56

Vakıa

Mekki 96 Ayet Cüz 1
الواقعة
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
56:1
إِذَا zaman idhā
zaman
وَقَعَتِ olduğu waqaʿati
olduğu
ٱلْوَاقِعَةُ olacak vak'a l-wāqiʿatu
olacak vak'a
١ (1)
(1)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
56:2
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
لِوَقْعَتِهَا onun oluşunu liwaqʿatihā
onun oluşunu
كَاذِبَةٌ yalanlayacak kādhibatun
yalanlayacak
٢ (2)
(2)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
56:3
خَافِضَةٌۭ o alçaltıcıdır; khāfiḍatun
o alçaltıcıdır;
رَّافِعَةٌ yükselticidir rāfiʿatun
yükselticidir
٣ (3)
(3)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
56:4
إِذَا zaman idhā
zaman
رُجَّتِ sarsıldığı rujjati
sarsıldığı
ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer
رَجًّۭا şiddetle sarsılarak rajjan
şiddetle sarsılarak
٤ (4)
(4)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
56:5
وَبُسَّتِ ve serpildiği (zaman) wabussati
ve serpildiği (zaman)
ٱلْجِبَالُ dağlar l-jibālu
dağlar
بَسًّۭا serpildikçe bassan
serpildikçe
٥ (5)
(5)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
56:6
فَكَانَتْ haline geldiği (zaman) fakānat
haline geldiği (zaman)
هَبَآءًۭ toz duman habāan
toz duman
مُّنۢبَثًّۭا dağılan munbathan
dağılan
٦ (6)
(6)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
56:7
وَكُنتُمْ ve sizler olduğunuz (zaman) wakuntum
ve sizler olduğunuz (zaman)
أَزْوَٰجًۭا sınıf (gurup) azwājan
sınıf (gurup)
ثَلَـٰثَةًۭ üç thalāthatan
üç
٧ (7)
(7)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
56:8
فَأَصْحَـٰبُ adamları fa-aṣḥābu
adamları
ٱلْمَيْمَنَةِ sağın l-maymanati
sağın
مَآ ne (kutludurlar)
ne (kutludurlar)
أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları
ٱلْمَيْمَنَةِ sağın l-maymanati
sağın
٨ (8)
(8)
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
56:9
وَأَصْحَـٰبُ adamları wa-aṣḥābu
adamları
ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun l-mashamati
solun
مَآ ne (uğursuzlardır)
ne (uğursuzlardır)
أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları
ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun l-mashamati
solun
٩ (9)
(9)
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
56:10
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ve öne geçenler ise wal-sābiqūna
ve öne geçenler ise
ٱلسَّـٰبِقُونَ öne geçenler l-sābiqūna
öne geçenler
١٠ (10)
(10)
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
56:11
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlardır ulāika
işte onlardır
ٱلْمُقَرَّبُونَ yaklaştırılanlar l-muqarabūna
yaklaştırılanlar
١١ (11)
(11)
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
56:12
فِى cennetlerinde
cennetlerinde
جَنَّـٰتِ Gardens jannāti
Gardens
ٱلنَّعِيمِ Ni'met l-naʿīmi
Ni'met
١٢ (12)
(12)
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
56:13
ثُلَّةٌۭ çoğu bir ümmettir thullatun
çoğu bir ümmettir
مِّنَ öncekilerden mina
öncekilerden
ٱلْأَوَّلِينَ the former (people) l-awalīna
the former (people)
١٣ (13)
(13)
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
56:14
وَقَلِيلٌۭ ve birazı da waqalīlun
ve birazı da
مِّنَ sonrakilerden mina
sonrakilerden
ٱلْـَٔاخِرِينَ the later (people) l-ākhirīna
the later (people)
١٤ (14)
(14)
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
56:15
عَلَىٰ üzerindedirler ʿalā
üzerindedirler
سُرُرٍۢ tahtlar sururin
tahtlar
مَّوْضُونَةٍۢ altın ve cevahirle işlenmiş mawḍūnatin
altın ve cevahirle işlenmiş
١٥ (15)
(15)
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
56:16
مُّتَّكِـِٔينَ yaslanırlar muttakiīna
