54

Kamer

Mekki 55 Ayet Cüz 27
القمر
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
54:1
ٱقْتَرَبَتِ yaklaştı iq'tarabati
yaklaştı
ٱلسَّاعَةُ sa'at l-sāʿatu
sa'at
وَٱنشَقَّ ve yarıldı wa-inshaqqa
ve yarıldı
ٱلْقَمَرُ ay l-qamaru
ay
١ (1)
(1)
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
54:2
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَرَوْا۟ görecek olsalar yaraw
görecek olsalar
ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize
يُعْرِضُوا۟ yüz çevirirler yuʿ'riḍū
yüz çevirirler
وَيَقُولُوا۟ ve derler wayaqūlū
ve derler
سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür
مُّسْتَمِرٌّۭ süregelen mus'tamirrun
süregelen
٢ (2)
(2)
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
54:3
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanladılar wakadhabū
ve yalanladılar
وَٱتَّبَعُوٓا۟ ve uydular wa-ittabaʿū
ve uydular
أَهْوَآءَهُمْ ۚ heveslerine ahwāahum
heveslerine
وَكُلُّ ve her wakullu
ve her
أَمْرٍۢ amrin
مُّسْتَقِرٌّۭ yerini bulacaktır mus'taqirrun
yerini bulacaktır
٣ (3)
(3)
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
54:4
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَآءَهُم onlara geldi jāahum
onlara geldi
مِّنَ haberlerden mina
haberlerden
ٱلْأَنۢبَآءِ the information l-anbāi
the information
مَا olan
olan
فِيهِ içinde fīhi
içinde
مُزْدَجَرٌ önleyici muz'dajarun
önleyici
٤ (4)
(4)
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
54:5
حِكْمَةٌۢ hikmettir ḥik'matun
hikmettir
بَـٰلِغَةٌۭ ۖ üstün bālighatun
üstün
فَمَا ama famā
ama
تُغْنِ fayda vermiyor tugh'ni
fayda vermiyor
ٱلنُّذُرُ uyarılar l-nudhuru
uyarılar
٥ (5)
(5)
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
54:6
فَتَوَلَّ öyleyse sen de yüz çevir fatawalla
öyleyse sen de yüz çevir
عَنْهُمْ ۘ onlardan ʿanhum
onlardan
يَوْمَ gün yawma
gün
يَدْعُ çağıracağı yadʿu
çağıracağı
ٱلدَّاعِ çağırıcının l-dāʿi
çağırıcının
إِلَىٰ bir şeye ilā
bir şeye
شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing
نُّكُرٍ görülmemiş tanınmamış nukurin
görülmemiş tanınmamış
٦ (6)
(6)
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
54:7
خُشَّعًا korkarak khushaʿan
korkarak
أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri
يَخْرُجُونَ çıkarlar yakhrujūna
çıkarlar
مِنَ kabirlerden mina
kabirlerden
ٱلْأَجْدَاثِ the graves l-ajdāthi
the graves
كَأَنَّهُمْ tıpkı gibidirler ka-annahum
tıpkı gibidirler
جَرَادٌۭ çekirgeler jarādun
çekirgeler
مُّنتَشِرٌۭ yayılan muntashirun
yayılan
٧ (7)
(7)
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
54:8
مُّهْطِعِينَ koşarlarken muh'ṭiʿīna
koşarlarken
إِلَى doğru ilā
doğru
ٱلدَّاعِ ۖ çağırana l-dāʿi
çağırana
يَقُولُ derler yaqūlu
derler
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler
هَـٰذَا bu hādhā
bu
يَوْمٌ bir gündür yawmun
bir gündür
عَسِرٌۭ çetin; ʿasirun
çetin;
٨ (8)
(8)
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
54:9
۞ كَذَّبَتْ yalanlamıştı kadhabat
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
نُوحٍۢ Nuh'un nūḥin
Nuh'un
فَكَذَّبُوا۟ yalanladılar fakadhabū
yalanladılar
عَبْدَنَا kulumuzu ʿabdanā
kulumuzu
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
مَجْنُونٌۭ cinlenmiştir majnūnun
cinlenmiştir
وَٱزْدُجِرَ ve o menedildi wa-uz'dujira
ve o menedildi
٩ (9)
(9)
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
54:10
فَدَعَا bunun üzerine yalvardı fadaʿā
bunun üzerine yalvardı
رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine
أَنِّى ben annī
ben
مَغْلُوبٌۭ yenik düştüm maghlūbun
yenik düştüm
فَٱنتَصِرْ yardım et fa-intaṣir
yardım et
١٠ (10)
(10)
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
