37
Saffat
الصافات
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
37:1
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ
andolsun
wal-ṣāfāti
andolsun صَفًّۭا sıra sıra dizilenlere ṣaffan
sıra sıra dizilenlere ١ (1)
(1)
andolsun صَفًّۭا sıra sıra dizilenlere ṣaffan
sıra sıra dizilenlere ١ (1)
(1)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ
ve sürenlere
fal-zājirāti
ve sürenlere زَجْرًۭا bağırıp zajran
bağırıp ٢ (2)
(2)
ve sürenlere زَجْرًۭا bağırıp zajran
bağırıp ٢ (2)
(2)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:3
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ
ve okuyanlara
fal-tāliyāti
ve okuyanlara ذِكْرًا zikir dhik'ran
zikir ٣ (3)
(3)
ve okuyanlara ذِكْرًا zikir dhik'ran
zikir ٣ (3)
(3)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:4
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz إِلَـٰهَكُمْ Tanrınız ilāhakum
Tanrınız لَوَٰحِدٌۭ elbette birdir lawāḥidun
elbette birdir ٤ (4)
(4)
şüphesiz إِلَـٰهَكُمْ Tanrınız ilāhakum
Tanrınız لَوَٰحِدٌۭ elbette birdir lawāḥidun
elbette birdir ٤ (4)
(4)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:5
رَّبُّ
Rabbidir
rabbu
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa بَيْنَهُمَا bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir ٱلْمَشَـٰرِقِ doğuların l-mashāriqi
doğuların ٥ (5)
(5)
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa بَيْنَهُمَا bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir ٱلْمَشَـٰرِقِ doğuların l-mashāriqi
doğuların ٥ (5)
(5)
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
37:6
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz زَيَّنَّا süsledik zayyannā
süsledik ٱلسَّمَآءَ semasını l-samāa
semasını ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya بِزِينَةٍ bir zinetle bizīnatin
bir zinetle ٱلْكَوَاكِبِ yıldızlarla l-kawākibi
yıldızlarla ٦ (6)
(6)
elbette biz زَيَّنَّا süsledik zayyannā
süsledik ٱلسَّمَآءَ semasını l-samāa
semasını ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya بِزِينَةٍ bir zinetle bizīnatin
bir zinetle ٱلْكَوَاكِبِ yıldızlarla l-kawākibi
yıldızlarla ٦ (6)
(6)
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
37:7
وَحِفْظًۭا
ve (onu) koruduk
waḥif'ẓan
ve (onu) koruduk مِّن karşı min
karşı كُلِّ her türlü kulli
her türlü شَيْطَـٰنٍۢ şeytana shayṭānin
şeytana مَّارِدٍۢ ita'at dışına çıkan māridin
ita'at dışına çıkan ٧ (7)
(7)
ve (onu) koruduk مِّن karşı min
karşı كُلِّ her türlü kulli
her türlü شَيْطَـٰنٍۢ şeytana shayṭānin
şeytana مَّارِدٍۢ ita'at dışına çıkan māridin
ita'at dışına çıkan ٧ (7)
(7)
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
37:8
لَّا
dinleyemezler
lā
dinleyemezler يَسَّمَّعُونَ they may listen yassammaʿūna
they may listen إِلَى melekleri ilā
melekleri ٱلْمَلَإِ the assembly l-mala-i
the assembly ٱلْأَعْلَىٰ yüce l-aʿlā
yüce وَيُقْذَفُونَ ve taşlanırlar wayuq'dhafūna
ve taşlanırlar مِن her min
her كُلِّ every kulli
every جَانِبٍۢ yandan jānibin
yandan ٨ (8)
(8)
dinleyemezler يَسَّمَّعُونَ they may listen yassammaʿūna
they may listen إِلَى melekleri ilā
melekleri ٱلْمَلَإِ the assembly l-mala-i
the assembly ٱلْأَعْلَىٰ yüce l-aʿlā
yüce وَيُقْذَفُونَ ve taşlanırlar wayuq'dhafūna
ve taşlanırlar مِن her min
her كُلِّ every kulli
every جَانِبٍۢ yandan jānibin
yandan ٨ (8)
(8)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
37:9
دُحُورًۭا ۖ
kovulurlar
duḥūran
kovulurlar وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab وَاصِبٌ sürekli wāṣibun
sürekli ٩ (9)
(9)
kovulurlar وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab وَاصِبٌ sürekli wāṣibun
sürekli ٩ (9)
(9)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
37:10
إِلَّا
(fakat) yalnız
illā
(fakat) yalnız مَنْ kimseyi man
kimseyi خَطِفَ kapan khaṭifa
kapan ٱلْخَطْفَةَ bir söz l-khaṭfata
bir söz فَأَتْبَعَهُۥ onu izler fa-atbaʿahu
onu izler شِهَابٌۭ bir şihab (ışın) shihābun
bir şihab (ışın) ثَاقِبٌۭ delici thāqibun
delici ١٠ (10)
(10)
(fakat) yalnız مَنْ kimseyi man
kimseyi خَطِفَ kapan khaṭifa
kapan ٱلْخَطْفَةَ bir söz l-khaṭfata
bir söz فَأَتْبَعَهُۥ onu izler fa-atbaʿahu
onu izler شِهَابٌۭ bir şihab (ışın) shihābun
bir şihab (ışın) ثَاقِبٌۭ delici thāqibun
delici ١٠ (10)
(10)
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
37:11
فَٱسْتَفْتِهِمْ
şimdi onlara sor
fa-is'taftihim
şimdi onlara sor أَهُمْ kendileri mi? ahum
kendileri mi? أَشَدُّ daha çetin ashaddu
daha çetin خَلْقًا yaratılış bakımından khalqan
yaratılış bakımından أَم yoksa am
yoksa مَّنْ kimseler (mi?) man
kimseler (mi?) خَلَقْنَآ ۚ bizim yarattıklarımız khalaqnā
bizim yarattıklarımız إِنَّا elbette biz innā
elbette biz خَلَقْنَـٰهُم onları yarattık khalaqnāhum
onları yarattık مِّن bir çamurdan min
bir çamurdan طِينٍۢ a clay ṭīnin
a clay لَّازِبٍۭ yapışkan lāzibin
yapışkan ١١ (11)
(11)
şimdi onlara sor أَهُمْ kendileri mi? ahum
kendileri mi? أَشَدُّ daha çetin ashaddu
daha çetin خَلْقًا yaratılış bakımından khalqan
yaratılış bakımından أَم yoksa am
yoksa مَّنْ kimseler (mi?) man
kimseler (mi?) خَلَقْنَآ ۚ bizim yarattıklarımız khalaqnā
bizim yarattıklarımız إِنَّا elbette biz innā
elbette biz خَلَقْنَـٰهُم onları yarattık khalaqnāhum
onları yarattık مِّن bir çamurdan min
bir çamurdan طِينٍۢ a clay ṭīnin
a clay لَّازِبٍۭ yapışkan lāzibin
yapışkan ١١ (11)
(11)
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
37:12
بَلْ
hayır
bal
hayır عَجِبْتَ sen şaşıyorsun ʿajib'ta
sen şaşıyorsun وَيَسْخَرُونَ onlar ise alay ediyorlar wayaskharūna
onlar ise alay ediyorlar ١٢ (12)
(12)
hayır عَجِبْتَ sen şaşıyorsun ʿajib'ta
sen şaşıyorsun وَيَسْخَرُونَ onlar ise alay ediyorlar wayaskharūna
onlar ise alay ediyorlar ١٢ (12)
(12)
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
37:13
وَإِذَا
ve ne zaman
wa-idhā
ve ne zaman ذُكِّرُوا۟ öğüt verilse dhukkirū
öğüt verilse لَا öğüt almazlar lā
öğüt almazlar يَذْكُرُونَ they receive admonition yadhkurūna
they receive admonition ١٣ (13)
(13)
ve ne zaman ذُكِّرُوا۟ öğüt verilse dhukkirū
öğüt verilse لَا öğüt almazlar lā
öğüt almazlar يَذْكُرُونَ they receive admonition yadhkurūna
they receive admonition ١٣ (13)
(13)
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
37:14
وَإِذَا
ve ne zaman
wa-idhā
ve ne zaman رَأَوْا۟ görseler ra-aw
görseler ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize يَسْتَسْخِرُونَ alay ederler yastaskhirūna
alay ederler ١٤ (14)
(14)
ve ne zaman رَأَوْا۟ görseler ra-aw
görseler ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize يَسْتَسْخِرُونَ alay ederler yastaskhirūna
alay ederler ١٤ (14)
(14)
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
37:15
وَقَالُوٓا۟
ve diyorlar
waqālū
ve diyorlar إِنْ değildir in
değildir هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey سِحْرٌۭ bir büyüden siḥ'run
bir büyüden مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık ١٥ (15)
(15)
ve diyorlar إِنْ değildir in
değildir هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey سِحْرٌۭ bir büyüden siḥ'run
bir büyüden مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık ١٥ (15)
(15)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
37:16
أَءِذَا
zaman mı?
a-idhā
zaman mı? مِتْنَا öldüğümüz mit'nā
öldüğümüz وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz تُرَابًۭا toprak turāban
toprak وَعِظَـٰمًا ve kemik waʿiẓāman
ve kemik أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَمَبْعُوثُونَ diriltileceğiz lamabʿūthūna
diriltileceğiz ١٦ (16)
(16)
zaman mı? مِتْنَا öldüğümüz mit'nā
öldüğümüz وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz تُرَابًۭا toprak turāban
toprak وَعِظَـٰمًا ve kemik waʿiẓāman
ve kemik أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَمَبْعُوثُونَ diriltileceğiz lamabʿūthūna
diriltileceğiz ١٦ (16)
(16)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
37:17
أَوَءَابَآؤُنَا
atalarımız da mı?
