59

Haşr

Medeni 24 Ayet Cüz 28
الحشر
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
59:1
سَبَّحَ tesbih eder sabbaḥa
tesbih eder
لِلَّهِ Allah'ı lillahi
Allah'ı
مَا bulunanlar
bulunanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve bulunanlar wamā
ve bulunanlar
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir
١ (1)
(1)
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.
59:2
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِىٓ çıkaran alladhī
çıkaran
أَخْرَجَ expelled akhraja
expelled
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
كَفَرُوا۟ inkar eden(leri) kafarū
inkar eden(leri)
مِنْ sahiplerinden min
sahiplerinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ kitap l-kitābi
kitap
مِن yurtlarından min
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ their homes diyārihim
their homes
لِأَوَّلِ ilk li-awwali
ilk
ٱلْحَشْرِ ۚ haşirde l-ḥashri
haşirde
مَا siz sanmamıştınız
siz sanmamıştınız
ظَنَنتُمْ you think ẓanantum
you think
أَن onların çıkacaklarını an
onların çıkacaklarını
يَخْرُجُوا۟ ۖ they would leave yakhrujū
they would leave
وَظَنُّوٓا۟ onlar da sanmışlardı waẓannū
onlar da sanmışlardı
أَنَّهُم kendilerini annahum
kendilerini
مَّانِعَتُهُمْ koruyacağını māniʿatuhum
koruyacağını
حُصُونُهُم kalelerinin ḥuṣūnuhum
kalelerinin
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَأَتَىٰهُمُ fakat onlara geldi fa-atāhumu
fakat onlara geldi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنْ yerden min
yerden
حَيْثُ where ḥaythu
where
لَمْ ummadıkları lam
ummadıkları
يَحْتَسِبُوا۟ ۖ they expected yaḥtasibū
they expected
وَقَذَفَ ve saldı waqadhafa
ve saldı
فِى içine
içine
قُلُوبِهِمُ yürekleri qulūbihimu
yürekleri
ٱلرُّعْبَ ۚ korku l-ruʿ'ba
korku
يُخْرِبُونَ harap ediyorlardı yukh'ribūna
harap ediyorlardı
بُيُوتَهُم evlerini buyūtahum
evlerini
بِأَيْدِيهِمْ kendi elleriyle bi-aydīhim
kendi elleriyle
وَأَيْدِى ve elleriyle wa-aydī
ve elleriyle
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin
فَٱعْتَبِرُوا۟ ibret alın fa-iʿ'tabirū
ibret alın
يَـٰٓأُو۟لِى ey sahipleri yāulī
ey sahipleri
ٱلْأَبْصَـٰرِ akıl l-abṣāri
akıl
٢ (2)
(2)
Kitap ehlinden inkarcı olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Oysa ey inananlar! Çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da, kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi, kalblerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri! Ders alın.
59:3
وَلَوْلَآ eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı
أَن yazmış an
yazmış
كَتَبَ (had) decreed kataba
(had) decreed
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara
ٱلْجَلَآءَ sürgünü l-jalāa
sürgünü
لَعَذَّبَهُمْ mutlaka onlara azabederdi laʿadhabahum
mutlaka onlara azabederdi
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ the world l-dun'yā
the world
وَلَهُمْ onlar için vardır walahum
onlar için vardır
فِى ahirette de
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
٣ (3)
(3)
Allah onlara sürülmeyi yazmamış olsaydı, dünyada başka şekilde azap verecekti. Ahirette onlara ateş azabı vardır.
59:4
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
بِأَنَّهُمْ onların sebebiyledir bi-annahum
onların sebebiyledir
شَآقُّوا۟ karşı gelmeleri shāqqū
karşı gelmeleri
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۖ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُشَآقِّ karşı gelirse yushāqqi
karşı gelirse
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir
ٱلْعِقَابِ azabı l-ʿiqābi
azabı
٤ (4)
(4)
Bu, Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah'a karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezalandırması şüphesiz çetindir.