54:11
فَفَتَحْنَآ biz de açtık fafataḥnā
biz de açtık
أَبْوَٰبَ kapılarını abwāba
kapılarını
ٱلسَّمَآءِ göğün l-samāi
göğün
بِمَآءٍۢ bir su ile bimāin
bir su ile
مُّنْهَمِرٍۢ boşalan mun'hamirin
boşalan
١١ (11)
(11)
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
54:12
وَفَجَّرْنَا ve fışkırttık wafajjarnā
ve fışkırttık
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
عُيُونًۭا kaynaklar halinde ʿuyūnan
kaynaklar halinde
فَٱلْتَقَى sonra birleşti fal-taqā
sonra birleşti
ٱلْمَآءُ su(ları) l-māu
su(ları)
عَلَىٰٓ için ʿalā
için
أَمْرٍۢ bir iş amrin
bir iş
قَدْ takdir edilmiş qad
takdir edilmiş
قُدِرَ predestined qudira
predestined
١٢ (12)
(12)
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
54:13
وَحَمَلْنَـٰهُ Onu (Nuh'u) taşıdık waḥamalnāhu
Onu (Nuh'u) taşıdık
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
ذَاتِ (yapılanın) dhāti
(yapılanın)
أَلْوَٰحٍۢ tahtalarla alwāḥin
tahtalarla
وَدُسُرٍۢ ve çivilerle wadusurin
ve çivilerle
١٣ (13)
(13)
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
54:14
تَجْرِى akıp gidiyordu tajrī
akıp gidiyordu
بِأَعْيُنِنَا gözlerimizin önünde bi-aʿyuninā
gözlerimizin önünde
جَزَآءًۭ bir mükafat olmak üzere jazāan
bir mükafat olmak üzere
لِّمَن kimseye liman
kimseye
كَانَ edilen kāna
edilen
كُفِرَ nankörlük kufira
nankörlük
١٤ (14)
(14)
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
54:15
وَلَقَد ve andolsun walaqad
ve andolsun
تَّرَكْنَـٰهَآ onu bıraktık taraknāhā
onu bıraktık
ءَايَةًۭ bir ibret olarak āyatan
bir ibret olarak
فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur?
مِن hiç min
hiç
مُّدَّكِرٍۢ ibret alan muddakirin
ibret alan
١٥ (15)
(15)
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
54:16
فَكَيْفَ nasıl fakayfa
nasıl
كَانَ imiş kāna
imiş
عَذَابِى benim azabım ʿadhābī
benim azabım
وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım
١٦ (16)
(16)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:17
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için
فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur?
مِن hiç min
hiç
مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan
١٧ (17)
(17)
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:18
كَذَّبَتْ yalanladı kadhabat
yalanladı
عَادٌۭ Ad (da) ʿādun
Ad (da)
فَكَيْفَ ama nasıl? fakayfa
ama nasıl?
كَانَ oldu kāna
oldu
عَذَابِى azabım ʿadhābī
azabım
وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım
١٨ (18)
(18)
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:19
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
عَلَيْهِمْ onların üstüne ʿalayhim
onların üstüne
رِيحًۭا bir kasırga rīḥan
bir kasırga
صَرْصَرًۭا uğultulu ṣarṣaran
uğultulu
فِى bir günde
bir günde
يَوْمِ a day yawmi
a day
نَحْسٍۢ uğursuzluğu naḥsin
uğursuzluğu
مُّسْتَمِرٍّۢ devam eden mus'tamirrin
devam eden
١٩ (19)
(19)
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
54:20
تَنزِعُ koparıp deviriyordu tanziʿu
koparıp deviriyordu
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
كَأَنَّهُمْ sanki gibi ka-annahum
sanki gibi
أَعْجَازُ kütükleri aʿjāzu
kütükleri
نَخْلٍۢ hurma nakhlin
hurma
مُّنقَعِرٍۢ köklerinden sökülmüş munqaʿirin
köklerinden sökülmüş
٢٠ (20)
(20)
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
54:21
فَكَيْفَ nasıl? fakayfa
nasıl?
كَانَ oldu kāna
oldu
عَذَابِى benim azabım ʿadhābī
benim azabım
وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım
٢١ (21)
(21)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:22
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için
فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur?
