53
Necm
النجم
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
53:1
وَٱلنَّجْمِ
yıldıza andolsun
wal-najmi
yıldıza andolsun إِذَا zaman idhā
zaman هَوَىٰ aşağı kaydığı hawā
aşağı kaydığı ١ (1)
(1)
yıldıza andolsun إِذَا zaman idhā
zaman هَوَىٰ aşağı kaydığı hawā
aşağı kaydığı ١ (1)
(1)
Batmakta olan yıldıza and olsun ki,
53:2
مَا
sapmadı
mā
sapmadı ضَلَّ has strayed ḍalla
has strayed صَاحِبُكُمْ arkadaşınız ṣāḥibukum
arkadaşınız وَمَا ve wamā
ve غَوَىٰ azmadı ghawā
azmadı ٢ (2)
(2)
sapmadı ضَلَّ has strayed ḍalla
has strayed صَاحِبُكُمْ arkadaşınız ṣāḥibukum
arkadaşınız وَمَا ve wamā
ve غَوَىٰ azmadı ghawā
azmadı ٢ (2)
(2)
Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.
53:3
وَمَا
ve
wamā
ve يَنطِقُ O konuşmaz yanṭiqu
O konuşmaz عَنِ hevadan ʿani
hevadan ٱلْهَوَىٰٓ the desire l-hawā
the desire ٣ (3)
(3)
ve يَنطِقُ O konuşmaz yanṭiqu
O konuşmaz عَنِ hevadan ʿani
hevadan ٱلْهَوَىٰٓ the desire l-hawā
the desire ٣ (3)
(3)
O, kendiliğinden konuşmamaktadır.
53:4
إِنْ
değildir
in
değildir هُوَ O huwa
O إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey وَحْىٌۭ vahiy(den) waḥyun
vahiy(den) يُوحَىٰ kendisine vahyedilen yūḥā
kendisine vahyedilen ٤ (4)
(4)
değildir هُوَ O huwa
O إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey وَحْىٌۭ vahiy(den) waḥyun
vahiy(den) يُوحَىٰ kendisine vahyedilen yūḥā
kendisine vahyedilen ٤ (4)
(4)
Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.
53:5
عَلَّمَهُۥ
onu öğretti
ʿallamahu
onu öğretti شَدِيدُ mühtiş olan shadīdu
mühtiş olan ٱلْقُوَىٰ kuvvetleri l-quwā
kuvvetleri ٥ (5)
(5)
onu öğretti شَدِيدُ mühtiş olan shadīdu
mühtiş olan ٱلْقُوَىٰ kuvvetleri l-quwā
kuvvetleri ٥ (5)
(5)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
53:6
ذُو
sahibi
dhū
sahibi مِرَّةٍۢ üstün akıl mirratin
üstün akıl فَٱسْتَوَىٰ ve doğruldu fa-is'tawā
ve doğruldu ٦ (6)
(6)
sahibi مِرَّةٍۢ üstün akıl mirratin
üstün akıl فَٱسْتَوَىٰ ve doğruldu fa-is'tawā
ve doğruldu ٦ (6)
(6)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
53:7
وَهُوَ
o iken
wahuwa
o iken بِٱلْأُفُقِ ufukta bil-ufuqi
ufukta ٱلْأَعْلَىٰ yüksek l-aʿlā
yüksek ٧ (7)
(7)
o iken بِٱلْأُفُقِ ufukta bil-ufuqi
ufukta ٱلْأَعْلَىٰ yüksek l-aʿlā
yüksek ٧ (7)
(7)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
53:8
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra دَنَا yaklaştı danā
yaklaştı فَتَدَلَّىٰ ve sarktı fatadallā
ve sarktı ٨ (8)
(8)
sonra دَنَا yaklaştı danā
yaklaştı فَتَدَلَّىٰ ve sarktı fatadallā
ve sarktı ٨ (8)
(8)
Sonra yaklaşmış ve inmiştir.
53:9
فَكَانَ
kaldı
fakāna
kaldı قَابَ uzunluğu kadar qāba
uzunluğu kadar قَوْسَيْنِ iki yay qawsayni
iki yay أَوْ yahut aw
yahut أَدْنَىٰ daha yakın adnā
daha yakın ٩ (9)
(9)
kaldı قَابَ uzunluğu kadar qāba
uzunluğu kadar قَوْسَيْنِ iki yay qawsayni
iki yay أَوْ yahut aw
yahut أَدْنَىٰ daha yakın adnā
daha yakın ٩ (9)
(9)
Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.
53:10
فَأَوْحَىٰٓ
sonra vahyetti
fa-awḥā
sonra vahyetti إِلَىٰ kuluna ilā
kuluna عَبْدِهِۦ His slave ʿabdihi
His slave مَآ vahyettiğini mā
vahyettiğini أَوْحَىٰ he revealed awḥā
he revealed ١٠ (10)
(10)
sonra vahyetti إِلَىٰ kuluna ilā
kuluna عَبْدِهِۦ His slave ʿabdihi
His slave مَآ vahyettiğini mā
vahyettiğini أَوْحَىٰ he revealed awḥā
he revealed ١٠ (10)
(10)
Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.
53:11
مَا
yanılmadı
mā
yanılmadı كَذَبَ lied kadhaba
lied ٱلْفُؤَادُ gönül l-fuādu
gönül مَا gördüğünde mā
gördüğünde رَأَىٰٓ it saw raā
it saw ١١ (11)
(11)
yanılmadı كَذَبَ lied kadhaba
lied ٱلْفُؤَادُ gönül l-fuādu
gönül مَا gördüğünde mā
gördüğünde رَأَىٰٓ it saw raā
it saw ١١ (11)
(11)
Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.