awaābāunā
atalarımız da mı? ٱلْأَوَّلُونَ evvelki l-awalūna
evvelki ١٧ (17)
(17)
atalarımız da mı? ٱلْأَوَّلُونَ evvelki l-awalūna
evvelki ١٧ (17)
(17)
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
37:18
قُلْ
de ki
qul
de ki نَعَمْ evet naʿam
evet وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz دَٰخِرُونَ aşağılanacaksınız dākhirūna
aşağılanacaksınız ١٨ (18)
(18)
de ki نَعَمْ evet naʿam
evet وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz دَٰخِرُونَ aşağılanacaksınız dākhirūna
aşağılanacaksınız ١٨ (18)
(18)
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
37:19
فَإِنَّمَا
sadece ibarettir
fa-innamā
sadece ibarettir هِىَ o (iş) hiya
o (iş) زَجْرَةٌۭ korkunç sesten zajratun
korkunç sesten وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek فَإِذَا hemen fa-idhā
hemen هُمْ onlar hum
onlar يَنظُرُونَ bakıp kalırlar yanẓurūna
bakıp kalırlar ١٩ (19)
(19)
sadece ibarettir هِىَ o (iş) hiya
o (iş) زَجْرَةٌۭ korkunç sesten zajratun
korkunç sesten وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek فَإِذَا hemen fa-idhā
hemen هُمْ onlar hum
onlar يَنظُرُونَ bakıp kalırlar yanẓurūna
bakıp kalırlar ١٩ (19)
(19)
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
37:20
وَقَالُوا۟
ve dediler
waqālū
ve dediler يَـٰوَيْلَنَا eyvah bize yāwaylanā
eyvah bize هَـٰذَا bu hādhā
bu يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza ٢٠ (20)
(20)
ve dediler يَـٰوَيْلَنَا eyvah bize yāwaylanā
eyvah bize هَـٰذَا bu hādhā
bu يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza ٢٠ (20)
(20)
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
37:21
هَـٰذَا
bu
hādhā
bu يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür ٱلْفَصْلِ hüküm l-faṣli
hüküm ٱلَّذِى olduğunuz alladhī
olduğunuz كُنتُم you used to kuntum
you used to بِهِۦ onu bihi
onu تُكَذِّبُونَ yalanlıyor tukadhibūna
yalanlıyor ٢١ (21)
(21)
bu يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür ٱلْفَصْلِ hüküm l-faṣli
hüküm ٱلَّذِى olduğunuz alladhī
olduğunuz كُنتُم you used to kuntum
you used to بِهِۦ onu bihi
onu تُكَذِّبُونَ yalanlıyor tukadhibūna
yalanlıyor ٢١ (21)
(21)
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
37:22
۞ ٱحْشُرُوا۟
toplayın
uḥ'shurū
toplayın ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ظَلَمُوا۟ (o) zalim(leri) ẓalamū
(o) zalim(leri) وَأَزْوَٰجَهُمْ ve onların eşlerini wa-azwājahum
ve onların eşlerini وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ olduklarını kānū
olduklarını يَعْبُدُونَ tapıyor(lar) yaʿbudūna
tapıyor(lar) ٢٢ (22)
(22)
toplayın ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ظَلَمُوا۟ (o) zalim(leri) ẓalamū
(o) zalim(leri) وَأَزْوَٰجَهُمْ ve onların eşlerini wa-azwājahum
ve onların eşlerini وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ olduklarını kānū
olduklarını يَعْبُدُونَ tapıyor(lar) yaʿbudūna
tapıyor(lar) ٢٢ (22)
(22)
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
37:23
مِن
başka
min
başka دُونِ Besides dūni
Besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan فَٱهْدُوهُمْ onları götürün fa-ih'dūhum
onları götürün إِلَىٰ yoluna ilā
yoluna صِرَٰطِ (the) Path ṣirāṭi
(the) Path ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ٢٣ (23)
(23)
başka دُونِ Besides dūni
Besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan فَٱهْدُوهُمْ onları götürün fa-ih'dūhum
onları götürün إِلَىٰ yoluna ilā
yoluna صِرَٰطِ (the) Path ṣirāṭi
(the) Path ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ٢٣ (23)
(23)
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
37:24
وَقِفُوهُمْ ۖ
ve durdurun onları
waqifūhum
ve durdurun onları إِنَّهُم çünkü onlar innahum
çünkü onlar مَّسْـُٔولُونَ sorguya çekileceklerdir masūlūna
sorguya çekileceklerdir ٢٤ (24)
(24)
ve durdurun onları إِنَّهُم çünkü onlar innahum
çünkü onlar مَّسْـُٔولُونَ sorguya çekileceklerdir masūlūna
sorguya çekileceklerdir ٢٤ (24)
(24)
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
37:25
مَا
size ne oldu ki?
mā
size ne oldu ki? لَكُمْ (is) for you lakum
(is) for you لَا birbirinize yardım etmiyorsunuz lā
birbirinize yardım etmiyorsunuz تَنَاصَرُونَ you help one another tanāṣarūna
you help one another ٢٥ (25)
(25)
size ne oldu ki? لَكُمْ (is) for you lakum
(is) for you لَا birbirinize yardım etmiyorsunuz lā
birbirinize yardım etmiyorsunuz تَنَاصَرُونَ you help one another tanāṣarūna
you help one another ٢٥ (25)
(25)
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
37:26
بَلْ
hayır
bal
hayır هُمُ onlar humu
onlar ٱلْيَوْمَ o gün l-yawma
o gün مُسْتَسْلِمُونَ teslim olmuşlardır mus'taslimūna
teslim olmuşlardır ٢٦ (26)
(26)
hayır هُمُ onlar humu
onlar ٱلْيَوْمَ o gün l-yawma
o gün مُسْتَسْلِمُونَ teslim olmuşlardır mus'taslimūna
teslim olmuşlardır ٢٦ (26)
(26)
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
37:27
وَأَقْبَلَ
ve döner
wa-aqbala
ve döner بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı عَلَىٰ diğerine ʿalā
diğerine بَعْضٍۢ others baʿḍin
others يَتَسَآءَلُونَ sorar yatasāalūna
sorar ٢٧ (27)
(27)
ve döner بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı عَلَىٰ diğerine ʿalā
diğerine بَعْضٍۢ others baʿḍin
others يَتَسَآءَلُونَ sorar yatasāalūna
sorar ٢٧ (27)
(27)
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
37:28
قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz كُنتُمْ bize gelirdiniz kuntum
bize gelirdiniz تَأْتُونَنَا come (to) us tatūnanā
come (to) us عَنِ sağdan ʿani
sağdan ٱلْيَمِينِ the right l-yamīni
the right ٢٨ (28)
(28)
dediler ki إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz كُنتُمْ bize gelirdiniz kuntum
bize gelirdiniz تَأْتُونَنَا come (to) us tatūnanā
come (to) us عَنِ sağdan ʿani
sağdan ٱلْيَمِينِ the right l-yamīni
the right ٢٨ (28)
(28)
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
37:29
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler بَل hayır bal
hayır لَّمْ zaten siz değildiniz lam
zaten siz değildiniz تَكُونُوا۟ you were takūnū
you were مُؤْمِنِينَ inanan insanlar mu'minīna
inanan insanlar ٢٩ (29)
(29)
dediler بَل hayır bal
hayır لَّمْ zaten siz değildiniz lam
zaten siz değildiniz تَكُونُوا۟ you were takūnū
you were مُؤْمِنِينَ inanan insanlar mu'minīna
inanan insanlar ٢٩ (29)
(29)
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
37:30
وَمَا
ve yoktu
wamā
ve yoktu كَانَ was kāna
was لَنَا bizim lanā
bizim عَلَيْكُم sizi zorlayacak ʿalaykum
sizi zorlayacak مِّن hiçbir min
hiçbir سُلْطَـٰنٍۭ ۖ gücümüz sul'ṭānin
gücümüz بَلْ bilakis bal
bilakis كُنتُمْ siz idiniz kuntum
siz idiniz قَوْمًۭا bir toplum qawman
bir toplum طَـٰغِينَ azgın ṭāghīna
azgın ٣٠ (30)
(30)
ve yoktu كَانَ was kāna
was لَنَا bizim lanā
bizim عَلَيْكُم sizi zorlayacak ʿalaykum
sizi zorlayacak مِّن hiçbir min
hiçbir سُلْطَـٰنٍۭ ۖ gücümüz sul'ṭānin
gücümüz بَلْ bilakis bal
bilakis كُنتُمْ siz idiniz kuntum
siz idiniz قَوْمًۭا bir toplum qawman
bir toplum طَـٰغِينَ azgın ṭāghīna
azgın ٣٠ (30)
(30)
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
37:31
فَحَقَّ
artık hak oldu
faḥaqqa
artık hak oldu عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize قَوْلُ sözü qawlu
sözü رَبِّنَآ ۖ Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَذَآئِقُونَ tadacağız ladhāiqūna
tadacağız ٣١ (31)
(31)
artık hak oldu عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize قَوْلُ sözü qawlu
sözü رَبِّنَآ ۖ Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَذَآئِقُونَ tadacağız ladhāiqūna
tadacağız ٣١ (31)
(31)
"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
37:32
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ
sizi azdırdık
fa-aghwaynākum
sizi azdırdık إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz كُنَّا kendimiz kunnā
kendimiz غَـٰوِينَ azmıştık ghāwīna
azmıştık ٣٢ (32)
(32)
sizi azdırdık إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz كُنَّا kendimiz kunnā
kendimiz غَـٰوِينَ azmıştık ghāwīna
azmıştık ٣٢ (32)
(32)
"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
37:33
فَإِنَّهُمْ
onlar
fa-innahum
onlar يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün فِى azabda fī
azabda ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment مُشْتَرِكُونَ ortaktırlar mush'tarikūna
ortaktırlar ٣٣ (33)
(33)
onlar يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün فِى azabda fī
azabda ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment مُشْتَرِكُونَ ortaktırlar mush'tarikūna
ortaktırlar ٣٣ (33)
(33)
O gün hepsi azabda birleşirler.
37:34
إِنَّا
biz
innā
biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَفْعَلُ yaparız nafʿalu
yaparız بِٱلْمُجْرِمِينَ suçlulara bil-muj'rimīna
suçlulara ٣٤ (34)
(34)
biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَفْعَلُ yaparız nafʿalu
yaparız بِٱلْمُجْرِمِينَ suçlulara bil-muj'rimīna
suçlulara ٣٤ (34)
(34)
Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
37:35
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
innahum
çünkü onlar كَانُوٓا۟ idiler kānū
idiler إِذَا zaman idhā
zaman قِيلَ dendiği qīla
dendiği لَهُمْ onlara lahum
onlara لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan يَسْتَكْبِرُونَ büyüklük tasıyor(lar) yastakbirūna
büyüklük tasıyor(lar) ٣٥ (35)
(35)
çünkü onlar كَانُوٓا۟ idiler kānū
idiler إِذَا zaman idhā
zaman قِيلَ dendiği qīla
dendiği لَهُمْ onlara lahum
onlara لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan يَسْتَكْبِرُونَ büyüklük tasıyor(lar) yastakbirūna
büyüklük tasıyor(lar) ٣٥ (35)
(35)
Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
37:36
وَيَقُولُونَ
ve derlerdi
wayaqūlūna
ve derlerdi أَئِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَتَارِكُوٓا۟ terk edeceğiz latārikū
terk edeceğiz ءَالِهَتِنَا tanrılarımızı ālihatinā
tanrılarımızı لِشَاعِرٍۢ bir şair için lishāʿirin
bir şair için مَّجْنُونٍۭ cinlenmiş majnūnin
cinlenmiş ٣٦ (36)
(36)
ve derlerdi أَئِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَتَارِكُوٓا۟ terk edeceğiz latārikū
terk edeceğiz ءَالِهَتِنَا tanrılarımızı ālihatinā
tanrılarımızı لِشَاعِرٍۢ bir şair için lishāʿirin
bir şair için مَّجْنُونٍۭ cinlenmiş majnūnin
cinlenmiş ٣٦ (36)
(36)
"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
37:37
بَلْ
hayır
bal
hayır جَآءَ o getirmişti jāa
o getirmişti بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği وَصَدَّقَ ve doğrulamıştı waṣaddaqa
ve doğrulamıştı ٱلْمُرْسَلِينَ elçileri l-mur'salīna
elçileri ٣٧ (37)
(37)
hayır جَآءَ o getirmişti jāa
