56
Vakıa
الواقعة
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
56:1
إِذَا
zaman
idhā
zaman وَقَعَتِ olduğu waqaʿati
olduğu ٱلْوَاقِعَةُ olacak vak'a l-wāqiʿatu
olacak vak'a ١ (1)
(1)
zaman وَقَعَتِ olduğu waqaʿati
olduğu ٱلْوَاقِعَةُ olacak vak'a l-wāqiʿatu
olacak vak'a ١ (1)
(1)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
56:2
لَيْسَ
yoktur
laysa
yoktur لِوَقْعَتِهَا onun oluşunu liwaqʿatihā
onun oluşunu كَاذِبَةٌ yalanlayacak kādhibatun
yalanlayacak ٢ (2)
(2)
yoktur لِوَقْعَتِهَا onun oluşunu liwaqʿatihā
onun oluşunu كَاذِبَةٌ yalanlayacak kādhibatun
yalanlayacak ٢ (2)
(2)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
56:3
خَافِضَةٌۭ
o alçaltıcıdır;
khāfiḍatun
o alçaltıcıdır; رَّافِعَةٌ yükselticidir rāfiʿatun
yükselticidir ٣ (3)
(3)
o alçaltıcıdır; رَّافِعَةٌ yükselticidir rāfiʿatun
yükselticidir ٣ (3)
(3)
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
56:4
إِذَا
zaman
idhā
zaman رُجَّتِ sarsıldığı rujjati
sarsıldığı ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer رَجًّۭا şiddetle sarsılarak rajjan
şiddetle sarsılarak ٤ (4)
(4)
zaman رُجَّتِ sarsıldığı rujjati
sarsıldığı ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer رَجًّۭا şiddetle sarsılarak rajjan
şiddetle sarsılarak ٤ (4)
(4)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
56:5
وَبُسَّتِ
ve serpildiği (zaman)
wabussati
ve serpildiği (zaman) ٱلْجِبَالُ dağlar l-jibālu
dağlar بَسًّۭا serpildikçe bassan
serpildikçe ٥ (5)
(5)
ve serpildiği (zaman) ٱلْجِبَالُ dağlar l-jibālu
dağlar بَسًّۭا serpildikçe bassan
serpildikçe ٥ (5)
(5)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
56:6
فَكَانَتْ
haline geldiği (zaman)
fakānat
haline geldiği (zaman) هَبَآءًۭ toz duman habāan
toz duman مُّنۢبَثًّۭا dağılan munbathan
dağılan ٦ (6)
(6)
haline geldiği (zaman) هَبَآءًۭ toz duman habāan
toz duman مُّنۢبَثًّۭا dağılan munbathan
dağılan ٦ (6)
(6)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
56:7
وَكُنتُمْ
ve sizler olduğunuz (zaman)
wakuntum
ve sizler olduğunuz (zaman) أَزْوَٰجًۭا sınıf (gurup) azwājan
sınıf (gurup) ثَلَـٰثَةًۭ üç thalāthatan
üç ٧ (7)
(7)
ve sizler olduğunuz (zaman) أَزْوَٰجًۭا sınıf (gurup) azwājan
sınıf (gurup) ثَلَـٰثَةًۭ üç thalāthatan
üç ٧ (7)
(7)
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
56:8
فَأَصْحَـٰبُ
adamları
fa-aṣḥābu
adamları ٱلْمَيْمَنَةِ sağın l-maymanati
sağın مَآ ne (kutludurlar) mā
ne (kutludurlar) أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları ٱلْمَيْمَنَةِ sağın l-maymanati
sağın ٨ (8)
(8)
adamları ٱلْمَيْمَنَةِ sağın l-maymanati
sağın مَآ ne (kutludurlar) mā
ne (kutludurlar) أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları ٱلْمَيْمَنَةِ sağın l-maymanati
sağın ٨ (8)
(8)
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
56:9
وَأَصْحَـٰبُ
adamları
wa-aṣḥābu
adamları ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun l-mashamati
solun مَآ ne (uğursuzlardır) mā
ne (uğursuzlardır) أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun l-mashamati
solun ٩ (9)
(9)
adamları ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun l-mashamati
solun مَآ ne (uğursuzlardır) mā
ne (uğursuzlardır) أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun l-mashamati
solun ٩ (9)
(9)
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
56:10
وَٱلسَّـٰبِقُونَ
ve öne geçenler ise
wal-sābiqūna
ve öne geçenler ise ٱلسَّـٰبِقُونَ öne geçenler l-sābiqūna
öne geçenler ١٠ (10)
(10)
ve öne geçenler ise ٱلسَّـٰبِقُونَ öne geçenler l-sābiqūna
öne geçenler ١٠ (10)
(10)
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
56:11
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlardır
ulāika
işte onlardır ٱلْمُقَرَّبُونَ yaklaştırılanlar l-muqarabūna
yaklaştırılanlar ١١ (11)
(11)
işte onlardır ٱلْمُقَرَّبُونَ yaklaştırılanlar l-muqarabūna
yaklaştırılanlar ١١ (11)
(11)
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
56:12
فِى
cennetlerinde
fī
cennetlerinde جَنَّـٰتِ Gardens jannāti
Gardens ٱلنَّعِيمِ Ni'met l-naʿīmi
Ni'met ١٢ (12)
(12)
cennetlerinde جَنَّـٰتِ Gardens jannāti
Gardens ٱلنَّعِيمِ Ni'met l-naʿīmi
Ni'met ١٢ (12)
(12)
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
56:13
ثُلَّةٌۭ
çoğu bir ümmettir
thullatun
çoğu bir ümmettir مِّنَ öncekilerden mina
öncekilerden ٱلْأَوَّلِينَ the former (people) l-awalīna
the former (people) ١٣ (13)
(13)
çoğu bir ümmettir مِّنَ öncekilerden mina
öncekilerden ٱلْأَوَّلِينَ the former (people) l-awalīna
the former (people) ١٣ (13)
(13)
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
56:14
وَقَلِيلٌۭ
ve birazı da
waqalīlun
ve birazı da مِّنَ sonrakilerden mina
sonrakilerden ٱلْـَٔاخِرِينَ the later (people) l-ākhirīna
the later (people) ١٤ (14)
(14)
ve birazı da مِّنَ sonrakilerden mina
sonrakilerden ٱلْـَٔاخِرِينَ the later (people) l-ākhirīna
the later (people) ١٤ (14)
(14)
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
56:15
عَلَىٰ
üzerindedirler
ʿalā
