8

Enfal

Medeni 75 Ayet Cüz 9
الأنفال
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
8:1
يَسْـَٔلُونَكَ sana sorarlar yasalūnaka
sana sorarlar
عَنِ ganimetlerden ʿani
ganimetlerden
ٱلْأَنفَالِ ۖ the spoils of war l-anfāli
the spoils of war
قُلِ de ki quli
de ki
ٱلْأَنفَالُ ganimetler l-anfālu
ganimetler
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
وَٱلرَّسُولِ ۖ ve Elçi(si)nindir wal-rasūli
ve Elçi(si)nindir
فَٱتَّقُوا۟ korkun fa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَصْلِحُوا۟ ve düzeltin wa-aṣliḥū
ve düzeltin
ذَاتَ hali; dhāta
hali;
بَيْنِكُمْ ۖ aranızdaki baynikum
aranızdaki
وَأَطِيعُوا۟ ita'at edin wa-aṭīʿū
ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
إِن eğer in
eğer
كُنتُم siz (gerçekten) iseniz kuntum
siz (gerçekten) iseniz
مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar
١ (1)
(1)
Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
8:2
إِنَّمَا gerçekten innamā
gerçekten
ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler l-mu'minūna
Mü'minler
ٱلَّذِينَ o kimselerdir ki alladhīna
o kimselerdir ki
إِذَا zaman idhā
zaman
ذُكِرَ anıldığı dhukira
anıldığı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَجِلَتْ ürperir wajilat
ürperir
قُلُوبُهُمْ yürekleri qulūbuhum
yürekleri
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
تُلِيَتْ okunduğu tuliyat
okunduğu
عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
ءَايَـٰتُهُۥ O'nun ayetleri āyātuhu
O'nun ayetleri
زَادَتْهُمْ artırır zādathum
artırır
إِيمَـٰنًۭا imanlarını īmānan
imanlarını
وَعَلَىٰ ve waʿalā
ve
رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ tevekkül ederler yatawakkalūna
tevekkül ederler
٢ (2)
(2)
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
8:3
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يُقِيمُونَ kılarlar yuqīmūna
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazlarını l-ṣalata
namazlarını
وَمِمَّا ve verdiğimiz rızıktan wamimmā
ve verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ We have provided them razaqnāhum
We have provided them
يُنفِقُونَ (Allah için) harcarlar yunfiqūna
(Allah için) harcarlar
٣ (3)
(3)
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
8:4
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
حَقًّۭا ۚ gerçek ḥaqqan
gerçek
لَّهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
دَرَجَـٰتٌ dereceler darajātun
dereceler
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
وَمَغْفِرَةٌۭ ve bağışlanma wamaghfiratun
ve bağışlanma
وَرِزْقٌۭ ve rızık wariz'qun
ve rızık
كَرِيمٌۭ tükenmez karīmun
tükenmez
٤ (4)
(4)
İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.
8:5
كَمَآ nitekim kamā
nitekim
أَخْرَجَكَ seni çıkardığı zaman akhrajaka
seni çıkardığı zaman
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
مِنۢ evinden min
evinden
بَيْتِكَ your home baytika
your home
بِٱلْحَقِّ hak uğruna bil-ḥaqi
hak uğruna
وَإِنَّ gerçekten de wa-inna
gerçekten de
فَرِيقًۭا bir kısmı farīqan
bir kısmı
مِّنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
لَكَـٰرِهُونَ bundan hoşlanmıyordu lakārihūna
bundan hoşlanmıyordu
٥ (5)
(5)
Nitekim, Rabbin seni hak uğrunda evinden savaş için çıkarmıştı, oysa müslümanların bir takımı bundan hoşlanmamıştı.
8:6
يُجَـٰدِلُونَكَ seninle tartışıyorlardı yujādilūnaka
seninle tartışıyorlardı
فِى dair
dair
ٱلْحَقِّ hakka l-ḥaqi
hakka
بَعْدَ مَا sonra baʿdamā
sonra
تَبَيَّنَ ortaya çıktıktan tabayyana
ortaya çıktıktan
كَأَنَّمَا gibi ka-annamā
gibi
يُسَاقُونَ sürülüyorlarmış yusāqūna
sürülüyorlarmış
إِلَى ölüme ilā
ölüme
ٱلْمَوْتِ [the] death l-mawti
[the] death
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَنظُرُونَ gözleri göre göre yanẓurūna
gözleri göre göre
٦ (6)
(6)
Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.
8:7
وَإِذْ o zaman wa-idh
o zaman
يَعِدُكُمُ size va'dediyordu yaʿidukumu
size va'dediyordu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِحْدَى birinin iḥ'dā
birinin
ٱلطَّآئِفَتَيْنِ iki topluluktan l-ṭāifatayni
iki topluluktan
أَنَّهَا muhakkak annahā
muhakkak
لَكُمْ sizin olduğunu lakum
sizin olduğunu
وَتَوَدُّونَ siz de istiyordunuz watawaddūna
siz de istiyordunuz
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
غَيْرَ hali ghayra
hali
ذَاتِ that dhāti
that
ٱلشَّوْكَةِ kuvvetsiz olanın l-shawkati
kuvvetsiz olanın
تَكُونُ olmasını takūnu
olmasını
لَكُمْ sizin lakum
sizin
وَيُرِيدُ oysa istiyordu wayurīdu
oysa istiyordu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن gerçekleştirmek an
gerçekleştirmek
يُحِقَّ justify yuḥiqqa
justify
ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦ sözleriyle bikalimātihi
sözleriyle
وَيَقْطَعَ ve kesmek wayaqṭaʿa
ve kesmek
دَابِرَ ardını dābira
ardını
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
٧ (7)
(7)
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.
8:8
لِيُحِقَّ ta ki gerçekleştirsin liyuḥiqqa
ta ki gerçekleştirsin
ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı
وَيُبْطِلَ ve ortadan kaldırsın wayub'ṭila
ve ortadan kaldırsın
ٱلْبَـٰطِلَ batılı l-bāṭila
batılı
وَلَوْ şayet walaw
şayet
كَرِهَ istemese (bile) kariha
istemese (bile)
ٱلْمُجْرِمُونَ suçlular l-muj'rimūna
suçlular
٨ (8)
(8)
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.
8:9
إِذْ hani idh
hani
تَسْتَغِيثُونَ siz yardım istiyordunuz tastaghīthūna
siz yardım istiyordunuz
رَبَّكُمْ Rabbinizden rabbakum
Rabbinizden
فَٱسْتَجَابَ karşılık vermişti fa-is'tajāba
karşılık vermişti
لَكُمْ size lakum
size
أَنِّى şüphesiz ben annī
şüphesiz ben
مُمِدُّكُم size yardım edeceğim mumiddukum
size yardım edeceğim
بِأَلْفٍۢ bin bi-alfin
bin
مِّنَ ile mina
ile
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ melekler l-malāikati
melekler
مُرْدِفِينَ birbiri ardınca mur'difīna
birbiri ardınca
٩ (9)
(9)
Rabbinizin yardımına sığınıyordunuz. O, "Ben size, birbiri peşinden bin melekle yardım ederim" diye cevap vermişti.
8:10
وَمَا ve wamā
ve
جَعَلَهُ bunu yapmadı jaʿalahu
bunu yapmadı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِلَّا ancak (yaptı) illā
ancak (yaptı)
بُشْرَىٰ müjde olsun diye bush'rā
müjde olsun diye
وَلِتَطْمَئِنَّ ve yatışsın diye walitaṭma-inna
ve yatışsın diye
بِهِۦ bununla bihi
bununla
قُلُوبُكُمْ ۚ kalbiniz qulūbukum
kalbiniz
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
ٱلنَّصْرُ yardım l-naṣru
yardım
إِلَّا başkaca illā
başkaca
مِنْ katından min
katından
عِندِ [of] ʿindi
[of]
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَزِيزٌ daima üstün ʿazīzun
daima üstün
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
١٠ (10)
(10)
Allah bunu ancak bir müjde olması ve kalblerinizin yatışması için yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir.
8:11
إِذْ O zaman idh
O zaman
يُغَشِّيكُمُ sizi bürüyordu yughashīkumu
sizi bürüyordu
ٱلنُّعَاسَ hafif bir uyku l-nuʿāsa
hafif bir uyku
أَمَنَةًۭ bir güven olmak üzere amanatan
bir güven olmak üzere
مِّنْهُ O'ndan (Allah'tan) min'hu
O'ndan (Allah'tan)
وَيُنَزِّلُ ve indiriyordu wayunazzilu
ve indiriyordu
عَلَيْكُم üzerinize ʿalaykum
üzerinize
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ bir su māan
bir su
لِّيُطَهِّرَكُم sizi temizlemek için liyuṭahhirakum
sizi temizlemek için
بِهِۦ onunla bihi
onunla
وَيُذْهِبَ ve gidermek için wayudh'hiba
ve gidermek için
عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden
رِجْزَ pisliğini rij'za
pisliğini
ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
وَلِيَرْبِطَ ve (birbirine) bağlamak için waliyarbiṭa
ve (birbirine) bağlamak için
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِكُمْ kalblerinizin qulūbikum
kalblerinizin
وَيُثَبِّتَ ve pekiştirmek için wayuthabbita
ve pekiştirmek için
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْأَقْدَامَ ayakları(nızı) l-aqdāma
ayakları(nızı)
١١ (11)
(11)
Allah kendi katından bir güven işareti olarak sizi hafif bir uykuya daldırmıştı. Sizi arıtmak, sizden şeytan vesvesesini gidermek, kalblerinizi pekiştirmek ve sebatınızı artırmak için gökten size su indirmişti.
