57

Hadid

Medeni 29 Ayet Cüz 1
الحديد
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
57:1
سَبَّحَ tesbih etmiştir sabbaḥa
tesbih etmiştir
لِلَّهِ Allah'ı lillahi
Allah'ı
مَا her şey
her şey
فِى bulunan
bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَهُوَ O wahuwa
O
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْحَكِيمُ hakimdir l-ḥakīmu
hakimdir
١ (1)
(1)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.
57:2
لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
يُحْىِۦ yaşatır yuḥ'yī
yaşatır
وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür wayumītu
ve öldürür
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌ kadirdir qadīrun
kadirdir
٢ (2)
(2)
Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur; diriltir, öldürür. O, her şeye Kadir'dir.
57:3
هُوَ O huwa
O
ٱلْأَوَّلُ ilktir l-awalu
ilktir
وَٱلْـَٔاخِرُ ve sondur wal-ākhiru
ve sondur
وَٱلظَّـٰهِرُ ve zahirdir wal-ẓāhiru
ve zahirdir
وَٱلْبَاطِنُ ۖ ve batındır wal-bāṭinu
ve batındır
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
٣ (3)
(3)
O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son'dur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.
57:4
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan
خَلَقَ created khalaqa
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
فِى altı
altı
سِتَّةِ six sittati
six
أَيَّامٍۢ günde ayyāmin
günde
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱسْتَوَىٰ oturan is'tawā
oturan
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۚ Arş l-ʿarshi
Arş
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyi
şeyi
يَلِجُ giren yaliju
giren
فِى yere
yere
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَمَا ve şeyi wamā
ve şeyi
يَخْرُجُ çıkan yakhruju
çıkan
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
وَمَا ve şeyi wamā
ve şeyi
يَنزِلُ inen yanzilu
inen
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
وَمَا ve şeyi wamā
ve şeyi
يَعْرُجُ çıkan yaʿruju
çıkan
فِيهَا ۖ ona fīhā
ona
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
مَعَكُمْ sizinle beraberdir maʿakum
sizinle beraberdir
أَيْنَ nerede ayna
nerede
مَا olsanız
olsanız
كُنتُمْ ۚ you are kuntum
you are
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ görmektedir baṣīrun
görmektedir
٤ (4)
(4)
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.
57:5
لَّهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
تُرْجَعُ döndürülecektir tur'jaʿu
döndürülecektir
ٱلْأُمُورُ bütün işler l-umūru
bütün işler
٥ (5)
(5)
Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülür.
57:6
يُولِجُ sokar yūliju
sokar
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
فِى içine
içine
ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün
وَيُولِجُ ve sokar wayūliju
ve sokar
ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü
فِى içine
içine
ٱلَّيْلِ ۚ gecenin al-layli
gecenin
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
٦ (6)
(6)
Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; O kalblerde olanı bilendir.
57:7
ءَامِنُوا۟ inanın āminū
inanın
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine
وَأَنفِقُوا۟ ve infak edin wa-anfiqū
ve infak edin
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
جَعَلَكُم sizi kıldığı jaʿalakum
sizi kıldığı
مُّسْتَخْلَفِينَ hakim mus'takhlafīna
hakim
فِيهِ ۖ onda fīhi
onda
فَٱلَّذِينَ kimselere fa-alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
وَأَنفَقُوا۟ ve infak edenlere wa-anfaqū
ve infak edenlere
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
أَجْرٌۭ mükafat ajrun
mükafat
كَبِيرٌۭ büyük kabīrun
büyük
٧ (7)
(7)
Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin; aranızdan, inanıp da sarfeden kimselere büyük ecir vardır
57:8
وَمَا ve ne? wamā
ve ne?
لَكُمْ oluyor size lakum
oluyor size
لَا güvenmiyorsunuz
güvenmiyorsunuz
تُؤْمِنُونَ you believe tu'minūna
you believe
بِٱللَّهِ ۙ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلرَّسُولُ ve elçi wal-rasūlu
ve elçi
يَدْعُوكُمْ sizi çağırdığı (halde) yadʿūkum
sizi çağırdığı (halde)
لِتُؤْمِنُوا۟ inanmağa litu'minū
inanmağa
بِرَبِّكُمْ Rabbinize birabbikum
Rabbinize
وَقَدْ ve muhakkak waqad
ve muhakkak
أَخَذَ aldığı (halde) akhadha
aldığı (halde)
مِيثَـٰقَكُمْ sizin sağlam sözünüzü mīthāqakum
sizin sağlam sözünüzü
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar
٨ (8)
(8)
Peygamber sizi, Rabbinize inanmaya çağırdığı halde, Allah'a niçin inanmazsınız? Hem O, sizden söz almıştı, inanmışlar iseniz; bu çağrıya koşun.
57:9
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى indiren alladhī
indiren
يُنَزِّلُ sends down yunazzilu
sends down
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
عَبْدِهِۦٓ kulu ʿabdihi
kulu
ءَايَـٰتٍۭ ayetler āyātin
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık
لِّيُخْرِجَكُم sizi çıkarmak için liyukh'rijakum
sizi çıkarmak için
مِّنَ karanlıklardan mina
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ the darkness[es] l-ẓulumāti
the darkness[es]
إِلَى aydınlığa ilā
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۚ the light l-nūri
the light
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِكُمْ size karşı bikum
size karşı
لَرَءُوفٌۭ çok şefkatlidir laraūfun
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ çok merhametlidir raḥīmun
çok merhametlidir
٩ (9)
(9)
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna, apaçık ayetler indiren O'dur. Doğrusu Allah size karşı şefkatlidir, merhametlidir.
57:10
وَمَا ve ne? wamā
ve ne?
لَكُمْ oluyor size lakum
oluyor size
أَلَّا infak etmiyorsunuz allā
infak etmiyorsunuz
تُنفِقُوا۟ you spend tunfiqū
you spend
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَلِلَّهِ zaten Allah'ındır walillahi
zaten Allah'ındır
مِيرَٰثُ mirası mīrāthu
mirası
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
لَا bir olmaz
bir olmaz
يَسْتَوِى are equal yastawī
are equal
مِنكُم içinizden minkum
içinizden
مَّنْ kimseler man
kimseler
أَنفَقَ infak eden anfaqa
infak eden
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
ٱلْفَتْحِ fetihden l-fatḥi
fetihden
وَقَـٰتَلَ ۚ ve savaşanlar waqātala
ve savaşanlar
أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların
أَعْظَمُ daha büyüktür aʿẓamu
daha büyüktür
دَرَجَةًۭ derecesi darajatan
derecesi
مِّنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أَنفَقُوا۟ infak eden(ler) anfaqū
infak eden(ler)
مِنۢ sonradan min
sonradan
بَعْدُ afterwards baʿdu
afterwards
وَقَـٰتَلُوا۟ ۚ ve savaşanlar(dan) waqātalū
ve savaşanlar(dan)
وَكُلًّۭا ve hepsine wakullan
ve hepsine
وَعَدَ va'detmiştir waʿada
va'detmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ en güzel (sonucu) l-ḥus'nā
en güzel (sonucu)
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır
١٠ (10)
(10)
Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz? İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarfeden ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler, öncekiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine cenneti vadetmiştir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
57:11
مَّن kimdir? man
kimdir?
ذَا olan kimse dhā
olan kimse
ٱلَّذِى the one who alladhī
the one who
يُقْرِضُ borç verecek yuq'riḍu
borç verecek
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
قَرْضًا bir borç ile qarḍan
bir borç ile
حَسَنًۭا güzel ḥasanan
güzel
فَيُضَـٰعِفَهُۥ ki o kat kat artırsın fayuḍāʿifahu
ki o kat kat artırsın
لَهُۥ ona lahu
ona
وَلَهُۥٓ ve onun için (versin) walahu
ve onun için (versin)
أَجْرٌۭ bir mükafat ajrun
bir mükafat
كَرِيمٌۭ değerli karīmun
değerli
١١ (11)
(11)
Allah'a kim güzel bir ödünç takdiminde bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir de vardır.
57:12
يَوْمَ o gün yawma
o gün
تَرَى görürsün tarā
görürsün
ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkekleri l-mu'minīna
inanan erkekleri
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınları wal-mu'mināti
ve inanan kadınları
يَسْعَىٰ koşar durumda yasʿā
koşar durumda
نُورُهُم ışıkları nūruhum
ışıkları
بَيْنَ önlerinde bayna
önlerinde
أَيْدِيهِمْ önlerinde aydīhim
önlerinde
وَبِأَيْمَـٰنِهِم ve sağlarında wabi-aymānihim
ve sağlarında
بُشْرَىٰكُمُ müjdeniz bush'rākumu
müjdeniz
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
جَنَّـٰتٌۭ cennetlerdir jannātun
cennetlerdir
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacağınız khālidīna
ebedi kalacağınız
فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
هُوَ o huwa
o
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
١٢ (12)
(12)
İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: "Müjde; bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir." İşte bu büyük kurtuluştur.
57:13
يَوْمَ o gün yawma
o gün
يَقُولُ derler ki yaqūlu
derler ki
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafık erkekler l-munāfiqūna
münafık erkekler
وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ ve münafık kadınlar wal-munāfiqātu
ve münafık kadınlar
لِلَّذِينَ mü'minlere lilladhīna
mü'minlere
ءَامَنُوا۟ believed āmanū
believed
ٱنظُرُونَا bize bakın unẓurūnā
bize bakın
نَقْتَبِسْ yararlanalım naqtabis
yararlanalım
مِن sizin nurunuzdan min
sizin nurunuzdan
نُّورِكُمْ your light nūrikum
your light
قِيلَ denilir ki qīla
denilir ki
ٱرْجِعُوا۟ dönün ir'jiʿū
dönün
وَرَآءَكُمْ arkanıza warāakum
arkanıza
فَٱلْتَمِسُوا۟ ve arayın fal-tamisū
ve arayın
نُورًۭا nur nūran
nur
فَضُرِبَ sonra çekilir faḍuriba
sonra çekilir
بَيْنَهُم aralarına baynahum
aralarına
بِسُورٍۢ bir sur bisūrin
bir sur
لَّهُۥ olan lahu
olan
بَابٌۢ kapısı bābun
kapısı
بَاطِنُهُۥ onun içinde bāṭinuhu
onun içinde
فِيهِ vardır fīhi
vardır
ٱلرَّحْمَةُ rahmet l-raḥmatu
rahmet
وَظَـٰهِرُهُۥ ve dış waẓāhiruhu
ve dış
مِن yönünde min
yönünde
قِبَلِهِ facing towards [it] qibalihi
facing towards [it]
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
١٣ (13)
(13)
İkiyüzlü erkek ve kadınlar müminlere: "Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım" dedikleri gün, onlara: "Ardınıza dönün de ışık arayın" denir; inananlarla ikiyüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azap olan bir sur çekilir.
57:14
يُنَادُونَهُمْ onlara seslenirler yunādūnahum
onlara seslenirler
أَلَمْ değil miydik? alam
değil miydik?
نَكُن we nakun
we
مَّعَكُمْ ۖ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki
بَلَىٰ evet balā
evet
وَلَـٰكِنَّكُمْ ama siz walākinnakum
ama siz
فَتَنتُمْ kötülük ettiniz fatantum
kötülük ettiniz
أَنفُسَكُمْ kendi canlarınıza anfusakum
kendi canlarınıza
وَتَرَبَّصْتُمْ ve beklediniz watarabbaṣtum
ve beklediniz
وَٱرْتَبْتُمْ ve kuşkulandınız wa-ir'tabtum
ve kuşkulandınız
وَغَرَّتْكُمُ ve sizi aldattı wagharratkumu
ve sizi aldattı
ٱلْأَمَانِىُّ kuruntular l-amāniyu
kuruntular
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
جَآءَ gelinceye jāa
gelinceye
أَمْرُ emri (ölüm) amru
emri (ölüm)
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَغَرَّكُم ve sizi aldattı wagharrakum
ve sizi aldattı
بِٱللَّهِ Allah(ın affı) ile bil-lahi
Allah(ın affı) ile
ٱلْغَرُورُ çok aldatıcı (şeytan) l-gharūru
çok aldatıcı (şeytan)
١٤ (14)
(14)
İkiyüzlüler, inananlara: "Biz sizinle beraber değil miydik" diye seslenirler. Onlar: "Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldattınız, bize pusu kurdunuz, Allah'ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düştünüz; sizi kuruntular aldattı; sizi şeytanlar Allah'a karşı da ayarttı."
57:15
فَٱلْيَوْمَ bugün artık fal-yawma
bugün artık
لَا alınmaz
alınmaz
يُؤْخَذُ will be accepted yu'khadhu
will be accepted
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
فِدْيَةٌۭ fidye fid'yatun
fidye
وَلَا ne de walā
ne de
مِنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
مَأْوَىٰكُمُ varacağınız yer mawākumu
varacağınız yer
ٱلنَّارُ ۖ ateştir l-nāru
ateştir
هِىَ odur hiya
odur
مَوْلَىٰكُمْ ۖ sizin layığınız mawlākum
sizin layığınız
وَبِئْسَ ne kötü wabi'sa
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ gidilecek yerdir orası l-maṣīru
gidilecek yerdir orası
١٥ (15)
(15)
Bugün sizden ve inkar edenlerden fidye kabul edilmez; varacağınız yer ateştir, layığınız orasıdır; ne kötü bir dönüştür!
57:16
۞ أَلَمْ vakti gelmedi mi? alam
vakti gelmedi mi?
يَأْنِ come (the) time yani
come (the) time
لِلَّذِينَ için lilladhīna
için
ءَامَنُوٓا۟ inananlar āmanū
inananlar
أَن saygı duymasının an
saygı duymasının
تَخْشَعَ become humble takhshaʿa
become humble
قُلُوبُهُمْ kalblerinin qulūbuhum
kalblerinin
لِذِكْرِ zikrine lidhik'ri
zikrine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَمَا ve şeye wamā
ve şeye
نَزَلَ inananlar nazala
inananlar
مِنَ haktan mina
haktan
ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth
وَلَا ve walā
ve
يَكُونُوا۟ olmasınlar yakūnū
olmasınlar
كَٱلَّذِينَ kimseler gibi ka-alladhīna
kimseler gibi
أُوتُوا۟ verilen ūtū
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
مِن bundan önce min
bundan önce
قَبْلُ before qablu
before
فَطَالَ ve geçen faṭāla
ve geçen
عَلَيْهِمُ üzerlerinden ʿalayhimu
üzerlerinden
ٱلْأَمَدُ uzun zaman l-amadu
uzun zaman
فَقَسَتْ ve katılaşan faqasat
ve katılaşan
قُلُوبُهُمْ ۖ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَكَثِيرٌۭ ve çoğu wakathīrun
ve çoğu
مِّنْهُمْ onların min'hum
onların
فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır fāsiqūna
yoldan çıkmıştır
١٦ (16)
(16)
İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.
57:17
ٱعْلَمُوٓا۟ biliniz ki iʿ'lamū
biliniz ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحْىِ diriltir yuḥ'yī
diriltir
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
مَوْتِهَا ۚ ölümünden mawtihā
ölümünden
قَدْ andolsun qad
andolsun
بَيَّنَّا açıkladık bayyannā
açıkladık
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri; l-āyāti
ayetleri;
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَعْقِلُونَ aklınızı kullanırsınız taʿqilūna
aklınızı kullanırsınız
١٧ (17)
(17)
Allah'ın, yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiğini bilin; size, akledesiniz diye açık açık deliller anlattık.
57:18
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمُصَّدِّقِينَ sadaka veren erkekler l-muṣadiqīna
sadaka veren erkekler
وَٱلْمُصَّدِّقَـٰتِ ve sadaka veren kadınlar wal-muṣadiqāti
ve sadaka veren kadınlar
وَأَقْرَضُوا۟ ve borç verenler wa-aqraḍū
ve borç verenler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
قَرْضًا bir borçla qarḍan
bir borçla
حَسَنًۭا güzel ḥasanan
güzel
يُضَـٰعَفُ kat kat yapılır yuḍāʿafu
kat kat yapılır
لَهُمْ onlara lahum
onlara
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
أَجْرٌۭ bir mükafat ajrun
bir mükafat
كَرِيمٌۭ değerli karīmun
değerli
١٨ (18)
(18)
Doğrusu, sadaka veren erkek ve kadınlara, Allah'a güzel bir takdimde bulunanlara kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır.
57:19
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرُسُلِهِۦٓ ve elçilerine warusulihi
ve elçilerine
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلصِّدِّيقُونَ ۖ sıddikler l-ṣidīqūna
sıddikler
وَٱلشُّهَدَآءُ ve şehidler wal-shuhadāu
ve şehidler
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
لَهُمْ onların vardır lahum
onların vardır
أَجْرُهُمْ mükafatları ajruhum
mükafatları
وَنُورُهُمْ ۖ ve nurları wanūruhum
ve nurları
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar wakadhabū
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem
١٩ (19)
(19)
Allah'a ve peygamberlerine inananlara, dosdoğru olanlara ve Allah yolunda şehit düşenlere, işte onlara, Rableri katında nur ve ecir vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da, cehennemlik olanlardır.
57:20
ٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّمَا şüphesiz annamā
şüphesiz
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
لَعِبٌۭ bir oyundur laʿibun
bir oyundur
وَلَهْوٌۭ ve eğlencedir walahwun
ve eğlencedir
وَزِينَةٌۭ ve süstür wazīnatun
ve süstür
وَتَفَاخُرٌۢ ve övünmedir watafākhurun
ve övünmedir
بَيْنَكُمْ kendi aranızda baynakum
kendi aranızda
وَتَكَاثُرٌۭ çoğaltma yarışıdır watakāthurun
çoğaltma yarışıdır
فِى malda
malda
ٱلْأَمْوَٰلِ the wealth l-amwāli
the wealth
وَٱلْأَوْلَـٰدِ ۖ ve evladda wal-awlādi
ve evladda
كَمَثَلِ tıpkı şuna benzer kamathali
tıpkı şuna benzer
غَيْثٍ bir yağmura ghaythin
bir yağmura
أَعْجَبَ hoşuna giden aʿjaba
hoşuna giden
ٱلْكُفَّارَ ekincilerin l-kufāra
ekincilerin
نَبَاتُهُۥ bitirdiği ot nabātuhu
bitirdiği ot
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَهِيجُ kurur yahīju
kurur
فَتَرَىٰهُ onu görürsün fatarāhu
onu görürsün
مُصْفَرًّۭا sapsarı muṣ'farran
sapsarı
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَكُونُ olur yakūnu
olur
حُطَـٰمًۭا ۖ çerçöp ḥuṭāman
çerçöp
وَفِى ise vardır wafī
ise vardır
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirette l-ākhirati
ahirette
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
شَدِيدٌۭ çetin shadīdun
çetin
وَمَغْفِرَةٌۭ ve mağfiret wamaghfiratun
ve mağfiret
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرِضْوَٰنٌۭ ۚ ve rıza wariḍ'wānun
ve rıza
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَآ dünya l-dun'yā
dünya
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
مَتَـٰعُ bir zevkten matāʿu
bir zevkten
ٱلْغُرُورِ aldatıcı l-ghurūri
aldatıcı
٢٠ (20)
(20)
Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah'ın hoşnudluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.
57:21
سَابِقُوٓا۟ koşun sābiqū
koşun
إِلَىٰ bir mağfirete ilā
bir mağfirete
مَغْفِرَةٍۢ (the) forgiveness maghfiratin
(the) forgiveness
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَجَنَّةٍ ve bir cennete wajannatin
ve bir cennete
عَرْضُهَا genişliği ʿarḍuhā
genişliği
كَعَرْضِ genişliği gibi (olan) kaʿarḍi
genişliği gibi (olan)
ٱلسَّمَآءِ gök l-samāi
gök
وَٱلْأَرْضِ ile yerin wal-arḍi
ile yerin
أُعِدَّتْ hazırlanmış uʿiddat
hazırlanmış
لِلَّذِينَ için lilladhīna
için
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ۚ ve elçilerine warusulihi
ve elçilerine
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
فَضْلُ lutfudur faḍlu
lutfudur
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يُؤْتِيهِ vereceği yu'tīhi
vereceği
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱلْفَضْلِ lutuf l-faḍli
lutuf
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٢١ (21)
(21)
Ey İnsanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah'a ve Peygamberine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşusun; bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.
57:22
مَآ yoktur
yoktur
أَصَابَ isabet eden aṣāba
isabet eden
مِن hiçbir min
hiçbir
مُّصِيبَةٍۢ musibet muṣībatin
musibet
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
فِىٓ kendi canlarınızda
kendi canlarınızda
أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves
إِلَّا olmayan illā
olmayan
فِى bir Kitapta
bir Kitapta
كِتَـٰبٍۢ a Register kitābin
a Register
مِّن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن biz onu yaratmadan an
biz onu yaratmadan
نَّبْرَأَهَآ ۚ We bring it into existence nabra-ahā
We bring it into existence
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
يَسِيرٌۭ kolaydır yasīrun
kolaydır
٢٢ (22)
(22)
Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitap'da bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
57:23
لِّكَيْلَا için likaylā
için
تَأْسَوْا۟ üzülmemeniz tasaw
üzülmemeniz
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَا şey
şey
فَاتَكُمْ elinizden çıkan fātakum
elinizden çıkan
وَلَا ve walā
ve
تَفْرَحُوا۟ şımarmamanız (için) tafraḥū
şımarmamanız (için)
بِمَآ şey ile bimā
şey ile
ءَاتَىٰكُمْ ۗ size verdiği ātākum
size verdiği
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
كُلَّ hiçbirini kulla
hiçbirini
مُخْتَالٍۢ kendini beğenenleri mukh'tālin
kendini beğenenleri
فَخُورٍ övünenleri fakhūrin
övünenleri
٢٣ (23)
(23)
Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir. Allah, kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez;
57:24
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَبْخَلُونَ cimrilik ederler yabkhalūna
cimrilik ederler
وَيَأْمُرُونَ ve emrederler wayamurūna
ve emrederler
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
بِٱلْبُخْلِ ۗ cimriliği bil-bukh'li
cimriliği
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَتَوَلَّ yüz çevirirse yatawalla
yüz çevirirse
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O huwa
O
ٱلْغَنِىُّ zengindir l-ghaniyu
zengindir
ٱلْحَمِيدُ övgüye layıktır l-ḥamīdu
övgüye layıktır
٢٤ (24)
(24)
Bunlar cimrilik ederler ve insanlara da cimrilik yapmalarını söylerler. Allah'ın buyruğundan kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah şüphesiz müstağni ve övülmeğe layık olandır.
57:25
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
رُسُلَنَا elçilerimizi rusulanā
elçilerimizi
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlarla bil-bayināti
açık kanıtlarla
وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
مَعَهُمُ onlarla beraber maʿahumu
onlarla beraber
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَٱلْمِيزَانَ ve ölçüyü wal-mīzāna
ve ölçüyü
لِيَقُومَ yerine getirsinler diye liyaqūma
yerine getirsinler diye
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
بِٱلْقِسْطِ ۖ adaleti bil-qis'ṭi
adaleti
وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
ٱلْحَدِيدَ demiri l-ḥadīda
demiri
فِيهِ kendisinde bulunan fīhi
kendisinde bulunan
بَأْسٌۭ bir kuvvet basun
bir kuvvet
شَدِيدٌۭ büyük shadīdun
büyük
وَمَنَـٰفِعُ ve birçok yararlar wamanāfiʿu
ve birçok yararlar
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَلِيَعْلَمَ ve bilsin diye waliyaʿlama
ve bilsin diye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَن kimin man
kimin
يَنصُرُهُۥ kendisine yardım edeceğini yanṣuruhu
kendisine yardım edeceğini
وَرُسُلَهُۥ ve elçilerine warusulahu
ve elçilerine
بِٱلْغَيْبِ ۚ gaybda bil-ghaybi
gaybda
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
قَوِىٌّ kuvvetlidir qawiyyun
kuvvetlidir
عَزِيزٌۭ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
٢٥ (25)
(25)
And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
57:26
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
نُوحًۭا Nuh'u nūḥan
Nuh'u
وَإِبْرَٰهِيمَ ve İbrahim'i wa-ib'rāhīma
ve İbrahim'i
وَجَعَلْنَا ve koyduk wajaʿalnā
ve koyduk
فِى arasına
arasına
ذُرِّيَّتِهِمَا bunların zürriyetleri dhurriyyatihimā
bunların zürriyetleri
ٱلنُّبُوَّةَ peygamberliği l-nubuwata
peygamberliği
وَٱلْكِتَـٰبَ ۖ ve Kitabı wal-kitāba
ve Kitabı
فَمِنْهُم onlardan vardır famin'hum
onlardan vardır
مُّهْتَدٍۢ ۖ doğru yolda olanlar muh'tadin
doğru yolda olanlar
وَكَثِيرٌۭ ama çoğu wakathīrun
ama çoğu
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır fāsiqūna
yoldan çıkmıştır
٢٦ (26)
(26)
And olsun ki Nuh'u ve İbrahim'i Biz gönderdik; ikisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik; soylarından gelenlerin kimi doğru yoldadır, birçoğu da yoldan çıkmıştır.
57:27
ثُمَّ sonra thumma
sonra
قَفَّيْنَا ardarda gönderdik qaffaynā
ardarda gönderdik
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
ءَاثَـٰرِهِم bunların izleri āthārihim
bunların izleri
بِرُسُلِنَا elçilerimizi birusulinā
elçilerimizi
وَقَفَّيْنَا ve onların ardına kattık waqaffaynā
ve onların ardına kattık
بِعِيسَى Îsa'yı biʿīsā
Îsa'yı
ٱبْنِ oğlu ib'ni
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik waātaynāhu
ve ona verdik
ٱلْإِنجِيلَ İncil'i l-injīla
İncil'i
وَجَعَلْنَا ve koyduk wajaʿalnā
ve koyduk
فِى içine
içine
قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri
ٱلَّذِينَ ona uyanların alladhīna
ona uyanların
ٱتَّبَعُوهُ followed him ittabaʿūhu
followed him
رَأْفَةًۭ şefkat rafatan
şefkat
وَرَحْمَةًۭ ve merhamet waraḥmatan
ve merhamet
وَرَهْبَانِيَّةً ve ruhbanlığı warahbāniyyatan
ve ruhbanlığı
ٱبْتَدَعُوهَا icadettikleri ib'tadaʿūhā
icadettikleri
مَا biz yazmamıştık
biz yazmamıştık
كَتَبْنَـٰهَا We prescribed it katabnāhā
We prescribed it
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
إِلَّا dışında bir şey illā
dışında bir şey
ٱبْتِغَآءَ kazanmaları ib'tighāa
kazanmaları
رِضْوَٰنِ rızasını riḍ'wāni
rızasını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَمَا ama famā
ama
رَعَوْهَا ona uymadılar raʿawhā
ona uymadılar
حَقَّ hakkıyla ḥaqqa
hakkıyla
رِعَايَتِهَا ۖ riayet ederek riʿāyatihā
riayet ederek
فَـَٔاتَيْنَا biz de verdik faātaynā
biz de verdik
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ iman eden(lere) āmanū
iman eden(lere)
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
أَجْرَهُمْ ۖ mükafatlarını ajrahum
mükafatlarını
وَكَثِيرٌۭ fakat birçoğu wakathīrun
fakat birçoğu
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır fāsiqūna
yoldan çıkmıştır
٢٧ (27)
(27)
Onların izleri üzerinden peygamberlerimizi ard arda gönderdik; Meryem oğlu İsa'yı da ardlarından gönderdik ve ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk; üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları ruhbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler; içlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik; ama çoğu yoldan çıkmışlardır.
57:28
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَءَامِنُوا۟ ve inanın waāminū
ve inanın
بِرَسُولِهِۦ O'nun Elçisine birasūlihi
O'nun Elçisine
يُؤْتِكُمْ size versin yu'tikum
size versin
كِفْلَيْنِ iki pay kif'layni
iki pay
مِن rahmetinden min
rahmetinden
رَّحْمَتِهِۦ His Mercy raḥmatihi
His Mercy
وَيَجْعَل ve yaratsın wayajʿal
ve yaratsın
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
نُورًۭا bir nur nūran
bir nur
تَمْشُونَ yürüyeceğiniz tamshūna
yürüyeceğiniz
بِهِۦ onda bihi
onda
وَيَغْفِرْ ve bağışlasın wayaghfir
ve bağışlasın
لَكُمْ ۚ sizi lakum
sizi
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
٢٨ (28)
(28)
Ey inananlar! Allah'tan sakının, Peygamberine inanın ki, Allah size rahmetini iki kat versin; size ışığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin; sizi bağışlasın; Allah bağışlayandır, acıyandır.
57:29
لِّئَلَّا diye li-allā
diye
يَعْلَمَ bilsinler yaʿlama
bilsinler
أَهْلُ ehli ahlu
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
أَلَّا malik olmadıklarını allā
malik olmadıklarını
يَقْدِرُونَ they have power yaqdirūna
they have power
عَلَىٰ hiçbir ʿalā
hiçbir
شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye
مِّن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِ (the) Bounty faḍli
(the) Bounty
ٱللَّهِ ۙ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱلْفَضْلَ lutfun l-faḍla
lutfun
بِيَدِ elinde olduğunu biyadi
elinde olduğunu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يُؤْتِيهِ onu vereceğini yu'tīhi
onu vereceğini
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediğine yashāu
dilediğine
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱلْفَضْلِ lutuf l-faḍli
lutuf
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٢٩ (29)
(29)
Kitap ehli bilsinler ki, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemezler (bu lütfa malik değillerdir); lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir; Allah büyük lütuf sahibidir.