üzerindedirler سُرُرٍۢ tahtlar sururin
tahtlar مَّوْضُونَةٍۢ altın ve cevahirle işlenmiş mawḍūnatin
altın ve cevahirle işlenmiş ١٥ (15)
(15)
üzerindedirler سُرُرٍۢ tahtlar sururin
tahtlar مَّوْضُونَةٍۢ altın ve cevahirle işlenmiş mawḍūnatin
altın ve cevahirle işlenmiş ١٥ (15)
(15)
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
56:16
مُّتَّكِـِٔينَ
yaslanırlar
muttakiīna
yaslanırlar عَلَيْهَا onların üzerinde ʿalayhā
onların üzerinde مُتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı mutaqābilīna
karşılıklı ١٦ (16)
(16)
yaslanırlar عَلَيْهَا onların üzerinde ʿalayhā
onların üzerinde مُتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı mutaqābilīna
karşılıklı ١٦ (16)
(16)
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
56:17
يَطُوفُ
dolaşır
yaṭūfu
dolaşır عَلَيْهِمْ çevrelerinde ʿalayhim
çevrelerinde وِلْدَٰنٌۭ gençler wil'dānun
gençler مُّخَلَّدُونَ ebedi yaşamağa erdirilmiş mukhalladūna
ebedi yaşamağa erdirilmiş ١٧ (17)
(17)
dolaşır عَلَيْهِمْ çevrelerinde ʿalayhim
çevrelerinde وِلْدَٰنٌۭ gençler wil'dānun
gençler مُّخَلَّدُونَ ebedi yaşamağa erdirilmiş mukhalladūna
ebedi yaşamağa erdirilmiş ١٧ (17)
(17)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:18
بِأَكْوَابٍۢ
testilerle
bi-akwābin
testilerle وَأَبَارِيقَ ve ibrikler wa-abārīqa
ve ibrikler وَكَأْسٍۢ ve kadehlerle wakasin
ve kadehlerle مِّن kaynağından doldurulmuş min
kaynağından doldurulmuş مَّعِينٍۢ a flowing stream maʿīnin
a flowing stream ١٨ (18)
(18)
testilerle وَأَبَارِيقَ ve ibrikler wa-abārīqa
ve ibrikler وَكَأْسٍۢ ve kadehlerle wakasin
ve kadehlerle مِّن kaynağından doldurulmuş min
kaynağından doldurulmuş مَّعِينٍۢ a flowing stream maʿīnin
a flowing stream ١٨ (18)
(18)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:19
لَّا
başları ağrıtmayan
lā
başları ağrıtmayan يُصَدَّعُونَ they will get headache yuṣaddaʿūna
they will get headache عَنْهَا ondan ʿanhā
ondan وَلَا ve walā
ve يُنزِفُونَ akılları gidermeyen yunzifūna
akılları gidermeyen ١٩ (19)
(19)
başları ağrıtmayan يُصَدَّعُونَ they will get headache yuṣaddaʿūna
they will get headache عَنْهَا ondan ʿanhā
ondan وَلَا ve walā
ve يُنزِفُونَ akılları gidermeyen yunzifūna
akılları gidermeyen ١٩ (19)
(19)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:20
وَفَـٰكِهَةٍۢ
ve meyva(lar)
wafākihatin
ve meyva(lar) مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden يَتَخَيَّرُونَ beğendikleri yatakhayyarūna
beğendikleri ٢٠ (20)
(20)
ve meyva(lar) مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden يَتَخَيَّرُونَ beğendikleri yatakhayyarūna
beğendikleri ٢٠ (20)
(20)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:21
وَلَحْمِ
ve eti
walaḥmi
ve eti طَيْرٍۢ kuş ṭayrin
kuş مِّمَّا canlarının çektiği mimmā
canlarının çektiği يَشْتَهُونَ they desire yashtahūna
they desire ٢١ (21)
(21)
ve eti طَيْرٍۢ kuş ṭayrin
kuş مِّمَّا canlarının çektiği mimmā
canlarının çektiği يَشْتَهُونَ they desire yashtahūna
they desire ٢١ (21)
(21)
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
56:22
وَحُورٌ
ve huriler
waḥūrun
ve huriler عِينٌۭ iri gözlü ʿīnun
iri gözlü ٢٢ (22)
(22)
ve huriler عِينٌۭ iri gözlü ʿīnun
iri gözlü ٢٢ (22)
(22)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
56:23
كَأَمْثَـٰلِ
gibi
ka-amthāli
gibi ٱللُّؤْلُؤِ inciler l-lu'lu-i
inciler ٱلْمَكْنُونِ saklı l-maknūni
saklı ٢٣ (23)
(23)
gibi ٱللُّؤْلُؤِ inciler l-lu'lu-i
inciler ٱلْمَكْنُونِ saklı l-maknūni
saklı ٢٣ (23)
(23)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
56:24
جَزَآءًۢ
karşılık olarak
jazāan
karşılık olarak بِمَا nedeniyle bimā
nedeniyle كَانُوا۟ olmaları kānū
olmaları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ٢٤ (24)
(24)
karşılık olarak بِمَا nedeniyle bimā
nedeniyle كَانُوا۟ olmaları kānū
olmaları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ٢٤ (24)
(24)
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
56:25
لَا
işitmezler
lā
işitmezler يَسْمَعُونَ they will hear yasmaʿūna
they will hear فِيهَا orada fīhā
orada لَغْوًۭا boş bir söz laghwan
boş bir söz وَلَا ve ne de walā
ve ne de تَأْثِيمًا günaha sokan bir laf tathīman
günaha sokan bir laf ٢٥ (25)
(25)
işitmezler يَسْمَعُونَ they will hear yasmaʿūna
they will hear فِيهَا orada fīhā
orada لَغْوًۭا boş bir söz laghwan
boş bir söz وَلَا ve ne de walā
ve ne de تَأْثِيمًا günaha sokan bir laf tathīman
günaha sokan bir laf ٢٥ (25)
(25)
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
56:26
إِلَّا
yalnızca
illā
yalnızca قِيلًۭا denilir qīlan
denilir سَلَـٰمًۭا selam salāman
selam سَلَـٰمًۭا selam salāman
selam ٢٦ (26)
(26)
yalnızca قِيلًۭا denilir qīlan
denilir سَلَـٰمًۭا selam salāman
selam سَلَـٰمًۭا selam salāman
selam ٢٦ (26)
(26)
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
56:27
وَأَصْحَـٰبُ
ve adamları
wa-aṣḥābu
ve adamları ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın مَآ nedir mā
nedir أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın ٢٧ (27)