مِن hiç min
hiç
مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan
٢٢ (22)
(22)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:23
كَذَّبَتْ yalandı kadhabat
yalandı
ثَمُودُ Semud (da) thamūdu
Semud (da)
بِٱلنُّذُرِ uyarıları bil-nudhuri
uyarıları
٢٣ (23)
(23)
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
54:24
فَقَالُوٓا۟ dediler faqālū
dediler
أَبَشَرًۭا insana mı? abasharan
insana mı?
مِّنَّا bizden minnā
bizden
وَٰحِدًۭا bir wāḥidan
bir
نَّتَّبِعُهُۥٓ uyacağız nattabiʿuhu
uyacağız
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde
لَّفِى içine düşmüş oluruz lafī
içine düşmüş oluruz
ضَلَـٰلٍۢ apaçık bir sapıklık ḍalālin
apaçık bir sapıklık
وَسُعُرٍ ve çılgınlık wasuʿurin
ve çılgınlık
٢٤ (24)
(24)
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
54:25
أَءُلْقِىَ Zikir-mı bırakıldı? a-ul'qiya
Zikir-mı bırakıldı?
ٱلذِّكْرُ Zikir l-dhik'ru
Zikir
عَلَيْهِ to him ʿalayhi
to him
مِنۢ aramızdan min
aramızdan
بَيْنِنَا among us bayninā
among us
بَلْ hayır bal
hayır
هُوَ o huwa
o
كَذَّابٌ yalancıdır kadhābun
yalancıdır
أَشِرٌۭ küstahtır ashirun
küstahtır
٢٥ (25)
(25)
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
54:26
سَيَعْلَمُونَ onlar bilecekler sayaʿlamūna
onlar bilecekler
غَدًۭا yarın ghadan
yarın
مَّنِ kim olduğunu mani
kim olduğunu
ٱلْكَذَّابُ yalancı l-kadhābu
yalancı
ٱلْأَشِرُ küstahın l-ashiru
küstahın
٢٦ (26)
(26)
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
54:27
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
مُرْسِلُوا۟ onlara göndereceğiz mur'silū
onlara göndereceğiz
ٱلنَّاقَةِ dişi deveyi l-nāqati
dişi deveyi
فِتْنَةًۭ sınamak için fit'natan
sınamak için
لَّهُمْ kendilerini lahum
kendilerini
فَٱرْتَقِبْهُمْ sen onları gözetle fa-ir'taqib'hum
sen onları gözetle
وَٱصْطَبِرْ ve sabret wa-iṣ'ṭabir
ve sabret
٢٧ (27)
(27)
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
54:28
وَنَبِّئْهُمْ onlara haber ver wanabbi'hum
onlara haber ver
أَنَّ muhakkak anna
muhakkak
ٱلْمَآءَ suyun l-māa
suyun
قِسْمَةٌۢ paylaştırılacağını qis'matun
paylaştırılacağını
بَيْنَهُمْ ۖ aralarında baynahum
aralarında
كُلُّ her kullu
her
شِرْبٍۢ içme (sırası gelen) shir'bin
içme (sırası gelen)
مُّحْتَضَرٌۭ hazır bulunsun (suyunu alsın) muḥ'taḍarun
hazır bulunsun (suyunu alsın)
٢٨ (28)
(28)
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
54:29
فَنَادَوْا۟ çağırdılar fanādaw
çağırdılar
صَاحِبَهُمْ bir arkadaşlarını ṣāḥibahum
bir arkadaşlarını
فَتَعَاطَىٰ o da bıçağı çekti fataʿāṭā
o da bıçağı çekti
فَعَقَرَ (deveyi) kesti faʿaqara
(deveyi) kesti
٢٩ (29)
(29)
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
54:30
فَكَيْفَ ama nasıl? fakayfa
ama nasıl?
كَانَ oldu kāna
oldu
عَذَابِى azabım ʿadhābī
azabım
وَنُذُرِ ve uyarılarım wanudhuri
ve uyarılarım
٣٠ (30)
(30)
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
54:31
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine
صَيْحَةًۭ sayha (korkunç bir ses) ṣayḥatan
sayha (korkunç bir ses)
وَٰحِدَةًۭ tek wāḥidatan
tek
فَكَانُوا۟ oldular fakānū
oldular
كَهَشِيمِ kuru ot gibi kahashīmi
kuru ot gibi
ٱلْمُحْتَظِرِ ağıldaki l-muḥ'taẓiri
ağıldaki
٣١ (31)
(31)
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
54:32
وَلَقَدْ ave ndolsun walaqad
ave ndolsun
يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için
فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur?
مِن hiç min
hiç
مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan
٣٢ (32)
(32)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:33
كَذَّبَتْ yalanladı kadhabat
yalanladı
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
لُوطٍۭ Lut'un lūṭin
Lut'un
بِٱلنُّذُرِ uyarıları bil-nudhuri
uyarıları
٣٣ (33)
(33)
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
54:34
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
عَلَيْهِمْ üstlerine ʿalayhim
üstlerine
حَاصِبًا bir fırtına ḥāṣiban
bir fırtına
إِلَّآ dışında illā
dışında
ءَالَ ailesi āla
ailesi
لُوطٍۢ ۖ Lut lūṭin
Lut
نَّجَّيْنَـٰهُم onları kurtardık najjaynāhum
onları kurtardık
بِسَحَرٍۢ seher vakti bisaḥarin
seher vakti
٣٤ (34)
(34)
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
54:35
نِّعْمَةًۭ bir ni'met olarak niʿ'matan
bir ni'met olarak
مِّنْ katımızdan min
katımızdan
عِندِنَا ۚ Us ʿindinā
Us
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
نَجْزِى biz mükafatlandırırız najzī
biz mükafatlandırırız
مَن kimseyi man
kimseyi
شَكَرَ şükreden shakara
şükreden
٣٥ (35)
(35)
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
54:36
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَنذَرَهُم onları uyarmıştı andharahum
onları uyarmıştı
بَطْشَتَنَا bizim yakalamamıza karşı baṭshatanā
bizim yakalamamıza karşı
فَتَمَارَوْا۟ fakat kuşku duydular fatamāraw
fakat kuşku duydular
بِٱلنُّذُرِ uyarılara karşı bil-nudhuri
uyarılara karşı
٣٦ (36)
(36)
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
54:37
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
رَٰوَدُوهُ murad almağa kalkıştılar rāwadūhu
murad almağa kalkıştılar
عَن onun konuklarından ʿan
onun konuklarından
ضَيْفِهِۦ his guests ḍayfihi
his guests
فَطَمَسْنَآ biz de siliverdik faṭamasnā
biz de siliverdik
أَعْيُنَهُمْ gözlerini aʿyunahum
gözlerini
فَذُوقُوا۟ haydi tadın fadhūqū
haydi tadın
عَذَابِى azabımı ʿadhābī
azabımı
وَنُذُرِ ve uyarılarımı wanudhuri
ve uyarılarımı
٣٧ (37)
(37)
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
54:38
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
صَبَّحَهُم sabah onları yakaladı ṣabbaḥahum
sabah onları yakaladı
بُكْرَةً erken buk'ratan
erken
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّسْتَقِرٌّۭ kararlı mus'taqirrun
kararlı
٣٨ (38)
(38)
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
54:39
فَذُوقُوا۟ haydi tadın fadhūqū
haydi tadın
عَذَابِى azabımı ʿadhābī
azabımı
وَنُذُرِ ve uyarılarımı wanudhuri
ve uyarılarımı
٣٩ (39)
(39)
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
54:40
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık yassarnā
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ öğüt almak için lildhik'ri
öğüt almak için
فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur?
مِن hiç min
hiç
مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan
٤٠ (40)
(40)
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
54:41
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَآءَ gelmiştir jāa
gelmiştir
ءَالَ kavmine āla
kavmine
فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın
ٱلنُّذُرُ uyarılar l-nudhuru
uyarılar
٤١ (41)
(41)
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
54:42
كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
كُلِّهَا bütün kullihā
bütün
فَأَخَذْنَـٰهُمْ biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık
أَخْذَ yakalaması gibi akhdha
yakalaması gibi
عَزِيزٍۢ aziz olanın ʿazīzin
aziz olanın
مُّقْتَدِرٍ ve güçlü olanın muq'tadirin
ve güçlü olanın
٤٢ (42)
(42)
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
54:43
أَكُفَّارُكُمْ sizin kafirleriniz mi? akuffārukum
sizin kafirleriniz mi?
خَيْرٌۭ hayırlı khayrun
hayırlı
مِّنْ ötekilerinizden min
ötekilerinizden
أُو۟لَـٰٓئِكُمْ those ulāikum
those
أَمْ yoksa am
yoksa
لَكُم sizin için (var mı?) lakum
sizin için (var mı?)