o getirmişti بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği وَصَدَّقَ ve doğrulamıştı waṣaddaqa
ve doğrulamıştı ٱلْمُرْسَلِينَ elçileri l-mur'salīna
elçileri ٣٧ (37)
(37)
Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
37:38
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
innakum
şüphesiz siz لَذَآئِقُوا۟ tadacaksınız ladhāiqū
tadacaksınız ٱلْعَذَابِ azabı l-ʿadhābi
azabı ٱلْأَلِيمِ acı l-alīmi
acı ٣٨ (38)
(38)
şüphesiz siz لَذَآئِقُوا۟ tadacaksınız ladhāiqū
tadacaksınız ٱلْعَذَابِ azabı l-ʿadhābi
azabı ٱلْأَلِيمِ acı l-alīmi
acı ٣٨ (38)
(38)
Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
37:39
وَمَا
ve
wamā
ve تُجْزَوْنَ cezalandırılmayacaksınız tuj'zawna
cezalandırılmayacaksınız إِلَّا dışında illā
dışında مَا şeyler mā
şeyler كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış ٣٩ (39)
(39)
ve تُجْزَوْنَ cezalandırılmayacaksınız tuj'zawna
cezalandırılmayacaksınız إِلَّا dışında illā
dışında مَا şeyler mā
şeyler كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış ٣٩ (39)
(39)
Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
37:40
إِلَّا
(ve) hariçtir
illā
(ve) hariçtir عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis ٤٠ (40)
(40)
(ve) hariçtir عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis ٤٠ (40)
(40)
Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
37:41
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
ulāika
işte لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır رِزْقٌۭ bir rızık riz'qun
bir rızık مَّعْلُومٌۭ bilinen maʿlūmun
bilinen ٤١ (41)
(41)
işte لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır رِزْقٌۭ bir rızık riz'qun
bir rızık مَّعْلُومٌۭ bilinen maʿlūmun
bilinen ٤١ (41)
(41)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
37:42
فَوَٰكِهُ ۖ
(türlü) meyvalar
fawākihu
(türlü) meyvalar وَهُم ve onlar wahum
ve onlar مُّكْرَمُونَ ağırlanırlar muk'ramūna
ağırlanırlar ٤٢ (42)
(42)
(türlü) meyvalar وَهُم ve onlar wahum
ve onlar مُّكْرَمُونَ ağırlanırlar muk'ramūna
ağırlanırlar ٤٢ (42)
(42)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
37:43
فِى
cennetlerinde
fī
cennetlerinde جَنَّـٰتِ Gardens jannāti
Gardens ٱلنَّعِيمِ Ni'met l-naʿīmi
Ni'met ٤٣ (43)
(43)
cennetlerinde جَنَّـٰتِ Gardens jannāti
Gardens ٱلنَّعِيمِ Ni'met l-naʿīmi
Ni'met ٤٣ (43)
(43)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
37:44
عَلَىٰ
üzerinde
ʿalā
üzerinde سُرُرٍۢ tahtlar sururin
tahtlar مُّتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı otururlar mutaqābilīna
karşılıklı otururlar ٤٤ (44)
(44)
üzerinde سُرُرٍۢ tahtlar sururin
tahtlar مُّتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı otururlar mutaqābilīna
karşılıklı otururlar ٤٤ (44)
(44)
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
37:45
يُطَافُ
dolaştırılır
yuṭāfu
dolaştırılır عَلَيْهِم önlerinde ʿalayhim
önlerinde بِكَأْسٍۢ kadehler bikasin
kadehler مِّن akan kaynaktan min
akan kaynaktan مَّعِينٍۭ a flowing spring maʿīnin
a flowing spring ٤٥ (45)
(45)
dolaştırılır عَلَيْهِم önlerinde ʿalayhim
önlerinde بِكَأْسٍۢ kadehler bikasin
kadehler مِّن akan kaynaktan min
akan kaynaktan مَّعِينٍۭ a flowing spring maʿīnin
a flowing spring ٤٥ (45)
(45)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
37:46
بَيْضَآءَ
berrak
bayḍāa
berrak لَذَّةٍۢ lezzetli ladhatin
lezzetli لِّلشَّـٰرِبِينَ içenler için lilshāribīna
içenler için ٤٦ (46)
(46)
berrak لَذَّةٍۢ lezzetli ladhatin
lezzetli لِّلشَّـٰرِبِينَ içenler için lilshāribīna
içenler için ٤٦ (46)
(46)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
37:47
لَا
yoktur
lā
yoktur فِيهَا onda fīhā
onda غَوْلٌۭ sersemletme ghawlun
sersemletme وَلَا ve olmazlar walā
ve olmazlar هُمْ onlar hum
onlar عَنْهَا onunla ʿanhā
onunla يُنزَفُونَ sarhoş yunzafūna
sarhoş ٤٧ (47)
(47)
yoktur فِيهَا onda fīhā
onda غَوْلٌۭ sersemletme ghawlun
sersemletme وَلَا ve olmazlar walā
ve olmazlar هُمْ onlar hum
onlar عَنْهَا onunla ʿanhā
onunla يُنزَفُونَ sarhoş yunzafūna
sarhoş ٤٧ (47)
(47)
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
37:48
وَعِندَهُمْ
ve yanlarında (vardır)
waʿindahum
ve yanlarında (vardır) قَـٰصِرَٰتُ kendilerini hapsetmiş qāṣirātu
kendilerini hapsetmiş ٱلطَّرْفِ bakışlarıyla l-ṭarfi
bakışlarıyla عِينٌۭ iri gözlü (eşler) ʿīnun
iri gözlü (eşler) ٤٨ (48)
(48)
ve yanlarında (vardır) قَـٰصِرَٰتُ kendilerini hapsetmiş qāṣirātu
kendilerini hapsetmiş ٱلطَّرْفِ bakışlarıyla l-ṭarfi
bakışlarıyla عِينٌۭ iri gözlü (eşler) ʿīnun
iri gözlü (eşler) ٤٨ (48)
(48)
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
37:49
كَأَنَّهُنَّ
onlar gibi (eşlerdir)
ka-annahunna
onlar gibi (eşlerdir) بَيْضٌۭ bembeyaz yumurta bayḍun
bembeyaz yumurta مَّكْنُونٌۭ saklı maknūnun
saklı ٤٩ (49)
(49)
onlar gibi (eşlerdir) بَيْضٌۭ bembeyaz yumurta bayḍun
bembeyaz yumurta مَّكْنُونٌۭ saklı maknūnun
saklı ٤٩ (49)
(49)
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
37:50
فَأَقْبَلَ
dönmüş
fa-aqbala
dönmüş بَعْضُهُمْ biri baʿḍuhum
biri عَلَىٰ diğerine ʿalā
diğerine بَعْضٍۢ others baʿḍin
others يَتَسَآءَلُونَ soruyorlar yatasāalūna
soruyorlar ٥٠ (50)
(50)
dönmüş بَعْضُهُمْ biri baʿḍuhum
biri عَلَىٰ diğerine ʿalā
diğerine بَعْضٍۢ others baʿḍin
others يَتَسَآءَلُونَ soruyorlar yatasāalūna
soruyorlar ٥٠ (50)
(50)
Birbirlerine dönüp sorarlar:
37:51
قَالَ
dedi
qāla
dedi قَآئِلٌۭ bir sözcü qāilun
bir sözcü مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan إِنِّى şüphesiz innī
şüphesiz كَانَ vardı kāna
vardı لِى benim lī
benim قَرِينٌۭ bir arkadaşım qarīnun
bir arkadaşım ٥١ (51)
(51)
dedi قَآئِلٌۭ bir sözcü qāilun
bir sözcü مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan إِنِّى şüphesiz innī
şüphesiz كَانَ vardı kāna
vardı لِى benim lī
benim قَرِينٌۭ bir arkadaşım qarīnun
bir arkadaşım ٥١ (51)
(51)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
37:52
يَقُولُ
derdi ki
yaqūlu
derdi ki أَءِنَّكَ sen misin? a-innaka
sen misin? لَمِنَ kimseler(den) lamina
kimseler(den) ٱلْمُصَدِّقِينَ doğrulayan(lar) l-muṣadiqīna
doğrulayan(lar) ٥٢ (52)
(52)
derdi ki أَءِنَّكَ sen misin? a-innaka
sen misin? لَمِنَ kimseler(den) lamina
kimseler(den) ٱلْمُصَدِّقِينَ doğrulayan(lar) l-muṣadiqīna
doğrulayan(lar) ٥٢ (52)
(52)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
37:53
أَءِذَا
zaman mı?
a-idhā
zaman mı? مِتْنَا biz öldüğümüz mit'nā
biz öldüğümüz وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz تُرَابًۭا toprak turāban
toprak وَعِظَـٰمًا ve kemik waʿiẓāman
ve kemik أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَمَدِينُونَ cezalanacağız lamadīnūna
cezalanacağız ٥٣ (53)
(53)
zaman mı? مِتْنَا biz öldüğümüz mit'nā
biz öldüğümüz وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz تُرَابًۭا toprak turāban
toprak وَعِظَـٰمًا ve kemik waʿiẓāman
ve kemik أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَمَدِينُونَ cezalanacağız lamadīnūna
cezalanacağız ٥٣ (53)
(53)
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
37:54
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki هَلْ siz hal
siz أَنتُم you antum
you مُّطَّلِعُونَ bakar mısınız? muṭṭaliʿūna
bakar mısınız? ٥٤ (54)
(54)
dedi ki هَلْ siz hal
siz أَنتُم you antum
you مُّطَّلِعُونَ bakar mısınız? muṭṭaliʿūna
bakar mısınız? ٥٤ (54)
(54)
Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
37:55
فَٱطَّلَعَ
baktı
fa-iṭṭalaʿa
baktı فَرَءَاهُ onu gördü faraāhu
onu gördü فِى ortasında fī
ortasında سَوَآءِ (the) midst sawāi
(the) midst ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ٥٥ (55)
(55)
baktı فَرَءَاهُ onu gördü faraāhu
onu gördü فِى ortasında fī
ortasında سَوَآءِ (the) midst sawāi
(the) midst ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ٥٥ (55)
(55)
Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
37:56
قَالَ
dedi
qāla
dedi تَٱللَّهِ tallahi tal-lahi
tallahi إِن sen az daha in
sen az daha كِدتَّ you almost kidtta
you almost لَتُرْدِينِ beni de alçaltacaktın latur'dīni
beni de alçaltacaktın ٥٦ (56)
(56)
dedi تَٱللَّهِ tallahi tal-lahi
tallahi إِن sen az daha in
sen az daha كِدتَّ you almost kidtta
you almost لَتُرْدِينِ beni de alçaltacaktın latur'dīni
beni de alçaltacaktın ٥٦ (56)
(56)
Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
37:57
وَلَوْلَا
ve olmasaydı
walawlā
ve olmasaydı نِعْمَةُ ni'meti niʿ'matu
ni'meti رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin لَكُنتُ şimdi ben de olurdum lakuntu
şimdi ben de olurdum مِنَ (oraya) getirilenlerden mina
(oraya) getirilenlerden ٱلْمُحْضَرِينَ those brought l-muḥ'ḍarīna
those brought ٥٧ (57)
(57)
ve olmasaydı نِعْمَةُ ni'meti niʿ'matu
ni'meti رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin لَكُنتُ şimdi ben de olurdum lakuntu
şimdi ben de olurdum مِنَ (oraya) getirilenlerden mina
(oraya) getirilenlerden ٱلْمُحْضَرِينَ those brought l-muḥ'ḍarīna
those brought ٥٧ (57)
(57)
"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
37:58
أَفَمَا
değil miyiz?
afamā
değil miyiz? نَحْنُ biz naḥnu
biz بِمَيِّتِينَ öleceklerden bimayyitīna
öleceklerden ٥٨ (58)
(58)
değil miyiz? نَحْنُ biz naḥnu
biz بِمَيِّتِينَ öleceklerden bimayyitīna
öleceklerden ٥٨ (58)
(58)
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
37:59
إِلَّا
dışında
illā
dışında مَوْتَتَنَا ölümümüz mawtatanā
ölümümüz ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz بِمُعَذَّبِينَ azaba uğratılcak bimuʿadhabīna
azaba uğratılcak ٥٩ (59)
(59)
dışında مَوْتَتَنَا ölümümüz mawtatanā
ölümümüz ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz بِمُعَذَّبِينَ azaba uğratılcak bimuʿadhabīna
azaba uğratılcak ٥٩ (59)
(59)
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
37:60
إِنَّ
gerçekten
inna
gerçekten هَـٰذَا bu hādhā
bu لَهُوَ ta kendisidir lahuwa
ta kendisidir ٱلْفَوْزُ başarının l-fawzu
başarının ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٦٠ (60)
(60)
gerçekten هَـٰذَا bu hādhā
bu لَهُوَ ta kendisidir lahuwa
ta kendisidir ٱلْفَوْزُ başarının l-fawzu
başarının ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٦٠ (60)
(60)
İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
37:61
لِمِثْلِ
misli gibi
limith'li
misli gibi هَـٰذَا bunun hādhā
bunun فَلْيَعْمَلِ çalışsınlar falyaʿmali
çalışsınlar ٱلْعَـٰمِلُونَ çalışanlar l-ʿāmilūna
çalışanlar ٦١ (61)
(61)
misli gibi هَـٰذَا bunun hādhā
bunun فَلْيَعْمَلِ çalışsınlar falyaʿmali
çalışsınlar ٱلْعَـٰمِلُونَ çalışanlar l-ʿāmilūna
çalışanlar ٦١ (61)
(61)
Çalışanlar bunun için çalışsın.