(27)
ve adamları ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın مَآ nedir mā
nedir أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın ٢٧ (27)
(27)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:28
فِى
içindedirler
fī
içindedirler سِدْرٍۢ sedir ağaçları sid'rin
sedir ağaçları مَّخْضُودٍۢ dikensiz makhḍūdin
dikensiz ٢٨ (28)
(28)
içindedirler سِدْرٍۢ sedir ağaçları sid'rin
sedir ağaçları مَّخْضُودٍۢ dikensiz makhḍūdin
dikensiz ٢٨ (28)
(28)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:29
وَطَلْحٍۢ
ve muz ağaçları
waṭalḥin
ve muz ağaçları مَّنضُودٍۢ meyvaları dizili manḍūdin
meyvaları dizili ٢٩ (29)
(29)
ve muz ağaçları مَّنضُودٍۢ meyvaları dizili manḍūdin
meyvaları dizili ٢٩ (29)
(29)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:30
وَظِلٍّۢ
ve gölge(ler)
waẓillin
ve gölge(ler) مَّمْدُودٍۢ uzamış mamdūdin
uzamış ٣٠ (30)
(30)
ve gölge(ler) مَّمْدُودٍۢ uzamış mamdūdin
uzamış ٣٠ (30)
(30)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:31
وَمَآءٍۢ
ve sular
wamāin
ve sular مَّسْكُوبٍۢ fışkıran maskūbin
fışkıran ٣١ (31)
(31)
ve sular مَّسْكُوبٍۢ fışkıran maskūbin
fışkıran ٣١ (31)
(31)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:32
وَفَـٰكِهَةٍۢ
ve meyvalar
wafākihatin
ve meyvalar كَثِيرَةٍۢ pek çok kathīratin
pek çok ٣٢ (32)
(32)
ve meyvalar كَثِيرَةٍۢ pek çok kathīratin
pek çok ٣٢ (32)
(32)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:33
لَّا
tükenmeyen
lā
tükenmeyen مَقْطُوعَةٍۢ limited maqṭūʿatin
limited وَلَا ve ne de walā
ve ne de مَمْنُوعَةٍۢ yasaklanmayan mamnūʿatin
yasaklanmayan ٣٣ (33)
(33)
tükenmeyen مَقْطُوعَةٍۢ limited maqṭūʿatin
limited وَلَا ve ne de walā
ve ne de مَمْنُوعَةٍۢ yasaklanmayan mamnūʿatin
yasaklanmayan ٣٣ (33)
(33)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:34
وَفُرُشٍۢ
ve döşekler (üstündedirler)
wafurushin
ve döşekler (üstündedirler) مَّرْفُوعَةٍ yükseltilmiş marfūʿatin
yükseltilmiş ٣٤ (34)
(34)
ve döşekler (üstündedirler) مَّرْفُوعَةٍ yükseltilmiş marfūʿatin
yükseltilmiş ٣٤ (34)
(34)
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
56:35
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَنشَأْنَـٰهُنَّ kadınları inşa' etmişizdir anshanāhunna
kadınları inşa' etmişizdir إِنشَآءًۭ (yeni bir) inşa' ile inshāan
(yeni bir) inşa' ile ٣٥ (35)
(35)
elbette biz أَنشَأْنَـٰهُنَّ kadınları inşa' etmişizdir anshanāhunna
kadınları inşa' etmişizdir إِنشَآءًۭ (yeni bir) inşa' ile inshāan
(yeni bir) inşa' ile ٣٥ (35)
(35)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
56:36
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ
onları yapmışızdır
fajaʿalnāhunna
onları yapmışızdır أَبْكَارًا bakireler abkāran
bakireler ٣٦ (36)
(36)
onları yapmışızdır أَبْكَارًا bakireler abkāran
bakireler ٣٦ (36)
(36)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
56:37
عُرُبًا
sevgililer
ʿuruban
sevgililer أَتْرَابًۭا hep yaşıt atrāban
hep yaşıt ٣٧ (37)
(37)
sevgililer أَتْرَابًۭا hep yaşıt atrāban
hep yaşıt ٣٧ (37)
(37)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
56:38
لِّأَصْحَـٰبِ
adamları için
li-aṣḥābi
adamları için ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın ٣٨ (38)
(38)
adamları için ٱلْيَمِينِ sağın l-yamīni
sağın ٣٨ (38)
(38)
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
56:39
ثُلَّةٌۭ
bir bölümü
thullatun
bir bölümü مِّنَ öncekilerdendir mina
öncekilerdendir ٱلْأَوَّلِينَ the former people l-awalīna
the former people ٣٩ (39)
(39)
bir bölümü مِّنَ öncekilerdendir mina
öncekilerdendir ٱلْأَوَّلِينَ the former people l-awalīna
the former people ٣٩ (39)
(39)
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
56:40
وَثُلَّةٌۭ
bir bölümü de
wathullatun
bir bölümü de مِّنَ sonrakilerdendir mina
sonrakilerdendir ٱلْـَٔاخِرِينَ the later people l-ākhirīna
the later people ٤٠ (40)
(40)
bir bölümü de مِّنَ sonrakilerdendir mina
sonrakilerdendir ٱلْـَٔاخِرِينَ the later people l-ākhirīna
the later people ٤٠ (40)
(40)
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
56:41
وَأَصْحَـٰبُ
ve adamları
wa-aṣḥābu
ve adamları ٱلشِّمَالِ solun l-shimāli
solun مَآ nedir mā
nedir أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları ٱلشِّمَالِ solun l-shimāli
solun ٤١ (41)
(41)
ve adamları ٱلشِّمَالِ solun l-shimāli
solun مَآ nedir mā
nedir أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları ٱلشِّمَالِ solun l-shimāli
solun ٤١ (41)
(41)
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
56:42
فِى
içindedirler
fī
içindedirler سَمُومٍۢ iliklere işleyen bir ateş samūmin
iliklere işleyen bir ateş وَحَمِيمٍۢ ve kaynar su waḥamīmin
ve kaynar su ٤٢ (42)
(42)
içindedirler سَمُومٍۢ iliklere işleyen bir ateş samūmin
iliklere işleyen bir ateş وَحَمِيمٍۢ ve kaynar su waḥamīmin
ve kaynar su ٤٢ (42)
(42)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
56:43
وَظِلٍّۢ
ve gölgededirler
waẓillin
ve gölgededirler مِّن kara dumandan min
kara dumandan يَحْمُومٍۢ black smoke yaḥmūmin
