54

Kamer

Mekki 55 Ayet Cüz 27
القمر

Kamer Suresi (القمر), Kur’an-ı Kerim’in 54. suresidir — Mekki, 55 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
54:1
ٱقْتَرَبَتِyaklaştıiq'tarabatiٱلسَّاعَةُsa'atl-sāʿatuوَٱنشَقَّve yarıldıwa-inshaqqaٱلْقَمَرُayl-qamaru١
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
54:2
وَإِنve eğerwa-inيَرَوْا۟görecek olsalaryarawءَايَةًۭbir mu'cizeāyatanيُعْرِضُوا۟yüz çevirirleryuʿ'riḍūوَيَقُولُوا۟ve derlerwayaqūlūسِحْرٌۭbir büyüdürsiḥ'runمُّسْتَمِرٌّۭsüregelenmus'tamirrun٢
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
54:3
وَكَذَّبُوا۟ve yalanladılarwakadhabūوَٱتَّبَعُوٓا۟ve uydularwa-ittabaʿūأَهْوَآءَهُمْ ۚheveslerineahwāahumوَكُلُّve herwakulluأَمْرٍۢamrinمُّسْتَقِرٌّۭyerini bulacaktırmus'taqirrun٣
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
54:4
وَلَقَدْve andolsunwalaqadجَآءَهُمonlara geldijāahumمِّنَhaberlerdenminaٱلْأَنۢبَآءِthe informationl-anbāiمَاolanفِيهِiçindefīhiمُزْدَجَرٌönleyicimuz'dajarun٤
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
54:5
حِكْمَةٌۢhikmettirḥik'matunبَـٰلِغَةٌۭ ۖüstünbālighatunفَمَاamafamāتُغْنِfayda vermiyortugh'niٱلنُّذُرُuyarılarl-nudhuru٥
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
54:6
فَتَوَلَّöyleyse sen de yüz çevirfatawallaعَنْهُمْ ۘonlardanʿanhumيَوْمَgünyawmaيَدْعُçağıracağıyadʿuٱلدَّاعِçağırıcınınl-dāʿiإِلَىٰbir şeyeilāشَىْءٍۢa thingshayinنُّكُرٍgörülmemiş tanınmamışnukurin٦
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
54:7
خُشَّعًاkorkarakkhushaʿanأَبْصَـٰرُهُمْgözleriabṣāruhumيَخْرُجُونَçıkarlaryakhrujūnaمِنَkabirlerdenminaٱلْأَجْدَاثِthe gravesl-ajdāthiكَأَنَّهُمْtıpkı gibidirlerka-annahumجَرَادٌۭçekirgelerjarādunمُّنتَشِرٌۭyayılanmuntashirun٧
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
54:8
مُّهْطِعِينَkoşarlarkenmuh'ṭiʿīnaإِلَىdoğruilāٱلدَّاعِ ۖçağıranal-dāʿiيَقُولُderleryaqūluٱلْكَـٰفِرُونَkafirlerl-kāfirūnaهَـٰذَاbuhādhāيَوْمٌbir gündüryawmunعَسِرٌۭçetin;ʿasirun٨
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
54:9
۞ كَذَّبَتْyalanlamıştıkadhabatقَبْلَهُمْonlardan önceqablahumقَوْمُkavmiqawmuنُوحٍۢNuh'unnūḥinفَكَذَّبُوا۟yalanladılarfakadhabūعَبْدَنَاkulumuzuʿabdanāوَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūمَجْنُونٌۭcinlenmiştirmajnūnunوَٱزْدُجِرَve o menedildiwa-uz'dujira٩
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
54:10
فَدَعَاbunun üzerine yalvardıfadaʿāرَبَّهُۥٓRabbinerabbahuأَنِّىbenannīمَغْلُوبٌۭyenik düştümmaghlūbunفَٱنتَصِرْyardım etfa-intaṣir١٠
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
54:11
فَفَتَحْنَآbiz de açtıkfafataḥnāأَبْوَٰبَkapılarınıabwābaٱلسَّمَآءِgöğünl-samāiبِمَآءٍۢbir su ilebimāinمُّنْهَمِرٍۢboşalanmun'hamirin١١
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
54:12
وَفَجَّرْنَاve fışkırttıkwafajjarnāٱلْأَرْضَyeril-arḍaعُيُونًۭاkaynaklar halindeʿuyūnanفَٱلْتَقَىsonra birleştifal-taqāٱلْمَآءُsu(ları)l-māuعَلَىٰٓiçinʿalāأَمْرٍۢbir işamrinقَدْtakdir edilmişqadقُدِرَpredestinedqudira١٢
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
54:13
وَحَمَلْنَـٰهُOnu (Nuh'u) taşıdıkwaḥamalnāhuعَلَىٰüzerindeʿalāذَاتِ(yapılanın)dhātiأَلْوَٰحٍۢtahtalarlaalwāḥinوَدُسُرٍۢve çivilerlewadusurin١٣
