52
Tur
الطور
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
52:1
وَٱلطُّورِ
andolsun Tur'a
wal-ṭūri
andolsun Tur'a ١ (1)
(1)
andolsun Tur'a ١ (1)
(1)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
52:2
وَكِتَـٰبٍۢ
ve Kitaba
wakitābin
ve Kitaba مَّسْطُورٍۢ satır satır yazılmış masṭūrin
satır satır yazılmış ٢ (2)
(2)
ve Kitaba مَّسْطُورٍۢ satır satır yazılmış masṭūrin
satır satır yazılmış ٢ (2)
(2)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
52:3
فِى
ince deri üzerine
fī
ince deri üzerine رَقٍّۢ parchment raqqin
parchment مَّنشُورٍۢ yayılmış manshūrin
yayılmış ٣ (3)
(3)
ince deri üzerine رَقٍّۢ parchment raqqin
parchment مَّنشُورٍۢ yayılmış manshūrin
yayılmış ٣ (3)
(3)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
52:4
وَٱلْبَيْتِ
ve eve (Ka'be'ye)
wal-bayti
ve eve (Ka'be'ye) ٱلْمَعْمُورِ bakımlı l-maʿmūri
bakımlı ٤ (4)
(4)
ve eve (Ka'be'ye) ٱلْمَعْمُورِ bakımlı l-maʿmūri
bakımlı ٤ (4)
(4)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
52:5
وَٱلسَّقْفِ
ve tavana (göğe)
wal-saqfi
ve tavana (göğe) ٱلْمَرْفُوعِ yükseltilmiş l-marfūʿi
yükseltilmiş ٥ (5)
(5)
ve tavana (göğe) ٱلْمَرْفُوعِ yükseltilmiş l-marfūʿi
yükseltilmiş ٥ (5)
(5)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
52:6
وَٱلْبَحْرِ
ve denize
wal-baḥri
ve denize ٱلْمَسْجُورِ kaynatılmış l-masjūri
kaynatılmış ٦ (6)
(6)
ve denize ٱلْمَسْجُورِ kaynatılmış l-masjūri
kaynatılmış ٦ (6)
(6)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
52:7
إِنَّ
mutlaka
inna
mutlaka عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin لَوَٰقِعٌۭ vukubulacaktır lawāqiʿun
vukubulacaktır ٧ (7)
(7)
mutlaka عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin لَوَٰقِعٌۭ vukubulacaktır lawāqiʿun
vukubulacaktır ٧ (7)
(7)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
52:8
مَّا
yoktur
mā
yoktur لَهُۥ ona lahu
ona مِن hiçbir şey min
hiçbir şey دَافِعٍۢ engel olacak dāfiʿin
engel olacak ٨ (8)
(8)
yoktur لَهُۥ ona lahu
ona مِن hiçbir şey min
hiçbir şey دَافِعٍۢ engel olacak dāfiʿin
engel olacak ٨ (8)
(8)
Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.
52:9
يَوْمَ
(o) gün
yawma
(o) gün تَمُورُ çalkanır; tamūru
çalkanır; ٱلسَّمَآءُ gök l-samāu
gök مَوْرًۭا bir çalkalanış mawran
bir çalkalanış ٩ (9)
(9)
(o) gün تَمُورُ çalkanır; tamūru
çalkanır; ٱلسَّمَآءُ gök l-samāu
gök مَوْرًۭا bir çalkalanış mawran
bir çalkalanış ٩ (9)
(9)
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
52:10
وَتَسِيرُ
yürür
watasīru
yürür ٱلْجِبَالُ dağlar l-jibālu
dağlar سَيْرًۭا bir yürüyüş sayran
bir yürüyüş ١٠ (10)
(10)
yürür ٱلْجِبَالُ dağlar l-jibālu
dağlar سَيْرًۭا bir yürüyüş sayran
bir yürüyüş ١٠ (10)
(10)
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
52:11
فَوَيْلٌۭ
vay haline
fawaylun
vay haline يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların lil'mukadhibīna
yalanlayanların ١١ (11)
(11)
vay haline يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların lil'mukadhibīna
yalanlayanların ١١ (11)
(11)
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
52:12
ٱلَّذِينَ
Onlar ki
alladhīna
Onlar ki هُمْ içinde hum
içinde فِى in fī
in خَوْضٍۢ batıl şeyler khawḍin
batıl şeyler يَلْعَبُونَ oynayıp dururlar yalʿabūna
oynayıp dururlar ١٢ (12)
(12)
Onlar ki هُمْ içinde hum
içinde فِى in fī
in خَوْضٍۢ batıl şeyler khawḍin
batıl şeyler يَلْعَبُونَ oynayıp dururlar yalʿabūna
oynayıp dururlar ١٢ (12)
(12)
Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!
