42

Şura

Mekki 53 Ayet Cüz 25
الشورى
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
42:1
حمٓ Hâ Mîm hha-meem
Hâ Mîm
١ (1)
(1)
Ha, Mim.
42:2
عٓسٓقٓ Ayn Sîn Kâf ain-seen-qaf
Ayn Sîn Kâf
٢ (2)
(2)
Ayn, Sin, Kaf,
42:3
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
يُوحِىٓ vahyeder yūḥī
vahyeder
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱلَّذِينَ senden öncekilere alladhīna
senden öncekilere
مِن before you min
before you
قَبْلِكَ before you qablika
before you
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْعَزِيزُ aziz l-ʿazīzu
aziz
ٱلْحَكِيمُ hakim l-ḥakīmu
hakim
٣ (3)
(3)
Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder.
42:4
لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مَا bulunan herşey
bulunan herşey
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve bulunan herşey wamā
ve bulunan herşey
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَلِىُّ yücedir l-ʿaliyu
yücedir
ٱلْعَظِيمُ uludur l-ʿaẓīmu
uludur
٤ (4)
(4)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür.
42:5
تَكَادُ neredeyse takādu
neredeyse
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler l-samāwātu
gökler
يَتَفَطَّرْنَ çatlayacaklar yatafaṭṭarna
çatlayacaklar
مِن üstlerinden min
üstlerinden
فَوْقِهِنَّ ۚ above them fawqihinna
above them
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler wal-malāikatu
ve melekler
يُسَبِّحُونَ tesbih ederler yusabbiḥūna
tesbih ederler
بِحَمْدِ hamd ile biḥamdi
hamd ile
رَبِّهِمْ Rablerini rabbihim
Rablerini
وَيَسْتَغْفِرُونَ ve mağfiret dilerler wayastaghfirūna
ve mağfiret dilerler
لِمَن kimseler için liman
kimseler için
فِى yerdeki
yerdeki
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth
أَلَآ iyi bil ki alā
iyi bil ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلْغَفُورُ çok bağışlayan l-ghafūru
çok bağışlayan
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyen l-raḥīmu
çok esirgeyen
٥ (5)
(5)
Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.
42:6
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ٱتَّخَذُوا۟ edinen(leri) ittakhadhū
edinen(leri)
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ besides dūnihi
besides
أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
حَفِيظٌ kollamaktadır ḥafīẓun
kollamaktadır
عَلَيْهِمْ onları ʿalayhim
onları
وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin
أَنتَ sen anta
sen
عَلَيْهِم onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde
بِوَكِيلٍۢ bir vekil biwakīlin
bir vekil
٦ (6)
(6)
Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.
42:7
وَكَذَٰلِكَ ve böyle wakadhālika
ve böyle
أَوْحَيْنَآ biz vahyettik ki awḥaynā
biz vahyettik ki
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
قُرْءَانًا bir Kur'an qur'ānan
bir Kur'an
عَرَبِيًّۭا arapça ʿarabiyyan
arapça
لِّتُنذِرَ uyarman için litundhira
uyarman için
أُمَّ anasını umma
anasını
ٱلْقُرَىٰ kentlerin (Mekke'yi) l-qurā
kentlerin (Mekke'yi)
وَمَنْ ve waman
ve
حَوْلَهَا çevresindekileri ḥawlahā
çevresindekileri
وَتُنذِرَ ve uyarman için watundhira
ve uyarman için
يَوْمَ gününe karşı yawma
gününe karşı
ٱلْجَمْعِ toplanma l-jamʿi
toplanma
لَا asla bulunmayan
asla bulunmayan
رَيْبَ kuşku rayba
kuşku
فِيهِ ۚ onda fīhi
onda
فَرِيقٌۭ bir bölük farīqun
bir bölük
فِى cennette
cennette
ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise
وَفَرِيقٌۭ ve bir bölük wafarīqun
ve bir bölük
فِى ateştedir
ateştedir
ٱلسَّعِيرِ the Blazing Fire l-saʿīri
the Blazing Fire
٧ (7)
(7)
Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.
42:8
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَجَعَلَهُمْ onları yapardı lajaʿalahum
onları yapardı
أُمَّةًۭ millet ummatan
millet
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يُدْخِلُ sokar yud'khilu
sokar
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
فِى rahmetine
rahmetine
رَحْمَتِهِۦ ۚ His Mercy raḥmatihi
His Mercy
وَٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlere gelince wal-ẓālimūna
zalimlere gelince
مَا yoktur
yoktur
لَهُم onların lahum
onların
مِّن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
نَصِيرٍ yardımcısı naṣīrin
yardımcısı
٨ (8)
(8)
Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.
42:9
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱتَّخَذُوا۟ edindiler (mi?) ittakhadhū
edindiler (mi?)
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him
أَوْلِيَآءَ ۖ dostlar awliyāa
dostlar
فَٱللَّهُ halbuki Allah'tır fal-lahu
halbuki Allah'tır
هُوَ O huwa
O
ٱلْوَلِىُّ dost olan l-waliyu
dost olan
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
يُحْىِ diriltir yuḥ'yī
diriltir
ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٩ (9)
(9)
Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir.
