53

Necm

Mekki 62 Ayet Cüz 27
النجم
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
53:1
وَٱلنَّجْمِ yıldıza andolsun wal-najmi
yıldıza andolsun
إِذَا zaman idhā
zaman
هَوَىٰ aşağı kaydığı hawā
aşağı kaydığı
١ (1)
(1)
Batmakta olan yıldıza and olsun ki,
53:2
مَا sapmadı
sapmadı
ضَلَّ has strayed ḍalla
has strayed
صَاحِبُكُمْ arkadaşınız ṣāḥibukum
arkadaşınız
وَمَا ve wamā
ve
غَوَىٰ azmadı ghawā
azmadı
٢ (2)
(2)
Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.
53:3
وَمَا ve wamā
ve
يَنطِقُ O konuşmaz yanṭiqu
O konuşmaz
عَنِ hevadan ʿani
hevadan
ٱلْهَوَىٰٓ the desire l-hawā
the desire
٣ (3)
(3)
O, kendiliğinden konuşmamaktadır.
53:4
إِنْ değildir in
değildir
هُوَ O huwa
O
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
وَحْىٌۭ vahiy(den) waḥyun
vahiy(den)
يُوحَىٰ kendisine vahyedilen yūḥā
kendisine vahyedilen
٤ (4)
(4)
Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.
53:5
عَلَّمَهُۥ onu öğretti ʿallamahu
onu öğretti
شَدِيدُ mühtiş olan shadīdu
mühtiş olan
ٱلْقُوَىٰ kuvvetleri l-quwā
kuvvetleri
٥ (5)
(5)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
53:6
ذُو sahibi dhū
sahibi
مِرَّةٍۢ üstün akıl mirratin
üstün akıl
فَٱسْتَوَىٰ ve doğruldu fa-is'tawā
ve doğruldu
٦ (6)
(6)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
53:7
وَهُوَ o iken wahuwa
o iken
بِٱلْأُفُقِ ufukta bil-ufuqi
ufukta
ٱلْأَعْلَىٰ yüksek l-aʿlā
yüksek
٧ (7)
(7)
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.
53:8
ثُمَّ sonra thumma
sonra
دَنَا yaklaştı danā
yaklaştı
فَتَدَلَّىٰ ve sarktı fatadallā
ve sarktı
٨ (8)
(8)
Sonra yaklaşmış ve inmiştir.
53:9
فَكَانَ kaldı fakāna
kaldı
قَابَ uzunluğu kadar qāba
uzunluğu kadar
قَوْسَيْنِ iki yay qawsayni
iki yay
أَوْ yahut aw
yahut
أَدْنَىٰ daha yakın adnā
daha yakın
٩ (9)
(9)
Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.
53:10
فَأَوْحَىٰٓ sonra vahyetti fa-awḥā
sonra vahyetti
إِلَىٰ kuluna ilā
kuluna
عَبْدِهِۦ His slave ʿabdihi
His slave
مَآ vahyettiğini
vahyettiğini
أَوْحَىٰ he revealed awḥā
he revealed
١٠ (10)
(10)
Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.
53:11
مَا yanılmadı
yanılmadı
كَذَبَ lied kadhaba
lied
ٱلْفُؤَادُ gönül l-fuādu
gönül
مَا gördüğünde
gördüğünde
رَأَىٰٓ it saw raā
it saw
١١ (11)
(11)
Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.
53:12
أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ kuşku mu duyuyorsunuz? afatumārūnahu
kuşku mu duyuyorsunuz?
عَلَىٰ hakkında ʿalā
hakkında
مَا şey
şey
يَرَىٰ onun gördüğü yarā
onun gördüğü
١٢ (12)
(12)
Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?
53:13
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
رَءَاهُ onu görmüştü raāhu
onu görmüştü
نَزْلَةً inişinde nazlatan
inişinde
أُخْرَىٰ başka bir ukh'rā
başka bir
١٣ (13)
(13)
And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.
