5

Maide

Medeni 120 Ayet Cüz 6
المائدة
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
5:1
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
أَوْفُوا۟ yerine getirin awfū
yerine getirin
بِٱلْعُقُودِ ۚ akitleri(zi) bil-ʿuqūdi
akitleri(zi)
أُحِلَّتْ helal kılındı uḥillat
helal kılındı
لَكُم sizin için lakum
sizin için
بَهِيمَةُ dört ayaklı bahīmatu
dört ayaklı
ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlar l-anʿāmi
hayvanlar
إِلَّا dışındaki illā
dışındaki
مَا oku(nup açıkla)nacak olanların
oku(nup açıkla)nacak olanların
يُتْلَىٰ is recited yut'lā
is recited
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
غَيْرَ helal saymamak şartiyle ghayra
helal saymamak şartiyle
مُحِلِّى being permitted muḥillī
being permitted
ٱلصَّيْدِ avlanmayı l-ṣaydi
avlanmayı
وَأَنتُمْ siz wa-antum
siz
حُرُمٌ ۗ ihramda iken ḥurumun
ihramda iken
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَحْكُمُ hükmünü verir yaḥkumu
hükmünü verir
مَا ne
ne
يُرِيدُ istediği yurīdu
istediği
١ (1)
(1)
Ey İnananlar! Akidleri yerine getirin. İhramda iken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dışında, hayvanlar helal kılındı; Allah dilediği hükmü verir.
5:2
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا saygısızlık etmeyin
saygısızlık etmeyin
تُحِلُّوا۟ violate tuḥillū
violate
شَعَـٰٓئِرَ işaretlerine shaʿāira
işaretlerine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَا ve walā
ve
ٱلشَّهْرَ aya l-shahra
aya
ٱلْحَرَامَ haram l-ḥarāma
haram
وَلَا ve walā
ve
ٱلْهَدْىَ kurbana l-hadya
kurbana
وَلَا ve walā
ve
ٱلْقَلَـٰٓئِدَ gerdanlık(lı kurban)lara l-qalāida
gerdanlık(lı kurban)lara
وَلَآ ve walā
ve
ءَآمِّينَ gelenlere āmmīna
gelenlere
ٱلْبَيْتَ Beyt-i l-bayta
Beyt-i
ٱلْحَرَامَ Haram'a l-ḥarāma
Haram'a
يَبْتَغُونَ arzu ederek yabtaghūna
arzu ederek
فَضْلًۭا lutfunu faḍlan
lutfunu
مِّن Rablerinin min
Rablerinin
رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
وَرِضْوَٰنًۭا ۚ ve rızasını wariḍ'wānan
ve rızasını
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
حَلَلْتُمْ ihramdan çıktığınız ḥalaltum
ihramdan çıktığınız
فَٱصْطَادُوا۟ ۚ avlanabilirsiniz fa-iṣ'ṭādū
avlanabilirsiniz
وَلَا sizi itmesin walā
sizi itmesin
يَجْرِمَنَّكُمْ incite you yajrimannakum
incite you
شَنَـَٔانُ beslediğiniz kin shanaānu
beslediğiniz kin
قَوْمٍ bir topluma karşı qawmin
bir topluma karşı
أَن dolayı an
dolayı
صَدُّوكُمْ sizi çevirdiklerinden ṣaddūkum
sizi çevirdiklerinden
عَنِ Mescid-i ʿani
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ Al-Masjid l-masjidi
Al-Masjid
ٱلْحَرَامِ Haram'dan l-ḥarāmi
Haram'dan
أَن suç işlemeğe an
suç işlemeğe
تَعْتَدُوا۟ ۘ you commit transgression taʿtadū
you commit transgression
وَتَعَاوَنُوا۟ ve yardımlaşın wataʿāwanū
ve yardımlaşın
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلْبِرِّ iyilik l-biri
iyilik
وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ ve takva wal-taqwā
ve takva
وَلَا yardımlaşmayın walā
yardımlaşmayın
تَعَاوَنُوا۟ help one another taʿāwanū
help one another
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلْإِثْمِ günah l-ith'mi
günah
وَٱلْعُدْوَٰنِ ۚ ve düşmanlık wal-ʿud'wāni
ve düşmanlık
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir
ٱلْعِقَابِ azabı l-ʿiqābi
azabı
٢ (2)
(2)
Ey İnananlar! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rab'lerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir.
5:3
حُرِّمَتْ haram kılındı ḥurrimat
haram kılındı
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱلْمَيْتَةُ leş l-maytatu
leş
وَٱلدَّمُ ve kan wal-damu
ve kan
وَلَحْمُ ve eti walaḥmu
ve eti
ٱلْخِنزِيرِ domuz l-khinzīri
domuz
وَمَآ ve şeyler wamā
ve şeyler
أُهِلَّ boğazlanan uhilla
boğazlanan
لِغَيْرِ başkası adına lighayri
başkası adına
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
بِهِۦ O'na bihi
O'na
وَٱلْمُنْخَنِقَةُ ve boğulmuş wal-mun'khaniqatu
ve boğulmuş
وَٱلْمَوْقُوذَةُ ve vurulmuş wal-mawqūdhatu
ve vurulmuş
وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ ve yukarıdan düşmüş wal-mutaradiyatu
ve yukarıdan düşmüş
وَٱلنَّطِيحَةُ ve boynuzlanmış wal-naṭīḥatu
ve boynuzlanmış
وَمَآ ve şeyler (havyanlar) wamā
ve şeyler (havyanlar)
أَكَلَ yediği akala
yediği
ٱلسَّبُعُ canavarın l-sabuʿu
canavarın
إِلَّا hariç illā
hariç
مَا sizin kestikleriniz
sizin kestikleriniz
ذَكَّيْتُمْ you slaughtered dhakkaytum
you slaughtered
وَمَا ve şeyler wamā
ve şeyler
ذُبِحَ boğazlanan dhubiḥa
boğazlanan
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلنُّصُبِ dikili taşlar l-nuṣubi
dikili taşlar
وَأَن ve kısmet (şans) aramanız wa-an
ve kısmet (şans) aramanız
تَسْتَقْسِمُوا۟ you seek division tastaqsimū
you seek division
بِٱلْأَزْلَـٰمِ ۚ fal oklariyle bil-azlāmi
fal oklariyle
ذَٰلِكُمْ bunlar dhālikum
bunlar
فِسْقٌ ۗ fısktır fis'qun
fısktır
ٱلْيَوْمَ bugün artık l-yawma
bugün artık
يَئِسَ umudu kesmişlerdir ya-isa
umudu kesmişlerdir
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
مِن sizin dininizden min
sizin dininizden
دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion
فَلَا onlardan korkmayın falā
onlardan korkmayın
تَخْشَوْهُمْ fear them takhshawhum
fear them
وَٱخْشَوْنِ ۚ benden korkun wa-ikh'shawni
benden korkun
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
أَكْمَلْتُ olgunlaştırdım akmaltu
olgunlaştırdım
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
دِينَكُمْ dininizi dīnakum
dininizi
وَأَتْمَمْتُ ve tamamladım wa-atmamtu
ve tamamladım
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
نِعْمَتِى ni'metimi niʿ'matī
ni'metimi
وَرَضِيتُ ve razı oldum waraḍītu
ve razı oldum
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلْإِسْلَـٰمَ İslam'a l-is'lāma
İslam'a
دِينًۭا ۚ din olarak dīnan
din olarak
فَمَنِ kim famani
kim
ٱضْطُرَّ daralırsa uḍ'ṭurra
daralırsa
فِى açlıktan
açlıktan
مَخْمَصَةٍ hunger makhmaṣatin
hunger
غَيْرَ istekle yönelmeden ghayra
istekle yönelmeden
مُتَجَانِفٍۢ inclining mutajānifin
inclining
لِّإِثْمٍۢ ۙ günaha li-ith'min
günaha
فَإِنَّ doğrusu fa-inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٣ (3)
(3)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları- dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
5:4
يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyarlar yasalūnaka
sana soruyarlar
مَاذَآ neyin mādhā
neyin
أُحِلَّ helal kılındığını uḥilla
helal kılındığını
لَهُمْ ۖ kendilerine lahum
kendilerine
قُلْ de ki qul
de ki
أُحِلَّ helal kılındı uḥilla
helal kılındı
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۙ iyi ve temiz şeyler l-ṭayibātu
iyi ve temiz şeyler
وَمَا yetiştirdiğiniz wamā
yetiştirdiğiniz
عَلَّمْتُم you have taught ʿallamtum
you have taught
مِّنَ hayvanların mina
hayvanların
ٱلْجَوَارِحِ (your) hunting animals l-jawāriḥi
(your) hunting animals
مُكَلِّبِينَ avcı mukallibīna
avcı
تُعَلِّمُونَهُنَّ öğreterek tuʿallimūnahunna
öğreterek
مِمَّا size öğrettiğinden mimmā
size öğrettiğinden
عَلَّمَكُمُ has taught you ʿallamakumu
has taught you
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَكُلُوا۟ yeyin fakulū
yeyin
مِمَّآ şeylerden mimmā
şeylerden
أَمْسَكْنَ tuttukları amsakna
tuttukları
عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için
وَٱذْكُرُوا۟ ve anın wa-udh'kurū
ve anın
ٱسْمَ adını is'ma
adını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْهِ ۖ üzerine ʿalayhi
üzerine
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
٤ (4)
(4)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar, de ki: Size temiz olanlar helal kılındı; Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür.
5:5
ٱلْيَوْمَ bugün al-yawma
bugün
أُحِلَّ helal kılındı uḥilla
helal kılındı
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۖ iyi ve temiz şeyler l-ṭayibātu
iyi ve temiz şeyler
وَطَعَامُ ve yemeği waṭaʿāmu
ve yemeği
ٱلَّذِينَ kendilerine alladhīna
kendilerine
أُوتُوا۟ verilenlerin ūtū
verilenlerin
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
حِلٌّۭ helal ḥillun
helal
لَّكُمْ size lakum
size
وَطَعَامُكُمْ sizin yemeğiniz de waṭaʿāmukum
sizin yemeğiniz de
حِلٌّۭ helaldir ḥillun
helaldir
لَّهُمْ ۖ onlara lahum
onlara
وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve namuslu kadınlar wal-muḥ'ṣanātu
ve namuslu kadınlar
مِنَ inanan kadınlardan mina
inanan kadınlardan
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ the believers l-mu'mināti
the believers
وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve namuslu kadınlar wal-muḥ'ṣanātu
ve namuslu kadınlar
مِنَ kendilerine mina
kendilerine
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
إِذَآ zaman idhā
zaman
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ verdiğiniz ātaytumūhunna
verdiğiniz
أُجُورَهُنَّ mehirlerini ujūrahunna
mehirlerini
مُحْصِنِينَ iffetli kişiler olarak muḥ'ṣinīna
iffetli kişiler olarak
غَيْرَ zinadan kaçınan ghayra
zinadan kaçınan
مُسَـٰفِحِينَ being lewd musāfiḥīna
being lewd
وَلَا ve tutmayan walā
ve tutmayan
مُتَّخِذِىٓ ones (who are) taking muttakhidhī
ones (who are) taking
أَخْدَانٍۢ ۗ gizli dost akhdānin
gizli dost
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse
بِٱلْإِيمَـٰنِ imânı bil-īmāni
imânı
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
حَبِطَ boşa çıkmıştır ḥabiṭa
boşa çıkmıştır
عَمَلُهُۥ onun ameli ʿamaluhu
onun ameli
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
مِنَ kaybedenlerdendir mina
kaybedenlerdendir
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
٥ (5)
(5)
Bugün, size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. İnanan hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve iffetli kadınları -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helaldir. Kim imanı inkar ederse, şüphesiz amelleri boşa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.
5:6
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا zaman idhā
zaman
قُمْتُمْ dur(mak iste)diğiniz qum'tum
dur(mak iste)diğiniz
إِلَى namaza ilā
namaza
ٱلصَّلَوٰةِ the prayer l-ṣalati
the prayer
فَٱغْسِلُوا۟ yıkayın fa-igh'silū
yıkayın
وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi
وَأَيْدِيَكُمْ ve ellerinizi wa-aydiyakum
ve ellerinizi
إِلَى kadar ilā
kadar
ٱلْمَرَافِقِ dirseklere l-marāfiqi
dirseklere
وَٱمْسَحُوا۟ ve meshedin wa-im'saḥū
ve meshedin
بِرُءُوسِكُمْ başlarınızı biruūsikum
başlarınızı
وَأَرْجُلَكُمْ ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı
إِلَى kadar ilā
kadar
ٱلْكَعْبَيْنِ ۚ topuklara l-kaʿbayni
topuklara
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
جُنُبًۭا cünüp junuban
cünüp
فَٱطَّهَّرُوا۟ ۚ tam temizlenin fa-iṭṭahharū
tam temizlenin
وَإِن eğer wa-in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مَّرْضَىٰٓ hasta marḍā
hasta
أَوْ yahut aw
yahut
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
سَفَرٍ seyahat safarin
seyahat
أَوْ yahut aw
yahut
جَآءَ gelmişse jāa
gelmişse
أَحَدٌۭ biriniz aḥadun
biriniz
مِّنكُم sizden minkum
sizden
مِّنَ tuvaletten mina
tuvaletten
ٱلْغَآئِطِ the toilet l-ghāiṭi
the toilet
أَوْ ya da aw
ya da
لَـٰمَسْتُمُ dokunmuşsa lāmastumu
dokunmuşsa
ٱلنِّسَآءَ kadınlara l-nisāa
kadınlara
فَلَمْ ve falam
ve
تَجِدُوا۟ bulamamışsanız tajidū
bulamamışsanız
مَآءًۭ su māan
su
فَتَيَمَّمُوا۟ teyemmüm edin fatayammamū
teyemmüm edin
صَعِيدًۭا toprağa ṣaʿīdan
toprağa
طَيِّبًۭا temiz ṭayyiban
temiz
فَٱمْسَحُوا۟ ve sürün fa-im'saḥū
ve sürün
بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize biwujūhikum
yüzlerinize
وَأَيْدِيكُم ve ellerinize wa-aydīkum
ve ellerinize
مِّنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan
مَا istemiyor
istemiyor
يُرِيدُ intend yurīdu
intend
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيَجْعَلَ çıkarmak liyajʿala
çıkarmak
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
حَرَجٍۢ güçlük ḥarajin
güçlük
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
لِيُطَهِّرَكُمْ sizi temizlemek liyuṭahhirakum
sizi temizlemek
وَلِيُتِمَّ ve tamamlamak waliyutimma
ve tamamlamak
نِعْمَتَهُۥ ni'metini niʿ'matahu
ni'metini
عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
٦ (6)
(6)
Ey İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizlenin; şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
5:7
وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın wa-udh'kurū
ve hatırlayın
نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan
وَمِيثَـٰقَهُ ve sözünü wamīthāqahu
ve sözünü
ٱلَّذِى öyle ki alladhī
öyle ki
وَاثَقَكُم verdiniz wāthaqakum
verdiniz
بِهِۦٓ O'na bihi
O'na
إِذْ hani idh
hani
قُلْتُمْ demiştiniz qul'tum
demiştiniz
سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik
وَأَطَعْنَا ۖ ve ita'at ettik wa-aṭaʿnā
ve ita'at ettik
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
٧ (7)
(7)
Allah'ın size olan nimetini ve "İşittik, itaat ettik" dediğinizde sizi andına bağladığı sözünü anın. Allah'tan sakının, Allah içinizde olanı elbette bilir.
5:8
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
كُونُوا۟ olun kūnū
olun
قَوَّٰمِينَ (hakkı) ayakta tutan qawwāmīna
(hakkı) ayakta tutan
لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için
شُهَدَآءَ şahidlik edenler shuhadāa
şahidlik edenler
بِٱلْقِسْطِ ۖ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle
وَلَا sizi saptırmasın walā
sizi saptırmasın
يَجْرِمَنَّكُمْ prevent you yajrimannakum
prevent you
شَنَـَٔانُ duyduğunuz kin shanaānu
duyduğunuz kin
قَوْمٍ bir topluluğa qawmin
bir topluluğa
عَلَىٰٓ karşı ʿalā
karşı
أَلَّا adaletten allā
adaletten
تَعْدِلُوا۟ ۚ you do justice taʿdilū
you do justice
ٱعْدِلُوا۟ adil davranın iʿ'dilū
adil davranın
هُوَ bu huwa
bu
أَقْرَبُ daha yakındır aqrabu
daha yakındır
لِلتَّقْوَىٰ ۖ takvaya lilttaqwā
takvaya
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
خَبِيرٌۢ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
٨ (8)
(8)
Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar'dır.
5:9
وَعَدَ va'detmiştir waʿada
va'detmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۙ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
لَهُم onlarındır lahum
onlarındır
مَّغْفِرَةٌۭ bağışlama maghfiratun
bağışlama
وَأَجْرٌ ve mükafat wa-ajrun
ve mükafat
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٩ (9)
(9)
Allah, inananlara ve yararlı işler işleyenlere mağfiret ve büyük ecir olduğunu vadetmiştir.