yaslanırlar
عَلَيْهَا onların üzerinde ʿalayhā
onların üzerinde
مُتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı mutaqābilīna
karşılıklı
١٦ (16)
(16)
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
56:17
يَطُوفُ dolaşır yaṭūfu
dolaşır
عَلَيْهِمْ çevrelerinde ʿalayhim
çevrelerinde
وِلْدَٰنٌۭ gençler wil'dānun
gençler
مُّخَلَّدُونَ ebedi yaşamağa erdirilmiş mukhalladūna
ebedi yaşamağa erdirilmiş
١٧ (17)
(17)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:18
بِأَكْوَابٍۢ testilerle bi-akwābin
testilerle
وَأَبَارِيقَ ve ibrikler wa-abārīqa
ve ibrikler
وَكَأْسٍۢ ve kadehlerle wakasin
ve kadehlerle
مِّن kaynağından doldurulmuş min
kaynağından doldurulmuş
مَّعِينٍۢ a flowing stream maʿīnin
a flowing stream
١٨ (18)
(18)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:19
لَّا başları ağrıtmayan
başları ağrıtmayan
يُصَدَّعُونَ they will get headache yuṣaddaʿūna
they will get headache
عَنْهَا ondan ʿanhā
ondan
وَلَا ve walā
ve
يُنزِفُونَ akılları gidermeyen yunzifūna
akılları gidermeyen
١٩ (19)
(19)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:20
وَفَـٰكِهَةٍۢ ve meyva(lar) wafākihatin
ve meyva(lar)
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
يَتَخَيَّرُونَ beğendikleri yatakhayyarūna
beğendikleri
٢٠ (20)
(20)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:21
وَلَحْمِ ve eti walaḥmi
ve eti
طَيْرٍۢ kuş ṭayrin
kuş
مِّمَّا canlarının çektiği mimmā
canlarının çektiği
يَشْتَهُونَ they desire yashtahūna
they desire
٢١ (21)
(21)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:22
وَحُورٌ ve huriler waḥūrun
ve huriler
عِينٌۭ iri gözlü ʿīnun
iri gözlü
٢٢ (22)
(22)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
56:23
كَأَمْثَـٰلِ gibi ka-amthāli
gibi
ٱللُّؤْلُؤِ inciler l-lu'lu-i
inciler
ٱلْمَكْنُونِ saklı l-maknūni
saklı
٢٣ (23)
(23)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
56:24
جَزَآءًۢ karşılık olarak jazāan
karşılık olarak
بِمَا nedeniyle bimā
nedeniyle
كَانُوا۟ olmaları kānū
olmaları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
٢٤ (24)
(24)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
56:25
لَا işitmezler
işitmezler
يَسْمَعُونَ they will hear yasmaʿūna
they will hear
فِيهَا orada fīhā
orada
لَغْوًۭا boş bir söz laghwan
boş bir söz
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
تَأْثِيمًا günaha sokan bir laf tathīman
günaha sokan bir laf
٢٥ (25)
(25)
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
56:26
إِلَّا yalnızca illā
yalnızca
قِيلًۭا denilir qīlan
denilir
سَلَـٰمًۭا selam salāman
selam
سَلَـٰمًۭا selam salāman
selam
٢٦ (26)
(26)
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
56:27
وَأَصْحَـٰبُ ve adamları wa-aṣḥābu
ve adamları
ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın
مَآ nedir
nedir
أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları
ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın
٢٧ (27)
(27)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:28
فِى içindedirler
içindedirler
سِدْرٍۢ sedir ağaçları sid'rin
sedir ağaçları
مَّخْضُودٍۢ dikensiz makhḍūdin
dikensiz
٢٨ (28)
(28)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:29
وَطَلْحٍۢ ve muz ağaçları waṭalḥin
ve muz ağaçları
مَّنضُودٍۢ meyvaları dizili manḍūdin
meyvaları dizili
٢٩ (29)
(29)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:30
وَظِلٍّۢ ve gölge(ler) waẓillin
ve gölge(ler)
مَّمْدُودٍۢ uzamış mamdūdin
uzamış
٣٠ (30)
(30)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:31
وَمَآءٍۢ ve sular wamāin
ve sular
مَّسْكُوبٍۢ fışkıran maskūbin
fışkıran
٣١ (31)
(31)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:32
وَفَـٰكِهَةٍۢ ve meyvalar wafākihatin
ve meyvalar
كَثِيرَةٍۢ pek çok kathīratin
pek çok
٣٢ (32)
(32)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:33
لَّا tükenmeyen
tükenmeyen
مَقْطُوعَةٍۢ limited maqṭūʿatin
limited
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
مَمْنُوعَةٍۢ yasaklanmayan mamnūʿatin
yasaklanmayan
٣٣ (33)
(33)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:34
وَفُرُشٍۢ ve döşekler (üstündedirler) wafurushin
ve döşekler (üstündedirler)
مَّرْفُوعَةٍ yükseltilmiş marfūʿatin
yükseltilmiş
٣٤ (34)
(34)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:35
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَنشَأْنَـٰهُنَّ kadınları inşa' etmişizdir anshanāhunna
kadınları inşa' etmişizdir
إِنشَآءًۭ (yeni bir) inşa' ile inshāan
(yeni bir) inşa' ile
٣٥ (35)
(35)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
56:36
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ onları yapmışızdır fajaʿalnāhunna
onları yapmışızdır
أَبْكَارًا bakireler abkāran
bakireler
٣٦ (36)
(36)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
56:37
عُرُبًا sevgililer ʿuruban
sevgililer
أَتْرَابًۭا hep yaşıt atrāban
hep yaşıt
٣٧ (37)
(37)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
56:38
لِّأَصْحَـٰبِ adamları için li-aṣḥābi
adamları için
ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın
٣٨ (38)
(38)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
56:39
ثُلَّةٌۭ bir bölümü thullatun
bir bölümü
مِّنَ öncekilerdendir mina
öncekilerdendir
ٱلْأَوَّلِينَ the former people l-awalīna
the former people
٣٩ (39)
(39)
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
56:40
وَثُلَّةٌۭ bir bölümü de wathullatun
bir bölümü de
مِّنَ sonrakilerdendir mina
sonrakilerdendir
ٱلْـَٔاخِرِينَ the later people l-ākhirīna
the later people
٤٠ (40)
(40)
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
56:41
وَأَصْحَـٰبُ ve adamları wa-aṣḥābu
ve adamları
ٱلشِّمَالِ solun l-shimāli
solun
مَآ nedir
nedir
أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları
ٱلشِّمَالِ solun l-shimāli
solun
٤١ (41)
(41)
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
56:42
فِى içindedirler
içindedirler
سَمُومٍۢ iliklere işleyen bir ateş samūmin
iliklere işleyen bir ateş
وَحَمِيمٍۢ ve kaynar su waḥamīmin
ve kaynar su
٤٢ (42)
(42)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
56:43
وَظِلٍّۢ ve gölgededirler waẓillin
ve gölgededirler
مِّن kara dumandan min
kara dumandan
يَحْمُومٍۢ black smoke yaḥmūmin
black smoke
٤٣ (43)
(43)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
56:44
لَّا olmayan
olmayan
بَارِدٍۢ serin bāridin
serin
وَلَا ve olmayan walā
ve olmayan
كَرِيمٍ faydası karīmin
faydası
٤٤ (44)
(44)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
56:45
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
قَبْلَ önce qabla
önce
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
مُتْرَفِينَ varlık içinde şımartılmış mut'rafīna
varlık içinde şımartılmış
٤٥ (45)
(45)
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
56:46
وَكَانُوا۟ ve ediyorlardı wakānū
ve ediyorlardı
يُصِرُّونَ ısrar yuṣirrūna
ısrar
عَلَى üzere ʿalā
üzere
ٱلْحِنثِ günah (işlemek) l-ḥinthi
günah (işlemek)
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٤٦ (46)
(46)
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
56:47
وَكَانُوا۟ ve wakānū
ve
يَقُولُونَ diyorlardı ki yaqūlūna
diyorlardı ki
أَئِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı?
مِتْنَا biz öldükten mit'nā
biz öldükten
وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz
تُرَابًۭا toprak turāban
toprak
وَعِظَـٰمًا ve kemik yığını waʿiẓāman
ve kemik yığını
أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi?
لَمَبْعُوثُونَ bir daha diriltileceğiz lamabʿūthūna
bir daha diriltileceğiz
٤٧ (47)
(47)
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
56:48
أَوَءَابَآؤُنَا atalarımız da mı? awaābāunā
atalarımız da mı?
ٱلْأَوَّلُونَ önceki l-awalūna
önceki
٤٨ (48)
(48)
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
56:49
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْأَوَّلِينَ öncekiler de l-awalīna
öncekiler de
وَٱلْـَٔاخِرِينَ ve sonrakiler de wal-ākhirīna
ve sonrakiler de
٤٩ (49)
(49)
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
56:50
لَمَجْمُوعُونَ mutlaka toplanacaklardır lamajmūʿūna
mutlaka toplanacaklardır
إِلَىٰ için ilā
için
مِيقَـٰتِ buluşma vakti mīqāti
buluşma vakti
يَوْمٍۢ bir günün yawmin
bir günün
مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli
٥٠ (50)
(50)
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
56:51
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِنَّكُمْ şüphesiz siz de innakum
şüphesiz siz de
أَيُّهَا ey ayyuhā
ey
ٱلضَّآلُّونَ sapıklar l-ḍālūna
sapıklar
ٱلْمُكَذِّبُونَ yalanlayıcılar l-mukadhibūna
yalanlayıcılar
٥١ (51)
(51)
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
56:52
لَـَٔاكِلُونَ mutlaka yiyecekler laākilūna
mutlaka yiyecekler
مِن ağacından min
ağacından
شَجَرٍۢ (the) tree shajarin
(the) tree
مِّن (bir) min
(bir)
زَقُّومٍۢ Zakkum zaqqūmin
Zakkum
٥٢ (52)
(52)
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
56:53
فَمَالِـُٔونَ dolduracaklar famāliūna
dolduracaklar
مِنْهَا onunla min'hā
onunla
ٱلْبُطُونَ karınları(nı) l-buṭūna
karınları(nı)
٥٣ (53)
(53)
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
56:54
فَشَـٰرِبُونَ sonra içecekler fashāribūna
sonra içecekler
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
مِنَ kaynar sudan mina
kaynar sudan
ٱلْحَمِيمِ the scalding water l-ḥamīmi
the scalding water
٥٤ (54)
(54)
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
56:55
فَشَـٰرِبُونَ ve içecekler fashāribūna
ve içecekler
شُرْبَ içişi gibi shur'ba
içişi gibi
ٱلْهِيمِ susuz develerin l-hīmi
susuz develerin
٥٥ (55)
(55)
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
56:56
هَـٰذَا işte böyledir hādhā
işte böyledir
نُزُلُهُمْ onların ağırlanışı nuzuluhum
onların ağırlanışı
يَوْمَ gününde yawma
gününde
ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza
٥٦ (56)
(56)
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
56:57
نَحْنُ biz naḥnu
biz
خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık
فَلَوْلَا gerekmez mi? falawlā
gerekmez mi?
تُصَدِّقُونَ doğrulamanız tuṣaddiqūna
doğrulamanız
٥٧ (57)
(57)
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
56:58
أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? afara-aytum
gördünüz mü?
مَّا akıttığınız meniyi
akıttığınız meniyi
تُمْنُونَ you emit tum'nūna
you emit
٥٨ (58)
(58)
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
56:59
ءَأَنتُمْ siz mi? a-antum
siz mi?
تَخْلُقُونَهُۥٓ onu yaratıyorsunuz takhluqūnahu
onu yaratıyorsunuz
أَمْ yoksa am
yoksa
نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?)
ٱلْخَـٰلِقُونَ yaratıcılar l-khāliqūna
yaratıcılar
٥٩ (59)
(59)
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
56:60
نَحْنُ biziz naḥnu
biziz
قَدَّرْنَا takdir eden qaddarnā
takdir eden
بَيْنَكُمُ aranızda baynakumu
aranızda
ٱلْمَوْتَ ölümü l-mawta
ölümü
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
نَحْنُ bizim naḥnu
bizim
بِمَسْبُوقِينَ önümüze geçilmiş bimasbūqīna
önümüze geçilmiş
٦٠ (60)
(60)
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
56:61
عَلَىٰٓ diye ʿalā
diye
أَن that an
that
نُّبَدِّلَ sizin yerinize getirelim nubaddila
sizin yerinize getirelim
أَمْثَـٰلَكُمْ benzerlerinizi amthālakum
benzerlerinizi
وَنُنشِئَكُمْ ve sizi yeniden inşa' edelim wanunshi-akum
ve sizi yeniden inşa' edelim
فِى bir biçimde
bir biçimde
مَا what
what
لَا bilmediğiniz
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
٦١ (61)
(61)
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
56:62
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
عَلِمْتُمُ bildiniz ʿalim'tumu
bildiniz
ٱلنَّشْأَةَ yaratmayı l-nashata
yaratmayı
ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk
فَلَوْلَا düşünüp ibret almazmısınız? falawlā
düşünüp ibret almazmısınız?
تَذَكَّرُونَ you take heed tadhakkarūna
you take heed
٦٢ (62)
(62)
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
56:63
أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? afara-aytum
gördünüz mü?
مَّا ektiğinizi
ektiğinizi
تَحْرُثُونَ you sow taḥruthūna
you sow
٦٣ (63)
(63)
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
56:64
ءَأَنتُمْ siz mi? a-antum
siz mi?
تَزْرَعُونَهُۥٓ onu bitiyorsunuz tazraʿūnahu
onu bitiyorsunuz
أَمْ yoks am
yoks
نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?)
ٱلزَّٰرِعُونَ bitirenler l-zāriʿūna
bitirenler
٦٤ (64)
(64)
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
56:65
لَوْ şayet law
şayet
نَشَآءُ dileseydik nashāu
dileseydik
لَجَعَلْنَـٰهُ onu yapardık lajaʿalnāhu
onu yapardık
حُطَـٰمًۭا kuru bir çöp ḥuṭāman
kuru bir çöp
فَظَلْتُمْ dururdunuz faẓaltum
dururdunuz
تَفَكَّهُونَ sızlanıp tafakkahūna
sızlanıp
٦٥ (65)
(65)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
56:66
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَمُغْرَمُونَ borçlandık lamugh'ramūna
borçlandık
٦٦ (66)
(66)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
56:67
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
نَحْنُ biz naḥnu
biz
مَحْرُومُونَ yoksun bırakıldık maḥrūmūna
yoksun bırakıldık
٦٧ (67)
(67)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
56:68
أَفَرَءَيْتُمُ baktınız mı? afara-aytumu
baktınız mı?
ٱلْمَآءَ suya l-māa
suya
ٱلَّذِى içtiğiniz alladhī
içtiğiniz
تَشْرَبُونَ you drink tashrabūna
you drink
٦٨ (68)
(68)
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
56:69
ءَأَنتُمْ siz mi? a-antum
siz mi?
أَنزَلْتُمُوهُ onu indirdiniz anzaltumūhu
onu indirdiniz
مِنَ buluttan mina
buluttan
ٱلْمُزْنِ the rain clouds l-muz'ni
the rain clouds
أَمْ yoksa am
yoksa
نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?)
ٱلْمُنزِلُونَ indirenler l-munzilūna
indirenler
٦٩ (69)
(69)
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
56:70
لَوْ şayet law
şayet
نَشَآءُ dileseydik nashāu
dileseydik
جَعَلْنَـٰهُ onu yapardık jaʿalnāhu
onu yapardık
أُجَاجًۭا tuzlu ujājan
tuzlu
فَلَوْلَا şüketmezmisiniz? falawlā
şüketmezmisiniz?
تَشْكُرُونَ then why are you not grateful tashkurūna
then why are you not grateful
٧٠ (70)
(70)
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
56:71
أَفَرَءَيْتُمُ gördünüz mü? afara-aytumu
gördünüz mü?
ٱلنَّارَ ateşi l-nāra
ateşi
ٱلَّتِى çıkardığınız allatī
çıkardığınız
تُورُونَ you ignite tūrūna
you ignite
٧١ (71)
(71)
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
56:72
ءَأَنتُمْ siz mi? a-antum
siz mi?
أَنشَأْتُمْ yarattınız anshatum
yarattınız
شَجَرَتَهَآ onun ağacını shajaratahā
onun ağacını
أَمْ yoksa am
yoksa
نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?)
ٱلْمُنشِـُٔونَ yaratanlar l-munshiūna
yaratanlar
٧٢ (72)
(72)
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
56:73
نَحْنُ biz naḥnu
biz
جَعَلْنَـٰهَا onu yaptık jaʿalnāhā
onu yaptık
تَذْكِرَةًۭ bir ibret tadhkiratan
bir ibret
وَمَتَـٰعًۭا ve bir fayda wamatāʿan
ve bir fayda
لِّلْمُقْوِينَ çölden gelip geçenlere lil'muq'wīna
çölden gelip geçenlere
٧٣ (73)
(73)
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
56:74
فَسَبِّحْ öyleyse yücelt fasabbiḥ
öyleyse yücelt
بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٧٤ (74)
(74)
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
56:75
۞ فَلَآ hayır falā
hayır
أُقْسِمُ yemin ederim uq'simu
yemin ederim
بِمَوَٰقِعِ yerlerine bimawāqiʿi
yerlerine
ٱلنُّجُومِ yıldızların l-nujūmi
yıldızların
٧٥ (75)
(75)
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
56:76
وَإِنَّهُۥ muhakkak o wa-innahu
muhakkak o
لَقَسَمٌۭ bir yemindir laqasamun
bir yemindir
لَّوْ eğer law
eğer
تَعْلَمُونَ bilirseniz taʿlamūna
bilirseniz
عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük
٧٦ (76)
(76)
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
56:77
إِنَّهُۥ elbette O innahu
elbette O
لَقُرْءَانٌۭ kesinlikle bir Kur'an'dır laqur'ānun
kesinlikle bir Kur'an'dır
كَرِيمٌۭ değerli karīmun
değerli
٧٧ (77)
(77)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
56:78
فِى bir Kitaptadır
bir Kitaptadır
كِتَـٰبٍۢ a Book kitābin
a Book
مَّكْنُونٍۢ saklı maknūnin
saklı
٧٨ (78)
(78)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
56:79
لَّا ona dokunmaz
ona dokunmaz
يَمَسُّهُۥٓ touch it yamassuhu
touch it
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْمُطَهَّرُونَ temizlerden l-muṭaharūna
temizlerden
٧٩ (79)
(79)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
56:80
تَنزِيلٌۭ indirilmiştir tanzīlun
indirilmiştir
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّ (the) Lord rabbi
(the) Lord
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٨٠ (80)
(80)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
56:81
أَفَبِهَـٰذَا şimdi bunu mu? afabihādhā
şimdi bunu mu?
ٱلْحَدِيثِ sözü l-ḥadīthi
sözü
أَنتُم siz antum
siz
مُّدْهِنُونَ küçümsüyorsunuz mud'hinūna
küçümsüyorsunuz
٨١ (81)
(81)
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
56:82
وَتَجْعَلُونَ ve kılıyorsunuz? watajʿalūna
ve kılıyorsunuz?
رِزْقَكُمْ rızkınızı riz'qakum
rızkınızı
أَنَّكُمْ sizin annakum
sizin
تُكَذِّبُونَ yalanlamanızdan (ibaret) tukadhibūna
yalanlamanızdan (ibaret)
٨٢ (82)
(82)
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
56:83
فَلَوْلَآ ya ? falawlā
ya ?
إِذَا zaman idhā
zaman
بَلَغَتِ (can) dayandığı balaghati
(can) dayandığı
ٱلْحُلْقُومَ boğaza l-ḥul'qūma
boğaza
٨٣ (83)
(83)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
56:84
وَأَنتُمْ ve siz de wa-antum
ve siz de
حِينَئِذٍۢ o zaman ḥīna-idhin
o zaman
تَنظُرُونَ bakıp durursunuz tanẓurūna
bakıp durursunuz
٨٤ (84)
(84)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
56:85
وَنَحْنُ ve biz wanaḥnu
ve biz
أَقْرَبُ daha yakınız aqrabu
daha yakınız
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لَّا siz görmezsiniz
siz görmezsiniz
تُبْصِرُونَ you (do) not see tub'ṣirūna
you (do) not see
٨٥ (85)
(85)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
56:86
فَلَوْلَآ eğer falawlā
eğer
إِن if in
if
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
غَيْرَ cezalandırılmayacak ghayra
cezalandırılmayacak
مَدِينِينَ to be recompensed madīnīna
to be recompensed
٨٦ (86)
(86)
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
56:87
تَرْجِعُونَهَآ onu geri döndürsenize tarjiʿūnahā
onu geri döndürsenize
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan
٨٧ (87)
(87)
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
56:88
فَأَمَّآ ama fa-ammā
ama
إِن eğer in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
مِنَ yaklaştırılanlardan mina
yaklaştırılanlardan
ٱلْمُقَرَّبِينَ those brought near l-muqarabīna
those brought near
٨٨ (88)
(88)
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
56:89
فَرَوْحٌۭ (O'na) rahatlık (vardır) farawḥun
(O'na) rahatlık (vardır)
وَرَيْحَانٌۭ ve güzel rızık (vardır) warayḥānun
ve güzel rızık (vardır)
وَجَنَّتُ ve cenneti (vardır) wajannatu
ve cenneti (vardır)
نَعِيمٍۢ ni'met naʿīmin
ni'met
٨٩ (89)
(89)
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
56:90
وَأَمَّآ ama wa-ammā
ama
إِن eğer in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
مِنْ ashabından min
ashabından
أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions
ٱلْيَمِينِ sağ l-yamīni
sağ
٩٠ (90)
(90)
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
56:91
فَسَلَـٰمٌۭ selam fasalāmun
selam
لَّكَ sana laka
sana
مِنْ ashabından min
ashabından
أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions
ٱلْيَمِينِ sağ l-yamīni
sağ
٩١ (91)
(91)
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
56:92
وَأَمَّآ ama wa-ammā
ama
إِن eğer in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
مِنَ yalanlayıcılardan mina
yalanlayıcılardan
ٱلْمُكَذِّبِينَ the deniers l-mukadhibīna
the deniers
ٱلضَّآلِّينَ sapık l-ḍālīna
sapık
٩٢ (92)
(92)
Eğer, sapık yalancılardan ise,
56:93
فَنُزُلٌۭ bir ziyafet fanuzulun
bir ziyafet
مِّنْ kaynar sudan min
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ (the) scalding water ḥamīmin
(the) scalding water
٩٣ (93)
(93)
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
56:94
وَتَصْلِيَةُ ve atılma (vardır) wataṣliyatu
ve atılma (vardır)
جَحِيمٍ cehenneme jaḥīmin
cehenneme
٩٤ (94)
(94)
Cehenneme sokulur.
56:95
إِنَّ elbette inna
elbette
هَـٰذَا budur işte hādhā
budur işte
لَهُوَ elbette o lahuwa
elbette o
حَقُّ gerçek ḥaqqu
gerçek
ٱلْيَقِينِ kesin l-yaqīni
kesin
٩٥ (95)
(95)
Doğrusu kesin gerçek budur.
56:96
فَسَبِّحْ öyleyse tesbih et fasabbiḥ
öyleyse tesbih et
بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٩٦ (96)
(96)
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.