
gönderdik
مِنۢ onun ardından min
onun ardından
بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him
رُسُلًا peygamberleri rusulan
peygamberleri
إِلَىٰ kavimlerine ilā
kavimlerine
قَوْمِهِمْ their people qawmihim
their people
فَجَآءُوهُم getirdiler fajāūhum
getirdiler
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık belgeler bil-bayināti
açık belgeler
فَمَا ancak famā
ancak
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
لِيُؤْمِنُوا۟ inanmadılar liyu'minū
inanmadılar
بِمَا şeylere bimā
şeylere
كَذَّبُوا۟ yalanladıkları kadhabū
yalanladıkları
بِهِۦ onu bihi
onu
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ ۚ before qablu
before
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَطْبَعُ mühürleriz naṭbaʿu
mühürleriz
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِ kalpleri qulūbi
kalpleri
ٱلْمُعْتَدِينَ aşırı gidenlerin l-muʿ'tadīna
aşırı gidenlerin
٧٤ (74)
(74)
Sonra onun ardından milletlere peygamberler gönderdik, onlara belgeler getirdiler. Diğerlerinin daha önce yalan saymış olduklarına bunlar da inanmadılar. Aşırı gidenlerin kalblerini işte böylece mühürleriz.
10:75
ثُمَّ sonra thumma
sonra
بَعَثْنَا gönderdik baʿathnā
gönderdik
مِنۢ onların ardından min
onların ardından
بَعْدِهِم after them baʿdihim
after them
مُّوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
وَهَـٰرُونَ ve Harun'u wahārūna
ve Harun'u
إِلَىٰ Firavuna ilā
Firavuna
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ ve onun ileri gelenlerine wamala-ihi
ve onun ileri gelenlerine
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle
فَٱسْتَكْبَرُوا۟ ancak onlar büyüklendiler fa-is'takbarū
ancak onlar büyüklendiler
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
قَوْمًۭا bir topluluk qawman
bir topluluk
مُّجْرِمِينَ suçlu muj'rimīna
suçlu
٧٥ (75)
(75)
Onların ardından da Firavun ve erkanına ayetlerimizle Musa ve Harun'u gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir millet oldular.
10:76
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَهُمُ onlara gelince jāahumu
onlara gelince
ٱلْحَقُّ gerçek l-ḥaqu
gerçek
مِنْ katımızdan min
katımızdan
عِندِنَا from Us ʿindinā
from Us
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَسِحْرٌۭ bir sihirdir lasiḥ'run
bir sihirdir
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٧٦ (76)
(76)
Gerçek, katımızdan onlara gelince: "Doğrusu bu apaçık bir büyüdür" dediler.
10:77
قَالَ dedi qāla
dedi
مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
أَتَقُولُونَ böyle mi diyorsunuz? ataqūlūna
böyle mi diyorsunuz?
لِلْحَقِّ gerçek lil'ḥaqqi
gerçek
لَمَّا zaman lammā
zaman
جَآءَكُمْ ۖ size geldiği jāakum
size geldiği
أَسِحْرٌ sihir midir? asiḥ'run
sihir midir?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
وَلَا ve walā
ve
يُفْلِحُ kurtuluşa ermezler yuf'liḥu
kurtuluşa ermezler
ٱلسَّـٰحِرُونَ sihirbazlar l-sāḥirūna
sihirbazlar
٧٧ (77)
(77)
Musa: "Size gelen gerçeğe dil mi uzatırsınız? Bu sihir midir? Sihirbazlar zaten başarı kazanamazlar" dedi.
10:78
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أَجِئْتَنَا mi geldiniz? aji'tanā
mi geldiniz?
