54
Kamer
القمر
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
54:1
ٱقْتَرَبَتِ
yaklaştı
iq'tarabati
yaklaştı ٱلسَّاعَةُ sa'at l-sāʿatu
sa'at وَٱنشَقَّ ve yarıldı wa-inshaqqa
ve yarıldı ٱلْقَمَرُ ay l-qamaru
ay ١ (1)
(1)
yaklaştı ٱلسَّاعَةُ sa'at l-sāʿatu
sa'at وَٱنشَقَّ ve yarıldı wa-inshaqqa
ve yarıldı ٱلْقَمَرُ ay l-qamaru
ay ١ (1)
(1)
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
54:2
وَإِن
ve eğer
wa-in
ve eğer يَرَوْا۟ görecek olsalar yaraw
görecek olsalar ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize يُعْرِضُوا۟ yüz çevirirler yuʿ'riḍū
yüz çevirirler وَيَقُولُوا۟ ve derler wayaqūlū
ve derler سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür مُّسْتَمِرٌّۭ süregelen mus'tamirrun
süregelen ٢ (2)
(2)
ve eğer يَرَوْا۟ görecek olsalar yaraw
görecek olsalar ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize يُعْرِضُوا۟ yüz çevirirler yuʿ'riḍū
yüz çevirirler وَيَقُولُوا۟ ve derler wayaqūlū
ve derler سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür مُّسْتَمِرٌّۭ süregelen mus'tamirrun
süregelen ٢ (2)
(2)
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
54:3
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanladılar
wakadhabū
ve yalanladılar وَٱتَّبَعُوٓا۟ ve uydular wa-ittabaʿū
ve uydular أَهْوَآءَهُمْ ۚ heveslerine ahwāahum
heveslerine وَكُلُّ ve her wakullu
ve her أَمْرٍۢ iş amrin
iş مُّسْتَقِرٌّۭ yerini bulacaktır mus'taqirrun
yerini bulacaktır ٣ (3)
(3)
ve yalanladılar وَٱتَّبَعُوٓا۟ ve uydular wa-ittabaʿū
ve uydular أَهْوَآءَهُمْ ۚ heveslerine ahwāahum
heveslerine وَكُلُّ ve her wakullu
ve her أَمْرٍۢ iş amrin
iş مُّسْتَقِرٌّۭ yerini bulacaktır mus'taqirrun
yerini bulacaktır ٣ (3)
(3)
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
54:4
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun جَآءَهُم onlara geldi jāahum
onlara geldi مِّنَ haberlerden mina
haberlerden ٱلْأَنۢبَآءِ the information l-anbāi
the information مَا olan mā
olan فِيهِ içinde fīhi
içinde مُزْدَجَرٌ önleyici muz'dajarun
önleyici ٤ (4)
(4)
ve andolsun جَآءَهُم onlara geldi jāahum
onlara geldi مِّنَ haberlerden mina
haberlerden ٱلْأَنۢبَآءِ the information l-anbāi
the information مَا olan mā
olan فِيهِ içinde fīhi
içinde مُزْدَجَرٌ önleyici muz'dajarun
önleyici ٤ (4)
(4)
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
54:5
حِكْمَةٌۢ
hikmettir
ḥik'matun
hikmettir بَـٰلِغَةٌۭ ۖ üstün bālighatun
üstün فَمَا ama famā
ama تُغْنِ fayda vermiyor tugh'ni
fayda vermiyor ٱلنُّذُرُ uyarılar l-nudhuru
uyarılar ٥ (5)
(5)
hikmettir بَـٰلِغَةٌۭ ۖ üstün bālighatun
üstün فَمَا ama famā
ama تُغْنِ fayda vermiyor tugh'ni
fayda vermiyor ٱلنُّذُرُ uyarılar l-nudhuru
uyarılar ٥ (5)
(5)
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
54:6
فَتَوَلَّ
öyleyse sen de yüz çevir
fatawalla
öyleyse sen de yüz çevir عَنْهُمْ ۘ onlardan ʿanhum
onlardan يَوْمَ gün yawma
gün يَدْعُ çağıracağı yadʿu
çağıracağı ٱلدَّاعِ çağırıcının l-dāʿi
çağırıcının إِلَىٰ bir şeye ilā
bir şeye شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing نُّكُرٍ görülmemiş tanınmamış nukurin
görülmemiş tanınmamış ٦ (6)
(6)
öyleyse sen de yüz çevir عَنْهُمْ ۘ onlardan ʿanhum
onlardan يَوْمَ gün yawma
gün يَدْعُ çağıracağı yadʿu
çağıracağı ٱلدَّاعِ çağırıcının l-dāʿi
çağırıcının إِلَىٰ bir şeye ilā
bir şeye شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing نُّكُرٍ görülmemiş tanınmamış nukurin
görülmemiş tanınmamış ٦ (6)
(6)
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
54:7
خُشَّعًا
korkarak
khushaʿan
korkarak أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri يَخْرُجُونَ çıkarlar yakhrujūna
çıkarlar مِنَ kabirlerden mina
kabirlerden ٱلْأَجْدَاثِ the graves l-ajdāthi
the graves كَأَنَّهُمْ tıpkı gibidirler ka-annahum
tıpkı gibidirler جَرَادٌۭ çekirgeler jarādun
çekirgeler مُّنتَشِرٌۭ yayılan muntashirun
yayılan ٧ (7)
(7)