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
54:14
تَجْرِىakıp gidiyordutajrīبِأَعْيُنِنَاgözlerimizin önündebi-aʿyunināجَزَآءًۭbir mükafat olmak üzerejazāanلِّمَنkimseyelimanكَانَedilenkānaكُفِرَnankörlükkufira١٤
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
54:15
وَلَقَدve andolsunwalaqadتَّرَكْنَـٰهَآonu bıraktıktaraknāhāءَايَةًۭbir ibret olarakāyatanفَهَلْyok mudur?fahalمِنhiçminمُّدَّكِرٍۢibret alanmuddakirin١٥
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
54:16
فَكَيْفَnasılfakayfaكَانَimişkānaعَذَابِىbenim azabımʿadhābīوَنُذُرِve uyarılarımwanudhuri١٦
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:17
وَلَقَدْve andolsunwalaqadيَسَّرْنَاbiz kolaylaştırdıkyassarnāٱلْقُرْءَانَKur'an'ıl-qur'ānaلِلذِّكْرِöğüt almak içinlildhik'riفَهَلْyok mudur?fahalمِنhiçminمُّدَّكِرٍۢöğüt alanmuddakirin١٧
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:18
كَذَّبَتْyalanladıkadhabatعَادٌۭAd (da)ʿādunفَكَيْفَama nasıl?fakayfaكَانَoldukānaعَذَابِىazabımʿadhābīوَنُذُرِve uyarılarımwanudhuri١٨
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:19
إِنَّآelbette bizinnāأَرْسَلْنَاgönderdikarsalnāعَلَيْهِمْonların üstüneʿalayhimرِيحًۭاbir kasırgarīḥanصَرْصَرًۭاuğultuluṣarṣaranفِىbir gündeيَوْمِa dayyawmiنَحْسٍۢuğursuzluğunaḥsinمُّسْتَمِرٍّۢdevam edenmus'tamirrin١٩
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
54:20
تَنزِعُkoparıp deviriyordutanziʿuٱلنَّاسَinsanlarıl-nāsaكَأَنَّهُمْsanki gibika-annahumأَعْجَازُkütükleriaʿjāzuنَخْلٍۢhurmanakhlinمُّنقَعِرٍۢköklerinden sökülmüşmunqaʿirin٢٠
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
54:21
فَكَيْفَnasıl?fakayfaكَانَoldukānaعَذَابِىbenim azabımʿadhābīوَنُذُرِve uyarılarımwanudhuri٢١
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:22
وَلَقَدْve andolsunwalaqadيَسَّرْنَاbiz kolaylaştırdıkyassarnāٱلْقُرْءَانَKur'an'ıl-qur'ānaلِلذِّكْرِöğüt almak içinlildhik'riفَهَلْyok mudur?fahalمِنhiçminمُّدَّكِرٍۢöğüt alanmuddakirin٢٢
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:23
كَذَّبَتْyalandıkadhabatثَمُودُSemud (da)thamūduبِٱلنُّذُرِuyarılarıbil-nudhuri٢٣
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
54:24
فَقَالُوٓا۟dedilerfaqālūأَبَشَرًۭاinsana mı?abasharanمِّنَّاbizdenminnāوَٰحِدًۭاbirwāḥidanنَّتَّبِعُهُۥٓuyacağıznattabiʿuhuإِنَّآelbette bizinnāإِذًۭاo takdirdeidhanلَّفِىiçine düşmüş oluruzlafīضَلَـٰلٍۢapaçık bir sapıklıkḍalālinوَسُعُرٍve çılgınlıkwasuʿurin٢٤
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
54:25
أَءُلْقِىَZikir-mı bırakıldı?a-ul'qiyaٱلذِّكْرُZikirl-dhik'ruعَلَيْهِto himʿalayhiمِنۢaramızdanminبَيْنِنَاamong usbaynināبَلْhayırbalهُوَohuwaكَذَّابٌyalancıdırkadhābunأَشِرٌۭküstahtırashirun٢٥
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
54:26
سَيَعْلَمُونَonlar bileceklersayaʿlamūnaغَدًۭاyarınghadanمَّنِkim olduğunumaniٱلْكَذَّابُyalancıl-kadhābuٱلْأَشِرُküstahınl-ashiru٢٦
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
54:27
إِنَّاelbette bizinnāمُرْسِلُوا۟onlara göndereceğizmur'silūٱلنَّاقَةِdişi deveyil-nāqatiفِتْنَةًۭsınamak içinfit'natanلَّهُمْkendilerinilahumفَٱرْتَقِبْهُمْsen onları gözetlefa-ir'taqib'humوَٱصْطَبِرْve sabretwa-iṣ'ṭabir٢٧