لِتَلْفِتَنَا bizi çevirmek için litalfitanā
bizi çevirmek için
عَمَّا (yol)dan ʿammā
(yol)dan
وَجَدْنَا bulduğumuz wajadnā
bulduğumuz
عَلَيْهِ üzerinde ʿalayhi
üzerinde
ءَابَآءَنَا atalarımızı ābāanā
atalarımızı
وَتَكُونَ ve olması watakūna
ve olması
لَكُمَا ikiniz için lakumā
ikiniz için
ٱلْكِبْرِيَآءُ büyüklüğün l-kib'riyāu
büyüklüğün
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
وَمَا (fakat) değiliz wamā
(fakat) değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
لَكُمَا size lakumā
size
بِمُؤْمِنِينَ iman edecek bimu'minīna
iman edecek
٧٨ (78)
(78)
"Siz ikiniz, bizi babalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünün büyükleri olasınız diye mi geldiniz? Biz size inanmıyoruz" dediler.
10:79
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
فِرْعَوْنُ Firavun fir'ʿawnu
Firavun
ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin
بِكُلِّ bütün bikulli
bütün
سَـٰحِرٍ sihirbazları sāḥirin
sihirbazları
عَلِيمٍۢ bilgin ʿalīmin
bilgin
٧٩ (79)
(79)
Firavun: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin" dedi.
10:80
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
ٱلسَّحَرَةُ Sihirbazlar l-saḥaratu
Sihirbazlar
قَالَ dedi qāla
dedi
لَهُم onlara lahum
onlara
مُّوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
أَلْقُوا۟ atın alqū
atın
مَآ şeyleri
şeyleri
أَنتُم siz antum
siz
مُّلْقُونَ atacağınız mul'qūna
atacağınız
٨٠ (80)
(80)
Sihirbazlar gelince Musa onlara: "Atacağınızı atın" dedi.
10:81
فَلَمَّآ zaman falammā
zaman
أَلْقَوْا۟ attıkları alqaw
attıkları
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
مَا şeyler
şeyler
جِئْتُم sizin getirdiğiniz ji'tum
sizin getirdiğiniz
بِهِ (onunla) bihi
(onunla)
ٱلسِّحْرُ ۖ sihirdir l-siḥ'ru
sihirdir
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَيُبْطِلُهُۥٓ ۖ onu boşa çıkaracaktır sayub'ṭiluhu
onu boşa çıkaracaktır
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا düzeltmez
düzeltmez
يُصْلِحُ amend yuṣ'liḥu
amend
عَمَلَ işlerini ʿamala
işlerini
ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların
٨١ (81)
(81)
Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.
10:82
وَيُحِقُّ ortaya çıkarır wayuḥiqqu
ortaya çıkarır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦ sözleriyle bikalimātihi
sözleriyle
وَلَوْ şayet walaw
şayet
كَرِهَ hoşlanmasalar da kariha
hoşlanmasalar da
ٱلْمُجْرِمُونَ suçlular l-muj'rimūna
suçlular
٨٢ (82)
(82)
Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.
10:83
فَمَآ olmadı famā
olmadı
ءَامَنَ iman eden āmana
iman eden
لِمُوسَىٰٓ Musa'ya limūsā
Musa'ya
إِلَّا başka illā
başka
ذُرِّيَّةٌۭ bir genç takımdan dhurriyyatun
bir genç takımdan
مِّن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
عَلَىٰ korkusuyla ʿalā
korkusuyla
خَوْفٍۢ fear khawfin
fear
مِّن Firavundan min
Firavundan
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
وَمَلَإِي۟هِمْ ve adamlarının wamala-ihim
ve adamlarının
أَن kötülük etmeleri an
kötülük etmeleri
يَفْتِنَهُمْ ۚ they persecute them yaftinahum
they persecute them
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
فِرْعَوْنَ Firavun fir'ʿawna
Firavun
لَعَالٍۢ iyice büyüklenmişti laʿālin
iyice büyüklenmişti
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَإِنَّهُۥ ve şüphesiz o wa-innahu
ve şüphesiz o
لَمِنَ kimselerdendi lamina
kimselerdendi
ٱلْمُسْرِفِينَ çok aşırı giden l-mus'rifīna
çok aşırı giden
٨٣ (83)
(83)
Firavun ve erkanının kendilerine fenalık yapmasından korktuklarından, milletinin bir kısım gençleri dışında, kimse Musa'ya inanmamıştı, çünkü Firavun o yerde hakimdi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.