42:10
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
ٱخْتَلَفْتُمْ ayrılığa düştüğünüz ikh'talaftum
ayrılığa düştüğünüz
فِيهِ hakkında fīhi
hakkında
مِن herhangi bir min
herhangi bir
شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing
فَحُكْمُهُۥٓ hüküm vermek faḥuk'muhu
hüküm vermek
إِلَى aittir ilā
aittir
ٱللَّهِ ۚ Allah'a l-lahi
Allah'a
ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na
تَوَكَّلْتُ dayandım tawakkaltu
dayandım
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
أُنِيبُ yöneldim unību
yöneldim
١٠ (10)
(10)
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)
42:11
فَاطِرُ yoktan var edendir fāṭiru
yoktan var edendir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yeri wal-arḍi
ve yeri
جَعَلَ yaratmıştır jaʿala
yaratmıştır
لَكُم size lakum
size
مِّنْ kendinizden min
kendinizden
أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves
أَزْوَٰجًۭا çiftler azwājan
çiftler
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlardan l-anʿāmi
hayvanlardan
أَزْوَٰجًۭا ۖ çiftler azwājan
çiftler
يَذْرَؤُكُمْ sizi üretiyor yadhra-ukum
sizi üretiyor
فِيهِ ۚ bu(düzen içi)nde fīhi
bu(düzen içi)nde
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
كَمِثْلِهِۦ O'na benzer kamith'lihi
O'na benzer
شَىْءٌۭ ۖ hiçbir şey shayon
hiçbir şey
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْبَصِيرُ görendir l-baṣīru
görendir
١١ (11)
(11)
Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
42:12
لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مَقَالِيدُ anahtarları maqālīdu
anahtarları
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
يَبْسُطُ açar yabsuṭu
açar
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
لِمَن kimse niçin liman
kimse niçin
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
١٢ (12)
(12)
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.
42:13
۞ شَرَعَ şeri'at (hukuk düzeni) yaptı sharaʿa
şeri'at (hukuk düzeni) yaptı
لَكُم size lakum
size
مِّنَ dinden mina
dinden
ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion
مَا ne varsa
ne varsa
وَصَّىٰ tavsiye ettiği waṣṣā
tavsiye ettiği
بِهِۦ onunla bihi
onunla
نُوحًۭا Nuh'a nūḥan
Nuh'a
وَٱلَّذِىٓ ve wa-alladhī
ve
أَوْحَيْنَآ vahyettiğimizi awḥaynā
vahyettiğimizi
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَمَا ve wamā
ve
وَصَّيْنَا tavsiye ettiğimizi waṣṣaynā
tavsiye ettiğimizi
بِهِۦٓ onunla bihi
onunla
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e ib'rāhīma
İbrahim'e
وَمُوسَىٰ ve Musa'ya wamūsā
ve Musa'ya
وَعِيسَىٰٓ ۖ ve ve Îsa'ya waʿīsā
ve ve Îsa'ya
أَنْ şöyle ki an
şöyle ki
أَقِيمُوا۟ doğru tutun aqīmū
doğru tutun
ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini
وَلَا ve walā
ve
تَتَفَرَّقُوا۟ ayrılığa düşmeyin tatafarraqū
ayrılığa düşmeyin
فِيهِ ۚ onda fīhi
onda
كَبُرَ ağır geldi kabura
ağır geldi
عَلَى ortak koşanlara ʿalā
ortak koşanlara
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
مَا onları çağırdığın
onları çağırdığın
تَدْعُوهُمْ you call them tadʿūhum
you call them
إِلَيْهِ ۚ kendisine ilayhi
kendisine
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَجْتَبِىٓ seçer yajtabī
seçer
إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَهْدِىٓ ve iletir wayahdī
ve iletir
إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine
مَن kimseyi man
kimseyi
يُنِيبُ iyi niyyetle yönelen yunību
iyi niyyetle yönelen
١٣ (13)
(13)
Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.
42:14
وَمَا ve wamā
ve
تَفَرَّقُوٓا۟ onlar ayrılığa düşmediler tafarraqū
onlar ayrılığa düşmediler
إِلَّا başka sebeple illā
başka sebeple
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا kendilerine geldikten
kendilerine geldikten
جَآءَهُمُ came to them jāahumu
came to them
ٱلْعِلْمُ ilim l-ʿil'mu
ilim
بَغْيًۢا çekememezlik baghyan
çekememezlik
بَيْنَهُمْ ۚ aralarındaki baynahum
aralarındaki
وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı walawlā
ve eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ sözü kalimatun
sözü
سَبَقَتْ geçmiş sabaqat
geçmiş
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar
أَجَلٍۢ bir süre ajalin
bir süre
مُّسَمًّۭى belirli musamman
belirli
لَّقُضِىَ hüküm verilirdi laquḍiya
hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۚ aralarında baynahum
aralarında
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ varis kılınanlar alladhīna
varis kılınanlar
أُورِثُوا۟ were made to inherit ūrithū
were made to inherit
ٱلْكِتَـٰبَ Kitaba l-kitāba
Kitaba
مِنۢ onlardan sonra min
onlardan sonra
بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them
لَفِى içindedirler lafī
içindedirler
شَكٍّۢ bir şüphe shakkin
bir şüphe
مِّنْهُ ondan min'hu
ondan
مُرِيبٍۢ kuşku veren murībin
kuşku veren
١٤ (14)
(14)
Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler.