korkarak أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri يَخْرُجُونَ çıkarlar yakhrujūna
çıkarlar مِنَ kabirlerden mina
kabirlerden ٱلْأَجْدَاثِ the graves l-ajdāthi
the graves كَأَنَّهُمْ tıpkı gibidirler ka-annahum
tıpkı gibidirler جَرَادٌۭ çekirgeler jarādun
çekirgeler مُّنتَشِرٌۭ yayılan muntashirun
yayılan ٧ (7)
(7)
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
54:8
مُّهْطِعِينَ
koşarlarken
muh'ṭiʿīna
koşarlarken إِلَى doğru ilā
doğru ٱلدَّاعِ ۖ çağırana l-dāʿi
çağırana يَقُولُ derler yaqūlu
derler ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler هَـٰذَا bu hādhā
bu يَوْمٌ bir gündür yawmun
bir gündür عَسِرٌۭ çetin; ʿasirun
çetin; ٨ (8)
(8)
koşarlarken إِلَى doğru ilā
doğru ٱلدَّاعِ ۖ çağırana l-dāʿi
çağırana يَقُولُ derler yaqūlu
derler ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler هَـٰذَا bu hādhā
bu يَوْمٌ bir gündür yawmun
bir gündür عَسِرٌۭ çetin; ʿasirun
çetin; ٨ (8)
(8)
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
54:9
۞ كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
kadhabat
yalanlamıştı قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi نُوحٍۢ Nuh'un nūḥin
Nuh'un فَكَذَّبُوا۟ yalanladılar fakadhabū
yalanladılar عَبْدَنَا kulumuzu ʿabdanā
kulumuzu وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler مَجْنُونٌۭ cinlenmiştir majnūnun
cinlenmiştir وَٱزْدُجِرَ ve o menedildi wa-uz'dujira
ve o menedildi ٩ (9)
(9)
yalanlamıştı قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi نُوحٍۢ Nuh'un nūḥin
Nuh'un فَكَذَّبُوا۟ yalanladılar fakadhabū
yalanladılar عَبْدَنَا kulumuzu ʿabdanā
kulumuzu وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler مَجْنُونٌۭ cinlenmiştir majnūnun
cinlenmiştir وَٱزْدُجِرَ ve o menedildi wa-uz'dujira
ve o menedildi ٩ (9)
(9)
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
54:10
فَدَعَا
bunun üzerine yalvardı
fadaʿā
bunun üzerine yalvardı رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine أَنِّى ben annī
ben مَغْلُوبٌۭ yenik düştüm maghlūbun
yenik düştüm فَٱنتَصِرْ yardım et fa-intaṣir
yardım et ١٠ (10)
(10)
bunun üzerine yalvardı رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine أَنِّى ben annī
ben مَغْلُوبٌۭ yenik düştüm maghlūbun
yenik düştüm فَٱنتَصِرْ yardım et fa-intaṣir
yardım et ١٠ (10)
(10)
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
54:11
فَفَتَحْنَآ
biz de açtık
fafataḥnā
biz de açtık أَبْوَٰبَ kapılarını abwāba
kapılarını ٱلسَّمَآءِ göğün l-samāi
göğün بِمَآءٍۢ bir su ile bimāin
bir su ile مُّنْهَمِرٍۢ boşalan mun'hamirin
boşalan ١١ (11)
(11)
biz de açtık أَبْوَٰبَ kapılarını abwāba
kapılarını ٱلسَّمَآءِ göğün l-samāi
göğün بِمَآءٍۢ bir su ile bimāin
bir su ile مُّنْهَمِرٍۢ boşalan mun'hamirin
boşalan ١١ (11)
(11)
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
54:12
وَفَجَّرْنَا
ve fışkırttık
wafajjarnā
ve fışkırttık ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri عُيُونًۭا kaynaklar halinde ʿuyūnan
kaynaklar halinde فَٱلْتَقَى sonra birleşti fal-taqā
sonra birleşti ٱلْمَآءُ su(ları) l-māu
su(ları) عَلَىٰٓ için ʿalā
için أَمْرٍۢ bir iş amrin
bir iş قَدْ takdir edilmiş qad
takdir edilmiş قُدِرَ predestined qudira
predestined ١٢ (12)
(12)
ve fışkırttık ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri عُيُونًۭا kaynaklar halinde ʿuyūnan
kaynaklar halinde فَٱلْتَقَى sonra birleşti fal-taqā
sonra birleşti ٱلْمَآءُ su(ları) l-māu
su(ları) عَلَىٰٓ için ʿalā
için أَمْرٍۢ bir iş amrin
bir iş قَدْ takdir edilmiş qad
takdir edilmiş قُدِرَ predestined qudira
predestined ١٢ (12)
(12)
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
54:13
وَحَمَلْنَـٰهُ
Onu (Nuh'u) taşıdık
waḥamalnāhu
Onu (Nuh'u) taşıdık عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde ذَاتِ (yapılanın) dhāti
(yapılanın) أَلْوَٰحٍۢ tahtalarla alwāḥin
tahtalarla وَدُسُرٍۢ ve çivilerle wadusurin
ve çivilerle ١٣ (13)
(13)
Onu (Nuh'u) taşıdık عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde ذَاتِ (yapılanın) dhāti
(yapılanın) أَلْوَٰحٍۢ tahtalarla alwāḥin
tahtalarla وَدُسُرٍۢ ve çivilerle wadusurin
ve çivilerle ١٣ (13)
(13)
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
54:14
تَجْرِى
akıp gidiyordu
tajrī
akıp gidiyordu بِأَعْيُنِنَا gözlerimizin önünde bi-aʿyuninā
gözlerimizin önünde جَزَآءًۭ bir mükafat olmak üzere jazāan
bir mükafat olmak üzere لِّمَن kimseye liman
kimseye كَانَ edilen kāna
edilen كُفِرَ nankörlük kufira
nankörlük ١٤ (14)
(14)
akıp gidiyordu بِأَعْيُنِنَا gözlerimizin önünde bi-aʿyuninā
gözlerimizin önünde جَزَآءًۭ bir mükafat olmak üzere jazāan
bir mükafat olmak üzere لِّمَن kimseye liman
kimseye كَانَ edilen kāna
edilen كُفِرَ nankörlük kufira
nankörlük ١٤ (14)
(14)
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
54:15
وَلَقَد
ve andolsun
walaqad
ve andolsun تَّرَكْنَـٰهَآ onu bıraktık taraknāhā
onu bıraktık ءَايَةًۭ bir ibret olarak āyatan
bir ibret olarak فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ ibret alan muddakirin
ibret alan ١٥ (15)
(15)
ve andolsun تَّرَكْنَـٰهَآ onu bıraktık taraknāhā
onu bıraktık ءَايَةًۭ bir ibret olarak āyatan
bir ibret olarak فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ ibret alan muddakirin
ibret alan ١٥ (15)
(15)
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
54:16
فَكَيْفَ
nasıl
fakayfa
nasıl كَانَ imiş kāna
imiş عَذَابِى benim azabım ʿadhābī
benim azabım وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım ١٦ (16)
(16)
nasıl كَانَ imiş kāna
imiş عَذَابِى benim azabım ʿadhābī
benim azabım وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım ١٦ (16)
(16)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:17
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ١٧ (17)
(17)
ve andolsun يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ١٧ (17)
(17)
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:18
كَذَّبَتْ
yalanladı
kadhabat
yalanladı عَادٌۭ Ad (da) ʿādun
Ad (da) فَكَيْفَ ama nasıl? fakayfa
ama nasıl? كَانَ oldu kāna
oldu عَذَابِى azabım ʿadhābī
azabım وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım ١٨ (18)
(18)
yalanladı عَادٌۭ Ad (da) ʿādun
Ad (da) فَكَيْفَ ama nasıl? fakayfa
ama nasıl? كَانَ oldu kāna
oldu عَذَابِى azabım ʿadhābī
azabım وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım ١٨ (18)
(18)
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:19
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik عَلَيْهِمْ onların üstüne ʿalayhim
onların üstüne رِيحًۭا bir kasırga rīḥan
bir kasırga صَرْصَرًۭا uğultulu ṣarṣaran
uğultulu فِى bir günde fī
bir günde يَوْمِ a day yawmi
a day نَحْسٍۢ uğursuzluğu naḥsin
uğursuzluğu مُّسْتَمِرٍّۢ devam eden mus'tamirrin
devam eden ١٩ (19)
(19)
elbette biz أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik عَلَيْهِمْ onların üstüne ʿalayhim
onların üstüne رِيحًۭا bir kasırga rīḥan
bir kasırga صَرْصَرًۭا uğultulu ṣarṣaran
uğultulu فِى bir günde fī
bir günde يَوْمِ a day yawmi
a day نَحْسٍۢ uğursuzluğu naḥsin
uğursuzluğu مُّسْتَمِرٍّۢ devam eden mus'tamirrin
devam eden ١٩ (19)
(19)
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
54:20
تَنزِعُ
koparıp deviriyordu
tanziʿu
koparıp deviriyordu ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları كَأَنَّهُمْ sanki gibi ka-annahum
sanki gibi أَعْجَازُ kütükleri aʿjāzu
kütükleri نَخْلٍۢ hurma nakhlin
hurma مُّنقَعِرٍۢ köklerinden sökülmüş munqaʿirin
köklerinden sökülmüş ٢٠ (20)
(20)
koparıp deviriyordu ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları كَأَنَّهُمْ sanki gibi ka-annahum
sanki gibi أَعْجَازُ kütükleri aʿjāzu
kütükleri نَخْلٍۢ hurma nakhlin
hurma مُّنقَعِرٍۢ köklerinden sökülmüş munqaʿirin
köklerinden sökülmüş ٢٠ (20)
(20)
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
54:21
فَكَيْفَ
nasıl?