53:14
عِندَ yanında ʿinda
yanında
سِدْرَةِ Sidretü'l sid'rati
Sidretü'l
ٱلْمُنتَهَىٰ Müntehâ'nın l-muntahā
Müntehâ'nın
١٤ (14)
(14)
And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.
53:15
عِندَهَا (ki) onun yanındadır ʿindahā
(ki) onun yanındadır
جَنَّةُ Cennet'ül (bahçe) jannatu
Cennet'ül (bahçe)
ٱلْمَأْوَىٰٓ Me'vâ (oturulacak) l-mawā
Me'vâ (oturulacak)
١٥ (15)
(15)
Orada Me'va cenneti vardır.
53:16
إِذْ hani idh
hani
يَغْشَى kaplıyordu yaghshā
kaplıyordu
ٱلسِّدْرَةَ Sidre'yi l-sid'rata
Sidre'yi
مَا kaplayan
kaplayan
يَغْشَىٰ covers yaghshā
covers
١٦ (16)
(16)
Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
53:17
مَا şaşmadı
şaşmadı
زَاغَ swerved zāgha
swerved
ٱلْبَصَرُ göz(ü) l-baṣaru
göz(ü)
وَمَا ve wamā
ve
طَغَىٰ azmadı ṭaghā
azmadı
١٧ (17)
(17)
Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.
53:18
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
رَأَىٰ gördü raā
gördü
مِنْ bazılarını min
bazılarını
ءَايَـٰتِ ayetlerinden āyāti
ayetlerinden
رَبِّهِ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
ٱلْكُبْرَىٰٓ büyük l-kub'rā
büyük
١٨ (18)
(18)
And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.
53:19
أَفَرَءَيْتُمُ gördünüz mü? afara-aytumu
gördünüz mü?
ٱللَّـٰتَ Lat l-lāta
Lat
وَٱلْعُزَّىٰ ve 'Uzza'yı wal-ʿuzā
ve 'Uzza'yı
١٩ (19)
(19)
Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?
53:20
وَمَنَوٰةَ ve Menat'ı? wamanata
ve Menat'ı?
ٱلثَّالِثَةَ üçüncüsünü l-thālithata
üçüncüsünü
ٱلْأُخْرَىٰٓ öteki l-ukh'rā
öteki
٢٠ (20)
(20)
Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?
53:21
أَلَكُمُ size midir? alakumu
size midir?
ٱلذَّكَرُ erkek l-dhakaru
erkek
وَلَهُ ve O'na walahu
ve O'na
ٱلْأُنثَىٰ kadın l-unthā
kadın
٢١ (21)
(21)
Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?
53:22
تِلْكَ bu til'ka
bu
إِذًۭا o halde idhan
o halde
قِسْمَةٌۭ bir taksimdir qis'matun
bir taksimdir
ضِيزَىٰٓ insafsızca ḍīzā
insafsızca
٢٢ (22)
(22)
Öyleyse bu haksız bir paylaşma;
53:23
إِنْ değildir in
değildir
هِىَ onlar hiya
onlar
إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey
أَسْمَآءٌۭ isimler(den) asmāon
isimler(den)
سَمَّيْتُمُوهَآ isimlendirdiğiniz sammaytumūhā
isimlendirdiğiniz
أَنتُمْ sizin antum
sizin
وَءَابَآؤُكُم ve babalarınızın waābāukum
ve babalarınızın
مَّآ indirmemiştir
indirmemiştir
أَنزَلَ has Allah sent down anzala
has Allah sent down
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِهَا onlara bihā
onlara
مِن hiçbir min
hiçbir
سُلْطَـٰنٍ ۚ güç sul'ṭānin
güç
إِن hayır in
hayır
يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar yattabiʿūna
onlar uyuyorlar
إِلَّا ancak illā
ancak
ٱلظَّنَّ zanna l-ẓana
zanna
وَمَا ve wamā
ve
تَهْوَى hevesine tahwā
hevesine
ٱلْأَنفُسُ ۖ nefislerin l-anfusu
nefislerin
وَلَقَدْ oysa walaqad
oysa
جَآءَهُم kendilerine gelmiştir jāahum
kendilerine gelmiştir
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّهِمُ Rableri rabbihimu
Rableri
ٱلْهُدَىٰٓ yol gösterici l-hudā
yol gösterici
٢٣ (23)
(23)
Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.