42:15
فَلِذَٰلِكَ bundan dolayı sen falidhālika
bundan dolayı sen
فَٱدْعُ ۖ (Hakka) çağır fa-ud'ʿu
(Hakka) çağır
وَٱسْتَقِمْ ve doğru ol wa-is'taqim
ve doğru ol
كَمَآ gibi kamā
gibi
أُمِرْتَ ۖ emrolunduğun umir'ta
emrolunduğun
وَلَا ve walā
ve
تَتَّبِعْ uyma tattabiʿ
uyma
أَهْوَآءَهُمْ ۖ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine
وَقُلْ ve de ki waqul
ve de ki
ءَامَنتُ ben inandım āmantu
ben inandım
بِمَآ indirdiği bimā
indirdiği
أَنزَلَ Allah has sent down anzala
Allah has sent down
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِن her min
her
كِتَـٰبٍۢ ۖ Kitaba kitābin
Kitaba
وَأُمِرْتُ ve emrolundum wa-umir'tu
ve emrolundum
لِأَعْدِلَ adalet yapmakla li-aʿdila
adalet yapmakla
بَيْنَكُمُ ۖ aranızda baynakumu
aranızda
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّنَا bizim de Rabbimizdir rabbunā
bizim de Rabbimizdir
وَرَبُّكُمْ ۖ sizin de Rabbinizdir warabbukum
sizin de Rabbinizdir
لَنَآ bize aittir lanā
bize aittir
أَعْمَـٰلُنَا bizim eylemlerimiz aʿmālunā
bizim eylemlerimiz
وَلَكُمْ ve size aittir walakum
ve size aittir
أَعْمَـٰلُكُمْ ۖ sizin eylemleriniz aʿmālukum
sizin eylemleriniz
لَا yoktur
yoktur
حُجَّةَ bir tartışma nedeni ḥujjata
bir tartışma nedeni
بَيْنَنَا bizimle baynanā
bizimle
وَبَيْنَكُمُ ۖ sizin aranızda wabaynakumu
sizin aranızda
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَجْمَعُ bulur (bir araya toplar) yajmaʿu
bulur (bir araya toplar)
بَيْنَنَا ۖ aramızı baynanā
aramızı
وَإِلَيْهِ ve O'nadır wa-ilayhi
ve O'nadır
ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş
١٥ (15)
(15)
Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."
42:16
وَٱلَّذِينَ ve kimselerin wa-alladhīna
ve kimselerin
يُحَآجُّونَ tartışan(ların) yuḥājjūna
tartışan(ların)
فِى hakkında
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا kabul ettikten
kabul ettikten
ٱسْتُجِيبَ response has been made to Him us'tujība
response has been made to Him
لَهُۥ onu lahu
onu
حُجَّتُهُمْ delilleri ḥujjatuhum
delilleri
دَاحِضَةٌ batıldır dāḥiḍatun
batıldır
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
وَعَلَيْهِمْ ve üzerlerine vardır waʿalayhim
ve üzerlerine vardır
غَضَبٌۭ bir gazab ghaḍabun
bir gazab
وَلَهُمْ ve onlara vardır walahum
ve onlara vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
شَدِيدٌ şiddetli shadīdun
şiddetli
١٦ (16)
(16)
Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir.
42:17
ٱللَّهُ Allah'tır al-lahu
Allah'tır
ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
بِٱلْحَقِّ gerçeği içeren bil-ḥaqi
gerçeği içeren
وَٱلْمِيزَانَ ۗ ve ölçüyü wal-mīzāna
ve ölçüyü
وَمَا ne? wamā
ne?
يُدْرِيكَ bilirsin yud'rīka
bilirsin
لَعَلَّ belki laʿalla
belki
ٱلسَّاعَةَ (o) sa'at l-sāʿata
(o) sa'at
قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır
١٧ (17)
(17)
Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır.
42:18
يَسْتَعْجِلُ çabuk gelmesini isterler yastaʿjilu
çabuk gelmesini isterler
بِهَا onun bihā
onun
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا inanmayan(lar)
inanmayan(lar)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِهَا ۖ ona bihā
ona
وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
مُشْفِقُونَ korkarlar mush'fiqūna
korkarlar
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
وَيَعْلَمُونَ ve bilirler wayaʿlamūna
ve bilirler
أَنَّهَا onun annahā
onun
ٱلْحَقُّ ۗ gerçek olduğunu l-ḥaqu
gerçek olduğunu
أَلَآ iyi bil ki alā
iyi bil ki
إِنَّ elbette inna
elbette
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُمَارُونَ tartışan(lar) yumārūna
tartışan(lar)
فِى hakkında
hakkında
ٱلسَّاعَةِ (o) sa'at l-sāʿati
(o) sa'at
لَفِى içindedirler lafī
içindedirler
ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
بَعِيدٍ uzak baʿīdin
uzak
١٨ (18)
(18)
O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
42:19
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
لَطِيفٌۢ lutufkardır laṭīfun
lutufkardır
بِعِبَادِهِۦ kullarına biʿibādihi
kullarına
يَرْزُقُ rızıklandırır yarzuqu
rızıklandırır
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۖ dilediği yashāu
dilediği
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْقَوِىُّ kuvvetlidir l-qawiyu
kuvvetlidir
ٱلْعَزِيزُ galiptir l-ʿazīzu
galiptir
١٩ (19)
(19)
Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.