black smoke ٤٣ (43)
(43)
ve gölgededirler مِّن kara dumandan min
kara dumandan يَحْمُومٍۢ black smoke yaḥmūmin
black smoke ٤٣ (43)
(43)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
56:44
لَّا
olmayan
lā
olmayan بَارِدٍۢ serin bāridin
serin وَلَا ve olmayan walā
ve olmayan كَرِيمٍ faydası karīmin
faydası ٤٤ (44)
(44)
olmayan بَارِدٍۢ serin bāridin
serin وَلَا ve olmayan walā
ve olmayan كَرِيمٍ faydası karīmin
faydası ٤٤ (44)
(44)
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
56:45
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler قَبْلَ önce qabla
önce ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan مُتْرَفِينَ varlık içinde şımartılmış mut'rafīna
varlık içinde şımartılmış ٤٥ (45)
(45)
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler قَبْلَ önce qabla
önce ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan مُتْرَفِينَ varlık içinde şımartılmış mut'rafīna
varlık içinde şımartılmış ٤٥ (45)
(45)
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
56:46
وَكَانُوا۟
ve ediyorlardı
wakānū
ve ediyorlardı يُصِرُّونَ ısrar yuṣirrūna
ısrar عَلَى üzere ʿalā
üzere ٱلْحِنثِ günah (işlemek) l-ḥinthi
günah (işlemek) ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٤٦ (46)
(46)
ve ediyorlardı يُصِرُّونَ ısrar yuṣirrūna
ısrar عَلَى üzere ʿalā
üzere ٱلْحِنثِ günah (işlemek) l-ḥinthi
günah (işlemek) ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٤٦ (46)
(46)
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
56:47
وَكَانُوا۟
ve
wakānū
ve يَقُولُونَ diyorlardı ki yaqūlūna
diyorlardı ki أَئِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı? مِتْنَا biz öldükten mit'nā
biz öldükten وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz تُرَابًۭا toprak turāban
toprak وَعِظَـٰمًا ve kemik yığını waʿiẓāman
ve kemik yığını أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَمَبْعُوثُونَ bir daha diriltileceğiz lamabʿūthūna
bir daha diriltileceğiz ٤٧ (47)
(47)
ve يَقُولُونَ diyorlardı ki yaqūlūna
diyorlardı ki أَئِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı? مِتْنَا biz öldükten mit'nā
biz öldükten وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz تُرَابًۭا toprak turāban
toprak وَعِظَـٰمًا ve kemik yığını waʿiẓāman
ve kemik yığını أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَمَبْعُوثُونَ bir daha diriltileceğiz lamabʿūthūna
bir daha diriltileceğiz ٤٧ (47)
(47)
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
56:48
أَوَءَابَآؤُنَا
atalarımız da mı?
awaābāunā
atalarımız da mı? ٱلْأَوَّلُونَ önceki l-awalūna
önceki ٤٨ (48)
(48)
atalarımız da mı? ٱلْأَوَّلُونَ önceki l-awalūna
önceki ٤٨ (48)
(48)
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
56:49
قُلْ
de ki
qul
de ki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْأَوَّلِينَ öncekiler de l-awalīna
öncekiler de وَٱلْـَٔاخِرِينَ ve sonrakiler de wal-ākhirīna
ve sonrakiler de ٤٩ (49)
(49)
de ki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْأَوَّلِينَ öncekiler de l-awalīna
öncekiler de وَٱلْـَٔاخِرِينَ ve sonrakiler de wal-ākhirīna
ve sonrakiler de ٤٩ (49)
(49)
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
56:50
لَمَجْمُوعُونَ
mutlaka toplanacaklardır
lamajmūʿūna
mutlaka toplanacaklardır إِلَىٰ için ilā
için مِيقَـٰتِ buluşma vakti mīqāti
buluşma vakti يَوْمٍۢ bir günün yawmin
bir günün مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli ٥٠ (50)
(50)
mutlaka toplanacaklardır إِلَىٰ için ilā
için مِيقَـٰتِ buluşma vakti mīqāti
buluşma vakti يَوْمٍۢ bir günün yawmin
bir günün مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli ٥٠ (50)
(50)
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
56:51
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra إِنَّكُمْ şüphesiz siz de innakum
şüphesiz siz de أَيُّهَا ey ayyuhā
ey ٱلضَّآلُّونَ sapıklar l-ḍālūna
sapıklar ٱلْمُكَذِّبُونَ yalanlayıcılar l-mukadhibūna
yalanlayıcılar ٥١ (51)
(51)
sonra إِنَّكُمْ şüphesiz siz de innakum
şüphesiz siz de أَيُّهَا ey ayyuhā
ey ٱلضَّآلُّونَ sapıklar l-ḍālūna
sapıklar ٱلْمُكَذِّبُونَ yalanlayıcılar l-mukadhibūna
yalanlayıcılar ٥١ (51)
(51)
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
56:52
لَـَٔاكِلُونَ
mutlaka yiyecekler
laākilūna
mutlaka yiyecekler مِن ağacından min
ağacından شَجَرٍۢ (the) tree shajarin
(the) tree مِّن (bir) min
(bir) زَقُّومٍۢ Zakkum zaqqūmin
Zakkum ٥٢ (52)
(52)
mutlaka yiyecekler مِن ağacından min
ağacından شَجَرٍۢ (the) tree shajarin
(the) tree مِّن (bir) min
(bir) زَقُّومٍۢ Zakkum zaqqūmin
Zakkum ٥٢ (52)
(52)
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
56:53
فَمَالِـُٔونَ
dolduracaklar
famāliūna
dolduracaklar مِنْهَا onunla min'hā
onunla ٱلْبُطُونَ karınları(nı) l-buṭūna
karınları(nı) ٥٣ (53)
(53)
dolduracaklar مِنْهَا onunla min'hā
onunla ٱلْبُطُونَ karınları(nı) l-buṭūna
karınları(nı) ٥٣ (53)
(53)
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
56:54
فَشَـٰرِبُونَ
sonra içecekler
fashāribūna