53:24
أَمْ yoksa am
yoksa
لِلْإِنسَـٰنِ insan için midir? lil'insāni
insan için midir?
مَا her
her
تَمَنَّىٰ arzu ettiği tamannā
arzu ettiği
٢٤ (24)
(24)
Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?
53:25
فَلِلَّهِ Allah'ındır falillahi
Allah'ındır
ٱلْـَٔاخِرَةُ son (ahiret) l-ākhiratu
son (ahiret)
وَٱلْأُولَىٰ ve ilk (dünya) wal-ūlā
ve ilk (dünya)
٢٥ (25)
(25)
Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.
53:26
۞ وَكَم nicesi var ki wakam
nicesi var ki
مِّن melek(ler)den min
melek(ler)den
مَّلَكٍۢ (the) Angels malakin
(the) Angels
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
لَا işe yaramaz
işe yaramaz
تُغْنِى will avail tugh'nī
will avail
شَفَـٰعَتُهُمْ onların şefa'ati shafāʿatuhum
onların şefa'ati
شَيْـًٔا hiçbir shayan
hiçbir
إِلَّا dışında illā
dışında
مِنۢ sonrası min
sonrası
بَعْدِ after baʿdi
after
أَن izin vermesinden an
izin vermesinden
يَأْذَنَ Allah has given permission yadhana
Allah has given permission
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
لِمَن kimseye liman
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَرْضَىٰٓ ve razı olduğu wayarḍā
ve razı olduğu
٢٦ (26)
(26)
Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.
53:27
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا inanmayan(lar)
inanmayan(lar)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
لَيُسَمُّونَ adlandırıyorlar layusammūna
adlandırıyorlar
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ meleklere l-malāikata
meleklere
تَسْمِيَةَ adlarını tasmiyata
adlarını
ٱلْأُنثَىٰ dişilerin l-unthā
dişilerin
٢٧ (27)
(27)
Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.
53:28
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهُم onların lahum
onların
بِهِۦ bu hususta bihi
bu hususta
مِنْ hiçbir min
hiçbir
عِلْمٍ ۖ bilgileri ʿil'min
bilgileri
إِن hayır in
hayır
يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar yattabiʿūna
onlar uyuyorlar
إِلَّا sadece illā
sadece
ٱلظَّنَّ ۖ zanna l-ẓana
zanna
وَإِنَّ ve elbette wa-inna
ve elbette
ٱلظَّنَّ zan l-ẓana
zan
لَا kazandırmaz
kazandırmaz
يُغْنِى avail yugh'nī
avail
مِنَ yana mina
yana
ٱلْحَقِّ hak(tan) l-ḥaqi
hak(tan)
شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey
٢٨ (28)
(28)
Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.
53:29
فَأَعْرِضْ o halde yüz çevir fa-aʿriḍ
o halde yüz çevir
عَن kimseden ʿan
kimseden
مَّن (him) who man
(him) who
تَوَلَّىٰ yüz çeviren tawallā
yüz çeviren
عَن bizi anmaktan ʿan
bizi anmaktan
ذِكْرِنَا Our Reminder dhik'rinā
Our Reminder
وَلَمْ ve walam
ve
يُرِدْ istemeyen yurid
istemeyen
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
ٱلْحَيَوٰةَ hayatından l-ḥayata
hayatından
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
٢٩ (29)
(29)
Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.
53:30
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
مَبْلَغُهُم onların erişebilecekleri mablaghuhum
onların erişebilecekleri
مِّنَ bilgiden mina
bilgiden
ٱلْعِلْمِ ۚ knowledge l-ʿil'mi
knowledge
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
هُوَ O huwa
O
أَعْلَمُ iyi bilir aʿlamu
iyi bilir
بِمَن kimseyi biman
kimseyi
ضَلَّ sapan ḍalla
sapan
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِهِۦ His Path sabīlihi
His Path
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
أَعْلَمُ iyi bilir aʿlamu
iyi bilir
بِمَنِ kimseyi bimani
kimseyi
ٱهْتَدَىٰ yola gelen ih'tadā
yola gelen
٣٠ (30)
(30)
Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.
53:31
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مَا herşey
herşey
فِى bulunan
bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
فِى bulunan
bulunan
ٱلْأَرْضِ yerde l-arḍi
yerde
لِيَجْزِىَ cezalandırsın diye liyajziya
cezalandırsın diye
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
أَسَـٰٓـُٔوا۟ kötülük eden(leri) asāū
kötülük eden(leri)
بِمَا yaptıklarıyle bimā
yaptıklarıyle
عَمِلُوا۟ they have done ʿamilū
they have done
وَيَجْزِىَ ve mükafatlandırsın diye wayajziya
ve mükafatlandırsın diye
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
أَحْسَنُوا۟ güzel davranan(ları) aḥsanū
güzel davranan(ları)
بِٱلْحُسْنَى güzellikle bil-ḥus'nā
güzellikle
٣١ (31)
(31)
Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
53:32
ٱلَّذِينَ ki onlar alladhīna
ki onlar
يَجْتَنِبُونَ kaçınırlar yajtanibūna
kaçınırlar
كَبَـٰٓئِرَ büyüklerinden kabāira
büyüklerinden
ٱلْإِثْمِ günahın l-ith'mi
günahın
وَٱلْفَوَٰحِشَ ve çirkin işlerden wal-fawāḥisha
ve çirkin işlerden
إِلَّا dışında illā
dışında
ٱللَّمَمَ ۚ küçük hatalar l-lamama
küçük hatalar
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbinin rabbaka
Rabbinin
وَٰسِعُ geniştir wāsiʿu
geniştir
ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ affı l-maghfirati
affı
هُوَ O huwa
O
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِكُمْ sizi bikum
sizi
إِذْ zaman idh
zaman
أَنشَأَكُم sizi inşa ettiği ansha-akum
sizi inşa ettiği
مِّنَ topraktan mina
topraktan
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَإِذْ ve zaman wa-idh
ve zaman
أَنتُمْ siz antum
siz
أَجِنَّةٌۭ cenin halinde iken ajinnatun
cenin halinde iken
فِى karınlarında
karınlarında
بُطُونِ (the) wombs buṭūni
(the) wombs
أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ annelerinizin ummahātikum
annelerinizin
فَلَا artık falā
artık
تُزَكُّوٓا۟ övüp yüceltmeyin tuzakkū
övüp yüceltmeyin
أَنفُسَكُمْ ۖ kendinizi anfusakum
kendinizi
هُوَ O huwa
O
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِمَنِ kimseyi bimani
kimseyi
ٱتَّقَىٰٓ korunan ittaqā
korunan
٣٢ (32)
(32)
Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
53:33
أَفَرَءَيْتَ gördün mü? afara-ayta
gördün mü?
ٱلَّذِى kimseyi alladhī
kimseyi
تَوَلَّىٰ arkasını dönen tawallā
arkasını dönen
٣٣ (33)
(33)
Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"
53:34
وَأَعْطَىٰ ve vereni wa-aʿṭā
ve vereni
قَلِيلًۭا azıcık qalīlan
azıcık
وَأَكْدَىٰٓ ve gerisini elinde tutanı wa-akdā
ve gerisini elinde tutanı
٣٤ (34)
(34)
Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"
53:35
أَعِندَهُۥ kendi yanında mı? aʿindahu
kendi yanında mı?
عِلْمُ bilgisi ʿil'mu
bilgisi
ٱلْغَيْبِ gayb'ın l-ghaybi
gayb'ın
فَهُوَ ve o (mu?) fahuwa
ve o (mu?)
يَرَىٰٓ görüyor yarā
görüyor
٣٥ (35)
(35)
Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?