42:20
مَن kim man
kim
كَانَ ise kāna
ise
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
حَرْثَ ekinini ḥartha
ekinini
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
نَزِدْ artırırız nazid
artırırız
لَهُۥ onun için lahu
onun için
فِى onun ekinini
onun ekinini
حَرْثِهِۦ ۖ his harvest ḥarthihi
his harvest
وَمَن ve kim waman
ve kim
كَانَ ise kāna
ise
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
حَرْثَ ekinini ḥartha
ekinini
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
نُؤْتِهِۦ ona veririz nu'tihi
ona veririz
مِنْهَا ondan bir şey min'hā
ondan bir şey
وَمَا fakat olmaz wamā
fakat olmaz
لَهُۥ onun lahu
onun
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
مِن hiçbir min
hiçbir
نَّصِيبٍ nasibi naṣībin
nasibi
٢٠ (20)
(20)
Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz.
42:21
أَمْ yoksa am
yoksa
لَهُمْ onların var (mı?) lahum
onların var (mı?)
شُرَكَـٰٓؤُا۟ ortakları shurakāu
ortakları
شَرَعُوا۟ şeriat kılan sharaʿū
şeriat kılan
لَهُم kendilerine lahum
kendilerine
مِّنَ dini mina
dini
ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion
مَا izin vermediği
izin vermediği
لَمْ not lam
not
يَأْذَنۢ Allah has given permission of it yadhan
Allah has given permission of it
بِهِ onu bihi
onu
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı
كَلِمَةُ sözü kalimatu
sözü
ٱلْفَصْلِ ayırım l-faṣli
ayırım
لَقُضِىَ derhal hüküm verilirdi laquḍiya
derhal hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۗ aralarında baynahum
aralarında
وَإِنَّ ve kuşkusuz wa-inna
ve kuşkusuz
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler (için) l-ẓālimīna
zalimler (için)
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٢١ (21)
(21)
Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.
42:22
تَرَى görürsün tarā
görürsün
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
مُشْفِقِينَ korkudan titrediklerini mush'fiqīna
korkudan titrediklerini
مِمَّا yüzünden mimmā
yüzünden
كَسَبُوا۟ yaptıkları işler kasabū
yaptıkları işler
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
وَاقِعٌۢ başlarına inerken wāqiʿun
başlarına inerken
بِهِمْ ۗ onların bihim
onların
وَٱلَّذِينَ fakat wa-alladhīna
fakat
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
فِى bahçelerindedirler
bahçelerindedirler
رَوْضَاتِ flowering meadows rawḍāti
flowering meadows
ٱلْجَنَّاتِ ۖ cennet l-janāti
cennet
لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır
مَّا her şey
her şey
يَشَآءُونَ diledikleri yashāūna
diledikleri
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
ذَٰلِكَ işte dhālika
işte
هُوَ budur huwa
budur
ٱلْفَضْلُ lutuf l-faḍlu
lutuf
ٱلْكَبِيرُ büyük l-kabīru
büyük
٢٢ (22)
(22)
Yaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur.
42:23
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
ٱلَّذِى müjdelediğidir alladhī
müjdelediğidir
يُبَشِّرُ Allah gives glad tidings yubashiru
Allah gives glad tidings
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عِبَادَهُ kullarını ʿibādahu
kullarını
ٱلَّذِينَ inanan alladhīna
inanan
ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe
وَعَمِلُوا۟ ve yapan waʿamilū
ve yapan
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۗ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
قُل de ki qul
de ki
لَّآ ben sizden istemiyorum
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you
عَلَيْهِ bunu karşılık ʿalayhi
bunu karşılık
أَجْرًا bir ücret ajran
bir ücret
إِلَّا ancak illā
ancak
ٱلْمَوَدَّةَ arzu ediyorum l-mawadata
arzu ediyorum
فِى (Allah'a) yaklaşmayı
(Allah'a) yaklaşmayı
ٱلْقُرْبَىٰ ۗ the relatives l-qur'bā
the relatives
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَقْتَرِفْ yaparsa yaqtarif
yaparsa
حَسَنَةًۭ bir iyilik ḥasanatan
bir iyilik
نَّزِدْ artırırız nazid
artırırız
لَهُۥ ona lahu
ona
فِيهَا onun fīhā
onun
حُسْنًا ۚ iyiliğini ḥus'nan
iyiliğini
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
شَكُورٌ karşılık verendir shakūrun
karşılık verendir
٢٣ (23)
(23)
Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
42:24
أَمْ yoksa am
yoksa
يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?)
ٱفْتَرَىٰ uydurdu if'tarā
uydurdu
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَذِبًۭا ۖ yalan kadhiban
yalan
فَإِن öyle bir durumda fa-in
öyle bir durumda
يَشَإِ dilese yasha-i
dilese
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَخْتِمْ mühür basar yakhtim
mühür basar
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
قَلْبِكَ ۗ senin kalbin qalbika
senin kalbin
وَيَمْحُ ve mahveder wayamḥu
ve mahveder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْبَـٰطِلَ batılı l-bāṭila
batılı
وَيُحِقُّ ve yerleştirir wayuḥiqqu
ve yerleştirir
ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦٓ ۚ sözleriyle bikalimātihi
sözleriyle
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
٢٤ (24)
(24)
Yoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir.
42:25
وَهُوَ ve O'dur ki wahuwa
ve O'dur ki
ٱلَّذِى kabul eder alladhī
kabul eder
يَقْبَلُ accepts yaqbalu
accepts
ٱلتَّوْبَةَ tevbeyi l-tawbata
tevbeyi
عَنْ kullarından ʿan
kullarından
عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves
وَيَعْفُوا۟ ve affeder wayaʿfū
ve affeder
عَنِ kötülüklerden ʿani
kötülüklerden
ٱلسَّيِّـَٔاتِ the evil l-sayiāti
the evil
وَيَعْلَمُ ve bilir wayaʿlamu
ve bilir
مَا ne
ne
تَفْعَلُونَ yapıyorsunuz tafʿalūna
yapıyorsunuz
٢٥ (25)
(25)
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
42:26
وَيَسْتَجِيبُ ve dileklerini kabul eder wayastajību
ve dileklerini kabul eder
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
ءَامَنُوا۟ inanan(ların) āmanū
inanan(ların)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanların waʿamilū
ve yapanların
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
وَيَزِيدُهُم ve onlara daha fazlasını verir wayazīduhum
ve onlara daha fazlasını verir
مِّن lutuf ve kereminden min
lutuf ve kereminden
فَضْلِهِۦ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlere gelince wal-kāfirūna
kafirlere gelince
لَهُمْ onlara da vardır lahum
onlara da vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
شَدِيدٌۭ çetin shadīdun
çetin
٢٦ (26)
(26)
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
42:27
۞ وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
بَسَطَ bollaştırsaydı basaṭa
bollaştırsaydı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
لِعِبَادِهِۦ kullarına liʿibādihi
kullarına
لَبَغَوْا۟ azarlardı labaghaw
azarlardı
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يُنَزِّلُ indiriyor yunazzilu
indiriyor
بِقَدَرٍۢ ölçüde biqadarin
ölçüde
مَّا dilediği
dilediği
يَشَآءُ ۚ He wills yashāu
He wills
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
بِعِبَادِهِۦ kullarını(n her halini) biʿibādihi
kullarını(n her halini)
خَبِيرٌۢ haber alandır khabīrun
haber alandır
بَصِيرٌۭ görendir baṣīrun
görendir
٢٧ (27)
(27)
Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir.
42:28
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى indiren alladhī
indiren
يُنَزِّلُ sends down yunazzilu
sends down
ٱلْغَيْثَ yağmuru l-ghaytha
yağmuru
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا umutlarını kestikten
umutlarını kestikten
قَنَطُوا۟ they have despaired qanaṭū
they have despaired
وَيَنشُرُ ve yayan wayanshuru
ve yayan
رَحْمَتَهُۥ ۚ rahmetini raḥmatahu
rahmetini
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْوَلِىُّ velidir l-waliyu
velidir
ٱلْحَمِيدُ övülmüştür l-ḥamīdu
övülmüştür
٢٨ (28)
(28)
Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur.
42:29
وَمِنْ ve wamin
ve
ءَايَـٰتِهِۦ O'nun ayetlerindendir āyātihi
O'nun ayetlerindendir
خَلْقُ yaratması khalqu
yaratması
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri
وَمَا ve wamā
ve
بَثَّ yaydığı batha
yaydığı
فِيهِمَا bunların içine fīhimā
bunların içine
مِن canlılardan min
canlılardan
دَآبَّةٍۢ ۚ (the) creatures dābbatin
(the) creatures
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ onları toplamağa ʿalā
onları toplamağa
جَمْعِهِمْ their gathering jamʿihim
their gathering
إِذَا zaman idhā
zaman
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٢٩ (29)
(29)
Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir.
42:30
وَمَآ ve wamā
ve
أَصَـٰبَكُم başınıza gelen aṣābakum
başınıza gelen
مِّن herhangi bir min
herhangi bir
مُّصِيبَةٍۢ musibet muṣībatin
musibet
فَبِمَا yüzündendir fabimā
yüzündendir
كَسَبَتْ yaptığı (işler) kasabat
yaptığı (işler)
أَيْدِيكُمْ kendi ellerinizin aydīkum
kendi ellerinizin
وَيَعْفُوا۟ ve affeder wayaʿfū
ve affeder
عَن birçoğunu ʿan
birçoğunu
كَثِيرٍۢ much kathīrin
much
٣٠ (30)
(30)
Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.
42:31
وَمَآ ve değilsiniz wamā
ve değilsiniz
أَنتُم siz antum
siz
بِمُعْجِزِينَ aciz bıracacak bimuʿ'jizīna
aciz bıracacak
فِى yer yüzünde
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ veliniz waliyyin
veliniz
وَلَا ne de walā
ne de
نَصِيرٍۢ bir yardımcı(nız) naṣīrin
bir yardımcı(nız)
٣١ (31)
(31)
Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.
42:32
وَمِنْ ve wamin
ve
ءَايَـٰتِهِ O'nun ayetlerindendir āyātihi
O'nun ayetlerindendir
ٱلْجَوَارِ akıp giden(gemi)ler l-jawāri
akıp giden(gemi)ler
فِى denizde
denizde
ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea
كَٱلْأَعْلَـٰمِ dağlar gibi kal-aʿlāmi
dağlar gibi
٣٢ (32)
(32)
Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir.
42:33
إِن eğer in
eğer
يَشَأْ dilerse yasha
dilerse
يُسْكِنِ durdurur da yus'kini
durdurur da
ٱلرِّيحَ rüzgarı l-rīḥa
rüzgarı
فَيَظْلَلْنَ sonra kalırlar fayaẓlalna
sonra kalırlar
رَوَاكِدَ hareketsiz rawākida
hareketsiz
عَلَىٰ (denizin) sırtında ʿalā
(denizin) sırtında
ظَهْرِهِۦٓ ۚ its back ẓahrihi
its back
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّكُلِّ herkes için likulli
herkes için
صَبَّارٍۢ sabreden ṣabbārin
sabreden
شَكُورٍ şükreden shakūrin
şükreden
٣٣ (33)
(33)
O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır.
42:34
أَوْ yahut aw
yahut
يُوبِقْهُنَّ onları helak eder yūbiq'hunna
onları helak eder
بِمَا yüzünden; bimā
yüzünden;
كَسَبُوا۟ yaptıkları (işler) kasabū
yaptıkları (işler)
وَيَعْفُ ve affeder (kurtarır) wayaʿfu
ve affeder (kurtarır)
عَن birçoğunu da ʿan
birçoğunu da
كَثِيرٍۢ much kathīrin
much
٣٤ (34)
(34)
Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar.
42:35
وَيَعْلَمَ ve bilsinler wayaʿlama
ve bilsinler
ٱلَّذِينَ tartışanlar alladhīna
tartışanlar
يُجَـٰدِلُونَ dispute yujādilūna
dispute
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَايَـٰتِنَا ayetlerimiz āyātinā
ayetlerimiz
مَا olmadığını
olmadığını
لَهُم kendileri için lahum
kendileri için
مِّن hiçbir min
hiçbir
مَّحِيصٍۢ kaçacak yer maḥīṣin
kaçacak yer
٣٥ (35)
(35)
Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler.
42:36
فَمَآ size verilen famā
size verilen
أُوتِيتُم you are given ūtītum
you are given
مِّن şeyler min
şeyler
شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing
فَمَتَـٰعُ geçimidir famatāʿu
geçimidir
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya
وَمَا ve wamā
ve
عِندَ yanında bulunan ise ʿinda
yanında bulunan ise
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
وَأَبْقَىٰ ve daha kalıcıdır wa-abqā
ve daha kalıcıdır
لِلَّذِينَ için lilladhīna
için
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
وَعَلَىٰ ve waʿalā
ve
رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ dayananlar (için) yatawakkalūna
dayananlar (için)
٣٦ (36)
(36)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
42:37
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
يَجْتَنِبُونَ onlar kaçınırlar yajtanibūna
onlar kaçınırlar
كَبَـٰٓئِرَ büyük kabāira
büyük
ٱلْإِثْمِ günahlardan l-ith'mi
günahlardan
وَٱلْفَوَٰحِشَ ve çirkin işlerden wal-fawāḥisha
ve çirkin işlerden
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
مَا kızdıkları
kızdıkları
غَضِبُوا۟ they are angry ghaḍibū
they are angry
هُمْ onlar hum
onlar
يَغْفِرُونَ affederler yaghfirūna
affederler
٣٧ (37)
(37)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
42:38
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
ٱسْتَجَابُوا۟ çağrısına gelirler is'tajābū
çağrısına gelirler
لِرَبِّهِمْ Rablerinin lirabbihim
Rablerinin
وَأَقَامُوا۟ ve kılarlar wa-aqāmū
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَأَمْرُهُمْ ve işleri wa-amruhum
ve işleri
شُورَىٰ danışma iledir shūrā
danışma iledir
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
وَمِمَّا şeylerden wamimmā
şeylerden
رَزَقْنَـٰهُمْ kendilerini rızıklandırdığımız razaqnāhum
kendilerini rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ infak ederler yunfiqūna
infak ederler
٣٨ (38)
(38)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
42:39
وَٱلَّذِينَ ve onlar wa-alladhīna
ve onlar
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَصَابَهُمُ uğradıkları aṣābahumu
uğradıkları
ٱلْبَغْىُ saldırıya l-baghyu
saldırıya
هُمْ kendilerini hum
kendilerini
يَنتَصِرُونَ savunurlar yantaṣirūna
savunurlar
٣٩ (39)
(39)
Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.
42:40
وَجَزَٰٓؤُا۟ ve cezası wajazāu
ve cezası
سَيِّئَةٍۢ kötülüğün sayyi-atin
kötülüğün
سَيِّئَةٌۭ bir kütülüktür sayyi-atun
bir kütülüktür
مِّثْلُهَا ۖ yine onun gibi mith'luhā
yine onun gibi
فَمَنْ fakat kim faman
fakat kim
عَفَا affederse ʿafā
affederse
وَأَصْلَحَ ve barışırsa wa-aṣlaḥa
ve barışırsa
فَأَجْرُهُۥ onun mükafatı fa-ajruhu
onun mükafatı
عَلَى aittir ʿalā
aittir
ٱللَّهِ ۚ Allah'a l-lahi
Allah'a
إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ like yuḥibbu
like
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri
٤٠ (40)
(40)
Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.
42:41
وَلَمَنِ ve elbette kim walamani
ve elbette kim
ٱنتَصَرَ kendini savunursa intaṣara
kendini savunursa
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ظُلْمِهِۦ zulme uğradıktan ẓul'mihi
zulme uğradıktan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ öylelerinin fa-ulāika
öylelerinin
مَا yoktur
yoktur
عَلَيْهِم aleyhine ʿalayhim
aleyhine
مِّن hiçbir min
hiçbir
سَبِيلٍ yol sabīlin
yol
٤١ (41)
(41)
Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur.
42:42
إِنَّمَا ancak vardır innamā
ancak vardır
ٱلسَّبِيلُ bir yol l-sabīlu
bir yol
عَلَى aleyhine ʿalā
aleyhine
ٱلَّذِينَ zulmedenler alladhīna
zulmedenler
يَظْلِمُونَ oppress yaẓlimūna
oppress
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
وَيَبْغُونَ ve saldıranlar wayabghūna
ve saldıranlar
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
بِغَيْرِ haksız yere bighayri
haksız yere
ٱلْحَقِّ ۚ haksız yere l-ḥaqi
haksız yere
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٤٢ (42)
(42)
İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır.
42:43
وَلَمَن fakat kim walaman
fakat kim
صَبَرَ sabrederse ṣabara
sabrederse
وَغَفَرَ ve affederse waghafara
ve affederse
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
لَمِنْ şüphesiz lamin
şüphesiz
عَزْمِ çok önemli ʿazmi
çok önemli
ٱلْأُمُورِ işlerdendir l-umūri
işlerdendir
٤٣ (43)
(43)
Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.
42:44
وَمَن ve kimi waman
ve kimi
يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa yuḍ'lili
sapıklıkta bırakırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَمَا artık yoktur famā
artık yoktur
لَهُۥ onun lahu
onun
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi
مِّنۢ O'ndan sonra min
O'ndan sonra
بَعْدِهِۦ ۗ after Him baʿdihi
after Him
وَتَرَى ve görürsün watarā
ve görürsün
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
لَمَّا zaman lammā
zaman
رَأَوُا۟ gördükleri ra-awū
gördükleri
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
يَقُولُونَ dediklerini yaqūlūna
dediklerini
هَلْ var mı? hal
var mı?
إِلَىٰ geri dönecek ilā
geri dönecek
مَرَدٍّۢ return maraddin
return
مِّن hiçbir min
hiçbir
سَبِيلٍۢ yol sabīlin
yol
٤٤ (44)
(44)
Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün.
42:45
وَتَرَىٰهُمْ yine onları görürsün watarāhum
yine onları görürsün
يُعْرَضُونَ sunulurlarken yuʿ'raḍūna
sunulurlarken
عَلَيْهَا ona (ateşe) ʿalayhā
ona (ateşe)
خَـٰشِعِينَ başlarını öne eğik khāshiʿīna
başlarını öne eğik
مِنَ aşağılıktan mina
aşağılıktan
ٱلذُّلِّ disgrace l-dhuli
disgrace
يَنظُرُونَ bakarlar yanẓurūna
bakarlar
مِن göz ucuyla min
göz ucuyla
طَرْفٍ a glance ṭarfin
a glance
خَفِىٍّۢ ۗ gizli gizli khafiyyin
gizli gizli
وَقَالَ ve demişlerdir waqāla
ve demişlerdir
ٱلَّذِينَ inananlar alladhīna
inananlar
ءَامَنُوٓا۟ believed āmanū
believed
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْخَـٰسِرِينَ asıl ziyana uğrayanlar l-khāsirīna
asıl ziyana uğrayanlar
ٱلَّذِينَ ziyan edenlerdir alladhīna
ziyan edenlerdir
خَسِرُوٓا۟ lost khasirū
lost
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
وَأَهْلِيهِمْ ve ailelerini wa-ahlīhim
ve ailelerini
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
أَلَآ bakın alā
bakın
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
فِى içindedirler
içindedirler
عَذَابٍۢ bir azab ʿadhābin
bir azab
مُّقِيمٍۢ sürekli muqīmin
sürekli
٤٥ (45)
(45)
Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.
42:46
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
كَانَ onların kāna
onların
لَهُم for them lahum
for them
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
أَوْلِيَآءَ velileri awliyāa
velileri
يَنصُرُونَهُم kendilerine yardım edecek yanṣurūnahum
kendilerine yardım edecek
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ ۗ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَمَن ve kimi waman
ve kimi
يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa yuḍ'lili
sapıklıkta bırakırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَمَا artık yoktur famā
artık yoktur
لَهُۥ onun için lahu
onun için
مِن hiçbir min
hiçbir
سَبِيلٍ yol sabīlin
yol
٤٦ (46)
(46)
Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz.
42:47
ٱسْتَجِيبُوا۟ uyun is'tajībū
uyun
لِرَبِّكُم Rabbinize lirabbikum
Rabbinize
مِّن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن gelmezden an
gelmezden
يَأْتِىَ comes yatiya
comes
يَوْمٌۭ bir gün yawmun
bir gün
لَّا mümkün olmayan
mümkün olmayan
مَرَدَّ geri çevrilmesi maradda
geri çevrilmesi
لَهُۥ onun lahu
onun
مِنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن hiçbir min
hiçbir
مَّلْجَإٍۢ sığınacak yer malja-in
sığınacak yer
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّكِيرٍۢ inkar nakīrin
inkar
٤٧ (47)
(47)
Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.
42:48
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أَعْرَضُوا۟ yüz çevirirlerse aʿraḍū
yüz çevirirlerse
فَمَآ biz seni göndermedik famā
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ We have sent you arsalnāka
We have sent you
عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine
حَفِيظًا ۖ bekçi ḥafīẓan
bekçi
إِنْ değildir in
değildir
عَلَيْكَ sana düşen ʿalayka
sana düşen
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْبَلَـٰغُ ۗ duyurmaktan l-balāghu
duyurmaktan
وَإِنَّآ elbette biz wa-innā
elbette biz
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَذَقْنَا taddırdığımız adhaqnā
taddırdığımız
ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana
مِنَّا bizden minnā
bizden
رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet
فَرِحَ sevinir fariḥa
sevinir
بِهَا ۖ ona bihā
ona
وَإِن ama eğer wa-in
ama eğer
تُصِبْهُمْ başlarına gelirse tuṣib'hum
başlarına gelirse
سَيِّئَةٌۢ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük
بِمَا dolayı bimā
dolayı
قَدَّمَتْ öne sürdüğü işlerden qaddamat
öne sürdüğü işlerden
أَيْدِيهِمْ ellerinin aydīhim
ellerinin
فَإِنَّ şüphesiz hemen fa-inna
şüphesiz hemen
ٱلْإِنسَـٰنَ insan l-insāna
insan
كَفُورٌۭ nankör olur kafūrun
nankör olur
٤٨ (48)
(48)
Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür.
42:49
لِّلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır
مَا ne
ne
يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa
يَهَبُ bahşeder yahabu
bahşeder
لِمَن kimse için liman
kimse için
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
إِنَـٰثًۭا dişiler ināthan
dişiler
وَيَهَبُ ve bahşeder wayahabu
ve bahşeder
لِمَن kimse için liman
kimse için
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
ٱلذُّكُورَ erkekler l-dhukūra
erkekler
٤٩ (49)
(49)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir.
42:50
أَوْ yahut aw
yahut
يُزَوِّجُهُمْ onları çift (ikiz) yapar yuzawwijuhum
onları çift (ikiz) yapar
ذُكْرَانًۭا erkekler dhuk'rānan
erkekler
وَإِنَـٰثًۭا ۖ ve dişiler wa-ināthan
ve dişiler
وَيَجْعَلُ ve yapar wayajʿalu
ve yapar
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
عَقِيمًا ۚ kısır ʿaqīman
kısır
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
قَدِيرٌۭ gücü yetendir qadīrun
gücü yetendir
٥٠ (50)
(50)
Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir.
42:51
۞ وَمَا ve yoktur olmaz' wamā
ve yoktur olmaz'
كَانَ bir insanla kāna
bir insanla
لِبَشَرٍ for any human libasharin
for any human
أَن (karşılıklı) konuşması an
(karşılıklı) konuşması
يُكَلِّمَهُ Allah should speak to him yukallimahu
Allah should speak to him
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
إِلَّا dışında illā
dışında
وَحْيًا vahiy waḥyan
vahiy
أَوْ yahut aw
yahut
مِن arkasından min
arkasından
وَرَآئِ behind warāi
behind
حِجَابٍ perde ḥijābin
perde
أَوْ yahut aw
yahut
يُرْسِلَ gönderir yur'sila
gönderir
رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi
فَيُوحِىَ vahyedecek fayūḥiya
vahyedecek
بِإِذْنِهِۦ izniyle bi-idh'nihi
izniyle
مَا ne
ne
يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
عَلِىٌّ yücedir ʿaliyyun
yücedir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٥١ (51)
(51)
Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir.
42:52
وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle
أَوْحَيْنَآ vahyettik awḥaynā
vahyettik
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
رُوحًۭا bir ruh rūḥan
bir ruh
مِّنْ emrimizden min
emrimizden
أَمْرِنَا ۚ Our Command amrinā
Our Command
مَا sen değildin
sen değildin
كُنتَ (did) you kunta
(did) you
تَدْرِى biliyor tadrī
biliyor
مَا nedir
nedir
ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap
وَلَا ve nedir walā
ve nedir
ٱلْإِيمَـٰنُ iman l-īmānu
iman
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
جَعَلْنَـٰهُ biz onu yaptık jaʿalnāhu
biz onu yaptık
نُورًۭا bir nur nūran
bir nur
نَّهْدِى doğru yola ilettiğimiz nahdī
doğru yola ilettiğimiz
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مَن kimseyi man
kimseyi
نَّشَآءُ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz
مِنْ kullarımızdan min
kullarımızdan
عِبَادِنَا ۚ Our slaves ʿibādinā
Our slaves
وَإِنَّكَ şüphesiz sen wa-innaka
şüphesiz sen
لَتَهْدِىٓ götürüyorsun latahdī
götürüyorsun
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ (the) Path ṣirāṭin
(the) Path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٥٢ (52)
(52)
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.
42:53
صِرَٰطِ yoluna ṣirāṭi
yoluna
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلَّذِى sahibi olan alladhī
sahibi olan
لَهُۥ to Whom lahu
to Whom
مَا bulunan herşeyin
bulunan herşeyin
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve bulunan herşeyin wamā
ve bulunan herşeyin
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
تَصِيرُ sonunda varır taṣīru
sonunda varır
ٱلْأُمُورُ bütün işler l-umūru
bütün işler
٥٣ (53)
(53)
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.