sonra içecekler عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine مِنَ kaynar sudan mina
kaynar sudan ٱلْحَمِيمِ the scalding water l-ḥamīmi
the scalding water ٥٤ (54)
(54)
sonra içecekler عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine مِنَ kaynar sudan mina
kaynar sudan ٱلْحَمِيمِ the scalding water l-ḥamīmi
the scalding water ٥٤ (54)
(54)
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
56:55
فَشَـٰرِبُونَ
ve içecekler
fashāribūna
ve içecekler شُرْبَ içişi gibi shur'ba
içişi gibi ٱلْهِيمِ susuz develerin l-hīmi
susuz develerin ٥٥ (55)
(55)
ve içecekler شُرْبَ içişi gibi shur'ba
içişi gibi ٱلْهِيمِ susuz develerin l-hīmi
susuz develerin ٥٥ (55)
(55)
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
56:56
هَـٰذَا
işte böyledir
hādhā
işte böyledir نُزُلُهُمْ onların ağırlanışı nuzuluhum
onların ağırlanışı يَوْمَ gününde yawma
gününde ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza ٥٦ (56)
(56)
işte böyledir نُزُلُهُمْ onların ağırlanışı nuzuluhum
onların ağırlanışı يَوْمَ gününde yawma
gününde ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza ٥٦ (56)
(56)
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
56:57
نَحْنُ
biz
naḥnu
biz خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık فَلَوْلَا gerekmez mi? falawlā
gerekmez mi? تُصَدِّقُونَ doğrulamanız tuṣaddiqūna
doğrulamanız ٥٧ (57)
(57)
biz خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık فَلَوْلَا gerekmez mi? falawlā
gerekmez mi? تُصَدِّقُونَ doğrulamanız tuṣaddiqūna
doğrulamanız ٥٧ (57)
(57)
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
56:58
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
afara-aytum
gördünüz mü? مَّا akıttığınız meniyi mā
akıttığınız meniyi تُمْنُونَ you emit tum'nūna
you emit ٥٨ (58)
(58)
gördünüz mü? مَّا akıttığınız meniyi mā
akıttığınız meniyi تُمْنُونَ you emit tum'nūna
you emit ٥٨ (58)
(58)
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
56:59
ءَأَنتُمْ
siz mi?
a-antum
siz mi? تَخْلُقُونَهُۥٓ onu yaratıyorsunuz takhluqūnahu
onu yaratıyorsunuz أَمْ yoksa am
yoksa نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?) ٱلْخَـٰلِقُونَ yaratıcılar l-khāliqūna
yaratıcılar ٥٩ (59)
(59)
siz mi? تَخْلُقُونَهُۥٓ onu yaratıyorsunuz takhluqūnahu
onu yaratıyorsunuz أَمْ yoksa am
yoksa نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?) ٱلْخَـٰلِقُونَ yaratıcılar l-khāliqūna
yaratıcılar ٥٩ (59)
(59)
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
56:60
نَحْنُ
biziz
naḥnu
biziz قَدَّرْنَا takdir eden qaddarnā
takdir eden بَيْنَكُمُ aranızda baynakumu
aranızda ٱلْمَوْتَ ölümü l-mawta
ölümü وَمَا ve değildir wamā
ve değildir نَحْنُ bizim naḥnu
bizim بِمَسْبُوقِينَ önümüze geçilmiş bimasbūqīna
önümüze geçilmiş ٦٠ (60)
(60)
biziz قَدَّرْنَا takdir eden qaddarnā
takdir eden بَيْنَكُمُ aranızda baynakumu
aranızda ٱلْمَوْتَ ölümü l-mawta
ölümü وَمَا ve değildir wamā
ve değildir نَحْنُ bizim naḥnu
bizim بِمَسْبُوقِينَ önümüze geçilmiş bimasbūqīna
önümüze geçilmiş ٦٠ (60)
(60)
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
56:61
عَلَىٰٓ
diye
ʿalā
diye أَن that an
that نُّبَدِّلَ sizin yerinize getirelim nubaddila
sizin yerinize getirelim أَمْثَـٰلَكُمْ benzerlerinizi amthālakum
benzerlerinizi وَنُنشِئَكُمْ ve sizi yeniden inşa' edelim wanunshi-akum
ve sizi yeniden inşa' edelim فِى bir biçimde fī
bir biçimde مَا what mā
what لَا bilmediğiniz lā
bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٦١ (61)
(61)
diye أَن that an
that نُّبَدِّلَ sizin yerinize getirelim nubaddila
sizin yerinize getirelim أَمْثَـٰلَكُمْ benzerlerinizi amthālakum
benzerlerinizi وَنُنشِئَكُمْ ve sizi yeniden inşa' edelim wanunshi-akum
ve sizi yeniden inşa' edelim فِى bir biçimde fī
bir biçimde مَا what mā
what لَا bilmediğiniz lā
bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٦١ (61)
(61)
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
56:62
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun عَلِمْتُمُ bildiniz ʿalim'tumu
bildiniz ٱلنَّشْأَةَ yaratmayı l-nashata
yaratmayı ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk فَلَوْلَا düşünüp ibret almazmısınız? falawlā
düşünüp ibret almazmısınız? تَذَكَّرُونَ you take heed tadhakkarūna
you take heed ٦٢ (62)
(62)
ve andolsun عَلِمْتُمُ bildiniz ʿalim'tumu
bildiniz ٱلنَّشْأَةَ yaratmayı l-nashata
yaratmayı ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk فَلَوْلَا düşünüp ibret almazmısınız? falawlā
düşünüp ibret almazmısınız? تَذَكَّرُونَ you take heed tadhakkarūna
you take heed ٦٢ (62)
(62)
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
56:63
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
afara-aytum
gördünüz mü? مَّا ektiğinizi mā
ektiğinizi تَحْرُثُونَ you sow taḥruthūna
you sow ٦٣ (63)
(63)
gördünüz mü? مَّا ektiğinizi mā
ektiğinizi تَحْرُثُونَ you sow taḥruthūna
you sow ٦٣ (63)
(63)
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
56:64
ءَأَنتُمْ
siz mi?
a-antum
siz mi? تَزْرَعُونَهُۥٓ onu bitiyorsunuz tazraʿūnahu
onu bitiyorsunuz أَمْ yoks am
yoks نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?) ٱلزَّٰرِعُونَ bitirenler l-zāriʿūna
bitirenler ٦٤ (64)
(64)
siz mi? تَزْرَعُونَهُۥٓ onu bitiyorsunuz tazraʿūnahu
onu bitiyorsunuz أَمْ yoks am
yoks نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?) ٱلزَّٰرِعُونَ bitirenler l-zāriʿūna
bitirenler ٦٤ (64)
(64)
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
56:65
لَوْ
şayet
law
şayet نَشَآءُ dileseydik nashāu
dileseydik لَجَعَلْنَـٰهُ onu yapardık lajaʿalnāhu
onu yapardık حُطَـٰمًۭا kuru bir çöp ḥuṭāman
kuru bir çöp فَظَلْتُمْ dururdunuz faẓaltum
dururdunuz تَفَكَّهُونَ sızlanıp tafakkahūna
sızlanıp ٦٥ (65)
(65)
şayet نَشَآءُ dileseydik nashāu
dileseydik لَجَعَلْنَـٰهُ onu yapardık lajaʿalnāhu
onu yapardık حُطَـٰمًۭا kuru bir çöp ḥuṭāman
kuru bir çöp فَظَلْتُمْ dururdunuz faẓaltum
dururdunuz تَفَكَّهُونَ sızlanıp tafakkahūna
sızlanıp ٦٥ (65)
(65)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
56:66
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz لَمُغْرَمُونَ borçlandık lamugh'ramūna
borçlandık ٦٦ (66)
(66)
elbette biz لَمُغْرَمُونَ borçlandık lamugh'ramūna
borçlandık ٦٦ (66)
(66)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
56:67
بَلْ
doğrusu
bal
doğrusu نَحْنُ biz naḥnu
biz مَحْرُومُونَ yoksun bırakıldık maḥrūmūna
yoksun bırakıldık ٦٧ (67)
(67)
doğrusu نَحْنُ biz naḥnu
biz مَحْرُومُونَ yoksun bırakıldık maḥrūmūna
yoksun bırakıldık ٦٧ (67)
(67)
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
56:68
أَفَرَءَيْتُمُ
baktınız mı?
afara-aytumu
baktınız mı? ٱلْمَآءَ suya l-māa
suya ٱلَّذِى içtiğiniz alladhī
içtiğiniz تَشْرَبُونَ you drink tashrabūna
you drink ٦٨ (68)
(68)
baktınız mı? ٱلْمَآءَ suya l-māa
suya ٱلَّذِى içtiğiniz alladhī
içtiğiniz تَشْرَبُونَ you drink tashrabūna
you drink ٦٨ (68)
(68)
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
56:69
ءَأَنتُمْ
siz mi?
a-antum
siz mi? أَنزَلْتُمُوهُ onu indirdiniz anzaltumūhu
onu indirdiniz مِنَ buluttan mina
buluttan ٱلْمُزْنِ the rain clouds l-muz'ni
the rain clouds أَمْ yoksa am
yoksa نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?) ٱلْمُنزِلُونَ indirenler l-munzilūna
indirenler ٦٩ (69)
(69)
siz mi? أَنزَلْتُمُوهُ onu indirdiniz anzaltumūhu
onu indirdiniz مِنَ buluttan mina
buluttan ٱلْمُزْنِ the rain clouds l-muz'ni
the rain clouds أَمْ yoksa am
yoksa نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?) ٱلْمُنزِلُونَ indirenler l-munzilūna
indirenler ٦٩ (69)
(69)
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
56:70
لَوْ
şayet
law
şayet نَشَآءُ dileseydik nashāu
dileseydik جَعَلْنَـٰهُ onu yapardık jaʿalnāhu
onu yapardık أُجَاجًۭا tuzlu ujājan
tuzlu فَلَوْلَا şüketmezmisiniz? falawlā
şüketmezmisiniz? تَشْكُرُونَ then why are you not grateful tashkurūna
then why are you not grateful ٧٠ (70)
(70)
şayet نَشَآءُ dileseydik nashāu
dileseydik جَعَلْنَـٰهُ onu yapardık jaʿalnāhu
onu yapardık أُجَاجًۭا tuzlu ujājan
tuzlu فَلَوْلَا şüketmezmisiniz? falawlā
şüketmezmisiniz? تَشْكُرُونَ then why are you not grateful tashkurūna
then why are you not grateful ٧٠ (70)
(70)
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
56:71
أَفَرَءَيْتُمُ
gördünüz mü?
afara-aytumu
gördünüz mü? ٱلنَّارَ ateşi l-nāra
ateşi ٱلَّتِى çıkardığınız allatī
çıkardığınız تُورُونَ you ignite tūrūna
you ignite ٧١ (71)
(71)
gördünüz mü? ٱلنَّارَ ateşi l-nāra
ateşi ٱلَّتِى çıkardığınız allatī
çıkardığınız تُورُونَ you ignite tūrūna
you ignite ٧١ (71)
(71)
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
56:72
ءَأَنتُمْ
siz mi?
a-antum
siz mi? أَنشَأْتُمْ yarattınız anshatum
yarattınız شَجَرَتَهَآ onun ağacını shajaratahā
onun ağacını أَمْ yoksa am
yoksa نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?) ٱلْمُنشِـُٔونَ yaratanlar l-munshiūna
yaratanlar ٧٢ (72)
(72)
siz mi? أَنشَأْتُمْ yarattınız anshatum
yarattınız شَجَرَتَهَآ onun ağacını shajaratahā
onun ağacını أَمْ yoksa am
yoksa نَحْنُ biz (miyiz?) naḥnu
biz (miyiz?) ٱلْمُنشِـُٔونَ yaratanlar l-munshiūna
yaratanlar ٧٢ (72)
(72)
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
56:73
نَحْنُ
biz
naḥnu
biz جَعَلْنَـٰهَا onu yaptık jaʿalnāhā
onu yaptık تَذْكِرَةًۭ bir ibret tadhkiratan
bir ibret وَمَتَـٰعًۭا ve bir fayda wamatāʿan
ve bir fayda لِّلْمُقْوِينَ çölden gelip geçenlere lil'muq'wīna
çölden gelip geçenlere ٧٣ (73)
(73)
biz جَعَلْنَـٰهَا onu yaptık jaʿalnāhā
onu yaptık تَذْكِرَةًۭ bir ibret tadhkiratan
bir ibret وَمَتَـٰعًۭا ve bir fayda wamatāʿan
ve bir fayda لِّلْمُقْوِينَ çölden gelip geçenlere lil'muq'wīna
çölden gelip geçenlere ٧٣ (73)
(73)
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
56:74
فَسَبِّحْ
öyleyse yücelt
fasabbiḥ
öyleyse yücelt بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٧٤ (74)
(74)
öyleyse yücelt بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٧٤ (74)
(74)
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
56:75
۞ فَلَآ
hayır
falā
hayır أُقْسِمُ yemin ederim uq'simu
yemin ederim بِمَوَٰقِعِ yerlerine bimawāqiʿi
yerlerine ٱلنُّجُومِ yıldızların l-nujūmi
yıldızların ٧٥ (75)
(75)
hayır أُقْسِمُ yemin ederim uq'simu
yemin ederim بِمَوَٰقِعِ yerlerine bimawāqiʿi
yerlerine ٱلنُّجُومِ yıldızların l-nujūmi
yıldızların ٧٥ (75)
(75)
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
56:76
وَإِنَّهُۥ
muhakkak o
wa-innahu
muhakkak o لَقَسَمٌۭ bir yemindir laqasamun
bir yemindir لَّوْ eğer law
eğer تَعْلَمُونَ bilirseniz taʿlamūna
bilirseniz عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük ٧٦ (76)
(76)
muhakkak o لَقَسَمٌۭ bir yemindir laqasamun
bir yemindir لَّوْ eğer law
eğer تَعْلَمُونَ bilirseniz taʿlamūna
bilirseniz عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük ٧٦ (76)
(76)
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
56:77
إِنَّهُۥ
elbette O
innahu
elbette O لَقُرْءَانٌۭ kesinlikle bir Kur'an'dır laqur'ānun
kesinlikle bir Kur'an'dır كَرِيمٌۭ değerli karīmun
değerli ٧٧ (77)
(77)
elbette O لَقُرْءَانٌۭ kesinlikle bir Kur'an'dır laqur'ānun
kesinlikle bir Kur'an'dır كَرِيمٌۭ değerli karīmun
değerli ٧٧ (77)
(77)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
56:78
فِى
bir Kitaptadır
fī
bir Kitaptadır كِتَـٰبٍۢ a Book kitābin
a Book مَّكْنُونٍۢ saklı maknūnin
saklı ٧٨ (78)
(78)
bir Kitaptadır كِتَـٰبٍۢ a Book kitābin
a Book مَّكْنُونٍۢ saklı maknūnin
saklı ٧٨ (78)
(78)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
56:79
لَّا
ona dokunmaz
lā
ona dokunmaz يَمَسُّهُۥٓ touch it yamassuhu
touch it إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْمُطَهَّرُونَ temizlerden l-muṭaharūna
temizlerden ٧٩ (79)
(79)
ona dokunmaz يَمَسُّهُۥٓ touch it yamassuhu
touch it إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْمُطَهَّرُونَ temizlerden l-muṭaharūna
temizlerden ٧٩ (79)
(79)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
56:80
تَنزِيلٌۭ
indirilmiştir
tanzīlun
indirilmiştir مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّ (the) Lord rabbi
(the) Lord ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٨٠ (80)
(80)
indirilmiştir مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّ (the) Lord rabbi
(the) Lord ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٨٠ (80)
(80)
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
56:81
أَفَبِهَـٰذَا
şimdi bunu mu?
afabihādhā
şimdi bunu mu? ٱلْحَدِيثِ sözü l-ḥadīthi
sözü أَنتُم siz antum
siz مُّدْهِنُونَ küçümsüyorsunuz mud'hinūna
küçümsüyorsunuz ٨١ (81)
(81)
şimdi bunu mu? ٱلْحَدِيثِ sözü l-ḥadīthi
sözü أَنتُم siz antum
siz مُّدْهِنُونَ küçümsüyorsunuz mud'hinūna
küçümsüyorsunuz ٨١ (81)
(81)
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
56:82
وَتَجْعَلُونَ
ve kılıyorsunuz?
watajʿalūna
ve kılıyorsunuz? رِزْقَكُمْ rızkınızı riz'qakum
rızkınızı أَنَّكُمْ sizin annakum
sizin تُكَذِّبُونَ yalanlamanızdan (ibaret) tukadhibūna
yalanlamanızdan (ibaret) ٨٢ (82)
(82)
ve kılıyorsunuz? رِزْقَكُمْ rızkınızı riz'qakum
rızkınızı أَنَّكُمْ sizin annakum
sizin تُكَذِّبُونَ yalanlamanızdan (ibaret) tukadhibūna
yalanlamanızdan (ibaret) ٨٢ (82)
(82)
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
56:83
فَلَوْلَآ
ya ?