53:12
أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ
kuşku mu duyuyorsunuz?
afatumārūnahu
kuşku mu duyuyorsunuz? عَلَىٰ hakkında ʿalā
hakkında مَا şey mā
şey يَرَىٰ onun gördüğü yarā
onun gördüğü ١٢ (12)
(12)
kuşku mu duyuyorsunuz? عَلَىٰ hakkında ʿalā
hakkında مَا şey mā
şey يَرَىٰ onun gördüğü yarā
onun gördüğü ١٢ (12)
(12)
Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?
53:13
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun رَءَاهُ onu görmüştü raāhu
onu görmüştü نَزْلَةً inişinde nazlatan
inişinde أُخْرَىٰ başka bir ukh'rā
başka bir ١٣ (13)
(13)
ve andolsun رَءَاهُ onu görmüştü raāhu
onu görmüştü نَزْلَةً inişinde nazlatan
inişinde أُخْرَىٰ başka bir ukh'rā
başka bir ١٣ (13)
(13)
And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.
53:14
عِندَ
yanında
ʿinda
yanında سِدْرَةِ Sidretü'l sid'rati
Sidretü'l ٱلْمُنتَهَىٰ Müntehâ'nın l-muntahā
Müntehâ'nın ١٤ (14)
(14)
yanında سِدْرَةِ Sidretü'l sid'rati
Sidretü'l ٱلْمُنتَهَىٰ Müntehâ'nın l-muntahā
Müntehâ'nın ١٤ (14)
(14)
And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.
53:15
عِندَهَا
(ki) onun yanındadır
ʿindahā
(ki) onun yanındadır جَنَّةُ Cennet'ül (bahçe) jannatu
Cennet'ül (bahçe) ٱلْمَأْوَىٰٓ Me'vâ (oturulacak) l-mawā
Me'vâ (oturulacak) ١٥ (15)
(15)
(ki) onun yanındadır جَنَّةُ Cennet'ül (bahçe) jannatu
Cennet'ül (bahçe) ٱلْمَأْوَىٰٓ Me'vâ (oturulacak) l-mawā
Me'vâ (oturulacak) ١٥ (15)
(15)
Orada Me'va cenneti vardır.
53:16
إِذْ
hani
idh
hani يَغْشَى kaplıyordu yaghshā
kaplıyordu ٱلسِّدْرَةَ Sidre'yi l-sid'rata
Sidre'yi مَا kaplayan mā
kaplayan يَغْشَىٰ covers yaghshā
covers ١٦ (16)
(16)
hani يَغْشَى kaplıyordu yaghshā
kaplıyordu ٱلسِّدْرَةَ Sidre'yi l-sid'rata
Sidre'yi مَا kaplayan mā
kaplayan يَغْشَىٰ covers yaghshā
covers ١٦ (16)
(16)
Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
53:17
مَا
şaşmadı
mā
şaşmadı زَاغَ swerved zāgha
swerved ٱلْبَصَرُ göz(ü) l-baṣaru
göz(ü) وَمَا ve wamā
ve طَغَىٰ azmadı ṭaghā
azmadı ١٧ (17)
(17)
şaşmadı زَاغَ swerved zāgha
swerved ٱلْبَصَرُ göz(ü) l-baṣaru
göz(ü) وَمَا ve wamā
ve طَغَىٰ azmadı ṭaghā
azmadı ١٧ (17)
(17)
Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.
53:18
لَقَدْ
andolsun
laqad
andolsun رَأَىٰ gördü raā
gördü مِنْ bazılarını min
bazılarını ءَايَـٰتِ ayetlerinden āyāti
ayetlerinden رَبِّهِ Rabbinin rabbihi
Rabbinin ٱلْكُبْرَىٰٓ büyük l-kub'rā
büyük ١٨ (18)
(18)
andolsun رَأَىٰ gördü raā
gördü مِنْ bazılarını min
bazılarını ءَايَـٰتِ ayetlerinden āyāti
ayetlerinden رَبِّهِ Rabbinin rabbihi
Rabbinin ٱلْكُبْرَىٰٓ büyük l-kub'rā
büyük ١٨ (18)
(18)
And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.
53:19
أَفَرَءَيْتُمُ
gördünüz mü?
afara-aytumu
gördünüz mü? ٱللَّـٰتَ Lat l-lāta
Lat وَٱلْعُزَّىٰ ve 'Uzza'yı wal-ʿuzā
ve 'Uzza'yı ١٩ (19)
(19)
gördünüz mü? ٱللَّـٰتَ Lat l-lāta
Lat وَٱلْعُزَّىٰ ve 'Uzza'yı wal-ʿuzā
ve 'Uzza'yı ١٩ (19)
(19)
Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?
53:20
وَمَنَوٰةَ
ve Menat'ı?
wamanata
ve Menat'ı? ٱلثَّالِثَةَ üçüncüsünü l-thālithata
üçüncüsünü ٱلْأُخْرَىٰٓ öteki l-ukh'rā
öteki ٢٠ (20)
(20)
ve Menat'ı? ٱلثَّالِثَةَ üçüncüsünü l-thālithata
üçüncüsünü ٱلْأُخْرَىٰٓ öteki l-ukh'rā
öteki ٢٠ (20)
(20)
Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?