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
54:28
وَنَبِّئْهُمْonlara haber verwanabbi'humأَنَّmuhakkakannaٱلْمَآءَsuyunl-māaقِسْمَةٌۢpaylaştırılacağınıqis'matunبَيْنَهُمْ ۖaralarındabaynahumكُلُّherkulluشِرْبٍۢiçme (sırası gelen)shir'binمُّحْتَضَرٌۭhazır bulunsun (suyunu alsın)muḥ'taḍarun٢٨
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
54:29
فَنَادَوْا۟çağırdılarfanādawصَاحِبَهُمْbir arkadaşlarınıṣāḥibahumفَتَعَاطَىٰo da bıçağı çektifataʿāṭāفَعَقَرَ(deveyi) kestifaʿaqara٢٩
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
54:30
فَكَيْفَama nasıl?fakayfaكَانَoldukānaعَذَابِىazabımʿadhābīوَنُذُرِve uyarılarımwanudhuri٣٠
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:31
إِنَّآelbette bizinnāأَرْسَلْنَاgönderdikarsalnāعَلَيْهِمْonların üzerineʿalayhimصَيْحَةًۭsayha (korkunç bir ses)ṣayḥatanوَٰحِدَةًۭtekwāḥidatanفَكَانُوا۟oldularfakānūكَهَشِيمِkuru ot gibikahashīmiٱلْمُحْتَظِرِağıldakil-muḥ'taẓiri٣١
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
54:32
وَلَقَدْave ndolsunwalaqadيَسَّرْنَاbiz kolaylaştırdıkyassarnāٱلْقُرْءَانَKur'an'ıl-qur'ānaلِلذِّكْرِöğüt almak içinlildhik'riفَهَلْyok mudur?fahalمِنhiçminمُّدَّكِرٍۢöğüt alanmuddakirin٣٢
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:33
كَذَّبَتْyalanladıkadhabatقَوْمُkavmiqawmuلُوطٍۭLut'unlūṭinبِٱلنُّذُرِuyarılarıbil-nudhuri٣٣
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
54:34
إِنَّآelbette bizinnāأَرْسَلْنَاgönderdikarsalnāعَلَيْهِمْüstlerineʿalayhimحَاصِبًاbir fırtınaḥāṣibanإِلَّآdışındaillāءَالَailesiālaلُوطٍۢ ۖLutlūṭinنَّجَّيْنَـٰهُمonları kurtardıknajjaynāhumبِسَحَرٍۢseher vaktibisaḥarin٣٤
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
54:35
نِّعْمَةًۭbir ni'met olarakniʿ'matanمِّنْkatımızdanminعِندِنَا ۚUsʿindināكَذَٰلِكَböylekadhālikaنَجْزِىbiz mükafatlandırırıznajzīمَنkimseyimanشَكَرَşükredenshakara٣٥
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
54:36
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَنذَرَهُمonları uyarmıştıandharahumبَطْشَتَنَاbizim yakalamamıza karşıbaṭshatanāفَتَمَارَوْا۟fakat kuşku duydularfatamārawبِٱلنُّذُرِuyarılara karşıbil-nudhuri٣٦
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
54:37
وَلَقَدْve andolsunwalaqadرَٰوَدُوهُmurad almağa kalkıştılarrāwadūhuعَنonun konuklarındanʿanضَيْفِهِۦhis guestsḍayfihiفَطَمَسْنَآbiz de siliverdikfaṭamasnāأَعْيُنَهُمْgözleriniaʿyunahumفَذُوقُوا۟haydi tadınfadhūqūعَذَابِىazabımıʿadhābīوَنُذُرِve uyarılarımıwanudhuri٣٧
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
54:38
وَلَقَدْve andolsunwalaqadصَبَّحَهُمsabah onları yakaladıṣabbaḥahumبُكْرَةًerkenbuk'ratanعَذَابٌۭbir azabʿadhābunمُّسْتَقِرٌّۭkararlımus'taqirrun٣٨
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
54:39
فَذُوقُوا۟haydi tadınfadhūqūعَذَابِىazabımıʿadhābīوَنُذُرِve uyarılarımıwanudhuri٣٩
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
54:40
وَلَقَدْve andolsunwalaqadيَسَّرْنَاbiz kolaylaştırdıkyassarnāٱلْقُرْءَانَKur'an'ıl-qur'ānaلِلذِّكْرِöğüt almak içinlildhik'riفَهَلْyok mudur?fahalمِنhiçminمُّدَّكِرٍۢöğüt alanmuddakirin٤٠
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:41
وَلَقَدْve andolsunwalaqadجَآءَgelmiştirjāaءَالَkavmineālaفِرْعَوْنَFir'avn'ınfir'ʿawnaٱلنُّذُرُuyarılarl-nudhuru٤١
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
54:42
كَذَّبُوا۟yalanladılarkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināكُلِّهَاbütünkullihāفَأَخَذْنَـٰهُمْbiz de onları yakaladıkfa-akhadhnāhumأَخْذَyakalaması gibiakhdhaعَزِيزٍۢaziz olanınʿazīzinمُّقْتَدِرٍve güçlü olanınmuq'tadirin٤٢
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
54:43
أَكُفَّارُكُمْsizin kafirleriniz mi?akuffārukumخَيْرٌۭhayırlıkhayrunمِّنْötekilerinizdenminأُو۟لَـٰٓئِكُمْthoseulāikumأَمْyoksaamلَكُمsizin için (var mı?)lakumبَرَآءَةٌۭbir beraetbarāatunفِىKitaplardaٱلزُّبُرِthe Scripturesl-zuburi٤٣
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
54:44
أَمْyoksaamيَقُولُونَdiyorlar (mı?)yaqūlūnaنَحْنُbiznaḥnuجَمِيعٌۭbir topluluğuzjamīʿunمُّنتَصِرٌۭmuzaffer (yenilmez)muntaṣirun٤٤
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
54:45
سَيُهْزَمُbozulacaksayuh'zamuٱلْجَمْعُo toplulukl-jamʿuوَيُوَلُّونَve dönüp kaçacaklardırwayuwallūnaٱلدُّبُرَgeriyel-dubura٤٥
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
54:46
بَلِhayırbaliٱلسَّاعَةُo sa'attirl-sāʿatuمَوْعِدُهُمْbuluşma zamanlarımawʿiduhumوَٱلسَّاعَةُve o sa'atwal-sāʿatuأَدْهَىٰcidden çok fecidiradhāوَأَمَرُّve acıdırwa-amarru٤٦
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
54:47
إِنَّşüphesizinnaٱلْمُجْرِمِينَsuçlularl-muj'rimīnaفِىiçindedirضَلَـٰلٍۢbir sapıklıkḍalālinوَسُعُرٍۢve çılgınlıkwasuʿurin٤٧
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
54:48
يَوْمَo günyawmaيُسْحَبُونَsürüklenecekleryus'ḥabūnaفِىiçineٱلنَّارِateşl-nāriعَلَىٰüzerineʿalāوُجُوهِهِمْyüzleriwujūhihimذُوقُوا۟tadındhūqūمَسَّdokunuşunumassaسَقَرَcehenneminsaqara٤٨
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
54:49
إِنَّاelbette bizinnāكُلَّherkullaشَىْءٍşeyishayinخَلَقْنَـٰهُyarattıkkhalaqnāhuبِقَدَرٍۢbir kadere görebiqadarin٤٩
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
54:50
وَمَآve yokturwamāأَمْرُنَآbizim buyruğumuzamrunāإِلَّاdışındaillāوَٰحِدَةٌۭbir tekwāḥidatunكَلَمْحٍۭgöz açıp yumma gibikalamḥinبِٱلْبَصَرِbakış ilebil-baṣari٥٠
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
54:51
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَهْلَكْنَآbiz helak ettikahlaknāأَشْيَاعَكُمْsizin benzerleriniziashyāʿakumفَهَلْyok mudur?fahalمِنhiçminمُّدَّكِرٍۢöğüt alanmuddakirin٥١
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
54:52
وَكُلُّve herwakulluشَىْءٍۢşeyshayinفَعَلُوهُyaptıklarıfaʿalūhuفِىmevcutturٱلزُّبُرِKitaplardal-zuburi٥٢
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
54:53
وَكُلُّve hepsiwakulluصَغِيرٍۢküçükṣaghīrinوَكَبِيرٍۢve büyükwakabīrinمُّسْتَطَرٌsatır satır yazılmıştırmus'taṭarun٥٣
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
54:54
إِنَّşüphesizinnaٱلْمُتَّقِينَmuttakilerl-mutaqīnaفِىcennetlerdedirجَنَّـٰتٍۢgardensjannātinوَنَهَرٍۢve ırmaklar(ın kenarın)dadırlarwanaharin٥٤
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
54:55
فِىkoltuklarındadırlarمَقْعَدِa seatmaqʿadiصِدْقٍdoğrulukṣid'qinعِندَhuzurundaʿindaمَلِيكٍۢpadişahınmalīkinمُّقْتَدِرٍۭgüçlümuq'tadirin٥٥
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.