falawlā
ya ? إِذَا zaman idhā
zaman بَلَغَتِ (can) dayandığı balaghati
(can) dayandığı ٱلْحُلْقُومَ boğaza l-ḥul'qūma
boğaza ٨٣ (83)
(83)
ya ? إِذَا zaman idhā
zaman بَلَغَتِ (can) dayandığı balaghati
(can) dayandığı ٱلْحُلْقُومَ boğaza l-ḥul'qūma
boğaza ٨٣ (83)
(83)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
56:84
وَأَنتُمْ
ve siz de
wa-antum
ve siz de حِينَئِذٍۢ o zaman ḥīna-idhin
o zaman تَنظُرُونَ bakıp durursunuz tanẓurūna
bakıp durursunuz ٨٤ (84)
(84)
ve siz de حِينَئِذٍۢ o zaman ḥīna-idhin
o zaman تَنظُرُونَ bakıp durursunuz tanẓurūna
bakıp durursunuz ٨٤ (84)
(84)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
56:85
وَنَحْنُ
ve biz
wanaḥnu
ve biz أَقْرَبُ daha yakınız aqrabu
daha yakınız إِلَيْهِ ona ilayhi
ona مِنكُمْ sizden minkum
sizden وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat لَّا siz görmezsiniz lā
siz görmezsiniz تُبْصِرُونَ you (do) not see tub'ṣirūna
you (do) not see ٨٥ (85)
(85)
ve biz أَقْرَبُ daha yakınız aqrabu
daha yakınız إِلَيْهِ ona ilayhi
ona مِنكُمْ sizden minkum
sizden وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat لَّا siz görmezsiniz lā
siz görmezsiniz تُبْصِرُونَ you (do) not see tub'ṣirūna
you (do) not see ٨٥ (85)
(85)
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
56:86
فَلَوْلَآ
eğer
falawlā
eğer إِن if in
if كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz غَيْرَ cezalandırılmayacak ghayra
cezalandırılmayacak مَدِينِينَ to be recompensed madīnīna
to be recompensed ٨٦ (86)
(86)
eğer إِن if in
if كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz غَيْرَ cezalandırılmayacak ghayra
cezalandırılmayacak مَدِينِينَ to be recompensed madīnīna
to be recompensed ٨٦ (86)
(86)
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
56:87
تَرْجِعُونَهَآ
onu geri döndürsenize
tarjiʿūnahā
onu geri döndürsenize إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan ٨٧ (87)
(87)
onu geri döndürsenize إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan ٨٧ (87)
(87)
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
56:88
فَأَمَّآ
ama
fa-ammā
ama إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise مِنَ yaklaştırılanlardan mina
yaklaştırılanlardan ٱلْمُقَرَّبِينَ those brought near l-muqarabīna
those brought near ٨٨ (88)
(88)
ama إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise مِنَ yaklaştırılanlardan mina
yaklaştırılanlardan ٱلْمُقَرَّبِينَ those brought near l-muqarabīna
those brought near ٨٨ (88)
(88)
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
56:89
فَرَوْحٌۭ
(O'na) rahatlık (vardır)
farawḥun
(O'na) rahatlık (vardır) وَرَيْحَانٌۭ ve güzel rızık (vardır) warayḥānun
ve güzel rızık (vardır) وَجَنَّتُ ve cenneti (vardır) wajannatu
ve cenneti (vardır) نَعِيمٍۢ ni'met naʿīmin
ni'met ٨٩ (89)
(89)
(O'na) rahatlık (vardır) وَرَيْحَانٌۭ ve güzel rızık (vardır) warayḥānun
ve güzel rızık (vardır) وَجَنَّتُ ve cenneti (vardır) wajannatu
ve cenneti (vardır) نَعِيمٍۢ ni'met naʿīmin
ni'met ٨٩ (89)
(89)
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
56:90
وَأَمَّآ
ama
wa-ammā
ama إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise مِنْ ashabından min
ashabından أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions ٱلْيَمِينِ sağ l-yamīni
sağ ٩٠ (90)
(90)
ama إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise مِنْ ashabından min
ashabından أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions ٱلْيَمِينِ sağ l-yamīni
sağ ٩٠ (90)
(90)
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
56:91
فَسَلَـٰمٌۭ
selam
fasalāmun
selam لَّكَ sana laka
sana مِنْ ashabından min
ashabından أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions ٱلْيَمِينِ sağ l-yamīni
sağ ٩١ (91)
(91)
selam لَّكَ sana laka
sana مِنْ ashabından min
ashabından أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions ٱلْيَمِينِ sağ l-yamīni
sağ ٩١ (91)
(91)
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
56:92
وَأَمَّآ
ama
wa-ammā
ama إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise مِنَ yalanlayıcılardan mina
yalanlayıcılardan ٱلْمُكَذِّبِينَ the deniers l-mukadhibīna
the deniers ٱلضَّآلِّينَ sapık l-ḍālīna
sapık ٩٢ (92)
(92)
ama إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise مِنَ yalanlayıcılardan mina
yalanlayıcılardan ٱلْمُكَذِّبِينَ the deniers l-mukadhibīna
the deniers ٱلضَّآلِّينَ sapık l-ḍālīna
sapık ٩٢ (92)
(92)
Eğer, sapık yalancılardan ise,
56:93
فَنُزُلٌۭ
bir ziyafet
fanuzulun
bir ziyafet مِّنْ kaynar sudan min
kaynar sudan حَمِيمٍۢ (the) scalding water ḥamīmin
(the) scalding water ٩٣ (93)
(93)
bir ziyafet مِّنْ kaynar sudan min
kaynar sudan حَمِيمٍۢ (the) scalding water ḥamīmin
(the) scalding water ٩٣ (93)
(93)
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
56:94
وَتَصْلِيَةُ
ve atılma (vardır)
wataṣliyatu
ve atılma (vardır) جَحِيمٍ cehenneme jaḥīmin
cehenneme ٩٤ (94)
(94)
ve atılma (vardır) جَحِيمٍ cehenneme jaḥīmin
cehenneme ٩٤ (94)
(94)
Cehenneme sokulur.
56:95
إِنَّ
elbette
inna
elbette هَـٰذَا budur işte hādhā
budur işte لَهُوَ elbette o lahuwa
elbette o حَقُّ gerçek ḥaqqu
gerçek ٱلْيَقِينِ kesin l-yaqīni
kesin ٩٥ (95)
(95)
elbette هَـٰذَا budur işte hādhā
budur işte لَهُوَ elbette o lahuwa
elbette o حَقُّ gerçek ḥaqqu
gerçek ٱلْيَقِينِ kesin l-yaqīni
kesin ٩٥ (95)
(95)
Doğrusu kesin gerçek budur.
56:96
فَسَبِّحْ
öyleyse tesbih et
fasabbiḥ
öyleyse tesbih et بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٩٦ (96)
(96)
öyleyse tesbih et بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٩٦ (96)
(96)
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.