10:84
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ siz kuntum
siz
ءَامَنتُم iman ettiyseniz āmantum
iman ettiyseniz
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
فَعَلَيْهِ O'na faʿalayhi
O'na
تَوَكَّلُوٓا۟ güvenin tawakkalū
güvenin
إِن eğer in
eğer
كُنتُم siz kuntum
siz
مُّسْلِمِينَ teslim olduysanız mus'limīna
teslim olduysanız
٨٤ (84)
(84)
Musa: "Ey milletim! Allah'a inanıyorsanız ve teslim olmuşsanız O'na güvenin" dedi.
10:85
فَقَالُوا۟ onlar da dediler ki faqālū
onlar da dediler ki
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
تَوَكَّلْنَا güvendik tawakkalnā
güvendik
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
لَا bizi kılma
bizi kılma
تَجْعَلْنَا make us tajʿalnā
make us
فِتْنَةًۭ bir fitne fit'natan
bir fitne
لِّلْقَوْمِ topluluğu için lil'qawmi
topluluğu için
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
٨٥ (85)
(85)
"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.
10:86
وَنَجِّنَا ve bizi kurtar wanajjinā
ve bizi kurtar
بِرَحْمَتِكَ rahmetinle biraḥmatika
rahmetinle
مِنَ topluluğundan mina
topluluğundan
ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people
ٱلْكَـٰفِرِينَ kâfirler l-kāfirīna
kâfirler
٨٦ (86)
(86)
"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.
10:87
وَأَوْحَيْنَآ ve vahyettik wa-awḥaynā
ve vahyettik
إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
وَأَخِيهِ ve kardeşine wa-akhīhi
ve kardeşine
أَن diye an
diye
تَبَوَّءَا hazırlayın tabawwaā
hazırlayın
لِقَوْمِكُمَا kavminiz için liqawmikumā
kavminiz için
بِمِصْرَ Mısır'da bimiṣ'ra
Mısır'da
بُيُوتًۭا evler buyūtan
evler
وَٱجْعَلُوا۟ ve edinin (diye) wa-ij'ʿalū
ve edinin (diye)
بُيُوتَكُمْ evlerinizi buyūtakum
evlerinizi
قِبْلَةًۭ ibadethane qib'latan
ibadethane
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın (diye) wa-aqīmū
ve kılın (diye)
ٱلصَّلَوٰةَ ۗ namaz l-ṣalata
namaz
وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele
ٱلْمُؤْمِنِينَ Mü'minleri l-mu'minīna
Mü'minleri
٨٧ (87)
(87)
Musa ve kardeşine: "Mısır'da milletinize evler hazırlayın; evlerinizi namazgah edinin, namaz kılın" diye vahyettik, "İnananlara müjde et."
10:88
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
ءَاتَيْتَ verdin ātayta
verdin
فِرْعَوْنَ Firavun'a fir'ʿawna
Firavun'a
وَمَلَأَهُۥ ve adamlarına wamala-ahu
ve adamlarına
زِينَةًۭ süs(ler) zīnatan
süs(ler)
وَأَمْوَٰلًۭا ve mallar wa-amwālan
ve mallar
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
لِيُضِلُّوا۟ saptırmaları için mi? liyuḍillū
saptırmaları için mi?
عَن senin yolundan ʿan
senin yolundan
سَبِيلِكَ ۖ Your way sabīlika
Your way
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ٱطْمِسْ yok et iṭ'mis
yok et
عَلَىٰٓ onların mallarını ʿalā
onların mallarını
أَمْوَٰلِهِمْ their wealth amwālihim
their wealth
وَٱشْدُدْ ve bağla wa-ush'dud
ve bağla
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِهِمْ kalplerinin qulūbihim
kalplerinin
فَلَا (ki) iman etmesinler falā
(ki) iman etmesinler
يُؤْمِنُوا۟ they believe yu'minū
they believe
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَرَوُا۟ görünceye yarawū
görünceye
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
ٱلْأَلِيمَ acıklı l-alīma
acıklı
٨٨ (88)
(88)
Musa: "Rabbimiz! Doğrusu sen Firavun'a ve erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan şaşırtmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar" dedi.
10:89
قَالَ (Allah) dedi ki qāla
(Allah) dedi ki
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
أُجِيبَت kabul edildi ujībat
kabul edildi
دَّعْوَتُكُمَا duanız daʿwatukumā
duanız
فَٱسْتَقِيمَا doğru yolda devam edin fa-is'taqīmā
doğru yolda devam edin
وَلَا ve walā
ve
تَتَّبِعَآنِّ uymayın tattabiʿānni
uymayın
سَبِيلَ yollarına sabīla
yollarına
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
لَا bilmeyen(lerin)
bilmeyen(lerin)
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٨٩ (89)
(89)
Allah: "İkinizin duası kabul olundu. Dürüst hareket edin; bilmeyenlerin yoluna asla uymayın" dedi.
10:90
۞ وَجَـٰوَزْنَا ve geçirdik wajāwaznā
ve geçirdik
بِبَنِىٓ oğullarını bibanī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
ٱلْبَحْرَ denizden l-baḥra
denizden
فَأَتْبَعَهُمْ onların peşlerine düştüler fa-atbaʿahum
onların peşlerine düştüler
فِرْعَوْنُ Firavun fir'ʿawnu
Firavun
وَجُنُودُهُۥ ve askerleri de wajunūduhu
ve askerleri de
بَغْيًۭا taşkınlıkla baghyan
taşkınlıkla
وَعَدْوًا ۖ ve düşmanlıkla waʿadwan
ve düşmanlıkla
حَتَّىٰٓ sonunda ḥattā
sonunda
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَدْرَكَهُ onu yakaladığı adrakahu
onu yakaladığı
ٱلْغَرَقُ boğulma l-gharaqu
boğulma
قَالَ dedi qāla
dedi
ءَامَنتُ iman ettim āmantu
iman ettim
أَنَّهُۥ elbette annahu
elbette
لَآ olmadığına
olmadığına
إِلَـٰهَ ilah ilāha
ilah
إِلَّا başka illā
başka
ٱلَّذِىٓ kimseden alladhī
kimseden
ءَامَنَتْ iman ettiği āmanat
iman ettiği
بِهِۦ kendisine bihi
kendisine
بَنُوٓا۟ oğullarının banū
oğullarının
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
وَأَنَا۠ ve ben de wa-anā
ve ben de
مِنَ Müslümanlardanım mina
Müslümanlardanım
ٱلْمُسْلِمِينَ the Muslims l-mus'limīna
the Muslims
٩٠ (90)
(90)
İsrailoğullarını denizden geçirdik, Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla ardlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda: "İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben O'na teslim olanlardanım" dedi.
10:91
ءَآلْـَٔـٰنَ şimdi mi? āl'āna
şimdi mi?
وَقَدْ oysa waqad
oysa
عَصَيْتَ isyan etmiştin ʿaṣayta
isyan etmiştin
قَبْلُ daha önce qablu
daha önce
وَكُنتَ ve olmuştun wakunta
ve olmuştun
مِنَ bozgunculardan mina
bozgunculardan
ٱلْمُفْسِدِينَ the corrupters l-muf'sidīna
the corrupters
٩١ (91)
(91)
O'na: "Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin" dendi.
10:92
فَٱلْيَوْمَ bugün fal-yawma
bugün
نُنَجِّيكَ kurtaracağız nunajjīka
kurtaracağız
بِبَدَنِكَ senin bedenini bibadanika
senin bedenini
لِتَكُونَ olman için litakūna
olman için
لِمَنْ kimseler için liman
kimseler için
خَلْفَكَ kendinden sonraki khalfaka
kendinden sonraki
ءَايَةًۭ ۚ bir ibret āyatan
bir ibret
وَإِنَّ gerçekte ise wa-inna
gerçekte ise
كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu
مِّنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the mankind l-nāsi
the mankind
عَنْ ayetlerimizden ʿan
ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا Our Signs āyātinā
Our Signs
لَغَـٰفِلُونَ habersizdirler laghāfilūna
habersizdirler
٩٢ (92)
(92)
"Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cesedini çıkarıp (sahile) atacağız" dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir.
10:93
وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun
بَوَّأْنَا yerleştirdik bawwanā
yerleştirdik
بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
مُبَوَّأَ bir yere mubawwa-a
bir yere
صِدْقٍۢ iyi ṣid'qin
iyi
وَرَزَقْنَـٰهُم ve onları rızıklandırdık warazaqnāhum
ve onları rızıklandırdık
مِّنَ temiz şeylerle mina
temiz şeylerle
ٱلطَّيِّبَـٰتِ the good things l-ṭayibāti
the good things
فَمَا ayrılığa düşmediler famā
ayrılığa düşmediler
ٱخْتَلَفُوا۟ they differ ikh'talafū
they differ
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
جَآءَهُمُ kendilerine gelinceye jāahumu
kendilerine gelinceye
ٱلْعِلْمُ ۚ ilim l-ʿil'mu
ilim
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
يَقْضِى hükmünü verir yaqḍī
hükmünü verir
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فِيمَا hususlarda fīmā
hususlarda
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
فِيهِ onda fīhi
onda
يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri yakhtalifūna
ayrılığa düştükleri
٩٣ (93)
(93)
And olsun ki, İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirdik, onlara temiz rızıklar verdik, kendilerine bir bilgi gelene kadar ayrılığa düşmediler.
10:94
فَإِن eğer fa-in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
فِى içinde
içinde
شَكٍّۢ kuşku shakkin
kuşku
مِّمَّآ şeyden mimmā
şeyden
أَنزَلْنَآ indirdiğimiz anzalnā
indirdiğimiz
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
فَسْـَٔلِ o halde sor fasali
o halde sor
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
يَقْرَءُونَ okuyan(lara) yaqraūna
okuyan(lara)
ٱلْكِتَـٰبَ kitap l-kitāba
kitap
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ ۚ before you qablika
before you
لَقَدْ andolsun ki laqad
andolsun ki
جَآءَكَ sana geldi jāaka
sana geldi
ٱلْحَقُّ gerçek l-ḥaqu
gerçek
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
فَلَا sakın falā
sakın
تَكُونَنَّ olma takūnanna
olma
مِنَ şüpheye düşenlerden mina
şüpheye düşenlerden
ٱلْمُمْتَرِينَ the doubters l-mum'tarīna
the doubters
٩٤ (94)
(94)
Sana indirdiğimizden şüphede isen, senden önce indirdiğimiz Kitap'ları okuyanlara sor. And olsun ki, sana Rabbinden gerçek gelmiştir, sakın şüphelenenlerden olma.
10:95
وَلَا ve sakın walā
ve sakın
تَكُونَنَّ olma takūnanna
olma
مِنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(lar) kadhabū
yalanlayan(lar)
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَتَكُونَ yoksa olursun fatakūna
yoksa olursun
مِنَ hüsrana uğrayanlardan mina
hüsrana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
٩٥ (95)
(95)
Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, yoksa kaybedenlerden olursun.