fakayfa
nasıl? كَانَ oldu kāna
oldu عَذَابِى benim azabım ʿadhābī
benim azabım وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım ٢١ (21)
(21)
nasıl? كَانَ oldu kāna
oldu عَذَابِى benim azabım ʿadhābī
benim azabım وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım ٢١ (21)
(21)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:22
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ٢٢ (22)
(22)
ve andolsun يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ٢٢ (22)
(22)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:23
كَذَّبَتْ
yalandı
kadhabat
yalandı ثَمُودُ Semud (da) thamūdu
Semud (da) بِٱلنُّذُرِ uyarıları bil-nudhuri
uyarıları ٢٣ (23)
(23)
yalandı ثَمُودُ Semud (da) thamūdu
Semud (da) بِٱلنُّذُرِ uyarıları bil-nudhuri
uyarıları ٢٣ (23)
(23)
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
54:24
فَقَالُوٓا۟
dediler
faqālū
dediler أَبَشَرًۭا insana mı? abasharan
insana mı? مِّنَّا bizden minnā
bizden وَٰحِدًۭا bir wāḥidan
bir نَّتَّبِعُهُۥٓ uyacağız nattabiʿuhu
uyacağız إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde لَّفِى içine düşmüş oluruz lafī
içine düşmüş oluruz ضَلَـٰلٍۢ apaçık bir sapıklık ḍalālin
apaçık bir sapıklık وَسُعُرٍ ve çılgınlık wasuʿurin
ve çılgınlık ٢٤ (24)
(24)
dediler أَبَشَرًۭا insana mı? abasharan
insana mı? مِّنَّا bizden minnā
bizden وَٰحِدًۭا bir wāḥidan
bir نَّتَّبِعُهُۥٓ uyacağız nattabiʿuhu
uyacağız إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde لَّفِى içine düşmüş oluruz lafī
içine düşmüş oluruz ضَلَـٰلٍۢ apaçık bir sapıklık ḍalālin
apaçık bir sapıklık وَسُعُرٍ ve çılgınlık wasuʿurin
ve çılgınlık ٢٤ (24)
(24)
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
54:25
أَءُلْقِىَ
Zikir-mı bırakıldı?
a-ul'qiya
Zikir-mı bırakıldı? ٱلذِّكْرُ Zikir l-dhik'ru
Zikir عَلَيْهِ to him ʿalayhi
to him مِنۢ aramızdan min
aramızdan بَيْنِنَا among us bayninā
among us بَلْ hayır bal
hayır هُوَ o huwa
o كَذَّابٌ yalancıdır kadhābun
yalancıdır أَشِرٌۭ küstahtır ashirun
küstahtır ٢٥ (25)
(25)
Zikir-mı bırakıldı? ٱلذِّكْرُ Zikir l-dhik'ru
Zikir عَلَيْهِ to him ʿalayhi
to him مِنۢ aramızdan min
aramızdan بَيْنِنَا among us bayninā
among us بَلْ hayır bal
hayır هُوَ o huwa
o كَذَّابٌ yalancıdır kadhābun
yalancıdır أَشِرٌۭ küstahtır ashirun
küstahtır ٢٥ (25)
(25)
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
54:26
سَيَعْلَمُونَ
onlar bilecekler
sayaʿlamūna
onlar bilecekler غَدًۭا yarın ghadan
yarın مَّنِ kim olduğunu mani
kim olduğunu ٱلْكَذَّابُ yalancı l-kadhābu
yalancı ٱلْأَشِرُ küstahın l-ashiru
küstahın ٢٦ (26)
(26)
onlar bilecekler غَدًۭا yarın ghadan
yarın مَّنِ kim olduğunu mani
kim olduğunu ٱلْكَذَّابُ yalancı l-kadhābu
yalancı ٱلْأَشِرُ küstahın l-ashiru
küstahın ٢٦ (26)
(26)
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
54:27
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz مُرْسِلُوا۟ onlara göndereceğiz mur'silū
onlara göndereceğiz ٱلنَّاقَةِ dişi deveyi l-nāqati
dişi deveyi فِتْنَةًۭ sınamak için fit'natan
sınamak için لَّهُمْ kendilerini lahum
kendilerini فَٱرْتَقِبْهُمْ sen onları gözetle fa-ir'taqib'hum
sen onları gözetle وَٱصْطَبِرْ ve sabret wa-iṣ'ṭabir
ve sabret ٢٧ (27)
(27)
elbette biz مُرْسِلُوا۟ onlara göndereceğiz mur'silū
onlara göndereceğiz ٱلنَّاقَةِ dişi deveyi l-nāqati
dişi deveyi فِتْنَةًۭ sınamak için fit'natan
sınamak için لَّهُمْ kendilerini lahum
kendilerini فَٱرْتَقِبْهُمْ sen onları gözetle fa-ir'taqib'hum
sen onları gözetle وَٱصْطَبِرْ ve sabret wa-iṣ'ṭabir
ve sabret ٢٧ (27)
(27)
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
54:28
وَنَبِّئْهُمْ
onlara haber ver
wanabbi'hum
onlara haber ver أَنَّ muhakkak anna
muhakkak ٱلْمَآءَ suyun l-māa
suyun قِسْمَةٌۢ paylaştırılacağını qis'matun
paylaştırılacağını بَيْنَهُمْ ۖ aralarında baynahum
aralarında كُلُّ her kullu
her شِرْبٍۢ içme (sırası gelen) shir'bin
içme (sırası gelen) مُّحْتَضَرٌۭ hazır bulunsun (suyunu alsın) muḥ'taḍarun
hazır bulunsun (suyunu alsın) ٢٨ (28)
(28)
onlara haber ver أَنَّ muhakkak anna
muhakkak ٱلْمَآءَ suyun l-māa
suyun قِسْمَةٌۢ paylaştırılacağını qis'matun
paylaştırılacağını بَيْنَهُمْ ۖ aralarında baynahum
aralarında كُلُّ her kullu
her شِرْبٍۢ içme (sırası gelen) shir'bin
içme (sırası gelen) مُّحْتَضَرٌۭ hazır bulunsun (suyunu alsın) muḥ'taḍarun
hazır bulunsun (suyunu alsın) ٢٨ (28)
(28)
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
54:29
فَنَادَوْا۟
çağırdılar
fanādaw
çağırdılar صَاحِبَهُمْ bir arkadaşlarını ṣāḥibahum
bir arkadaşlarını فَتَعَاطَىٰ o da bıçağı çekti fataʿāṭā
o da bıçağı çekti فَعَقَرَ (deveyi) kesti faʿaqara
(deveyi) kesti ٢٩ (29)
(29)
çağırdılar صَاحِبَهُمْ bir arkadaşlarını ṣāḥibahum
bir arkadaşlarını فَتَعَاطَىٰ o da bıçağı çekti fataʿāṭā
o da bıçağı çekti فَعَقَرَ (deveyi) kesti faʿaqara
(deveyi) kesti ٢٩ (29)
(29)
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
54:30
فَكَيْفَ
ama nasıl?
fakayfa
ama nasıl? كَانَ oldu kāna
oldu عَذَابِى azabım ʿadhābī
azabım وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım ٣٠ (30)
(30)
ama nasıl? كَانَ oldu kāna
oldu عَذَابِى azabım ʿadhābī
azabım وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım ٣٠ (30)
(30)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:31
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine صَيْحَةًۭ sayha (korkunç bir ses) ṣayḥatan
sayha (korkunç bir ses) وَٰحِدَةًۭ tek wāḥidatan
tek فَكَانُوا۟ oldular fakānū
oldular كَهَشِيمِ kuru ot gibi kahashīmi
kuru ot gibi ٱلْمُحْتَظِرِ ağıldaki l-muḥ'taẓiri
ağıldaki ٣١ (31)
(31)
elbette biz أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine صَيْحَةًۭ sayha (korkunç bir ses) ṣayḥatan
sayha (korkunç bir ses) وَٰحِدَةًۭ tek wāḥidatan
tek فَكَانُوا۟ oldular fakānū
oldular كَهَشِيمِ kuru ot gibi kahashīmi
kuru ot gibi ٱلْمُحْتَظِرِ ağıldaki l-muḥ'taẓiri
ağıldaki ٣١ (31)
(31)
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
54:32
وَلَقَدْ
ave ndolsun
walaqad
ave ndolsun يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ٣٢ (32)
(32)
ave ndolsun يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ٣٢ (32)
(32)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:33
كَذَّبَتْ
yalanladı
kadhabat
yalanladı قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi لُوطٍۭ Lut'un lūṭin
Lut'un بِٱلنُّذُرِ uyarıları bil-nudhuri
uyarıları ٣٣ (33)
(33)
yalanladı قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi لُوطٍۭ Lut'un lūṭin
Lut'un بِٱلنُّذُرِ uyarıları bil-nudhuri
uyarıları ٣٣ (33)
(33)
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
54:34
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik عَلَيْهِمْ üstlerine ʿalayhim
üstlerine حَاصِبًا bir fırtına ḥāṣiban
bir fırtına إِلَّآ dışında illā
dışında ءَالَ ailesi āla
ailesi لُوطٍۢ ۖ Lut lūṭin
Lut نَّجَّيْنَـٰهُم onları kurtardık najjaynāhum
onları kurtardık بِسَحَرٍۢ seher vakti bisaḥarin
seher vakti ٣٤ (34)
(34)
elbette biz أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik عَلَيْهِمْ üstlerine ʿalayhim
üstlerine حَاصِبًا bir fırtına ḥāṣiban
bir fırtına إِلَّآ dışında illā
dışında ءَالَ ailesi āla
ailesi لُوطٍۢ ۖ Lut lūṭin
Lut نَّجَّيْنَـٰهُم onları kurtardık najjaynāhum
onları kurtardık بِسَحَرٍۢ seher vakti bisaḥarin
seher vakti ٣٤ (34)
(34)
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
54:35
نِّعْمَةًۭ
bir ni'met olarak
niʿ'matan
bir ni'met olarak مِّنْ katımızdan min
katımızdan عِندِنَا ۚ Us ʿindinā
Us كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle نَجْزِى biz mükafatlandırırız najzī
biz mükafatlandırırız مَن kimseyi man
kimseyi شَكَرَ şükreden shakara
şükreden ٣٥ (35)
(35)
bir ni'met olarak مِّنْ katımızdan min
katımızdan عِندِنَا ۚ Us ʿindinā
Us كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle نَجْزِى biz mükafatlandırırız najzī
biz mükafatlandırırız مَن kimseyi man
kimseyi شَكَرَ şükreden shakara
şükreden ٣٥ (35)
(35)
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
54:36
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun أَنذَرَهُم onları uyarmıştı andharahum
onları uyarmıştı بَطْشَتَنَا bizim yakalamamıza karşı baṭshatanā
bizim yakalamamıza karşı فَتَمَارَوْا۟ fakat kuşku duydular fatamāraw
fakat kuşku duydular بِٱلنُّذُرِ uyarılara karşı bil-nudhuri
uyarılara karşı ٣٦ (36)
(36)
ve andolsun أَنذَرَهُم onları uyarmıştı andharahum
onları uyarmıştı بَطْشَتَنَا bizim yakalamamıza karşı baṭshatanā
bizim yakalamamıza karşı فَتَمَارَوْا۟ fakat kuşku duydular fatamāraw
fakat kuşku duydular بِٱلنُّذُرِ uyarılara karşı bil-nudhuri
uyarılara karşı ٣٦ (36)
(36)
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
54:37
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun رَٰوَدُوهُ murad almağa kalkıştılar rāwadūhu
murad almağa kalkıştılar عَن onun konuklarından ʿan
onun konuklarından ضَيْفِهِۦ his guests ḍayfihi
his guests فَطَمَسْنَآ biz de siliverdik faṭamasnā
biz de siliverdik أَعْيُنَهُمْ gözlerini aʿyunahum
gözlerini فَذُوقُوا۟ haydi tadın fadhūqū
haydi tadın عَذَابِى azabımı ʿadhābī
azabımı وَنُذُرِ ve uyarılarımı wanudhuri
ve uyarılarımı ٣٧ (37)
(37)
ve andolsun رَٰوَدُوهُ murad almağa kalkıştılar rāwadūhu
murad almağa kalkıştılar عَن onun konuklarından ʿan
onun konuklarından ضَيْفِهِۦ his guests ḍayfihi
his guests فَطَمَسْنَآ biz de siliverdik faṭamasnā
biz de siliverdik أَعْيُنَهُمْ gözlerini aʿyunahum
gözlerini فَذُوقُوا۟ haydi tadın fadhūqū
haydi tadın عَذَابِى azabımı ʿadhābī
azabımı وَنُذُرِ ve uyarılarımı wanudhuri
ve uyarılarımı ٣٧ (37)
(37)
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
54:38
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun صَبَّحَهُم sabah onları yakaladı ṣabbaḥahum
sabah onları yakaladı بُكْرَةً erken buk'ratan
erken عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab مُّسْتَقِرٌّۭ kararlı mus'taqirrun
kararlı ٣٨ (38)
(38)
ve andolsun صَبَّحَهُم sabah onları yakaladı ṣabbaḥahum
sabah onları yakaladı بُكْرَةً erken buk'ratan
erken عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab مُّسْتَقِرٌّۭ kararlı mus'taqirrun
kararlı ٣٨ (38)
(38)
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
54:39
فَذُوقُوا۟
haydi tadın
fadhūqū
haydi tadın عَذَابِى azabımı ʿadhābī
azabımı وَنُذُرِ ve uyarılarımı wanudhuri
ve uyarılarımı ٣٩ (39)
(39)
haydi tadın عَذَابِى azabımı ʿadhābī
azabımı وَنُذُرِ ve uyarılarımı wanudhuri
ve uyarılarımı ٣٩ (39)
(39)
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
54:40
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ٤٠ (40)
(40)
ve andolsun يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ٤٠ (40)
(40)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:41
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun جَآءَ gelmiştir jāa
gelmiştir ءَالَ kavmine āla
kavmine فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın ٱلنُّذُرُ uyarılar l-nudhuru
uyarılar ٤١ (41)
(41)
ve andolsun جَآءَ gelmiştir jāa
gelmiştir ءَالَ kavmine āla
kavmine فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın ٱلنُّذُرُ uyarılar l-nudhuru
uyarılar ٤١ (41)
(41)
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
54:42
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
kadhabū
yalanladılar بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi كُلِّهَا bütün kullihā
bütün فَأَخَذْنَـٰهُمْ biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık أَخْذَ yakalaması gibi akhdha
yakalaması gibi عَزِيزٍۢ aziz olanın ʿazīzin
aziz olanın مُّقْتَدِرٍ ve güçlü olanın muq'tadirin
ve güçlü olanın ٤٢ (42)
(42)
yalanladılar بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi كُلِّهَا bütün kullihā
bütün فَأَخَذْنَـٰهُمْ biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık أَخْذَ yakalaması gibi akhdha
yakalaması gibi عَزِيزٍۢ aziz olanın ʿazīzin
aziz olanın مُّقْتَدِرٍ ve güçlü olanın muq'tadirin
ve güçlü olanın ٤٢ (42)
(42)
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
54:43
أَكُفَّارُكُمْ
sizin kafirleriniz mi?
akuffārukum
sizin kafirleriniz mi? خَيْرٌۭ hayırlı khayrun
hayırlı مِّنْ ötekilerinizden min
ötekilerinizden أُو۟لَـٰٓئِكُمْ those ulāikum
those أَمْ yoksa am
yoksa لَكُم sizin için (var mı?) lakum
sizin için (var mı?) بَرَآءَةٌۭ bir beraet barāatun
bir beraet فِى Kitaplarda fī
Kitaplarda ٱلزُّبُرِ the Scriptures l-zuburi
the Scriptures ٤٣ (43)
(43)
sizin kafirleriniz mi? خَيْرٌۭ hayırlı khayrun
hayırlı مِّنْ ötekilerinizden min
ötekilerinizden أُو۟لَـٰٓئِكُمْ those ulāikum
those أَمْ yoksa am
yoksa لَكُم sizin için (var mı?) lakum
sizin için (var mı?) بَرَآءَةٌۭ bir beraet barāatun
bir beraet فِى Kitaplarda fī
Kitaplarda ٱلزُّبُرِ the Scriptures l-zuburi
the Scriptures ٤٣ (43)
(43)
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
54:44
أَمْ
yoksa
am
yoksa يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?) نَحْنُ biz naḥnu
biz جَمِيعٌۭ bir topluluğuz jamīʿun
bir topluluğuz مُّنتَصِرٌۭ muzaffer (yenilmez) muntaṣirun
muzaffer (yenilmez) ٤٤ (44)
(44)
yoksa يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?) نَحْنُ biz naḥnu
biz جَمِيعٌۭ bir topluluğuz jamīʿun
bir topluluğuz مُّنتَصِرٌۭ muzaffer (yenilmez) muntaṣirun
muzaffer (yenilmez) ٤٤ (44)
(44)
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
54:45
سَيُهْزَمُ
bozulacak
sayuh'zamu
bozulacak ٱلْجَمْعُ o topluluk l-jamʿu
o topluluk وَيُوَلُّونَ ve dönüp kaçacaklardır wayuwallūna
ve dönüp kaçacaklardır ٱلدُّبُرَ geriye l-dubura
geriye ٤٥ (45)
(45)
bozulacak ٱلْجَمْعُ o topluluk l-jamʿu
o topluluk وَيُوَلُّونَ ve dönüp kaçacaklardır wayuwallūna
ve dönüp kaçacaklardır ٱلدُّبُرَ geriye l-dubura
geriye ٤٥ (45)
(45)
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
54:46
بَلِ
hayır
bali
hayır ٱلسَّاعَةُ o sa'attir l-sāʿatu
o sa'attir مَوْعِدُهُمْ buluşma zamanları mawʿiduhum
buluşma zamanları وَٱلسَّاعَةُ ve o sa'at wal-sāʿatu
ve o sa'at أَدْهَىٰ cidden çok fecidir adhā
cidden çok fecidir وَأَمَرُّ ve acıdır wa-amarru
ve acıdır ٤٦ (46)
(46)
hayır ٱلسَّاعَةُ o sa'attir l-sāʿatu
o sa'attir مَوْعِدُهُمْ buluşma zamanları mawʿiduhum
buluşma zamanları وَٱلسَّاعَةُ ve o sa'at wal-sāʿatu
ve o sa'at أَدْهَىٰ cidden çok fecidir adhā
cidden çok fecidir وَأَمَرُّ ve acıdır wa-amarru
ve acıdır ٤٦ (46)
(46)
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
54:47
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلْمُجْرِمِينَ suçlular l-muj'rimīna
suçlular فِى içindedir fī
içindedir ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık وَسُعُرٍۢ ve çılgınlık wasuʿurin
ve çılgınlık ٤٧ (47)
(47)
şüphesiz ٱلْمُجْرِمِينَ suçlular l-muj'rimīna
suçlular فِى içindedir fī
içindedir ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık وَسُعُرٍۢ ve çılgınlık wasuʿurin
ve çılgınlık ٤٧ (47)
(47)
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
54:48
يَوْمَ
o gün
yawma
o gün يُسْحَبُونَ sürüklenecekler yus'ḥabūna
sürüklenecekler فِى içine fī
içine ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine وُجُوهِهِمْ yüzleri wujūhihim
yüzleri ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın مَسَّ dokunuşunu massa
dokunuşunu سَقَرَ cehennemin saqara
cehennemin ٤٨ (48)
(48)
o gün يُسْحَبُونَ sürüklenecekler yus'ḥabūna
sürüklenecekler فِى içine fī
içine ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine وُجُوهِهِمْ yüzleri wujūhihim
yüzleri ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın مَسَّ dokunuşunu massa
dokunuşunu سَقَرَ cehennemin saqara
cehennemin ٤٨ (48)
(48)
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
54:49
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz كُلَّ her kulla
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi خَلَقْنَـٰهُ yarattık khalaqnāhu
yarattık بِقَدَرٍۢ bir kadere göre biqadarin
bir kadere göre ٤٩ (49)
(49)
elbette biz كُلَّ her kulla
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi خَلَقْنَـٰهُ yarattık khalaqnāhu
yarattık بِقَدَرٍۢ bir kadere göre biqadarin
bir kadere göre ٤٩ (49)
(49)
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
54:50
وَمَآ
ve yoktur
wamā
ve yoktur أَمْرُنَآ bizim buyruğumuz amrunā
bizim buyruğumuz إِلَّا dışında illā
dışında وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek كَلَمْحٍۭ göz açıp yumma gibi kalamḥin
göz açıp yumma gibi بِٱلْبَصَرِ bakış ile bil-baṣari
bakış ile ٥٠ (50)
(50)
ve yoktur أَمْرُنَآ bizim buyruğumuz amrunā
bizim buyruğumuz إِلَّا dışında illā
dışında وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek كَلَمْحٍۭ göz açıp yumma gibi kalamḥin
göz açıp yumma gibi بِٱلْبَصَرِ bakış ile bil-baṣari
bakış ile ٥٠ (50)
(50)
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
54:51
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun أَهْلَكْنَآ biz helak ettik ahlaknā
biz helak ettik أَشْيَاعَكُمْ sizin benzerlerinizi ashyāʿakum
sizin benzerlerinizi فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ٥١ (51)
(51)
ve andolsun أَهْلَكْنَآ biz helak ettik ahlaknā
biz helak ettik أَشْيَاعَكُمْ sizin benzerlerinizi ashyāʿakum
sizin benzerlerinizi فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur? مِن hiç min
hiç مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan ٥١ (51)
(51)
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
54:52
وَكُلُّ
ve her
wakullu
ve her شَىْءٍۢ şey shayin
şey فَعَلُوهُ yaptıkları faʿalūhu
yaptıkları فِى mevcuttur fī
mevcuttur ٱلزُّبُرِ Kitaplarda l-zuburi
Kitaplarda ٥٢ (52)
(52)
ve her شَىْءٍۢ şey shayin
şey فَعَلُوهُ yaptıkları faʿalūhu
yaptıkları فِى mevcuttur fī
mevcuttur ٱلزُّبُرِ Kitaplarda l-zuburi
Kitaplarda ٥٢ (52)
(52)
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
54:53
وَكُلُّ
ve hepsi
wakullu
ve hepsi صَغِيرٍۢ küçük ṣaghīrin
küçük وَكَبِيرٍۢ ve büyük wakabīrin
ve büyük مُّسْتَطَرٌ satır satır yazılmıştır mus'taṭarun
satır satır yazılmıştır ٥٣ (53)
(53)
ve hepsi صَغِيرٍۢ küçük ṣaghīrin
küçük وَكَبِيرٍۢ ve büyük wakabīrin
ve büyük مُّسْتَطَرٌ satır satır yazılmıştır mus'taṭarun
satır satır yazılmıştır ٥٣ (53)
(53)
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
54:54
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler فِى cennetlerdedir fī
cennetlerdedir جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens وَنَهَرٍۢ ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar wanaharin
ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar ٥٤ (54)
(54)
şüphesiz ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler فِى cennetlerdedir fī
cennetlerdedir جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens وَنَهَرٍۢ ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar wanaharin
ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar ٥٤ (54)
(54)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
54:55
فِى
koltuklarındadırlar
fī
koltuklarındadırlar مَقْعَدِ a seat maqʿadi
a seat صِدْقٍ doğruluk ṣid'qin
doğruluk عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda مَلِيكٍۢ padişahın malīkin
padişahın مُّقْتَدِرٍۭ güçlü muq'tadirin
güçlü ٥٥ (55)
(55)
koltuklarındadırlar مَقْعَدِ a seat maqʿadi
a seat صِدْقٍ doğruluk ṣid'qin
doğruluk عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda مَلِيكٍۢ padişahın malīkin
padişahın مُّقْتَدِرٍۭ güçlü muq'tadirin
güçlü ٥٥ (55)
(55)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.