5:10
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar ise wakadhabū
ve yalanlayanlar ise
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin
١٠ (10)
(10)
İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
5:11
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın
نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan
إِذْ hani idh
hani
هَمَّ yeltenmişti hamma
yeltenmişti
قَوْمٌ bir topluluk qawmun
bir topluluk
أَن uzatmağa (saldırmaya) an
uzatmağa (saldırmaya)
يَبْسُطُوٓا۟ they stretch yabsuṭū
they stretch
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
أَيْدِيَهُمْ ellerini aydiyahum
ellerini
فَكَفَّ (Allah) çekmişti fakaffa
(Allah) çekmişti
أَيْدِيَهُمْ onların ellerini aydiyahum
onların ellerini
عَنكُمْ ۖ sizden ʿankum
sizden
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ ۚ Alah'tan l-laha
Alah'tan
وَعَلَى ve waʿalā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler l-mu'minūna
Mü'minler
١١ (11)
(11)
Ey İnananlar! Allah'ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah'tan sakının, inananlar Allah'a güvensinler.
5:12
۞ وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun
أَخَذَ almıştı akhadha
almıştı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِيثَـٰقَ söz mīthāqa
söz
بَنِىٓ oğullarından banī
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
وَبَعَثْنَا ve göndermiştik wabaʿathnā
ve göndermiştik
مِنْهُمُ içlerinden min'humu
içlerinden
ٱثْنَىْ iki (on iki) ith'nay
iki (on iki)
عَشَرَ on (on iki) ʿashara
on (on iki)
نَقِيبًۭا ۖ başkan naqīban
başkan
وَقَالَ demişti ki waqāla
demişti ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
مَعَكُمْ ۖ sizinle beraberim maʿakum
sizinle beraberim
لَئِنْ eğer la-in
eğer
أَقَمْتُمُ kılarsanız aqamtumu
kılarsanız
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتَيْتُمُ ve verirseniz waātaytumu
ve verirseniz
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَءَامَنتُم ve inanırsanız waāmantum
ve inanırsanız
بِرُسُلِى elçilerime birusulī
elçilerime
وَعَزَّرْتُمُوهُمْ ve onlara yardım ederseniz waʿazzartumūhum
ve onlara yardım ederseniz
وَأَقْرَضْتُمُ ve borç verirseniz wa-aqraḍtumu
ve borç verirseniz
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
قَرْضًا bir borç qarḍan
bir borç
حَسَنًۭا güzel ḥasanan
güzel
لَّأُكَفِّرَنَّ elbette örterim la-ukaffiranna
elbette örterim
عَنكُمْ sizin ʿankum
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ günahlarınızı sayyiātikum
günahlarınızı
وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ ve sizi sokarım wala-ud'khilannakum
ve sizi sokarım
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
فَمَن kim faman
kim
كَفَرَ inkar ederse kafara
inkar ederse
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
ضَلَّ sapmış olur ḍalla
sapmış olur
سَوَآءَ düz sawāa
düz
ٱلسَّبِيلِ yoldan l-sabīli
yoldan
١٢ (12)
(12)
And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: "Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur" dedi.
5:13
فَبِمَا sebebiyle fabimā
sebebiyle
نَقْضِهِم bozmaları naqḍihim
bozmaları
مِّيثَـٰقَهُمْ sözlerini mīthāqahum
sözlerini
لَعَنَّـٰهُمْ onları la'netledik laʿannāhum
onları la'netledik
وَجَعَلْنَا ve yaptık wajaʿalnā
ve yaptık
قُلُوبَهُمْ kalblerini qulūbahum
kalblerini
قَـٰسِيَةًۭ ۖ kaskatı qāsiyatan
kaskatı
يُحَرِّفُونَ kaydırıyorlar yuḥarrifūna
kaydırıyorlar
ٱلْكَلِمَ kelimeleri l-kalima
kelimeleri
عَن yerlerinden ʿan
yerlerinden
مَّوَاضِعِهِۦ ۙ their places mawāḍiʿihi
their places
وَنَسُوا۟ ve unuttular wanasū
ve unuttular
حَظًّۭا pay almayı ḥaẓẓan
pay almayı
مِّمَّا şeyden mimmā
şeyden
ذُكِّرُوا۟ öğütlenen dhukkirū
öğütlenen
بِهِۦ ۚ kendilerine bihi
kendilerine
وَلَا asla walā
asla
تَزَالُ daima tazālu
daima
تَطَّلِعُ muttali olursun taṭṭaliʿu
muttali olursun
عَلَىٰ üzerinde (olduklarına) ʿalā
üzerinde (olduklarına)
خَآئِنَةٍۢ hainlik khāinatin
hainlik
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
إِلَّا hariç illā
hariç
قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı
مِّنْهُمْ ۖ içlerinden min'hum
içlerinden
فَٱعْفُ yine de affet fa-uʿ'fu
yine de affet
عَنْهُمْ onları ʿanhum
onları
وَٱصْفَحْ ۚ ve aldırma wa-iṣ'faḥ
ve aldırma
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
١٣ (13)
(13)
Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalblerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever.
5:14
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
قَالُوٓا۟ diyen(lerin) qālū
diyen(lerin)
إِنَّا biz innā
biz
نَصَـٰرَىٰٓ hıristiyanız naṣārā
hıristiyanız
أَخَذْنَا almıştık akhadhnā
almıştık
مِيثَـٰقَهُمْ sözünü mīthāqahum
sözünü
فَنَسُوا۟ ama unuttular fanasū
ama unuttular
حَظًّۭا pay almayı ḥaẓẓan
pay almayı
مِّمَّا şeyden mimmā
şeyden
ذُكِّرُوا۟ öğütlenen dhukkirū
öğütlenen
بِهِۦ kendilerine bihi
kendilerine
فَأَغْرَيْنَا bu yüzden saldık fa-aghraynā
bu yüzden saldık
بَيْنَهُمُ aralarına baynahumu
aralarına
ٱلْعَدَاوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık
وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَسَوْفَ ve yakında wasawfa
ve yakında
يُنَبِّئُهُمُ onlara haber verecektir yunabbi-uhumu
onlara haber verecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَصْنَعُونَ yapmakta yaṣnaʿūna
yapmakta
١٤ (14)
(14)
"Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık; onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
5:15
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
جَآءَكُمْ size geldi jāakum
size geldi
رَسُولُنَا elçimiz rasūlunā
elçimiz
يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor
لَكُمْ size lakum
size
كَثِيرًۭا çoğunu kathīran
çoğunu
مِّمَّا şeylerin mimmā
şeylerin
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تُخْفُونَ gizlemiş tukh'fūna
gizlemiş
مِنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Scripture l-kitābi
the Scripture
وَيَعْفُوا۟ vaz geçiyor wayaʿfū
vaz geçiyor
عَن çoğundan ʿan
çoğundan
كَثِيرٍۢ ۚ much kathīrin
much
قَدْ gerçekten qad
gerçekten
جَآءَكُم size gelmiştir jāakum
size gelmiştir
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
نُورٌۭ bir nur nūrun
bir nur
وَكِتَـٰبٌۭ ve bir Kitap wakitābun
ve bir Kitap
مُّبِينٌۭ açık mubīnun
açık
١٥ (15)
(15)
Ey Kitap ehli! Kitap'dan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir.
5:16
يَهْدِى iletir yahdī
iletir
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَنِ kimseleri mani
kimseleri
ٱتَّبَعَ uyan ittabaʿa
uyan
رِضْوَٰنَهُۥ rızasına riḍ'wānahu
rızasına
سُبُلَ yollarına subula
yollarına
ٱلسَّلَـٰمِ esenlik l-salāmi
esenlik
وَيُخْرِجُهُم ve onları çıkarır wayukh'rijuhum
ve onları çıkarır
مِّنَ karanlıklardan mina
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ the darknessess l-ẓulumāti
the darknessess
إِلَى aydınlığa ilā
aydınlığa
ٱلنُّورِ the light l-nūri
the light
بِإِذْنِهِۦ kendi izniyle bi-idh'nihi
kendi izniyle
وَيَهْدِيهِمْ ve iletir wayahdīhim
ve iletir
إِلَىٰ bir yola ilā
bir yola
صِرَٰطٍۢ (the) way ṣirāṭin
(the) way
مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru mus'taqīmin
dosdoğru
١٦ (16)
(16)
Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola iletir.
5:17
لَّقَدْ andolsun laqad
andolsun
كَفَرَ küfre gitmişlerdir kafara
küfre gitmişlerdir
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler)
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ o huwa
o
ٱلْمَسِيحُ Mesih'tir l-masīḥu
Mesih'tir
ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu
مَرْيَمَ ۚ Meryem maryama
Meryem
قُلْ de ki qul
de ki
فَمَن öyle ise kim faman
öyle ise kim
يَمْلِكُ sahipse yamliku
sahipse
مِنَ karşı mina
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
شَيْـًٔا bir şeye shayan
bir şeye
إِنْ eğer in
eğer
أَرَادَ isterse arāda
isterse
أَن helak etmek an
helak etmek
يُهْلِكَ destroy yuh'lika
destroy
ٱلْمَسِيحَ Mesih'i l-masīḥa
Mesih'i
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
وَأُمَّهُۥ ve annesini wa-ummahu
ve annesini
وَمَن ve kimseleri waman
ve kimseleri
فِى yeryüzündeki
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
جَمِيعًۭا ۗ hepsini jamīʿan
hepsini
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların
بَيْنَهُمَا ۚ ikisinin arasında baynahumā
ikisinin arasında
يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır
مَا dilediğini
dilediğini
يَشَآءُ ۚ He wills yashāu
He wills
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلَىٰ he ʿalā
he
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
قَدِيرٌۭ yapabilendir qadīrun
yapabilendir
١٧ (17)
(17)
"Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler and olsun ki kafir olmuşlardır. De ki: "Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karşı koyabilir?" Göklerin, yerin ve arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadir'dir.
5:18
وَقَالَتِ ve dediler waqālati
ve dediler
ٱلْيَهُودُ Yahudiler l-yahūdu
Yahudiler
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar wal-naṣārā
ve hıristiyanlar
نَحْنُ biz naḥnu
biz
أَبْنَـٰٓؤُا۟ oğullarıyız abnāu
oğullarıyız
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأَحِبَّـٰٓؤُهُۥ ۚ ve sevgilileriyiz wa-aḥibbāuhu
ve sevgilileriyiz
قُلْ de ki qul
de ki
فَلِمَ o halde niçin falima
o halde niçin
يُعَذِّبُكُم size azabediyor yuʿadhibukum
size azabediyor
بِذُنُوبِكُم ۖ günahlarınızdan ötürü bidhunūbikum
günahlarınızdan ötürü
بَلْ hayır bal
hayır
أَنتُم siz de antum
siz de
بَشَرٌۭ birer insansınız basharun
birer insansınız
مِّمَّنْ O'nun yaratıklarından mimman
O'nun yaratıklarından
خَلَقَ ۚ He created khalaqa
He created
يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar
لِمَن kimseyi liman
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيُعَذِّبُ ve azabeder wayuʿadhibu
ve azabeder
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا bulunan herşeyin wamā
bulunan herşeyin
بَيْنَهُمَا ۖ ve ikisi arasında baynahumā
ve ikisi arasında
وَإِلَيْهِ O'nadır wa-ilayhi
O'nadır
ٱلْمَصِيرُ dönüş de l-maṣīru
dönüş de
١٨ (18)
(18)
Yahudiler ve hıristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. "Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azabediyor? Bilakis siz O'nun yarattığı insanlarsınız" de, Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş O'nadır.
5:19
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
جَآءَكُمْ size geldi jāakum
size geldi
رَسُولُنَا Elçimiz rasūlunā
Elçimiz
يُبَيِّنُ gerçekleri açıklıyan yubayyinu
gerçekleri açıklıyan
لَكُمْ size lakum
size
عَلَىٰ arasının kesildiği sırada ʿalā
arasının kesildiği sırada
فَتْرَةٍۢ (after) an interval (of cessation) fatratin
(after) an interval (of cessation)
مِّنَ elçilerin mina
elçilerin
ٱلرُّسُلِ the Messengers l-rusuli
the Messengers
أَن demeyesiniz an
demeyesiniz
تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say
مَا bize gelmedi
bize gelmedi
جَآءَنَا (has) come to us jāanā
(has) come to us
مِنۢ bir müjdeleyici min
bir müjdeleyici
بَشِيرٍۢ bearer of glad tidings bashīrin
bearer of glad tidings
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
نَذِيرٍۢ ۖ bir uyarıcı nadhīrin
bir uyarıcı
فَقَدْ işte faqad
işte
جَآءَكُم size geldi jāakum
size geldi
بَشِيرٌۭ müjdeleyici bashīrun
müjdeleyici
وَنَذِيرٌۭ ۗ ve uyarıcı wanadhīrun
ve uyarıcı
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
١٩ (19)
(19)
Ey Kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, "Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi" dersiniz diye, size açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz O, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye Kadir'dir.
5:20
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
قَالَ demişti qāla
demişti
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِقَوْمِهِۦ kavmine liqawmihi
kavmine
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın
نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan
إِذْ zira (O) idh
zira (O)
جَعَلَ var etti jaʿala
var etti
فِيكُمْ aranızda fīkum
aranızda
أَنۢبِيَآءَ peygamberler anbiyāa
peygamberler
وَجَعَلَكُم ve sizi yaptı wajaʿalakum
ve sizi yaptı
مُّلُوكًۭا krallar mulūkan
krallar
وَءَاتَىٰكُم ve size verdi waātākum
ve size verdi
مَّا şeyleri
şeyleri
لَمْ vermediği lam
vermediği
يُؤْتِ He (had) given yu'ti
He (had) given
أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye
مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda
ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds
٢٠ (20)
(20)
Musa, milletine: "Ey milletim! Allah'ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyalarda kimseye vermediğini size vermiştir".
5:21
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
ٱلْأَرْضَ toprağa l-arḍa
toprağa
ٱلْمُقَدَّسَةَ Kutsal l-muqadasata
Kutsal
ٱلَّتِى ki allatī
ki
كَتَبَ yaz(ıp nasibet)diği kataba
yaz(ıp nasibet)diği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
لَكُمْ size lakum
size
وَلَا dönmeyin walā
dönmeyin
تَرْتَدُّوا۟ turn tartaddū
turn
عَلَىٰٓ arkanıza ʿalā
arkanıza
أَدْبَارِكُمْ your backs adbārikum
your backs
فَتَنقَلِبُوا۟ yoksa dönersiniz fatanqalibū
yoksa dönersiniz
خَـٰسِرِينَ kaybedenlere khāsirīna
kaybedenlere
٢١ (21)
(21)
"Ey milletim! Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin, ardınıza dönmeyin, yoksa kaybedenler olarak dönersiniz" demişti.
5:22
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِيهَا orada vardır fīhā
orada vardır
قَوْمًۭا bir millet qawman
bir millet
جَبَّارِينَ zorba jabbārīna
zorba
وَإِنَّا ve şüphesiz biz wa-innā
ve şüphesiz biz
لَن oraya girmeyiz lan
oraya girmeyiz
نَّدْخُلَهَا will enter it nadkhulahā
will enter it
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَخْرُجُوا۟ onlar çıkıncaya yakhrujū
onlar çıkıncaya
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
فَإِن eğer fa-in
eğer
يَخْرُجُوا۟ çıkarlarsa yakhrujū
çıkarlarsa
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
فَإِنَّا o zaman biz fa-innā
o zaman biz
دَٰخِلُونَ gireriz dākhilūna
gireriz
٢٢ (22)
(22)
"Ey Musa! Orada zorba bir millet vardır, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyeceğiz, eğer çıkarlarsa, biz de gireriz" demişlerdi.
5:23
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
رَجُلَانِ iki adam rajulāni
iki adam
مِنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
يَخَافُونَ korkanlar(dan) yakhāfūna
korkanlar(dan)
أَنْعَمَ ni'met verdiği anʿama
ni'met verdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَيْهِمَا kendilerine ʿalayhimā
kendilerine
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine
ٱلْبَابَ kapıdan l-bāba
kapıdan
فَإِذَا eğer fa-idhā
eğer
دَخَلْتُمُوهُ girerseniz dakhaltumūhu
girerseniz
فَإِنَّكُمْ muhakkak ki siz fa-innakum
muhakkak ki siz
غَـٰلِبُونَ ۚ galib gelirsiniz ghālibūna
galib gelirsiniz
وَعَلَى ve waʿalā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
فَتَوَكَّلُوٓا۟ dayanın fatawakkalū
dayanın
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor
٢٣ (23)
(23)
Korkanlar arasında bulunan, Allah'ın nimete erdirdiği iki adam: "Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz; eğer inanıyorsanız Allah'a güvenin" demişlerdi.
5:24
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
لَن oraya girmeyiz lan
oraya girmeyiz
نَّدْخُلَهَآ will enter it nadkhulahā
will enter it
أَبَدًۭا asla abadan
asla
مَّا onlar olduğu sürece
onlar olduğu sürece
دَامُوا۟ as long as they are dāmū
as long as they are
فِيهَا ۖ orada fīhā
orada
فَٱذْهَبْ gidin fa-idh'hab
gidin
أَنتَ sen anta
sen
وَرَبُّكَ ve Rabbin warabbuka
ve Rabbin
فَقَـٰتِلَآ savaşın faqātilā
savaşın
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
هَـٰهُنَا burada hāhunā
burada
قَـٰعِدُونَ oturuyoruz qāʿidūna
oturuyoruz
٢٤ (24)
(24)
"Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız" demişlerdi.
5:25
قَالَ dedi qāla
dedi
رَبِّ Ya Rabbi rabbi
Ya Rabbi
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
لَآ malik değilim
malik değilim
أَمْلِكُ (have) power amliku
(have) power
إِلَّا başkasına illā
başkasına
نَفْسِى kendimden nafsī
kendimden
وَأَخِى ۖ ve kardeşimden wa-akhī
ve kardeşimden
فَٱفْرُقْ ayır fa-uf'ruq
ayır
بَيْنَنَا aramızı baynanā
aramızı
وَبَيْنَ ve arasını wabayna
ve arasını
ٱلْقَوْمِ toplumun l-qawmi
toplumun
ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış
٢٥ (25)
(25)
Musa: "Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum; artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır" dedi.
5:26
قَالَ (Allah) buyurdu ki qāla
(Allah) buyurdu ki
فَإِنَّهَا şüphesiz orası fa-innahā
şüphesiz orası
مُحَرَّمَةٌ yasaklandı muḥarramatun
yasaklandı
عَلَيْهِمْ ۛ onlara ʿalayhim
onlara
أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk
سَنَةًۭ ۛ yıl sanatan
yıl
يَتِيهُونَ şaşkın şaşkın dolaşacaklar yatīhūna
şaşkın şaşkın dolaşacaklar
فِى o yerde
o yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
فَلَا sen üzülme falā
sen üzülme
تَأْسَ grieve tasa
grieve
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْقَوْمِ toplum l-qawmi
toplum
ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış
٢٦ (26)
(26)
Allah: "Orası onlara kırk yıl haram kılındı; yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış millet için tasalanma" dedi.
5:27
۞ وَٱتْلُ oku wa-ut'lu
oku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
نَبَأَ haberini naba-a
haberini
ٱبْنَىْ iki oğlunun ib'nay
iki oğlunun
ءَادَمَ Adem ādama
Adem
بِٱلْحَقِّ gerçek olarak bil-ḥaqi
gerçek olarak
إِذْ hani idh
hani
قَرَّبَا sunmuşlardı qarrabā
sunmuşlardı
قُرْبَانًۭا birer kurban qur'bānan
birer kurban
فَتُقُبِّلَ kabul edilmiş fatuqubbila
kabul edilmiş
مِنْ birinden min
birinden
أَحَدِهِمَا one of them aḥadihimā
one of them
وَلَمْ kabul edilmemişti walam
kabul edilmemişti
يُتَقَبَّلْ was accepted yutaqabbal
was accepted
مِنَ ötekinden mina
ötekinden
ٱلْـَٔاخَرِ the other l-ākhari
the other
قَالَ demişti qāla
demişti
لَأَقْتُلَنَّكَ ۖ seni öldüreceğim la-aqtulannaka
seni öldüreceğim
قَالَ dedi qāla
dedi
إِنَّمَا sadece innamā
sadece
يَتَقَبَّلُ kabul eder yataqabbalu
kabul eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنَ korunanlardan mina
korunanlardan
ٱلْمُتَّقِينَ the God fearing l-mutaqīna
the God fearing
٢٧ (27)
(27)
Onlara, Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, "And olsun seni öldüreceğim" deyince, kardeşi: "Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder" demişti.
5:28
لَئِنۢ andolsun eğer la-in
andolsun eğer
بَسَطتَ sen uzatırsan basaṭta
sen uzatırsan
إِلَىَّ bana ilayya
bana
يَدَكَ elini yadaka
elini
لِتَقْتُلَنِى beni öldürmek için litaqtulanī
beni öldürmek için
مَآ ben
ben
أَنَا۠ will I anā
will I
بِبَاسِطٍۢ uzatmam bibāsiṭin
uzatmam
يَدِىَ elimi yadiya
elimi
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
لِأَقْتُلَكَ ۖ seni öldürmek için li-aqtulaka
seni öldürmek için
إِنِّىٓ çünkü ben innī
çünkü ben
أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
رَبَّ Rabbi rabba
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٢٨ (28)
(28)
"Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.
5:29
إِنِّىٓ ben innī
ben
أُرِيدُ isterim ki urīdu
isterim ki
أَن sen yüklenip an
sen yüklenip
تَبُوٓأَ you be laden tabūa
you be laden
بِإِثْمِى benim günahımı bi-ith'mī
benim günahımı
وَإِثْمِكَ ve kendi günahını wa-ith'mika
ve kendi günahını
فَتَكُونَ olasın fatakūna
olasın
مِنْ halkından min
halkından
أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions
ٱلنَّارِ ۚ ateş l-nāri
ateş
وَذَٰلِكَ ve budur wadhālika
ve budur
جَزَٰٓؤُا۟ cezası jazāu
cezası
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
٢٩ (29)
(29)
Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin cezası budur".
5:30
فَطَوَّعَتْ çağırdı faṭawwaʿat
çağırdı
لَهُۥ onu lahu
onu
نَفْسُهُۥ nefsi nafsuhu
nefsi
قَتْلَ öldürmeye qatla
öldürmeye
أَخِيهِ kardeşini akhīhi
kardeşini
فَقَتَلَهُۥ ve onu öldürdü faqatalahu
ve onu öldürdü
فَأَصْبَحَ böylece oldu fa-aṣbaḥa
böylece oldu
مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
٣٠ (30)
(30)
Bunun üzerine, kardeşini öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürerek, zarara uğrayanlardan oldu.
5:31
فَبَعَثَ derken gönderdi fabaʿatha
derken gönderdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غُرَابًۭا bir karga ghurāban
bir karga
يَبْحَثُ eşeleyen yabḥathu
eşeleyen
فِى yeri
yeri
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
لِيُرِيَهُۥ ona göstermek için liyuriyahu
ona göstermek için
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
يُوَٰرِى gömeceğini yuwārī
gömeceğini
سَوْءَةَ cesedini sawata
cesedini
أَخِيهِ ۚ kardeşinin akhīhi
kardeşinin
قَالَ dedi qāla
dedi
يَـٰوَيْلَتَىٰٓ ey! yazık bana yāwaylatā
ey! yazık bana
أَعَجَزْتُ aciz miyim aʿajaztu
aciz miyim
أَنْ ben olmaya an
ben olmaya
أَكُونَ I can be akūna
I can be
مِثْلَ gibi mith'la
gibi
هَـٰذَا şu hādhā
şu
ٱلْغُرَابِ karga l-ghurābi
karga
فَأُوَٰرِىَ gömmekten fa-uwāriya
gömmekten
سَوْءَةَ cesedini sawata
cesedini
أَخِى ۖ kardeşimin akhī
kardeşimin
فَأَصْبَحَ ve oldu fa-aṣbaḥa
ve oldu
مِنَ pişman olanlardan mina
pişman olanlardan
ٱلنَّـٰدِمِينَ the regretful l-nādimīna
the regretful
٣١ (31)
(31)
Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım" dedi de ettiğine yananlardan oldu.
5:32
مِنْ sebeple min
sebeple
أَجْلِ time ajli
time
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
كَتَبْنَا yazdık katabnā
yazdık
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
أَنَّهُۥ şüphesiz annahu
şüphesiz
مَن kim man
kim
قَتَلَ öldürürse qatala
öldürürse
نَفْسًۢا bir canı nafsan
bir canı
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
نَفْسٍ bir cana karşılık nafsin
bir cana karşılık
أَوْ ya da aw
ya da
فَسَادٍۢ bozgunculuğa karşı fasādin
bozgunculuğa karşı
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَكَأَنَّمَا sanki gibidir faka-annamā
sanki gibidir
قَتَلَ öldürmüş qatala
öldürmüş
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
جَمِيعًۭا bütün jamīʿan
bütün
وَمَنْ ve kim de waman
ve kim de
أَحْيَاهَا onu yaşatırsa aḥyāhā
onu yaşatırsa
فَكَأَنَّمَآ gibi olur faka-annamā
gibi olur
أَحْيَا yaşatmış aḥyā
yaşatmış
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
جَمِيعًۭا ۚ bütün jamīʿan
bütün
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَآءَتْهُمْ onlara getirdiler jāathum
onlara getirdiler
رُسُلُنَا elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller
ثُمَّ ama thumma
ama
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu
مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan
بَعْدَ sonra da baʿda
sonra da
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
لَمُسْرِفُونَ israf etmektedirler lamus'rifūna
israf etmektedirler
٣٢ (32)
(32)
Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: "Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur". And olsun ki, onlara belgelerle peygamberlerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.
5:33
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
جَزَٰٓؤُا۟ cezası jazāu
cezası
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يُحَارِبُونَ savaşanların; yuḥāribūna
savaşanların;
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
وَرَسُولَهُۥ ve elçisiyle warasūlahu
ve elçisiyle
وَيَسْعَوْنَ ve çalışanların wayasʿawna
ve çalışanların
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَسَادًا bozgunculuk yapmağa fasādan
bozgunculuk yapmağa
أَن öldürülmeleri an
öldürülmeleri
يُقَتَّلُوٓا۟ they be killed yuqattalū
they be killed
أَوْ veya aw
veya
يُصَلَّبُوٓا۟ asılmaları yuṣallabū
asılmaları
أَوْ yada aw
yada
تُقَطَّعَ kesilmesi tuqaṭṭaʿa
kesilmesi
أَيْدِيهِمْ ellerinin aydīhim
ellerinin
وَأَرْجُلُهُم ve ayaklarının wa-arjuluhum
ve ayaklarının
مِّنْ çapraz min
çapraz
خِلَـٰفٍ opposite sides khilāfin
opposite sides
أَوْ veya aw
veya
يُنفَوْا۟ sürülmeleridir yunfaw
sürülmeleridir
مِنَ bulundukları yerden mina
bulundukları yerden
ٱلْأَرْضِ ۚ the land l-arḍi
the land
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
خِزْىٌۭ bir rezilliktir khiz'yun
bir rezilliktir
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ the world l-dun'yā
the world
وَلَهُمْ onlara vardır walahum
onlara vardır
فِى Âhirette ise
Âhirette ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük
٣٣ (33)
(33)
Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.
5:34
إِلَّا hariç illā
hariç
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
تَابُوا۟ tevbe eden(ler) tābū
tevbe eden(ler)
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن ele geçirmenizden an
ele geçirmenizden
تَقْدِرُوا۟ you overpower taqdirū
you overpower
عَلَيْهِمْ ۖ onları ʿalayhim
onları
فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّ muhakkak anna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٣٤ (34)
(34)
Ancak, onları yakalamanızdan önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, bağışlar ve merhamet eder.
5:35
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱبْتَغُوٓا۟ ve arayın wa-ib'taghū
ve arayın
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
ٱلْوَسِيلَةَ yol l-wasīlata
yol
وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihadedin wajāhidū
ve cihadedin
فِى O'nun yolunda
O'nun yolunda
سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz
٣٥ (35)
(35)
Ey İnananlar! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.
5:36
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَوْ eğer law
eğer
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
لَهُم kendilerinin olsa lahum
kendilerinin olsa
مَّا olanların
olanların
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
جَمِيعًۭا hepsi jamīʿan
hepsi
وَمِثْلَهُۥ ve onun bir katı daha wamith'lahu
ve onun bir katı daha
مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
لِيَفْتَدُوا۟ fidye verseler liyaftadū
fidye verseler
بِهِۦ onu bihi
onu
مِنْ azabına karşılık min
azabına karşılık
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
يَوْمِ gününün yawmi
gününün
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
مَا kabul edilmez
kabul edilmez
تُقُبِّلَ will be accepted tuqubbila
will be accepted
مِنْهُمْ ۖ kendilerinden min'hum
kendilerinden
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٣٦ (36)
(36)
Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kafirlerin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler kabul edilmez. Onlara elem verici azab vardır.
5:37
يُرِيدُونَ isterler yurīdūna
isterler
أَن çıkmak an
çıkmak
يَخْرُجُوا۟ they come out yakhrujū
they come out
مِنَ ateşten mina
ateşten
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
وَمَا ve değillerdir wamā
ve değillerdir
هُم onlar hum
onlar
بِخَـٰرِجِينَ çıkacak bikhārijīna
çıkacak
مِنْهَا ۖ oradan min'hā
oradan
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّقِيمٌۭ sürekli muqīmun
sürekli
٣٧ (37)
(37)
Ateşten çıkmak isterler, çıkamazlar. Onlara sürekli azab vardır.
5:38
وَٱلسَّارِقُ ve hırsızlık eden erkeğin wal-sāriqu
ve hırsızlık eden erkeğin
وَٱلسَّارِقَةُ ve hırsızlık eden kadının wal-sāriqatu
ve hırsızlık eden kadının
فَٱقْطَعُوٓا۟ kesin fa-iq'ṭaʿū
kesin
أَيْدِيَهُمَا ellerini aydiyahumā
ellerini
جَزَآءًۢ bir ceza olarak jazāan
bir ceza olarak
بِمَا karşılık bimā
karşılık
كَسَبَا yaptıklarına kasabā
yaptıklarına
نَكَـٰلًۭا ibret verici nakālan
ibret verici
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٣٨ (38)
(38)
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
5:39
فَمَن kim faman
kim
تَابَ tevbe eder tāba
tevbe eder
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
ظُلْمِهِۦ yaptığı haksızlıktan ẓul'mihi
yaptığı haksızlıktan
وَأَصْلَحَ ve uslanırsa wa-aṣlaḥa
ve uslanırsa
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَتُوبُ tevbesini kabul eder yatūbu
tevbesini kabul eder
عَلَيْهِ ۗ onun ʿalayhi
onun
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayan ghafūrun
bağışlayan
رَّحِيمٌ acıyandır raḥīmun
acıyandır
٣٩ (39)
(39)
Ettiği zulümden sonra tevbe edip düzelen kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah şüphesiz Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
5:40
أَلَمْ bilmez misin ki alam
bilmez misin ki
تَعْلَمْ you know taʿlam
you know
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
لَهُۥ aittir lahu
aittir
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
يُعَذِّبُ azabeder yuʿadhibu
azabeder
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَغْفِرُ ve bağışlar wayaghfiru
ve bağışlar
لِمَن kimseyi liman
kimseyi
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٤٠ (40)
(40)
Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azabeder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye Kadir'dir.
5:41
۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi
لَا seni üzmesin
seni üzmesin
يَحْزُنكَ grieve you yaḥzunka
grieve you
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُسَـٰرِعُونَ yarış eden(ler) yusāriʿūna
yarış eden(ler)
فِى küfürde
küfürde
ٱلْكُفْرِ [the] disbelief l-kuf'ri
[the] disbelief
مِنَ onlar ki mina
onlar ki
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlariyle bi-afwāhihim
ağızlariyle
وَلَمْ inanmamış iken walam
inanmamış iken
تُؤْمِن believe tu'min
believe
قُلُوبُهُمْ ۛ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَمِنَ ve arasında wamina
ve arasında
ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar
هَادُوا۟ ۛ yahudi(ler) hādū
yahudi(ler)
سَمَّـٰعُونَ kulak verirler sammāʿūna
kulak verirler
لِلْكَذِبِ yalana lil'kadhibi
yalana
سَمَّـٰعُونَ kulak verirler sammāʿūna
kulak verirler
لِقَوْمٍ bir kavme liqawmin
bir kavme
ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka
لَمْ sana gelmemiş olan lam
sana gelmemiş olan
يَأْتُوكَ ۖ come to you yatūka
come to you
يُحَرِّفُونَ onlar kaydırırlar yuḥarrifūna
onlar kaydırırlar
ٱلْكَلِمَ kelimeleri l-kalima
kelimeleri
مِنۢ bazısının min
bazısının
بَعْدِ after baʿdi
after
مَوَاضِعِهِۦ ۖ yerlerinden mawāḍiʿihi
yerlerinden
يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler
إِنْ eğer in
eğer
أُوتِيتُمْ size verilirse ūtītum
size verilirse
هَـٰذَا bu hādhā
bu
فَخُذُوهُ alın fakhudhūhu
alın
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
لَّمْ verilmezse lam
verilmezse
تُؤْتَوْهُ you are given it tu'tawhu
you are given it
فَٱحْذَرُوا۟ ۚ sakının fa-iḥ'dharū
sakının
وَمَن ve birini waman
ve birini
يُرِدِ isterse yuridi
isterse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِتْنَتَهُۥ şaşırtmak fit'natahu
şaşırtmak
فَلَن sen yapamazsın falan
sen yapamazsın
تَمْلِكَ will you have power tamlika
will you have power
لَهُۥ onun için lahu
onun için
مِنَ karşı mina
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
شَيْـًٔا ۚ hiçbir şey shayan
hiçbir şey
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ o kimseler ki alladhīna
o kimseler ki
لَمْ istememiştir lam
istememiştir
يُرِدِ will intend yuridi
will intend
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن temizlemesini an
temizlemesini
يُطَهِّرَ He purifies yuṭahhira
He purifies
قُلُوبَهُمْ ۚ kalblerini qulūbahum
kalblerini
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
خِزْىٌۭ ۖ rezillik khiz'yun
rezillik
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
فِى ahirette de
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٤١ (41)
(41)
Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyla, "İnandık" diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, "Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının" derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azab vardır.
5:42
سَمَّـٰعُونَ kulak verirler sammāʿūna
kulak verirler
لِلْكَذِبِ yalana lil'kadhibi
yalana
أَكَّـٰلُونَ yerler akkālūna
yerler
لِلسُّحْتِ ۚ haram lilssuḥ'ti
haram
فَإِن eğer fa-in
eğer
جَآءُوكَ sana gelirlerse jāūka
sana gelirlerse
فَٱحْكُم hüküm ver fa-uḥ'kum
hüküm ver
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
أَوْ yada aw
yada
أَعْرِضْ yüz çevir aʿriḍ
yüz çevir
عَنْهُمْ ۖ onlardan ʿanhum
onlardan
وَإِن eğer wa-in
eğer
تُعْرِضْ yüz çevirirsen tuʿ'riḍ
yüz çevirirsen
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
فَلَن asla falan
asla
يَضُرُّوكَ sana zarar veremezler yaḍurrūka
sana zarar veremezler
شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir shayan
hiçbir
وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer
حَكَمْتَ hüküm verirsen ḥakamta
hüküm verirsen
فَٱحْكُم hüküm ver fa-uḥ'kum
hüküm ver
بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında
بِٱلْقِسْطِ ۚ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُقْسِطِينَ adalet yapanları l-muq'siṭīna
adalet yapanları
٤٢ (42)
(42)
Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.
5:43
وَكَيْفَ ve nasıl wakayfa
ve nasıl
يُحَكِّمُونَكَ seni hakem yapıyorlar yuḥakkimūnaka
seni hakem yapıyorlar
وَعِندَهُمُ yanlarında dururken waʿindahumu
yanlarında dururken
ٱلتَّوْرَىٰةُ Tevrat l-tawrātu
Tevrat
فِيهَا içinde bulunan fīhā
içinde bulunan
حُكْمُ hükmü ḥuk'mu
hükmü
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَتَوَلَّوْنَ dönüyorlar yatawallawna
dönüyorlar
مِنۢ sonra da min
sonra da
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ ۚ ondan dhālika
ondan
وَمَآ değillerdir wamā
değillerdir
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
بِٱلْمُؤْمِنِينَ inanıyor bil-mu'minīna
inanıyor
٤٣ (43)
(43)
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir.
5:44
إِنَّآ gerçekten innā
gerçekten
أَنزَلْنَا biz indirdik anzalnā
biz indirdik
ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı
فِيهَا onda vardır fīhā
onda vardır
هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme
وَنُورٌۭ ۚ ve nur wanūrun
ve nur
يَحْكُمُ hüküm verirlerdi yaḥkumu
hüküm verirlerdi
بِهَا onunla bihā
onunla
ٱلنَّبِيُّونَ peygamberler l-nabiyūna
peygamberler
ٱلَّذِينَ öyle ki alladhīna
öyle ki
أَسْلَمُوا۟ İslam olmuş aslamū
İslam olmuş
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
هَادُوا۟ yahudi(lere) hādū
yahudi(lere)
وَٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ ve Rabbanilere wal-rabāniyūna
ve Rabbanilere
وَٱلْأَحْبَارُ ve alimlere wal-aḥbāru
ve alimlere
بِمَا dolayı bimā
dolayı
ٱسْتُحْفِظُوا۟ korumakla görevlendirildiklerinden us'tuḥ'fiẓū
korumakla görevlendirildiklerinden
مِن Kitabını min
Kitabını
كِتَـٰبِ (the) Book kitābi
(the) Book
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَكَانُوا۟ idiler wakānū
idiler
عَلَيْهِ onun üzerine ʿalayhi
onun üzerine
شُهَدَآءَ ۚ şahitler shuhadāa
şahitler
فَلَا korkmayın falā
korkmayın
تَخْشَوُا۟ fear takhshawū
fear
ٱلنَّاسَ insanlardan l-nāsa
insanlardan
وَٱخْشَوْنِ benden korkun wa-ikh'shawni
benden korkun
وَلَا ve satmayın walā
ve satmayın
تَشْتَرُوا۟ sell tashtarū
sell
بِـَٔايَـٰتِى benim ayetlerimi biāyātī
benim ayetlerimi
ثَمَنًۭا bir paraya thamanan
bir paraya
قَلِيلًۭا ۚ azıcık qalīlan
azıcık
وَمَن ve kim waman
ve kim
لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse
يَحْكُم judge yaḥkum
judge
بِمَآ ile bimā
ile
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerdir l-kāfirūna
kafirlerdir
٤٤ (44)
(44)
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.
5:45
وَكَتَبْنَا ve yazdık wakatabnā
ve yazdık
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
فِيهَآ onda fīhā
onda
أَنَّ mukakkak anna
mukakkak
ٱلنَّفْسَ cana l-nafsa
cana
بِٱلنَّفْسِ can bil-nafsi
can
وَٱلْعَيْنَ ve göze wal-ʿayna
ve göze
بِٱلْعَيْنِ göz bil-ʿayni
göz
وَٱلْأَنفَ ve buruna wal-anfa
ve buruna
بِٱلْأَنفِ burun bil-anfi
burun
وَٱلْأُذُنَ ve kulağa wal-udhuna
ve kulağa
بِٱلْأُذُنِ kulak bil-udhuni
kulak
وَٱلسِّنَّ ve dişe wal-sina
ve dişe
بِٱلسِّنِّ diş bil-sini
diş
وَٱلْجُرُوحَ ve yaralara wal-jurūḥa
ve yaralara
قِصَاصٌۭ ۚ kısas qiṣāṣun
kısas
فَمَن kim faman
kim
تَصَدَّقَ bağışlarsa taṣaddaqa
bağışlarsa
بِهِۦ bunu bihi
bunu
فَهُوَ o fahuwa
o
كَفَّارَةٌۭ keffaret olur kaffāratun
keffaret olur
لَّهُۥ ۚ kendisi için lahu
kendisi için
وَمَن ve kim waman
ve kim
لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse
يَحْكُم judge yaḥkum
judge
بِمَآ ile bimā
ile
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir l-ẓālimūna
zalimlerdir
٤٥ (45)
(45)
Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
5:46
وَقَفَّيْنَا ve gönderdik waqaffaynā
ve gönderdik
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
ءَاثَـٰرِهِم onların ardından āthārihim
onların ardından
بِعِيسَى Îsa'yı biʿīsā
Îsa'yı
ٱبْنِ oğlu ib'ni
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak muṣaddiqan
doğrulayıcı olarak
لِّمَا olan limā
olan
بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde
يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands
مِنَ Tevrat'ı mina
Tevrat'ı
ٱلتَّوْرَىٰةِ ۖ the Taurat l-tawrāti
the Taurat
وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik waātaynāhu
ve ona verdik
ٱلْإِنجِيلَ İncil'i l-injīla
İncil'i
فِيهِ içinde bulunan fīhi
içinde bulunan
هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme
وَنُورٌۭ ve nur wanūrun
ve nur
وَمُصَدِّقًۭا ve doğrulayan wamuṣaddiqan
ve doğrulayan
لِّمَا olan limā
olan
بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde
يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands
مِنَ Tevrat'ı mina
Tevrat'ı
ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat
وَهُدًۭى ve yol gösterici wahudan
ve yol gösterici
وَمَوْعِظَةًۭ ve öğüt wamawʿiẓatan
ve öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ korunanlar için lil'muttaqīna
korunanlar için
٤٦ (46)
(46)
Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik.
5:47
وَلْيَحْكُمْ hükmetsinler walyaḥkum
hükmetsinler
أَهْلُ sahipleri ahlu
sahipleri
ٱلْإِنجِيلِ İncil l-injīli
İncil
بِمَآ ile bimā
ile
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فِيهِ ۚ onda fīhi
onda
وَمَن ve kim waman
ve kim
لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse
يَحْكُم judge yaḥkum
judge
بِمَآ ilr bimā
ilr
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ fasıklardır l-fāsiqūna
fasıklardır
٤٧ (47)
(47)
İncil sahibleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasık olanlardır.
5:48
وَأَنزَلْنَآ ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
بِٱلْحَقِّ gerçekle bil-ḥaqi
gerçekle
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı muṣaddiqan
doğrulayıcı
لِّمَا bulunan limā
bulunan
بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde
يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands
مِنَ Kitabı mina
Kitabı
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
وَمُهَيْمِنًا ve kollayıp koruyucu olarak wamuhayminan
ve kollayıp koruyucu olarak
عَلَيْهِ ۖ onu ʿalayhi
onu
فَٱحْكُم artık hükmet fa-uḥ'kum
artık hükmet
بَيْنَهُم onların aralarında baynahum
onların aralarında
بِمَآ ile bimā
ile
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَلَا ve uyma walā
ve uyma
تَتَّبِعْ follow tattabiʿ
follow
أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine
عَمَّا sana gelen ʿammā
sana gelen
جَآءَكَ has come to you jāaka
has come to you
مِنَ gerçek(ten ayrılıp) mina
gerçek(ten ayrılıp)
ٱلْحَقِّ ۚ the truth l-ḥaqi
the truth
لِكُلٍّۢ her biriniz için likullin
her biriniz için
جَعَلْنَا belirledik jaʿalnā
belirledik
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
شِرْعَةًۭ bir şeri'at shir'ʿatan
bir şeri'at
وَمِنْهَاجًۭا ۚ ve bir yol wamin'hājan
ve bir yol
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
شَآءَ isteseydi shāa
isteseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَجَعَلَكُمْ hepinizi yapardı lajaʿalakum
hepinizi yapardı
أُمَّةًۭ ümmet ummatan
ümmet
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لِّيَبْلُوَكُمْ sizi sınamak istedi liyabluwakum
sizi sınamak istedi
فِى ile
ile
مَآ what
what
ءَاتَىٰكُمْ ۖ size verdiği ātākum
size verdiği
فَٱسْتَبِقُوا۟ öyleyse koşun fa-is'tabiqū
öyleyse koşun
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ hayır işlerine l-khayrāti
hayır işlerine
إِلَى Allah'adır ilā
Allah'adır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَرْجِعُكُمْ dönüşü marjiʿukum
dönüşü
جَمِيعًۭا hepinizin jamīʿan
hepinizin
فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecektir fayunabbi-ukum
O size haber verecektir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
فِيهِ onda fīhi
onda
تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşmüş takhtalifūna
ayrılığa düşmüş
٤٨ (48)
(48)
Kuran'ı, önce gelen Kitap'ı tasdik ederek ve ona şahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre, onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık; eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşuşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir.
5:49
وَأَنِ ve wa-ani
ve
ٱحْكُم hükmet uḥ'kum
hükmet
بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında
بِمَآ ile bimā
ile
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَلَا uyma walā
uyma
تَتَّبِعْ follow tattabiʿ
follow
أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine
وَٱحْذَرْهُمْ ve onlardan sakın wa-iḥ'dharhum
ve onlardan sakın
أَن seni şaşırtmalarından an
seni şaşırtmalarından
يَفْتِنُوكَ they tempt you away yaftinūka
they tempt you away
عَنۢ bir kısmından ʿan
bir kısmından
بَعْضِ some baʿḍi
some
مَآ şeylerin
şeylerin
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ dönerlerse tawallaw
dönerlerse
فَٱعْلَمْ bil ki fa-iʿ'lam
bil ki
أَنَّمَا şüphesiz annamā
şüphesiz
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن onları felakete uğratmak an
onları felakete uğratmak
يُصِيبَهُم afflict them yuṣībahum
afflict them
بِبَعْضِ bazı bibaʿḍi
bazı
ذُنُوبِهِمْ ۗ günahları yüzünden dhunūbihim
günahları yüzünden
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu
مِّنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
لَفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır lafāsiqūna
yoldan çıkmışlardır
٤٩ (49)
(49)
O halde, Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kuran'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar.
5:50
أَفَحُكْمَ hükmünü mü? afaḥuk'ma
hükmünü mü?
ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyye l-jāhiliyati
cahiliyye
يَبْغُونَ ۚ arıyorlar yabghūna
arıyorlar
وَمَنْ kim olabilir? waman
kim olabilir?
أَحْسَنُ daha güzel aḥsanu
daha güzel
مِنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
حُكْمًۭا hüküm veren ḥuk'man
hüküm veren
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يُوقِنُونَ iyi bilen yūqinūna
iyi bilen
٥٠ (50)
(50)
Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?
5:51
۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا edinmeyin
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take
ٱلْيَهُودَ yahudileri l-yahūda
yahudileri
وَٱلنَّصَـٰرَىٰٓ ve hıristiyanları wal-naṣārā
ve hıristiyanları
أَوْلِيَآءَ ۘ veliler awliyāa
veliler
بَعْضُهُمْ onların bır kısmı baʿḍuhum
onların bır kısmı
أَوْلِيَآءُ velileridir awliyāu
velileridir
بَعْضٍۢ ۚ bir kısmının baʿḍin
bir kısmının
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَتَوَلَّهُم onları kendine veli yaparsa yatawallahum
onları kendine veli yaparsa
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
فَإِنَّهُۥ mukakkak o fa-innahu
mukakkak o
مِنْهُمْ ۗ onlardandır min'hum
onlardandır
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ toplumu l-qawma
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim
٥١ (51)
(51)
Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
5:52
فَتَرَى görürsün fatarā
görürsün
ٱلَّذِينَ bulunanların alladhīna
bulunanların
فِى in
in
قُلُوبِهِم kalblerinde qulūbihim
kalblerinde
مَّرَضٌۭ hastalık maraḍun
hastalık
يُسَـٰرِعُونَ koştuklarını yusāriʿūna
koştuklarını
فِيهِمْ onların arasına fīhim
onların arasına
يَقُولُونَ diyerek yaqūlūna
diyerek
نَخْشَىٰٓ korkuyoruz nakhshā
korkuyoruz
أَن bize gelmesinden an
bize gelmesinden
تُصِيبَنَا (may) strike us tuṣībanā
(may) strike us
دَآئِرَ ةٌۭ ۚ bir felaket dāiratun
bir felaket
فَعَسَى belki faʿasā
belki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن getirir de an
getirir de
يَأْتِىَ will bring yatiya
will bring
بِٱلْفَتْحِ fetih bil-fatḥi
fetih
أَوْ ya da aw
ya da
أَمْرٍۢ bir iş amrin
bir iş
مِّنْ kendi katından min
kendi katından
عِندِهِۦ (of) Him ʿindihi
(of) Him
فَيُصْبِحُوا۟ onlar olurlar fayuṣ'biḥū
onlar olurlar
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَآ şeyler
şeyler
أَسَرُّوا۟ gizledikleri asarrū
gizledikleri
فِىٓ içinde
içinde
أَنفُسِهِمْ nefisleri anfusihim
nefisleri
نَـٰدِمِينَ pişmanlık nādimīna
pişmanlık
٥٢ (52)
(52)
Kalblerinde hastalık olanların, "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler.
5:53
وَيَقُولُ ve derler wayaqūlu
ve derler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
أَهَـٰٓؤُلَآءِ bunlar mı o ahāulāi
bunlar mı o
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أَقْسَمُوا۟ yemin edenler aqsamū
yemin edenler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
جَهْدَ güçlü jahda
güçlü
أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ yeminleriyle aymānihim
yeminleriyle
إِنَّهُمْ kesinlikle innahum
kesinlikle
لَمَعَكُمْ ۚ sizinle beraber olduklarına lamaʿakum
sizinle beraber olduklarına
حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ bütün çabaları aʿmāluhum
bütün çabaları
فَأَصْبَحُوا۟ olmuşlardır fa-aṣbaḥū
olmuşlardır
خَـٰسِرِينَ kaybedenlerden khāsirīna
kaybedenlerden
٥٣ (53)
(53)
İnananlar, "Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?" derler. Onların amelleri boşa gitmiş ve kaybeden kimseler olmuşlardır.
5:54
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
مَن kim man
kim
يَرْتَدَّ dönerse yartadda
dönerse
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
عَن dininden ʿan
dininden
دِينِهِۦ his religion dīnihi
his religion
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
يَأْتِى getirecektir yatī
getirecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِقَوْمٍۢ bir toplumu biqawmin
bir toplumu
يُحِبُّهُمْ onları seven yuḥibbuhum
onları seven
وَيُحِبُّونَهُۥٓ onlar da O'nu severler wayuḥibbūnahu
onlar da O'nu severler
أَذِلَّةٍ alçak gönüllüdürler adhillatin
alçak gönüllüdürler
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ Mü'minlere l-mu'minīna
Mü'minlere
أَعِزَّةٍ onurlu ve şiddetlidirler aʿizzatin
onurlu ve şiddetlidirler
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere l-kāfirīna
kafirlere
يُجَـٰهِدُونَ cihad ederler yujāhidūna
cihad ederler
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَلَا korkmazlar walā
korkmazlar
يَخَافُونَ fearing yakhāfūna
fearing
لَوْمَةَ kınamasından lawmata
kınamasından
لَآئِمٍۢ ۚ hiçbir kınayıcının lāimin
hiçbir kınayıcının
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
فَضْلُ bir lutfudur faḍlu
bir lutfudur
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يُؤْتِيهِ onu verir yu'tīhi
onu verir
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah'(ın) wal-lahu
Allah'(ın)
وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir wāsiʿun
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
٥٤ (54)
(54)
Ey İnananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların O'nu sevdiği, inananlara karşı alçak gönüllü, inkarcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
5:55
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
وَلِيُّكُمُ sizin veliniz waliyyukumu
sizin veliniz
ٱللَّهُ Allah(tır) l-lahu
Allah(tır)
وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi(dir) warasūluhu
ve Elçisi(dir)
وَٱلَّذِينَ ve mü'minlerdir wa-alladhīna
ve mü'minlerdir
ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe
ٱلَّذِينَ öyle ki alladhīna
öyle ki
يُقِيمُونَ kılan yuqīmūna
kılan
ٱلصَّلَوٰةَ namazlarını l-ṣalata
namazlarını
وَيُؤْتُونَ ve veren wayu'tūna
ve veren
ٱلزَّكَوٰةَ zekatlarını l-zakata
zekatlarını
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
رَٰكِعُونَ rüku'a varan rākiʿūna
rüku'a varan
٥٥ (55)
(55)
Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ve rüku eden müminlerdir.
5:56
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَتَوَلَّ dost tutarsa yatawalla
dost tutarsa
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisini warasūlahu
ve Elçisini
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ mü'minleri āmanū
mü'minleri
فَإِنَّ yalnız fa-inna
yalnız
حِزْبَ taraftarlarıdır ḥiz'ba
taraftarlarıdır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْغَـٰلِبُونَ galib gelecek olanlar l-ghālibūna
galib gelecek olanlar
٥٦ (56)
(56)
Kim Allah'ı, Peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah'tan yana olanlar üstün gelirler.
5:57
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا edinmeyin
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ٱتَّخَذُوا۟ edinen(leri) ittakhadhū
edinen(leri)
دِينَكُمْ dininizi dīnakum
dininizi
هُزُوًۭا eğlence huzuwan
eğlence
وَلَعِبًۭا ve oyun walaʿiban
ve oyun
مِّنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أُوتُوا۟ verilenler(den) ūtū
verilenler(den)
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
وَٱلْكُفَّارَ ve kafirlerden wal-kufāra
ve kafirlerden
أَوْلِيَآءَ ۚ dost awliyāa
dost
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor
٥٧ (57)
(57)
Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının.
5:58
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
نَادَيْتُمْ çağırıldığınız nādaytum
çağırıldığınız
إِلَى namaza ilā
namaza
ٱلصَّلَوٰةِ the prayer l-ṣalati
the prayer
ٱتَّخَذُوهَا onu yerine koydular ittakhadhūhā
onu yerine koydular
هُزُوًۭا eğlence huzuwan
eğlence
وَلَعِبًۭا ۚ ve oyun walaʿiban
ve oyun
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
بِأَنَّهُمْ oldukları içindir bi-annahum
oldukları içindir
قَوْمٌۭ bir topluluk qawmun
bir topluluk
لَّا düşüncesiz
düşüncesiz
يَعْقِلُونَ understand yaʿqilūna
understand
٥٨ (58)
(58)
Namaza çağırdığınızda onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmasındandır.
5:59
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
هَلْ hoşlanmıyorsunuz hal
hoşlanmıyorsunuz
تَنقِمُونَ you resent tanqimūna
you resent
مِنَّآ bizden minnā
bizden
إِلَّآ sadece illā
sadece
أَنْ diye (mi?) an
diye (mi?)
ءَامَنَّا iman ediyoruz āmannā
iman ediyoruz
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَمَآ ve indirilene wamā
ve indirilene
أُنزِلَ has been revealed unzila
has been revealed
إِلَيْنَا bize ilaynā
bize
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
مِن bizden önce min
bizden önce
قَبْلُ before qablu
before
وَأَنَّ oysa wa-anna
oysa
أَكْثَرَكُمْ sizin çoğunuz aktharakum
sizin çoğunuz
فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır fāsiqūna
yoldan çıkmıştır
٥٩ (59)
(59)
De ki, "Ey kitap ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan ve çoğunuzun fasık olmasından ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz?"
5:60
قُلْ de ki qul
de ki
هَلْ size söyleyeyim mi? hal
size söyleyeyim mi?
أُنَبِّئُكُم I inform you unabbi-ukum
I inform you
بِشَرٍّۢ daha kötüsünü bisharrin
daha kötüsünü
مِّن bundan min
bundan
ذَٰلِكَ that dhālika
that
مَثُوبَةً cezası mathūbatan
cezası
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
مَن kim(ler)e man
kim(ler)e
لَّعَنَهُ la'net etmişse laʿanahu
la'net etmişse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَغَضِبَ ve gazab etmişse waghaḍiba
ve gazab etmişse
عَلَيْهِ onlara ʿalayhi
onlara
وَجَعَلَ ve yapmışsa wajaʿala
ve yapmışsa
مِنْهُمُ kimlerden min'humu
kimlerden
ٱلْقِرَدَةَ maymunlar l-qiradata
maymunlar
وَٱلْخَنَازِيرَ ve domuzlar wal-khanāzīra
ve domuzlar
وَعَبَدَ ve tapanlar waʿabada
ve tapanlar
ٱلطَّـٰغُوتَ ۚ Tâğût'a l-ṭāghūta
Tâğût'a
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların ulāika
işte onların
شَرٌّۭ daha kötüdür sharrun
daha kötüdür
مَّكَانًۭا yeri makānan
yeri
وَأَضَلُّ ve daha çok sapmışlardır wa-aḍallu
ve daha çok sapmışlardır
عَن düz ʿan
düz
سَوَآءِ (the) even sawāi
(the) even
ٱلسَّبِيلِ yoldan l-sabīli
yoldan
٦٠ (60)
(60)
"Allah katında bundan daha kötü bir karşılığın bulunduğunu size haber vereyim mi?" de, Allah kime lanet ve gazab ederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana kullar kılarsa, işte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.
5:61
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
جَآءُوكُمْ size geldikleri jāūkum
size geldikleri
قَالُوٓا۟ derler ki qālū
derler ki
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
وَقَد oysa muhakkak waqad
oysa muhakkak
دَّخَلُوا۟ girmişlerdir dakhalū
girmişlerdir
بِٱلْكُفْرِ küfürle bil-kuf'ri
küfürle
وَهُمْ yine onlar wahum
yine onlar
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
خَرَجُوا۟ çıkmışlardır kharajū
çıkmışlardır
بِهِۦ ۚ onunla bihi
onunla
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَكْتُمُونَ gizliyor yaktumūna
gizliyor
٦١ (61)
(61)
Size geldiklerinde "İnandık" derler, oysa yanınıza inkarcı olarak girmiş ve yine inkarcı olarak çıkmışlardır. Gizlemekte olduklarını Allah daha iyi bilir.
5:62
وَتَرَىٰ ve görürsün watarā
ve görürsün
كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
يُسَـٰرِعُونَ (birbirleriyle) yarıştıklarını yusāriʿūna
(birbirleriyle) yarıştıklarını
فِى günahta
günahta
ٱلْإِثْمِ [the] sin l-ith'mi
[the] sin
وَٱلْعُدْوَٰنِ ve düşmanlıkta wal-ʿud'wāni
ve düşmanlıkta
وَأَكْلِهِمُ ve yemede wa-aklihimu
ve yemede
ٱلسُّحْتَ ۚ haram l-suḥ'ta
haram
لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür
مَا şey
şey
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapmakta yaʿmalūna
yapmakta
٦٢ (62)
(62)
Onlardan çoğunun günaha, haksızlığa ve haram yemeğe koşuştuklarını görürsün. Yaptıkları ne kötüdür!
5:63
لَوْلَا gerekmez miydi? lawlā
gerekmez miydi?
يَنْهَىٰهُمُ menetmeleri yanhāhumu
menetmeleri
ٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ Rabbanilerin l-rabāniyūna
Rabbanilerin
وَٱلْأَحْبَارُ ve hahamların wal-aḥbāru
ve hahamların
عَن onlarıv sözlerini ʿan
onlarıv sözlerini
قَوْلِهِمُ their saying qawlihimu
their saying
ٱلْإِثْمَ günah l-ith'ma
günah
وَأَكْلِهِمُ ve yemelerini; wa-aklihimu
ve yemelerini;
ٱلسُّحْتَ ۚ haram l-suḥ'ta
haram
لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür
مَا şey
şey
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَصْنَعُونَ yapmakta yaṣnaʿūna
yapmakta
٦٣ (63)
(63)
Rabbe kul olanlar ve bilginlerin onlara günah söz söylemeyi ve haram yemeyi yasak etmeleri gerekmez miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür!
5:64
وَقَالَتِ ve dediler waqālati
ve dediler
ٱلْيَهُودُ yahudiler l-yahūdu
yahudiler
يَدُ eli yadu
eli
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مَغْلُولَةٌ ۚ bağlıdır maghlūlatun
bağlıdır
غُلَّتْ bağlandı ghullat
bağlandı
أَيْدِيهِمْ kendi elleri aydīhim
kendi elleri
وَلُعِنُوا۟ ve la'netlendiler waluʿinū
ve la'netlendiler
بِمَا ötürü bimā
ötürü
قَالُوا۟ ۘ söylediklerinden qālū
söylediklerinden
بَلْ hayır bal
hayır
يَدَاهُ O'nun iki eli de yadāhu
O'nun iki eli de
مَبْسُوطَتَانِ açıktır mabsūṭatāni
açıktır
يُنفِقُ verir yunfiqu
verir
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa
وَلَيَزِيدَنَّ ve andolsun artıracaktır walayazīdanna
ve andolsun artıracaktır
كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun
مِّنْهُم onların min'hum
onların
مَّآ şeye
şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
طُغْيَـٰنًۭا azgınlığını ṭugh'yānan
azgınlığını
وَكُفْرًۭا ۚ ve küfrünü wakuf'ran
ve küfrünü
وَأَلْقَيْنَا biz atmışızdır wa-alqaynā
biz atmışızdır
بَيْنَهُمُ onların aralarına baynahumu
onların aralarına
ٱلْعَدَٰوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık
وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
كُلَّمَآ ne zaman kullamā
ne zaman
أَوْقَدُوا۟ yakmışlarsa awqadū
yakmışlarsa
نَارًۭا bir ateş nāran
bir ateş
لِّلْحَرْبِ savaş için lil'ḥarbi
savaş için
أَطْفَأَهَا onu söndürmüştür aṭfa-ahā
onu söndürmüştür
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
وَيَسْعَوْنَ ve koşarlar wayasʿawna
ve koşarlar
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَسَادًۭا ۚ bozgunculuğa fasādan
bozgunculuğa
وَٱللَّهُ Allah da wal-lahu
Allah da
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuları l-muf'sidīna
bozguncuları
٦٤ (64)
(64)
Yahudiler, "Allah'ın eli sıkıdır" dediler; dediklerinden ötürü elleri bağlandı, lanetlendiler. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarfeder. And olsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkarını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.
5:65
وَلَوْ eğer walaw
eğer
أَنَّ ki anna
ki
أَهْلَ ehli ahla
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
ءَامَنُوا۟ inansalardı āmanū
inansalardı
وَٱتَّقَوْا۟ ve korunsalardı wa-ittaqaw
ve korunsalardı
لَكَفَّرْنَا örterdik lakaffarnā
örterdik
عَنْهُمْ onların ʿanhum
onların
سَيِّـَٔاتِهِمْ kötülüklerini sayyiātihim
kötülüklerini
وَلَأَدْخَلْنَـٰهُمْ ve onları sokardık wala-adkhalnāhum
ve onları sokardık
جَنَّـٰتِ cennetlere jannāti
cennetlere
ٱلنَّعِيمِ ni'meti bol l-naʿīmi
ni'meti bol
٦٥ (65)
(65)
Şayet kitap ehli inanıp karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları nimet cennetlerine koyardık.
5:66
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
أَقَامُوا۟ gereğince uygulasalardı aqāmū
gereğince uygulasalardı
ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı
وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i
وَمَآ ve ne ki wamā
ve ne ki
أُنزِلَ indirildi unzila
indirildi
إِلَيْهِم kendilerine ilayhim
kendilerine
مِّن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
لَأَكَلُوا۟ muhakkak ki yerlerdi la-akalū
muhakkak ki yerlerdi
مِن üstlerinden min
üstlerinden
فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them
وَمِن ve wamin
ve
تَحْتِ altından taḥti
altından
أَرْجُلِهِم ۚ ayaklarının arjulihim
ayaklarının
مِّنْهُمْ içlerinde vardır min'hum
içlerinde vardır
أُمَّةٌۭ bir ümmet ummatun
bir ümmet
مُّقْتَصِدَةٌۭ ۖ tutumlu muq'taṣidatun
tutumlu
وَكَثِيرٌۭ ama çoğu wakathīrun
ama çoğu
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü
مَا işler
işler
يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar
٦٦ (66)
(66)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kuran'ı gereğince uygulasalardı, her yönden nimete ermiş olurlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir zümre vardı, çoğunun işledikleri ise kötü idi.
5:67
۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi
بَلِّغْ duyur balligh
duyur
مَآ şeyi
şeyi
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ ۖ your Lord rabbika
your Lord
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
لَّمْ bunu yapmazsan lam
bunu yapmazsan
تَفْعَلْ you do tafʿal
you do
فَمَا duyurmamış olursun famā
duyurmamış olursun
بَلَّغْتَ you (have) conveyed ballaghta
you (have) conveyed
رِسَالَتَهُۥ ۚ O'nun mesajını risālatahu
O'nun mesajını
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَعْصِمُكَ seni korur yaʿṣimuka
seni korur
مِنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۗ the people l-nāsi
the people
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا yola iletmez
yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ toplumunu l-qawma
toplumunu
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٦٧ (67)
(67)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol göstermez.
5:68
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لَسْتُمْ siz değilsiniz lastum
siz değilsiniz
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
شَىْءٍ bir şey (esas) shayin
bir şey (esas)
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تُقِيمُوا۟ uygulayıncaya tuqīmū
uygulayıncaya
ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı
وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i
وَمَآ ve şeyi wamā
ve şeyi
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْكُم size ilaykum
size
مِّن Rabbi'nizden min
Rabbi'nizden
رَّبِّكُمْ ۗ your Lord rabbikum
your Lord
وَلَيَزِيدَنَّ ve artıracaktır walayazīdanna
ve artıracaktır
كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun
مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مَّآ şey
şey
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
طُغْيَـٰنًۭا azgınlık ṭugh'yānan
azgınlık
وَكُفْرًۭا ۖ ve inkarını wakuf'ran
ve inkarını
فَلَا sen üzülme falā
sen üzülme
تَأْسَ grieve tasa
grieve
عَلَى için ʿalā
için
ٱلْقَوْمِ toplumu l-qawmi
toplumu
ٱلْكَـٰفِرِينَ o kafirler l-kāfirīna
o kafirler
٦٨ (68)
(68)
"Ey Kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz olmaz" de. And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kuran, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kafirler için tasalanma.
5:69
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
هَادُوا۟ yahudiler(den) hādū
yahudiler(den)
وَٱلصَّـٰبِـُٔونَ ve sabiiler(den) wal-ṣābiūna
ve sabiiler(den)
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar(dan) wal-naṣārā
ve hıristiyanlar(dan)
مَنْ kimseler man
kimseler
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَعَمِلَ ve yapanlara waʿamila
ve yapanlara
صَـٰلِحًۭا iyi işler ṣāliḥan
iyi işler
فَلَا yoktur falā
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
هُمْ onlara hum
onlara
يَحْزَنُونَ üzüntü yaḥzanūna
üzüntü
٦٩ (69)
(69)
Doğrusu inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanan, yararlı iş yapan kimselere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
5:70
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
أَخَذْنَا biz almıştık akhadhnā
biz almıştık
مِيثَـٰقَ söz mīthāqa
söz
بَنِىٓ oğullarından banī
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
وَأَرْسَلْنَآ ve göndermiştik wa-arsalnā
ve göndermiştik
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
رُسُلًۭا ۖ elçiler rusulan
elçiler
كُلَّمَا ne zaman kullamā
ne zaman
جَآءَهُمْ onlara getirdiyse jāahum
onlara getirdiyse
رَسُولٌۢ bir elçi rasūlun
bir elçi
بِمَا bir şey bimā
bir şey
لَا istemediği
istemediği
تَهْوَىٰٓ desired tahwā
desired
أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının
فَرِيقًۭا bir kısmını farīqan
bir kısmını
كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar
وَفَرِيقًۭا ve bir kısmını da wafarīqan
ve bir kısmını da
يَقْتُلُونَ öldürüyorlardı yaqtulūna
öldürüyorlardı
٧٠ (70)
(70)
And olsun ki İsrailoğullarından söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle onlara her peygamber gelişte, bir kısmını yalanlarlar ve bir kısmını da öldürürlerdi.
5:71
وَحَسِبُوٓا۟ ve sandılar waḥasibū
ve sandılar
أَلَّا olmayacak allā
olmayacak
تَكُونَ will be (for them) takūna
will be (for them)
فِتْنَةٌۭ bir fitne fit'natun
bir fitne
فَعَمُوا۟ kör oldular faʿamū
kör oldular
وَصَمُّوا۟ ve sağır kesildiler waṣammū
ve sağır kesildiler
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَابَ tevbesini kabul etti tāba
tevbesini kabul etti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların
ثُمَّ sonra yine thumma
sonra yine
عَمُوا۟ kör ʿamū
kör
وَصَمُّوا۟ ve sağır kesildiler waṣammū
ve sağır kesildiler
كَثِيرٌۭ çokları kathīrun
çokları
مِّنْهُمْ ۚ onlardan min'hum
onlardan
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بَصِيرٌۢ görüyor baṣīrun
görüyor
بِمَا ne ki bimā
ne ki
يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar
٧١ (71)
(71)
Bir fitne kopmayacağını sandılar, körleştiler, sağırlaştılar; sonra Allah tevbelerini kabul etti, yine de çoğu körleştiler ve sağırlaştılar. Allah, işlediklerini görür.
5:72
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
كَفَرَ kafir olmuşlardır kafara
kafir olmuşlardır
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler)
إِنَّ ancak inna
ancak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ o huwa
o
ٱلْمَسِيحُ Mesih'tir l-masīḥu
Mesih'tir
ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu
مَرْيَمَ ۖ Meryem maryama
Meryem
وَقَالَ halbuki demişti ki waqāla
halbuki demişti ki
ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih
يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları yābanī
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim
وَرَبَّكُمْ ۖ ve sizin Rabbiniz olan warabbakum
ve sizin Rabbiniz olan
إِنَّهُۥ zira innahu
zira
مَن kim man
kim
يُشْرِكْ ortak koşarsa yush'rik
ortak koşarsa
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
فَقَدْ muhakkak ki faqad
muhakkak ki
حَرَّمَ haram etmiştir ḥarrama
haram etmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
ٱلْجَنَّةَ cenneti l-janata
cenneti
وَمَأْوَىٰهُ ve onun varacağı yer wamawāhu
ve onun varacağı yer
ٱلنَّارُ ۖ ateştir l-nāru
ateştir
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin lilẓẓālimīna
zalimlerin
مِنْ hiç min
hiç
أَنصَارٍۢ yardımcıları anṣārin
yardımcıları
٧٢ (72)
(72)
And olsun ki, "Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin; kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur" dedi.
5:73
لَّقَدْ elbette laqad
elbette
كَفَرَ kafir olmuşlardır kafara
kafir olmuşlardır
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler)
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
ثَالِثُ üçüncüsüdür thālithu
üçüncüsüdür
ثَلَـٰثَةٍۢ ۘ üçün thalāthatin
üçün
وَمَا oysa yoktur wamā
oysa yoktur
مِنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ ilah ilāhin
ilah
إِلَّآ başka illā
başka
إِلَـٰهٌۭ ilahtan ilāhun
ilahtan
وَٰحِدٌۭ ۚ bir olan wāḥidun
bir olan
وَإِن eğer wa-in
eğer
لَّمْ vazgeçmezlerse lam
vazgeçmezlerse
يَنتَهُوا۟ they desist yantahū
they desist
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يَقُولُونَ dedikleri yaqūlūna
dedikleri
لَيَمَسَّنَّ elbette dokunacaktır layamassanna
elbette dokunacaktır
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı
٧٣ (73)
(73)
And olsun ki, "Allah üçten biridir" diyenler kafir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı'dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, and olsun onlardan inkar edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
5:74
أَفَلَا hala tevbe etmiyorlar mı? afalā
hala tevbe etmiyorlar mı?
يَتُوبُونَ they turn in repentance yatūbūna
they turn in repentance
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ ۚ O'ndan af dilemiyorlar mı? wayastaghfirūnahu
O'ndan af dilemiyorlar mı?
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٧٤ (74)
(74)
Allah'a tevbe etmezler, O'ndan mağfiret dilemezler mi? Oysa Allah Bağışlayan'dır, merhamet edendir.
5:75
مَّا değildir
değildir
ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih
ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
إِلَّا ancak illā
ancak
رَسُولٌۭ bir elçidir rasūlun
bir elçidir
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
خَلَتْ gelip geçmiştir khalat
gelip geçmiştir
مِن ondan önce de min
ondan önce de
قَبْلِهِ before him qablihi
before him
ٱلرُّسُلُ elçiler l-rusulu
elçiler
وَأُمُّهُۥ ve annesi de wa-ummuhu
ve annesi de
صِدِّيقَةٌۭ ۖ dosdoğruydu ṣiddīqatun
dosdoğruydu
كَانَا ikisi de kānā
ikisi de
يَأْكُلَانِ yerlerdi yakulāni
yerlerdi
ٱلطَّعَامَ ۗ yemek l-ṭaʿāma
yemek
ٱنظُرْ bak unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
نُبَيِّنُ açıklıyoruz nubayyinu
açıklıyoruz
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱنظُرْ bak unẓur
bak
أَنَّىٰ nasıl annā
nasıl
يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar yu'fakūna
çevriliyorlar
٧٥ (75)
(75)
Meryem oğlu Mesih sadece peygamberdir, -ondan önce de peygamberler geçmiştir- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar!
5:76
قُلْ de ki qul
de ki
أَتَعْبُدُونَ mi tapıyorsunuz? ataʿbudūna
mi tapıyorsunuz?
مِن bırakıp min
bırakıp
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
مَا şeylere
şeylere
لَا gücü yetmeyen
gücü yetmeyen
يَمْلِكُ has power yamliku
has power
لَكُمْ size lakum
size
ضَرًّۭا zarar vermeye ḍarran
zarar vermeye
وَلَا ve walā
ve
نَفْعًۭا ۚ fayda vermeğe nafʿan
fayda vermeğe
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
هُوَ odur ki huwa
odur ki
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٧٦ (76)
(76)
"Size zarar da fayda da veremeyecek, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?" de. Allah hem işitir, hem bilir.
5:77
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لَا aşırılığa dalmayın
aşırılığa dalmayın
تَغْلُوا۟ exceed taghlū
exceed
فِى dininizde
dininizde
دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion
غَيْرَ haksız yere ghayra
haksız yere
ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth
وَلَا ve uymayın walā
ve uymayın
تَتَّبِعُوٓا۟ follow tattabiʿū
follow
أَهْوَآءَ keyiflerine ahwāa
keyiflerine
قَوْمٍۢ bir milletin qawmin
bir milletin
قَدْ kesin olarak qad
kesin olarak
ضَلُّوا۟ sapmış ḍallū
sapmış
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
وَأَضَلُّوا۟ ve saptırmış wa-aḍallū
ve saptırmış
كَثِيرًۭا birçoğunu da kathīran
birçoğunu da
وَضَلُّوا۟ ve şaşmış waḍallū
ve şaşmış
عَن doğrusundan ʿan
doğrusundan
سَوَآءِ (the) right sawāi
(the) right
ٱلسَّبِيلِ yolun l-sabīli
yolun
٧٧ (77)
(77)
"Ey Kitap ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir milletin heveslerine uymayın" de.
5:78
لُعِنَ la'net edilmiştir luʿina
la'net edilmiştir
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
مِنۢ oğullarından min
oğullarından
بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
عَلَىٰ ile ʿalā
ile
لِسَانِ dili lisāni
dili
دَاوُۥدَ Davud dāwūda
Davud
وَعِيسَى ve Îsa waʿīsā
ve Îsa
ٱبْنِ oğlu ib'ni
oğlu
مَرْيَمَ ۚ Meryem maryama
Meryem
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
بِمَا sebebiyledir bimā
sebebiyledir
عَصَوا۟ isyan etmeleri ʿaṣaw
isyan etmeleri
وَّكَانُوا۟ ve (sebebiyledir) wakānū
ve (sebebiyledir)
يَعْتَدُونَ saldırmaları yaʿtadūna
saldırmaları
٧٨ (78)
(78)
İsrailoğullarından inkar edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdi. Bu, baş kaldırmaları ve aşırı gitmelerindendi.
5:79
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
لَا vazgeçmiyorlar
vazgeçmiyorlar
يَتَنَاهَوْنَ forbidding each other yatanāhawna
forbidding each other
عَن kötülükten ʿan
kötülükten
مُّنكَرٍۢ wrongdoing munkarin
wrongdoing
فَعَلُوهُ ۚ yaptıkları faʿalūhu
yaptıkları
لَبِئْسَ ne kötü labi'sa
ne kötü
مَا işler
işler
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
يَفْعَلُونَ yapıyorlar yafʿalūna
yapıyorlar
٧٩ (79)
(79)
Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi!
5:80
تَرَىٰ görürsün tarā
görürsün
كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
يَتَوَلَّوْنَ dostluk ettiklerini yatawallawna
dostluk ettiklerini
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
كَفَرُوا۟ ۚ inkar edenlerle kafarū
inkar edenlerle
لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür
مَا (yapıp) gönderdiği
(yapıp) gönderdiği
قَدَّمَتْ sent forth qaddamat
sent forth
لَهُمْ kendileri için lahum
kendileri için
أَنفُسُهُمْ nefislerinin anfusuhum
nefislerinin
أَن gazabetmiştir an
gazabetmiştir
سَخِطَ became angry sakhiṭa
became angry
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَفِى ve içinde wafī
ve içinde
ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab
هُمْ onlar hum
onlar
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
٨٠ (80)
(80)
Çoğunun inkar edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin önlerine sürdüğü ne kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir, onlar azabta temellidirler.
5:81
وَلَوْ eğer walaw
eğer
كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı
يُؤْمِنُونَ inanıyor yu'minūna
inanıyor
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلنَّبِىِّ Peygambere wal-nabiyi
Peygambere
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
مَا onları edinmezlerdi
onları edinmezlerdi
ٱتَّخَذُوهُمْ they (would have) taken them ittakhadhūhum
they (would have) taken them
أَوْلِيَآءَ veli awliyāa
veli
وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama
كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır fāsiqūna
yoldan çıkmışlardır
٨١ (81)
(81)
Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır.
5:82
۞ لَتَجِدَنَّ elbette bulursun latajidanna
elbette bulursun
أَشَدَّ en yaman ashadda
en yaman
ٱلنَّاسِ insanlar içerisinde l-nāsi
insanlar içerisinde
عَدَٰوَةًۭ düşman olarak ʿadāwatan
düşman olarak
لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
ٱلْيَهُودَ yahudileri l-yahūda
yahudileri
وَٱلَّذِينَ kimseleri wa-alladhīna
kimseleri
أَشْرَكُوا۟ ۖ ve inkar eden(leri) ashrakū
ve inkar eden(leri)
وَلَتَجِدَنَّ ve bulursun walatajidanna
ve bulursun
أَقْرَبَهُم en yakınları da aqrabahum
en yakınları da
مَّوَدَّةًۭ sevgice mawaddatan
sevgice
لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
قَالُوٓا۟ diyenleri qālū
diyenleri
إِنَّا biz innā
biz
نَصَـٰرَىٰ ۚ hıristiyanlarız naṣārā
hıristiyanlarız
ذَٰلِكَ çünkü dhālika
çünkü
بِأَنَّ şüphesiz bi-anna
şüphesiz
مِنْهُمْ onların içlerinde vardır min'hum
onların içlerinde vardır
قِسِّيسِينَ keşişler qissīsīna
keşişler
وَرُهْبَانًۭا ve rahipler waruh'bānan
ve rahipler
وَأَنَّهُمْ ve onlar wa-annahum
ve onlar
لَا büyüklük taslamazlar
büyüklük taslamazlar
يَسْتَكْبِرُونَ arrogant yastakbirūna
arrogant
٨٢ (82)
(82)
İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah'a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakın "Biz hıristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahibler bulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır.
5:83
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
سَمِعُوا۟ dinledikleri samiʿū
dinledikleri
مَآ şeyi
şeyi
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَى Elçi'ye ilā
Elçi'ye
ٱلرَّسُولِ the Messenger l-rasūli
the Messenger
تَرَىٰٓ görürsün tarā
görürsün
أَعْيُنَهُمْ gözlerinin aʿyunahum
gözlerinin
تَفِيضُ dolup taştığını tafīḍu
dolup taştığını
مِنَ yaşla mina
yaşla
ٱلدَّمْعِ the tears l-damʿi
the tears
مِمَّا dolayı mimmā
dolayı
عَرَفُوا۟ tanımalarından ʿarafū
tanımalarından
مِنَ gerçekleri mina
gerçekleri
ٱلْحَقِّ ۖ the truth l-ḥaqi
the truth
يَقُولُونَ derler ki yaqūlūna
derler ki
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
فَٱكْتُبْنَا bizi yaz fa-uk'tub'nā
bizi yaz
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلشَّـٰهِدِينَ şahidlerle l-shāhidīna
şahidlerle
٨٣ (83)
(83)
Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün.
5:84
وَمَا ve neden? wamā
ve neden?
لَنَا biz lanā
biz
لَا inanmayalım
inanmayalım
نُؤْمِنُ we believe nu'minu
we believe
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَمَا ve neden? wamā
ve neden?
جَآءَنَا bize gelen jāanā
bize gelen
مِنَ gerçeğe mina
gerçeğe
ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth
وَنَطْمَعُ umarken wanaṭmaʿu
umarken
أَن bizi katmasını an
bizi katmasını
يُدْخِلَنَا will admit us yud'khilanā
will admit us
رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin
مَعَ arasına maʿa
arasına
ٱلْقَوْمِ toplumlar l-qawmi
toplumlar
ٱلصَّـٰلِحِينَ iyi l-ṣāliḥīna
iyi
٨٤ (84)
(84)
Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün.
5:85
فَأَثَـٰبَهُمُ onlara verdi fa-athābahumu
onlara verdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِمَا dolayı bimā
dolayı
قَالُوا۟ sözlerinden qālū
sözlerinden
جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları
فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde
وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur
جَزَآءُ mükafatı jazāu
mükafatı
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların l-muḥ'sinīna
güzel davrananların
٨٥ (85)
(85)
Allah onlara, dediklerine karşılık, temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyi davrananların mükafatıdır.
5:86
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar wakadhabū
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem
٨٦ (86)
(86)
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
5:87
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا haram etmeyin
haram etmeyin
تُحَرِّمُوا۟ make unlawful tuḥarrimū
make unlawful
طَيِّبَـٰتِ güzel ve temiz şeyleri ṭayyibāti
güzel ve temiz şeyleri
مَآ ne ki
ne ki
أَحَلَّ helal kıldı aḥalla
helal kıldı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ size lakum
size
وَلَا ve walā
ve
تَعْتَدُوٓا۟ ۚ sınırı aşmayın taʿtadū
sınırı aşmayın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْمُعْتَدِينَ sınırı aşanları l-muʿ'tadīna
sınırı aşanları
٨٧ (87)
(87)
Ey İnananlar! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
5:88
وَكُلُوا۟ ve yeyin wakulū
ve yeyin
مِمَّا size verdiği rızıklardan mimmā
size verdiği rızıklardan
رَزَقَكُمُ has provided you razaqakumu
has provided you
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
حَلَـٰلًۭا helal ḥalālan
helal
طَيِّبًۭا ۚ (ve) temiz olarak ṭayyiban
(ve) temiz olarak
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki
أَنتُم siz antum
siz
بِهِۦ kendisine bihi
kendisine
مُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz mu'minūna
inanıyorsunuz
٨٨ (88)
(88)
Allah'ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah'tan sakının.
5:89
لَا sizi sorumlu tutmaz
sizi sorumlu tutmaz
يُؤَاخِذُكُمُ will call you to account yuākhidhukumu
will call you to account
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِٱللَّغْوِ lağvdan ötürü bil-laghwi
lağvdan ötürü
فِىٓ yeminlerinizdeki
yeminlerinizdeki
أَيْمَـٰنِكُمْ your oaths aymānikum
your oaths
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يُؤَاخِذُكُم sizi sorumlu tutar yuākhidhukum
sizi sorumlu tutar
بِمَا ötürü bimā
ötürü
عَقَّدتُّمُ bilerek yaptığınız ʿaqqadttumu
bilerek yaptığınız
ٱلْأَيْمَـٰنَ ۖ yeminlerden l-aymāna
yeminlerden
فَكَفَّـٰرَتُهُۥٓ bunun keffareti fakaffāratuhu
bunun keffareti
إِطْعَامُ yedirmektir iṭ'ʿāmu
yedirmektir
عَشَرَةِ on ʿasharati
on
مَسَـٰكِينَ fakiri masākīna
fakiri
مِنْ orta derecesinden min
orta derecesinden
أَوْسَطِ average awsaṭi
average
مَا ne ki
ne ki
تُطْعِمُونَ yediriyorsunuz tuṭ'ʿimūna
yediriyorsunuz
أَهْلِيكُمْ ailenize ahlīkum
ailenize
أَوْ yahut aw
yahut
كِسْوَتُهُمْ onları giydirmektir kis'watuhum
onları giydirmektir
أَوْ ya da aw
ya da
تَحْرِيرُ hürriyete kavuşturmaktır taḥrīru
hürriyete kavuşturmaktır
رَقَبَةٍۢ ۖ bir köleyi raqabatin
bir köleyi
فَمَن kimse ise faman
kimse ise
لَّمْ bulamayan lam
bulamayan
يَجِدْ find yajid
find
فَصِيَامُ oruç tutsun faṣiyāmu
oruç tutsun
ثَلَـٰثَةِ üç thalāthati
üç
أَيَّامٍۢ ۚ gün ayyāmin
gün
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
كَفَّـٰرَةُ keffareti kaffāratu
keffareti
أَيْمَـٰنِكُمْ yeminlerinizin aymānikum
yeminlerinizin
إِذَا zaman idhā
zaman
حَلَفْتُمْ ۚ (yemini) bozduğunuz ḥalaftum
(yemini) bozduğunuz
وَٱحْفَظُوٓا۟ ve koruyun wa-iḥ'faẓū
ve koruyun
أَيْمَـٰنَكُمْ ۚ yeminlerinizi aymānakum
yeminlerinizi
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ size lakum
size
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
٨٩ (89)
(89)
Allah size rasgele yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü hesap sorar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece ayetlerini açıklıyor.
5:90
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْخَمْرُ şarap l-khamru
şarap
وَٱلْمَيْسِرُ ve kumar wal-maysiru
ve kumar
وَٱلْأَنصَابُ ve dikili taşlar wal-anṣābu
ve dikili taşlar
وَٱلْأَزْلَـٰمُ ve şans okları wal-azlāmu
ve şans okları
رِجْسٌۭ (birer) pisliktir rij'sun
(birer) pisliktir
مِّنْ işi min
işi
عَمَلِ (the) work ʿamali
(the) work
ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytan l-shayṭāni
şeytan
فَٱجْتَنِبُوهُ bunlardan kaçının fa-ij'tanibūhu
bunlardan kaçının
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ kurtuluşa eresiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa eresiniz
٩٠ (90)
(90)
Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz.
5:91
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
أَن sokmak an
sokmak
يُوقِعَ cause yūqiʿa
cause
بَيْنَكُمُ aranıza baynakumu
aranıza
ٱلْعَدَٰوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık
وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin
فِى şarap ile
şarap ile
ٱلْخَمْرِ intoxicants l-khamri
intoxicants
وَٱلْمَيْسِرِ ve kumar ile wal-maysiri
ve kumar ile
وَيَصُدَّكُمْ ve sizi alakoymak wayaṣuddakum
ve sizi alakoymak
عَن anmaktan ʿan
anmaktan
ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
وَعَنِ ve namazdan waʿani
ve namazdan
ٱلصَّلَوٰةِ ۖ the prayer l-ṣalati
the prayer
فَهَلْ artık değil mi? fahal
artık değil mi?
أَنتُم siz antum
siz
مُّنتَهُونَ vazgeçtiniz muntahūna
vazgeçtiniz
٩١ (91)
(91)
Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?
5:92
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye l-rasūla
Elçi'ye
وَٱحْذَرُوا۟ ۚ ve sakının wa-iḥ'dharū
ve sakının
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّيْتُمْ dönerseniz tawallaytum
dönerseniz
فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّمَا şüphesiz annamā
şüphesiz
عَلَىٰ düşen ʿalā
düşen
رَسُولِنَا elçimize rasūlinā
elçimize
ٱلْبَلَـٰغُ duyurmaktır l-balāghu
duyurmaktır
ٱلْمُبِينُ açıkça l-mubīnu
açıkça
٩٢ (92)
(92)
Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin, karşı gelmekten çekinin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberimize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir.
5:93
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
جُنَاحٌۭ bir günah junāḥun
bir günah
فِيمَا ötürü fīmā
ötürü
طَعِمُوٓا۟ yediklerinden ṭaʿimū
yediklerinden
إِذَا bundan böyle idhā
bundan böyle
مَا takdirde
takdirde
ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları
وَّءَامَنُوا۟ ve inandıkları waāmanū
ve inandıkları
وَعَمِلُوا۟ ve yaptıkları waʿamilū
ve yaptıkları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
ثُمَّ sonra (yine) thumma
sonra (yine)
ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları
وَّءَامَنُوا۟ ve inandıkları waāmanū
ve inandıkları
ثُمَّ ve yine thumma
ve yine
ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları
وَّأَحْسَنُوا۟ ۗ ve iyilik ettikleri wa-aḥsanū
ve iyilik ettikleri
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
٩٣ (93)
(93)
İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, -sakınırlar, inanırlar, yararlı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp inanırlar ve sonra isyandan sakınıp iyilik yaparlarsa- daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah iyi davrananları sever.
5:94
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَيَبْلُوَنَّكُمُ sizi dener layabluwannakumu
sizi dener
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِشَىْءٍۢ bir kısım bishayin
bir kısım
مِّنَ av'la mina
av'la
ٱلصَّيْدِ the game l-ṣaydi
the game
تَنَالُهُۥٓ erişeceği tanāluhu
erişeceği
أَيْدِيكُمْ ellerinizin aydīkum
ellerinizin
وَرِمَاحُكُمْ ve mızraklarınızın warimāḥukum
ve mızraklarınızın
لِيَعْلَمَ bilmek için liyaʿlama
bilmek için
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَن kimin man
kimin
يَخَافُهُۥ kendisiden korktuğunu yakhāfuhu
kendisiden korktuğunu
بِٱلْغَيْبِ ۚ gizlide bil-ghaybi
gizlide
فَمَنِ kim ki famani
kim ki
ٱعْتَدَىٰ saldırıda bulunursa iʿ'tadā
saldırıda bulunursa
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
فَلَهُۥ onun için vardır falahu
onun için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٩٤ (94)
(94)
Ey İnananlar! Gıyabında Kendisinden, kimin korktuğunu ortaya koymak için, (ihramlıyken) elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle Allah and olsun ki sizi dener. Bundan sonra kim haddi aşarsa ona elem verici azab vardır.
5:95
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا öldürmeyin
öldürmeyin
تَقْتُلُوا۟ kill taqtulū
kill
ٱلصَّيْدَ av l-ṣayda
av
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
حُرُمٌۭ ۚ ihramlı (iken) ḥurumun
ihramlı (iken)
وَمَن ve kim waman
ve kim
قَتَلَهُۥ onu öldürürse qatalahu
onu öldürürse
مِنكُم sizden minkum
sizden
مُّتَعَمِّدًۭا kasden mutaʿammidan
kasden
فَجَزَآءٌۭ cezası vardır fajazāon
cezası vardır
مِّثْلُ dengi olan mith'lu
dengi olan
مَا öldürdüğü
öldürdüğü
قَتَلَ he killed qatala
he killed
مِنَ hayvandan mina
hayvandan
ٱلنَّعَمِ the cattle l-naʿami
the cattle
يَحْكُمُ karar vereceği yaḥkumu
karar vereceği
بِهِۦ ona bihi
ona
ذَوَا iki kişinin dhawā
iki kişinin
عَدْلٍۢ adil ʿadlin
adil
مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden
هَدْيًۢا bir kurban hadyan
bir kurban
بَـٰلِغَ varacak bāligha
varacak
ٱلْكَعْبَةِ Ka'be'ye l-kaʿbati
Ka'be'ye
أَوْ yahut aw
yahut
كَفَّـٰرَةٌۭ keffareti kaffāratun
keffareti
طَعَامُ yedirme ṭaʿāmu
yedirme
مَسَـٰكِينَ yoksullara masākīna
yoksullara
أَوْ ya da aw
ya da
عَدْلُ denk ʿadlu
denk
ذَٰلِكَ buna dhālika
buna
صِيَامًۭا oruçtur ṣiyāman
oruçtur
لِّيَذُوقَ tatması için liyadhūqa
tatması için
وَبَالَ vebalini wabāla
vebalini
أَمْرِهِۦ ۗ yaptığı işin amrihi
yaptığı işin
عَفَا affetmiştir ʿafā
affetmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَمَّا olanı ʿammā
olanı
سَلَفَ ۚ geçmişte salafa
geçmişte
وَمَنْ ve kim waman
ve kim
عَادَ düşmanlık ederse ʿāda
düşmanlık ederse
فَيَنتَقِمُ öc alır fayantaqimu
öc alır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنْهُ ۗ ondan min'hu
ondan
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَزِيزٌۭ daima galiptir ʿazīzun
daima galiptir
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱنتِقَامٍ intikam intiqāmin
intikam
٩٥ (95)
(95)
Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü'dür, Öçalıcı'dır.
5:96
أُحِلَّ helal kılındı uḥilla
helal kılındı
لَكُمْ size lakum
size
صَيْدُ avı ṣaydu
avı
ٱلْبَحْرِ deniz; l-baḥri
deniz;
وَطَعَامُهُۥ ve yiyeceği waṭaʿāmuhu
ve yiyeceği
مَتَـٰعًۭا geçimlik olarak matāʿan
geçimlik olarak
لَّكُمْ size lakum
size
وَلِلسَّيَّارَةِ ۖ ve yolculara walilssayyārati
ve yolculara
وَحُرِّمَ ve yasaklandı waḥurrima
ve yasaklandı
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
صَيْدُ avı ṣaydu
avı
ٱلْبَرِّ kara l-bari
kara
مَا olduğunuz sürece
olduğunuz sürece
دُمْتُمْ long as you dum'tum
long as you
حُرُمًۭا ۗ ihramlı ḥuruman
ihramlı
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki
إِلَيْهِ huzuruna ilayhi
huzuruna
تُحْشَرُونَ toplanacaksınız tuḥ'sharūna
toplanacaksınız
٩٦ (96)
(96)
Deniz avı ve onu yemek size de, yolculara da, geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan sakının.
5:97
۞ جَعَلَ kıldı jaʿala
kıldı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْكَعْبَةَ Ka'be'yi l-kaʿbata
Ka'be'yi
ٱلْبَيْتَ Beyt-i l-bayta
Beyt-i
ٱلْحَرَامَ Haram'ı l-ḥarāma
Haram'ı
قِيَـٰمًۭا bir durak qiyāman
bir durak
لِّلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
وَٱلشَّهْرَ ve ayı (kıldı) wal-shahra
ve ayı (kıldı)
ٱلْحَرَامَ haram l-ḥarāma
haram
وَٱلْهَدْىَ ve kurbanı wal-hadya
ve kurbanı
وَٱلْقَلَـٰٓئِدَ ۚ ve tasmalı kurbanlıkları wal-qalāida
ve tasmalı kurbanlıkları
ذَٰلِكَ böylece dhālika
böylece
لِتَعْلَمُوٓا۟ anlayasınız diye litaʿlamū
anlayasınız diye
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
يَعْلَمُ bildiğini yaʿlamu
bildiğini
مَا olanları
olanları
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanları wamā
ve olanları
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌ bildiğini ʿalīmun
bildiğini
٩٧ (97)
(97)
Allah, hürmetli ev Kabe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın şüphesiz her şeyi Bilen olduğunu bilmeniz içindir.
5:98
ٱعْلَمُوٓا۟ iyi bilin ki iʿ'lamū
iyi bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٩٨ (98)
(98)
Allah'ın azabının şiddetli olduğunu ve Allah'ın Bağışlayan, merhamet eden olduğunu bilin.
5:99
مَّا üzerine düşen
üzerine düşen
عَلَى on ʿalā
on
ٱلرَّسُولِ Elçi'nin l-rasūli
Elçi'nin
إِلَّا sadece illā
sadece
ٱلْبَلَـٰغُ ۗ duyurmaktır l-balāghu
duyurmaktır
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyleri
şeyleri
تُبْدُونَ açığa vurduğunuz tub'dūna
açığa vurduğunuz
وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri
تَكْتُمُونَ gizlediğiniz taktumūna
gizlediğiniz
٩٩ (99)
(99)
Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir. Allah, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
5:100
قُل de ki qul
de ki
لَّا olmaz
olmaz
يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit
ٱلْخَبِيثُ murdar ile l-khabīthu
murdar ile
وَٱلطَّيِّبُ temiz wal-ṭayibu
temiz
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
أَعْجَبَكَ hoşuna gitse de aʿjabaka
hoşuna gitse de
كَثْرَةُ çokluğu kathratu
çokluğu
ٱلْخَبِيثِ ۚ murdarın l-khabīthi
murdarın
فَٱتَّقُوا۟ o halde korkun fa-ittaqū
o halde korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
يَـٰٓأُو۟لِى ey sahipleri yāulī
ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz
١٠٠ (100)
(100)
De ki: "Helal ile haram, haram şeylerin çokluğundan hoşlansan bile, eşit değildir". Ey akıl sahibleri, Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
5:101
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا sormayın
sormayın
تَسْـَٔلُوا۟ ask tasalū
ask
عَنْ hakkında ʿan
hakkında
أَشْيَآءَ şeyler ashyāa
şeyler
إِن eğer in
eğer
تُبْدَ açıklandığında tub'da
açıklandığında
لَكُمْ size lakum
size
تَسُؤْكُمْ hoşunuza gitmeyecek tasu'kum
hoşunuza gitmeyecek
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَسْـَٔلُوا۟ sorarsanız tasalū
sorarsanız
عَنْهَا onları ʿanhā
onları
حِينَ vakit ḥīna
vakit
يُنَزَّلُ indirildiği yunazzalu
indirildiği
ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an
تُبْدَ açıklanır tub'da
açıklanır
لَكُمْ size lakum
size
عَفَا affetmiştir ʿafā
affetmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَنْهَا ۗ onları ʿanhā
onları
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir
١٠١ (101)
(101)
Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan'dır, Halim'dir.
5:102
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
سَأَلَهَا onları sormuştu sa-alahā
onları sormuştu
قَوْمٌۭ bir toplum qawmun
bir toplum
مِّن sizden önce gelen min
sizden önce gelen
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَصْبَحُوا۟ olmuşlardı aṣbaḥū
olmuşlardı
بِهَا onları bihā
onları
كَـٰفِرِينَ inkar edenler kāfirīna
inkar edenler
١٠٢ (102)
(102)
Sizden önce bir millet onları sormuştu, sonra da onları inkar etmişlerdi.
5:103
مَا yapmamıştır
yapmamıştır
جَعَلَ has (been) made jaʿala
has (been) made
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنۢ ne min
ne
بَحِيرَةٍۢ bahîre baḥīratin
bahîre
وَلَا ve ne walā
ve ne
سَآئِبَةٍۢ sâibe sāibatin
sâibe
وَلَا ve ne walā
ve ne
وَصِيلَةٍۢ vasîle waṣīlatin
vasîle
وَلَا ve ne walā
ve ne
حَامٍۢ ۙ ham ḥāmin
ham
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
يَفْتَرُونَ uyduruyorlar yaftarūna
uyduruyorlar
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۖ yalan l-kadhiba
yalan
وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da
لَا akıl erdiremiyorlar
akıl erdiremiyorlar
يَعْقِلُونَ use reason yaʿqilūna
use reason
١٠٣ (103)
(103)
Allah, kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanmasını emretmemiştir; fakat inkar edenler Allah'a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmezler.
5:104
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَهُمْ onlara lahum
onlara
تَعَالَوْا۟ gelin taʿālaw
gelin
إِلَىٰ şeye ilā
şeye
مَآ what
what
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱلرَّسُولِ Elçi'ye l-rasūli
Elçi'ye
قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki
حَسْبُنَا bize yeter ḥasbunā
bize yeter
مَا şey
şey
وَجَدْنَا bulduğumuz wajadnā
bulduğumuz
عَلَيْهِ üzerinde ʿalayhi
üzerinde
ءَابَآءَنَآ ۚ babalarımızı ābāanā
babalarımızı
أَوَلَوْ olsa da mı? awalaw
olsa da mı?
كَانَ babaları kāna
babaları
ءَابَآؤُهُمْ their forefathers ābāuhum
their forefathers
لَا bilmeyen
bilmeyen
يَعْلَمُونَ knowing yaʿlamūna
knowing
شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey
وَلَا ve walā
ve
يَهْتَدُونَ doğru yolu bulamayan yahtadūna
doğru yolu bulamayan
١٠٤ (104)
(104)
Onlara, "Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun" dendiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter" derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?
5:105
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
عَلَيْكُمْ siz (bakın) ʿalaykum
siz (bakın)
أَنفُسَكُمْ ۖ kendinize anfusakum
kendinize
لَا size zarar vermez
size zarar vermez
يَضُرُّكُم will harm you yaḍurrukum
will harm you
مَّن kimse man
kimse
ضَلَّ sapan ḍalla
sapan
إِذَا takdirde idhā
takdirde
ٱهْتَدَيْتُمْ ۚ siz doğru yolda olduğunuz ih'tadaytum
siz doğru yolda olduğunuz
إِلَى Allah'adır ilā
Allah'adır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz
جَمِيعًۭا hepinizin jamīʿan
hepinizin
فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecektir fayunabbi-ukum
O size haber verecektir
بِمَا şeyi bimā
şeyi
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış
١٠٥ (105)
(105)
Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
5:106
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
شَهَـٰدَةُ şahidlik etsin shahādatu
şahidlik etsin
بَيْنِكُمْ aranızda baynikum
aranızda
إِذَا zaman idhā
zaman
حَضَرَ geldiği ḥaḍara
geldiği
أَحَدَكُمُ birinize aḥadakumu
birinize
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
حِينَ sırasında ḥīna
sırasında
ٱلْوَصِيَّةِ vasiyyet l-waṣiyati
vasiyyet
ٱثْنَانِ iki ith'nāni
iki
ذَوَا kişi dhawā
kişi
عَدْلٍۢ adil ʿadlin
adil
مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden
أَوْ ya da aw
ya da
ءَاخَرَانِ diğer iki kişi (şahidlik etsin) ākharāni
diğer iki kişi (şahidlik etsin)
مِنْ sizden olmayan min
sizden olmayan
غَيْرِكُمْ other than you ghayrikum
other than you
إِنْ eğer in
eğer
أَنتُمْ siz antum
siz
ضَرَبْتُمْ yolculuk ederken ḍarabtum
yolculuk ederken
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَأَصَـٰبَتْكُم ve başınıza gelmişse fa-aṣābatkum
ve başınıza gelmişse
مُّصِيبَةُ musibeti muṣībatu
musibeti
ٱلْمَوْتِ ۚ ölüm l-mawti
ölüm
تَحْبِسُونَهُمَا onları tutarsınız taḥbisūnahumā
onları tutarsınız
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
ٱلصَّلَوٰةِ namazdan l-ṣalati
namazdan
فَيُقْسِمَانِ yemin etsinler fayuq'simāni
yemin etsinler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
إِنِ eğer ini
eğer
ٱرْتَبْتُمْ kuşkulanırsanız ir'tabtum
kuşkulanırsanız
لَا satmayacağız
satmayacağız
نَشْتَرِى we will exchange nashtarī
we will exchange
بِهِۦ onu (yeminimizi) bihi
onu (yeminimizi)
ثَمَنًۭا hiçbir paraya thamanan
hiçbir paraya
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
كَانَ olsa kāna
olsa
ذَا akraba da dhā
akraba da
قُرْبَىٰ ۙ a near relative qur'bā
a near relative
وَلَا ve walā
ve
نَكْتُمُ gizlemeyeceğiz naktumu
gizlemeyeceğiz
شَهَـٰدَةَ şahidliğini shahādata
şahidliğini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّآ yoksa biz elbette innā
yoksa biz elbette
إِذًۭا o zaman idhan
o zaman
لَّمِنَ kimselerden oluruz lamina
kimselerden oluruz
ٱلْـَٔاثِمِينَ günahkar l-āthimīna
günahkar
١٠٦ (106)
(106)
Ey İnananlar! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi; şayet yolculukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, şüpheleniyorsanız, "Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin eden sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun.
5:107
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
عُثِرَ anlaşılırsa ʿuthira
anlaşılırsa
عَلَىٰٓ onların ʿalā
onların
أَنَّهُمَا that the two annahumā
that the two
ٱسْتَحَقَّآ işledikleri is'taḥaqqā
işledikleri
إِثْمًۭا bir günah ith'man
bir günah
فَـَٔاخَرَانِ başka iki kişi faākharāni
başka iki kişi
يَقُومَانِ geçer yaqūmāni
geçer
مَقَامَهُمَا onların yerine maqāmahumā
onların yerine
مِنَ kendisine mina
kendisine
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
ٱسْتَحَقَّ haksızlık edilenlerden is'taḥaqqa
haksızlık edilenlerden
عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine
ٱلْأَوْلَيَـٰنِ daha layık l-awlayāni
daha layık
فَيُقْسِمَانِ yemin ederler fayuq'simāni
yemin ederler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
لَشَهَـٰدَتُنَآ mutlaka bizim şahidliğimiz lashahādatunā
mutlaka bizim şahidliğimiz
أَحَقُّ daha doğrudur aḥaqqu
daha doğrudur
مِن onların şahidliğinden min
onların şahidliğinden
شَهَـٰدَتِهِمَا testimony of the other two shahādatihimā
testimony of the other two
وَمَا biz (hakka) tecavüz etmedik wamā
biz (hakka) tecavüz etmedik
ٱعْتَدَيْنَآ we have transgressed iʿ'tadaynā
we have transgressed
إِنَّآ yoksa biz elbette innā
yoksa biz elbette
إِذًۭا o zaman idhan
o zaman
لَّمِنَ oluruz lamina
oluruz
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerden l-ẓālimīna
zalimlerden
١٠٧ (107)
(107)
Eğer bu şahidlerin günah işlemiş oldukları ortaya çıkarsa ölene daha yakın hak sahibi diğer iki kişi bunların yerine geçer ve "Bizim şahidliğimiz ikisininkinden de daha doğrudur, biz aşırı gitmedik, yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.
5:108
ذَٰلِكَ budur dhālika
budur
أَدْنَىٰٓ en uygun olan adnā
en uygun olan
أَن yapmalarına an
yapmalarına
يَأْتُوا۟ they will give yatū
they will give
بِٱلشَّهَـٰدَةِ şahidliği bil-shahādati
şahidliği
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
وَجْهِهَآ gereği wajhihā
gereği
أَوْ yahut aw
yahut
يَخَافُوٓا۟ korkmalarına yakhāfū
korkmalarına
أَن reddedilmesinden an
reddedilmesinden
تُرَدَّ will be refuted turadda
will be refuted
أَيْمَـٰنٌۢ yeminlerin aymānun
yeminlerin
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
أَيْمَـٰنِهِمْ ۗ yeminlerinden aymānihim
yeminlerinden
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱسْمَعُوا۟ ۗ ve iyi dinleyin wa-is'maʿū
ve iyi dinleyin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ topluluğu l-qawma
topluluğu
ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan
١٠٨ (108)
(108)
Bu, şahidliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah'tan sakının, dinleyin. Allah fasık kimselere yol göstermez.
5:109
۞ يَوْمَ gün yawma
gün
يَجْمَعُ toplayacağı yajmaʿu
toplayacağı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلرُّسُلَ Elçileri l-rusula
Elçileri
فَيَقُولُ derler fayaqūlu
derler
مَاذَآ ne? mādhā
ne?
أُجِبْتُمْ ۖ size cevap verildi ujib'tum
size cevap verildi
قَالُوا۟ derler qālū
derler
لَا bilgimiz yok
bilgimiz yok
عِلْمَ knowledge ʿil'ma
knowledge
لَنَآ ۖ bizim lanā
bizim
إِنَّكَ yalnız sensin innaka
yalnız sensin
أَنتَ sen anta
sen
عَلَّـٰمُ bilen ʿallāmu
bilen
ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri
١٠٩ (109)
(109)
Allah peygamberleri topladığı gün, "Size ne cevap verildi?" der; onlar, "Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen'sin" derler.
5:110
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
ٱذْكُرْ hatırla udh'kur
hatırla
نِعْمَتِى ni'metimi niʿ'matī
ni'metimi
عَلَيْكَ sana olan ʿalayka
sana olan
وَعَلَىٰ ve olan waʿalā
ve olan
وَٰلِدَتِكَ annene wālidatika
annene
إِذْ hani idh
hani
أَيَّدتُّكَ seni desteklemiştim ayyadttuka
seni desteklemiştim
بِرُوحِ Ruh ile birūḥi
Ruh ile
ٱلْقُدُسِ l-Kudüs l-qudusi
l-Kudüs
تُكَلِّمُ konuşuyordun tukallimu
konuşuyordun
ٱلنَّاسَ insanlarla l-nāsa
insanlarla
فِى beşikte iken
beşikte iken
ٱلْمَهْدِ the cradle l-mahdi
the cradle
وَكَهْلًۭا ۖ ve yetişkin iken wakahlan
ve yetişkin iken
وَإِذْ hani wa-idh
hani
عَلَّمْتُكَ sana öğrettim ʿallamtuka
sana öğrettim
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti
وَٱلتَّوْرَىٰةَ ve Tevrat'ı wal-tawrāta
ve Tevrat'ı
وَٱلْإِنجِيلَ ۖ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i
وَإِذْ hani wa-idh
hani
تَخْلُقُ yaratıyor takhluqu
yaratıyor
مِنَ çamurdan mina
çamurdan
ٱلطِّينِ the clay l-ṭīni
the clay
كَهَيْـَٔةِ şeklinde bir şey kahayati
şeklinde bir şey
ٱلطَّيْرِ kuş l-ṭayri
kuş
بِإِذْنِى benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle
فَتَنفُخُ üflüyordun fatanfukhu
üflüyordun
فِيهَا içine fīhā
içine
فَتَكُونُ oluyordu fatakūnu
oluyordu
طَيْرًۢا kuş ṭayran
kuş
بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle
وَتُبْرِئُ ve iyileştiriyordun watub'ri-u
ve iyileştiriyordun
ٱلْأَكْمَهَ anadan doğma körü l-akmaha
anadan doğma körü
وَٱلْأَبْرَصَ ve alacalıyı wal-abraṣa
ve alacalıyı
بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
تُخْرِجُ çıkarıyordun tukh'riju
çıkarıyordun
ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri
بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
كَفَفْتُ savmıştım kafaftu
savmıştım
بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
عَنكَ senden ʿanka
senden
إِذْ zaman idh
zaman
جِئْتَهُم sen onlara getirdiğin ji'tahum
sen onlara getirdiğin
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller
فَقَالَ demişti faqāla
demişti
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
إِنْ bu in
bu
هَـٰذَآ (is) this hādhā
(is) this
إِلَّا başka bir şey değil illā
başka bir şey değil
سِحْرٌۭ bir büyüden siḥ'run
bir büyüden
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
١١٠ (110)
(110)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruhul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaçık bir büyüdür' demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim."
5:111
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
أَوْحَيْتُ vahyetmiştim awḥaytu
vahyetmiştim
إِلَى Havarilere ilā
Havarilere
ٱلْحَوَارِيِّـۧنَ the disciples l-ḥawāriyīna
the disciples
أَنْ inanmalarını an
inanmalarını
ءَامِنُوا۟ believe āminū
believe
بِى bana
bana
وَبِرَسُولِى ve elçime wabirasūlī
ve elçime
قَالُوٓا۟ demişlerdi qālū
demişlerdi
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
وَٱشْهَدْ şahid ol wa-ish'had
şahid ol
بِأَنَّنَا bizim bi-annanā
bizim
مُسْلِمُونَ müslümanlar olduğumuza mus'limūna
müslümanlar olduğumuza
١١١ (111)
(111)
Havarilere, "Bana ve peygamberime inanın" diye bildirmiştim, "İnandık, bizim müslimler olduğumuza şahid ol" demişlerdi.
5:112
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişlerdi ki qāla
demişlerdi ki
ٱلْحَوَارِيُّونَ Havariler l-ḥawāriyūna
Havariler
يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
هَلْ gücü yetermi? hal
gücü yetermi?
يَسْتَطِيعُ able yastaṭīʿu
able
رَبُّكَ Rabbinin rabbuka
Rabbinin
أَن indirmeye an
indirmeye
يُنَزِّلَ send down yunazzila
send down
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
مَآئِدَةًۭ bir sofra māidatan
bir sofra
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ ۖ the heaven l-samāi
the heaven
قَالَ (Îsa) dedi qāla
(Îsa) dedi
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor
١١٢ (112)
(112)
Havariler, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi de, "İnanıyorsanız Allah'tan sakının" demişti.
5:113
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
نُرِيدُ istiyoruz nurīdu
istiyoruz
أَن yemeyi an
yemeyi
نَّأْكُلَ we eat nakula
we eat
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
وَتَطْمَئِنَّ ve iyice yatışmasını wataṭma-inna
ve iyice yatışmasını
قُلُوبُنَا kalblerimizin qulūbunā
kalblerimizin
وَنَعْلَمَ ve bilmeyi wanaʿlama
ve bilmeyi
أَن kesinlikle an
kesinlikle
قَدْ certainly qad
certainly
صَدَقْتَنَا bize doğru söylediğini ṣadaqtanā
bize doğru söylediğini
وَنَكُونَ ve olmayı wanakūna
ve olmayı
عَلَيْهَا buna ʿalayhā
buna
مِنَ bizzat şahit mina
bizzat şahit
ٱلشَّـٰهِدِينَ the witnesses l-shāhidīna
the witnesses
١١٣ (113)
(113)
"Ondan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şahid olmayı istiyoruz" dediler.
5:114
قَالَ dedi qāla
dedi
عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa
ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
ٱللَّهُمَّ Allah'ım l-lahuma
Allah'ım
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَنزِلْ indir anzil
indir
عَلَيْنَا bizim üzerimize ʿalaynā
bizim üzerimize
مَآئِدَةًۭ bir sofra māidatan
bir sofra
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
تَكُونُ olsun takūnu
olsun
لَنَا bizim için lanā
bizim için
عِيدًۭا bir bayram ʿīdan
bir bayram
لِّأَوَّلِنَا öncemiz için li-awwalinā
öncemiz için
وَءَاخِرِنَا ve sonramız için waākhirinā
ve sonramız için
وَءَايَةًۭ ve bir mu'cize (olsun) waāyatan
ve bir mu'cize (olsun)
مِّنكَ ۖ Senden minka
Senden
وَٱرْزُقْنَا bizi rızıklandır wa-ur'zuq'nā
bizi rızıklandır
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
خَيْرُ en hayırlısısın khayru
en hayırlısısın
ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin l-rāziqīna
rızık verenlerin
١١٤ (114)
(114)
Meryem oğlu İsa, "Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın" dedi.
5:115
قَالَ buyurdu ki qāla
buyurdu ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِنِّى ben innī
ben
مُنَزِّلُهَا onu indireceğim munazziluhā
onu indireceğim
عَلَيْكُمْ ۖ sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize
فَمَن ama kim faman
ama kim
يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse
بَعْدُ ondan sonra baʿdu
ondan sonra
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
فَإِنِّىٓ ben fa-innī
ben
أُعَذِّبُهُۥ ona azab ederim uʿadhibuhu
ona azab ederim
عَذَابًۭا bir azapla ʿadhāban
bir azapla
لَّآ azab etmediğim
azab etmediğim
أُعَذِّبُهُۥٓ I have punished uʿadhibuhu
I have punished
أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye
مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda
ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds
١١٥ (115)
(115)
Allah, "Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkar ederse, dünyalarda kimseye azabetmiyeceğim şekilde ona azabedeceğim" dedi.
5:116
وَإِذْ ve yine wa-idh
ve yine
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
ءَأَنتَ sen mi? a-anta
sen mi?
قُلْتَ dedin qul'ta
dedin
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
ٱتَّخِذُونِى beni edinin ittakhidhūnī
beni edinin
وَأُمِّىَ ve annemi wa-ummiya
ve annemi
إِلَـٰهَيْنِ iki tanrı ilāhayni
iki tanrı
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ ۖ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
سُبْحَـٰنَكَ sen yücesin sub'ḥānaka
sen yücesin
مَا değildir
değildir
يَكُونُ was yakūnu
was
لِىٓ benim (haddime)
benim (haddime)
أَنْ söylemek an
söylemek
أَقُولَ I say aqūla
I say
مَا bir şeyi
bir şeyi
لَيْسَ olmayan laysa
olmayan
لِى benim için
benim için
بِحَقٍّ ۚ gerçek biḥaqqin
gerçek
إِن eğer in
eğer
كُنتُ olsaydım kuntu
olsaydım
قُلْتُهُۥ demiş qul'tuhu
demiş
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
عَلِمْتَهُۥ ۚ sen bunu bilirdin ʿalim'tahu
sen bunu bilirdin
تَعْلَمُ sen bilirsin taʿlamu
sen bilirsin
مَا olanı
olanı
فِى benim nefsimde
benim nefsimde
نَفْسِى myself nafsī
myself
وَلَآ ve walā
ve
أَعْلَمُ ben bilmem aʿlamu
ben bilmem
مَا olanı
olanı
فِى senin nefsinde
senin nefsinde
نَفْسِكَ ۚ Yourself nafsika
Yourself
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
أَنتَ sensin anta
sensin
عَلَّـٰمُ bilen ʿallāmu
bilen
ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri
١١٦ (116)
(116)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."
5:117
مَا ben söylemedim
ben söylemedim
قُلْتُ I said qul'tu
I said
لَهُمْ onlara lahum
onlara
إِلَّا başka illā
başka
مَآ şeyden
şeyden
أَمَرْتَنِى bana emrettiğin amartanī
bana emrettiğin
بِهِۦٓ onu bihi
onu
أَنِ kulluk edin ani
kulluk edin
ٱعْبُدُوا۟ You worship uʿ'budū
You worship
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim
وَرَبَّكُمْ ۚ ve sizin Rabbiniz olan warabbakum
ve sizin Rabbiniz olan
وَكُنتُ idim wakuntu
idim
عَلَيْهِمْ onlar üzerine ʿalayhim
onlar üzerine
شَهِيدًۭا şahid shahīdan
şahid
مَّا olduğum sürece
olduğum sürece
دُمْتُ as long as I dum'tu
as long as I
فِيهِمْ ۖ onların içinde fīhim
onların içinde
فَلَمَّا fakat falammā
fakat
تَوَفَّيْتَنِى sen beni vefat ettirince tawaffaytanī
sen beni vefat ettirince
كُنتَ sen oldun kunta
sen oldun
أَنتَ sen anta
sen
ٱلرَّقِيبَ gözetleyen l-raqība
gözetleyen
عَلَيْهِمْ ۚ onları ʿalayhim
onları
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
شَهِيدٌ şahitsin shahīdun
şahitsin
١١٧ (117)
(117)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."
5:118
إِن eğer in
eğer
تُعَذِّبْهُمْ onlara azabedersen tuʿadhib'hum
onlara azabedersen
فَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar fa-innahum
şüphesiz onlar
عِبَادُكَ ۖ senin kullarındır ʿibāduka
senin kullarındır
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَغْفِرْ bağışlarsan taghfir
bağışlarsan
لَهُمْ onları lahum
onları
فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen
أَنتَ yalnız sen anta
yalnız sen
ٱلْعَزِيزُ daima üstünsün l-ʿazīzu
daima üstünsün
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibisin l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibisin
١١٨ (118)
(118)
"Onlara azabedersen, doğrusu onlar Senin kullarındır; onları bağışlarsan, Güçlü olan, Hakim olan şüphesiz ancak Sensin."
5:119
قَالَ buyurdu qāla
buyurdu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
هَـٰذَا bu hādhā
bu
يَوْمُ gündür yawmu
gündür
يَنفَعُ fayda sağlayacağı yanfaʿu
fayda sağlayacağı
ٱلصَّـٰدِقِينَ sadıklara l-ṣādiqīna
sadıklara
صِدْقُهُمْ ۚ doğruluklarının ṣid'quhum
doğruluklarının
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
جَنَّـٰتٌۭ cennetler jannātun
cennetler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ kalacakları khālidīna
kalacakları
فِيهَآ içinde fīhā
içinde
أَبَدًۭا ۚ ebediyyen abadan
ebediyyen
رَّضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır waraḍū
onlar da razı olmuşlardır
عَنْهُ ۚ O'ndan ʿanhu
O'ndan
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
١١٩ (119)
(119)
Allah, "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnud olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnud olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur" dedi.
5:120
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
فِيهِنَّ ۚ bunlarda bulunan fīhinna
bunlarda bulunan
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۢ kadirdir qadīrun
kadirdir
١٢٠ (120)
(120)
Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah'ındır, Allah her şeye Kadir'dir.