10:96
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
حَقَّتْ kesinleşmiş olan(lar) ḥaqqat
kesinleşmiş olan(lar)
عَلَيْهِمْ haklarında ʿalayhim
haklarında
كَلِمَتُ sözü kalimatu
sözü
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
لَا iman etmezler
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
٩٦ (96)
(96)
Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.
10:97
وَلَوْ bile walaw
bile
جَآءَتْهُمْ gelse jāathum
gelse
كُلُّ bütün kullu
bütün
ءَايَةٍ ayetler āyatin
ayetler
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَرَوُا۟ görünceye yarawū
görünceye
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
ٱلْأَلِيمَ acıklı l-alīma
acıklı
٩٧ (97)
(97)
Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.
10:98
فَلَوْلَا bulunsaydı ya! falawlā
bulunsaydı ya!
كَانَتْ bir kasaba kānat
bir kasaba
قَرْيَةٌ any town qaryatun
any town
ءَامَنَتْ iman eden āmanat
iman eden
فَنَفَعَهَآ kendine yarar sağlayan fanafaʿahā
kendine yarar sağlayan
إِيمَـٰنُهَآ imanı īmānuhā
imanı
إِلَّا dışında illā
dışında
قَوْمَ kavminin qawma
kavminin
يُونُسَ Yunus yūnusa
Yunus
لَمَّآ ne zaman ki lammā
ne zaman ki
ءَامَنُوا۟ iman ettiler āmanū
iman ettiler
كَشَفْنَا kaldırdık kashafnā
kaldırdık
عَنْهُمْ üzerlerinden ʿanhum
üzerlerinden
عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını
ٱلْخِزْىِ rezillik l-khiz'yi
rezillik
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَمَتَّعْنَـٰهُمْ ve onları yararlandırdık wamattaʿnāhum
ve onları yararlandırdık
إِلَىٰ belli bir süreye kadar ilā
belli bir süreye kadar
حِينٍۢ a time ḥīnin
a time
٩٨ (98)
(98)
Bir kent halkı inanmalı değil miydi ki, imanları kendilerine fayda versin! İşte Yunus'un milleti, inandığı zaman, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik.
10:99
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
لَـَٔامَنَ iman ederdi laāmana
iman ederdi
مَن kimseler man
kimseler
فِى bulunan
bulunan
ٱلْأَرْضِ yeryüzünde l-arḍi
yeryüzünde
كُلُّهُمْ hepsi kulluhum
hepsi
جَمِيعًا ۚ topluca jamīʿan
topluca
أَفَأَنتَ sen mi? afa-anta
sen mi?
تُكْرِهُ zorlayacaksın tuk'rihu
zorlayacaksın
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَكُونُوا۟ oluncaya yakūnū
oluncaya
مُؤْمِنِينَ mü'min mu'minīna
mü'min
٩٩ (99)
(99)
Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?
10:100
وَمَا değildir wamā
değildir
كَانَ mümkün kāna
mümkün
لِنَفْسٍ hiç kimsenin linafsin
hiç kimsenin
أَن iman etmesi an
iman etmesi
تُؤْمِنَ believe tu'mina
believe
إِلَّا dışında illā
dışında
بِإِذْنِ izni bi-idh'ni
izni
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَجْعَلُ O gönderir wayajʿalu
O gönderir
ٱلرِّجْسَ iğrenç azabı l-rij'sa
iğrenç azabı
عَلَى üzerlerine ʿalā
üzerlerine
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
لَا akıl erdiremeyen(ler)
akıl erdiremeyen(ler)
يَعْقِلُونَ use reason yaʿqilūna
use reason
١٠٠ (100)
(100)
Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azab verir.
10:101
قُلِ de ki quli
de ki
ٱنظُرُوا۟ bir bakın unẓurū
bir bakın
مَاذَا neler olduğuna mādhā
neler olduğuna
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَمَا bir şey kazandırmaz wamā
bir şey kazandırmaz
تُغْنِى will avail tugh'nī
will avail
ٱلْـَٔايَـٰتُ ayetler l-āyātu
ayetler
وَٱلنُّذُرُ ve uyarılar wal-nudhuru
ve uyarılar
عَن bir topluluğa ʿan
bir topluluğa
قَوْمٍۢ a people qawmin
a people
لَّا iman etmeyen
iman etmeyen
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
١٠١ (101)
(101)
"Göklerde ve yerde neler var, bir bakın" de. İnanmayacak bir millete ayetler ve uyarmalar fayda vermez.
10:102
فَهَلْ mı? fahal
mı?
يَنتَظِرُونَ bekliyorlar yantaẓirūna
bekliyorlar
إِلَّا başkasını illā
başkasını
مِثْلَ benzerinden mith'la
benzerinden
أَيَّامِ (başlarına gelen) günlerin ayyāmi
(başlarına gelen) günlerin
ٱلَّذِينَ geçmiş olanların alladhīna
geçmiş olanların
خَلَوْا۟ passed away khalaw
passed away
مِن kendilerinden önce min
kendilerinden önce
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
قُلْ de ki qul
de ki
فَٱنتَظِرُوٓا۟ bekleyin bakalım fa-intaẓirū
bekleyin bakalım
إِنِّى şüphesiz ben de innī
şüphesiz ben de
مَعَكُم sizinle birlikte maʿakum
sizinle birlikte
مِّنَ bekleyenlerdenim mina
bekleyenlerdenim
ٱلْمُنتَظِرِينَ the ones who wait l-muntaẓirīna
the ones who wait
١٠٢ (102)
(102)
Kendilerinden önce geçenlerin başlarına gelen olaylardan başka bir şey mi bekliyorlar? "Bekleyin, ben de sizinle beraber beklemekteyim" de.
10:103
ثُمَّ Sonra thumma
Sonra
نُنَجِّى kurtarırız nunajjī
kurtarırız
رُسُلَنَا peygamberlerimizi rusulanā
peygamberlerimizi
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ ۚ iman eden(leri) āmanū
iman eden(leri)
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
حَقًّا bir haktır ḥaqqan
bir haktır
عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize
نُنجِ kurtarmak nunji
kurtarmak
ٱلْمُؤْمِنِينَ Mü'minleri l-mu'minīna
Mü'minleri
١٠٣ (103)
(103)
Sonra Biz, peygamberlerimizi ve inananları böylece kurtarırız, inananları (verdiğimiz söz gereğince) kurtarmamız Bize haktır.
10:104
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
فِى içinde
içinde
شَكٍّۢ bir kuşku shakkin
bir kuşku
مِّن benim dinimden min
benim dinimden
دِينِى my religion dīnī
my religion
فَلَآ (bilin ki) falā
(bilin ki)
أَعْبُدُ ben tapmıyorum aʿbudu
ben tapmıyorum
ٱلَّذِينَ şeylere alladhīna
şeylere
تَعْبُدُونَ sizin taptıklarınız taʿbudūna
sizin taptıklarınız
مِن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَلَـٰكِنْ ancak walākin
ancak
أَعْبُدُ kulluk ederim aʿbudu
kulluk ederim
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
ٱلَّذِى sizin canınızı alacak olan alladhī
sizin canınızı alacak olan
يَتَوَفَّىٰكُمْ ۖ causes you to die yatawaffākum
causes you to die
وَأُمِرْتُ ve ben emrolundum wa-umir'tu
ve ben emrolundum
أَنْ olmakla an
olmakla
أَكُونَ I be akūna
I be
مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
١٠٤ (104)
(104)
De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz bilin ki ben Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam. Ancak, sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. İnananlardan olmakla emrolundum."
10:105
وَأَنْ ve wa-an
ve
أَقِمْ çevir aqim
çevir
وَجْهَكَ yüzünü wajhaka
yüzünü
لِلدِّينِ dine lilddīni
dine
حَنِيفًۭا hanif olan ḥanīfan
hanif olan
وَلَا ve walā
ve
تَكُونَنَّ olma takūnanna
olma
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
١٠٥ (105)
(105)
(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.