53:36
أَمْ yoksa am
yoksa
لَمْ haber verilmedi mi? lam
haber verilmedi mi?
يُنَبَّأْ he was informed yunabba
he was informed
بِمَا bulunan bimā
bulunan
فِى sahifelerinde
sahifelerinde
صُحُفِ (the) Scriptures ṣuḥufi
(the) Scriptures
مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın
٣٦ (36)
(36)
Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?
53:37
وَإِبْرَٰهِيمَ ve İbrahim'in wa-ib'rāhīma
ve İbrahim'in
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
وَفَّىٰٓ çok vefalıdır waffā
çok vefalıdır
٣٧ (37)
(37)
Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?
53:38
أَلَّا yüklenmez allā
yüklenmez
تَزِرُ will bear taziru
will bear
وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar
وِزْرَ (günah) yükünü wiz'ra
(günah) yükünü
أُخْرَىٰ başkasının ukh'rā
başkasının
٣٨ (38)
(38)
Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;
53:39
وَأَن ve wa-an
ve
لَّيْسَ yoktur laysa
yoktur
لِلْإِنسَـٰنِ insana lil'insāni
insana
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
مَا çalışmasından
çalışmasından
سَعَىٰ he strives (for) saʿā
he strives (for)
٣٩ (39)
(39)
İnsan ancak çalıştığına erişir.
53:40
وَأَنَّ ve muhakkak wa-anna
ve muhakkak
سَعْيَهُۥ onun çalışması saʿyahu
onun çalışması
سَوْفَ yakında sawfa
yakında
يُرَىٰ görülecektir yurā
görülecektir
٤٠ (40)
(40)
Onun çalışması şüphesiz görülecektir.
53:41
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُجْزَىٰهُ ona verilecektir yuj'zāhu
ona verilecektir
ٱلْجَزَآءَ karşılığı l-jazāa
karşılığı
ٱلْأَوْفَىٰ tastamam l-awfā
tastamam
٤١ (41)
(41)
Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.
53:42
وَأَنَّ ve sonunda wa-anna
ve sonunda
إِلَىٰ senin Rabbine ilā
senin Rabbine
رَبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
ٱلْمُنتَهَىٰ varılacaktır l-muntahā
varılacaktır
٤٢ (42)
(42)
Doğrusu son varış Rabbinedir.
53:43
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O wa-annahu
ve şüphesiz O
هُوَ O'dur huwa
O'dur
أَضْحَكَ güldüren aḍḥaka
güldüren
وَأَبْكَىٰ ve ağlatan wa-abkā
ve ağlatan
٤٣ (43)
(43)
Doğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur.
53:44
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O wa-annahu
ve şüphesiz O
هُوَ O'dur huwa
O'dur
أَمَاتَ öldüren amāta
öldüren
وَأَحْيَا ve yaşatan wa-aḥyā
ve yaşatan
٤٤ (44)
(44)
Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.
53:45
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O wa-annahu
ve şüphesiz O
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلزَّوْجَيْنِ iki çifti l-zawjayni
iki çifti
ٱلذَّكَرَ erkeği l-dhakara
erkeği
وَٱلْأُنثَىٰ ve dişiyi wal-unthā
ve dişiyi
٤٥ (45)
(45)
Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.
53:46
مِن nutfe(sperm)den min
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍ a semen-drop nuṭ'fatin
a semen-drop
إِذَا zaman idhā
zaman
تُمْنَىٰ atıldığı tum'nā
atıldığı
٤٦ (46)
(46)
Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.
53:47
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
عَلَيْهِ O'nun işidir ʿalayhi
O'nun işidir
ٱلنَّشْأَةَ yaratmak l-nashata
yaratmak
ٱلْأُخْرَىٰ tekrar l-ukh'rā
tekrar
٤٧ (47)
(47)
Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur.
53:48
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O wa-annahu
ve şüphesiz O
هُوَ O'dur huwa
O'dur
أَغْنَىٰ zengin eden aghnā
zengin eden
وَأَقْنَىٰ ve bol veren wa-aqnā
ve bol veren
٤٨ (48)
(48)
Doğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur.
53:49
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O wa-annahu
ve şüphesiz O
هُوَ O'dur huwa
O'dur
رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi
ٱلشِّعْرَىٰ Şi'ra'nın l-shiʿ'rā
Şi'ra'nın
٤٩ (49)
(49)
Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur.
53:50
وَأَنَّهُۥٓ ve şüphesiz O wa-annahu
ve şüphesiz O
أَهْلَكَ helak etti ahlaka
helak etti
عَادًا Ad'ı ʿādan
Ad'ı
ٱلْأُولَىٰ önce gelen l-ūlā
önce gelen
٥٠ (50)
(50)
İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.
53:51
وَثَمُودَا۟ ve Semud'u wathamūdā
ve Semud'u
فَمَآ geriye bırakmadı famā
geriye bırakmadı
أَبْقَىٰ He spared abqā
He spared
٥١ (51)
(51)
İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.
53:52
وَقَوْمَ ve kavmini (helak etmişti) waqawma
ve kavmini (helak etmişti)
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
مِّن önceden min
önceden
قَبْلُ ۖ before qablu
before
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
هُمْ onlar hum
onlar
أَظْلَمَ daha zalim aẓlama
daha zalim
وَأَطْغَىٰ ve azgın wa-aṭghā
ve azgın
٥٢ (52)
(52)
Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi.
53:53
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ altı üstüne getirilen kentleri wal-mu'tafikata
altı üstüne getirilen kentleri
أَهْوَىٰ devirip yıktı ahwā
devirip yıktı
٥٣ (53)
(53)
Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.
53:54
فَغَشَّىٰهَا sardırttı onlara faghashāhā
sardırttı onlara
مَا sardırdığını
sardırdığını
غَشَّىٰ covered ghashā
covered
٥٤ (54)
(54)
Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.
53:55
فَبِأَىِّ o halde hangi? fabi-ayyi
o halde hangi?
ءَالَآءِ ni'metinden ālāi
ni'metinden
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
تَتَمَارَىٰ kuşku duyuyorsun tatamārā
kuşku duyuyorsun
٥٥ (55)
(55)
Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin?
53:56
هَـٰذَا bu hādhā
bu
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdır nadhīrun
bir uyarıcıdır
مِّنَ uyarıcılardan mina
uyarıcılardan
ٱلنُّذُرِ the warners l-nudhuri
the warners
ٱلْأُولَىٰٓ ilk l-ūlā
ilk
٥٦ (56)
(56)
İşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır.
53:57
أَزِفَتِ yaklaştı azifati
yaklaştı
ٱلْـَٔازِفَةُ yaklaşıcı l-āzifatu
yaklaşıcı
٥٧ (57)
(57)
Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.
53:58
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
لَهَا onu lahā
onu
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
كَاشِفَةٌ açacak kimse kāshifatun
açacak kimse
٥٨ (58)
(58)
Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur.
53:59
أَفَمِنْ bu-den mi? afamin
bu-den mi?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْحَدِيثِ statement l-ḥadīthi
statement
تَعْجَبُونَ şaşıyorsunuz taʿjabūna
şaşıyorsunuz
٥٩ (59)
(59)
Bu söze mi şaşıyorsunuz?
53:60
وَتَضْحَكُونَ ve gülüyorsunuz wataḍḥakūna
ve gülüyorsunuz
وَلَا ve walā
ve
تَبْكُونَ ağlamıyorsunuz tabkūna
ağlamıyorsunuz
٦٠ (60)
(60)
Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz.
53:61
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
سَـٰمِدُونَ baş kaldırıyorsunuz sāmidūna
baş kaldırıyorsunuz
٦١ (61)
(61)
Habersiz oyalanmaktasınız.
53:62
فَٱسْجُدُوا۟ haydi secde edin fa-us'judū
haydi secde edin
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَٱعْبُدُوا۟ ۩ ve kulluk edin wa-uʿ'budū
ve kulluk edin
٦٢ (62)
(62)
Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin.