42
Şura
الشورى
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
42:1
حمٓ
Hâ Mîm
hha-meem
Hâ Mîm ١ (1)
(1)
Hâ Mîm ١ (1)
(1)
Ha, Mim.
42:2
عٓسٓقٓ
Ayn Sîn Kâf
ain-seen-qaf
Ayn Sîn Kâf ٢ (2)
(2)
Ayn Sîn Kâf ٢ (2)
(2)
Ayn, Sin, Kaf,
42:3
كَذَٰلِكَ
böyle
kadhālika
böyle يُوحِىٓ vahyeder yūḥī
vahyeder إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَإِلَى ve wa-ilā
ve ٱلَّذِينَ senden öncekilere alladhīna
senden öncekilere مِن before you min
before you قَبْلِكَ before you qablika
before you ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْعَزِيزُ aziz l-ʿazīzu
aziz ٱلْحَكِيمُ hakim l-ḥakīmu
hakim ٣ (3)
(3)
böyle يُوحِىٓ vahyeder yūḥī
vahyeder إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَإِلَى ve wa-ilā
ve ٱلَّذِينَ senden öncekilere alladhīna
senden öncekilere مِن before you min
before you قَبْلِكَ before you qablika
before you ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْعَزِيزُ aziz l-ʿazīzu
aziz ٱلْحَكِيمُ hakim l-ḥakīmu
hakim ٣ (3)
(3)
Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder.
42:4
لَهُۥ
O'nundur
lahu
O'nundur مَا bulunan herşey mā
bulunan herşey فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve bulunan herşey wamā
ve bulunan herşey فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْعَلِىُّ yücedir l-ʿaliyu
yücedir ٱلْعَظِيمُ uludur l-ʿaẓīmu
uludur ٤ (4)
(4)
O'nundur مَا bulunan herşey mā
bulunan herşey فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve bulunan herşey wamā
ve bulunan herşey فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْعَلِىُّ yücedir l-ʿaliyu
yücedir ٱلْعَظِيمُ uludur l-ʿaẓīmu
uludur ٤ (4)
(4)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür.
42:5
تَكَادُ
neredeyse
takādu
neredeyse ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler l-samāwātu
gökler يَتَفَطَّرْنَ çatlayacaklar yatafaṭṭarna
çatlayacaklar مِن üstlerinden min
üstlerinden فَوْقِهِنَّ ۚ above them fawqihinna
above them وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler wal-malāikatu
ve melekler يُسَبِّحُونَ tesbih ederler yusabbiḥūna
tesbih ederler بِحَمْدِ hamd ile biḥamdi
hamd ile رَبِّهِمْ Rablerini rabbihim
Rablerini وَيَسْتَغْفِرُونَ ve mağfiret dilerler wayastaghfirūna
ve mağfiret dilerler لِمَن kimseler için liman
kimseler için فِى yerdeki fī
yerdeki ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth أَلَآ iyi bil ki alā
iyi bil ki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ O'dur huwa
O'dur ٱلْغَفُورُ çok bağışlayan l-ghafūru
çok bağışlayan ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyen l-raḥīmu
çok esirgeyen ٥ (5)
(5)
neredeyse ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler l-samāwātu
gökler يَتَفَطَّرْنَ çatlayacaklar yatafaṭṭarna
çatlayacaklar مِن üstlerinden min
üstlerinden فَوْقِهِنَّ ۚ above them fawqihinna
above them وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler wal-malāikatu
ve melekler يُسَبِّحُونَ tesbih ederler yusabbiḥūna
tesbih ederler بِحَمْدِ hamd ile biḥamdi
hamd ile رَبِّهِمْ Rablerini rabbihim
Rablerini وَيَسْتَغْفِرُونَ ve mağfiret dilerler wayastaghfirūna
ve mağfiret dilerler لِمَن kimseler için liman
kimseler için فِى yerdeki fī
yerdeki ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth أَلَآ iyi bil ki alā
iyi bil ki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ O'dur huwa
O'dur ٱلْغَفُورُ çok bağışlayan l-ghafūru
çok bağışlayan ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyen l-raḥīmu
çok esirgeyen ٥ (5)
(5)
Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.
42:6
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
wa-alladhīna
ve kimseleri ٱتَّخَذُوا۟ edinen(leri) ittakhadhū
edinen(leri) مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides dūnihi
besides أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah حَفِيظٌ kollamaktadır ḥafīẓun
kollamaktadır عَلَيْهِمْ onları ʿalayhim
onları وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin أَنتَ sen anta
sen عَلَيْهِم onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde بِوَكِيلٍۢ bir vekil biwakīlin
bir vekil ٦ (6)
(6)
ve kimseleri ٱتَّخَذُوا۟ edinen(leri) ittakhadhū
edinen(leri) مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides dūnihi
besides أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah حَفِيظٌ kollamaktadır ḥafīẓun
kollamaktadır عَلَيْهِمْ onları ʿalayhim
onları وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin أَنتَ sen anta
sen عَلَيْهِم onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde بِوَكِيلٍۢ bir vekil biwakīlin
bir vekil ٦ (6)
(6)
Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.
42:7
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle
wakadhālika
ve böyle أَوْحَيْنَآ biz vahyettik ki awḥaynā
biz vahyettik ki إِلَيْكَ sana ilayka
sana قُرْءَانًا bir Kur'an qur'ānan
bir Kur'an عَرَبِيًّۭا arapça ʿarabiyyan
arapça لِّتُنذِرَ uyarman için litundhira
uyarman için أُمَّ anasını umma
anasını ٱلْقُرَىٰ kentlerin (Mekke'yi) l-qurā
kentlerin (Mekke'yi) وَمَنْ ve waman
ve حَوْلَهَا çevresindekileri ḥawlahā
çevresindekileri وَتُنذِرَ ve uyarman için watundhira
ve uyarman için يَوْمَ gününe karşı yawma
gününe karşı ٱلْجَمْعِ toplanma l-jamʿi
toplanma لَا asla bulunmayan lā
asla bulunmayan رَيْبَ kuşku rayba
kuşku فِيهِ ۚ onda fīhi
onda فَرِيقٌۭ bir bölük farīqun
bir bölük فِى cennette fī
cennette ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise وَفَرِيقٌۭ ve bir bölük wafarīqun
ve bir bölük فِى ateştedir fī
ateştedir ٱلسَّعِيرِ the Blazing Fire l-saʿīri
the Blazing Fire ٧ (7)
(7)
ve böyle أَوْحَيْنَآ biz vahyettik ki awḥaynā
biz vahyettik ki إِلَيْكَ sana ilayka
sana قُرْءَانًا bir Kur'an qur'ānan
bir Kur'an عَرَبِيًّۭا arapça ʿarabiyyan
arapça لِّتُنذِرَ uyarman için litundhira
uyarman için أُمَّ anasını umma
anasını ٱلْقُرَىٰ kentlerin (Mekke'yi) l-qurā
kentlerin (Mekke'yi) وَمَنْ ve waman
ve حَوْلَهَا çevresindekileri ḥawlahā
çevresindekileri وَتُنذِرَ ve uyarman için watundhira
ve uyarman için يَوْمَ gününe karşı yawma
gününe karşı ٱلْجَمْعِ toplanma l-jamʿi
toplanma لَا asla bulunmayan lā
asla bulunmayan رَيْبَ kuşku rayba
kuşku فِيهِ ۚ onda fīhi
onda فَرِيقٌۭ bir bölük farīqun
bir bölük فِى cennette fī
cennette ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise وَفَرِيقٌۭ ve bir bölük wafarīqun
ve bir bölük فِى ateştedir fī
ateştedir ٱلسَّعِيرِ the Blazing Fire l-saʿīri
the Blazing Fire ٧ (7)
(7)
Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.
42:8
وَلَوْ
ve şayet
walaw
ve şayet شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَجَعَلَهُمْ onları yapardı lajaʿalahum
onları yapardı أُمَّةًۭ millet ummatan
millet وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat يُدْخِلُ sokar yud'khilu
sokar مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği فِى rahmetine fī
rahmetine رَحْمَتِهِۦ ۚ His Mercy raḥmatihi
His Mercy وَٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlere gelince wal-ẓālimūna
zalimlere gelince مَا yoktur mā
yoktur لَهُم onların lahum
onların مِّن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur نَصِيرٍ yardımcısı naṣīrin
yardımcısı ٨ (8)
(8)
ve şayet شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَجَعَلَهُمْ onları yapardı lajaʿalahum
onları yapardı أُمَّةًۭ millet ummatan
millet وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat يُدْخِلُ sokar yud'khilu
sokar مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği فِى rahmetine fī
rahmetine رَحْمَتِهِۦ ۚ His Mercy raḥmatihi
His Mercy وَٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlere gelince wal-ẓālimūna
zalimlere gelince مَا yoktur mā
yoktur لَهُم onların lahum
onların مِّن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur نَصِيرٍ yardımcısı naṣīrin
yardımcısı ٨ (8)
(8)
Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.
42:9
أَمِ
yoksa
ami
yoksa ٱتَّخَذُوا۟ edindiler (mi?) ittakhadhū
edindiler (mi?) مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him أَوْلِيَآءَ ۖ dostlar awliyāa
dostlar فَٱللَّهُ halbuki Allah'tır fal-lahu
halbuki Allah'tır هُوَ O huwa
O ٱلْوَلِىُّ dost olan l-waliyu
dost olan وَهُوَ ve O wahuwa
ve O يُحْىِ diriltir yuḥ'yī
diriltir ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri وَهُوَ ve O wahuwa
ve O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ٩ (9)
(9)
yoksa ٱتَّخَذُوا۟ edindiler (mi?) ittakhadhū
edindiler (mi?) مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him أَوْلِيَآءَ ۖ dostlar awliyāa
dostlar فَٱللَّهُ halbuki Allah'tır fal-lahu
halbuki Allah'tır هُوَ O huwa
O ٱلْوَلِىُّ dost olan l-waliyu
dost olan وَهُوَ ve O wahuwa
ve O يُحْىِ diriltir yuḥ'yī
diriltir ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri وَهُوَ ve O wahuwa
ve O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ٩ (9)
(9)
Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir.
42:10
وَمَا
ve ne varsa
wamā
ve ne varsa ٱخْتَلَفْتُمْ ayrılığa düştüğünüz ikh'talaftum
ayrılığa düştüğünüz فِيهِ hakkında fīhi
hakkında مِن herhangi bir min
herhangi bir شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing فَحُكْمُهُۥٓ hüküm vermek faḥuk'muhu
hüküm vermek إِلَى aittir ilā
aittir ٱللَّهِ ۚ Allah'a l-lahi
Allah'a ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na تَوَكَّلْتُ dayandım tawakkaltu
dayandım وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na أُنِيبُ yöneldim unību
yöneldim ١٠ (10)
(10)
ve ne varsa ٱخْتَلَفْتُمْ ayrılığa düştüğünüz ikh'talaftum
ayrılığa düştüğünüz فِيهِ hakkında fīhi
hakkında مِن herhangi bir min
herhangi bir شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing فَحُكْمُهُۥٓ hüküm vermek faḥuk'muhu
hüküm vermek إِلَى aittir ilā
aittir ٱللَّهِ ۚ Allah'a l-lahi
Allah'a ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na تَوَكَّلْتُ dayandım tawakkaltu
dayandım وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na أُنِيبُ yöneldim unību
yöneldim ١٠ (10)
(10)
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)
42:11
فَاطِرُ
yoktan var edendir
fāṭiru
yoktan var edendir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yeri wal-arḍi
ve yeri جَعَلَ yaratmıştır jaʿala
yaratmıştır لَكُم size lakum
size مِّنْ kendinizden min
kendinizden أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves أَزْوَٰجًۭا çiftler azwājan
çiftler وَمِنَ ve wamina
ve ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlardan l-anʿāmi
hayvanlardan أَزْوَٰجًۭا ۖ çiftler azwājan
çiftler يَذْرَؤُكُمْ sizi üretiyor yadhra-ukum
sizi üretiyor فِيهِ ۚ bu(düzen içi)nde fīhi
bu(düzen içi)nde لَيْسَ yoktur laysa
yoktur كَمِثْلِهِۦ O'na benzer kamith'lihi
O'na benzer شَىْءٌۭ ۖ hiçbir şey shayon
hiçbir şey وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْبَصِيرُ görendir l-baṣīru
görendir ١١ (11)
(11)
yoktan var edendir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yeri wal-arḍi
ve yeri جَعَلَ yaratmıştır jaʿala
yaratmıştır لَكُم size lakum
size مِّنْ kendinizden min
kendinizden أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves أَزْوَٰجًۭا çiftler azwājan
çiftler وَمِنَ ve wamina
ve ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlardan l-anʿāmi
hayvanlardan أَزْوَٰجًۭا ۖ çiftler azwājan
çiftler يَذْرَؤُكُمْ sizi üretiyor yadhra-ukum
sizi üretiyor فِيهِ ۚ bu(düzen içi)nde fīhi
bu(düzen içi)nde لَيْسَ yoktur laysa
yoktur كَمِثْلِهِۦ O'na benzer kamith'lihi
O'na benzer شَىْءٌۭ ۖ hiçbir şey shayon
hiçbir şey وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْبَصِيرُ görendir l-baṣīru
görendir ١١ (11)
(11)
Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
42:12
لَهُۥ
O'nundur
lahu
O'nundur مَقَالِيدُ anahtarları maqālīdu
anahtarları ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يَبْسُطُ açar yabsuṭu
açar ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı لِمَن kimse niçin liman
kimse niçin يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir ١٢ (12)
(12)
O'nundur مَقَالِيدُ anahtarları maqālīdu
anahtarları ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يَبْسُطُ açar yabsuṭu
açar ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı لِمَن kimse niçin liman
kimse niçin يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir ١٢ (12)
(12)
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.
42:13
۞ شَرَعَ
şeri'at (hukuk düzeni) yaptı
sharaʿa
şeri'at (hukuk düzeni) yaptı لَكُم size lakum
size مِّنَ dinden mina
dinden ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion مَا ne varsa mā
ne varsa وَصَّىٰ tavsiye ettiği waṣṣā
tavsiye ettiği بِهِۦ onunla bihi
onunla نُوحًۭا Nuh'a nūḥan
Nuh'a وَٱلَّذِىٓ ve wa-alladhī
ve أَوْحَيْنَآ vahyettiğimizi awḥaynā
vahyettiğimizi إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَمَا ve wamā
ve وَصَّيْنَا tavsiye ettiğimizi waṣṣaynā
tavsiye ettiğimizi بِهِۦٓ onunla bihi
onunla إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e ib'rāhīma
İbrahim'e وَمُوسَىٰ ve Musa'ya wamūsā
ve Musa'ya وَعِيسَىٰٓ ۖ ve ve Îsa'ya waʿīsā
ve ve Îsa'ya أَنْ şöyle ki an
şöyle ki أَقِيمُوا۟ doğru tutun aqīmū
doğru tutun ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini وَلَا ve walā
ve تَتَفَرَّقُوا۟ ayrılığa düşmeyin tatafarraqū
ayrılığa düşmeyin فِيهِ ۚ onda fīhi
onda كَبُرَ ağır geldi kabura
ağır geldi عَلَى ortak koşanlara ʿalā
ortak koşanlara ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists مَا onları çağırdığın mā
onları çağırdığın تَدْعُوهُمْ you call them tadʿūhum
you call them إِلَيْهِ ۚ kendisine ilayhi
kendisine ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَجْتَبِىٓ seçer yajtabī
seçer إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَهْدِىٓ ve iletir wayahdī
ve iletir إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine مَن kimseyi man
kimseyi يُنِيبُ iyi niyyetle yönelen yunību
iyi niyyetle yönelen ١٣ (13)
(13)
şeri'at (hukuk düzeni) yaptı لَكُم size lakum
size مِّنَ dinden mina
dinden ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion مَا ne varsa mā
ne varsa وَصَّىٰ tavsiye ettiği waṣṣā
tavsiye ettiği بِهِۦ onunla bihi
onunla نُوحًۭا Nuh'a nūḥan
Nuh'a وَٱلَّذِىٓ ve wa-alladhī
ve أَوْحَيْنَآ vahyettiğimizi awḥaynā
vahyettiğimizi إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَمَا ve wamā
ve وَصَّيْنَا tavsiye ettiğimizi waṣṣaynā
tavsiye ettiğimizi بِهِۦٓ onunla bihi
onunla إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e ib'rāhīma
İbrahim'e وَمُوسَىٰ ve Musa'ya wamūsā
ve Musa'ya وَعِيسَىٰٓ ۖ ve ve Îsa'ya waʿīsā
ve ve Îsa'ya أَنْ şöyle ki an
şöyle ki أَقِيمُوا۟ doğru tutun aqīmū
doğru tutun ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini وَلَا ve walā
ve تَتَفَرَّقُوا۟ ayrılığa düşmeyin tatafarraqū
ayrılığa düşmeyin فِيهِ ۚ onda fīhi
onda كَبُرَ ağır geldi kabura
ağır geldi عَلَى ortak koşanlara ʿalā
ortak koşanlara ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists مَا onları çağırdığın mā
onları çağırdığın تَدْعُوهُمْ you call them tadʿūhum
you call them إِلَيْهِ ۚ kendisine ilayhi
kendisine ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَجْتَبِىٓ seçer yajtabī
seçer إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَهْدِىٓ ve iletir wayahdī
ve iletir إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine مَن kimseyi man
kimseyi يُنِيبُ iyi niyyetle yönelen yunību
iyi niyyetle yönelen ١٣ (13)
(13)
Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.
42:14
وَمَا
ve
wamā
ve تَفَرَّقُوٓا۟ onlar ayrılığa düşmediler tafarraqū
onlar ayrılığa düşmediler إِلَّا başka sebeple illā
başka sebeple مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مَا kendilerine geldikten mā
kendilerine geldikten جَآءَهُمُ came to them jāahumu
came to them ٱلْعِلْمُ ilim l-ʿil'mu
ilim بَغْيًۢا çekememezlik baghyan
çekememezlik بَيْنَهُمْ ۚ aralarındaki baynahum
aralarındaki وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı walawlā
ve eğer olmasaydı كَلِمَةٌۭ sözü kalimatun
sözü سَبَقَتْ geçmiş sabaqat
geçmiş مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar أَجَلٍۢ bir süre ajalin
bir süre مُّسَمًّۭى belirli musamman
belirli لَّقُضِىَ hüküm verilirdi laquḍiya
hüküm verilirdi بَيْنَهُمْ ۚ aralarında baynahum
aralarında وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz ٱلَّذِينَ varis kılınanlar alladhīna
varis kılınanlar أُورِثُوا۟ were made to inherit ūrithū
were made to inherit ٱلْكِتَـٰبَ Kitaba l-kitāba
Kitaba مِنۢ onlardan sonra min
onlardan sonra بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them لَفِى içindedirler lafī
içindedirler شَكٍّۢ bir şüphe shakkin
bir şüphe مِّنْهُ ondan min'hu
ondan مُرِيبٍۢ kuşku veren murībin
kuşku veren ١٤ (14)
(14)
ve تَفَرَّقُوٓا۟ onlar ayrılığa düşmediler tafarraqū
onlar ayrılığa düşmediler إِلَّا başka sebeple illā
başka sebeple مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مَا kendilerine geldikten mā
kendilerine geldikten جَآءَهُمُ came to them jāahumu
came to them ٱلْعِلْمُ ilim l-ʿil'mu
ilim بَغْيًۢا çekememezlik baghyan
çekememezlik بَيْنَهُمْ ۚ aralarındaki baynahum
aralarındaki وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı walawlā
ve eğer olmasaydı كَلِمَةٌۭ sözü kalimatun
sözü سَبَقَتْ geçmiş sabaqat
geçmiş مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar أَجَلٍۢ bir süre ajalin
bir süre مُّسَمًّۭى belirli musamman
belirli لَّقُضِىَ hüküm verilirdi laquḍiya
hüküm verilirdi بَيْنَهُمْ ۚ aralarında baynahum
aralarında وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz ٱلَّذِينَ varis kılınanlar alladhīna
varis kılınanlar أُورِثُوا۟ were made to inherit ūrithū
were made to inherit ٱلْكِتَـٰبَ Kitaba l-kitāba
Kitaba مِنۢ onlardan sonra min
onlardan sonra بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them لَفِى içindedirler lafī
içindedirler شَكٍّۢ bir şüphe shakkin
bir şüphe مِّنْهُ ondan min'hu
ondan مُرِيبٍۢ kuşku veren murībin
kuşku veren ١٤ (14)
(14)
Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler.
42:15
فَلِذَٰلِكَ
bundan dolayı sen
falidhālika
bundan dolayı sen فَٱدْعُ ۖ (Hakka) çağır fa-ud'ʿu
(Hakka) çağır وَٱسْتَقِمْ ve doğru ol wa-is'taqim
ve doğru ol كَمَآ gibi kamā
gibi أُمِرْتَ ۖ emrolunduğun umir'ta
emrolunduğun وَلَا ve walā
ve تَتَّبِعْ uyma tattabiʿ
uyma أَهْوَآءَهُمْ ۖ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine وَقُلْ ve de ki waqul
ve de ki ءَامَنتُ ben inandım āmantu
ben inandım بِمَآ indirdiği bimā
indirdiği أَنزَلَ Allah has sent down anzala
Allah has sent down ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın مِن her min
her كِتَـٰبٍۢ ۖ Kitaba kitābin
Kitaba وَأُمِرْتُ ve emrolundum wa-umir'tu
ve emrolundum لِأَعْدِلَ adalet yapmakla li-aʿdila
adalet yapmakla بَيْنَكُمُ ۖ aranızda baynakumu
aranızda ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبُّنَا bizim de Rabbimizdir rabbunā
bizim de Rabbimizdir وَرَبُّكُمْ ۖ sizin de Rabbinizdir warabbukum
sizin de Rabbinizdir لَنَآ bize aittir lanā
bize aittir أَعْمَـٰلُنَا bizim eylemlerimiz aʿmālunā
bizim eylemlerimiz وَلَكُمْ ve size aittir walakum
ve size aittir أَعْمَـٰلُكُمْ ۖ sizin eylemleriniz aʿmālukum
sizin eylemleriniz لَا yoktur lā
yoktur حُجَّةَ bir tartışma nedeni ḥujjata
bir tartışma nedeni بَيْنَنَا bizimle baynanā
bizimle وَبَيْنَكُمُ ۖ sizin aranızda wabaynakumu
sizin aranızda ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَجْمَعُ bulur (bir araya toplar) yajmaʿu
bulur (bir araya toplar) بَيْنَنَا ۖ aramızı baynanā
aramızı وَإِلَيْهِ ve O'nadır wa-ilayhi
ve O'nadır ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş ١٥ (15)
(15)
bundan dolayı sen فَٱدْعُ ۖ (Hakka) çağır fa-ud'ʿu
(Hakka) çağır وَٱسْتَقِمْ ve doğru ol wa-is'taqim
ve doğru ol كَمَآ gibi kamā
gibi أُمِرْتَ ۖ emrolunduğun umir'ta
emrolunduğun وَلَا ve walā
ve تَتَّبِعْ uyma tattabiʿ
uyma أَهْوَآءَهُمْ ۖ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine وَقُلْ ve de ki waqul
ve de ki ءَامَنتُ ben inandım āmantu
ben inandım بِمَآ indirdiği bimā
indirdiği أَنزَلَ Allah has sent down anzala
Allah has sent down ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın مِن her min
her كِتَـٰبٍۢ ۖ Kitaba kitābin
Kitaba وَأُمِرْتُ ve emrolundum wa-umir'tu
ve emrolundum لِأَعْدِلَ adalet yapmakla li-aʿdila
adalet yapmakla بَيْنَكُمُ ۖ aranızda baynakumu
aranızda ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبُّنَا bizim de Rabbimizdir rabbunā
bizim de Rabbimizdir وَرَبُّكُمْ ۖ sizin de Rabbinizdir warabbukum
sizin de Rabbinizdir لَنَآ bize aittir lanā
bize aittir أَعْمَـٰلُنَا bizim eylemlerimiz aʿmālunā
bizim eylemlerimiz وَلَكُمْ ve size aittir walakum
ve size aittir أَعْمَـٰلُكُمْ ۖ sizin eylemleriniz aʿmālukum
sizin eylemleriniz لَا yoktur lā
yoktur حُجَّةَ bir tartışma nedeni ḥujjata
bir tartışma nedeni بَيْنَنَا bizimle baynanā
bizimle وَبَيْنَكُمُ ۖ sizin aranızda wabaynakumu
sizin aranızda ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَجْمَعُ bulur (bir araya toplar) yajmaʿu
bulur (bir araya toplar) بَيْنَنَا ۖ aramızı baynanā
aramızı وَإِلَيْهِ ve O'nadır wa-ilayhi
ve O'nadır ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş ١٥ (15)
(15)
Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."
42:16
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
wa-alladhīna
ve kimselerin يُحَآجُّونَ tartışan(ların) yuḥājjūna
tartışan(ların) فِى hakkında fī
hakkında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مَا kabul ettikten mā
kabul ettikten ٱسْتُجِيبَ response has been made to Him us'tujība
response has been made to Him لَهُۥ onu lahu
onu حُجَّتُهُمْ delilleri ḥujjatuhum
delilleri دَاحِضَةٌ batıldır dāḥiḍatun
batıldır عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri وَعَلَيْهِمْ ve üzerlerine vardır waʿalayhim
ve üzerlerine vardır غَضَبٌۭ bir gazab ghaḍabun
bir gazab وَلَهُمْ ve onlara vardır walahum
ve onlara vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab شَدِيدٌ şiddetli shadīdun
şiddetli ١٦ (16)
(16)
ve kimselerin يُحَآجُّونَ tartışan(ların) yuḥājjūna
tartışan(ların) فِى hakkında fī
hakkında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مَا kabul ettikten mā
kabul ettikten ٱسْتُجِيبَ response has been made to Him us'tujība
response has been made to Him لَهُۥ onu lahu
onu حُجَّتُهُمْ delilleri ḥujjatuhum
delilleri دَاحِضَةٌ batıldır dāḥiḍatun
batıldır عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri وَعَلَيْهِمْ ve üzerlerine vardır waʿalayhim
ve üzerlerine vardır غَضَبٌۭ bir gazab ghaḍabun
bir gazab وَلَهُمْ ve onlara vardır walahum
ve onlara vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab شَدِيدٌ şiddetli shadīdun
şiddetli ١٦ (16)
(16)
Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir.
42:17
ٱللَّهُ
Allah'tır
al-lahu
Allah'tır ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı بِٱلْحَقِّ gerçeği içeren bil-ḥaqi
gerçeği içeren وَٱلْمِيزَانَ ۗ ve ölçüyü wal-mīzāna
ve ölçüyü وَمَا ne? wamā
ne? يُدْرِيكَ bilirsin yud'rīka
bilirsin لَعَلَّ belki laʿalla
belki ٱلسَّاعَةَ (o) sa'at l-sāʿata
(o) sa'at قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır ١٧ (17)
(17)
Allah'tır ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı بِٱلْحَقِّ gerçeği içeren bil-ḥaqi
gerçeği içeren وَٱلْمِيزَانَ ۗ ve ölçüyü wal-mīzāna
ve ölçüyü وَمَا ne? wamā
ne? يُدْرِيكَ bilirsin yud'rīka
bilirsin لَعَلَّ belki laʿalla
belki ٱلسَّاعَةَ (o) sa'at l-sāʿata
(o) sa'at قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır ١٧ (17)
(17)
Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır.
42:18
يَسْتَعْجِلُ
çabuk gelmesini isterler
yastaʿjilu
çabuk gelmesini isterler بِهَا onun bihā
onun ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler لَا inanmayan(lar) lā
inanmayan(lar) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِهَا ۖ ona bihā
ona وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مُشْفِقُونَ korkarlar mush'fiqūna
korkarlar مِنْهَا ondan min'hā
ondan وَيَعْلَمُونَ ve bilirler wayaʿlamūna
ve bilirler أَنَّهَا onun annahā
onun ٱلْحَقُّ ۗ gerçek olduğunu l-ḥaqu
gerçek olduğunu أَلَآ iyi bil ki alā
iyi bil ki إِنَّ elbette inna
elbette ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يُمَارُونَ tartışan(lar) yumārūna
tartışan(lar) فِى hakkında fī
hakkında ٱلسَّاعَةِ (o) sa'at l-sāʿati
(o) sa'at لَفِى içindedirler lafī
içindedirler ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık بَعِيدٍ uzak baʿīdin
uzak ١٨ (18)
(18)
çabuk gelmesini isterler بِهَا onun bihā
onun ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler لَا inanmayan(lar) lā
inanmayan(lar) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِهَا ۖ ona bihā
ona وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مُشْفِقُونَ korkarlar mush'fiqūna
korkarlar مِنْهَا ondan min'hā
ondan وَيَعْلَمُونَ ve bilirler wayaʿlamūna
ve bilirler أَنَّهَا onun annahā
onun ٱلْحَقُّ ۗ gerçek olduğunu l-ḥaqu
gerçek olduğunu أَلَآ iyi bil ki alā
iyi bil ki إِنَّ elbette inna
elbette ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يُمَارُونَ tartışan(lar) yumārūna
tartışan(lar) فِى hakkında fī
hakkında ٱلسَّاعَةِ (o) sa'at l-sāʿati
(o) sa'at لَفِى içindedirler lafī
içindedirler ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık بَعِيدٍ uzak baʿīdin
uzak ١٨ (18)
(18)
O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
42:19
ٱللَّهُ
Allah
al-lahu
Allah لَطِيفٌۢ lutufkardır laṭīfun
lutufkardır بِعِبَادِهِۦ kullarına biʿibādihi
kullarına يَرْزُقُ rızıklandırır yarzuqu
rızıklandırır مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ ۖ dilediği yashāu
dilediği وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْقَوِىُّ kuvvetlidir l-qawiyu
kuvvetlidir ٱلْعَزِيزُ galiptir l-ʿazīzu
galiptir ١٩ (19)
(19)
Allah لَطِيفٌۢ lutufkardır laṭīfun
lutufkardır بِعِبَادِهِۦ kullarına biʿibādihi
kullarına يَرْزُقُ rızıklandırır yarzuqu
rızıklandırır مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ ۖ dilediği yashāu
dilediği وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْقَوِىُّ kuvvetlidir l-qawiyu
kuvvetlidir ٱلْعَزِيزُ galiptir l-ʿazīzu
galiptir ١٩ (19)
(19)
Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.
42:20
مَن
kim
man
kim كَانَ ise kāna
ise يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor حَرْثَ ekinini ḥartha
ekinini ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret نَزِدْ artırırız nazid
artırırız لَهُۥ onun için lahu
onun için فِى onun ekinini fī
onun ekinini حَرْثِهِۦ ۖ his harvest ḥarthihi
his harvest وَمَن ve kim waman
ve kim كَانَ ise kāna
ise يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor حَرْثَ ekinini ḥartha
ekinini ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya نُؤْتِهِۦ ona veririz nu'tihi
ona veririz مِنْهَا ondan bir şey min'hā
ondan bir şey وَمَا fakat olmaz wamā
fakat olmaz لَهُۥ onun lahu
onun فِى ahirette fī
ahirette ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter مِن hiçbir min
hiçbir نَّصِيبٍ nasibi naṣībin
nasibi ٢٠ (20)
(20)
kim كَانَ ise kāna
ise يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor حَرْثَ ekinini ḥartha
ekinini ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret نَزِدْ artırırız nazid
artırırız لَهُۥ onun için lahu
onun için فِى onun ekinini fī
onun ekinini حَرْثِهِۦ ۖ his harvest ḥarthihi
his harvest وَمَن ve kim waman
ve kim كَانَ ise kāna
ise يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor حَرْثَ ekinini ḥartha
ekinini ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya نُؤْتِهِۦ ona veririz nu'tihi
ona veririz مِنْهَا ondan bir şey min'hā
ondan bir şey وَمَا fakat olmaz wamā
fakat olmaz لَهُۥ onun lahu
onun فِى ahirette fī
ahirette ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter مِن hiçbir min
hiçbir نَّصِيبٍ nasibi naṣībin
nasibi ٢٠ (20)
(20)
Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz.
42:21
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَهُمْ onların var (mı?) lahum
onların var (mı?) شُرَكَـٰٓؤُا۟ ortakları shurakāu
ortakları شَرَعُوا۟ şeriat kılan sharaʿū
şeriat kılan لَهُم kendilerine lahum
kendilerine مِّنَ dini mina
dini ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion مَا izin vermediği mā
izin vermediği لَمْ not lam
not يَأْذَنۢ Allah has given permission of it yadhan
Allah has given permission of it بِهِ onu bihi
onu ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı كَلِمَةُ sözü kalimatu
sözü ٱلْفَصْلِ ayırım l-faṣli
ayırım لَقُضِىَ derhal hüküm verilirdi laquḍiya
derhal hüküm verilirdi بَيْنَهُمْ ۗ aralarında baynahum
aralarında وَإِنَّ ve kuşkusuz wa-inna
ve kuşkusuz ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler (için) l-ẓālimīna
zalimler (için) لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٢١ (21)
(21)
yoksa لَهُمْ onların var (mı?) lahum
onların var (mı?) شُرَكَـٰٓؤُا۟ ortakları shurakāu
ortakları شَرَعُوا۟ şeriat kılan sharaʿū
şeriat kılan لَهُم kendilerine lahum
kendilerine مِّنَ dini mina
dini ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion مَا izin vermediği mā
izin vermediği لَمْ not lam
not يَأْذَنۢ Allah has given permission of it yadhan
Allah has given permission of it بِهِ onu bihi
onu ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı كَلِمَةُ sözü kalimatu
sözü ٱلْفَصْلِ ayırım l-faṣli
ayırım لَقُضِىَ derhal hüküm verilirdi laquḍiya
derhal hüküm verilirdi بَيْنَهُمْ ۗ aralarında baynahum
aralarında وَإِنَّ ve kuşkusuz wa-inna
ve kuşkusuz ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler (için) l-ẓālimīna
zalimler (için) لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٢١ (21)
(21)
Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.
42:22
تَرَى
görürsün
tarā
görürsün ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin مُشْفِقِينَ korkudan titrediklerini mush'fiqīna
korkudan titrediklerini مِمَّا yüzünden mimmā
yüzünden كَسَبُوا۟ yaptıkları işler kasabū
yaptıkları işler وَهُوَ ve o wahuwa
ve o وَاقِعٌۢ başlarına inerken wāqiʿun
başlarına inerken بِهِمْ ۗ onların bihim
onların وَٱلَّذِينَ fakat wa-alladhīna
fakat ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler فِى bahçelerindedirler fī
bahçelerindedirler رَوْضَاتِ flowering meadows rawḍāti
flowering meadows ٱلْجَنَّاتِ ۖ cennet l-janāti
cennet لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır مَّا her şey mā
her şey يَشَآءُونَ diledikleri yashāūna
diledikleri عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin rabbihim
Rablerinin ذَٰلِكَ işte dhālika
işte هُوَ budur huwa
budur ٱلْفَضْلُ lutuf l-faḍlu
lutuf ٱلْكَبِيرُ büyük l-kabīru
büyük ٢٢ (22)
(22)
görürsün ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin مُشْفِقِينَ korkudan titrediklerini mush'fiqīna
korkudan titrediklerini مِمَّا yüzünden mimmā
yüzünden كَسَبُوا۟ yaptıkları işler kasabū
yaptıkları işler وَهُوَ ve o wahuwa
ve o وَاقِعٌۢ başlarına inerken wāqiʿun
başlarına inerken بِهِمْ ۗ onların bihim
onların وَٱلَّذِينَ fakat wa-alladhīna
fakat ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler فِى bahçelerindedirler fī
bahçelerindedirler رَوْضَاتِ flowering meadows rawḍāti
flowering meadows ٱلْجَنَّاتِ ۖ cennet l-janāti
cennet لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır مَّا her şey mā
her şey يَشَآءُونَ diledikleri yashāūna
diledikleri عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin rabbihim
Rablerinin ذَٰلِكَ işte dhālika
işte هُوَ budur huwa
budur ٱلْفَضْلُ lutuf l-faḍlu
lutuf ٱلْكَبِيرُ büyük l-kabīru
büyük ٢٢ (22)
(22)
Yaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur.
42:23
ذَٰلِكَ
bu
dhālika
bu ٱلَّذِى müjdelediğidir alladhī
müjdelediğidir يُبَشِّرُ Allah gives glad tidings yubashiru
Allah gives glad tidings ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عِبَادَهُ kullarını ʿibādahu
kullarını ٱلَّذِينَ inanan alladhīna
inanan ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe وَعَمِلُوا۟ ve yapan waʿamilū
ve yapan ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۗ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler قُل de ki qul
de ki لَّآ ben sizden istemiyorum lā
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you عَلَيْهِ bunu karşılık ʿalayhi
bunu karşılık أَجْرًا bir ücret ajran
bir ücret إِلَّا ancak illā
ancak ٱلْمَوَدَّةَ arzu ediyorum l-mawadata
arzu ediyorum فِى (Allah'a) yaklaşmayı fī
(Allah'a) yaklaşmayı ٱلْقُرْبَىٰ ۗ the relatives l-qur'bā
the relatives وَمَن ve kim waman
ve kim يَقْتَرِفْ yaparsa yaqtarif
yaparsa حَسَنَةًۭ bir iyilik ḥasanatan
bir iyilik نَّزِدْ artırırız nazid
artırırız لَهُۥ ona lahu
ona فِيهَا onun fīhā
onun حُسْنًا ۚ iyiliğini ḥus'nan
iyiliğini إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır شَكُورٌ karşılık verendir shakūrun
karşılık verendir ٢٣ (23)
(23)
bu ٱلَّذِى müjdelediğidir alladhī
müjdelediğidir يُبَشِّرُ Allah gives glad tidings yubashiru
Allah gives glad tidings ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عِبَادَهُ kullarını ʿibādahu
kullarını ٱلَّذِينَ inanan alladhīna
inanan ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe وَعَمِلُوا۟ ve yapan waʿamilū
ve yapan ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۗ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler قُل de ki qul
de ki لَّآ ben sizden istemiyorum lā
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you عَلَيْهِ bunu karşılık ʿalayhi
bunu karşılık أَجْرًا bir ücret ajran
bir ücret إِلَّا ancak illā
ancak ٱلْمَوَدَّةَ arzu ediyorum l-mawadata
arzu ediyorum فِى (Allah'a) yaklaşmayı fī
(Allah'a) yaklaşmayı ٱلْقُرْبَىٰ ۗ the relatives l-qur'bā
the relatives وَمَن ve kim waman
ve kim يَقْتَرِفْ yaparsa yaqtarif
yaparsa حَسَنَةًۭ bir iyilik ḥasanatan
bir iyilik نَّزِدْ artırırız nazid
artırırız لَهُۥ ona lahu
ona فِيهَا onun fīhā
onun حُسْنًا ۚ iyiliğini ḥus'nan
iyiliğini إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır شَكُورٌ karşılık verendir shakūrun
karşılık verendir ٢٣ (23)
(23)
Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
42:24
أَمْ
yoksa
am
yoksa يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?) ٱفْتَرَىٰ uydurdu if'tarā
uydurdu عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a كَذِبًۭا ۖ yalan kadhiban
yalan فَإِن öyle bir durumda fa-in
öyle bir durumda يَشَإِ dilese yasha-i
dilese ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَخْتِمْ mühür basar yakhtim
mühür basar عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine قَلْبِكَ ۗ senin kalbin qalbika
senin kalbin وَيَمْحُ ve mahveder wayamḥu
ve mahveder ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْبَـٰطِلَ batılı l-bāṭila
batılı وَيُحِقُّ ve yerleştirir wayuḥiqqu
ve yerleştirir ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı بِكَلِمَـٰتِهِۦٓ ۚ sözleriyle bikalimātihi
sözleriyle إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin ٢٤ (24)
(24)
yoksa يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?) ٱفْتَرَىٰ uydurdu if'tarā
uydurdu عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a كَذِبًۭا ۖ yalan kadhiban
yalan فَإِن öyle bir durumda fa-in
öyle bir durumda يَشَإِ dilese yasha-i
dilese ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَخْتِمْ mühür basar yakhtim
mühür basar عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine قَلْبِكَ ۗ senin kalbin qalbika
senin kalbin وَيَمْحُ ve mahveder wayamḥu
ve mahveder ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْبَـٰطِلَ batılı l-bāṭila
batılı وَيُحِقُّ ve yerleştirir wayuḥiqqu
ve yerleştirir ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı بِكَلِمَـٰتِهِۦٓ ۚ sözleriyle bikalimātihi
sözleriyle إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin ٢٤ (24)
(24)
Yoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir.
42:25
وَهُوَ
ve O'dur ki
wahuwa
ve O'dur ki ٱلَّذِى kabul eder alladhī
kabul eder يَقْبَلُ accepts yaqbalu
accepts ٱلتَّوْبَةَ tevbeyi l-tawbata
tevbeyi عَنْ kullarından ʿan
kullarından عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves وَيَعْفُوا۟ ve affeder wayaʿfū
ve affeder عَنِ kötülüklerden ʿani
kötülüklerden ٱلسَّيِّـَٔاتِ the evil l-sayiāti
the evil وَيَعْلَمُ ve bilir wayaʿlamu
ve bilir مَا ne mā
ne تَفْعَلُونَ yapıyorsunuz tafʿalūna
yapıyorsunuz ٢٥ (25)
(25)
ve O'dur ki ٱلَّذِى kabul eder alladhī
kabul eder يَقْبَلُ accepts yaqbalu
accepts ٱلتَّوْبَةَ tevbeyi l-tawbata
tevbeyi عَنْ kullarından ʿan
kullarından عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves وَيَعْفُوا۟ ve affeder wayaʿfū
ve affeder عَنِ kötülüklerden ʿani
kötülüklerden ٱلسَّيِّـَٔاتِ the evil l-sayiāti
the evil وَيَعْلَمُ ve bilir wayaʿlamu
ve bilir مَا ne mā
ne تَفْعَلُونَ yapıyorsunuz tafʿalūna
yapıyorsunuz ٢٥ (25)
(25)
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
42:26
وَيَسْتَجِيبُ
ve dileklerini kabul eder
wayastajību
ve dileklerini kabul eder ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin ءَامَنُوا۟ inanan(ların) āmanū
inanan(ların) وَعَمِلُوا۟ ve yapanların waʿamilū
ve yapanların ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler وَيَزِيدُهُم ve onlara daha fazlasını verir wayazīduhum
ve onlara daha fazlasını verir مِّن lutuf ve kereminden min
lutuf ve kereminden فَضْلِهِۦ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty وَٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlere gelince wal-kāfirūna
kafirlere gelince لَهُمْ onlara da vardır lahum
onlara da vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab شَدِيدٌۭ çetin shadīdun
çetin ٢٦ (26)
(26)
ve dileklerini kabul eder ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin ءَامَنُوا۟ inanan(ların) āmanū
inanan(ların) وَعَمِلُوا۟ ve yapanların waʿamilū
ve yapanların ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler وَيَزِيدُهُم ve onlara daha fazlasını verir wayazīduhum
ve onlara daha fazlasını verir مِّن lutuf ve kereminden min
lutuf ve kereminden فَضْلِهِۦ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty وَٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlere gelince wal-kāfirūna
kafirlere gelince لَهُمْ onlara da vardır lahum
onlara da vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab شَدِيدٌۭ çetin shadīdun
çetin ٢٦ (26)
(26)
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
42:27
۞ وَلَوْ
ve eğer
walaw
ve eğer بَسَطَ bollaştırsaydı basaṭa
bollaştırsaydı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı لِعِبَادِهِۦ kullarına liʿibādihi
kullarına لَبَغَوْا۟ azarlardı labaghaw
azarlardı فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat يُنَزِّلُ indiriyor yunazzilu
indiriyor بِقَدَرٍۢ ölçüde biqadarin
ölçüde مَّا dilediği mā
dilediği يَشَآءُ ۚ He wills yashāu
He wills إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O بِعِبَادِهِۦ kullarını(n her halini) biʿibādihi
kullarını(n her halini) خَبِيرٌۢ haber alandır khabīrun
haber alandır بَصِيرٌۭ görendir baṣīrun
görendir ٢٧ (27)
(27)
ve eğer بَسَطَ bollaştırsaydı basaṭa
bollaştırsaydı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı لِعِبَادِهِۦ kullarına liʿibādihi
kullarına لَبَغَوْا۟ azarlardı labaghaw
azarlardı فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat يُنَزِّلُ indiriyor yunazzilu
indiriyor بِقَدَرٍۢ ölçüde biqadarin
ölçüde مَّا dilediği mā
dilediği يَشَآءُ ۚ He wills yashāu
He wills إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O بِعِبَادِهِۦ kullarını(n her halini) biʿibādihi
kullarını(n her halini) خَبِيرٌۢ haber alandır khabīrun
haber alandır بَصِيرٌۭ görendir baṣīrun
görendir ٢٧ (27)
(27)
Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir.
42:28
وَهُوَ
ve O'dur
wahuwa
ve O'dur ٱلَّذِى indiren alladhī
indiren يُنَزِّلُ sends down yunazzilu
sends down ٱلْغَيْثَ yağmuru l-ghaytha
yağmuru مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مَا umutlarını kestikten mā
umutlarını kestikten قَنَطُوا۟ they have despaired qanaṭū
they have despaired وَيَنشُرُ ve yayan wayanshuru
ve yayan رَحْمَتَهُۥ ۚ rahmetini raḥmatahu
rahmetini وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْوَلِىُّ velidir l-waliyu
velidir ٱلْحَمِيدُ övülmüştür l-ḥamīdu
övülmüştür ٢٨ (28)
(28)
ve O'dur ٱلَّذِى indiren alladhī
indiren يُنَزِّلُ sends down yunazzilu
sends down ٱلْغَيْثَ yağmuru l-ghaytha
yağmuru مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مَا umutlarını kestikten mā
umutlarını kestikten قَنَطُوا۟ they have despaired qanaṭū
they have despaired وَيَنشُرُ ve yayan wayanshuru
ve yayan رَحْمَتَهُۥ ۚ rahmetini raḥmatahu
rahmetini وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْوَلِىُّ velidir l-waliyu
velidir ٱلْحَمِيدُ övülmüştür l-ḥamīdu
övülmüştür ٢٨ (28)
(28)
Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur.
42:29
وَمِنْ
ve
wamin
ve ءَايَـٰتِهِۦ O'nun ayetlerindendir āyātihi
O'nun ayetlerindendir خَلْقُ yaratması khalqu
yaratması ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri وَمَا ve wamā
ve بَثَّ yaydığı batha
yaydığı فِيهِمَا bunların içine fīhimā
bunların içine مِن canlılardan min
canlılardan دَآبَّةٍۢ ۚ (the) creatures dābbatin
(the) creatures وَهُوَ ve O wahuwa
ve O عَلَىٰ onları toplamağa ʿalā
onları toplamağa جَمْعِهِمْ their gathering jamʿihim
their gathering إِذَا zaman idhā
zaman يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ٢٩ (29)
(29)
ve ءَايَـٰتِهِۦ O'nun ayetlerindendir āyātihi
O'nun ayetlerindendir خَلْقُ yaratması khalqu
yaratması ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri وَمَا ve wamā
ve بَثَّ yaydığı batha
yaydığı فِيهِمَا bunların içine fīhimā
bunların içine مِن canlılardan min
canlılardan دَآبَّةٍۢ ۚ (the) creatures dābbatin
(the) creatures وَهُوَ ve O wahuwa
ve O عَلَىٰ onları toplamağa ʿalā
onları toplamağa جَمْعِهِمْ their gathering jamʿihim
their gathering إِذَا zaman idhā
zaman يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ٢٩ (29)
(29)
Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir.
42:30
وَمَآ
ve
wamā
ve أَصَـٰبَكُم başınıza gelen aṣābakum
başınıza gelen مِّن herhangi bir min
herhangi bir مُّصِيبَةٍۢ musibet muṣībatin
musibet فَبِمَا yüzündendir fabimā
yüzündendir كَسَبَتْ yaptığı (işler) kasabat
yaptığı (işler) أَيْدِيكُمْ kendi ellerinizin aydīkum
kendi ellerinizin وَيَعْفُوا۟ ve affeder wayaʿfū
ve affeder عَن birçoğunu ʿan
birçoğunu كَثِيرٍۢ much kathīrin
much ٣٠ (30)
(30)
ve أَصَـٰبَكُم başınıza gelen aṣābakum
başınıza gelen مِّن herhangi bir min
herhangi bir مُّصِيبَةٍۢ musibet muṣībatin
musibet فَبِمَا yüzündendir fabimā
yüzündendir كَسَبَتْ yaptığı (işler) kasabat
yaptığı (işler) أَيْدِيكُمْ kendi ellerinizin aydīkum
kendi ellerinizin وَيَعْفُوا۟ ve affeder wayaʿfū
ve affeder عَن birçoğunu ʿan
birçoğunu كَثِيرٍۢ much kathīrin
much ٣٠ (30)
(30)
Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.
42:31
وَمَآ
ve değilsiniz
wamā
ve değilsiniz أَنتُم siz antum
siz بِمُعْجِزِينَ aciz bıracacak bimuʿ'jizīna
aciz bıracacak فِى yer yüzünde fī
yer yüzünde ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan مِن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ veliniz waliyyin
veliniz وَلَا ne de walā
ne de نَصِيرٍۢ bir yardımcı(nız) naṣīrin
bir yardımcı(nız) ٣١ (31)
(31)
ve değilsiniz أَنتُم siz antum
siz بِمُعْجِزِينَ aciz bıracacak bimuʿ'jizīna
aciz bıracacak فِى yer yüzünde fī
yer yüzünde ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan مِن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ veliniz waliyyin
veliniz وَلَا ne de walā
ne de نَصِيرٍۢ bir yardımcı(nız) naṣīrin
bir yardımcı(nız) ٣١ (31)
(31)
Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.
42:32
وَمِنْ
ve
wamin
ve ءَايَـٰتِهِ O'nun ayetlerindendir āyātihi
O'nun ayetlerindendir ٱلْجَوَارِ akıp giden(gemi)ler l-jawāri
akıp giden(gemi)ler فِى denizde fī
denizde ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea كَٱلْأَعْلَـٰمِ dağlar gibi kal-aʿlāmi
dağlar gibi ٣٢ (32)
(32)
ve ءَايَـٰتِهِ O'nun ayetlerindendir āyātihi
O'nun ayetlerindendir ٱلْجَوَارِ akıp giden(gemi)ler l-jawāri
akıp giden(gemi)ler فِى denizde fī
denizde ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea كَٱلْأَعْلَـٰمِ dağlar gibi kal-aʿlāmi
dağlar gibi ٣٢ (32)
(32)
Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir.
42:33
إِن
eğer
in
eğer يَشَأْ dilerse yasha
dilerse يُسْكِنِ durdurur da yus'kini
durdurur da ٱلرِّيحَ rüzgarı l-rīḥa
rüzgarı فَيَظْلَلْنَ sonra kalırlar fayaẓlalna
sonra kalırlar رَوَاكِدَ hareketsiz rawākida
hareketsiz عَلَىٰ (denizin) sırtında ʿalā
(denizin) sırtında ظَهْرِهِۦٓ ۚ its back ẓahrihi
its back إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّكُلِّ herkes için likulli
herkes için صَبَّارٍۢ sabreden ṣabbārin
sabreden شَكُورٍ şükreden shakūrin
şükreden ٣٣ (33)
(33)
eğer يَشَأْ dilerse yasha
dilerse يُسْكِنِ durdurur da yus'kini
durdurur da ٱلرِّيحَ rüzgarı l-rīḥa
rüzgarı فَيَظْلَلْنَ sonra kalırlar fayaẓlalna
sonra kalırlar رَوَاكِدَ hareketsiz rawākida
hareketsiz عَلَىٰ (denizin) sırtında ʿalā
(denizin) sırtında ظَهْرِهِۦٓ ۚ its back ẓahrihi
its back إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّكُلِّ herkes için likulli
herkes için صَبَّارٍۢ sabreden ṣabbārin
sabreden شَكُورٍ şükreden shakūrin
şükreden ٣٣ (33)
(33)
O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır.
42:34
أَوْ
yahut
aw
yahut يُوبِقْهُنَّ onları helak eder yūbiq'hunna
onları helak eder بِمَا yüzünden; bimā
yüzünden; كَسَبُوا۟ yaptıkları (işler) kasabū
yaptıkları (işler) وَيَعْفُ ve affeder (kurtarır) wayaʿfu
ve affeder (kurtarır) عَن birçoğunu da ʿan
birçoğunu da كَثِيرٍۢ much kathīrin
much ٣٤ (34)
(34)
yahut يُوبِقْهُنَّ onları helak eder yūbiq'hunna
onları helak eder بِمَا yüzünden; bimā
yüzünden; كَسَبُوا۟ yaptıkları (işler) kasabū
yaptıkları (işler) وَيَعْفُ ve affeder (kurtarır) wayaʿfu
ve affeder (kurtarır) عَن birçoğunu da ʿan
birçoğunu da كَثِيرٍۢ much kathīrin
much ٣٤ (34)
(34)
Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar.
42:35
وَيَعْلَمَ
ve bilsinler
wayaʿlama
ve bilsinler ٱلَّذِينَ tartışanlar alladhīna
tartışanlar يُجَـٰدِلُونَ dispute yujādilūna
dispute فِىٓ hakkında fī
hakkında ءَايَـٰتِنَا ayetlerimiz āyātinā
ayetlerimiz مَا olmadığını mā
olmadığını لَهُم kendileri için lahum
kendileri için مِّن hiçbir min
hiçbir مَّحِيصٍۢ kaçacak yer maḥīṣin
kaçacak yer ٣٥ (35)
(35)
ve bilsinler ٱلَّذِينَ tartışanlar alladhīna
tartışanlar يُجَـٰدِلُونَ dispute yujādilūna
dispute فِىٓ hakkında fī
hakkında ءَايَـٰتِنَا ayetlerimiz āyātinā
ayetlerimiz مَا olmadığını mā
olmadığını لَهُم kendileri için lahum
kendileri için مِّن hiçbir min
hiçbir مَّحِيصٍۢ kaçacak yer maḥīṣin
kaçacak yer ٣٥ (35)
(35)
Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler.
42:36
فَمَآ
size verilen
famā
size verilen أُوتِيتُم you are given ūtītum
you are given مِّن şeyler min
şeyler شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing فَمَتَـٰعُ geçimidir famatāʿu
geçimidir ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya وَمَا ve wamā
ve عِندَ yanında bulunan ise ʿinda
yanında bulunan ise ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır وَأَبْقَىٰ ve daha kalıcıdır wa-abqā
ve daha kalıcıdır لِلَّذِينَ için lilladhīna
için ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar وَعَلَىٰ ve waʿalā
ve رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine يَتَوَكَّلُونَ dayananlar (için) yatawakkalūna
dayananlar (için) ٣٦ (36)
(36)
size verilen أُوتِيتُم you are given ūtītum
you are given مِّن şeyler min
şeyler شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing فَمَتَـٰعُ geçimidir famatāʿu
geçimidir ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya وَمَا ve wamā
ve عِندَ yanında bulunan ise ʿinda
yanında bulunan ise ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır وَأَبْقَىٰ ve daha kalıcıdır wa-abqā
ve daha kalıcıdır لِلَّذِينَ için lilladhīna
için ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar وَعَلَىٰ ve waʿalā
ve رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine يَتَوَكَّلُونَ dayananlar (için) yatawakkalūna
dayananlar (için) ٣٦ (36)
(36)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
42:37
وَٱلَّذِينَ
ve
wa-alladhīna
ve يَجْتَنِبُونَ onlar kaçınırlar yajtanibūna
onlar kaçınırlar كَبَـٰٓئِرَ büyük kabāira
büyük ٱلْإِثْمِ günahlardan l-ith'mi
günahlardan وَٱلْفَوَٰحِشَ ve çirkin işlerden wal-fawāḥisha
ve çirkin işlerden وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman مَا kızdıkları mā
kızdıkları غَضِبُوا۟ they are angry ghaḍibū
they are angry هُمْ onlar hum
onlar يَغْفِرُونَ affederler yaghfirūna
affederler ٣٧ (37)
(37)
ve يَجْتَنِبُونَ onlar kaçınırlar yajtanibūna
onlar kaçınırlar كَبَـٰٓئِرَ büyük kabāira
büyük ٱلْإِثْمِ günahlardan l-ith'mi
günahlardan وَٱلْفَوَٰحِشَ ve çirkin işlerden wal-fawāḥisha
ve çirkin işlerden وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman مَا kızdıkları mā
kızdıkları غَضِبُوا۟ they are angry ghaḍibū
they are angry هُمْ onlar hum
onlar يَغْفِرُونَ affederler yaghfirūna
affederler ٣٧ (37)
(37)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
42:38
وَٱلَّذِينَ
ve
wa-alladhīna
ve ٱسْتَجَابُوا۟ çağrısına gelirler is'tajābū
çağrısına gelirler لِرَبِّهِمْ Rablerinin lirabbihim
Rablerinin وَأَقَامُوا۟ ve kılarlar wa-aqāmū
ve kılarlar ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَأَمْرُهُمْ ve işleri wa-amruhum
ve işleri شُورَىٰ danışma iledir shūrā
danışma iledir بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında وَمِمَّا şeylerden wamimmā
şeylerden رَزَقْنَـٰهُمْ kendilerini rızıklandırdığımız razaqnāhum
kendilerini rızıklandırdığımız يُنفِقُونَ infak ederler yunfiqūna
infak ederler ٣٨ (38)
(38)
ve ٱسْتَجَابُوا۟ çağrısına gelirler is'tajābū
çağrısına gelirler لِرَبِّهِمْ Rablerinin lirabbihim
Rablerinin وَأَقَامُوا۟ ve kılarlar wa-aqāmū
ve kılarlar ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَأَمْرُهُمْ ve işleri wa-amruhum
ve işleri شُورَىٰ danışma iledir shūrā
danışma iledir بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında وَمِمَّا şeylerden wamimmā
şeylerden رَزَقْنَـٰهُمْ kendilerini rızıklandırdığımız razaqnāhum
kendilerini rızıklandırdığımız يُنفِقُونَ infak ederler yunfiqūna
infak ederler ٣٨ (38)
(38)
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
42:39
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
wa-alladhīna
ve onlar إِذَآ zaman idhā
zaman أَصَابَهُمُ uğradıkları aṣābahumu
uğradıkları ٱلْبَغْىُ saldırıya l-baghyu
saldırıya هُمْ kendilerini hum
kendilerini يَنتَصِرُونَ savunurlar yantaṣirūna
savunurlar ٣٩ (39)
(39)
ve onlar إِذَآ zaman idhā
zaman أَصَابَهُمُ uğradıkları aṣābahumu
uğradıkları ٱلْبَغْىُ saldırıya l-baghyu
saldırıya هُمْ kendilerini hum
kendilerini يَنتَصِرُونَ savunurlar yantaṣirūna
savunurlar ٣٩ (39)
(39)
Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.
42:40
وَجَزَٰٓؤُا۟
ve cezası
wajazāu
ve cezası سَيِّئَةٍۢ kötülüğün sayyi-atin
kötülüğün سَيِّئَةٌۭ bir kütülüktür sayyi-atun
bir kütülüktür مِّثْلُهَا ۖ yine onun gibi mith'luhā
yine onun gibi فَمَنْ fakat kim faman
fakat kim عَفَا affederse ʿafā
affederse وَأَصْلَحَ ve barışırsa wa-aṣlaḥa
ve barışırsa فَأَجْرُهُۥ onun mükafatı fa-ajruhu
onun mükafatı عَلَى aittir ʿalā
aittir ٱللَّهِ ۚ Allah'a l-lahi
Allah'a إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ like yuḥibbu
like ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri ٤٠ (40)
(40)
ve cezası سَيِّئَةٍۢ kötülüğün sayyi-atin
kötülüğün سَيِّئَةٌۭ bir kütülüktür sayyi-atun
bir kütülüktür مِّثْلُهَا ۖ yine onun gibi mith'luhā
yine onun gibi فَمَنْ fakat kim faman
fakat kim عَفَا affederse ʿafā
affederse وَأَصْلَحَ ve barışırsa wa-aṣlaḥa
ve barışırsa فَأَجْرُهُۥ onun mükafatı fa-ajruhu
onun mükafatı عَلَى aittir ʿalā
aittir ٱللَّهِ ۚ Allah'a l-lahi
Allah'a إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ like yuḥibbu
like ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri ٤٠ (40)
(40)
Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.
42:41
وَلَمَنِ
ve elbette kim
walamani
ve elbette kim ٱنتَصَرَ kendini savunursa intaṣara
kendini savunursa بَعْدَ sonra baʿda
sonra ظُلْمِهِۦ zulme uğradıktan ẓul'mihi
zulme uğradıktan فَأُو۟لَـٰٓئِكَ öylelerinin fa-ulāika
öylelerinin مَا yoktur mā
yoktur عَلَيْهِم aleyhine ʿalayhim
aleyhine مِّن hiçbir min
hiçbir سَبِيلٍ yol sabīlin
yol ٤١ (41)
(41)
ve elbette kim ٱنتَصَرَ kendini savunursa intaṣara
kendini savunursa بَعْدَ sonra baʿda
sonra ظُلْمِهِۦ zulme uğradıktan ẓul'mihi
zulme uğradıktan فَأُو۟لَـٰٓئِكَ öylelerinin fa-ulāika
öylelerinin مَا yoktur mā
yoktur عَلَيْهِم aleyhine ʿalayhim
aleyhine مِّن hiçbir min
hiçbir سَبِيلٍ yol sabīlin
yol ٤١ (41)
(41)
Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur.
42:42
إِنَّمَا
ancak vardır
innamā
ancak vardır ٱلسَّبِيلُ bir yol l-sabīlu
bir yol عَلَى aleyhine ʿalā
aleyhine ٱلَّذِينَ zulmedenler alladhīna
zulmedenler يَظْلِمُونَ oppress yaẓlimūna
oppress ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara وَيَبْغُونَ ve saldıranlar wayabghūna
ve saldıranlar فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بِغَيْرِ haksız yere bighayri
haksız yere ٱلْحَقِّ ۚ haksız yere l-ḥaqi
haksız yere أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٤٢ (42)
(42)
ancak vardır ٱلسَّبِيلُ bir yol l-sabīlu
bir yol عَلَى aleyhine ʿalā
aleyhine ٱلَّذِينَ zulmedenler alladhīna
zulmedenler يَظْلِمُونَ oppress yaẓlimūna
oppress ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara وَيَبْغُونَ ve saldıranlar wayabghūna
ve saldıranlar فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بِغَيْرِ haksız yere bighayri
haksız yere ٱلْحَقِّ ۚ haksız yere l-ḥaqi
haksız yere أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٤٢ (42)
(42)
İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır.
42:43
وَلَمَن
fakat kim
walaman
fakat kim صَبَرَ sabrederse ṣabara
sabrederse وَغَفَرَ ve affederse waghafara
ve affederse إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ذَٰلِكَ bu dhālika
bu لَمِنْ şüphesiz lamin
şüphesiz عَزْمِ çok önemli ʿazmi
çok önemli ٱلْأُمُورِ işlerdendir l-umūri
işlerdendir ٤٣ (43)
(43)
fakat kim صَبَرَ sabrederse ṣabara
sabrederse وَغَفَرَ ve affederse waghafara
ve affederse إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ذَٰلِكَ bu dhālika
bu لَمِنْ şüphesiz lamin
şüphesiz عَزْمِ çok önemli ʿazmi
çok önemli ٱلْأُمُورِ işlerdendir l-umūri
işlerdendir ٤٣ (43)
(43)
Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.
42:44
وَمَن
ve kimi
waman
ve kimi يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa yuḍ'lili
sapıklıkta bırakırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık yoktur famā
artık yoktur لَهُۥ onun lahu
onun مِن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi مِّنۢ O'ndan sonra min
O'ndan sonra بَعْدِهِۦ ۗ after Him baʿdihi
after Him وَتَرَى ve görürsün watarā
ve görürsün ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin لَمَّا zaman lammā
zaman رَأَوُا۟ gördükleri ra-awū
gördükleri ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı يَقُولُونَ dediklerini yaqūlūna
dediklerini هَلْ var mı? hal
var mı? إِلَىٰ geri dönecek ilā
geri dönecek مَرَدٍّۢ return maraddin
return مِّن hiçbir min
hiçbir سَبِيلٍۢ yol sabīlin
yol ٤٤ (44)
(44)
ve kimi يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa yuḍ'lili
sapıklıkta bırakırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık yoktur famā
artık yoktur لَهُۥ onun lahu
onun مِن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi مِّنۢ O'ndan sonra min
O'ndan sonra بَعْدِهِۦ ۗ after Him baʿdihi
after Him وَتَرَى ve görürsün watarā
ve görürsün ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin لَمَّا zaman lammā
zaman رَأَوُا۟ gördükleri ra-awū
gördükleri ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı يَقُولُونَ dediklerini yaqūlūna
dediklerini هَلْ var mı? hal
var mı? إِلَىٰ geri dönecek ilā
geri dönecek مَرَدٍّۢ return maraddin
return مِّن hiçbir min
hiçbir سَبِيلٍۢ yol sabīlin
yol ٤٤ (44)
(44)
Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün.
42:45
وَتَرَىٰهُمْ
yine onları görürsün
watarāhum
yine onları görürsün يُعْرَضُونَ sunulurlarken yuʿ'raḍūna
sunulurlarken عَلَيْهَا ona (ateşe) ʿalayhā
ona (ateşe) خَـٰشِعِينَ başlarını öne eğik khāshiʿīna
başlarını öne eğik مِنَ aşağılıktan mina
aşağılıktan ٱلذُّلِّ disgrace l-dhuli
disgrace يَنظُرُونَ bakarlar yanẓurūna
bakarlar مِن göz ucuyla min
göz ucuyla طَرْفٍ a glance ṭarfin
a glance خَفِىٍّۢ ۗ gizli gizli khafiyyin
gizli gizli وَقَالَ ve demişlerdir waqāla
ve demişlerdir ٱلَّذِينَ inananlar alladhīna
inananlar ءَامَنُوٓا۟ believed āmanū
believed إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْخَـٰسِرِينَ asıl ziyana uğrayanlar l-khāsirīna
asıl ziyana uğrayanlar ٱلَّذِينَ ziyan edenlerdir alladhīna
ziyan edenlerdir خَسِرُوٓا۟ lost khasirū
lost أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini وَأَهْلِيهِمْ ve ailelerini wa-ahlīhim
ve ailelerini يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet أَلَآ bakın alā
bakın إِنَّ gerçekten inna
gerçekten ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler فِى içindedirler fī
içindedirler عَذَابٍۢ bir azab ʿadhābin
bir azab مُّقِيمٍۢ sürekli muqīmin
sürekli ٤٥ (45)
(45)
yine onları görürsün يُعْرَضُونَ sunulurlarken yuʿ'raḍūna
sunulurlarken عَلَيْهَا ona (ateşe) ʿalayhā
ona (ateşe) خَـٰشِعِينَ başlarını öne eğik khāshiʿīna
başlarını öne eğik مِنَ aşağılıktan mina
aşağılıktan ٱلذُّلِّ disgrace l-dhuli
disgrace يَنظُرُونَ bakarlar yanẓurūna
bakarlar مِن göz ucuyla min
göz ucuyla طَرْفٍ a glance ṭarfin
a glance خَفِىٍّۢ ۗ gizli gizli khafiyyin
gizli gizli وَقَالَ ve demişlerdir waqāla
ve demişlerdir ٱلَّذِينَ inananlar alladhīna
inananlar ءَامَنُوٓا۟ believed āmanū
believed إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْخَـٰسِرِينَ asıl ziyana uğrayanlar l-khāsirīna
asıl ziyana uğrayanlar ٱلَّذِينَ ziyan edenlerdir alladhīna
ziyan edenlerdir خَسِرُوٓا۟ lost khasirū
lost أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini وَأَهْلِيهِمْ ve ailelerini wa-ahlīhim
ve ailelerini يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet أَلَآ bakın alā
bakın إِنَّ gerçekten inna
gerçekten ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler فِى içindedirler fī
içindedirler عَذَابٍۢ bir azab ʿadhābin
bir azab مُّقِيمٍۢ sürekli muqīmin
sürekli ٤٥ (45)
(45)
Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.
42:46
وَمَا
ve yoktur
wamā
ve yoktur كَانَ onların kāna
onların لَهُم for them lahum
for them مِّنْ hiçbir min
hiçbir أَوْلِيَآءَ velileri awliyāa
velileri يَنصُرُونَهُم kendilerine yardım edecek yanṣurūnahum
kendilerine yardım edecek مِّن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ ۗ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَمَن ve kimi waman
ve kimi يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa yuḍ'lili
sapıklıkta bırakırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık yoktur famā
artık yoktur لَهُۥ onun için lahu
onun için مِن hiçbir min
hiçbir سَبِيلٍ yol sabīlin
yol ٤٦ (46)
(46)
ve yoktur كَانَ onların kāna
onların لَهُم for them lahum
for them مِّنْ hiçbir min
hiçbir أَوْلِيَآءَ velileri awliyāa
velileri يَنصُرُونَهُم kendilerine yardım edecek yanṣurūnahum
kendilerine yardım edecek مِّن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ ۗ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَمَن ve kimi waman
ve kimi يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa yuḍ'lili
sapıklıkta bırakırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık yoktur famā
artık yoktur لَهُۥ onun için lahu
onun için مِن hiçbir min
hiçbir سَبِيلٍ yol sabīlin
yol ٤٦ (46)
(46)
Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz.
42:47
ٱسْتَجِيبُوا۟
uyun
is'tajībū
uyun لِرَبِّكُم Rabbinize lirabbikum
Rabbinize مِّن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن gelmezden an
gelmezden يَأْتِىَ comes yatiya
comes يَوْمٌۭ bir gün yawmun
bir gün لَّا mümkün olmayan lā
mümkün olmayan مَرَدَّ geri çevrilmesi maradda
geri çevrilmesi لَهُۥ onun lahu
onun مِنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin için lakum
sizin için مِّن hiçbir min
hiçbir مَّلْجَإٍۢ sığınacak yer malja-in
sığınacak yer يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لَكُم sizin için lakum
sizin için مِّن hiçbir min
hiçbir نَّكِيرٍۢ inkar nakīrin
inkar ٤٧ (47)
(47)
uyun لِرَبِّكُم Rabbinize lirabbikum
Rabbinize مِّن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن gelmezden an
gelmezden يَأْتِىَ comes yatiya
comes يَوْمٌۭ bir gün yawmun
bir gün لَّا mümkün olmayan lā
mümkün olmayan مَرَدَّ geri çevrilmesi maradda
geri çevrilmesi لَهُۥ onun lahu
onun مِنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin için lakum
sizin için مِّن hiçbir min
hiçbir مَّلْجَإٍۢ sığınacak yer malja-in
sığınacak yer يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لَكُم sizin için lakum
sizin için مِّن hiçbir min
hiçbir نَّكِيرٍۢ inkar nakīrin
inkar ٤٧ (47)
(47)
Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.
42:48
فَإِنْ
eğer
fa-in
eğer أَعْرَضُوا۟ yüz çevirirlerse aʿraḍū
yüz çevirirlerse فَمَآ biz seni göndermedik famā
biz seni göndermedik أَرْسَلْنَـٰكَ We have sent you arsalnāka
We have sent you عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine حَفِيظًا ۖ bekçi ḥafīẓan
bekçi إِنْ değildir in
değildir عَلَيْكَ sana düşen ʿalayka
sana düşen إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْبَلَـٰغُ ۗ duyurmaktan l-balāghu
duyurmaktan وَإِنَّآ elbette biz wa-innā
elbette biz إِذَآ zaman idhā
zaman أَذَقْنَا taddırdığımız adhaqnā
taddırdığımız ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana مِنَّا bizden minnā
bizden رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet فَرِحَ sevinir fariḥa
sevinir بِهَا ۖ ona bihā
ona وَإِن ama eğer wa-in
ama eğer تُصِبْهُمْ başlarına gelirse tuṣib'hum
başlarına gelirse سَيِّئَةٌۢ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük بِمَا dolayı bimā
dolayı قَدَّمَتْ öne sürdüğü işlerden qaddamat
öne sürdüğü işlerden أَيْدِيهِمْ ellerinin aydīhim
ellerinin فَإِنَّ şüphesiz hemen fa-inna
şüphesiz hemen ٱلْإِنسَـٰنَ insan l-insāna
insan كَفُورٌۭ nankör olur kafūrun
nankör olur ٤٨ (48)
(48)
eğer أَعْرَضُوا۟ yüz çevirirlerse aʿraḍū
yüz çevirirlerse فَمَآ biz seni göndermedik famā
biz seni göndermedik أَرْسَلْنَـٰكَ We have sent you arsalnāka
We have sent you عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine حَفِيظًا ۖ bekçi ḥafīẓan
bekçi إِنْ değildir in
değildir عَلَيْكَ sana düşen ʿalayka
sana düşen إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْبَلَـٰغُ ۗ duyurmaktan l-balāghu
duyurmaktan وَإِنَّآ elbette biz wa-innā
elbette biz إِذَآ zaman idhā
zaman أَذَقْنَا taddırdığımız adhaqnā
taddırdığımız ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana مِنَّا bizden minnā
bizden رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet فَرِحَ sevinir fariḥa
sevinir بِهَا ۖ ona bihā
ona وَإِن ama eğer wa-in
ama eğer تُصِبْهُمْ başlarına gelirse tuṣib'hum
başlarına gelirse سَيِّئَةٌۢ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük بِمَا dolayı bimā
dolayı قَدَّمَتْ öne sürdüğü işlerden qaddamat
öne sürdüğü işlerden أَيْدِيهِمْ ellerinin aydīhim
ellerinin فَإِنَّ şüphesiz hemen fa-inna
şüphesiz hemen ٱلْإِنسَـٰنَ insan l-insāna
insan كَفُورٌۭ nankör olur kafūrun
nankör olur ٤٨ (48)
(48)
Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür.
42:49
لِّلَّهِ
Allah'ındır
lillahi
Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır مَا ne mā
ne يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa يَهَبُ bahşeder yahabu
bahşeder لِمَن kimse için liman
kimse için يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği إِنَـٰثًۭا dişiler ināthan
dişiler وَيَهَبُ ve bahşeder wayahabu
ve bahşeder لِمَن kimse için liman
kimse için يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği ٱلذُّكُورَ erkekler l-dhukūra
erkekler ٤٩ (49)
(49)
Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır مَا ne mā
ne يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa يَهَبُ bahşeder yahabu
bahşeder لِمَن kimse için liman
kimse için يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği إِنَـٰثًۭا dişiler ināthan
dişiler وَيَهَبُ ve bahşeder wayahabu
ve bahşeder لِمَن kimse için liman
kimse için يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği ٱلذُّكُورَ erkekler l-dhukūra
erkekler ٤٩ (49)
(49)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir.
42:50
أَوْ
yahut
aw
yahut يُزَوِّجُهُمْ onları çift (ikiz) yapar yuzawwijuhum
onları çift (ikiz) yapar ذُكْرَانًۭا erkekler dhuk'rānan
erkekler وَإِنَـٰثًۭا ۖ ve dişiler wa-ināthan
ve dişiler وَيَجْعَلُ ve yapar wayajʿalu
ve yapar مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği عَقِيمًا ۚ kısır ʿaqīman
kısır إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir قَدِيرٌۭ gücü yetendir qadīrun
gücü yetendir ٥٠ (50)
(50)
yahut يُزَوِّجُهُمْ onları çift (ikiz) yapar yuzawwijuhum
onları çift (ikiz) yapar ذُكْرَانًۭا erkekler dhuk'rānan
erkekler وَإِنَـٰثًۭا ۖ ve dişiler wa-ināthan
ve dişiler وَيَجْعَلُ ve yapar wayajʿalu
ve yapar مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği عَقِيمًا ۚ kısır ʿaqīman
kısır إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir قَدِيرٌۭ gücü yetendir qadīrun
gücü yetendir ٥٠ (50)
(50)
Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir.
42:51
۞ وَمَا
ve yoktur olmaz'
wamā
ve yoktur olmaz' كَانَ bir insanla kāna
bir insanla لِبَشَرٍ for any human libasharin
for any human أَن (karşılıklı) konuşması an
(karşılıklı) konuşması يُكَلِّمَهُ Allah should speak to him yukallimahu
Allah should speak to him ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın إِلَّا dışında illā
dışında وَحْيًا vahiy waḥyan
vahiy أَوْ yahut aw
yahut مِن arkasından min
arkasından وَرَآئِ behind warāi
behind حِجَابٍ perde ḥijābin
perde أَوْ yahut aw
yahut يُرْسِلَ gönderir yur'sila
gönderir رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi فَيُوحِىَ vahyedecek fayūḥiya
vahyedecek بِإِذْنِهِۦ izniyle bi-idh'nihi
izniyle مَا ne mā
ne يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O عَلِىٌّ yücedir ʿaliyyun
yücedir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٥١ (51)
(51)
ve yoktur olmaz' كَانَ bir insanla kāna
bir insanla لِبَشَرٍ for any human libasharin
for any human أَن (karşılıklı) konuşması an
(karşılıklı) konuşması يُكَلِّمَهُ Allah should speak to him yukallimahu
Allah should speak to him ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın إِلَّا dışında illā
dışında وَحْيًا vahiy waḥyan
vahiy أَوْ yahut aw
yahut مِن arkasından min
arkasından وَرَآئِ behind warāi
behind حِجَابٍ perde ḥijābin
perde أَوْ yahut aw
yahut يُرْسِلَ gönderir yur'sila
gönderir رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi فَيُوحِىَ vahyedecek fayūḥiya
vahyedecek بِإِذْنِهِۦ izniyle bi-idh'nihi
izniyle مَا ne mā
ne يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O عَلِىٌّ yücedir ʿaliyyun
yücedir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٥١ (51)
(51)
Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir.
42:52
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
wakadhālika
işte böyle أَوْحَيْنَآ vahyettik awḥaynā
vahyettik إِلَيْكَ sana ilayka
sana رُوحًۭا bir ruh rūḥan
bir ruh مِّنْ emrimizden min
emrimizden أَمْرِنَا ۚ Our Command amrinā
Our Command مَا sen değildin mā
sen değildin كُنتَ (did) you kunta
(did) you تَدْرِى biliyor tadrī
biliyor مَا nedir mā
nedir ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap وَلَا ve nedir walā
ve nedir ٱلْإِيمَـٰنُ iman l-īmānu
iman وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat جَعَلْنَـٰهُ biz onu yaptık jaʿalnāhu
biz onu yaptık نُورًۭا bir nur nūran
bir nur نَّهْدِى doğru yola ilettiğimiz nahdī
doğru yola ilettiğimiz بِهِۦ onunla bihi
onunla مَن kimseyi man
kimseyi نَّشَآءُ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz مِنْ kullarımızdan min
kullarımızdan عِبَادِنَا ۚ Our slaves ʿibādinā
Our slaves وَإِنَّكَ şüphesiz sen wa-innaka
şüphesiz sen لَتَهْدِىٓ götürüyorsun latahdī
götürüyorsun إِلَىٰ yola ilā
yola صِرَٰطٍۢ (the) Path ṣirāṭin
(the) Path مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru ٥٢ (52)
(52)
işte böyle أَوْحَيْنَآ vahyettik awḥaynā
vahyettik إِلَيْكَ sana ilayka
sana رُوحًۭا bir ruh rūḥan
bir ruh مِّنْ emrimizden min
emrimizden أَمْرِنَا ۚ Our Command amrinā
Our Command مَا sen değildin mā
sen değildin كُنتَ (did) you kunta
(did) you تَدْرِى biliyor tadrī
biliyor مَا nedir mā
nedir ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap وَلَا ve nedir walā
ve nedir ٱلْإِيمَـٰنُ iman l-īmānu
iman وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat جَعَلْنَـٰهُ biz onu yaptık jaʿalnāhu
biz onu yaptık نُورًۭا bir nur nūran
bir nur نَّهْدِى doğru yola ilettiğimiz nahdī
doğru yola ilettiğimiz بِهِۦ onunla bihi
onunla مَن kimseyi man
kimseyi نَّشَآءُ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz مِنْ kullarımızdan min
kullarımızdan عِبَادِنَا ۚ Our slaves ʿibādinā
Our slaves وَإِنَّكَ şüphesiz sen wa-innaka
şüphesiz sen لَتَهْدِىٓ götürüyorsun latahdī
götürüyorsun إِلَىٰ yola ilā
yola صِرَٰطٍۢ (the) Path ṣirāṭin
(the) Path مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru ٥٢ (52)
(52)
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.
42:53
صِرَٰطِ
yoluna
ṣirāṭi
yoluna ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلَّذِى sahibi olan alladhī
sahibi olan لَهُۥ to Whom lahu
to Whom مَا bulunan herşeyin mā
bulunan herşeyin فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve bulunan herşeyin wamā
ve bulunan herşeyin فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah تَصِيرُ sonunda varır taṣīru
sonunda varır ٱلْأُمُورُ bütün işler l-umūru
bütün işler ٥٣ (53)
(53)
yoluna ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلَّذِى sahibi olan alladhī
sahibi olan لَهُۥ to Whom lahu
to Whom مَا bulunan herşeyin mā
bulunan herşeyin فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve bulunan herşeyin wamā
ve bulunan herşeyin فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah تَصِيرُ sonunda varır taṣīru
sonunda varır ٱلْأُمُورُ bütün işler l-umūru
bütün işler ٥٣ (53)
(53)
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.