10:106
وَلَا ve walā
ve
تَدْعُ tapma tadʿu
tapma
مِن bırakıp min
bırakıp
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
مَا şeylere
şeylere
لَا sana yararı dokunmayan
sana yararı dokunmayan
يَنفَعُكَ benefit you yanfaʿuka
benefit you
وَلَا ne de walā
ne de
يَضُرُّكَ ۖ sana zararı dokunmayan yaḍurruka
sana zararı dokunmayan
فَإِن eğer fa-in
eğer
فَعَلْتَ böyle yaparsan faʿalta
böyle yaparsan
فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen
إِذًۭا o zaman idhan
o zaman
مِّنَ zalimlerden olursun mina
zalimlerden olursun
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers
١٠٦ (106)
(106)
(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.
10:107
وَإِن eğer wa-in
eğer
يَمْسَسْكَ sana verirse yamsaska
sana verirse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِضُرٍّۢ bir sıkıntı biḍurrin
bir sıkıntı
فَلَا yoktur falā
yoktur
كَاشِفَ giderecek kāshifa
giderecek
لَهُۥٓ onu lahu
onu
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يُرِدْكَ senin için dilerse yurid'ka
senin için dilerse
بِخَيْرٍۢ bir iyilik bikhayrin
bir iyilik
فَلَا yoktur falā
yoktur
رَآدَّ geri çevirecek rādda
geri çevirecek
لِفَضْلِهِۦ ۚ O'nun lütfunu lifaḍlihi
O'nun lütfunu
يُصِيبُ verir yuṣību
verir
بِهِۦ bunu bihi
bunu
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ ۚ His slaves ʿibādihi
His slaves
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْغَفُورُ bağışlayıcıdır l-ghafūru
bağışlayıcıdır
ٱلرَّحِيمُ merhamet edicidir l-raḥīmu
merhamet edicidir
١٠٧ (107)
(107)
Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O'nun nimetini engelleyecek yoktur. O'nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir.
10:108
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
جَآءَكُمُ size gelmiştir jāakumu
size gelmiştir
ٱلْحَقُّ hak l-ḥaqu
hak
مِن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ your Lord rabbikum
your Lord
فَمَنِ kim famani
kim
ٱهْتَدَىٰ hidayet bulursa ih'tadā
hidayet bulursa
فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
يَهْتَدِى hidayet bulmuştur yahtadī
hidayet bulmuştur
لِنَفْسِهِۦ ۖ kendi yararına linafsihi
kendi yararına
وَمَن ve kim de waman
ve kim de
ضَلَّ sapıtırsa; ḍalla
sapıtırsa;
فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
يَضِلُّ sapıtmıştır yaḍillu
sapıtmıştır
عَلَيْهَا ۖ kendi aleyhine ʿalayhā
kendi aleyhine
وَمَآ değilim wamā
değilim
أَنَا۠ ben anā
ben
عَلَيْكُم sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize
بِوَكِيلٍۢ bir vekil biwakīlin
bir vekil
١٠٨ (108)
(108)
De ki: "Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir. Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin üzerinize vekil değilim."
10:109
وَٱتَّبِعْ uy wa-ittabiʿ
uy
مَا şeye
şeye
يُوحَىٰٓ vahyedilen yūḥā
vahyedilen
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَٱصْبِرْ ve sabret wa-iṣ'bir
ve sabret
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَحْكُمَ hükmünü verinceye yaḥkuma
hükmünü verinceye
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
خَيْرُ en hayırlısıdır khayru
en hayırlısıdır
ٱلْحَـٰكِمِينَ hüküm verenlerin l-ḥākimīna
hüküm verenlerin
١٠٩ (109)
(109)
Sana vahyedilene uy; Allah hükmünü verene kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.