53:21
أَلَكُمُ
size midir?
alakumu
size midir? ٱلذَّكَرُ erkek l-dhakaru
erkek وَلَهُ ve O'na walahu
ve O'na ٱلْأُنثَىٰ kadın l-unthā
kadın ٢١ (21)
(21)
size midir? ٱلذَّكَرُ erkek l-dhakaru
erkek وَلَهُ ve O'na walahu
ve O'na ٱلْأُنثَىٰ kadın l-unthā
kadın ٢١ (21)
(21)
Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?
53:22
تِلْكَ
bu
til'ka
bu إِذًۭا o halde idhan
o halde قِسْمَةٌۭ bir taksimdir qis'matun
bir taksimdir ضِيزَىٰٓ insafsızca ḍīzā
insafsızca ٢٢ (22)
(22)
bu إِذًۭا o halde idhan
o halde قِسْمَةٌۭ bir taksimdir qis'matun
bir taksimdir ضِيزَىٰٓ insafsızca ḍīzā
insafsızca ٢٢ (22)
(22)
Öyleyse bu haksız bir paylaşma;
53:23
إِنْ
değildir
in
değildir هِىَ onlar hiya
onlar إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey أَسْمَآءٌۭ isimler(den) asmāon
isimler(den) سَمَّيْتُمُوهَآ isimlendirdiğiniz sammaytumūhā
isimlendirdiğiniz أَنتُمْ sizin antum
sizin وَءَابَآؤُكُم ve babalarınızın waābāukum
ve babalarınızın مَّآ indirmemiştir mā
indirmemiştir أَنزَلَ has Allah sent down anzala
has Allah sent down ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِهَا onlara bihā
onlara مِن hiçbir min
hiçbir سُلْطَـٰنٍ ۚ güç sul'ṭānin
güç إِن hayır in
hayır يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar yattabiʿūna
onlar uyuyorlar إِلَّا ancak illā
ancak ٱلظَّنَّ zanna l-ẓana
zanna وَمَا ve wamā
ve تَهْوَى hevesine tahwā
hevesine ٱلْأَنفُسُ ۖ nefislerin l-anfusu
nefislerin وَلَقَدْ oysa walaqad
oysa جَآءَهُم kendilerine gelmiştir jāahum
kendilerine gelmiştir مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّهِمُ Rableri rabbihimu
Rableri ٱلْهُدَىٰٓ yol gösterici l-hudā
yol gösterici ٢٣ (23)
(23)
değildir هِىَ onlar hiya
onlar إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey أَسْمَآءٌۭ isimler(den) asmāon
isimler(den) سَمَّيْتُمُوهَآ isimlendirdiğiniz sammaytumūhā
isimlendirdiğiniz أَنتُمْ sizin antum
sizin وَءَابَآؤُكُم ve babalarınızın waābāukum
ve babalarınızın مَّآ indirmemiştir mā
indirmemiştir أَنزَلَ has Allah sent down anzala
has Allah sent down ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِهَا onlara bihā
onlara مِن hiçbir min
hiçbir سُلْطَـٰنٍ ۚ güç sul'ṭānin
güç إِن hayır in
hayır يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar yattabiʿūna
onlar uyuyorlar إِلَّا ancak illā
ancak ٱلظَّنَّ zanna l-ẓana
zanna وَمَا ve wamā
ve تَهْوَى hevesine tahwā
hevesine ٱلْأَنفُسُ ۖ nefislerin l-anfusu
nefislerin وَلَقَدْ oysa walaqad
oysa جَآءَهُم kendilerine gelmiştir jāahum
kendilerine gelmiştir مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّهِمُ Rableri rabbihimu
Rableri ٱلْهُدَىٰٓ yol gösterici l-hudā
yol gösterici ٢٣ (23)
(23)
Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.
53:24
أَمْ
yoksa
am
yoksa لِلْإِنسَـٰنِ insan için midir? lil'insāni
insan için midir? مَا her mā
her تَمَنَّىٰ arzu ettiği tamannā
arzu ettiği ٢٤ (24)
(24)
yoksa لِلْإِنسَـٰنِ insan için midir? lil'insāni
insan için midir? مَا her mā
her تَمَنَّىٰ arzu ettiği tamannā
arzu ettiği ٢٤ (24)
(24)
Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?
53:25
فَلِلَّهِ
Allah'ındır
falillahi
Allah'ındır ٱلْـَٔاخِرَةُ son (ahiret) l-ākhiratu
son (ahiret) وَٱلْأُولَىٰ ve ilk (dünya) wal-ūlā
ve ilk (dünya) ٢٥ (25)
(25)
Allah'ındır ٱلْـَٔاخِرَةُ son (ahiret) l-ākhiratu
son (ahiret) وَٱلْأُولَىٰ ve ilk (dünya) wal-ūlā
ve ilk (dünya) ٢٥ (25)
(25)
Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.
53:26
۞ وَكَم
nicesi var ki
wakam
nicesi var ki مِّن melek(ler)den min
melek(ler)den مَّلَكٍۢ (the) Angels malakin
(the) Angels فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens لَا işe yaramaz lā
işe yaramaz تُغْنِى will avail tugh'nī
will avail شَفَـٰعَتُهُمْ onların şefa'ati shafāʿatuhum
onların şefa'ati شَيْـًٔا hiçbir shayan
hiçbir إِلَّا dışında illā
dışında مِنۢ sonrası min
sonrası بَعْدِ after baʿdi
after أَن izin vermesinden an
izin vermesinden يَأْذَنَ Allah has given permission yadhana
Allah has given permission ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın لِمَن kimseye liman
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَرْضَىٰٓ ve razı olduğu wayarḍā
ve razı olduğu ٢٦ (26)
(26)
nicesi var ki مِّن melek(ler)den min
melek(ler)den مَّلَكٍۢ (the) Angels malakin
(the) Angels فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens لَا işe yaramaz lā
işe yaramaz تُغْنِى will avail tugh'nī
will avail شَفَـٰعَتُهُمْ onların şefa'ati shafāʿatuhum
onların şefa'ati شَيْـًٔا hiçbir shayan
hiçbir إِلَّا dışında illā
dışında مِنۢ sonrası min
sonrası بَعْدِ after baʿdi
after أَن izin vermesinden an
izin vermesinden يَأْذَنَ Allah has given permission yadhana
Allah has given permission ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın لِمَن kimseye liman
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَرْضَىٰٓ ve razı olduğu wayarḍā
ve razı olduğu ٢٦ (26)
(26)
Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.
53:27
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler لَا inanmayan(lar) lā
inanmayan(lar) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete لَيُسَمُّونَ adlandırıyorlar layusammūna
adlandırıyorlar ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ meleklere l-malāikata
meleklere تَسْمِيَةَ adlarını tasmiyata
adlarını ٱلْأُنثَىٰ dişilerin l-unthā
dişilerin ٢٧ (27)
(27)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler لَا inanmayan(lar) lā
inanmayan(lar) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete لَيُسَمُّونَ adlandırıyorlar layusammūna
adlandırıyorlar ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ meleklere l-malāikata
meleklere تَسْمِيَةَ adlarını tasmiyata
adlarını ٱلْأُنثَىٰ dişilerin l-unthā
dişilerin ٢٧ (27)
(27)
Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.
53:28
وَمَا
ve yoktur
wamā
ve yoktur لَهُم onların lahum
onların بِهِۦ bu hususta bihi
bu hususta مِنْ hiçbir min
hiçbir عِلْمٍ ۖ bilgileri ʿil'min
bilgileri إِن hayır in
hayır يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar yattabiʿūna
onlar uyuyorlar إِلَّا sadece illā
sadece ٱلظَّنَّ ۖ zanna l-ẓana
zanna وَإِنَّ ve elbette wa-inna
ve elbette ٱلظَّنَّ zan l-ẓana
zan لَا kazandırmaz lā
kazandırmaz يُغْنِى avail yugh'nī
avail مِنَ yana mina
yana ٱلْحَقِّ hak(tan) l-ḥaqi
hak(tan) شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey ٢٨ (28)
(28)
ve yoktur لَهُم onların lahum
onların بِهِۦ bu hususta bihi
bu hususta مِنْ hiçbir min
hiçbir عِلْمٍ ۖ bilgileri ʿil'min
bilgileri إِن hayır in
hayır يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar yattabiʿūna
onlar uyuyorlar إِلَّا sadece illā
sadece ٱلظَّنَّ ۖ zanna l-ẓana
zanna وَإِنَّ ve elbette wa-inna
ve elbette ٱلظَّنَّ zan l-ẓana
zan لَا kazandırmaz lā
kazandırmaz يُغْنِى avail yugh'nī
avail مِنَ yana mina
yana ٱلْحَقِّ hak(tan) l-ḥaqi
hak(tan) شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey ٢٨ (28)
(28)
Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.
53:29
فَأَعْرِضْ
o halde yüz çevir
fa-aʿriḍ
o halde yüz çevir عَن kimseden ʿan
kimseden مَّن (him) who man
(him) who تَوَلَّىٰ yüz çeviren tawallā
yüz çeviren عَن bizi anmaktan ʿan
bizi anmaktan ذِكْرِنَا Our Reminder dhik'rinā
Our Reminder وَلَمْ ve walam
ve يُرِدْ istemeyen yurid
istemeyen إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey ٱلْحَيَوٰةَ hayatından l-ḥayata
hayatından ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya ٢٩ (29)
(29)
o halde yüz çevir عَن kimseden ʿan
kimseden مَّن (him) who man
(him) who تَوَلَّىٰ yüz çeviren tawallā
yüz çeviren عَن bizi anmaktan ʿan
bizi anmaktan ذِكْرِنَا Our Reminder dhik'rinā
Our Reminder وَلَمْ ve walam
ve يُرِدْ istemeyen yurid
istemeyen إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey ٱلْحَيَوٰةَ hayatından l-ḥayata
hayatından ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya ٢٩ (29)
(29)
Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.
53:30
ذَٰلِكَ
işte budur
dhālika
işte budur مَبْلَغُهُم onların erişebilecekleri mablaghuhum
onların erişebilecekleri مِّنَ bilgiden mina
bilgiden ٱلْعِلْمِ ۚ knowledge l-ʿil'mi
knowledge إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin هُوَ O huwa
O أَعْلَمُ iyi bilir aʿlamu
iyi bilir بِمَن kimseyi biman
kimseyi ضَلَّ sapan ḍalla
sapan عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِهِۦ His Path sabīlihi
His Path وَهُوَ ve O wahuwa
ve O أَعْلَمُ iyi bilir aʿlamu
iyi bilir بِمَنِ kimseyi bimani
kimseyi ٱهْتَدَىٰ yola gelen ih'tadā
yola gelen ٣٠ (30)
(30)
işte budur مَبْلَغُهُم onların erişebilecekleri mablaghuhum
onların erişebilecekleri مِّنَ bilgiden mina
bilgiden ٱلْعِلْمِ ۚ knowledge l-ʿil'mi
knowledge إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin هُوَ O huwa
O أَعْلَمُ iyi bilir aʿlamu
iyi bilir بِمَن kimseyi biman
kimseyi ضَلَّ sapan ḍalla
sapan عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِهِۦ His Path sabīlihi
His Path وَهُوَ ve O wahuwa
ve O أَعْلَمُ iyi bilir aʿlamu
iyi bilir بِمَنِ kimseyi bimani
kimseyi ٱهْتَدَىٰ yola gelen ih'tadā
yola gelen ٣٠ (30)
(30)
Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.