بَرَآءَةٌۭ bir beraet barāatun
bir beraet
فِى Kitaplarda
Kitaplarda
ٱلزُّبُرِ the Scriptures l-zuburi
the Scriptures
٤٣ (43)
(43)
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
54:44
أَمْ yoksa am
yoksa
يَقُولُونَ diyorlar (mı?) yaqūlūna
diyorlar (mı?)
نَحْنُ biz naḥnu
biz
جَمِيعٌۭ bir topluluğuz jamīʿun
bir topluluğuz
مُّنتَصِرٌۭ muzaffer (yenilmez) muntaṣirun
muzaffer (yenilmez)
٤٤ (44)
(44)
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
54:45
سَيُهْزَمُ bozulacak sayuh'zamu
bozulacak
ٱلْجَمْعُ o topluluk l-jamʿu
o topluluk
وَيُوَلُّونَ ve dönüp kaçacaklardır wayuwallūna
ve dönüp kaçacaklardır
ٱلدُّبُرَ geriye l-dubura
geriye
٤٥ (45)
(45)
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
54:46
بَلِ hayır bali
hayır
ٱلسَّاعَةُ o sa'attir l-sāʿatu
o sa'attir
مَوْعِدُهُمْ buluşma zamanları mawʿiduhum
buluşma zamanları
وَٱلسَّاعَةُ ve o sa'at wal-sāʿatu
ve o sa'at
أَدْهَىٰ cidden çok fecidir adhā
cidden çok fecidir
وَأَمَرُّ ve acıdır wa-amarru
ve acıdır
٤٦ (46)
(46)
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
54:47
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمُجْرِمِينَ suçlular l-muj'rimīna
suçlular
فِى içindedir
içindedir
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
وَسُعُرٍۢ ve çılgınlık wasuʿurin
ve çılgınlık
٤٧ (47)
(47)
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
54:48
يَوْمَ o gün yawma
o gün
يُسْحَبُونَ sürüklenecekler yus'ḥabūna
sürüklenecekler
فِى içine
içine
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
وُجُوهِهِمْ yüzleri wujūhihim
yüzleri
ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın
مَسَّ dokunuşunu massa
dokunuşunu
سَقَرَ cehennemin saqara
cehennemin
٤٨ (48)
(48)
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
54:49
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
خَلَقْنَـٰهُ yarattık khalaqnāhu
yarattık
بِقَدَرٍۢ bir kadere göre biqadarin
bir kadere göre
٤٩ (49)
(49)
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
54:50
وَمَآ ve yoktur wamā
ve yoktur
أَمْرُنَآ bizim buyruğumuz amrunā
bizim buyruğumuz
إِلَّا dışında illā
dışında
وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek
كَلَمْحٍۭ göz açıp yumma gibi kalamḥin
göz açıp yumma gibi
بِٱلْبَصَرِ bakış ile bil-baṣari
bakış ile
٥٠ (50)
(50)
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
54:51
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَهْلَكْنَآ biz helak ettik ahlaknā
biz helak ettik
أَشْيَاعَكُمْ sizin benzerlerinizi ashyāʿakum
sizin benzerlerinizi
فَهَلْ yok mudur? fahal
yok mudur?
مِن hiç min
hiç
مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan muddakirin
öğüt alan
٥١ (51)
(51)
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
54:52
وَكُلُّ ve her wakullu
ve her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
فَعَلُوهُ yaptıkları faʿalūhu
yaptıkları
فِى mevcuttur
mevcuttur
ٱلزُّبُرِ Kitaplarda l-zuburi
Kitaplarda
٥٢ (52)
(52)
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
54:53
وَكُلُّ ve hepsi wakullu
ve hepsi
صَغِيرٍۢ küçük ṣaghīrin
küçük
وَكَبِيرٍۢ ve büyük wakabīrin
ve büyük
مُّسْتَطَرٌ satır satır yazılmıştır mus'taṭarun
satır satır yazılmıştır
٥٣ (53)
(53)
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
54:54
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler
فِى cennetlerdedir
cennetlerdedir
جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens
وَنَهَرٍۢ ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar wanaharin
ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar
٥٤ (54)
(54)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
54:55
فِى koltuklarındadırlar
koltuklarındadırlar
مَقْعَدِ a seat maqʿadi
a seat
صِدْقٍ doğruluk ṣid'qin
doğruluk
عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda
مَلِيكٍۢ padişahın malīkin
padişahın
مُّقْتَدِرٍۭ güçlü muq'tadirin
güçlü
٥٥ (55)
(55)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.