59:5
مَا kesmeniz
kesmeniz
قَطَعْتُم you cut down qaṭaʿtum
you cut down
مِّن bir hurma ağacını min
bir hurma ağacını
لِّينَةٍ (the) palm-trees līnatin
(the) palm-trees
أَوْ yahut aw
yahut
تَرَكْتُمُوهَا onu bırakmanız taraktumūhā
onu bırakmanız
قَآئِمَةً dikili qāimatan
dikili
عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde
أُصُولِهَا kökleri uṣūlihā
kökleri
فَبِإِذْنِ hep izniyledir fabi-idh'ni
hep izniyledir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلِيُخْزِىَ ve cezalandırması içindir waliyukh'ziya
ve cezalandırması içindir
ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkanları l-fāsiqīna
yoldan çıkanları
٥ (5)
(5)
İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır.
59:6
وَمَآ ve şey ise wamā
ve şey ise
أَفَآءَ verdiği afāa
verdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَىٰ Elçisine ʿalā
Elçisine
رَسُولِهِۦ His Messenger rasūlihi
His Messenger
مِنْهُمْ onlardan (ganimetlerden) min'hum
onlardan (ganimetlerden)
فَمَآ siz sürmediniz famā
siz sürmediniz
أَوْجَفْتُمْ you made expedition awjaftum
you made expedition
عَلَيْهِ onun üzerine ʿalayhi
onun üzerine
مِنْ bir at min
bir at
خَيْلٍۢ horses khaylin
horses
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
رِكَابٍۢ deve rikābin
deve
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُسَلِّطُ musallat eder yusalliṭu
musallat eder
رُسُلَهُۥ elçilerini rusulahu
elçilerini
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَن kimselerin man
kimselerin
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٦ (6)
(6)
Ey inananlar! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük verir. Allah herşeye Kadir'dir.
59:7
مَّآ verdikleri (ganimetler)
verdikleri (ganimetler)
أَفَآءَ (was) restored afāa
(was) restored
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَىٰ Elçisine ʿalā
Elçisine
رَسُولِهِۦ His Messenger rasūlihi
His Messenger
مِنْ halkından min
halkından
أَهْلِ (the) people ahli
(the) people
ٱلْقُرَىٰ o kent l-qurā
o kent
فَلِلَّهِ Allah'a (aittir) falillahi
Allah'a (aittir)
وَلِلرَّسُولِ ve Elçiye walilrrasūli
ve Elçiye
وَلِذِى ve olanlara walidhī
ve olanlara
ٱلْقُرْبَىٰ akraba l-qur'bā
akraba
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimlere wal-yatāmā
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullara wal-masākīni
ve yoksullara
وَٱبْنِ ve yolcuya wa-ib'ni
ve yolcuya
ٱلسَّبِيلِ ve yolcuya l-sabīli
ve yolcuya
كَىْ ta ki kay
ta ki
لَا olmasın
olmasın
يَكُونَ it becomes yakūna
it becomes
دُولَةًۢ dolaşan bir şey dūlatan
dolaşan bir şey
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلْأَغْنِيَآءِ zenginler l-aghniyāi
zenginler
مِنكُمْ ۚ içinizden minkum
içinizden
وَمَآ ne ki wamā
ne ki
ءَاتَىٰكُمُ size verdi ātākumu
size verdi
ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi
فَخُذُوهُ onu alın fakhudhūhu
onu alın
وَمَا ve ne ki wamā
ve ne ki
نَهَىٰكُمْ size yasakladı nahākum
size yasakladı
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
فَٱنتَهُوا۟ ۚ sakının fa-intahū
sakının
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ şiddetlidir shadīdu
şiddetlidir
ٱلْعِقَابِ azabı l-ʿiqābi
azabı
٧ (7)
(7)
Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.
59:8
لِلْفُقَرَآءِ fakirler içindir lil'fuqarāi
fakirler içindir
ٱلْمُهَـٰجِرِينَ hicret eden l-muhājirīna
hicret eden
ٱلَّذِينَ çıkarılan alladhīna
çıkarılan
أُخْرِجُوا۟ were expelled ukh'rijū
were expelled
مِن yurtlarından min
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ their homes diyārihim
their homes
وَأَمْوَٰلِهِمْ ve mallarından wa-amwālihim
ve mallarından
يَبْتَغُونَ ararlar yabtaghūna
ararlar
فَضْلًۭا bir lutuf faḍlan
bir lutuf
مِّنَ Allahdan mina
Allahdan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرِضْوَٰنًۭا ve rızasını wariḍ'wānan
ve rızasını
وَيَنصُرُونَ ve yardım ederler wayanṣurūna
ve yardım ederler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلصَّـٰدِقُونَ doğru olanlar l-ṣādiqūna
doğru olanlar
٨ (8)
(8)
Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.