53:31
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
walillahi
Allah'ındır مَا herşey mā
herşey فِى bulunan fī
bulunan ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa فِى bulunan fī
bulunan ٱلْأَرْضِ yerde l-arḍi
yerde لِيَجْزِىَ cezalandırsın diye liyajziya
cezalandırsın diye ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri أَسَـٰٓـُٔوا۟ kötülük eden(leri) asāū
kötülük eden(leri) بِمَا yaptıklarıyle bimā
yaptıklarıyle عَمِلُوا۟ they have done ʿamilū
they have done وَيَجْزِىَ ve mükafatlandırsın diye wayajziya
ve mükafatlandırsın diye ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri أَحْسَنُوا۟ güzel davranan(ları) aḥsanū
güzel davranan(ları) بِٱلْحُسْنَى güzellikle bil-ḥus'nā
güzellikle ٣١ (31)
(31)
Allah'ındır مَا herşey mā
herşey فِى bulunan fī
bulunan ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa فِى bulunan fī
bulunan ٱلْأَرْضِ yerde l-arḍi
yerde لِيَجْزِىَ cezalandırsın diye liyajziya
cezalandırsın diye ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri أَسَـٰٓـُٔوا۟ kötülük eden(leri) asāū
kötülük eden(leri) بِمَا yaptıklarıyle bimā
yaptıklarıyle عَمِلُوا۟ they have done ʿamilū
they have done وَيَجْزِىَ ve mükafatlandırsın diye wayajziya
ve mükafatlandırsın diye ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri أَحْسَنُوا۟ güzel davranan(ları) aḥsanū
güzel davranan(ları) بِٱلْحُسْنَى güzellikle bil-ḥus'nā
güzellikle ٣١ (31)
(31)
Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
53:32
ٱلَّذِينَ
ki onlar
alladhīna
ki onlar يَجْتَنِبُونَ kaçınırlar yajtanibūna
kaçınırlar كَبَـٰٓئِرَ büyüklerinden kabāira
büyüklerinden ٱلْإِثْمِ günahın l-ith'mi
günahın وَٱلْفَوَٰحِشَ ve çirkin işlerden wal-fawāḥisha
ve çirkin işlerden إِلَّا dışında illā
dışında ٱللَّمَمَ ۚ küçük hatalar l-lamama
küçük hatalar إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbinin rabbaka
Rabbinin وَٰسِعُ geniştir wāsiʿu
geniştir ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ affı l-maghfirati
affı هُوَ O huwa
O أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِكُمْ sizi bikum
sizi إِذْ zaman idh
zaman أَنشَأَكُم sizi inşa ettiği ansha-akum
sizi inşa ettiği مِّنَ topraktan mina
topraktan ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَإِذْ ve zaman wa-idh
ve zaman أَنتُمْ siz antum
siz أَجِنَّةٌۭ cenin halinde iken ajinnatun
cenin halinde iken فِى karınlarında fī
karınlarında بُطُونِ (the) wombs buṭūni
(the) wombs أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ annelerinizin ummahātikum
annelerinizin فَلَا artık falā
artık تُزَكُّوٓا۟ övüp yüceltmeyin tuzakkū
övüp yüceltmeyin أَنفُسَكُمْ ۖ kendinizi anfusakum
kendinizi هُوَ O huwa
O أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَنِ kimseyi bimani
kimseyi ٱتَّقَىٰٓ korunan ittaqā
korunan ٣٢ (32)
(32)
ki onlar يَجْتَنِبُونَ kaçınırlar yajtanibūna
kaçınırlar كَبَـٰٓئِرَ büyüklerinden kabāira
büyüklerinden ٱلْإِثْمِ günahın l-ith'mi
günahın وَٱلْفَوَٰحِشَ ve çirkin işlerden wal-fawāḥisha
ve çirkin işlerden إِلَّا dışında illā
dışında ٱللَّمَمَ ۚ küçük hatalar l-lamama
küçük hatalar إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbinin rabbaka
Rabbinin وَٰسِعُ geniştir wāsiʿu
geniştir ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ affı l-maghfirati
affı هُوَ O huwa
O أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِكُمْ sizi bikum
sizi إِذْ zaman idh
zaman أَنشَأَكُم sizi inşa ettiği ansha-akum
sizi inşa ettiği مِّنَ topraktan mina
topraktan ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَإِذْ ve zaman wa-idh
ve zaman أَنتُمْ siz antum
siz أَجِنَّةٌۭ cenin halinde iken ajinnatun
cenin halinde iken فِى karınlarında fī
karınlarında بُطُونِ (the) wombs buṭūni
(the) wombs أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ annelerinizin ummahātikum
annelerinizin فَلَا artık falā
artık تُزَكُّوٓا۟ övüp yüceltmeyin tuzakkū
övüp yüceltmeyin أَنفُسَكُمْ ۖ kendinizi anfusakum
kendinizi هُوَ O huwa
O أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَنِ kimseyi bimani
kimseyi ٱتَّقَىٰٓ korunan ittaqā
korunan ٣٢ (32)
(32)
Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
53:33
أَفَرَءَيْتَ
gördün mü?
afara-ayta
gördün mü? ٱلَّذِى kimseyi alladhī
kimseyi تَوَلَّىٰ arkasını dönen tawallā
arkasını dönen ٣٣ (33)
(33)
gördün mü? ٱلَّذِى kimseyi alladhī
kimseyi تَوَلَّىٰ arkasını dönen tawallā
arkasını dönen ٣٣ (33)
(33)
Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"
53:34
وَأَعْطَىٰ
ve vereni
wa-aʿṭā
ve vereni قَلِيلًۭا azıcık qalīlan
azıcık وَأَكْدَىٰٓ ve gerisini elinde tutanı wa-akdā
ve gerisini elinde tutanı ٣٤ (34)
(34)
ve vereni قَلِيلًۭا azıcık qalīlan
azıcık وَأَكْدَىٰٓ ve gerisini elinde tutanı wa-akdā
ve gerisini elinde tutanı ٣٤ (34)
(34)
Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"
53:35
أَعِندَهُۥ
kendi yanında mı?
aʿindahu
kendi yanında mı? عِلْمُ bilgisi ʿil'mu
bilgisi ٱلْغَيْبِ gayb'ın l-ghaybi
gayb'ın فَهُوَ ve o (mu?) fahuwa
ve o (mu?) يَرَىٰٓ görüyor yarā
görüyor ٣٥ (35)
(35)
kendi yanında mı? عِلْمُ bilgisi ʿil'mu
bilgisi ٱلْغَيْبِ gayb'ın l-ghaybi
gayb'ın فَهُوَ ve o (mu?) fahuwa
ve o (mu?) يَرَىٰٓ görüyor yarā
görüyor ٣٥ (35)
(35)
Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?
53:36
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَمْ haber verilmedi mi? lam
haber verilmedi mi? يُنَبَّأْ he was informed yunabba
he was informed بِمَا bulunan bimā
bulunan فِى sahifelerinde fī
sahifelerinde صُحُفِ (the) Scriptures ṣuḥufi
(the) Scriptures مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın ٣٦ (36)
(36)
yoksa لَمْ haber verilmedi mi? lam
haber verilmedi mi? يُنَبَّأْ he was informed yunabba
he was informed بِمَا bulunan bimā
bulunan فِى sahifelerinde fī
sahifelerinde صُحُفِ (the) Scriptures ṣuḥufi
(the) Scriptures مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın ٣٦ (36)
(36)
Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?
53:37
وَإِبْرَٰهِيمَ
ve İbrahim'in
wa-ib'rāhīma
ve İbrahim'in ٱلَّذِى ki alladhī
ki وَفَّىٰٓ çok vefalıdır waffā
çok vefalıdır ٣٧ (37)
(37)
ve İbrahim'in ٱلَّذِى ki alladhī
ki وَفَّىٰٓ çok vefalıdır waffā
çok vefalıdır ٣٧ (37)
(37)
Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?
53:38
أَلَّا
yüklenmez
allā
yüklenmez تَزِرُ will bear taziru
will bear وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar وِزْرَ (günah) yükünü wiz'ra
(günah) yükünü أُخْرَىٰ başkasının ukh'rā
başkasının ٣٨ (38)
(38)
yüklenmez تَزِرُ will bear taziru
will bear وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar وِزْرَ (günah) yükünü wiz'ra
(günah) yükünü أُخْرَىٰ başkasının ukh'rā
başkasının ٣٨ (38)
(38)
Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;
53:39
وَأَن
ve
wa-an
ve لَّيْسَ yoktur laysa
yoktur لِلْإِنسَـٰنِ insana lil'insāni
insana إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey مَا çalışmasından mā
çalışmasından سَعَىٰ he strives (for) saʿā
he strives (for) ٣٩ (39)
(39)
ve لَّيْسَ yoktur laysa
yoktur لِلْإِنسَـٰنِ insana lil'insāni
insana إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey مَا çalışmasından mā
çalışmasından سَعَىٰ he strives (for) saʿā
he strives (for) ٣٩ (39)
(39)
İnsan ancak çalıştığına erişir.
53:40
وَأَنَّ
ve muhakkak
wa-anna
ve muhakkak سَعْيَهُۥ onun çalışması saʿyahu
onun çalışması سَوْفَ yakında sawfa
yakında يُرَىٰ görülecektir yurā
görülecektir ٤٠ (40)
(40)
ve muhakkak سَعْيَهُۥ onun çalışması saʿyahu
onun çalışması سَوْفَ yakında sawfa
yakında يُرَىٰ görülecektir yurā
görülecektir ٤٠ (40)
(40)
Onun çalışması şüphesiz görülecektir.
53:41
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra يُجْزَىٰهُ ona verilecektir yuj'zāhu
ona verilecektir ٱلْجَزَآءَ karşılığı l-jazāa
karşılığı ٱلْأَوْفَىٰ tastamam l-awfā
tastamam ٤١ (41)
(41)
sonra يُجْزَىٰهُ ona verilecektir yuj'zāhu
ona verilecektir ٱلْجَزَآءَ karşılığı l-jazāa
karşılığı ٱلْأَوْفَىٰ tastamam l-awfā
tastamam ٤١ (41)
(41)
Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.
53:42
وَأَنَّ
ve sonunda
wa-anna
ve sonunda إِلَىٰ senin Rabbine ilā
senin Rabbine رَبِّكَ your Lord rabbika
your Lord ٱلْمُنتَهَىٰ varılacaktır l-muntahā
varılacaktır ٤٢ (42)
(42)
ve sonunda إِلَىٰ senin Rabbine ilā
senin Rabbine رَبِّكَ your Lord rabbika
your Lord ٱلْمُنتَهَىٰ varılacaktır l-muntahā
varılacaktır ٤٢ (42)
(42)
Doğrusu son varış Rabbinedir.
53:43
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
wa-annahu
ve şüphesiz O هُوَ O'dur huwa
O'dur أَضْحَكَ güldüren aḍḥaka
güldüren وَأَبْكَىٰ ve ağlatan wa-abkā
ve ağlatan ٤٣ (43)
(43)
ve şüphesiz O هُوَ O'dur huwa
O'dur أَضْحَكَ güldüren aḍḥaka
güldüren وَأَبْكَىٰ ve ağlatan wa-abkā
ve ağlatan ٤٣ (43)
(43)
Doğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur.
53:44
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
wa-annahu
ve şüphesiz O هُوَ O'dur huwa
O'dur أَمَاتَ öldüren amāta
öldüren وَأَحْيَا ve yaşatan wa-aḥyā
ve yaşatan ٤٤ (44)
(44)
ve şüphesiz O هُوَ O'dur huwa
O'dur أَمَاتَ öldüren amāta
öldüren وَأَحْيَا ve yaşatan wa-aḥyā
ve yaşatan ٤٤ (44)
(44)
Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.
53:45
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
wa-annahu
ve şüphesiz O خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı ٱلزَّوْجَيْنِ iki çifti l-zawjayni
iki çifti ٱلذَّكَرَ erkeği l-dhakara
erkeği وَٱلْأُنثَىٰ ve dişiyi wal-unthā
ve dişiyi ٤٥ (45)
(45)
ve şüphesiz O خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı ٱلزَّوْجَيْنِ iki çifti l-zawjayni
iki çifti ٱلذَّكَرَ erkeği l-dhakara
erkeği وَٱلْأُنثَىٰ ve dişiyi wal-unthā
ve dişiyi ٤٥ (45)
(45)
Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.
53:46
مِن
nutfe(sperm)den
min
nutfe(sperm)den نُّطْفَةٍ a semen-drop nuṭ'fatin
a semen-drop إِذَا zaman idhā
zaman تُمْنَىٰ atıldığı tum'nā
atıldığı ٤٦ (46)
(46)
nutfe(sperm)den نُّطْفَةٍ a semen-drop nuṭ'fatin
a semen-drop إِذَا zaman idhā
zaman تُمْنَىٰ atıldığı tum'nā
atıldığı ٤٦ (46)
(46)
Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.
53:47
وَأَنَّ
ve şüphesiz
wa-anna
ve şüphesiz عَلَيْهِ O'nun işidir ʿalayhi
O'nun işidir ٱلنَّشْأَةَ yaratmak l-nashata
yaratmak ٱلْأُخْرَىٰ tekrar l-ukh'rā
tekrar ٤٧ (47)
(47)
ve şüphesiz عَلَيْهِ O'nun işidir ʿalayhi
O'nun işidir ٱلنَّشْأَةَ yaratmak l-nashata
yaratmak ٱلْأُخْرَىٰ tekrar l-ukh'rā
tekrar ٤٧ (47)
(47)
Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur.
53:48
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
wa-annahu
ve şüphesiz O هُوَ O'dur huwa
O'dur أَغْنَىٰ zengin eden aghnā
zengin eden وَأَقْنَىٰ ve bol veren wa-aqnā
ve bol veren ٤٨ (48)
(48)
ve şüphesiz O هُوَ O'dur huwa
O'dur أَغْنَىٰ zengin eden aghnā
zengin eden وَأَقْنَىٰ ve bol veren wa-aqnā
ve bol veren ٤٨ (48)
(48)
Doğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur.
53:49
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz O
wa-annahu
ve şüphesiz O هُوَ O'dur huwa
O'dur رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi ٱلشِّعْرَىٰ Şi'ra'nın l-shiʿ'rā
Şi'ra'nın ٤٩ (49)
(49)
ve şüphesiz O هُوَ O'dur huwa
O'dur رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi ٱلشِّعْرَىٰ Şi'ra'nın l-shiʿ'rā
Şi'ra'nın ٤٩ (49)
(49)
Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur.
53:50
وَأَنَّهُۥٓ
ve şüphesiz O
wa-annahu
ve şüphesiz O أَهْلَكَ helak etti ahlaka
helak etti عَادًا Ad'ı ʿādan
Ad'ı ٱلْأُولَىٰ önce gelen l-ūlā
önce gelen ٥٠ (50)
(50)
ve şüphesiz O أَهْلَكَ helak etti ahlaka
helak etti عَادًا Ad'ı ʿādan
Ad'ı ٱلْأُولَىٰ önce gelen l-ūlā
önce gelen ٥٠ (50)
(50)
İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.
53:51
وَثَمُودَا۟
ve Semud'u
wathamūdā
ve Semud'u فَمَآ geriye bırakmadı famā
geriye bırakmadı أَبْقَىٰ He spared abqā
He spared ٥١ (51)
(51)
ve Semud'u فَمَآ geriye bırakmadı famā
geriye bırakmadı أَبْقَىٰ He spared abqā
He spared ٥١ (51)
(51)
İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.