8:12
إِذْ hani idh
hani
يُوحِى vahyediyordu yūḥī
vahyediyordu
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
إِلَى meleklere ilā
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ the Angels l-malāikati
the Angels
أَنِّى şüphesiz ben annī
şüphesiz ben
مَعَكُمْ sizinle beraberim maʿakum
sizinle beraberim
فَثَبِّتُوا۟ siz pekiştirin fathabbitū
siz pekiştirin
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ ۚ inananları āmanū
inananları
سَأُلْقِى ben salacağım sa-ul'qī
ben salacağım
فِى içine
içine
قُلُوبِ yüreklerine qulūbi
yüreklerine
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar edenlerin kafarū
inkar edenlerin
ٱلرُّعْبَ korku l-ruʿ'ba
korku
فَٱضْرِبُوا۟ vurun fa-iḍ'ribū
vurun
فَوْقَ üstüne fawqa
üstüne
ٱلْأَعْنَاقِ boyunların(ın) l-aʿnāqi
boyunların(ın)
وَٱضْرِبُوا۟ ve vurun wa-iḍ'ribū
ve vurun
مِنْهُمْ onların min'hum
onların
كُلَّ her kulla
her
بَنَانٍۢ parmağına banānin
parmağına
١٢ (12)
(12)
Rabbin meleklere, "Ben sizinleyim, inananları destekleyin" diye vahyetti. "Ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına" dedi.
8:13
ذَٰلِكَ böyle (olacak) dhālika
böyle (olacak)
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
شَآقُّوا۟ karşı geldiler shāqqū
karşı geldiler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
وَمَن kim waman
kim
يُشَاقِقِ karşı gelirse yushāqiqi
karşı gelirse
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
فَإِنَّ muhakkak ki fa-inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ çetin olur shadīdu
çetin olur
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
١٣ (13)
(13)
Bu, onların Allah'a ve Peygamberine karşı koymalarındandır. Kim Allah'a ve peygamberine karşı koyarsa, bilsin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.
8:14
ذَٰلِكُمْ işte siz dhālikum
işte siz
فَذُوقُوهُ şimdi tadın onu fadhūqūhu
şimdi tadın onu
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için vardır lil'kāfirīna
kafirler için vardır
عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
١٤ (14)
(14)
İşte bunu tadın, inkar edenlere cehennem azabı da vardır.
8:15
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا ne zaman ki idhā
ne zaman ki
لَقِيتُمُ karşılaşırsanız laqītumu
karşılaşırsanız
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
كَفَرُوا۟ inkar edenlerle kafarū
inkar edenlerle
زَحْفًۭا toplu halde zaḥfan
toplu halde
فَلَا asla falā
asla
تُوَلُّوهُمُ onlara döndürmeyin tuwallūhumu
onlara döndürmeyin
ٱلْأَدْبَارَ arkalar(ınız)ı l-adbāra
arkalar(ınız)ı
١٥ (15)
(15)
Ey İnananlar! Savaş için ilerlerken, inkar edenlerle toplu halde karşılaştığınızda onlara arkanızı dönmeyin.
8:16
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُوَلِّهِمْ döner(kaçar)sa yuwallihim
döner(kaçar)sa
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
دُبُرَهُۥٓ arkasını duburahu
arkasını
إِلَّا dışında illā
dışında
مُتَحَرِّفًۭا bir tarafa çekilmek mutaḥarrifan
bir tarafa çekilmek
لِّقِتَالٍ savaşmak için liqitālin
savaşmak için
أَوْ ya da aw
ya da
مُتَحَيِّزًا katılmak mutaḥayyizan
katılmak
إِلَىٰ (başka) bir birliğe ilā
(başka) bir birliğe
فِئَةٍۢ a group fi-atin
a group
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
بَآءَ uğrar bāa
uğrar
بِغَضَبٍۢ bir gazaba bighaḍabin
bir gazaba
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَمَأْوَىٰهُ ve onun yeri wamawāhu
ve onun yeri
جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir jahannamu
cehennemdir
وَبِئْسَ ve o ne kötü wabi'sa
ve o ne kötü
ٱلْمَصِيرُ varılacak bir yerdir l-maṣīru
varılacak bir yerdir
١٦ (16)
(16)
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse Allah'dan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!
8:17
فَلَمْ onları siz öldürmediniz falam
onları siz öldürmediniz
تَقْتُلُوهُمْ you kill them taqtulūhum
you kill them
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
قَتَلَهُمْ ۚ onları öldürdü qatalahum
onları öldürdü
وَمَا sen atmadın wamā
sen atmadın
رَمَيْتَ you threw ramayta
you threw
إِذْ zaman idh
zaman
رَمَيْتَ attığın ramayta
attığın
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
رَمَىٰ ۚ attı ramā
attı
وَلِيُبْلِىَ sınamak için waliyub'liya
sınamak için
ٱلْمُؤْمِنِينَ Mü'minleri l-mu'minīna
Mü'minleri
مِنْهُ kendinden min'hu
kendinden
بَلَآءً bir imtihanla balāan
bir imtihanla
حَسَنًا ۚ güzel ḥasanan
güzel
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
١٧ (17)
(17)
Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Doğrusu O işitir ve bilir.
8:18
ذَٰلِكُمْ işte size böyle yaptı dhālikum
işte size böyle yaptı
وَأَنَّ çünkü wa-anna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مُوهِنُ zayıflatır mūhinu
zayıflatır
كَيْدِ tuzağını kaydi
tuzağını
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
١٨ (18)
(18)
İşte bu, Allah'ın inkarcıların düzenini zayıflatıp yok etmesidir.
8:19
إِن eğer in
eğer
تَسْتَفْتِحُوا۟ fetih istiyorsanız tastaftiḥū
fetih istiyorsanız
فَقَدْ işte faqad
işte
جَآءَكُمُ size geldi jāakumu
size geldi
ٱلْفَتْحُ ۖ fetih l-fatḥu
fetih
وَإِن eğer wa-in
eğer
تَنتَهُوا۟ vazgeçerseniz tantahū
vazgeçerseniz
فَهُوَ bu fahuwa
bu
خَيْرٌۭ iyidir khayrun
iyidir
لَّكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için
وَإِن ama yine wa-in
ama yine
تَعُودُوا۟ dönerseniz taʿūdū
dönerseniz
نَعُدْ biz de döneriz naʿud
biz de döneriz
وَلَن sağlayamaz walan
sağlayamaz
تُغْنِىَ will avail tugh'niya
will avail
عَنكُمْ size ʿankum
size
فِئَتُكُمْ topluluğunuz fi-atukum
topluluğunuz
شَيْـًۭٔا hiçbir şey (yarar) shayan
hiçbir şey (yarar)
وَلَوْ şayet walaw
şayet
كَثُرَتْ çok da olsa kathurat
çok da olsa
وَأَنَّ çünkü wa-anna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلْمُؤْمِنِينَ inananlarla l-mu'minīna
inananlarla
١٩ (19)
(19)
Ey inkarcılar! Zafer istiyorsanız, işte zafer geldi (aleyhinize çıktı). Peygambere karşı gelmekten vazgeçerseniz sizin iyiliğinize olur, yok tekrar dönerseniz biz de döneriz; topluluğunuz çok da olsa size hiçbir fayda vermez. Allah inananlarla beraberdir.
8:20
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
أَطِيعُوا۟ ita'at edin aṭīʿū
ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
وَلَا ve asla walā
ve asla
تَوَلَّوْا۟ dönmeyin tawallaw
dönmeyin
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
تَسْمَعُونَ işittiğiniz halde tasmaʿūna
işittiğiniz halde
٢٠ (20)
(20)
Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.
8:21
وَلَا ve asla walā
ve asla
تَكُونُوا۟ olmayın takūnū
olmayın
كَٱلَّذِينَ gibi ka-alladhīna
gibi
قَالُوا۟ diyenler qālū
diyenler
سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا işitmedikleri halde
işitmedikleri halde
يَسْمَعُونَ hear yasmaʿūna
hear
٢١ (21)
(21)
Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.
8:22
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
شَرَّ en kötüsü sharra
en kötüsü
ٱلدَّوَآبِّ canlıların l-dawābi
canlıların
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلصُّمُّ sağırlar l-ṣumu
sağırlar
ٱلْبُكْمُ ve dilsizlerdir l-buk'mu
ve dilsizlerdir
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
لَا düşünmezler
düşünmezler
يَعْقِلُونَ use (their) intellect yaʿqilūna
use (their) intellect
٢٢ (22)
(22)
Allah katında, yeryüzündeki canlıların en kötüsü gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
8:23
وَلَوْ şayet walaw
şayet
عَلِمَ bilseydi ʿalima
bilseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِيهِمْ onlarda vardır fīhim
onlarda vardır
خَيْرًۭا bir iyilik khayran
bir iyilik
لَّأَسْمَعَهُمْ ۖ elbette onlara işittirirdi la-asmaʿahum
elbette onlara işittirirdi
وَلَوْ şayet walaw
şayet
أَسْمَعَهُمْ onlara işittirseydi de asmaʿahum
onlara işittirseydi de
لَتَوَلَّوا۟ yine dönerlerdi latawallaw
yine dönerlerdi
وَّهُم onlar wahum
onlar
مُّعْرِضُونَ aldırmayarak muʿ'riḍūna
aldırmayarak
٢٣ (23)
(23)
Allah onlarda bir iyilik görseydi onlara işittirirdi. Onlara işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirirlerdi, zaten dönektirler.
8:24
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱسْتَجِيبُوا۟ çağrısına koşun is'tajībū
çağrısına koşun
لِلَّهِ Allah'ın lillahi
Allah'ın
وَلِلرَّسُولِ ve Elçisinin walilrrasūli
ve Elçisinin
إِذَا zaman idhā
zaman
دَعَاكُمْ sizi çağırdığı daʿākum
sizi çağırdığı
لِمَا şeylere limā
şeylere
يُحْيِيكُمْ ۖ sizi yaşatacak yuḥ'yīkum
sizi yaşatacak
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ muhakkak anna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَحُولُ girer yaḥūlu
girer
بَيْنَ arasına bayna
arasına
ٱلْمَرْءِ kişi ile l-mari
kişi ile
وَقَلْبِهِۦ onun kalbi waqalbihi
onun kalbi
وَأَنَّهُۥٓ ve siz wa-annahu
ve siz
إِلَيْهِ O'nun huzuruna ilayhi
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ toplanacaksınız tuḥ'sharūna
toplanacaksınız
٢٤ (24)
(24)
Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O'nun katında toplanacağınızı bilin.
8:25
وَٱتَّقُوا۟ sakının wa-ittaqū
sakının
فِتْنَةًۭ fitneden fit'natan
fitneden
لَّا erişmekle kalmaz
erişmekle kalmaz
تُصِيبَنَّ which will afflict tuṣībanna
which will afflict
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ظَلَمُوا۟ haksızlık edenlere ẓalamū
haksızlık edenlere
مِنكُمْ aranızdan minkum
aranızdan
خَآصَّةًۭ ۖ yalnızca khāṣṣatan
yalnızca
وَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki wa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّ muhakkak anna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir
ٱلْعِقَابِ azabı l-ʿiqābi
azabı
٢٥ (25)
(25)
Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak fitneden sakının, Allah'ın azabının şiddetli olduğunu bilin.
8:26
وَٱذْكُرُوٓا۟ düşünün ki wa-udh'kurū
düşünün ki
إِذْ bir zaman idh
bir zaman
أَنتُمْ siz antum
siz
قَلِيلٌۭ az idiniz qalīlun
az idiniz
مُّسْتَضْعَفُونَ hırpalanıyordunuz mus'taḍʿafūna
hırpalanıyordunuz
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
تَخَافُونَ korkuyordunuz takhāfūna
korkuyordunuz
أَن sizi kapıp götürmesinden an
sizi kapıp götürmesinden
يَتَخَطَّفَكُمُ might do away with you yatakhaṭṭafakumu
might do away with you
ٱلنَّاسُ insanların l-nāsu
insanların
فَـَٔاوَىٰكُمْ (Allah) sizi barındırdı faāwākum
(Allah) sizi barındırdı
وَأَيَّدَكُم ve sizi destekledi wa-ayyadakum
ve sizi destekledi
بِنَصْرِهِۦ yardımıyle binaṣrihi
yardımıyle
وَرَزَقَكُم ve sizi besledi warazaqakum
ve sizi besledi
مِّنَ güzel şeylerle mina
güzel şeylerle
ٱلطَّيِّبَـٰتِ the good things l-ṭayibāti
the good things
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
٢٦ (26)
(26)
Yeryüzünde az sayıda olduğunuz ve zayıf sayıldığınız için insanların sizi esir olarak alıp götürmesinden korktuğunuz zamanları, hatırlayın. Allah, şükredesiniz diye sizi barındırmış, yardımıyla desteklemiş, temiz şeylerle rızıklandırmıştır.
8:27
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا hiyanet etmeyin
hiyanet etmeyin
تَخُونُوا۟ betray takhūnū
betray
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ ve Elçisine wal-rasūla
ve Elçisine
وَتَخُونُوٓا۟ hiyanet ederek watakhūnū
hiyanet ederek
أَمَـٰنَـٰتِكُمْ emanetlerinize amānātikum
emanetlerinize
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
تَعْلَمُونَ bildiğiniz halde taʿlamūna
bildiğiniz halde
٢٧ (27)
(27)
Ey inananlar! Allah'a ve Peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere bile bile hıyanet etmiş olursunuz.
8:28
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّمَآ şüphesiz annamā
şüphesiz
أَمْوَٰلُكُمْ mallarınız amwālukum
mallarınız
وَأَوْلَـٰدُكُمْ ve çocuklarınız wa-awlādukum
ve çocuklarınız
فِتْنَةٌۭ birer fitne(sınav)dır fit'natun
birer fitne(sınav)dır
وَأَنَّ ve süphesiz wa-anna
ve süphesiz
ٱللَّهَ Allah('a gelince) l-laha
Allah('a gelince)
عِندَهُۥٓ o'nun yanındadır ʿindahu
o'nun yanındadır
أَجْرٌ mükafat ajrun
mükafat
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٢٨ (28)
(28)
Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.
8:29
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِن eğer in
eğer
تَتَّقُوا۟ korkarsanız tattaqū
korkarsanız
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
يَجْعَل O verir yajʿal
O verir
لَّكُمْ size lakum
size
فُرْقَانًۭا iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış fur'qānan
iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış
وَيُكَفِّرْ ve örter wayukaffir
ve örter
عَنكُمْ sizin ʿankum
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ kötülüklerinizi sayyiātikum
kötülüklerinizi
وَيَغْفِرْ ve bağışlar wayaghfir
ve bağışlar
لَكُمْ ۗ sizi lakum
sizi
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱلْفَضْلِ lutuf l-faḍli
lutuf
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٢٩ (29)
(29)
Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
8:30
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
يَمْكُرُ tuzak kuruyorlardı yamkuru
tuzak kuruyorlardı
بِكَ sana bika
sana
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
لِيُثْبِتُوكَ seni tutup bağlamaları için liyuth'bitūka
seni tutup bağlamaları için
أَوْ veya aw
veya
يَقْتُلُوكَ öldürmeleri için yaqtulūka
öldürmeleri için
أَوْ ya da aw
ya da
يُخْرِجُوكَ ۚ sürmeleri için yukh'rijūka
sürmeleri için
وَيَمْكُرُونَ onlar tuzak kurarlarken wayamkurūna
onlar tuzak kurarlarken
وَيَمْكُرُ tuzak kuruyordu wayamkuru
tuzak kuruyordu
ٱللَّهُ ۖ Allah da l-lahu
Allah da
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
خَيْرُ en iyisidir khayru
en iyisidir
ٱلْمَـٰكِرِينَ tuzak kuranların l-mākirīna
tuzak kuranların
٣٠ (30)
(30)
İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.
8:31
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
سَمِعْنَا İşittik samiʿ'nā
İşittik
لَوْ şayet law
şayet
نَشَآءُ istesek nashāu
istesek
لَقُلْنَا biz de söyleriz laqul'nā
biz de söyleriz
مِثْلَ gibisini mith'la
gibisini
هَـٰذَآ ۙ bunun hādhā
bunun
إِنْ bu in
bu
هَـٰذَآ is this hādhā
is this
إِلَّآ ancak illā
ancak
أَسَـٰطِيرُ masallarındandır asāṭīru
masallarındandır
ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin
٣١ (31)
(31)
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, "İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır" derlerdi.
8:32
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
قَالُوا۟ demişlerdi qālū
demişlerdi
ٱللَّهُمَّ Allah'ım l-lahuma
Allah'ım
إِن eğer in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
هَـٰذَا bu hādhā
bu
هُوَ (kişi) huwa
(kişi)
ٱلْحَقَّ bir gerçek l-ḥaqa
bir gerçek
مِنْ senin yanından gelmiş min
senin yanından gelmiş
عِندِكَ from You ʿindika
from You
فَأَمْطِرْ yağdır fa-amṭir
yağdır
عَلَيْنَا başımıza ʿalaynā
başımıza
حِجَارَةًۭ taş ḥijāratan
taş
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
أَوِ yahut awi
yahut
ٱئْتِنَا bize getir i'tinā
bize getir
بِعَذَابٍ bir azab biʿadhābin
bir azab
أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı
٣٢ (32)
(32)
"Allah'ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" demişlerdi.
8:33
وَمَا oysa wamā
oysa
كَانَ değildi kāna
değildi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيُعَذِّبَهُمْ onlara azab edecek liyuʿadhibahum
onlara azab edecek
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
فِيهِمْ ۚ onların içinde bulundukça fīhim
onların içinde bulundukça
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ değildi kāna
değildi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مُعَذِّبَهُمْ onlara azab edecek muʿadhibahum
onlara azab edecek
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَسْتَغْفِرُونَ istiğfar ederlerken yastaghfirūna
istiğfar ederlerken
٣٣ (33)
(33)
Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir.
8:34
وَمَا neden wamā
neden
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَلَّا azabetmesin? allā
azabetmesin?
يُعَذِّبَهُمُ (should) punish them yuʿadhibahumu
(should) punish them
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَهُمْ onlar wahum
onlar
يَصُدُّونَ geri çevirdikleri yaṣuddūna
geri çevirdikleri
عَنِ Mescid-i ʿani
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ Al-Masjid l-masjidi
Al-Masjid
ٱلْحَرَامِ haramdan l-ḥarāmi
haramdan
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوٓا۟ olmadıkları halde kānū
olmadıkları halde
أَوْلِيَآءَهُۥٓ ۚ onun velisi awliyāahu
onun velisi
إِنْ onun velileri in
onun velileri
أَوْلِيَآؤُهُۥٓ its guardians awliyāuhu
its guardians
إِلَّا sadece illā
sadece
ٱلْمُتَّقُونَ korunanlardır l-mutaqūna
korunanlardır
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٣٤ (34)
(34)
Yoksa Mescidi Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de O'nun dostu değiller; O'nun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar.
8:35
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ değildir kāna
değildir
صَلَاتُهُمْ onların namazları ṣalātuhum
onların namazları
عِندَ yanındaki ʿinda
yanındaki
ٱلْبَيْتِ Beyt(ullah) l-bayti
Beyt(ullah)
إِلَّا başka illā
başka
مُكَآءًۭ ıslık çalmadan mukāan
ıslık çalmadan
وَتَصْدِيَةًۭ ۚ ve el çırpmadan wataṣdiyatan
ve el çırpmadan
فَذُوقُوا۟ O halde tadın fadhūqū
O halde tadın
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كُنتُمْ olmanızdan kuntum
olmanızdan
تَكْفُرُونَ inkar ediyor(lar) takfurūna
inkar ediyor(lar)
٣٥ (35)
(35)
Kabe'deki tapınmaları sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. İnkarınıza karşılık artık azabı tadın.
8:36
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
يُنفِقُونَ harcarlar yunfiqūna
harcarlar
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını amwālahum
mallarını
لِيَصُدُّوا۟ engel olmak için liyaṣuddū
engel olmak için
عَن yoluna ʿan
yoluna
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
فَسَيُنفِقُونَهَا ve harcayacaklar fasayunfiqūnahā
ve harcayacaklar
ثُمَّ sonra (bu) thumma
sonra (bu)
تَكُونُ olacak takūnu
olacak
عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
حَسْرَةًۭ dert ḥasratan
dert
ثُمَّ nihayet thumma
nihayet
يُغْلَبُونَ ۗ yenilecekler yugh'labūna
yenilecekler
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
إِلَىٰ cehenneme ilā
cehenneme
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
يُحْشَرُونَ sürüleceklerdir yuḥ'sharūna
sürüleceklerdir
٣٦ (36)
(36)
Doğrusu inkar edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlup olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üstüste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkar edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır.
8:37
لِيَمِيزَ ayıklasın diye liyamīza
ayıklasın diye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْخَبِيثَ murdarı l-khabītha
murdarı
مِنَ temizden mina
temizden
ٱلطَّيِّبِ the good l-ṭayibi
the good
وَيَجْعَلَ ve koyup wayajʿala
ve koyup
ٱلْخَبِيثَ bütün murdarları l-khabītha
bütün murdarları
بَعْضَهُۥ birini baʿḍahu
birini
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَعْضٍۢ diğerinin baʿḍin
diğerinin
فَيَرْكُمَهُۥ yığsın da fayarkumahu
yığsın da
جَمِيعًۭا hepsini jamīʿan
hepsini
فَيَجْعَلَهُۥ atsın fayajʿalahu
atsın
فِى cehenneme
cehenneme
جَهَنَّمَ ۚ Hell jahannama
Hell
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar
٣٧ (37)
(37)
Doğrusu inkar edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlup olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üstüste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkar edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır.
8:38
قُل söyle qul
söyle
لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
إِن eğer in
eğer
يَنتَهُوا۟ vazgeçerlerse yantahū
vazgeçerlerse
يُغْفَرْ bağışlanır yugh'far
bağışlanır
لَهُم kendilerine lahum
kendilerine
مَّا olanlar
olanlar
قَدْ geçmiştekiler qad
geçmiştekiler
سَلَفَ (is) past salafa
(is) past
وَإِن yok yine wa-in
yok yine
يَعُودُوا۟ dönerlerse yaʿūdū
dönerlerse
فَقَدْ elbette faqad
elbette
مَضَتْ geçerlidir maḍat
geçerlidir
سُنَّتُ kanunu sunnatu
kanunu
ٱلْأَوَّلِينَ öncekilerin l-awalīna
öncekilerin
٣٨ (38)
(38)
İnkar edenlere, eğer savaştan vazgeçerlerse, geçmişlerinin bağışlanacağını ve tekrar başlarlarsa evvelkilerin hükmünün uygulanacağını söyle.
8:39
وَقَـٰتِلُوهُمْ ve onlarla savaşın waqātilūhum
ve onlarla savaşın
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
لَا kalmayıncaya
kalmayıncaya
تَكُونَ there is takūna
there is
فِتْنَةٌۭ fitne fit'natun
fitne
وَيَكُونَ ve oluncaya (kadar) wayakūna
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ din l-dīnu
din
كُلُّهُۥ tamamen kulluhu
tamamen
لِلَّهِ ۚ Allah'ın lillahi
Allah'ın
فَإِنِ eğer fa-ini
eğer
ٱنتَهَوْا۟ son verirlerse intahaw
son verirlerse
فَإِنَّ muhakkak ki fa-inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِمَا ne bimā
ne
يَعْمَلُونَ yaptıklarını yaʿmalūna
yaptıklarını
بَصِيرٌۭ görmektedir baṣīrun
görmektedir
٣٩ (39)
(39)
Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilsinler ki Allah onların işlediklerini şüphesiz görür.
8:40
وَإِن eğer wa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ dönerlerse tawallaw
dönerlerse
فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّ muhakkak anna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَوْلَىٰكُمْ ۚ sizin sahibinizdir mawlākum
sizin sahibinizdir
نِعْمَ O ne güzel' niʿ'ma
O ne güzel'
ٱلْمَوْلَىٰ sahip l-mawlā
sahip
وَنِعْمَ ve ne güzel waniʿ'ma
ve ne güzel
ٱلنَّصِيرُ yardımcıdır l-naṣīru
yardımcıdır
٤٠ (40)
(40)
Eğer yüz çevirirlerse Allah'ın sizin dostunuz olduğunu bilin; O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır!
8:41
۞ وَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki wa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّمَا aldığınız ganimetlerin annamā
aldığınız ganimetlerin
غَنِمْتُم you obtain (as) spoils of war ghanim'tum
you obtain (as) spoils of war
مِّن herbirinin min
herbirinin
شَىْءٍۢ anything shayin
anything
فَأَنَّ muhakkak fa-anna
muhakkak
لِلَّهِ Allah'a aittir lillahi
Allah'a aittir
خُمُسَهُۥ beşte biri khumusahu
beşte biri
وَلِلرَّسُولِ ve Elçisine walilrrasūli
ve Elçisine
وَلِذِى ve akrabalara walidhī
ve akrabalara
ٱلْقُرْبَىٰ near relatives l-qur'bā
near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimlere wal-yatāmā
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullara wal-masākīni
ve yoksullara
وَٱبْنِ ve yolcu(lar)a wa-ib'ni
ve yolcu(lar)a
ٱلسَّبِيلِ wayfarer l-sabīli
wayfarer
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
ءَامَنتُم inanmış āmantum
inanmış
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَمَآ ve wamā
ve
أَنزَلْنَا indirdiğimize anzalnā
indirdiğimize
عَلَىٰ kulumuza ʿalā
kulumuza
عَبْدِنَا Our slave ʿabdinā
Our slave
يَوْمَ gününde yawma
gününde
ٱلْفُرْقَانِ ayrılma l-fur'qāni
ayrılma
يَوْمَ günde yawma
günde
ٱلْتَقَى karşılaştığı l-taqā
karşılaştığı
ٱلْجَمْعَانِ ۗ o iki topluluğun l-jamʿāni
o iki topluluğun
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌ kadirdir qadīrun
kadirdir
٤١ (41)
(41)
Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.
8:42
إِذْ o vakit idh
o vakit
أَنتُم siz antum
siz
بِٱلْعُدْوَةِ vadinin bil-ʿud'wati
vadinin
ٱلدُّنْيَا yakın kenarında idiniz l-dun'yā
yakın kenarında idiniz
وَهُم ve onlar da wahum
ve onlar da
بِٱلْعُدْوَةِ vadinin bil-ʿud'wati
vadinin
ٱلْقُصْوَىٰ uzak kenarında idiler l-quṣ'wā
uzak kenarında idiler
وَٱلرَّكْبُ ve kervan da wal-rakbu
ve kervan da
أَسْفَلَ daha aşağıda idi asfala
daha aşağıda idi
مِنكُمْ ۚ sizden minkum
sizden
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
تَوَاعَدتُّمْ sözleşmiş olsaydınız dahi tawāʿadttum
sözleşmiş olsaydınız dahi
لَٱخْتَلَفْتُمْ buluşamazdınız la-ikh'talaftum
buluşamazdınız
فِى sözleştiğiniz vakitte
sözleştiğiniz vakitte
ٱلْمِيعَـٰدِ ۙ the appointment l-mīʿādi
the appointment
وَلَـٰكِن fakat bu walākin
fakat bu
لِّيَقْضِىَ yerine getirmesi içindir liyaqḍiya
yerine getirmesi içindir
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
أَمْرًۭا bir işi amran
bir işi
كَانَ yapılması gereken kāna
yapılması gereken
مَفْعُولًۭا destined mafʿūlan
destined
لِّيَهْلِكَ helak olsun diye liyahlika
helak olsun diye
مَنْ kimse man
kimse
هَلَكَ helak olan halaka
helak olan
عَنۢ açık delille ʿan
açık delille
بَيِّنَةٍۢ a clear evidence bayyinatin
a clear evidence
وَيَحْيَىٰ ve yaşasın diye wayaḥyā
ve yaşasın diye
مَنْ kimse (de) man
kimse (de)
حَىَّ yaşayan ḥayya
yaşayan
عَنۢ açık delille ʿan
açık delille
بَيِّنَةٍۢ ۗ a clear evidence bayyinatin
a clear evidence
وَإِنَّ çünkü wa-inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَسَمِيعٌ işitendir lasamīʿun
işitendir
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
٤٢ (42)
(42)
Siz vadiye en yakın ve onlar da en uzak yamaçta idiler; kervanın süvarileri sizden daha aşağıdaydı. Savaş için buluşmak üzere sözleşmeye kalksaydınız, vaktini tayinde anlaşmazlığa düşerdiniz; fakat Allah mahvolan, apaçık belgeden ötürü mahvolsun, yaşayan da apaçık belgeden ötürü yaşasın diye olacak işi yaptı. Doğrusu Allah işitir ve bilir.
8:43
إِذْ hani idh
hani
يُرِيكَهُمُ sana onları gösteriyordu yurīkahumu
sana onları gösteriyordu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِى uykunda
uykunda
مَنَامِكَ your dream manāmika
your dream
قَلِيلًۭا ۖ az qalīlan
az
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
أَرَىٰكَهُمْ sana onları gösterseydi arākahum
sana onları gösterseydi
كَثِيرًۭا çok kathīran
çok
لَّفَشِلْتُمْ çekinirdiniz lafashil'tum
çekinirdiniz
وَلَتَنَـٰزَعْتُمْ ve çekişirdiniz walatanāzaʿtum
ve çekişirdiniz
فِى (savaş) iş(in)de
(savaş) iş(in)de
ٱلْأَمْرِ the matter l-amri
the matter
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَلَّمَ ۗ kurtardı sallama
kurtardı
إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
٤٣ (43)
(43)
Allah onları uykunda sana az gösteriyordu. Çok göstermiş olsaydı, yılacak ve bu hususta çekişmeye başlıyacaktınız, fakat Allah sizi kurtardı; çünkü O kalblerde olanı bilir.
8:44
وَإِذْ ta ki wa-idh
ta ki
يُرِيكُمُوهُمْ onları gösteriyor yurīkumūhum
onları gösteriyor
إِذِ zaman idhi
zaman
ٱلْتَقَيْتُمْ karşılaştığınız l-taqaytum
karşılaştığınız
فِىٓ sizin gözlerinize
sizin gözlerinize
أَعْيُنِكُمْ your eyes aʿyunikum
your eyes
قَلِيلًۭا az qalīlan
az
وَيُقَلِّلُكُمْ ve sizi de azaltıyordu wayuqallilukum
ve sizi de azaltıyordu
فِىٓ onların gözlerinde
onların gözlerinde
أَعْيُنِهِمْ their eyes aʿyunihim
their eyes
لِيَقْضِىَ yerine getirmesi için liyaqḍiya
yerine getirmesi için
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
أَمْرًۭا bir işi amran
bir işi
كَانَ yapılması gereken kāna
yapılması gereken
مَفْعُولًۭا ۗ (already) destined mafʿūlan
(already) destined
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
تُرْجَعُ döndürülecektir tur'jaʿu
döndürülecektir
ٱلْأُمُورُ (bütün) işler l-umūru
(bütün) işler
٤٤ (44)
(44)
Karşılaştığınızda, olacak işi oldurmak için, onları gözlerinize az gösteriyor ve sizi de onların gözünde azaltıyordu. Bütün işler dönüp Allah'a varır.
8:45
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler; alladhīna
kimseler;
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا zaman idhā
zaman
لَقِيتُمْ karşılaştığınız laqītum
karşılaştığınız
فِئَةًۭ bir toplulukla fi-atan
bir toplulukla
فَٱثْبُتُوا۟ sebat edin fa-uth'butū
sebat edin
وَٱذْكُرُوا۟ ve anın wa-udh'kurū
ve anın
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
كَثِيرًۭا çok kathīran
çok
لَّعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تُفْلِحُونَ başarıya erişirsiniz tuf'liḥūna
başarıya erişirsiniz
٤٥ (45)
(45)
Ey inananlar! Bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın; başarıya erişebilmeniz için Allah'ı çok anın.
8:46
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
وَلَا birbirinizle çekişmeyin walā
birbirinizle çekişmeyin
تَنَـٰزَعُوا۟ dispute tanāzaʿū
dispute
فَتَفْشَلُوا۟ yoksa korkuya kapılırsınız da fatafshalū
yoksa korkuya kapılırsınız da
وَتَذْهَبَ ve gider watadhhaba
ve gider
رِيحُكُمْ ۖ gücünüz (devletiniz) rīḥukum
gücünüz (devletiniz)
وَٱصْبِرُوٓا۟ ۚ ve sabredin wa-iṣ'birū
ve sabredin
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenlerle l-ṣābirīna
sabredenlerle
٤٦ (46)
(46)
Allah'a ve Peygamberine itaat edin; çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.
8:47
وَلَا olmayın walā
olmayın
تَكُونُوا۟ be takūnū
be
كَٱلَّذِينَ gibi ka-alladhīna
gibi
خَرَجُوا۟ çıkan kharajū
çıkan
مِن yurtlarından min
yurtlarından
دِيَـٰرِهِم their homes diyārihim
their homes
بَطَرًۭا çalım satarak baṭaran
çalım satarak
وَرِئَآءَ ve gösteriş yaparak wariāa
ve gösteriş yaparak
ٱلنَّاسِ insanlara l-nāsi
insanlara
وَيَصُدُّونَ ve men'edenler wayaṣuddūna
ve men'edenler
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
بِمَا onların bütün yaptıklarını bimā
onların bütün yaptıklarını
يَعْمَلُونَ they do yaʿmalūna
they do
مُحِيطٌۭ kuşatmıştı muḥīṭun
kuşatmıştı
٤٧ (47)
(47)
Yurtlarından böbürlenerek, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allah yolundan men edenler gibi olmayın. Allah onların işlediklerini her yönüyle bilendir.
8:48
وَإِذْ O zaman wa-idh
O zaman
زَيَّنَ süslemiş zayyana
süslemiş
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıkları işi aʿmālahum
yaptıkları işi
وَقَالَ ve demişti waqāla
ve demişti
لَا yoktur
yoktur
غَالِبَ yenecek kimse ghāliba
yenecek kimse
لَكُمُ sizi lakumu
sizi
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
مِنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
وَإِنِّى ve elbette ben wa-innī
ve elbette ben
جَارٌۭ yanınızdayım jārun
yanınızdayım
لَّكُمْ ۖ sizin lakum
sizin
فَلَمَّا fakat ne zaman falammā
fakat ne zaman
تَرَآءَتِ birbirini görünce tarāati
birbirini görünce
ٱلْفِئَتَانِ iki topluluk l-fi-atāni
iki topluluk
نَكَصَ (geriye) dönüp nakaṣa
(geriye) dönüp
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
عَقِبَيْهِ iki ökçesi ʿaqibayhi
iki ökçesi
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben
أَرَىٰ görüyorum arā
görüyorum
مَا şeyleri
şeyleri
لَا sizin görmediğinizi
sizin görmediğinizi
تَرَوْنَ you see tarawna
you see
إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben
أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱللَّهُ zira Allah'ın wal-lahu
zira Allah'ın
شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
٤٨ (48)
(48)
Şeytan onlara işlediklerini güzel gösterdi ve "Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur; doğrusu ben de size yardımcıyım" dedi. İki ordu karşılaşınca da, geri dönüp, "Benim sizinle ilgim yok; doğrusu sizin görmediğinizi ben görüyorum ve şüphesiz Allah'tan korkuyorum, Allah'ın azabı şiddetlidir" dedi.
8:49
إِذْ o vakit idh
o vakit
يَقُولُ diyorlardı yaqūlu
diyorlardı
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ Münafıklar l-munāfiqūna
Münafıklar
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
فِى bulunan
bulunan
قُلُوبِهِم kalblerinde qulūbihim
kalblerinde
مَّرَضٌ hastalık maraḍun
hastalık
غَرَّ aldatmış gharra
aldatmış
هَـٰٓؤُلَآءِ bunları hāulāi
bunları
دِينُهُمْ ۗ dinleri dīnuhum
dinleri
وَمَن oysa kim waman
oysa kim
يَتَوَكَّلْ dayanırsa yatawakkal
dayanırsa
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَزِيزٌ daima galibtir ʿazīzun
daima galibtir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٤٩ (49)
(49)
İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık bulunanlar "Müslümanları dinleri aldattı" diyorlardı; oysa, kim Allah'a güvenirse bilmelidir ki Allah güçlüdür, hakimdir.
8:50
وَلَوْ ve keşke walaw
ve keşke
تَرَىٰٓ görseydin tarā
görseydin
إِذْ canlarını alırken idh
canlarını alırken
يَتَوَفَّى take away souls yatawaffā
take away souls
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
كَفَرُوا۟ ۙ o inkar eden(leri) kafarū
o inkar eden(leri)
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ Melekler l-malāikatu
Melekler
يَضْرِبُونَ vuruyorlar yaḍribūna
vuruyorlar
وُجُوهَهُمْ yüzlerine wujūhahum
yüzlerine
وَأَدْبَـٰرَهُمْ ve kıçlarına wa-adbārahum
ve kıçlarına
وَذُوقُوا۟ haydi tadın wadhūqū
haydi tadın
عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını
ٱلْحَرِيقِ yangın l-ḥarīqi
yangın
٥٠ (50)
(50)
Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır" diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
8:51
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
بِمَا yüzündendir bimā
yüzündendir
قَدَّمَتْ yapıp öne sürdüğü işler qaddamat
yapıp öne sürdüğü işler
أَيْدِيكُمْ ellerinizin aydīkum
ellerinizin
وَأَنَّ yoksa şüphesiz wa-anna
yoksa şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَيْسَ değildir laysa
değildir
بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici biẓallāmin
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ kullara lil'ʿabīdi
kullara
٥١ (51)
(51)
Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır" diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
8:52
كَدَأْبِ tıpkı gidişi gibidir kadabi
tıpkı gidişi gibidir
ءَالِ ailesi āli
ailesi
فِرْعَوْنَ ۙ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ ve kimselerin wa-alladhīna
ve kimselerin
مِن onlardan öncekilerin min
onlardan öncekilerin
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
كَفَرُوا۟ (onlar da) inkar etmişlerdi kafarū
(onlar da) inkar etmişlerdi
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَأَخَذَهُمُ onları yakalamıştı fa-akhadhahumu
onları yakalamıştı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِذُنُوبِهِمْ ۗ günahlarıyla bidhunūbihim
günahlarıyla
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
قَوِىٌّۭ güçlüdür qawiyyun
güçlüdür
شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
٥٢ (52)
(52)
Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Allah'ın ayetlerini yalanladılar da Allah onları günahlarından ötürü yoketti. Allah kuvvetlidir, cezalandırması şiddetlidir.
8:53
ذَٰلِكَ bu böyledir dhālika
bu böyledir
بِأَنَّ çünkü bi-anna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَمْ asla lam
asla
يَكُ değiştirmez yaku
değiştirmez
مُغَيِّرًۭا One Who changes mughayyiran
One Who changes
نِّعْمَةً ni'meti niʿ'matan
ni'meti
أَنْعَمَهَا onları nimetlendirdiği anʿamahā
onları nimetlendirdiği
عَلَىٰ bir millet ʿalā
bir millet
قَوْمٍ a people qawmin
a people
حَتَّىٰ sürece ḥattā
sürece
يُغَيِّرُوا۟ değiştirmediği yughayyirū
değiştirmediği
مَا bulunanı
bulunanı
بِأَنفُسِهِمْ ۙ kendilerinde bi-anfusihim
kendilerinde
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٥٣ (53)
(53)
Bu, bir topluluk iyi gidişini değiştirmedikçe Allah'ın da verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden ve Allah'ın işiten, bilen olmasındandır.
8:54
كَدَأْبِ (Evet) gidişi gibi kadabi
(Evet) gidişi gibi
ءَالِ ailesi āli
ailesi
فِرْعَوْنَ ۙ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ ve kimselerin wa-alladhīna
ve kimselerin
مِن onlardan öncekilerin min
onlardan öncekilerin
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
كَذَّبُوا۟ yalanlamışlardı kadhabū
yalanlamışlardı
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
فَأَهْلَكْنَـٰهُم biz de onları mahvetmiştik fa-ahlaknāhum
biz de onları mahvetmiştik
بِذُنُوبِهِمْ günahlarıyle bidhunūbihim
günahlarıyle
وَأَغْرَقْنَآ ve boğmuştuk wa-aghraqnā
ve boğmuştuk
ءَالَ ailesini āla
ailesini
فِرْعَوْنَ ۚ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
وَكُلٌّۭ ve hepsi de wakullun
ve hepsi de
كَانُوا۟ zulmedicilerdi kānū
zulmedicilerdi
ظَـٰلِمِينَ wrongdoers ẓālimīna
wrongdoers
٥٤ (54)
(54)
Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rablerinin ayetlerini yalanladılar da onları günahlarından ötürü yok ettik. Firavun taifesini suda boğduk, hepsi zalimlerdi.
8:55
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
شَرَّ en kötüsü sharra
en kötüsü
ٱلدَّوَآبِّ canlıların l-dawābi
canlıların
عِندَ göre ʿinda
göre
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
كَفَرُوا۟ kafirlerdir kafarū
kafirlerdir
فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
٥٥ (55)
(55)
Allah katında yeryüzünde yaşayanların en kötüsü, inkar edenlerdir. Onlar artık inanmazlar.
8:56
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
عَـٰهَدتَّ sen andlaşma yaptığın ʿāhadtta
sen andlaşma yaptığın
مِنْهُمْ kendileriyle min'hum
kendileriyle
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَنقُضُونَ bozarlar yanquḍūna
bozarlar
عَهْدَهُمْ andlaşmalarını ʿahdahum
andlaşmalarını
فِى her
her
كُلِّ every kulli
every
مَرَّةٍۢ defasında marratin
defasında
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا hiç
hiç
يَتَّقُونَ çekinmeden yattaqūna
çekinmeden
٥٦ (56)
(56)
Anlaşma yaptığın kimseler, sonucundan sakınmayarak anlaşmalarını her defasında bozarlar. Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.
8:57
فَإِمَّا bundan dolayı fa-immā
bundan dolayı
تَثْقَفَنَّهُمْ onları yakalarsan tathqafannahum
onları yakalarsan
فِى savaşta
savaşta
ٱلْحَرْبِ the war l-ḥarbi
the war
فَشَرِّدْ dağıt fasharrid
dağıt
بِهِم onları bihim
onları
مَّنْ kimseleri de man
kimseleri de
خَلْفَهُمْ arkalarında ki khalfahum
arkalarında ki
لَعَلَّهُمْ böylece laʿallahum
böylece
يَذَّكَّرُونَ ibret alsınlar yadhakkarūna
ibret alsınlar
٥٧ (57)
(57)
Anlaşma yaptığın kimseler, sonucundan sakınmayarak anlaşmalarını her defasında bozarlar. Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.
8:58
وَإِمَّا ve eğer wa-immā
ve eğer
تَخَافَنَّ korkarsan takhāfanna
korkarsan
مِن bir kavmin min
bir kavmin
قَوْمٍ a people qawmin
a people
خِيَانَةًۭ hiyanet etmesinden khiyānatan
hiyanet etmesinden
فَٱنۢبِذْ sen de davran fa-inbidh
sen de davran
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
عَلَىٰ aynı şekilde ʿalā
aynı şekilde
سَوَآءٍ ۚ equal (terms) sawāin
equal (terms)
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْخَآئِنِينَ hainleri l-khāinīna
hainleri
٥٨ (58)
(58)
Eğer bir topluluğun anlaşmaya hıyanet etmesinden korkarsan, sen de onlara karşı anlaşmayı bozarak aynı şekilde davran. Doğrusu Allah hainleri sevmez.
8:59
وَلَا sanmasınlar walā
sanmasınlar
يَحْسَبَنَّ think yaḥsabanna
think
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
سَبَقُوٓا۟ ۚ kaçabileceklerini sabaqū
kaçabileceklerini
إِنَّهُمْ şüphesiz onlar innahum
şüphesiz onlar
لَا (bizi) aciz bırakamazlar
(bizi) aciz bırakamazlar
يُعْجِزُونَ escape yuʿ'jizūna
escape
٥٩ (59)
(59)
İnkar edenler, asla öne geçtiklerini sanmasınlar, çünkü onlar bizi aciz bırakamıyacaklardır.
8:60
وَأَعِدُّوا۟ hazırlayın wa-aʿiddū
hazırlayın
لَهُم onlara karşı lahum
onlara karşı
مَّا gücünüz yettiği kadar
gücünüz yettiği kadar
ٱسْتَطَعْتُم you able (to) is'taṭaʿtum
you able (to)
مِّن kuvvet min
kuvvet
قُوَّةٍۢ force quwwatin
force
وَمِن ve cihad için bağlanıp beslenen wamin
ve cihad için bağlanıp beslenen
رِّبَاطِ tethered ribāṭi
tethered
ٱلْخَيْلِ atlar l-khayli
atlar
تُرْهِبُونَ korkutursunuz tur'hibūna
korkutursunuz
بِهِۦ bununla bihi
bununla
عَدُوَّ düşmanını ʿaduwwa
düşmanını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَعَدُوَّكُمْ ve sizin düşmanınızı waʿaduwwakum
ve sizin düşmanınızı
وَءَاخَرِينَ ve başkalarını waākharīna
ve başkalarını
مِن onların dışında min
onların dışında
دُونِهِمْ besides them dūnihim
besides them
لَا sizin bilmediğiniz
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَهُمُ (do) you know them taʿlamūnahumu
(do) you know them
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
يَعْلَمُهُمْ ۚ bildiği yaʿlamuhum
bildiği
وَمَا ne ki wamā
ne ki
تُنفِقُوا۟ harcarsanız tunfiqū
harcarsanız
مِن herşeyden min
herşeyden
شَىْءٍۢ (any) thing shayin
(any) thing
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
يُوَفَّ tam olarak ödenir yuwaffa
tam olarak ödenir
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
لَا hiç haksızlığa uğratılmazsınız
hiç haksızlığa uğratılmazsınız
تُظْلَمُونَ be wronged tuẓ'lamūna
be wronged
٦٠ (60)
(60)
Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.
8:61
۞ وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
جَنَحُوا۟ onlar yanaşırlarsa janaḥū
onlar yanaşırlarsa
لِلسَّلْمِ barışa lilssalmi
barışa
فَٱجْنَحْ sen de yanaş fa-ij'naḥ
sen de yanaş
لَهَا ona lahā
ona
وَتَوَكَّلْ ve dayan watawakkal
ve dayan
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
إِنَّهُۥ çünkü innahu
çünkü
هُوَ O huwa
O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٦١ (61)
(61)
Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah'a güven. O, şüphesiz işitir ve bilir.
8:62
وَإِن eğer wa-in
eğer
يُرِيدُوٓا۟ isterlerse yurīdū
isterlerse
أَن sana hile yapmak an
sana hile yapmak
يَخْدَعُوكَ deceive you yakhdaʿūka
deceive you
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
حَسْبَكَ sana yeter ḥasbaka
sana yeter
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
هُوَ O huwa
O
ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki
أَيَّدَكَ seni destekledi ayyadaka
seni destekledi
بِنَصْرِهِۦ yardımıyle binaṣrihi
yardımıyle
وَبِٱلْمُؤْمِنِينَ ve mü'minleri wabil-mu'minīna
ve mü'minleri
٦٢ (62)
(62)
Seni aldatmak isterlerse, bil ki şüphesiz Allah sana kafidir. Seni ve inananları yardımıyla destekleyen, kalblerini uzlaştıran O'dur. Eğer yeryüzünde olan her şeyi sarfetsen bile, sen onların kalblerini uzlaştıramazdın, ama Allah onları uzlaştırdı. Doğrusu O Güçlü'dür, Hakim'dir.
8:63
وَأَلَّفَ ve uzlaştırdı wa-allafa
ve uzlaştırdı
بَيْنَ arasını bayna
arasını
قُلُوبِهِمْ ۚ onların kalblerinin qulūbihim
onların kalblerinin
لَوْ şayet law
şayet
أَنفَقْتَ sen verseydin anfaqta
sen verseydin
مَا bulunan
bulunan
فِى (is) in
(is) in
ٱلْأَرْضِ yeryüzünde l-arḍi
yeryüzünde
جَمِيعًۭا herşeyi jamīʿan
herşeyi
مَّآ yine de uzlaştıramazdın
yine de uzlaştıramazdın
أَلَّفْتَ (could) you (have) put affection allafta
(could) you (have) put affection
بَيْنَ arasını bayna
arasını
قُلُوبِهِمْ onların kalblerinin qulūbihim
onların kalblerinin
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
أَلَّفَ uzlaştırdı allafa
uzlaştırdı
بَيْنَهُمْ ۚ onların arasını baynahum
onların arasını
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٦٣ (63)
(63)
Seni aldatmak isterlerse, bil ki şüphesiz Allah sana kafidir. Seni ve inananları yardımıyla destekleyen, kalblerini uzlaştıran O'dur. Eğer yeryüzünde olan her şeyi sarfetsen bile, sen onların kalblerini uzlaştıramazdın, ama Allah onları uzlaştırdı. Doğrusu O Güçlü'dür, Hakim'dir.
8:64
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
حَسْبُكَ sana yeter ḥasbuka
sana yeter
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَمَنِ ve kimselere wamani
ve kimselere
ٱتَّبَعَكَ sana tabi olanlara ittabaʿaka
sana tabi olanlara
مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
٦٤ (64)
(64)
Allah'ın yardımı sana ve sana uyan müminlere yeter.
8:65
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
حَرِّضِ teşvik et ḥarriḍi
teşvik et
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri
عَلَى savaşa ʿalā
savaşa
ٱلْقِتَالِ ۚ [the] fight l-qitāli
[the] fight
إِن eğer in
eğer
يَكُن olursa yakun
olursa
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
عِشْرُونَ yirmi (kişi) ʿish'rūna
yirmi (kişi)
صَـٰبِرُونَ sabreden ṣābirūna
sabreden
يَغْلِبُوا۟ yenerler yaghlibū
yenerler
مِا۟ئَتَيْنِ ۚ iki yüz(kafir)i mi-atayni
iki yüz(kafir)i
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَكُن olursa yakun
olursa
مِّنكُم sizden minkum
sizden
مِّا۟ئَةٌۭ yüz (kişi) mi-atun
yüz (kişi)
يَغْلِبُوٓا۟ yenerler yaghlibū
yenerler
أَلْفًۭا bin (kişiyi) alfan
bin (kişiyi)
مِّنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
كَفَرُوا۟ kafir(ler) kafarū
kafir(ler)
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur
لَّا anlamaz
anlamaz
يَفْقَهُونَ understand yafqahūna
understand
٦٥ (65)
(65)
Müminleri savaş için coştur. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz, inkar edenlerden bin kişiyi yener; çünkü onlar anlayışsız bir güruhtur. Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener; sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle, ikibin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.
8:66
ٱلْـَٔـٰنَ şimdi al-āna
şimdi
خَفَّفَ hafifletti khaffafa
hafifletti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden
وَعَلِمَ ve bildi waʿalima
ve bildi
أَنَّ sizde bulunduğunu anna
sizde bulunduğunu
فِيكُمْ in you fīkum
in you
ضَعْفًۭا ۚ zayıflık ḍaʿfan
zayıflık
فَإِن bundan böyle fa-in
bundan böyle
يَكُن olsa yakun
olsa
مِّنكُم sizden minkum
sizden
مِّا۟ئَةٌۭ yüz (kişi) mi-atun
yüz (kişi)
صَابِرَةٌۭ sabreden ṣābiratun
sabreden
يَغْلِبُوا۟ yenerler yaghlibū
yenerler
مِا۟ئَتَيْنِ ۚ iki yüz(kafir)i mi-atayni
iki yüz(kafir)i
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَكُن olsa yakun
olsa
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
أَلْفٌۭ bin (kişi) alfun
bin (kişi)
يَغْلِبُوٓا۟ yenerler yaghlibū
yenerler
أَلْفَيْنِ iki bin(kafir)i alfayni
iki bin(kafir)i
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenlerle l-ṣābirīna
sabredenlerle
٦٦ (66)
(66)
Müminleri savaş için coştur. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz, inkar edenlerden bin kişiyi yener; çünkü onlar anlayışsız bir güruhtur. Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener; sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle, ikibin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.
8:67
مَا yakışmaz
yakışmaz
كَانَ is kāna
is
لِنَبِىٍّ hiçbir peygambere linabiyyin
hiçbir peygambere
أَن olmak an
olmak
يَكُونَ (there) should be yakūna
(there) should be
لَهُۥٓ sahibi lahu
sahibi
أَسْرَىٰ esirler asrā
esirler
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُثْخِنَ ağır basıncaya yuth'khina
ağır basıncaya
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ the land l-arḍi
the land
تُرِيدُونَ siz istiyorsunuz turīdūna
siz istiyorsunuz
عَرَضَ geçici malını ʿaraḍa
geçici malını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَٱللَّهُ Allah ise wal-lahu
Allah ise
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۗ ahireti l-ākhirata
ahireti
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَزِيزٌ daima üstün ʿazīzun
daima üstün
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٦٧ (67)
(67)
Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
8:68
لَّوْلَا eğer olmasaydı lawlā
eğer olmasaydı
كِتَـٰبٌۭ bir yazı kitābun
bir yazı
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
سَبَقَ geçmiş sabaqa
geçmiş
لَمَسَّكُمْ size mutlaka dokunurdu lamassakum
size mutlaka dokunurdu
فِيمَآ dolayı fīmā
dolayı
أَخَذْتُمْ aldığınız fidyeden akhadhtum
aldığınız fidyeden
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٦٨ (68)
(68)
Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azab erişirdi.
8:69
فَكُلُوا۟ artık yeyin fakulū
artık yeyin
مِمَّا aldığınız ganimetten mimmā
aldığınız ganimetten
غَنِمْتُمْ you got as war booty ghanim'tum
you got as war booty
حَلَـٰلًۭا helal ḥalālan
helal
طَيِّبًۭا ۚ (ve) temiz olarak ṭayyiban
(ve) temiz olarak
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٦٩ (69)
(69)
Elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak yiyin; Allah'tan sakının, doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
8:70
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
قُل söyle qul
söyle
لِّمَن kimselere liman
kimselere
فِىٓ bulunan
bulunan
أَيْدِيكُم ellerinizde aydīkum
ellerinizde
مِّنَ esirlerden mina
esirlerden
ٱلْأَسْرَىٰٓ the captives l-asrā
the captives
إِن eğer in
eğer
يَعْلَمِ bilirse yaʿlami
bilirse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِى olduğunu
olduğunu
قُلُوبِكُمْ sizin kalblerinizde qulūbikum
sizin kalblerinizde
خَيْرًۭا bir hayır khayran
bir hayır
يُؤْتِكُمْ size verir yu'tikum
size verir
خَيْرًۭا daha hayırlısını khayran
daha hayırlısını
مِّمَّآ (fidye)den mimmā
(fidye)den
أُخِذَ alınan ukhidha
alınan
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
وَيَغْفِرْ ve bağışlar wayaghfir
ve bağışlar
لَكُمْ ۗ sizi lakum
sizi
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٧٠ (70)
(70)
Elinizde bulunan esirlere, "Allah kalblerinizde bir iyilik bulursa, size sizden alınanın daha hayırlısını verir, sizi bağışlar, Allah bağışlayandır, merhamet edendir" de.
8:71
وَإِن eğer wa-in
eğer
يُرِيدُوا۟ isterlerse yurīdū
isterlerse
خِيَانَتَكَ sana hainlik yapmak khiyānataka
sana hainlik yapmak
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
خَانُوا۟ hainlik yapmışlardı khānū
hainlik yapmışlardı
ٱللَّهَ Allah'a da l-laha
Allah'a da
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
فَأَمْكَنَ bu yüzden imkan verdi fa-amkana
bu yüzden imkan verdi
مِنْهُمْ ۗ onlara karşı min'hum
onlara karşı
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌ yerli yerince yapandır ḥakīmun
yerli yerince yapandır
٧١ (71)
(71)
Esirler sana hıyanet etmek isterlerse, bilsinler ki esasen daha önce de Allah'a hıyanet etmişlerdi, Allah bundan ötürü onları yenmen için sana imkan verdi. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
8:72
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
ءَامَنُوا۟ inandılar āmanū
inandılar
وَهَاجَرُوا۟ ve hicret ettiler wahājarū
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟ ve savaştılar wajāhadū
ve savaştılar
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla bi-amwālihim
mallarıyla
وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyla wa-anfusihim
ve canlarıyla
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki wa-alladhīna
ve onlar ki
ءَاوَوا۟ barındırdılar āwaw
barındırdılar
وَّنَصَرُوٓا۟ ve yardım ettiler wanaṣarū
ve yardım ettiler
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı
أَوْلِيَآءُ velisidir awliyāu
velisidir
بَعْضٍۢ ۚ bir kısmının baʿḍin
bir kısmının
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَلَمْ ve walam
ve
يُهَاجِرُوا۟ hicret etmeyenler yuhājirū
hicret etmeyenler
مَا yoktur
yoktur
لَكُم size lakum
size
مِّن onların velayetinden min
onların velayetinden
وَلَـٰيَتِهِم their protection walāyatihim
their protection
مِّن bir şey min
bir şey
شَىْءٍ (in) anything shayin
(in) anything
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُهَاجِرُوا۟ ۚ onlar hicret edinceye yuhājirū
onlar hicret edinceye
وَإِنِ fakat wa-ini
fakat
ٱسْتَنصَرُوكُمْ yardım isterlerse is'tanṣarūkum
yardım isterlerse
فِى dinde
dinde
ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion
فَعَلَيْكُمُ sizin üzerinize borçtur faʿalaykumu
sizin üzerinize borçtur
ٱلنَّصْرُ yardım etmeniz l-naṣru
yardım etmeniz
إِلَّا yalnız olmaz illā
yalnız olmaz
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
قَوْمٍۭ bir topluma qawmin
bir topluma
بَيْنَكُمْ aranızda baynakum
aranızda
وَبَيْنَهُم ve aralarında wabaynahum
ve aralarında
مِّيثَـٰقٌۭ ۗ andlaşma bulunan mīthāqun
andlaşma bulunan
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا yaptıklarınızı bimā
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
بَصِيرٌۭ görmektedir baṣīrun
görmektedir
٧٢ (72)
(72)
Doğrusu inanıp hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirinin dostudurlar. İnanıp hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma olmayan topluluktan başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allah işlediklerinizi görür.
8:73
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
بَعْضُهُمْ bazıları baʿḍuhum
bazıları
أَوْلِيَآءُ velisidirler awliyāu
velisidirler
بَعْضٍ ۚ diğerlerinin baʿḍin
diğerlerinin
إِلَّا eğer bunu yapmazsanız illā
eğer bunu yapmazsanız
تَفْعَلُوهُ you do it tafʿalūhu
you do it
تَكُن olur takun
olur
فِتْنَةٌۭ fitne fit'natun
fitne
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَفَسَادٌۭ ve bir kargaşa wafasādun
ve bir kargaşa
كَبِيرٌۭ büyük kabīrun
büyük
٧٣ (73)
(73)
İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.
8:74
وَٱلَّذِينَ onlar ki wa-alladhīna
onlar ki
ءَامَنُوا۟ inandılar āmanū
inandılar
وَهَاجَرُوا۟ ve hicret ettiler wahājarū
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟ ve savaştılar wajāhadū
ve savaştılar
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki wa-alladhīna
ve onlar ki
ءَاوَوا۟ barındırdılar āwaw
barındırdılar
وَّنَصَرُوٓا۟ ve yardım ettiler wanaṣarū
ve yardım ettiler
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
حَقًّۭا ۚ gerçek ḥaqqan
gerçek
لَّهُم onlar için vardır lahum
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ bağışlanma maghfiratun
bağışlanma
وَرِزْقٌۭ ve rızık wariz'qun
ve rızık
كَرِيمٌۭ bol karīmun
bol
٧٤ (74)
(74)
İnanıp hicret eden, Allah yolunda savaşanlar ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte onlar gerçekten inanmış olanlardır. Onlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.
8:75
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki wa-alladhīna
ve onlar ki
ءَامَنُوا۟ inandılar āmanū
inandılar
مِنۢ sonradan min
sonradan
بَعْدُ afterwards baʿdu
afterwards
وَهَاجَرُوا۟ ve hicret ettiler wahājarū
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟ ve savaştılar wajāhadū
ve savaştılar
مَعَكُمْ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar
مِنكُمْ ۚ sizdendir minkum
sizdendir
وَأُو۟لُوا۟ ve sahipleri wa-ulū
ve sahipleri
ٱلْأَرْحَامِ rahim (akrabalar) l-arḥāmi
rahim (akrabalar)
بَعْضُهُمْ birbirlerine baʿḍuhum
birbirlerine
أَوْلَىٰ daha yakındırlar awlā
daha yakındırlar
بِبَعْضٍۢ birbirlerine bibaʿḍin
birbirlerine
فِى göre
göre
كِتَـٰبِ Kitabına kitābi
Kitabına
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
٧٥ (75)
(75)
Sonra inanıp hicret eden ve sizinle birlikte savaşanlar, işte onlar sizdendir. Birbirinin mirasçısı olan akraba, Allah'ın Kitap'ına göre birbirine daha yakındır. Doğrusu Allah her şeyi bilir.