59:9
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
تَبَوَّءُو yerleşen(ler) tabawwaū
yerleşen(ler)
ٱلدَّارَ o yurda (Medine'ye) l-dāra
o yurda (Medine'ye)
وَٱلْإِيمَـٰنَ ve imana (sarılanlar) wal-īmāna
ve imana (sarılanlar)
مِن onlardan önce min
onlardan önce
قَبْلِهِمْ before them qablihim
before them
يُحِبُّونَ severler yuḥibbūna
severler
مَنْ kimseleri man
kimseleri
هَاجَرَ hicret eden(leri) hājara
hicret eden(leri)
إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine
وَلَا ve walā
ve
يَجِدُونَ bulmazlar yajidūna
bulmazlar
فِى göğüslerinde
göğüslerinde
صُدُورِهِمْ their breasts ṣudūrihim
their breasts
حَاجَةًۭ bir ihtiyaç ḥājatan
bir ihtiyaç
مِّمَّآ ötürü mimmā
ötürü
أُوتُوا۟ onlara verilelerden ūtū
onlara verilelerden
وَيُؤْثِرُونَ ve tercih ederler wayu'thirūna
ve tercih ederler
عَلَىٰٓ öz canlarına ʿalā
öz canlarına
أَنفُسِهِمْ themselves anfusihim
themselves
وَلَوْ dahi walaw
dahi
كَانَ olsa kāna
olsa
بِهِمْ kendilerinin bihim
kendilerinin
خَصَاصَةٌۭ ۚ ihtiyaçları khaṣāṣatun
ihtiyaçları
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُوقَ korunursa yūqa
korunursa
شُحَّ cimriliğinden shuḥḥa
cimriliğinden
نَفْسِهِۦ nefsinin nafsihi
nefsinin
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ başarıya erenlerdir l-muf'liḥūna
başarıya erenlerdir
٩ (9)
(9)
Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.
59:10
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
جَآءُو gelen(ler) jāū
gelen(ler)
مِنۢ onlardan sonra min
onlardan sonra
بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them
يَقُولُونَ derler ki yaqūlūna
derler ki
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ٱغْفِرْ bağışla igh'fir
bağışla
لَنَا bizi lanā
bizi
وَلِإِخْوَٰنِنَا ve kardeşlerimizi wali-ikh'wāninā
ve kardeşlerimizi
ٱلَّذِينَ bizden önce alladhīna
bizden önce
سَبَقُونَا preceded us sabaqūnā
preceded us
بِٱلْإِيمَـٰنِ inanmış olan bil-īmāni
inanmış olan
وَلَا ve walā
ve
تَجْعَلْ bırakma tajʿal
bırakma
فِى kalblerimizde
kalblerimizde
قُلُوبِنَا our hearts qulūbinā
our hearts
غِلًّۭا bir kin ghillan
bir kin
لِّلَّذِينَ karşı lilladhīna
karşı
ءَامَنُوا۟ inananlara āmanū
inananlara
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
إِنَّكَ elbette sen innaka
elbette sen
رَءُوفٌۭ çok şefkatli raūfun
çok şefkatli
رَّحِيمٌ çok merhametlisin raḥīmun
çok merhametlisin
١٠ (10)
(10)
Onlardan sonra gelenler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin" derler.
59:11
۞ أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
نَافَقُوا۟ iki yüzlülük eden nāfaqū
iki yüzlülük eden
يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler
لِإِخْوَٰنِهِمُ kardeşlerine li-ikh'wānihimu
kardeşlerine
ٱلَّذِينَ inkar eden alladhīna
inkar eden
كَفَرُوا۟ disbelieved kafarū
disbelieved
مِنْ ehlinden min
ehlinden
أَهْلِ the People ahli
the People
ٱلْكِتَـٰبِ kitap l-kitābi
kitap
لَئِنْ eğer la-in
eğer
أُخْرِجْتُمْ siz çıkarılırsanız ukh'rij'tum
siz çıkarılırsanız
لَنَخْرُجَنَّ mutlaka biz de çıkarız lanakhrujanna
mutlaka biz de çıkarız
مَعَكُمْ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
وَلَا ve walā
ve
نُطِيعُ ita'at etmeyiz nuṭīʿu
ita'at etmeyiz
فِيكُمْ sizin aleyhinize fīkum
sizin aleyhinize
أَحَدًا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye
أَبَدًۭا asla abadan
asla
وَإِن ve şayet wa-in
ve şayet
قُوتِلْتُمْ sizinle savaşılırsa qūtil'tum
sizinle savaşılırsa
لَنَنصُرَنَّكُمْ mutlaka size yardım ederiz lananṣurannakum
mutlaka size yardım ederiz
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَشْهَدُ şahidlik eder yashhadu
şahidlik eder
إِنَّهُمْ onların innahum
onların
لَكَـٰذِبُونَ yalancı olduklarına lakādhibūna
yalancı olduklarına
١١ (11)
(11)
Münafıkların, kitap ehlinin inkarcılarından olan kardeşlerine: "Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız and olsun ki, biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız; eğer savaşa tutuşursanız mutlaka size yardım ederiz" dediklerini görmedin mi? Allah onların yalancı olduklarına şahidlik eder.
59:12
لَئِنْ andolsun eğer la-in
andolsun eğer
أُخْرِجُوا۟ onlar çıkarılsalar ukh'rijū
onlar çıkarılsalar
لَا çıkmazlar
çıkmazlar
يَخْرُجُونَ they will leave yakhrujūna
they will leave
مَعَهُمْ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber
وَلَئِن ve eğer wala-in
ve eğer
قُوتِلُوا۟ onlarla savaşılsa qūtilū
onlarla savaşılsa
لَا onlara yardım etmezler
onlara yardım etmezler
يَنصُرُونَهُمْ they will help them yanṣurūnahum
they will help them
وَلَئِن ve eğer wala-in
ve eğer
نَّصَرُوهُمْ yardım etseler bile naṣarūhum
yardım etseler bile
لَيُوَلُّنَّ dönüp kaçarlar layuwallunna
dönüp kaçarlar
ٱلْأَدْبَـٰرَ arkalar(ın)a l-adbāra
arkalar(ın)a
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا kendilerine de yardım edilmez
kendilerine de yardım edilmez
يُنصَرُونَ they will be helped yunṣarūna
they will be helped
١٢ (12)
(12)
Onlar çıkarılmış olsalar, and olsun ki, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, and olsun ki, onlara yardıma koşmazlar; onlara yardıma gitseler, mutlaka geri dönüp kaçarlar, sonra yardım da görmezler.
59:13
لَأَنتُمْ elbette sizin la-antum
elbette sizin
أَشَدُّ fazladır ashaddu
fazladır
رَهْبَةًۭ korkunuz rahbatan
korkunuz
فِى onların kalblerinde
onların kalblerinde
صُدُورِهِم their breasts ṣudūrihim
their breasts
مِّنَ Allahınkinden mina
Allahınkinden
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur
لَّا anlamaz
anlamaz
يَفْقَهُونَ understand yafqahūna
understand
١٣ (13)
(13)
Ey inananlar! Onların yüreklerine korku salan, Allah'tan çok sizlersiniz; çünkü onlar, anlamayan kimselerdir.
59:14
لَا onlar sizinle savaşamazlar
onlar sizinle savaşamazlar
يُقَـٰتِلُونَكُمْ will they fight you yuqātilūnakum
will they fight you
جَمِيعًا toplu olarak jamīʿan
toplu olarak
إِلَّا ancak (savaşırlar) illā
ancak (savaşırlar)
فِى içinde
içinde
قُرًۭى kaleler quran
kaleler
مُّحَصَّنَةٍ müstahkem muḥaṣṣanatin
müstahkem
أَوْ yahut aw
yahut
مِن ardından min
ardından
وَرَآءِ behind warāi
behind
جُدُرٍۭ ۚ duvarların judurin
duvarların
بَأْسُهُم onların çekişmeleri basuhum
onların çekişmeleri
بَيْنَهُمْ kendi aralarında baynahum
kendi aralarında
شَدِيدٌۭ ۚ şiddetli shadīdun
şiddetli
تَحْسَبُهُمْ sen onları sanırsın taḥsabuhum
sen onları sanırsın
جَمِيعًۭا toplu jamīʿan
toplu
وَقُلُوبُهُمْ ama kalbleri waqulūbuhum
ama kalbleri
شَتَّىٰ ۚ dağınıktır shattā
dağınıktır
ذَٰلِكَ öyledir dhālika
öyledir
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur
لَّا düşünmez
düşünmez
يَعْقِلُونَ they reason yaʿqilūna
they reason
١٤ (14)
(14)
Onlar sizinle toplu olarak, ancak surla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arkasından savaşı kabul edebilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise serttir; onları birlik sanırsın, oysa kalbleri birbirinden ayrıdır. Bu, akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.
59:15
كَمَثَلِ durumu gibidir kamathali
durumu gibidir
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ before them qablihim
before them
قَرِيبًۭا ۖ yakın zaman qarīban
yakın zaman
ذَاقُوا۟ tadmışlardır dhāqū
tadmışlardır
وَبَالَ vebalini wabāla
vebalini
أَمْرِهِمْ yaptıklarının amrihim
yaptıklarının
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
١٥ (15)
(15)
Onların durumu, kendilerinden az zaman önce geçmiş ve işlerinin karşılığını tatmış olanların durumu gibidir. Onlara can yakıcı azap vardır.
59:16
كَمَثَلِ durumuna benzer kamathali
durumuna benzer
ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
لِلْإِنسَـٰنِ insana lil'insāni
insana
ٱكْفُرْ inkar et uk'fur
inkar et
فَلَمَّا zaman da falammā
zaman da
كَفَرَ inkar ettiği kafara
inkar ettiği
قَالَ demişti qāla
demişti
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım
مِّنكَ seden minka
seden
إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben
أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
رَبَّ Rabbi rabba
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٦ (16)
(16)
İkiyüzlülerin durumu insana: "İnkar et!" deyip, insan da inkar edince: "Doğrusu ben senden uzağım; Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" diyen şeytanın durumu gibidir.
59:17
فَكَانَ nihayet oldu fakāna
nihayet oldu
عَـٰقِبَتَهُمَآ sonları ʿāqibatahumā
sonları
أَنَّهُمَا ikisinin de annahumā
ikisinin de
فِى ateşte kalmaları
ateşte kalmaları
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
خَـٰلِدَيْنِ ebedi olarak khālidayni
ebedi olarak
فِيهَا ۚ orada fīhā
orada
وَذَٰلِكَ ve budur wadhālika
ve budur
جَزَٰٓؤُا۟ cezası jazāu
cezası
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
١٧ (17)
(17)
İkisinin sonucu da, içinde temelli kalacakları ateş olacaktır. Zalimlerin cezası budur.
59:18
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَلْتَنظُرْ ve baksın waltanẓur
ve baksın
نَفْسٌۭ kişi nafsun
kişi
مَّا ne
ne
قَدَّمَتْ gönderdiğine qaddamat
gönderdiğine
لِغَدٍۢ ۖ yarın için lighadin
yarın için
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
خَبِيرٌۢ bilmektedir khabīrun
bilmektedir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
١٨ (18)
(18)
Ey inananlar! Allah'tan sakının; herkes yarına ne hazırladığına baksın; Allah'tan sakının, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.
59:19
وَلَا ve walā
ve
تَكُونُوا۟ olmayın takūnū
olmayın
كَٱلَّذِينَ kimseler gibi ka-alladhīna
kimseler gibi
نَسُوا۟ unutanlar nasū
unutanlar
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
فَأَنسَىٰهُمْ ve onlara unutturduğu fa-ansāhum
ve onlara unutturduğu
أَنفُسَهُمْ ۚ kendi canlarını anfusahum
kendi canlarını
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkanlardır l-fāsiqūna
yoldan çıkanlardır
١٩ (19)
(19)
Allah'ı unutup da, Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.
59:20
لَا değildir
değildir
يَسْتَوِىٓ eşit yastawī
eşit
أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı
ٱلْجَنَّةِ ۚ cennet l-janati
cennet
أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı
ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْفَآئِزُونَ kurtulanlardır l-fāizūna
kurtulanlardır
٢٠ (20)
(20)
Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir. Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir.
59:21
لَوْ şayet law
şayet
أَنزَلْنَا biz indirseydik anzalnā
biz indirseydik
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
عَلَىٰ bir dağa ʿalā
bir dağa
جَبَلٍۢ a mountain jabalin
a mountain
لَّرَأَيْتَهُۥ onu görürdün lara-aytahu
onu görürdün
خَـٰشِعًۭا baş eğmiş khāshiʿan
baş eğmiş
مُّتَصَدِّعًۭا parçalanmış mutaṣaddiʿan
parçalanmış
مِّنْ korkusundan min
korkusundan
خَشْيَةِ (the) fear khashyati
(the) fear
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
وَتِلْكَ ve bu watil'ka
ve bu
ٱلْأَمْثَـٰلُ misalleri l-amthālu
misalleri
نَضْرِبُهَا anlatıyoruz naḍribuhā
anlatıyoruz
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَتَفَكَّرُونَ düşünürler yatafakkarūna
düşünürler
٢١ (21)
(21)
Eğer Biz Kuran'ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, onun, Allah korkusuyla başeğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz.
59:22
هُوَ O huwa
O
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
عَـٰلِمُ bilir ʿālimu
bilir
ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ۖ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni
هُوَ O huwa
O
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahmân'dır (çok esirgeyen) l-raḥmānu
Rahmân'dır (çok esirgeyen)
ٱلرَّحِيمُ Rahîm'dir (çok acıyan) l-raḥīmu
Rahîm'dir (çok acıyan)
٢٢ (22)
(22)
O, görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. O, acıyıcı olandır, acıyandır.
59:23
هُوَ O huwa
O
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
ٱلْمَلِكُ Melik'tir (padişahtır) l-maliku
Melik'tir (padişahtır)
ٱلْقُدُّوسُ Kuddûs'tür (mukaddes) l-qudūsu
Kuddûs'tür (mukaddes)
ٱلسَّلَـٰمُ Selâm'dır (esenlik veren) l-salāmu
Selâm'dır (esenlik veren)
ٱلْمُؤْمِنُ Mü'min'dir (güvenlik veren) l-mu'minu
Mü'min'dir (güvenlik veren)
ٱلْمُهَيْمِنُ Müheymin'dir (kollayıp koruyan) l-muhayminu
Müheymin'dir (kollayıp koruyan)
ٱلْعَزِيزُ Azîz'dir (üstün galib) l-ʿazīzu
Azîz'dir (üstün galib)
ٱلْجَبَّارُ Cebbâr'dır (istediğini zorla yaptıran) l-jabāru
Cebbâr'dır (istediğini zorla yaptıran)
ٱلْمُتَكَبِّرُ ۚ Mütekebbir'dir (çok ulud) l-mutakabiru
Mütekebbir'dir (çok ulud)
سُبْحَـٰنَ yücedir sub'ḥāna
yücedir
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
عَمَّا ortak koşmalarından ʿammā
ortak koşmalarından
يُشْرِكُونَ they associate (with Him) yush'rikūna
they associate (with Him)
٢٣ (23)
(23)
O, kendisinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal; esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu herşeye geçiren, ulu olan, Allah'tır. Allah onların koştukları eşlerden (ortaklardan) münezzehtir.
59:24
هُوَ O huwa
O
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْخَـٰلِقُ Hâlik'dir (yaratan) l-khāliqu
Hâlik'dir (yaratan)
ٱلْبَارِئُ Bâri'dir (var eden) l-bāri-u
Bâri'dir (var eden)
ٱلْمُصَوِّرُ ۖ Musavvir'dir (biçim veren) l-muṣawiru
Musavvir'dir (biçim veren)
لَهُ O'nundur lahu
O'nundur
ٱلْأَسْمَآءُ isimler l-asmāu
isimler
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ en güzel l-ḥus'nā
en güzel
يُسَبِّحُ tesbih ederler yusabbiḥu
tesbih ederler
لَهُۥ O'nu lahu
O'nu
مَا bulunanlar
bulunanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ Azîz'dir (mutlak galip) l-ʿazīzu
Azîz'dir (mutlak galip)
ٱلْحَكِيمُ Hakîm'dir (hükümdar herşeyi hikmetle yapan) l-ḥakīmu
Hakîm'dir (hükümdar herşeyi hikmetle yapan)
٢٤ (24)
(24)
O, vareden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel adlar kendisinin olan Allah'tır. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.