53:52
وَقَوْمَ
ve kavmini (helak etmişti)
waqawma
ve kavmini (helak etmişti) نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh مِّن önceden min
önceden قَبْلُ ۖ before qablu
before إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler هُمْ onlar hum
onlar أَظْلَمَ daha zalim aẓlama
daha zalim وَأَطْغَىٰ ve azgın wa-aṭghā
ve azgın ٥٢ (52)
(52)
ve kavmini (helak etmişti) نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh مِّن önceden min
önceden قَبْلُ ۖ before qablu
before إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler هُمْ onlar hum
onlar أَظْلَمَ daha zalim aẓlama
daha zalim وَأَطْغَىٰ ve azgın wa-aṭghā
ve azgın ٥٢ (52)
(52)
Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi.
53:53
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ
altı üstüne getirilen kentleri
wal-mu'tafikata
altı üstüne getirilen kentleri أَهْوَىٰ devirip yıktı ahwā
devirip yıktı ٥٣ (53)
(53)
altı üstüne getirilen kentleri أَهْوَىٰ devirip yıktı ahwā
devirip yıktı ٥٣ (53)
(53)
Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.
53:54
فَغَشَّىٰهَا
sardırttı onlara
faghashāhā
sardırttı onlara مَا sardırdığını mā
sardırdığını غَشَّىٰ covered ghashā
covered ٥٤ (54)
(54)
sardırttı onlara مَا sardırdığını mā
sardırdığını غَشَّىٰ covered ghashā
covered ٥٤ (54)
(54)
Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.
53:55
فَبِأَىِّ
o halde hangi?
fabi-ayyi
o halde hangi? ءَالَآءِ ni'metinden ālāi
ni'metinden رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin تَتَمَارَىٰ kuşku duyuyorsun tatamārā
kuşku duyuyorsun ٥٥ (55)
(55)
o halde hangi? ءَالَآءِ ni'metinden ālāi
ni'metinden رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin تَتَمَارَىٰ kuşku duyuyorsun tatamārā
kuşku duyuyorsun ٥٥ (55)
(55)
Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin?
53:56
هَـٰذَا
bu
hādhā
bu نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdır nadhīrun
bir uyarıcıdır مِّنَ uyarıcılardan mina
uyarıcılardan ٱلنُّذُرِ the warners l-nudhuri
the warners ٱلْأُولَىٰٓ ilk l-ūlā
ilk ٥٦ (56)
(56)
bu نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdır nadhīrun
bir uyarıcıdır مِّنَ uyarıcılardan mina
uyarıcılardan ٱلنُّذُرِ the warners l-nudhuri
the warners ٱلْأُولَىٰٓ ilk l-ūlā
ilk ٥٦ (56)
(56)
İşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır.
53:57
أَزِفَتِ
yaklaştı
azifati
yaklaştı ٱلْـَٔازِفَةُ yaklaşıcı l-āzifatu
yaklaşıcı ٥٧ (57)
(57)
yaklaştı ٱلْـَٔازِفَةُ yaklaşıcı l-āzifatu
yaklaşıcı ٥٧ (57)
(57)
Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.
53:58
لَيْسَ
yoktur
laysa
yoktur لَهَا onu lahā
onu مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan كَاشِفَةٌ açacak kimse kāshifatun
açacak kimse ٥٨ (58)
(58)
yoktur لَهَا onu lahā
onu مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan كَاشِفَةٌ açacak kimse kāshifatun
açacak kimse ٥٨ (58)
(58)
Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur.
53:59
أَفَمِنْ
bu-den mi?
afamin
bu-den mi? هَـٰذَا bu hādhā
bu ٱلْحَدِيثِ statement l-ḥadīthi
statement تَعْجَبُونَ şaşıyorsunuz taʿjabūna
şaşıyorsunuz ٥٩ (59)
(59)
bu-den mi? هَـٰذَا bu hādhā
bu ٱلْحَدِيثِ statement l-ḥadīthi
statement تَعْجَبُونَ şaşıyorsunuz taʿjabūna
şaşıyorsunuz ٥٩ (59)
(59)
Bu söze mi şaşıyorsunuz?
53:60
وَتَضْحَكُونَ
ve gülüyorsunuz
wataḍḥakūna
ve gülüyorsunuz وَلَا ve walā
ve تَبْكُونَ ağlamıyorsunuz tabkūna
ağlamıyorsunuz ٦٠ (60)
(60)
ve gülüyorsunuz وَلَا ve walā
ve تَبْكُونَ ağlamıyorsunuz tabkūna
ağlamıyorsunuz ٦٠ (60)
(60)
Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz.
53:61
وَأَنتُمْ
ve siz
wa-antum
ve siz سَـٰمِدُونَ baş kaldırıyorsunuz sāmidūna
baş kaldırıyorsunuz ٦١ (61)
(61)
ve siz سَـٰمِدُونَ baş kaldırıyorsunuz sāmidūna
baş kaldırıyorsunuz ٦١ (61)
(61)
Habersiz oyalanmaktasınız.
53:62
فَٱسْجُدُوا۟
haydi secde edin
fa-us'judū
haydi secde edin لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a وَٱعْبُدُوا۟ ۩ ve kulluk edin wa-uʿ'budū
ve kulluk edin ٦٢ (62)
(62)
haydi secde edin لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a وَٱعْبُدُوا۟ ۩ ve kulluk edin wa-uʿ'budū
ve kulluk edin ٦٢ (62)
(62)
Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin.