58

Mücadele

Medeni 22 Ayet Cüz 28
المجادلة
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
58:1
قَدْ andolsun qad
andolsun
سَمِعَ işitti samiʿa
işitti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
قَوْلَ sözünü qawla
sözünü
ٱلَّتِى (kadının) allatī
(kadının)
تُجَـٰدِلُكَ seninle tartışan tujādiluka
seninle tartışan
فِى hakkında
hakkında
زَوْجِهَا kocası zawjihā
kocası
وَتَشْتَكِىٓ ve şikayette bulunan watashtakī
ve şikayette bulunan
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَسْمَعُ işitir yasmaʿu
işitir
تَحَاوُرَكُمَآ ۚ ikinizin konuşmanızı taḥāwurakumā
ikinizin konuşmanızı
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَمِيعٌۢ işitendir samīʿun
işitendir
بَصِيرٌ görendir baṣīrun
görendir
١ (1)
(1)
Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir; esasen Allah konuşmanızı işitir. Doğrusu Allah işitendir, görendir.
58:2
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُظَـٰهِرُونَ zıhar eden(ler) yuẓāhirūna
zıhar eden(ler)
مِنكُم sizden minkum
sizden
مِّن kadınlara min
kadınlara
نِّسَآئِهِم (to) their wives nisāihim
(to) their wives
مَّا (bilsinler ki) değildir
(bilsinler ki) değildir
هُنَّ onlar hunna
onlar
أُمَّهَـٰتِهِمْ ۖ onların anaları ummahātihim
onların anaları
إِنْ değildir in
değildir
أُمَّهَـٰتُهُمْ onların anaları ummahātuhum
onların anaları
إِلَّا dışındakiler illā
dışındakiler
ٱلَّـٰٓـِٔى onlar allāī
onlar
وَلَدْنَهُمْ ۚ onları doğuranlar waladnahum
onları doğuranlar
وَإِنَّهُمْ ve onlar wa-innahum
ve onlar
لَيَقُولُونَ söylüyorlar layaqūlūna
söylüyorlar
مُنكَرًۭا çirkin (olanı) munkaran
çirkin (olanı)
مِّنَ sözden mina
sözden
ٱلْقَوْلِ [the] word l-qawli
[the] word
وَزُورًۭا ۚ ve yalan wazūran
ve yalan
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَعَفُوٌّ affedicidir laʿafuwwun
affedicidir
غَفُورٌۭ bağışlayıcıdır ghafūrun
bağışlayıcıdır
٢ (2)
(2)
İçinizde karılarını "zıhar" yapanlar bilsinler ki, karıları anneleri değildir; anneleri ancak, onları doğuranlardır. Doğrusu söyledikleri kötü ve asılsız bir sözdür. Allah şüphesiz affedendir, bağışlayandır.
58:3
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
يُظَـٰهِرُونَ zıhar eden(ler) yuẓāhirūna
zıhar eden(ler)
مِن kadınlarına min
kadınlarına
نِّسَآئِهِمْ (to) their wives nisāihim
(to) their wives
ثُمَّ sonra da thumma
sonra da
يَعُودُونَ dönenler yaʿūdūna
dönenler
لِمَا şeylere limā
şeylere
قَالُوا۟ söyledikleri qālū
söyledikleri
فَتَحْرِيرُ hürriyete kavuşturmalıdırlar fataḥrīru
hürriyete kavuşturmalıdırlar
رَقَبَةٍۢ bir köle raqabatin
bir köle
مِّن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن temaslarından an
temaslarından
يَتَمَآسَّا ۚ they touch each other yatamāssā
they touch each other
ذَٰلِكُمْ budur dhālikum
budur
تُوعَظُونَ size öğütlenen tūʿaẓūna
size öğütlenen
بِهِۦ ۚ onunla bihi
onunla
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır
٣ (3)
(3)
Karılarını zıhar yoluyla boşamak isteyip, sonra sözlerinden dönenlerin, ailesiyle temas etmeden bir köle azad etmeleri gerekir. Size bu hususta böylece öğüt verilmektedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
58:4
فَمَن kimse faman
kimse
لَّمْ imkan bulamayan lam
imkan bulamayan
يَجِدْ find yajid
find
فَصِيَامُ oruç tutmalıdır faṣiyāmu
oruç tutmalıdır
شَهْرَيْنِ iki ay shahrayni
iki ay
مُتَتَابِعَيْنِ aralıksız olarak mutatābiʿayni
aralıksız olarak
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن temaslarından an
temaslarından
يَتَمَآسَّا ۖ they both touch each other yatamāssā
they both touch each other
فَمَن kimse faman
kimse
لَّمْ (buna) gücü yetmeyen lam
(buna) gücü yetmeyen
يَسْتَطِعْ is able yastaṭiʿ
is able
فَإِطْعَامُ doyurmalıdır fa-iṭ'ʿāmu
doyurmalıdır
سِتِّينَ altmış sittīna
altmış
مِسْكِينًۭا ۚ fakiri mis'kīnan
fakiri
ذَٰلِكَ bunlar dhālika
bunlar
لِتُؤْمِنُوا۟ inanmanız içindir litu'minū
inanmanız içindir
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ۚ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine
وَتِلْكَ ve bunlar watil'ka
ve bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır ḥudūdu
sınırlarıdır
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلِلْكَـٰفِرِينَ ve kafirler için vardır walil'kāfirīna
ve kafirler için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı
٤ (4)
(4)
Azad edecek köle bulamayanın, ailesiyle temastan önce iki ay birbiri peşinden oruç tutması gerekir. Buna gücü yetmeyen, altmış düşkünü doyurur. Bu kolaylık, Allah'a ve Peygamberine inanmış olmanızdan ötürüdür; bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır; inkar edenler için can yakıcı azap vardır.
58:5
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُحَآدُّونَ karşı gelen(ler) yuḥāddūna
karşı gelen(ler)
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
كُبِتُوا۟ tepeleneceklerdir kubitū
tepeleneceklerdir
كَمَا gibi kamā
gibi
كُبِتَ tepelendikleri kubita
tepelendikleri
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
وَقَدْ ve andolsun waqad
ve andolsun
أَنزَلْنَآ biz indirdik anzalnā
biz indirdik
ءَايَـٰتٍۭ ayetler āyātin
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ ۚ açık açık bayyinātin
açık açık
وَلِلْكَـٰفِرِينَ ve kafirler için vardır walil'kāfirīna
ve kafirler için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّهِينٌۭ küçük düşürücü muhīnun
küçük düşürücü
٥ (5)
(5)
Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler, kendilerinden öncekiler nasıl alçaltıldı ise öyle alçaltılacaklardır. Biz, apaçık ayetler indirmişizdir, bunları inkar edene alçaltıcı azap vardır.
58:6
يَوْمَ gün yawma
gün
يَبْعَثُهُمُ tekrar dirilteceği yabʿathuhumu
tekrar dirilteceği
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
جَمِيعًۭا onların hepsini jamīʿan
onların hepsini
فَيُنَبِّئُهُم kendilerine haber verecektir fayunabbi-uhum
kendilerine haber verecektir
بِمَا ne bimā
ne
عَمِلُوٓا۟ ۚ yaptıklarını ʿamilū
yaptıklarını
أَحْصَىٰهُ onu saymıştır aḥṣāhu
onu saymıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَنَسُوهُ ۚ onlar ise onu unutmuşlardır wanasūhu
onlar ise onu unutmuşlardır
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
شَهِيدٌ şahiddir shahīdun
şahiddir
٦ (6)
(6)
Allah onların hepsini dirilttiği gün, kendilerine işlediklerini haber verir; Allah onları bir bir saymıştır, fakat kendileri unutmuşlardır. Allah her şeye şahiddir.
58:7
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا olanı
olanı
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanı wamā
ve olanı
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth
مَا olmaz ki
olmaz ki
يَكُونُ there is yakūnu
there is
مِن hiç min
hiç
نَّجْوَىٰ gizli konuşan najwā
gizli konuşan
ثَلَـٰثَةٍ üç kişi thalāthatin
üç kişi
إِلَّا mutlaka illā
mutlaka
هُوَ O'dur huwa
O'dur
رَابِعُهُمْ dördüncüleri rābiʿuhum
dördüncüleri
وَلَا ve olmasa walā
ve olmasa
خَمْسَةٍ beş kişi khamsatin
beş kişi
إِلَّا mutlaka illā
mutlaka
هُوَ O'dur huwa
O'dur
سَادِسُهُمْ altıncıları sādisuhum
altıncıları
وَلَآ ve olmasa walā
ve olmasa
أَدْنَىٰ daha az adnā
daha az
مِن bundan min
bundan
ذَٰلِكَ that dhālika
that
وَلَآ ve olmasa walā
ve olmasa
أَكْثَرَ daha çok akthara
daha çok
إِلَّا mutlaka illā
mutlaka
هُوَ O huwa
O
مَعَهُمْ onlarla beraberdir maʿahum
onlarla beraberdir
أَيْنَ nerede ayna
nerede
مَا bulunsalar
bulunsalar
كَانُوا۟ ۖ they are kānū
they are
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُنَبِّئُهُم onlara haber verir yunabbi-uhum
onlara haber verir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
عَمِلُوا۟ yaptıkları ʿamilū
yaptıkları
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
٧ (7)
(7)
Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O'dur; beş kişinin gizli bulunduğu yerde altıncıları mutlaka O'dur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlak onlarla beraberdir. Sonra, kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.
58:8
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
نُهُوا۟ menedilen(ler) nuhū
menedilen(ler)
عَنِ gizli gizli konuşmaktan ʿani
gizli gizli konuşmaktan
ٱلنَّجْوَىٰ secret counsels l-najwā
secret counsels
ثُمَّ sonra yine thumma
sonra yine
يَعُودُونَ dönüyorlar yaʿūdūna
dönüyorlar
لِمَا şeye limā
şeye
نُهُوا۟ menedildikleri nuhū
menedildikleri
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
وَيَتَنَـٰجَوْنَ ve gizli gizli konuşuyorlar wayatanājawna
ve gizli gizli konuşuyorlar
بِٱلْإِثْمِ günah hususunda bil-ith'mi
günah hususunda
وَٱلْعُدْوَٰنِ ve düşmanlık wal-ʿud'wāni
ve düşmanlık
وَمَعْصِيَتِ ve isyan wamaʿṣiyati
ve isyan
ٱلرَّسُولِ Elçiye l-rasūli
Elçiye
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
جَآءُوكَ sana geldikleri jāūka
sana geldikleri
حَيَّوْكَ seni selamlıyorlar ḥayyawka
seni selamlıyorlar
بِمَا bir tarzda bimā
bir tarzda
لَمْ selamlamadığı lam
selamlamadığı
يُحَيِّكَ greets you yuḥayyika
greets you
بِهِ onu bihi
onu
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
فِىٓ içlerinde
içlerinde
أَنفُسِهِمْ kendi anfusihim
kendi
لَوْلَا değil miydi? lawlā
değil miydi?
يُعَذِّبُنَا bize azab etmeli yuʿadhibunā
bize azab etmeli
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِمَا ötürü bimā
ötürü
نَقُولُ ۚ dediğimizden naqūlu
dediğimizden
حَسْبُهُمْ onlara yeter ḥasbuhum
onlara yeter
جَهَنَّمُ cehennem jahannamu
cehennem
يَصْلَوْنَهَا ۖ oraya gireceklerdir yaṣlawnahā
oraya gireceklerdir
فَبِئْسَ ne kötü fabi'sa
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ gidilecek yerdir l-maṣīru
gidilecek yerdir
٨ (8)
(8)
Gizli toplantıdan menedilen, sonra menolundukları şeyi yapmaya kalkışarak günah işlemek, düşmanlık etmek ve Peygambere karşı gelmek konusunda gizli gizli konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selamlamadığı bir şekilde seni selamlarlar; içlerinden, "Gerçekten peygamber olsaydı Allah'ın bizi, söylediklerimizden ötürü, cezalandırması gerekmez miydi?" derler. Cehennem onlara yeter. Oraya girerler, ne kötü dönüştür!
58:9
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا zaman idhā
zaman
تَنَـٰجَيْتُمْ aranızda gizli konuştuğunuz tanājaytum
aranızda gizli konuştuğunuz
فَلَا konuşmayın falā
konuşmayın
تَتَنَـٰجَوْا۟ hold secret counsel tatanājaw
hold secret counsel
بِٱلْإِثْمِ günah üzerinde bil-ith'mi
günah üzerinde
وَٱلْعُدْوَٰنِ ve düşmanlık wal-ʿud'wāni
ve düşmanlık
وَمَعْصِيَتِ ve karşı gelme wamaʿṣiyati
ve karşı gelme
ٱلرَّسُولِ Elçiye l-rasūli
Elçiye
وَتَنَـٰجَوْا۟ (fakat) konuşun watanājaw
(fakat) konuşun
بِٱلْبِرِّ iyilik üzerinde bil-biri
iyilik üzerinde
وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ ve takva wal-taqwā
ve takva
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
ٱلَّذِىٓ huzuruna alladhī
huzuruna
إِلَيْهِ to Him ilayhi
to Him
تُحْشَرُونَ toplanacağınız tuḥ'sharūna
toplanacağınız
٩ (9)
(9)
Ey inananlar! Gizli konuştuğunuz zaman, günah işlemeyi, düşmanlık etmeyi ve Peygambere karşı gelmeyi fısıldaşmayın; iyilik yapmak ve Allah'a karşı gelmekten sakınmayı konuşun; kıyamet günü huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının.
58:10
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلنَّجْوَىٰ gizli konuşma l-najwā
gizli konuşma
مِنَ şeytandandır mina
şeytandandır
ٱلشَّيْطَـٰنِ the Shaitaan l-shayṭāni
the Shaitaan
لِيَحْزُنَ üzülsünler diye liyaḥzuna
üzülsünler diye
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَلَيْسَ ve değildir walaysa
ve değildir
بِضَآرِّهِمْ onlara zarar verecek biḍārrihim
onlara zarar verecek
شَيْـًٔا hiçbir shayan
hiçbir
إِلَّا olmadıkça illā
olmadıkça
بِإِذْنِ izni bi-idh'ni
izni
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَعَلَى ve waʿalā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
١٠ (10)
(10)
Gizli toplantılar inananları üzmek için şeytanın istediği şeydir; Allah'ın izni olmadıkça şeytan onlara bir zarar veremez; inananlar yalnız Allah'a güvensinler.
58:11
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا zaman idhā
zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَكُمْ size lakum
size
تَفَسَّحُوا۟ yer açın tafassaḥū
yer açın
فِى meclislerde
meclislerde
ٱلْمَجَـٰلِسِ the assemblies l-majālisi
the assemblies
فَٱفْسَحُوا۟ yer açın ki fa-if'saḥū
yer açın ki
يَفْسَحِ genişlik versin yafsaḥi
genişlik versin
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ ۖ size lakum
size
وَإِذَا zaman da wa-idhā
zaman da
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
ٱنشُزُوا۟ kalkın unshuzū
kalkın
فَٱنشُزُوا۟ kalkın ki fa-unshuzū
kalkın ki
يَرْفَعِ yükseltsin yarfaʿi
yükseltsin
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
وَٱلَّذِينَ ve kendilerine wa-alladhīna
ve kendilerine
أُوتُوا۟ verilenleri ūtū
verilenleri
ٱلْعِلْمَ ilim l-ʿil'ma
ilim
دَرَجَـٰتٍۢ ۚ derecelerle darajātin
derecelerle
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır
١١ (11)
(11)
Ey inananlar! Toplantılarda, size, "Yer açın" denince yer açın ki Allah da size genişlik versin; "Kalkın" denildiği zaman da hemen kalkın ki, Allah, içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah işlediklerinizden haberdardır.
58:12
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا zaman idhā
zaman
نَـٰجَيْتُمُ siz gizli konuşacağınız nājaytumu
siz gizli konuşacağınız
ٱلرَّسُولَ Elçi ile l-rasūla
Elçi ile
فَقَدِّمُوا۟ verin faqaddimū
verin
بَيْنَ önce bayna
önce
يَدَىْ önce yaday
önce
نَجْوَىٰكُمْ gizli konuşmanızdan najwākum
gizli konuşmanızdan
صَدَقَةًۭ ۚ bir sadaka ṣadaqatan
bir sadaka
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
وَأَطْهَرُ ۚ ve daha temizdir wa-aṭharu
ve daha temizdir
فَإِن şayet fa-in
şayet
لَّمْ bulamazsınız lam
bulamazsınız
تَجِدُوا۟ you find tajidū
you find
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١٢ (12)
(12)
Ey inananlar! Peygamberle hususi olarak konuşacağınızda, bu konuşmanızdan önce fakirlere sadaka veriniz; bu, sizin daha iyi ve daha temiz olmanız içindir. Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız üzülmeyiniz. Allah şüphesiz bağışlayandır, acıyandır.
58:13
ءَأَشْفَقْتُمْ korktunuz mu? a-ashfaqtum
korktunuz mu?
أَن vermenizden an
vermenizden
تُقَدِّمُوا۟ offer tuqaddimū
offer
بَيْنَ önce bayna
önce
يَدَىْ önce yaday
önce
نَجْوَىٰكُمْ gizli konuşmanızdan najwākum
gizli konuşmanızdan
صَدَقَـٰتٍۢ ۚ sadaka ṣadaqātin
sadaka
فَإِذْ çünkü fa-idh
çünkü
لَمْ yapmadınız lam
yapmadınız
تَفْعَلُوا۟ you do not tafʿalū
you do not
وَتَابَ ve affetti watāba
ve affetti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْكُمْ sizi ʿalaykum
sizi
فَأَقِيمُوا۟ artık kılın fa-aqīmū
artık kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
خَبِيرٌۢ bilmektedir khabīrun
bilmektedir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
١٣ (13)
(13)
Hususi konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü ki bunu yerine getirmediniz? Ama Allah, tevbenizi kabul etmiştir. Öyleyse namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
58:14
۞ أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
تَوَلَّوْا۟ dost edinen(leri) tawallaw
dost edinen(leri)
قَوْمًا bir topluluğu qawman
bir topluluğu
غَضِبَ gazabettiği ghaḍiba
gazabettiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَيْهِم kendilerine ʿalayhim
kendilerine
مَّا değildir
değildir
هُم onlar hum
onlar
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
وَلَا ve değildir walā
ve değildir
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
وَيَحْلِفُونَ ve yemin ediyorlar wayaḥlifūna
ve yemin ediyorlar
عَلَى üzere ʿalā
üzere
ٱلْكَذِبِ yalan l-kadhibi
yalan
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَعْلَمُونَ bilerek yaʿlamūna
bilerek
١٤ (14)
(14)
Allah'ın gazabettiği milleti dost edinen münafıkları görmedin mi? Onlar ne sizdendir ne de onlardan, bile bile, yalan yere yemin etmektedirler.
58:15
أَعَدَّ hazırlamıştır aʿadda
hazırlamıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab
شَدِيدًا ۖ çetin shadīdan
çetin
إِنَّهُمْ şüphesiz onlar innahum
şüphesiz onlar
سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü
مَا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ yapıyorlar kānū
yapıyorlar
يَعْمَلُونَ do yaʿmalūna
do
١٥ (15)
(15)
Allah, onlara çetin bir azap hazırlamıştır. İşledikleri şey ne kötüdür!
58:16
ٱتَّخَذُوٓا۟ yaptılar ittakhadhū
yaptılar
أَيْمَـٰنَهُمْ yeminlerini aymānahum
yeminlerini
جُنَّةًۭ kalkan junnatan
kalkan
فَصَدُّوا۟ ve engel oldular faṣaddū
ve engel oldular
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way of Allah sabīli
(the) way of Allah
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَلَهُمْ onlar için vardır falahum
onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّهِينٌۭ küçük düşürücü muhīnun
küçük düşürücü
١٦ (16)
(16)
Yeminlerini kalkan edindiler de, Allah yolundan alıkoydular; onlara alçaltıcı bir azap vardır.
58:17
لَّن koruyamaz lan
koruyamaz
تُغْنِىَ will avail tugh'niya
will avail
عَنْهُمْ kendilerini ʿanhum
kendilerini
أَمْوَٰلُهُمْ malları amwāluhum
malları
وَلَآ ne de walā
ne de
أَوْلَـٰدُهُم çocukları awlāduhum
çocukları
مِّنَ karşı mina
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
شَيْـًٔا ۚ hiçbir şey shayan
hiçbir şey
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
١٧ (17)
(17)
Malları ve çocukları, onlara, Allah katında bir fayda sağlamaz. Onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
58:18
يَوْمَ (o) gün yawma
(o) gün
يَبْعَثُهُمُ tekrar diriltir yabʿathuhumu
tekrar diriltir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
جَمِيعًۭا onların hepsini jamīʿan
onların hepsini
فَيَحْلِفُونَ sonra yemin ederler fayaḥlifūna
sonra yemin ederler
لَهُۥ O'na da lahu
O'na da
كَمَا gibi kamā
gibi
يَحْلِفُونَ yemin ettikleri yaḥlifūna
yemin ettikleri
لَكُمْ ۖ size lakum
size
وَيَحْسَبُونَ ve sanırlar wayaḥsabūna
ve sanırlar
أَنَّهُمْ kendilerini annahum
kendilerini
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
شَىْءٍ ۚ bir şey shayin
bir şey
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ elbette onlar innahum
elbette onlar
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْكَـٰذِبُونَ yalancılardır l-kādhibūna
yalancılardır
١٨ (18)
(18)
Allah, onların hepsini tekrar dirilttiği gün, size yemin ettikleri gibi O'na yemin ederler; kendilerine bir yarar sağlayacağını sanırlar. Dikkat edin; onlar şüphesiz yalancıdırlar.
58:19
ٱسْتَحْوَذَ kuşatmıştır is'taḥwadha
kuşatmıştır
عَلَيْهِمُ onları ʿalayhimu
onları
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
فَأَنسَىٰهُمْ ve onlara unutturmuştur fa-ansāhum
ve onlara unutturmuştur
ذِكْرَ anmayı dhik'ra
anmayı
ٱللَّهِ ۚ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
حِزْبُ hizbidir ḥiz'bu
hizbidir
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
أَلَآ dikkat edin alā
dikkat edin
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
حِزْبَ hizbi ḥiz'ba
hizbi
ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ kaybedecektir l-khāsirūna
kaybedecektir
١٩ (19)
(19)
Şeytan onların başlarına dikilip Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır. İyi bilin; şeytanın taraftarları elbette hüsrandadırlar.
58:20
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُحَآدُّونَ düşman olan(lar) yuḥāddūna
düşman olan(lar)
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
فِى arasındadırlar
arasındadırlar
ٱلْأَذَلِّينَ en alçaklar l-adhalīna
en alçaklar
٢٠ (20)
(20)
Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler; işte onlar, en alçak kimselerle beraberdirler.
58:21
كَتَبَ yazmıştır; kataba
yazmıştır;
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَأَغْلِبَنَّ elbette galib geleceğiz la-aghlibanna
elbette galib geleceğiz
أَنَا۠ ben anā
ben
وَرُسُلِىٓ ۚ ve elçilerim warusulī
ve elçilerim
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
قَوِىٌّ güçlüdür qawiyyun
güçlüdür
عَزِيزٌۭ galiptir ʿazīzun
galiptir
٢١ (21)
(21)
Allah, "And olsun ki Ben ve peygamberlerim üstün geleceğiz" diye yazmıştır. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
58:22
لَّا bulamazsın
bulamazsın
تَجِدُ You will not find tajidu
You will not find
قَوْمًۭا bir milletin qawman
bir milletin
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
يُوَآدُّونَ dostluk eder yuwāddūna
dostluk eder
مَنْ olanlarla man
olanlarla
حَآدَّ düşman ḥādda
düşman
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
وَلَوْ şayet walaw
şayet
كَانُوٓا۟ olsa bile kānū
olsa bile
ءَابَآءَهُمْ babaları ābāahum
babaları
أَوْ yahut aw
yahut
أَبْنَآءَهُمْ oğulları abnāahum
oğulları
أَوْ yahut aw
yahut
إِخْوَٰنَهُمْ kardeşleri ikh'wānahum
kardeşleri
أَوْ yahut aw
yahut
عَشِيرَتَهُمْ ۚ akrabaları ʿashīratahum
akrabaları
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
كَتَبَ yazmıştır kataba
yazmıştır
فِى onların kalblerine
onların kalblerine
قُلُوبِهِمُ their hearts qulūbihimu
their hearts
ٱلْإِيمَـٰنَ iman l-īmāna
iman
وَأَيَّدَهُم ve onları desteklemiştir wa-ayyadahum
ve onları desteklemiştir
بِرُوحٍۢ bir ruh ile birūḥin
bir ruh ile
مِّنْهُ ۖ kendinden min'hu
kendinden
وَيُدْخِلُهُمْ ve onları sokacaktır wayud'khiluhum
ve onları sokacaktır
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır khālidīna
ebedi kalacaklardır
فِيهَا ۚ orada fīhā
orada
رَضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır waraḍū
onlar da razı olmuşlardır
عَنْهُ ۚ O'ndan ʿanhu
O'ndan
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
حِزْبُ hizbidir ḥiz'bu
hizbidir
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أَلَآ dikkat edin alā
dikkat edin
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
حِزْبَ hizbidir ḥiz'ba
hizbidir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ başarıya ulaşacak olanlardır l-muf'liḥūna
başarıya ulaşacak olanlardır
٢٢ (22)
(22)
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah'a ve Peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalblerine yazmış, katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnut olmuştur. İşte bunlar, Allah'tan yana olanlardır. İyi bilin ki, saadete erecek olanlar, Allah'tan yana olanlardır.