52:13
يَوْمَ
o gün
yawma
o gün يُدَعُّونَ kakılırlar yudaʿʿūna
kakılırlar إِلَىٰ ateşine ilā
ateşine نَارِ (the) Fire nāri
(the) Fire جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem دَعًّا sürüklenerek daʿʿan
sürüklenerek ١٣ (13)
(13)
o gün يُدَعُّونَ kakılırlar yudaʿʿūna
kakılırlar إِلَىٰ ateşine ilā
ateşine نَارِ (the) Fire nāri
(the) Fire جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem دَعًّا sürüklenerek daʿʿan
sürüklenerek ١٣ (13)
(13)
Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;
52:14
هَـٰذِهِ
işte budur
hādhihi
işte budur ٱلنَّارُ ateş l-nāru
ateş ٱلَّتِى olduğunuz allatī
olduğunuz كُنتُم you used to kuntum
you used to بِهَا onu bihā
onu تُكَذِّبُونَ yalanlamış tukadhibūna
yalanlamış ١٤ (14)
(14)
işte budur ٱلنَّارُ ateş l-nāru
ateş ٱلَّتِى olduğunuz allatī
olduğunuz كُنتُم you used to kuntum
you used to بِهَا onu bihā
onu تُكَذِّبُونَ yalanlamış tukadhibūna
yalanlamış ١٤ (14)
(14)
Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;
52:15
أَفَسِحْرٌ
büyü müymüş?
afasiḥ'run
büyü müymüş? هَـٰذَآ bu hādhā
bu أَمْ yoksa am
yoksa أَنتُمْ siz (mi?) antum
siz (mi?) لَا görmüyormuşsunuz lā
görmüyormuşsunuz تُبْصِرُونَ see tub'ṣirūna
see ١٥ (15)
(15)
büyü müymüş? هَـٰذَآ bu hādhā
bu أَمْ yoksa am
yoksa أَنتُمْ siz (mi?) antum
siz (mi?) لَا görmüyormuşsunuz lā
görmüyormuşsunuz تُبْصِرُونَ see tub'ṣirūna
see ١٥ (15)
(15)
Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.
52:16
ٱصْلَوْهَا
girin ona
iṣ'lawhā
girin ona فَٱصْبِرُوٓا۟ ve sabredin fa-iṣ'birū
ve sabredin أَوْ veyahut aw
veyahut لَا sabretmeyin lā
sabretmeyin تَصْبِرُوا۟ be patient taṣbirū
be patient سَوَآءٌ birdir sawāon
birdir عَلَيْكُمْ ۖ sizin için ʿalaykum
sizin için إِنَّمَا ancak innamā
ancak تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız tuj'zawna
cezalandırılacaksınız مَا göre mā
göre كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar) ١٦ (16)
(16)
girin ona فَٱصْبِرُوٓا۟ ve sabredin fa-iṣ'birū
ve sabredin أَوْ veyahut aw
veyahut لَا sabretmeyin lā
sabretmeyin تَصْبِرُوا۟ be patient taṣbirū
be patient سَوَآءٌ birdir sawāon
birdir عَلَيْكُمْ ۖ sizin için ʿalaykum
sizin için إِنَّمَا ancak innamā
ancak تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız tuj'zawna
cezalandırılacaksınız مَا göre mā
göre كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar) ١٦ (16)
(16)
Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.
52:17
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلْمُتَّقِينَ korunanlar l-mutaqīna
korunanlar فِى içindedirler fī
içindedirler جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler وَنَعِيمٍۢ ve ni'metler wanaʿīmin
ve ni'metler ١٧ (17)
(17)
şüphesiz ٱلْمُتَّقِينَ korunanlar l-mutaqīna
korunanlar فِى içindedirler fī
içindedirler جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler وَنَعِيمٍۢ ve ni'metler wanaʿīmin
ve ni'metler ١٧ (17)
(17)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
52:18
فَـٰكِهِينَ
sefa sürerler
fākihīna
sefa sürerler بِمَآ şeylerle bimā
şeylerle ءَاتَىٰهُمْ kendilerine verdikleri ātāhum
kendilerine verdikleri رَبُّهُمْ Rablerinin rabbuhum
Rablerinin وَوَقَىٰهُمْ ve onları korumuştur wawaqāhum
ve onları korumuştur رَبُّهُمْ Rableri rabbuhum
Rableri عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem ١٨ (18)
(18)
sefa sürerler بِمَآ şeylerle bimā
şeylerle ءَاتَىٰهُمْ kendilerine verdikleri ātāhum
kendilerine verdikleri رَبُّهُمْ Rablerinin rabbuhum
Rablerinin وَوَقَىٰهُمْ ve onları korumuştur wawaqāhum
ve onları korumuştur رَبُّهُمْ Rableri rabbuhum
Rableri عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem ١٨ (18)
(18)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
52:19
كُلُوا۟
yeyin
kulū
yeyin وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için هَنِيٓـًٔۢا afiyetle hanīan
afiyetle بِمَا karşılık bimā
karşılık كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar) ١٩ (19)
(19)
yeyin وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için هَنِيٓـًٔۢا afiyetle hanīan
afiyetle بِمَا karşılık bimā
karşılık كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar) ١٩ (19)
(19)
Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.
52:20
مُتَّكِـِٔينَ
yaslanarak
muttakiīna
yaslanarak عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine سُرُرٍۢ koltuklar sururin
koltuklar مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ sıra sıra dizilmiş maṣfūfatin
sıra sıra dizilmiş وَزَوَّجْنَـٰهُم onları evlendirmişizdir wazawwajnāhum
onları evlendirmişizdir بِحُورٍ hurilerle biḥūrin
hurilerle عِينٍۢ iri gözlü ʿīnin
iri gözlü ٢٠ (20)
(20)
yaslanarak عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine سُرُرٍۢ koltuklar sururin
koltuklar مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ sıra sıra dizilmiş maṣfūfatin
sıra sıra dizilmiş وَزَوَّجْنَـٰهُم onları evlendirmişizdir wazawwajnāhum
onları evlendirmişizdir بِحُورٍ hurilerle biḥūrin
hurilerle عِينٍۢ iri gözlü ʿīnin
iri gözlü ٢٠ (20)
(20)
Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.
52:21
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
wa-alladhīna
ve kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَٱتَّبَعَتْهُمْ ve kendilerine uyanlar wa-ittabaʿathum
ve kendilerine uyanlar ذُرِّيَّتُهُم zürriyetleri de dhurriyyatuhum
zürriyetleri de بِإِيمَـٰنٍ imanda biīmānin
imanda أَلْحَقْنَا kattık alḥaqnā
kattık بِهِمْ kendilerine bihim
kendilerine ذُرِّيَّتَهُمْ zürriyetlerini dhurriyyatahum
zürriyetlerini وَمَآ ve wamā
ve أَلَتْنَـٰهُم eksiltmedik alatnāhum
eksiltmedik مِّنْ kendi amellerinden min
kendi amellerinden عَمَلِهِم their deeds ʿamalihim
their deeds مِّن hiçbir min
hiçbir شَىْءٍۢ ۚ şey shayin
şey كُلُّ her kullu
her ٱمْرِئٍۭ kişi im'ri-in
kişi بِمَا şeye bimā
şeye كَسَبَ kendi kazandığı kasaba
kendi kazandığı رَهِينٌۭ bağlıdır rahīnun
bağlıdır ٢١ (21)
(21)
ve kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَٱتَّبَعَتْهُمْ ve kendilerine uyanlar wa-ittabaʿathum
ve kendilerine uyanlar ذُرِّيَّتُهُم zürriyetleri de dhurriyyatuhum
zürriyetleri de بِإِيمَـٰنٍ imanda biīmānin
imanda أَلْحَقْنَا kattık alḥaqnā
kattık بِهِمْ kendilerine bihim
kendilerine ذُرِّيَّتَهُمْ zürriyetlerini dhurriyyatahum
zürriyetlerini وَمَآ ve wamā
ve أَلَتْنَـٰهُم eksiltmedik alatnāhum
eksiltmedik مِّنْ kendi amellerinden min
kendi amellerinden عَمَلِهِم their deeds ʿamalihim
their deeds مِّن hiçbir min
hiçbir شَىْءٍۢ ۚ şey shayin
şey كُلُّ her kullu
her ٱمْرِئٍۭ kişi im'ri-in
kişi بِمَا şeye bimā
şeye كَسَبَ kendi kazandığı kasaba
kendi kazandığı رَهِينٌۭ bağlıdır rahīnun
bağlıdır ٢١ (21)
(21)
İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.
52:22
وَأَمْدَدْنَـٰهُم
ve onlara bol bol verdik
wa-amdadnāhum
ve onlara bol bol verdik بِفَـٰكِهَةٍۢ meyvadan bifākihatin
meyvadan وَلَحْمٍۢ ve etten walaḥmin
ve etten مِّمَّا canlarının istediği mimmā
canlarının istediği يَشْتَهُونَ they desire yashtahūna
they desire ٢٢ (22)
(22)
ve onlara bol bol verdik بِفَـٰكِهَةٍۢ meyvadan bifākihatin
meyvadan وَلَحْمٍۢ ve etten walaḥmin
ve etten مِّمَّا canlarının istediği mimmā
canlarının istediği يَشْتَهُونَ they desire yashtahūna
they desire ٢٢ (22)
(22)
Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.
52:23
يَتَنَـٰزَعُونَ
kapışırlar
yatanāzaʿūna
kapışırlar فِيهَا orada fīhā
orada كَأْسًۭا bir kadeh kasan
bir kadeh لَّا yoktur lā
yoktur لَغْوٌۭ saçmalama laghwun
saçmalama فِيهَا içinde fīhā
içinde وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur تَأْثِيمٌۭ günaha sokma tathīmun
günaha sokma ٢٣ (23)
(23)
kapışırlar فِيهَا orada fīhā
orada كَأْسًۭا bir kadeh kasan
bir kadeh لَّا yoktur lā
yoktur لَغْوٌۭ saçmalama laghwun
saçmalama فِيهَا içinde fīhā
içinde وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur تَأْثِيمٌۭ günaha sokma tathīmun
günaha sokma ٢٣ (23)
(23)
Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.
52:24
۞ وَيَطُوفُ
çevrelerinde dolaşır
wayaṭūfu
çevrelerinde dolaşır عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların غِلْمَانٌۭ civanlar ghil'mānun
civanlar لَّهُمْ kendilerine mahsus lahum
kendilerine mahsus كَأَنَّهُمْ gibi ka-annahum
gibi لُؤْلُؤٌۭ inci lu'lu-on
inci مَّكْنُونٌۭ saklanmış maknūnun
saklanmış ٢٤ (24)
(24)
çevrelerinde dolaşır عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların غِلْمَانٌۭ civanlar ghil'mānun
civanlar لَّهُمْ kendilerine mahsus lahum
kendilerine mahsus كَأَنَّهُمْ gibi ka-annahum
gibi لُؤْلُؤٌۭ inci lu'lu-on
inci مَّكْنُونٌۭ saklanmış maknūnun
saklanmış ٢٤ (24)
(24)
Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.
52:25
وَأَقْبَلَ
ve dönmüş(ler)
wa-aqbala
ve dönmüş(ler) بَعْضُهُمْ birkısmı baʿḍuhum
birkısmı عَلَىٰ diğerine ʿalā
diğerine بَعْضٍۢ others baʿḍin
others يَتَسَآءَلُونَ soruyorlar yatasāalūna
soruyorlar ٢٥ (25)
(25)
ve dönmüş(ler) بَعْضُهُمْ birkısmı baʿḍuhum
birkısmı عَلَىٰ diğerine ʿalā
diğerine بَعْضٍۢ others baʿḍin
others يَتَسَآءَلُونَ soruyorlar yatasāalūna
soruyorlar ٢٥ (25)
(25)
Birbirlerine dönüp soruşurlar:
52:26
قَالُوٓا۟
dediler
qālū
dediler إِنَّا elbette biz innā
elbette biz كُنَّا idik kunnā
idik قَبْلُ daha önce qablu
daha önce فِىٓ içinde fī
içinde أَهْلِنَا ailemiz ahlinā
ailemiz مُشْفِقِينَ korku içinde mush'fiqīna
korku içinde ٢٦ (26)
(26)
dediler إِنَّا elbette biz innā
elbette biz كُنَّا idik kunnā
idik قَبْلُ daha önce qablu
daha önce فِىٓ içinde fī
içinde أَهْلِنَا ailemiz ahlinā
ailemiz مُشْفِقِينَ korku içinde mush'fiqīna
korku içinde ٢٦ (26)
(26)
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
52:27
فَمَنَّ
lutfetti
famanna
lutfetti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize وَوَقَىٰنَا ve bizi korudu wawaqānā
ve bizi korudu عَذَابَ azabdan ʿadhāba
azabdan ٱلسَّمُومِ hücrelere işleyen l-samūmi
hücrelere işleyen ٢٧ (27)
(27)
lutfetti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize وَوَقَىٰنَا ve bizi korudu wawaqānā
ve bizi korudu عَذَابَ azabdan ʿadhāba
azabdan ٱلسَّمُومِ hücrelere işleyen l-samūmi
hücrelere işleyen ٢٧ (27)
(27)
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
52:28
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz كُنَّا idik kunnā
idik مِن bundan önce min
bundan önce قَبْلُ before qablu
before نَدْعُوهُ ۖ yalnız O'na yalvarır nadʿūhu
yalnız O'na yalvarır إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O هُوَ O'dur huwa
O'dur ٱلْبَرُّ iyilik eden l-baru
iyilik eden ٱلرَّحِيمُ esirgeyen l-raḥīmu
esirgeyen ٢٨ (28)
(28)
elbette biz كُنَّا idik kunnā
idik مِن bundan önce min
bundan önce قَبْلُ before qablu
before نَدْعُوهُ ۖ yalnız O'na yalvarır nadʿūhu
yalnız O'na yalvarır إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O هُوَ O'dur huwa
O'dur ٱلْبَرُّ iyilik eden l-baru
iyilik eden ٱلرَّحِيمُ esirgeyen l-raḥīmu
esirgeyen ٢٨ (28)
(28)
"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.
52:29
فَذَكِّرْ
sen hatırlat
fadhakkir
sen hatırlat فَمَآ değilsin famā
değilsin أَنتَ sen anta
sen بِنِعْمَتِ ni'meti sayesinde biniʿ'mati
ni'meti sayesinde رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin بِكَاهِنٍۢ kahin bikāhinin
kahin وَلَا ve değilsin walā
ve değilsin مَجْنُونٍ mecnun majnūnin
mecnun ٢٩ (29)
(29)
sen hatırlat فَمَآ değilsin famā
değilsin أَنتَ sen anta
sen بِنِعْمَتِ ni'meti sayesinde biniʿ'mati
ni'meti sayesinde رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin بِكَاهِنٍۢ kahin bikāhinin
kahin وَلَا ve değilsin walā
ve değilsin مَجْنُونٍ mecnun majnūnin
mecnun ٢٩ (29)
(29)
Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.
52:30
أَمْ
yoksa
am
yoksa يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?) شَاعِرٌۭ bir şa'irdir shāʿirun
bir şa'irdir نَّتَرَبَّصُ gözetliyoruz natarabbaṣu
gözetliyoruz بِهِۦ onun bihi
onun رَيْبَ felaketlerine çarpılmasını rayba
felaketlerine çarpılmasını ٱلْمَنُونِ zamanın l-manūni
zamanın ٣٠ (30)
(30)
yoksa يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?) شَاعِرٌۭ bir şa'irdir shāʿirun
bir şa'irdir نَّتَرَبَّصُ gözetliyoruz natarabbaṣu
gözetliyoruz بِهِۦ onun bihi
onun رَيْبَ felaketlerine çarpılmasını rayba
felaketlerine çarpılmasını ٱلْمَنُونِ zamanın l-manūni
zamanın ٣٠ (30)
(30)
Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."
52:31
قُلْ
de ki
qul
de ki تَرَبَّصُوا۟ gözetleyin tarabbaṣū
gözetleyin فَإِنِّى elbette ben de fa-innī
elbette ben de مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber مِّنَ gözetleyenlerdenim mina
gözetleyenlerdenim ٱلْمُتَرَبِّصِينَ those who wait l-mutarabiṣīna
those who wait ٣١ (31)
(31)
de ki تَرَبَّصُوا۟ gözetleyin tarabbaṣū
gözetleyin فَإِنِّى elbette ben de fa-innī
elbette ben de مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber مِّنَ gözetleyenlerdenim mina
gözetleyenlerdenim ٱلْمُتَرَبِّصِينَ those who wait l-mutarabiṣīna
those who wait ٣١ (31)
(31)
De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."
52:32
أَمْ
yoksa
am
yoksa تَأْمُرُهُمْ emrediyor tamuruhum
emrediyor أَحْلَـٰمُهُم akılları (mı?) aḥlāmuhum
akılları (mı?) بِهَـٰذَآ ۚ bunu bihādhā
bunu أَمْ yoksa am
yoksa هُمْ onlar hum
onlar قَوْمٌۭ bir topluluk (mudur?) qawmun
bir topluluk (mudur?) طَاغُونَ azgın ṭāghūna
azgın ٣٢ (32)
(32)
yoksa تَأْمُرُهُمْ emrediyor tamuruhum
emrediyor أَحْلَـٰمُهُم akılları (mı?) aḥlāmuhum
akılları (mı?) بِهَـٰذَآ ۚ bunu bihādhā
bunu أَمْ yoksa am
yoksa هُمْ onlar hum
onlar قَوْمٌۭ bir topluluk (mudur?) qawmun
bir topluluk (mudur?) طَاغُونَ azgın ṭāghūna
azgın ٣٢ (32)
(32)
Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?
52:33
أَمْ
yoksa
am
yoksa يَقُولُونَ diyorlar yaqūlūna
diyorlar تَقَوَّلَهُۥ ۚ onu uydurdu (mu?) taqawwalahu
onu uydurdu (mu?) بَل hayır bal
hayır لَّا onlar inanmıyorlar lā
onlar inanmıyorlar يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe ٣٣ (33)
(33)
yoksa يَقُولُونَ diyorlar yaqūlūna
diyorlar تَقَوَّلَهُۥ ۚ onu uydurdu (mu?) taqawwalahu
onu uydurdu (mu?) بَل hayır bal
hayır لَّا onlar inanmıyorlar lā
onlar inanmıyorlar يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe ٣٣ (33)
(33)
Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.
52:34
فَلْيَأْتُوا۟
haydi getirsinler
falyatū
haydi getirsinler بِحَدِيثٍۢ bir söz biḥadīthin
bir söz مِّثْلِهِۦٓ onun gibi mith'lihi
onun gibi إِن eğer in
eğer كَانُوا۟ iseler kānū
iseler صَـٰدِقِينَ doğru(lardan) ṣādiqīna
doğru(lardan) ٣٤ (34)
(34)
haydi getirsinler بِحَدِيثٍۢ bir söz biḥadīthin
bir söz مِّثْلِهِۦٓ onun gibi mith'lihi
onun gibi إِن eğer in
eğer كَانُوا۟ iseler kānū
iseler صَـٰدِقِينَ doğru(lardan) ṣādiqīna
doğru(lardan) ٣٤ (34)
(34)
Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.
52:35
أَمْ
yoksa
am
yoksa خُلِقُوا۟ yaratıldılar khuliqū
yaratıldılar مِنْ hiçbir min
hiçbir غَيْرِ olmadan (mı?) ghayri
olmadan (mı?) شَىْءٍ şey shayin
şey أَمْ yoksa am
yoksa هُمُ kendileri (midir?) humu
kendileri (midir?) ٱلْخَـٰلِقُونَ yaratanlar l-khāliqūna
yaratanlar ٣٥ (35)
(35)
yoksa خُلِقُوا۟ yaratıldılar khuliqū
yaratıldılar مِنْ hiçbir min
hiçbir غَيْرِ olmadan (mı?) ghayri
olmadan (mı?) شَىْءٍ şey shayin
şey أَمْ yoksa am
yoksa هُمُ kendileri (midir?) humu
kendileri (midir?) ٱلْخَـٰلِقُونَ yaratanlar l-khāliqūna
yaratanlar ٣٥ (35)
(35)
Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?
52:36
أَمْ
yoksa
am
yoksa خَلَقُوا۟ yarattılar khalaqū
yarattılar ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri (mi?) l-samāwāti
gökleri (mi?) وَٱلْأَرْضَ ۚ ve yeri wal-arḍa
ve yeri بَل hayır bal
hayır لَّا onlar düşünüp inanmazlar lā
onlar düşünüp inanmazlar يُوقِنُونَ they are certain yūqinūna
they are certain ٣٦ (36)
(36)
yoksa خَلَقُوا۟ yarattılar khalaqū
yarattılar ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri (mi?) l-samāwāti
gökleri (mi?) وَٱلْأَرْضَ ۚ ve yeri wal-arḍa
ve yeri بَل hayır bal
hayır لَّا onlar düşünüp inanmazlar lā
onlar düşünüp inanmazlar يُوقِنُونَ they are certain yūqinūna
they are certain ٣٦ (36)
(36)
Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.
52:37
أَمْ
yoksa
am
yoksa عِندَهُمْ onların yanında (mıdır?) ʿindahum
onların yanında (mıdır?) خَزَآئِنُ hazineleri khazāinu
hazineleri رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin أَمْ yahut am
yahut هُمُ kendileri (midir?) humu
kendileri (midir?) ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ hakim olan l-muṣayṭirūna
hakim olan ٣٧ (37)
(37)
yoksa عِندَهُمْ onların yanında (mıdır?) ʿindahum
onların yanında (mıdır?) خَزَآئِنُ hazineleri khazāinu
hazineleri رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin أَمْ yahut am
yahut هُمُ kendileri (midir?) humu
kendileri (midir?) ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ hakim olan l-muṣayṭirūna
hakim olan ٣٧ (37)
(37)
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?
52:38
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَهُمْ onların (var mıdır?) lahum
onların (var mıdır?) سُلَّمٌۭ bir merdivenleri sullamun
bir merdivenleri يَسْتَمِعُونَ dinleyecekleri yastamiʿūna
dinleyecekleri فِيهِ ۖ orada fīhi
orada فَلْيَأْتِ öyleyse getirsin falyati
öyleyse getirsin مُسْتَمِعُهُم dinleyenleri mus'tamiʿuhum
dinleyenleri بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil bisul'ṭānin
bir delil مُّبِينٍ açık mubīnin
açık ٣٨ (38)
(38)
yoksa لَهُمْ onların (var mıdır?) lahum
onların (var mıdır?) سُلَّمٌۭ bir merdivenleri sullamun
bir merdivenleri يَسْتَمِعُونَ dinleyecekleri yastamiʿūna
dinleyecekleri فِيهِ ۖ orada fīhi
orada فَلْيَأْتِ öyleyse getirsin falyati
öyleyse getirsin مُسْتَمِعُهُم dinleyenleri mus'tamiʿuhum
dinleyenleri بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil bisul'ṭānin
bir delil مُّبِينٍ açık mubīnin
açık ٣٨ (38)
(38)
Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
52:39
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَهُ O'nun (mudur?) lahu
O'nun (mudur?) ٱلْبَنَـٰتُ kızlar l-banātu
kızlar وَلَكُمُ ve sizin (midir?) walakumu
ve sizin (midir?) ٱلْبَنُونَ oğullar l-banūna
oğullar ٣٩ (39)
(39)
yoksa لَهُ O'nun (mudur?) lahu
O'nun (mudur?) ٱلْبَنَـٰتُ kızlar l-banātu
kızlar وَلَكُمُ ve sizin (midir?) walakumu
ve sizin (midir?) ٱلْبَنُونَ oğullar l-banūna
oğullar ٣٩ (39)
(39)
Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?
52:40
أَمْ
yoksa
am
yoksa تَسْـَٔلُهُمْ onlardan istiyorsun (da) tasaluhum
onlardan istiyorsun (da) أَجْرًۭا bir ücret ajran
bir ücret فَهُم ve onlar fahum
ve onlar مِّن bir borç min
bir borç مَّغْرَمٍۢ a debt maghramin
a debt مُّثْقَلُونَ yükü altında (mıdır?) muth'qalūna
yükü altında (mıdır?) ٤٠ (40)
(40)
yoksa تَسْـَٔلُهُمْ onlardan istiyorsun (da) tasaluhum
onlardan istiyorsun (da) أَجْرًۭا bir ücret ajran
bir ücret فَهُم ve onlar fahum
ve onlar مِّن bir borç min
bir borç مَّغْرَمٍۢ a debt maghramin
a debt مُّثْقَلُونَ yükü altında (mıdır?) muth'qalūna
yükü altında (mıdır?) ٤٠ (40)
(40)
Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
52:41
أَمْ
yoksa
am
yoksa عِندَهُمُ onların yanında (mıdır?) ʿindahumu
onların yanında (mıdır?) ٱلْغَيْبُ gayb l-ghaybu
gayb فَهُمْ kendileri (mi?) fahum
kendileri (mi?) يَكْتُبُونَ yazıyorlar yaktubūna
yazıyorlar ٤١ (41)
(41)
yoksa عِندَهُمُ onların yanında (mıdır?) ʿindahumu
onların yanında (mıdır?) ٱلْغَيْبُ gayb l-ghaybu
gayb فَهُمْ kendileri (mi?) fahum
kendileri (mi?) يَكْتُبُونَ yazıyorlar yaktubūna
yazıyorlar ٤١ (41)
(41)
Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?
52:42
أَمْ
yoksa
am
yoksa يُرِيدُونَ istiyorlar yurīdūna
istiyorlar كَيْدًۭا ۖ bir tuzak kurmak (mı?) kaydan
bir tuzak kurmak (mı?) فَٱلَّذِينَ oysa (asıl) fa-alladhīna
oysa (asıl) كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْمَكِيدُونَ tuzağa düşecek olanlar l-makīdūna
tuzağa düşecek olanlar ٤٢ (42)
(42)
yoksa يُرِيدُونَ istiyorlar yurīdūna
istiyorlar كَيْدًۭا ۖ bir tuzak kurmak (mı?) kaydan
bir tuzak kurmak (mı?) فَٱلَّذِينَ oysa (asıl) fa-alladhīna
oysa (asıl) كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْمَكِيدُونَ tuzağa düşecek olanlar l-makīdūna
tuzağa düşecek olanlar ٤٢ (42)
(42)
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.
52:43
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَهُمْ onların (var mı?) lahum
onların (var mı?) إِلَـٰهٌ bir tanrısı ilāhun
bir tanrısı غَيْرُ başka ghayru
başka ٱللَّهِ ۚ Allah'tan l-lahi
Allah'tan سُبْحَـٰنَ şanı yücedir sub'ḥāna
şanı yücedir ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden يُشْرِكُونَ onların ortak koştukları yush'rikūna
onların ortak koştukları ٤٣ (43)
(43)
yoksa لَهُمْ onların (var mı?) lahum
onların (var mı?) إِلَـٰهٌ bir tanrısı ilāhun
bir tanrısı غَيْرُ başka ghayru
başka ٱللَّهِ ۚ Allah'tan l-lahi
Allah'tan سُبْحَـٰنَ şanı yücedir sub'ḥāna
şanı yücedir ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden يُشْرِكُونَ onların ortak koştukları yush'rikūna
onların ortak koştukları ٤٣ (43)
(43)
Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.
52:44
وَإِن
ve eğer
wa-in
ve eğer يَرَوْا۟ görseler yaraw
görseler كِسْفًۭا bir parçanın kis'fan
bir parçanın مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky سَاقِطًۭا düştüğünü sāqiṭan
düştüğünü يَقُولُوا۟ derler yaqūlū
derler سَحَابٌۭ bulutlardır saḥābun
bulutlardır مَّرْكُومٌۭ üst üste yığılmış markūmun
üst üste yığılmış ٤٤ (44)
(44)
ve eğer يَرَوْا۟ görseler yaraw
görseler كِسْفًۭا bir parçanın kis'fan
bir parçanın مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky سَاقِطًۭا düştüğünü sāqiṭan
düştüğünü يَقُولُوا۟ derler yaqūlū
derler سَحَابٌۭ bulutlardır saḥābun
bulutlardır مَّرْكُومٌۭ üst üste yığılmış markūmun
üst üste yığılmış ٤٤ (44)
(44)
Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.
52:45
فَذَرْهُمْ
bırak onları
fadharhum
bırak onları حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يُلَـٰقُوا۟ kavuşuncaya yulāqū
kavuşuncaya يَوْمَهُمُ günlerine yawmahumu
günlerine ٱلَّذِى orada alladhī
orada فِيهِ in it fīhi
in it يُصْعَقُونَ korkudan bayılacakları yuṣ'ʿaqūna
korkudan bayılacakları ٤٥ (45)
(45)
bırak onları حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يُلَـٰقُوا۟ kavuşuncaya yulāqū
kavuşuncaya يَوْمَهُمُ günlerine yawmahumu
günlerine ٱلَّذِى orada alladhī
orada فِيهِ in it fīhi
in it يُصْعَقُونَ korkudan bayılacakları yuṣ'ʿaqūna
korkudan bayılacakları ٤٥ (45)
(45)
Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.
52:46
يَوْمَ
(o) gün
yawma
(o) gün لَا sağlamaz lā
sağlamaz يُغْنِى will avail yugh'nī
will avail عَنْهُمْ kendilerine ʿanhum
kendilerine كَيْدُهُمْ tuzakları kayduhum
tuzakları شَيْـًۭٔا hiçbir (yarar) shayan
hiçbir (yarar) وَلَا ve değildir walā
ve değildir هُمْ onlara hum
onlara يُنصَرُونَ yardım edilecek yunṣarūna
yardım edilecek ٤٦ (46)
(46)
(o) gün لَا sağlamaz lā
sağlamaz يُغْنِى will avail yugh'nī
will avail عَنْهُمْ kendilerine ʿanhum
kendilerine كَيْدُهُمْ tuzakları kayduhum
tuzakları شَيْـًۭٔا hiçbir (yarar) shayan
hiçbir (yarar) وَلَا ve değildir walā
ve değildir هُمْ onlara hum
onlara يُنصَرُونَ yardım edilecek yunṣarūna
yardım edilecek ٤٦ (46)
(46)
O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.
52:47
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz لِلَّذِينَ vardır lilladhīna
vardır ظَلَمُوا۟ zulmedenlere ẓalamū
zulmedenlere عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab دُونَ başka dūna
başka ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٤٧ (47)
(47)
ve şüphesiz لِلَّذِينَ vardır lilladhīna
vardır ظَلَمُوا۟ zulmedenlere ẓalamū
zulmedenlere عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab دُونَ başka dūna
başka ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٤٧ (47)
(47)
Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.
52:48
وَٱصْبِرْ
o halde sabret
wa-iṣ'bir
o halde sabret لِحُكْمِ hükmüne liḥuk'mi
hükmüne رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin فَإِنَّكَ çünkü sen fa-innaka
çünkü sen بِأَعْيُنِنَا ۖ gözlerimizin önündesin bi-aʿyuninā
gözlerimizin önündesin وَسَبِّحْ ve tesbih et wasabbiḥ
ve tesbih et بِحَمْدِ övgü ile biḥamdi
övgü ile رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini حِينَ zaman ḥīna
zaman تَقُومُ kalktığın taqūmu
kalktığın ٤٨ (48)
(48)
o halde sabret لِحُكْمِ hükmüne liḥuk'mi
hükmüne رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin فَإِنَّكَ çünkü sen fa-innaka
çünkü sen بِأَعْيُنِنَا ۖ gözlerimizin önündesin bi-aʿyuninā
gözlerimizin önündesin وَسَبِّحْ ve tesbih et wasabbiḥ
ve tesbih et بِحَمْدِ övgü ile biḥamdi
övgü ile رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini حِينَ zaman ḥīna
zaman تَقُومُ kalktığın taqūmu
kalktığın ٤٨ (48)
(48)
Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;
52:49
وَمِنَ
bir kısmında
wamina
bir kısmında ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin فَسَبِّحْهُ O'nu tesbih et fasabbiḥ'hu
O'nu tesbih et وَإِدْبَـٰرَ ve ardından wa-id'bāra
ve ardından ٱلنُّجُومِ yıldızların l-nujūmi
yıldızların ٤٩ (49)
(49)
bir kısmında ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin فَسَبِّحْهُ O'nu tesbih et fasabbiḥ'hu
O'nu tesbih et وَإِدْبَـٰرَ ve ardından wa-id'bāra
ve ardından ٱلنُّجُومِ yıldızların l-nujūmi
yıldızların ٤٩ (49)
(49)
Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.