37:62
أَذَٰلِكَ
bu mu?
adhālika
bu mu? خَيْرٌۭ hayırlı khayrun
hayırlı نُّزُلًا ağırlanmak için nuzulan
ağırlanmak için أَمْ yoksa am
yoksa شَجَرَةُ ağacı (mı?) shajaratu
ağacı (mı?) ٱلزَّقُّومِ zakkum l-zaqūmi
zakkum ٦٢ (62)
(62)
bu mu? خَيْرٌۭ hayırlı khayrun
hayırlı نُّزُلًا ağırlanmak için nuzulan
ağırlanmak için أَمْ yoksa am
yoksa شَجَرَةُ ağacı (mı?) shajaratu
ağacı (mı?) ٱلزَّقُّومِ zakkum l-zaqūmi
zakkum ٦٢ (62)
(62)
Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
37:63
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz جَعَلْنَـٰهَا onu yaptık jaʿalnāhā
onu yaptık فِتْنَةًۭ bir fitne (sınav) fit'natan
bir fitne (sınav) لِّلظَّـٰلِمِينَ zalimler için lilẓẓālimīna
zalimler için ٦٣ (63)
(63)
elbette biz جَعَلْنَـٰهَا onu yaptık jaʿalnāhā
onu yaptık فِتْنَةًۭ bir fitne (sınav) fit'natan
bir fitne (sınav) لِّلظَّـٰلِمِينَ zalimler için lilẓẓālimīna
zalimler için ٦٣ (63)
(63)
Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
37:64
إِنَّهَا
elbette o
innahā
elbette o شَجَرَةٌۭ bir ağaçtır shajaratun
bir ağaçtır تَخْرُجُ çıkan takhruju
çıkan فِىٓ dibinde fī
dibinde أَصْلِ (the) bottom aṣli
(the) bottom ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ٦٤ (64)
(64)
elbette o شَجَرَةٌۭ bir ağaçtır shajaratun
bir ağaçtır تَخْرُجُ çıkan takhruju
çıkan فِىٓ dibinde fī
dibinde أَصْلِ (the) bottom aṣli
(the) bottom ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ٦٤ (64)
(64)
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
37:65
طَلْعُهَا
tomurcukları
ṭalʿuhā
tomurcukları كَأَنَّهُۥ gibidir ka-annahu
gibidir رُءُوسُ başları ruūsu
başları ٱلشَّيَـٰطِينِ şeytanların l-shayāṭīni
şeytanların ٦٥ (65)
(65)
tomurcukları كَأَنَّهُۥ gibidir ka-annahu
gibidir رُءُوسُ başları ruūsu
başları ٱلشَّيَـٰطِينِ şeytanların l-shayāṭīni
şeytanların ٦٥ (65)
(65)
Tomurcukları şeytan başı gibidir.
37:66
فَإِنَّهُمْ
onlar
fa-innahum
onlar لَـَٔاكِلُونَ yiyeceklerdir laākilūna
yiyeceklerdir مِنْهَا ondan min'hā
ondan فَمَالِـُٔونَ ve dolduracaklardır famāliūna
ve dolduracaklardır مِنْهَا onunla min'hā
onunla ٱلْبُطُونَ karınlarını l-buṭūna
karınlarını ٦٦ (66)
(66)
onlar لَـَٔاكِلُونَ yiyeceklerdir laākilūna
yiyeceklerdir مِنْهَا ondan min'hā
ondan فَمَالِـُٔونَ ve dolduracaklardır famāliūna
ve dolduracaklardır مِنْهَا onunla min'hā
onunla ٱلْبُطُونَ karınlarını l-buṭūna
karınlarını ٦٦ (66)
(66)
İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
37:67
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz لَهُمْ onların vardır lahum
onların vardır عَلَيْهَا bunun üzerine ʿalayhā
bunun üzerine لَشَوْبًۭا bir içkileri lashawban
bir içkileri مِّنْ kaynar sudan min
kaynar sudan حَمِيمٍۢ boiling water ḥamīmin
boiling water ٦٧ (67)
(67)
sonra إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz لَهُمْ onların vardır lahum
onların vardır عَلَيْهَا bunun üzerine ʿalayhā
bunun üzerine لَشَوْبًۭا bir içkileri lashawban
bir içkileri مِّنْ kaynar sudan min
kaynar sudan حَمِيمٍۢ boiling water ḥamīmin
boiling water ٦٧ (67)
(67)
Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
37:68
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra إِنَّ elbette inna
elbette مَرْجِعَهُمْ dönecekleri yer marjiʿahum
dönecekleri yer لَإِلَى mutlaka la-ilā
mutlaka ٱلْجَحِيمِ cehennemdir l-jaḥīmi
cehennemdir ٦٨ (68)
(68)
sonra إِنَّ elbette inna
elbette مَرْجِعَهُمْ dönecekleri yer marjiʿahum
dönecekleri yer لَإِلَى mutlaka la-ilā
mutlaka ٱلْجَحِيمِ cehennemdir l-jaḥīmi
cehennemdir ٦٨ (68)
(68)
Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
37:69
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
innahum
çünkü onlar أَلْفَوْا۟ buldular alfaw
buldular ءَابَآءَهُمْ babalarını ābāahum
babalarını ضَآلِّينَ sapık kimseler ḍāllīna
sapık kimseler ٦٩ (69)
(69)
çünkü onlar أَلْفَوْا۟ buldular alfaw
buldular ءَابَآءَهُمْ babalarını ābāahum
babalarını ضَآلِّينَ sapık kimseler ḍāllīna
sapık kimseler ٦٩ (69)
(69)
Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
37:70
فَهُمْ
kendileri de
fahum
kendileri de عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde ءَاثَـٰرِهِمْ onların izleri āthārihim
onların izleri يُهْرَعُونَ koşturuyorlar yuh'raʿūna
koşturuyorlar ٧٠ (70)
(70)
kendileri de عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde ءَاثَـٰرِهِمْ onların izleri āthārihim
onların izleri يُهْرَعُونَ koşturuyorlar yuh'raʿūna
koşturuyorlar ٧٠ (70)
(70)
Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
37:71
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun ضَلَّ sapmıştı ḍalla
sapmıştı قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce أَكْثَرُ çoğu aktharu
çoğu ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin ٧١ (71)
(71)
ve andolsun ضَلَّ sapmıştı ḍalla
sapmıştı قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce أَكْثَرُ çoğu aktharu
çoğu ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin ٧١ (71)
(71)
Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
37:72
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun أَرْسَلْنَا biz göndermiştik arsalnā
biz göndermiştik فِيهِم onların içine fīhim
onların içine مُّنذِرِينَ uyarıcılar mundhirīna
uyarıcılar ٧٢ (72)
(72)
ve andolsun أَرْسَلْنَا biz göndermiştik arsalnā
biz göndermiştik فِيهِم onların içine fīhim
onların içine مُّنذِرِينَ uyarıcılar mundhirīna
uyarıcılar ٧٢ (72)
(72)
And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
37:73
فَٱنظُرْ
bak
fa-unẓur
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ oldu kāna
oldu عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu ٱلْمُنذَرِينَ uyarılanların l-mundharīna
uyarılanların ٧٣ (73)
(73)
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ oldu kāna
oldu عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu ٱلْمُنذَرِينَ uyarılanların l-mundharīna
uyarılanların ٧٣ (73)
(73)
Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
37:74
إِلَّا
ancak hariçtir
illā
ancak hariçtir عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis ٧٤ (74)
(74)
ancak hariçtir عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis ٧٤ (74)
(74)
Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
37:75
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun نَادَىٰنَا bize yalvarmıştı nādānā
bize yalvarmıştı نُوحٌۭ Nuh nūḥun
Nuh فَلَنِعْمَ ne güzel falaniʿ'ma
ne güzel ٱلْمُجِيبُونَ kabul buyurmuştuk l-mujībūna
kabul buyurmuştuk ٧٥ (75)
(75)
ve andolsun نَادَىٰنَا bize yalvarmıştı nādānā
bize yalvarmıştı نُوحٌۭ Nuh nūḥun
Nuh فَلَنِعْمَ ne güzel falaniʿ'ma
ne güzel ٱلْمُجِيبُونَ kabul buyurmuştuk l-mujībūna
kabul buyurmuştuk ٧٥ (75)
(75)
And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
37:76
وَنَجَّيْنَـٰهُ
onu kurtarmıştık
wanajjaynāhu
onu kurtarmıştık وَأَهْلَهُۥ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini مِنَ sıkıntıdan mina
sıkıntıdan ٱلْكَرْبِ the distress l-karbi
the distress ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٧٦ (76)
(76)
onu kurtarmıştık وَأَهْلَهُۥ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini مِنَ sıkıntıdan mina
sıkıntıdan ٱلْكَرْبِ the distress l-karbi
the distress ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٧٦ (76)
(76)
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
37:77
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
wajaʿalnā
ve yaptık ذُرِّيَّتَهُۥ onun zürriyetini dhurriyyatahu
onun zürriyetini هُمُ onları humu
onları ٱلْبَاقِينَ kalıcı l-bāqīna
kalıcı ٧٧ (77)
(77)
ve yaptık ذُرِّيَّتَهُۥ onun zürriyetini dhurriyyatahu
onun zürriyetini هُمُ onları humu
onları ٱلْبَاقِينَ kalıcı l-bāqīna
kalıcı ٧٧ (77)
(77)
Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
37:78
وَتَرَكْنَا
ve (iyi bir ün) bıraktık
wataraknā
ve (iyi bir ün) bıraktık عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona فِى arasında fī
arasında ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ٧٨ (78)
(78)
ve (iyi bir ün) bıraktık عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona فِى arasında fī
arasında ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ٧٨ (78)
(78)
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
37:79
سَلَـٰمٌ
selam olsun
salāmun
selam olsun عَلَىٰ Nuh'a ʿalā
Nuh'a نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh فِى içinde fī
içinde ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler ٧٩ (79)
(79)
selam olsun عَلَىٰ Nuh'a ʿalā
Nuh'a نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh فِى içinde fī
içinde ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler ٧٩ (79)
(79)
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
37:80
إِنَّا
şüphesiz biz
innā
şüphesiz biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ٨٠ (80)
(80)
şüphesiz biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ٨٠ (80)
(80)
İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
37:81
إِنَّهُۥ
çünkü o
innahu
çünkü o مِنْ bizim kullarımızdandır min
bizim kullarımızdandır عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan l-mu'minīna
inanan ٨١ (81)
(81)
çünkü o مِنْ bizim kullarımızdandır min
bizim kullarımızdandır عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan l-mu'minīna
inanan ٨١ (81)
(81)
Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
37:82
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra أَغْرَقْنَا suda boğduk aghraqnā
suda boğduk ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini ٨٢ (82)
(82)
sonra أَغْرَقْنَا suda boğduk aghraqnā
suda boğduk ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini ٨٢ (82)
(82)
Sonra, diğerlerini suda boğduk.
37:83
۞ وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz مِن onun kolundan idi min
onun kolundan idi شِيعَتِهِۦ his kind shīʿatihi
his kind لَإِبْرَٰهِيمَ İbrahim de la-ib'rāhīma
İbrahim de ٨٣ (83)
(83)
ve şüphesiz مِن onun kolundan idi min
onun kolundan idi شِيعَتِهِۦ his kind shīʿatihi
his kind لَإِبْرَٰهِيمَ İbrahim de la-ib'rāhīma
İbrahim de ٨٣ (83)
(83)
İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
37:84
إِذْ
zira
idh
zira جَآءَ gelmişti jāa
gelmişti رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine بِقَلْبٍۢ bir kalb ile biqalbin
bir kalb ile سَلِيمٍ tertemiz salīmin
tertemiz ٨٤ (84)
(84)
zira جَآءَ gelmişti jāa
gelmişti رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine بِقَلْبٍۢ bir kalb ile biqalbin
bir kalb ile سَلِيمٍ tertemiz salīmin
tertemiz ٨٤ (84)
(84)
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
37:85
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına وَقَوْمِهِۦ ve kavmine waqawmihi
ve kavmine مَاذَا neye mādhā
neye تَعْبُدُونَ tapıyorsunuz taʿbudūna
tapıyorsunuz ٨٥ (85)
(85)
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına وَقَوْمِهِۦ ve kavmine waqawmihi
ve kavmine مَاذَا neye mādhā
neye تَعْبُدُونَ tapıyorsunuz taʿbudūna
tapıyorsunuz ٨٥ (85)
(85)
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
37:86
أَئِفْكًا
uydurma
a-if'kan
uydurma ءَالِهَةًۭ tanrılar (mı?) ālihatan
tanrılar (mı?) دُونَ bırakıp dūna
bırakıp ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı تُرِيدُونَ istiyorsunuz turīdūna
istiyorsunuz ٨٦ (86)
(86)
uydurma ءَالِهَةًۭ tanrılar (mı?) ālihatan
tanrılar (mı?) دُونَ bırakıp dūna
bırakıp ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı تُرِيدُونَ istiyorsunuz turīdūna
istiyorsunuz ٨٦ (86)
(86)
"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
37:87
فَمَا
nedir?
famā
nedir? ظَنُّكُم zannınız ẓannukum
zannınız بِرَبِّ Rabbi hakkında birabbi
Rabbi hakkında ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٨٧ (87)
(87)
nedir? ظَنُّكُم zannınız ẓannukum
zannınız بِرَبِّ Rabbi hakkında birabbi
Rabbi hakkında ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٨٧ (87)
(87)
"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
37:88
فَنَظَرَ
baktı
fanaẓara
baktı نَظْرَةًۭ göz atarak naẓratan
göz atarak فِى yıldızlara fī
yıldızlara ٱلنُّجُومِ the stars l-nujūmi
the stars ٨٨ (88)
(88)
baktı نَظْرَةًۭ göz atarak naẓratan
göz atarak فِى yıldızlara fī
yıldızlara ٱلنُّجُومِ the stars l-nujūmi
the stars ٨٨ (88)
(88)
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
37:89
فَقَالَ
ve dedi
faqāla
ve dedi إِنِّى elbette ben innī
elbette ben سَقِيمٌۭ hastayım saqīmun
hastayım ٨٩ (89)
(89)
ve dedi إِنِّى elbette ben innī
elbette ben سَقِيمٌۭ hastayım saqīmun
hastayım ٨٩ (89)
(89)
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
37:90
فَتَوَلَّوْا۟
bunun üzerine kaçtılar
fatawallaw
bunun üzerine kaçtılar عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan مُدْبِرِينَ arkalarını dönüp mud'birīna
arkalarını dönüp ٩٠ (90)
(90)
bunun üzerine kaçtılar عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan مُدْبِرِينَ arkalarını dönüp mud'birīna
arkalarını dönüp ٩٠ (90)
(90)
Onu bırakıp gittiler.
37:91
فَرَاغَ
o da gizlice sokuldu
farāgha
o da gizlice sokuldu إِلَىٰٓ onların tanrılarına ilā
onların tanrılarına ءَالِهَتِهِمْ their gods ālihatihim
their gods فَقَالَ ve dedi faqāla
ve dedi أَلَا yemez misini? alā
yemez misini? تَأْكُلُونَ you eat takulūna
you eat ٩١ (91)
(91)
o da gizlice sokuldu إِلَىٰٓ onların tanrılarına ilā
onların tanrılarına ءَالِهَتِهِمْ their gods ālihatihim
their gods فَقَالَ ve dedi faqāla
ve dedi أَلَا yemez misini? alā
yemez misini? تَأْكُلُونَ you eat takulūna
you eat ٩١ (91)
(91)
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
37:92
مَا
neyiniz var?
mā
neyiniz var? لَكُمْ for you lakum
for you لَا konuşmuyorsunuz lā
konuşmuyorsunuz تَنطِقُونَ you speak tanṭiqūna
you speak ٩٢ (92)
(92)
neyiniz var? لَكُمْ for you lakum
for you لَا konuşmuyorsunuz lā
konuşmuyorsunuz تَنطِقُونَ you speak tanṭiqūna
you speak ٩٢ (92)
(92)
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
37:93
فَرَاغَ
ve gizlice sokulup
farāgha
ve gizlice sokulup عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine ضَرْبًۢا darbe indirdi ḍarban
darbe indirdi بِٱلْيَمِينِ sağ eliyle bil-yamīni
sağ eliyle ٩٣ (93)
(93)
ve gizlice sokulup عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine ضَرْبًۢا darbe indirdi ḍarban
darbe indirdi بِٱلْيَمِينِ sağ eliyle bil-yamīni
sağ eliyle ٩٣ (93)
(93)
Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
37:94
فَأَقْبَلُوٓا۟
hemen gittiler
fa-aqbalū
hemen gittiler إِلَيْهِ ona ilayhi
ona يَزِفُّونَ koşarak yaziffūna
koşarak ٩٤ (94)
(94)
hemen gittiler إِلَيْهِ ona ilayhi
ona يَزِفُّونَ koşarak yaziffūna
koşarak ٩٤ (94)
(94)
Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
37:95
قَالَ
dedi
qāla
dedi أَتَعْبُدُونَ şeylere-mi tapıyorsunuz? ataʿbudūna
şeylere-mi tapıyorsunuz? مَا şeylere mā
şeylere تَنْحِتُونَ yonttuğunuz tanḥitūna
yonttuğunuz ٩٥ (95)
(95)
dedi أَتَعْبُدُونَ şeylere-mi tapıyorsunuz? ataʿbudūna
şeylere-mi tapıyorsunuz? مَا şeylere mā
şeylere تَنْحِتُونَ yonttuğunuz tanḥitūna
yonttuğunuz ٩٥ (95)
(95)
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
37:96
وَٱللَّهُ
oysa Allah
wal-lahu
oysa Allah خَلَقَكُمْ sizi yaratmıştır khalaqakum
sizi yaratmıştır وَمَا ve (bu şeyleri) wamā
ve (bu şeyleri) تَعْمَلُونَ yaptığınız taʿmalūna
yaptığınız ٩٦ (96)
(96)
oysa Allah خَلَقَكُمْ sizi yaratmıştır khalaqakum
sizi yaratmıştır وَمَا ve (bu şeyleri) wamā
ve (bu şeyleri) تَعْمَلُونَ yaptığınız taʿmalūna
yaptığınız ٩٦ (96)
(96)
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
37:97
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler ٱبْنُوا۟ yapın ib'nū
yapın لَهُۥ onun için lahu
onun için بُنْيَـٰنًۭا bir bina bun'yānan
bir bina فَأَلْقُوهُ ve onu atın fa-alqūhu
ve onu atın فِى ateşe fī
ateşe ٱلْجَحِيمِ the blazing Fire l-jaḥīmi
the blazing Fire ٩٧ (97)
(97)
dediler ٱبْنُوا۟ yapın ib'nū
yapın لَهُۥ onun için lahu
onun için بُنْيَـٰنًۭا bir bina bun'yānan
bir bina فَأَلْقُوهُ ve onu atın fa-alqūhu
ve onu atın فِى ateşe fī
ateşe ٱلْجَحِيمِ the blazing Fire l-jaḥīmi
the blazing Fire ٩٧ (97)
(97)
Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
37:98
فَأَرَادُوا۟
ve istediler
fa-arādū
ve istediler بِهِۦ ona bihi
ona كَيْدًۭا bir tuzak kurmak kaydan
bir tuzak kurmak فَجَعَلْنَـٰهُمُ biz de onları kıldık fajaʿalnāhumu
biz de onları kıldık ٱلْأَسْفَلِينَ aşağılıklardan l-asfalīna
aşağılıklardan ٩٨ (98)
(98)
ve istediler بِهِۦ ona bihi
ona كَيْدًۭا bir tuzak kurmak kaydan
bir tuzak kurmak فَجَعَلْنَـٰهُمُ biz de onları kıldık fajaʿalnāhumu
biz de onları kıldık ٱلْأَسْفَلِينَ aşağılıklardan l-asfalīna
aşağılıklardan ٩٨ (98)
(98)
Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
37:99
وَقَالَ
ve dedi ki
waqāla
ve dedi ki إِنِّى elbette ben innī
elbette ben ذَاهِبٌ gideceğim dhāhibun
gideceğim إِلَىٰ Rabbime ilā
Rabbime رَبِّى my Lord rabbī
my Lord سَيَهْدِينِ O beni doğru yola iletecek sayahdīni
O beni doğru yola iletecek ٩٩ (99)
(99)
ve dedi ki إِنِّى elbette ben innī
elbette ben ذَاهِبٌ gideceğim dhāhibun
gideceğim إِلَىٰ Rabbime ilā
Rabbime رَبِّى my Lord rabbī
my Lord سَيَهْدِينِ O beni doğru yola iletecek sayahdīni
O beni doğru yola iletecek ٩٩ (99)
(99)
İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
37:100
رَبِّ
Rabbim
rabbi
Rabbim هَبْ lutfet hab
lutfet لِى bana lī
bana مِنَ iyilerden (bir çocuk) mina
iyilerden (bir çocuk) ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous ١٠٠ (100)
(100)
Rabbim هَبْ lutfet hab
lutfet لِى bana lī
bana مِنَ iyilerden (bir çocuk) mina
iyilerden (bir çocuk) ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous ١٠٠ (100)
(100)
"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
37:101
فَبَشَّرْنَـٰهُ
ona müjdeledik
fabasharnāhu
ona müjdeledik بِغُلَـٰمٍ bir erkek çocuk bighulāmin
bir erkek çocuk حَلِيمٍۢ halim ḥalīmin
halim ١٠١ (101)
(101)
ona müjdeledik بِغُلَـٰمٍ bir erkek çocuk bighulāmin
bir erkek çocuk حَلِيمٍۢ halim ḥalīmin
halim ١٠١ (101)
(101)
Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
37:102
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki بَلَغَ (çocuk) erişince; balagha
(çocuk) erişince; مَعَهُ onun yanında maʿahu
onun yanında ٱلسَّعْىَ koşma çağına l-saʿya
koşma çağına قَالَ (İbrahim ona) dedi qāla
(İbrahim ona) dedi يَـٰبُنَىَّ ey yavrum yābunayya
ey yavrum إِنِّىٓ şüphesiz ki ben innī
şüphesiz ki ben أَرَىٰ görüyorum arā
görüyorum فِى uykuda fī
uykuda ٱلْمَنَامِ the dream l-manāmi
the dream أَنِّىٓ ben annī
ben أَذْبَحُكَ seni kesiyorum adhbaḥuka
seni kesiyorum فَٱنظُرْ (düşün) bak fa-unẓur
(düşün) bak مَاذَا ne? mādhā
ne? تَرَىٰ ۚ görüyorsun (dersin) tarā
görüyorsun (dersin) قَالَ dedi qāla
dedi يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım ٱفْعَلْ yap if'ʿal
yap مَا şeyi mā
şeyi تُؤْمَرُ ۖ sana emredilen tu'maru
sana emredilen سَتَجِدُنِىٓ beni bulacaksın satajidunī
beni bulacaksın إِن eğer in
eğer شَآءَ dilerse shāa
dilerse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنَ sabredenlerden mina
sabredenlerden ٱلصَّـٰبِرِينَ the patient ones l-ṣābirīna
the patient ones ١٠٢ (102)
(102)
ne zaman ki بَلَغَ (çocuk) erişince; balagha
(çocuk) erişince; مَعَهُ onun yanında maʿahu
onun yanında ٱلسَّعْىَ koşma çağına l-saʿya
koşma çağına قَالَ (İbrahim ona) dedi qāla
(İbrahim ona) dedi يَـٰبُنَىَّ ey yavrum yābunayya
ey yavrum إِنِّىٓ şüphesiz ki ben innī
şüphesiz ki ben أَرَىٰ görüyorum arā
görüyorum فِى uykuda fī
uykuda ٱلْمَنَامِ the dream l-manāmi
the dream أَنِّىٓ ben annī
ben أَذْبَحُكَ seni kesiyorum adhbaḥuka
seni kesiyorum فَٱنظُرْ (düşün) bak fa-unẓur
(düşün) bak مَاذَا ne? mādhā
ne? تَرَىٰ ۚ görüyorsun (dersin) tarā
görüyorsun (dersin) قَالَ dedi qāla
dedi يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım ٱفْعَلْ yap if'ʿal
yap مَا şeyi mā
şeyi تُؤْمَرُ ۖ sana emredilen tu'maru
sana emredilen سَتَجِدُنِىٓ beni bulacaksın satajidunī
beni bulacaksın إِن eğer in
eğer شَآءَ dilerse shāa
dilerse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنَ sabredenlerden mina
sabredenlerden ٱلصَّـٰبِرِينَ the patient ones l-ṣābirīna
the patient ones ١٠٢ (102)
(102)
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
37:103
فَلَمَّآ
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki أَسْلَمَا ikisi (Allah'ın emrine) teslim oludu aslamā
ikisi (Allah'ın emrine) teslim oludu وَتَلَّهُۥ ve (çocuğu) yıktı watallahu
ve (çocuğu) yıktı لِلْجَبِينِ alnı üzerine lil'jabīni
alnı üzerine ١٠٣ (103)
(103)
ne zaman ki أَسْلَمَا ikisi (Allah'ın emrine) teslim oludu aslamā
ikisi (Allah'ın emrine) teslim oludu وَتَلَّهُۥ ve (çocuğu) yıktı watallahu
ve (çocuğu) yıktı لِلْجَبِينِ alnı üzerine lil'jabīni
alnı üzerine ١٠٣ (103)
(103)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
37:104
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ
ve biz ona seslendik
wanādaynāhu
ve biz ona seslendik أَن diye an
diye يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ey İbrahim yāib'rāhīmu
ey İbrahim ١٠٤ (104)
(104)
ve biz ona seslendik أَن diye an
diye يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ey İbrahim yāib'rāhīmu
ey İbrahim ١٠٤ (104)
(104)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
37:105
قَدْ
andolsun
qad
andolsun صَدَّقْتَ sen doğruladın ṣaddaqta
sen doğruladın ٱلرُّءْيَآ ۚ rüyayı l-ru'yā
rüyayı إِنَّا elbette biz innā
elbette biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١٠٥ (105)
(105)
andolsun صَدَّقْتَ sen doğruladın ṣaddaqta
sen doğruladın ٱلرُّءْيَآ ۚ rüyayı l-ru'yā
rüyayı إِنَّا elbette biz innā
elbette biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١٠٥ (105)
(105)
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
37:106
إِنَّ
gerçekten
inna
gerçekten هَـٰذَا bu hādhā
bu لَهُوَ muhakkak o lahuwa
muhakkak o ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ bir imtihandır l-balāu
bir imtihandır ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık ١٠٦ (106)
(106)
gerçekten هَـٰذَا bu hādhā
bu لَهُوَ muhakkak o lahuwa
muhakkak o ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ bir imtihandır l-balāu
bir imtihandır ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık ١٠٦ (106)
(106)
Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
37:107
وَفَدَيْنَـٰهُ
ve fidye olarak ona verdik
wafadaynāhu
ve fidye olarak ona verdik بِذِبْحٍ bir kurbanlık bidhib'ḥin
bir kurbanlık عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٠٧ (107)
(107)
ve fidye olarak ona verdik بِذِبْحٍ bir kurbanlık bidhib'ḥin
bir kurbanlık عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٠٧ (107)
(107)
Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
37:108
وَتَرَكْنَا
ve (iyi bir ün) bıraktık
wataraknā
ve (iyi bir ün) bıraktık عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona فِى arasında fī
arasında ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ١٠٨ (108)
(108)
ve (iyi bir ün) bıraktık عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona فِى arasında fī
arasında ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ١٠٨ (108)
(108)
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
37:109
سَلَـٰمٌ
selam olsun
salāmun
selam olsun عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim ١٠٩ (109)
(109)
selam olsun عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim ١٠٩ (109)
(109)
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
37:110
كَذَٰلِكَ
işte böyle
kadhālika
işte böyle نَجْزِى biz mükafatlandırırız najzī
biz mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١١٠ (110)
(110)
işte böyle نَجْزِى biz mükafatlandırırız najzī
biz mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١١٠ (110)
(110)
İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
37:111
إِنَّهُۥ
çünkü o
innahu
çünkü o مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min l-mu'minīna
mü'min ١١١ (111)
(111)
çünkü o مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min l-mu'minīna
mü'min ١١١ (111)
(111)
Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
37:112
وَبَشَّرْنَـٰهُ
ve ona müjdeledik
wabasharnāhu
ve ona müjdeledik بِإِسْحَـٰقَ İshak'ı bi-is'ḥāqa
İshak'ı نَبِيًّۭا bir peygamber olarak nabiyyan
bir peygamber olarak مِّنَ iyilerden mina
iyilerden ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous ١١٢ (112)
(112)
ve ona müjdeledik بِإِسْحَـٰقَ İshak'ı bi-is'ḥāqa
İshak'ı نَبِيًّۭا bir peygamber olarak nabiyyan
bir peygamber olarak مِّنَ iyilerden mina
iyilerden ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous ١١٢ (112)
(112)
Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
37:113
وَبَـٰرَكْنَا
ve bereketler verdik
wabāraknā
ve bereketler verdik عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine وَعَلَىٰٓ ve waʿalā
ve إِسْحَـٰقَ ۚ İshak'a is'ḥāqa
İshak'a وَمِن onların neslinden wamin
onların neslinden ذُرِّيَّتِهِمَا their offspring dhurriyyatihimā
their offspring مُحْسِنٌۭ iyi hareket eden de var muḥ'sinun
iyi hareket eden de var وَظَالِمٌۭ ve zulmeden de waẓālimun
ve zulmeden de لِّنَفْسِهِۦ kendisine linafsihi
kendisine مُبِينٌۭ açıkça mubīnun
açıkça ١١٣ (113)
(113)
ve bereketler verdik عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine وَعَلَىٰٓ ve waʿalā
ve إِسْحَـٰقَ ۚ İshak'a is'ḥāqa
İshak'a وَمِن onların neslinden wamin
onların neslinden ذُرِّيَّتِهِمَا their offspring dhurriyyatihimā
their offspring مُحْسِنٌۭ iyi hareket eden de var muḥ'sinun
iyi hareket eden de var وَظَالِمٌۭ ve zulmeden de waẓālimun
ve zulmeden de لِّنَفْسِهِۦ kendisine linafsihi
kendisine مُبِينٌۭ açıkça mubīnun
açıkça ١١٣ (113)
(113)
Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
37:114
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun مَنَنَّا lutuflarda bulunduk manannā
lutuflarda bulunduk عَلَىٰ Musa'ya ʿalā
Musa'ya مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa وَهَـٰرُونَ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a ١١٤ (114)
(114)
ve andolsun مَنَنَّا lutuflarda bulunduk manannā
lutuflarda bulunduk عَلَىٰ Musa'ya ʿalā
Musa'ya مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa وَهَـٰرُونَ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a ١١٤ (114)
(114)
And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
37:115
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا
ve onları kurtardık
wanajjaynāhumā
ve onları kurtardık وَقَوْمَهُمَا ve kavimlerini waqawmahumā
ve kavimlerini مِنَ sıkıntıdan mina
sıkıntıdan ٱلْكَرْبِ the distress l-karbi
the distress ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ١١٥ (115)
(115)
ve onları kurtardık وَقَوْمَهُمَا ve kavimlerini waqawmahumā
ve kavimlerini مِنَ sıkıntıdan mina
sıkıntıdan ٱلْكَرْبِ the distress l-karbi
the distress ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ١١٥ (115)
(115)
İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
37:116
وَنَصَرْنَـٰهُمْ
ve onlara yardım ettik
wanaṣarnāhum
ve onlara yardım ettik فَكَانُوا۟ böylece oldular fakānū
böylece oldular هُمُ kendileri humu
kendileri ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelenler(den) l-ghālibīna
üstün gelenler(den) ١١٦ (116)
(116)
ve onlara yardım ettik فَكَانُوا۟ böylece oldular fakānū
böylece oldular هُمُ kendileri humu
kendileri ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelenler(den) l-ghālibīna
üstün gelenler(den) ١١٦ (116)
(116)
Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
37:117
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا
ve onlara verdik
waātaynāhumā
ve onlara verdik ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı ٱلْمُسْتَبِينَ açık ifadeli l-mus'tabīna
açık ifadeli ١١٧ (117)
(117)
ve onlara verdik ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı ٱلْمُسْتَبِينَ açık ifadeli l-mus'tabīna
açık ifadeli ١١٧ (117)
(117)
Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
37:118
وَهَدَيْنَـٰهُمَا
ve onları ilettik
wahadaynāhumā
ve onları ilettik ٱلصِّرَٰطَ yola l-ṣirāṭa
yola ٱلْمُسْتَقِيمَ doğru l-mus'taqīma
doğru ١١٨ (118)
(118)
ve onları ilettik ٱلصِّرَٰطَ yola l-ṣirāṭa
yola ٱلْمُسْتَقِيمَ doğru l-mus'taqīma
doğru ١١٨ (118)
(118)
Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
37:119
وَتَرَكْنَا
ve (iyi bir ün) bıraktık
wataraknā
ve (iyi bir ün) bıraktık عَلَيْهِمَا onlara ʿalayhimā
onlara فِى arasında fī
arasında ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ١١٩ (119)
(119)
ve (iyi bir ün) bıraktık عَلَيْهِمَا onlara ʿalayhimā
onlara فِى arasında fī
arasında ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ١١٩ (119)
(119)
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
37:120
سَلَـٰمٌ
selam olsun
salāmun
selam olsun عَلَىٰ Musa'ya ʿalā
Musa'ya مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa وَهَـٰرُونَ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a ١٢٠ (120)
(120)
selam olsun عَلَىٰ Musa'ya ʿalā
Musa'ya مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa وَهَـٰرُونَ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a ١٢٠ (120)
(120)
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
37:121
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١٢١ (121)
(121)
elbette biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١٢١ (121)
(121)
Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
37:122
إِنَّهُمَا
çünkü ikisi de
innahumā
çünkü ikisi de مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan l-mu'minīna
inanan ١٢٢ (122)
(122)
çünkü ikisi de مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan l-mu'minīna
inanan ١٢٢ (122)
(122)
İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
37:123
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz إِلْيَاسَ İlyas il'yāsa
İlyas لَمِنَ elçilerdendi lamina
elçilerdendi ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ١٢٣ (123)
(123)
ve şüphesiz إِلْيَاسَ İlyas il'yāsa
İlyas لَمِنَ elçilerdendi lamina
elçilerdendi ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ١٢٣ (123)
(123)
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
37:124
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear tattaqūna
you fear ١٢٤ (124)
(124)
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear tattaqūna
you fear ١٢٤ (124)
(124)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
37:125
أَتَدْعُونَ
Ba'l'e-mi yalvarıyorsunuz?
atadʿūna
Ba'l'e-mi yalvarıyorsunuz? بَعْلًۭا Ba'l'e baʿlan
Ba'l'e وَتَذَرُونَ ve bırakıyorsunuz watadharūna
ve bırakıyorsunuz أَحْسَنَ en güzelini aḥsana
en güzelini ٱلْخَـٰلِقِينَ yaratıcıların l-khāliqīna
yaratıcıların ١٢٥ (125)
(125)
Ba'l'e-mi yalvarıyorsunuz? بَعْلًۭا Ba'l'e baʿlan
Ba'l'e وَتَذَرُونَ ve bırakıyorsunuz watadharūna
ve bırakıyorsunuz أَحْسَنَ en güzelini aḥsana
en güzelini ٱلْخَـٰلِقِينَ yaratıcıların l-khāliqīna
yaratıcıların ١٢٥ (125)
(125)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
37:126
ٱللَّهَ
Allah'ı?
al-laha
Allah'ı? رَبَّكُمْ sizin Rabbiniz rabbakum
sizin Rabbiniz وَرَبَّ ve Rabbi warabba
ve Rabbi ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki ١٢٦ (126)
(126)
Allah'ı? رَبَّكُمْ sizin Rabbiniz rabbakum
sizin Rabbiniz وَرَبَّ ve Rabbi warabba
ve Rabbi ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki ١٢٦ (126)
(126)
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
37:127
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
fakadhabūhu
onu yalanladılar فَإِنَّهُمْ bundan dolayı onlar fa-innahum
bundan dolayı onlar لَمُحْضَرُونَ (azaba) getirileceklerdir lamuḥ'ḍarūna
(azaba) getirileceklerdir ١٢٧ (127)
(127)
onu yalanladılar فَإِنَّهُمْ bundan dolayı onlar fa-innahum
bundan dolayı onlar لَمُحْضَرُونَ (azaba) getirileceklerdir lamuḥ'ḍarūna
(azaba) getirileceklerdir ١٢٧ (127)
(127)
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
37:128
إِلَّا
yalnız hariçtir
illā
yalnız hariçtir عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis ١٢٨ (128)
(128)
yalnız hariçtir عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis ١٢٨ (128)
(128)
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
37:129
وَتَرَكْنَا
biz (iyi bir ün) bıraktık
wataraknā
biz (iyi bir ün) bıraktık عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona فِى arasında fī
arasında ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ١٢٩ (129)
(129)
biz (iyi bir ün) bıraktık عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona فِى arasında fī
arasında ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ١٢٩ (129)
(129)
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
37:130
سَلَـٰمٌ
selam olsun
salāmun
selam olsun عَلَىٰٓ İlyas'a ʿalā
İlyas'a إِلْ يَاسِينَ Elijah il yāsīna
Elijah ١٣٠ (130)
(130)
selam olsun عَلَىٰٓ İlyas'a ʿalā
İlyas'a إِلْ يَاسِينَ Elijah il yāsīna
Elijah ١٣٠ (130)
(130)
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
37:131
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١٣١ (131)
(131)
elbette biz كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١٣١ (131)
(131)
Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
37:132
إِنَّهُۥ
çünkü o
innahu
çünkü o مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min l-mu'minīna
mü'min ١٣٢ (132)
(132)
çünkü o مِنْ bizim kullarımızdandı min
bizim kullarımızdandı عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min l-mu'minīna
mü'min ١٣٢ (132)
(132)
O, inanmış kullarımızdandı.
37:133
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz لُوطًۭا Lut lūṭan
Lut لَّمِنَ gönderilen elçilerdendi lamina
gönderilen elçilerdendi ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ١٣٣ (133)
(133)
ve şüphesiz لُوطًۭا Lut lūṭan
Lut لَّمِنَ gönderilen elçilerdendi lamina
gönderilen elçilerdendi ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ١٣٣ (133)
(133)
Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
37:134
إِذْ
hani
idh
hani نَجَّيْنَـٰهُ onu kurtarmıştık najjaynāhu
onu kurtarmıştık وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini ١٣٤ (134)
(134)
hani نَجَّيْنَـٰهُ onu kurtarmıştık najjaynāhu
onu kurtarmıştık وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini ١٣٤ (134)
(134)
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
37:135
إِلَّا
dışında
illā
dışında عَجُوزًۭا acuze bir kadın ʿajūzan
acuze bir kadın فِى arasında bulunan fī
arasında bulunan ٱلْغَـٰبِرِينَ (azabda) kalacaklar l-ghābirīna
(azabda) kalacaklar ١٣٥ (135)
(135)
dışında عَجُوزًۭا acuze bir kadın ʿajūzan
acuze bir kadın فِى arasında bulunan fī
arasında bulunan ٱلْغَـٰبِرِينَ (azabda) kalacaklar l-ghābirīna
(azabda) kalacaklar ١٣٥ (135)
(135)
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
37:136
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra دَمَّرْنَا kırdık (geçirdik) dammarnā
kırdık (geçirdik) ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekileri l-ākharīna
ötekileri ١٣٦ (136)
(136)
sonra دَمَّرْنَا kırdık (geçirdik) dammarnā
kırdık (geçirdik) ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekileri l-ākharīna
ötekileri ١٣٦ (136)
(136)
Sonra diğerlerini yok etmiştik.
37:137
وَإِنَّكُمْ
şüphesiz siz
wa-innakum
şüphesiz siz لَتَمُرُّونَ geçip gidiyorsunuz latamurrūna
geçip gidiyorsunuz عَلَيْهِم onların yanlarından ʿalayhim
onların yanlarından مُّصْبِحِينَ sabahleyin muṣ'biḥīna
sabahleyin ١٣٧ (137)
(137)
şüphesiz siz لَتَمُرُّونَ geçip gidiyorsunuz latamurrūna
geçip gidiyorsunuz عَلَيْهِم onların yanlarından ʿalayhim
onların yanlarından مُّصْبِحِينَ sabahleyin muṣ'biḥīna
sabahleyin ١٣٧ (137)
(137)
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
37:138
وَبِٱلَّيْلِ ۗ
ve geceleyin
wabi-al-layli
ve geceleyin أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz? تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason ١٣٨ (138)
(138)
ve geceleyin أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz? تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason ١٣٨ (138)
(138)
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
37:139
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz يُونُسَ Yunus yūnusa
Yunus لَمِنَ gönderilen elçilerdendi lamina
gönderilen elçilerdendi ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ١٣٩ (139)
(139)
ve şüphesiz يُونُسَ Yunus yūnusa
Yunus لَمِنَ gönderilen elçilerdendi lamina
gönderilen elçilerdendi ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ١٣٩ (139)
(139)
Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
37:140
إِذْ
hani
idh
hani أَبَقَ kaçmıştı abaqa
kaçmıştı إِلَى gemiye ilā
gemiye ٱلْفُلْكِ the ship l-ful'ki
the ship ٱلْمَشْحُونِ dolu l-mashḥūni
dolu ١٤٠ (140)
(140)
hani أَبَقَ kaçmıştı abaqa
kaçmıştı إِلَى gemiye ilā
gemiye ٱلْفُلْكِ the ship l-ful'ki
the ship ٱلْمَشْحُونِ dolu l-mashḥūni
dolu ١٤٠ (140)
(140)
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
37:141
فَسَاهَمَ
kur'a çekti
fasāhama
kur'a çekti فَكَانَ ve oldu fakāna
ve oldu مِنَ yenilenlerden mina
yenilenlerden ٱلْمُدْحَضِينَ the losers l-mud'ḥaḍīna
the losers ١٤١ (141)
(141)
kur'a çekti فَكَانَ ve oldu fakāna
ve oldu مِنَ yenilenlerden mina
yenilenlerden ٱلْمُدْحَضِينَ the losers l-mud'ḥaḍīna
the losers ١٤١ (141)
(141)
Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
37:142
فَٱلْتَقَمَهُ
sonra onu yuttu
fal-taqamahu
sonra onu yuttu ٱلْحُوتُ balık l-ḥūtu
balık وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مُلِيمٌۭ kendi kendisini kınarken mulīmun
kendi kendisini kınarken ١٤٢ (142)
(142)
sonra onu yuttu ٱلْحُوتُ balık l-ḥūtu
balık وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مُلِيمٌۭ kendi kendisini kınarken mulīmun
kendi kendisini kınarken ١٤٢ (142)
(142)
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
37:143
فَلَوْلَآ
eğer
falawlā
eğer أَنَّهُۥ ki o annahu
ki o كَانَ olmasaydı kāna
olmasaydı مِنَ tesbih edenlerden mina
tesbih edenlerden ٱلْمُسَبِّحِينَ those who glorify l-musabiḥīna
those who glorify ١٤٣ (143)
(143)
eğer أَنَّهُۥ ki o annahu
ki o كَانَ olmasaydı kāna
olmasaydı مِنَ tesbih edenlerden mina
tesbih edenlerden ٱلْمُسَبِّحِينَ those who glorify l-musabiḥīna
those who glorify ١٤٣ (143)
(143)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
37:144
لَلَبِثَ
kalırdı
lalabitha
kalırdı فِى onun karnında fī
onun karnında بَطْنِهِۦٓ its belly baṭnihi
its belly إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ güne yawmi
güne يُبْعَثُونَ yeniden diriltilecekleri yub'ʿathūna
yeniden diriltilecekleri ١٤٤ (144)
(144)
kalırdı فِى onun karnında fī
onun karnında بَطْنِهِۦٓ its belly baṭnihi
its belly إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ güne yawmi
güne يُبْعَثُونَ yeniden diriltilecekleri yub'ʿathūna
yeniden diriltilecekleri ١٤٤ (144)
(144)
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
37:145
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ
onu attık
fanabadhnāhu
onu attık بِٱلْعَرَآءِ ağaçsız çıplak bir yere bil-ʿarāi
ağaçsız çıplak bir yere وَهُوَ ve o wahuwa
ve o سَقِيمٌۭ hasta bir halde iken saqīmun
hasta bir halde iken ١٤٥ (145)
(145)
onu attık بِٱلْعَرَآءِ ağaçsız çıplak bir yere bil-ʿarāi
ağaçsız çıplak bir yere وَهُوَ ve o wahuwa
ve o سَقِيمٌۭ hasta bir halde iken saqīmun
hasta bir halde iken ١٤٥ (145)
(145)
Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
37:146
وَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
wa-anbatnā
ve bitirdik عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine شَجَرَةًۭ bir ağacı shajaratan
bir ağacı مِّن asma kabak min
asma kabak يَقْطِينٍۢ gourd yaqṭīnin
gourd ١٤٦ (146)
(146)
ve bitirdik عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine شَجَرَةًۭ bir ağacı shajaratan
bir ağacı مِّن asma kabak min
asma kabak يَقْطِينٍۢ gourd yaqṭīnin
gourd ١٤٦ (146)
(146)
Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
37:147
وَأَرْسَلْنَـٰهُ
ve onu elçi gönderdik
wa-arsalnāhu
ve onu elçi gönderdik إِلَىٰ (insan)a ilā
(insan)a مِا۟ئَةِ yüz mi-ati
yüz أَلْفٍ bin alfin
bin أَوْ ya da aw
ya da يَزِيدُونَ daha fazlasına yazīdūna
daha fazlasına ١٤٧ (147)
(147)
ve onu elçi gönderdik إِلَىٰ (insan)a ilā
(insan)a مِا۟ئَةِ yüz mi-ati
yüz أَلْفٍ bin alfin
bin أَوْ ya da aw
ya da يَزِيدُونَ daha fazlasına yazīdūna
daha fazlasına ١٤٧ (147)
(147)
Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
37:148
فَـَٔامَنُوا۟
ve inandılar
faāmanū
ve inandılar فَمَتَّعْنَـٰهُمْ biz de onları geçindirdik famattaʿnāhum
biz de onları geçindirdik إِلَىٰ kadar ilā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ١٤٨ (148)
(148)
ve inandılar فَمَتَّعْنَـٰهُمْ biz de onları geçindirdik famattaʿnāhum
biz de onları geçindirdik إِلَىٰ kadar ilā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ١٤٨ (148)
(148)
Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
37:149
فَٱسْتَفْتِهِمْ
şimdi onlara sor
fa-is'taftihim
şimdi onlara sor أَلِرَبِّكَ Rabbine (mi?) alirabbika
Rabbine (mi?) ٱلْبَنَاتُ kızlar l-banātu
kızlar وَلَهُمُ onlara da walahumu
onlara da ٱلْبَنُونَ oğlanlar (mı?) l-banūna
oğlanlar (mı?) ١٤٩ (149)
(149)
şimdi onlara sor أَلِرَبِّكَ Rabbine (mi?) alirabbika
Rabbine (mi?) ٱلْبَنَاتُ kızlar l-banātu
kızlar وَلَهُمُ onlara da walahumu
onlara da ٱلْبَنُونَ oğlanlar (mı?) l-banūna
oğlanlar (mı?) ١٤٩ (149)
(149)
Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
37:150
أَمْ
yoksa
am
yoksa خَلَقْنَا yarattık khalaqnā
yarattık ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri l-malāikata
melekleri إِنَـٰثًۭا dişi olarak (mı?) ināthan
dişi olarak (mı?) وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar شَـٰهِدُونَ görüyorlarken shāhidūna
görüyorlarken ١٥٠ (150)
(150)
yoksa خَلَقْنَا yarattık khalaqnā
yarattık ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri l-malāikata
melekleri إِنَـٰثًۭا dişi olarak (mı?) ināthan
dişi olarak (mı?) وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar شَـٰهِدُونَ görüyorlarken shāhidūna
görüyorlarken ١٥٠ (150)
(150)
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
37:151
أَلَآ
iyi bilin ki
alā
iyi bilin ki إِنَّهُم elbette onlar innahum
elbette onlar مِّنْ yüzünden min
yüzünden إِفْكِهِمْ iftiraları if'kihim
iftiraları لَيَقُولُونَ diyorlar ki layaqūlūna
diyorlar ki ١٥١ (151)
(151)
iyi bilin ki إِنَّهُم elbette onlar innahum
elbette onlar مِّنْ yüzünden min
yüzünden إِفْكِهِمْ iftiraları if'kihim
iftiraları لَيَقُولُونَ diyorlar ki layaqūlūna
diyorlar ki ١٥١ (151)
(151)
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
37:152
وَلَدَ
doğurdu
walada
doğurdu ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَإِنَّهُمْ ve onlar wa-innahum
ve onlar لَكَـٰذِبُونَ elbette yalancıdırlar lakādhibūna
elbette yalancıdırlar ١٥٢ (152)
(152)
doğurdu ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَإِنَّهُمْ ve onlar wa-innahum
ve onlar لَكَـٰذِبُونَ elbette yalancıdırlar lakādhibūna
elbette yalancıdırlar ١٥٢ (152)
(152)
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
37:153
أَصْطَفَى
tercih mi etmiş?
aṣṭafā
tercih mi etmiş? ٱلْبَنَاتِ kızları l-banāti
kızları عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْبَنِينَ oğlanlara l-banīna
oğlanlara ١٥٣ (153)
(153)
tercih mi etmiş? ٱلْبَنَاتِ kızları l-banāti
kızları عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْبَنِينَ oğlanlara l-banīna
oğlanlara ١٥٣ (153)
(153)
Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
37:154
مَا
ne?
mā
ne? لَكُمْ size (ne) oldu? lakum
size (ne) oldu? كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl تَحْكُمُونَ hüküm veriyorsunuz taḥkumūna
hüküm veriyorsunuz ١٥٤ (154)
(154)
ne? لَكُمْ size (ne) oldu? lakum
size (ne) oldu? كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl تَحْكُمُونَ hüküm veriyorsunuz taḥkumūna
hüküm veriyorsunuz ١٥٤ (154)
(154)
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
37:155
أَفَلَا
hiç mi düşünmüyorsunuz?
afalā
hiç mi düşünmüyorsunuz? تَذَكَّرُونَ you pay heed tadhakkarūna
you pay heed ١٥٥ (155)
(155)
hiç mi düşünmüyorsunuz? تَذَكَّرُونَ you pay heed tadhakkarūna
you pay heed ١٥٥ (155)
(155)
Hiç düşünmez misiniz?
37:156
أَمْ
yoksa (-mi var?)
am
yoksa (-mi var?) لَكُمْ sizin lakum
sizin سُلْطَـٰنٌۭ an authority sul'ṭānun
an authority مُّبِينٌۭ açık mubīnun
açık ١٥٦ (156)
(156)
yoksa (-mi var?) لَكُمْ sizin lakum
sizin سُلْطَـٰنٌۭ an authority sul'ṭānun
an authority مُّبِينٌۭ açık mubīnun
açık ١٥٦ (156)
(156)
Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
37:157
فَأْتُوا۟
getirin
fatū
getirin بِكِتَـٰبِكُمْ Kitabınızı bikitābikum
Kitabınızı إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan ١٥٧ (157)
(157)
getirin بِكِتَـٰبِكُمْ Kitabınızı bikitābikum
Kitabınızı إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan ١٥٧ (157)
(157)
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
37:158
وَجَعَلُوا۟
ve uydurdular
wajaʿalū
ve uydurdular بَيْنَهُۥ O'nunla baynahu
O'nunla وَبَيْنَ arasında wabayna
arasında ٱلْجِنَّةِ cinler l-jinati
cinler نَسَبًۭا ۚ bir nesep nasaban
bir nesep وَلَقَدْ oysa walaqad
oysa عَلِمَتِ bilmişlerdir ʿalimati
bilmişlerdir ٱلْجِنَّةُ cinler l-jinatu
cinler إِنَّهُمْ kendilerinin innahum
kendilerinin لَمُحْضَرُونَ (yüce divana) getirileceklerini lamuḥ'ḍarūna
(yüce divana) getirileceklerini ١٥٨ (158)
(158)
ve uydurdular بَيْنَهُۥ O'nunla baynahu
O'nunla وَبَيْنَ arasında wabayna
arasında ٱلْجِنَّةِ cinler l-jinati
cinler نَسَبًۭا ۚ bir nesep nasaban
bir nesep وَلَقَدْ oysa walaqad
oysa عَلِمَتِ bilmişlerdir ʿalimati
bilmişlerdir ٱلْجِنَّةُ cinler l-jinatu
cinler إِنَّهُمْ kendilerinin innahum
kendilerinin لَمُحْضَرُونَ (yüce divana) getirileceklerini lamuḥ'ḍarūna
(yüce divana) getirileceklerini ١٥٨ (158)
(158)
Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
37:159
سُبْحَـٰنَ
(münezzehtir) yücedir
sub'ḥāna
(münezzehtir) yücedir ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah عَمَّا onların taktıkları sıfatlardan ʿammā
onların taktıkları sıfatlardan يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute ١٥٩ (159)
(159)
(münezzehtir) yücedir ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah عَمَّا onların taktıkları sıfatlardan ʿammā
onların taktıkları sıfatlardan يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute ١٥٩ (159)
(159)
Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
37:160
إِلَّا
fakat hariçtir
illā
fakat hariçtir عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ temiz l-mukh'laṣīna
temiz ١٦٠ (160)
(160)
fakat hariçtir عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ temiz l-mukh'laṣīna
temiz ١٦٠ (160)
(160)
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
37:161
فَإِنَّكُمْ
ne siz
fa-innakum
ne siz وَمَا ve ne de wamā
ve ne de تَعْبُدُونَ taptıklarınız taʿbudūna
taptıklarınız ١٦١ (161)
(161)
ne siz وَمَا ve ne de wamā
ve ne de تَعْبُدُونَ taptıklarınız taʿbudūna
taptıklarınız ١٦١ (161)
(161)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
37:162
مَآ
değil(siniz)
mā
değil(siniz) أَنتُمْ siz antum
siz عَلَيْهِ O'na karşı ʿalayhi
O'na karşı بِفَـٰتِنِينَ saptıracak bifātinīna
saptıracak ١٦٢ (162)
(162)
değil(siniz) أَنتُمْ siz antum
siz عَلَيْهِ O'na karşı ʿalayhi
O'na karşı بِفَـٰتِنِينَ saptıracak bifātinīna
saptıracak ١٦٢ (162)
(162)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
37:163
إِلَّا
başkasını
illā
başkasını مَنْ kimseden man
kimseden هُوَ O huwa
O صَالِ girecek ṣāli
girecek ٱلْجَحِيمِ cehenneme l-jaḥīmi
cehenneme ١٦٣ (163)
(163)
başkasını مَنْ kimseden man
kimseden هُوَ O huwa
O صَالِ girecek ṣāli
girecek ٱلْجَحِيمِ cehenneme l-jaḥīmi
cehenneme ١٦٣ (163)
(163)
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
37:164
وَمَا
ve yoktur
wamā
ve yoktur مِنَّآ bizden kimsenin minnā
bizden kimsenin إِلَّا dışında illā
dışında لَهُۥ onun lahu
onun مَقَامٌۭ bir makamı maqāmun
bir makamı مَّعْلُومٌۭ bilinen maʿlūmun
bilinen ١٦٤ (164)
(164)
ve yoktur مِنَّآ bizden kimsenin minnā
bizden kimsenin إِلَّا dışında illā
dışında لَهُۥ onun lahu
onun مَقَامٌۭ bir makamı maqāmun
bir makamı مَّعْلُومٌۭ bilinen maʿlūmun
bilinen ١٦٤ (164)
(164)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
37:165
وَإِنَّا
ve elbette biziz
wa-innā
ve elbette biziz لَنَحْنُ muhakkak biz lanaḥnu
muhakkak biz ٱلصَّآفُّونَ o saf saf dizilenler l-ṣāfūna
o saf saf dizilenler ١٦٥ (165)
(165)
ve elbette biziz لَنَحْنُ muhakkak biz lanaḥnu
muhakkak biz ٱلصَّآفُّونَ o saf saf dizilenler l-ṣāfūna
o saf saf dizilenler ١٦٥ (165)
(165)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
37:166
وَإِنَّا
ve elbette biziz
wa-innā
ve elbette biziz لَنَحْنُ muhakkak biz lanaḥnu
muhakkak biz ٱلْمُسَبِّحُونَ o tesbih edenler l-musabiḥūna
o tesbih edenler ١٦٦ (166)
(166)
ve elbette biziz لَنَحْنُ muhakkak biz lanaḥnu
muhakkak biz ٱلْمُسَبِّحُونَ o tesbih edenler l-musabiḥūna
o tesbih edenler ١٦٦ (166)
(166)
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
37:167
وَإِن
ve elbette
wa-in
ve elbette كَانُوا۟ onlar kānū
onlar لَيَقُولُونَ şöyle diyorlardı layaqūlūna
şöyle diyorlardı ١٦٧ (167)
(167)
ve elbette كَانُوا۟ onlar kānū
onlar لَيَقُولُونَ şöyle diyorlardı layaqūlūna
şöyle diyorlardı ١٦٧ (167)
(167)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
37:168
لَوْ
eğer olsaydı
law
eğer olsaydı أَنَّ kuşkusuz anna
kuşkusuz عِندَنَا yanımızda ʿindanā
yanımızda ذِكْرًۭا bir uyarı dhik'ran
bir uyarı مِّنَ öncekilerden mina
öncekilerden ٱلْأَوَّلِينَ the former (people) l-awalīna
the former (people) ١٦٨ (168)
(168)
eğer olsaydı أَنَّ kuşkusuz anna
kuşkusuz عِندَنَا yanımızda ʿindanā
yanımızda ذِكْرًۭا bir uyarı dhik'ran
bir uyarı مِّنَ öncekilerden mina
öncekilerden ٱلْأَوَّلِينَ the former (people) l-awalīna
the former (people) ١٦٨ (168)
(168)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
37:169
لَكُنَّا
elbette biz olurduk
lakunnā
elbette biz olurduk عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis ١٦٩ (169)
(169)
elbette biz olurduk عِبَادَ kulları ʿibāda
kulları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْمُخْلَصِينَ halis l-mukh'laṣīna
halis ١٦٩ (169)
(169)
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
37:170
فَكَفَرُوا۟
ama inkar ettiler
fakafarū
ama inkar ettiler بِهِۦ ۖ onu bihi
onu فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir ١٧٠ (170)
(170)
ama inkar ettiler بِهِۦ ۖ onu bihi
onu فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir ١٧٠ (170)
(170)
Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
37:171
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun سَبَقَتْ geçmişti sabaqat
geçmişti كَلِمَتُنَا şu sözümüz kalimatunā
şu sözümüz لِعِبَادِنَا kullarımıza liʿibādinā
kullarımıza ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçi l-mur'salīna
gönderilen elçi ١٧١ (171)
(171)
ve andolsun سَبَقَتْ geçmişti sabaqat
geçmişti كَلِمَتُنَا şu sözümüz kalimatunā
şu sözümüz لِعِبَادِنَا kullarımıza liʿibādinā
kullarımıza ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçi l-mur'salīna
gönderilen elçi ١٧١ (171)
(171)
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
37:172
إِنَّهُمْ
mutlaka onlar
innahum
mutlaka onlar لَهُمُ kendileri olacaktır lahumu
kendileri olacaktır ٱلْمَنصُورُونَ zafere ulaştırılanlar l-manṣūrūna
zafere ulaştırılanlar ١٧٢ (172)
(172)
mutlaka onlar لَهُمُ kendileri olacaktır lahumu
kendileri olacaktır ٱلْمَنصُورُونَ zafere ulaştırılanlar l-manṣūrūna
zafere ulaştırılanlar ١٧٢ (172)
(172)
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
37:173
وَإِنَّ
ve mutlaka
wa-inna
ve mutlaka جُندَنَا bizim ordumuz jundanā
bizim ordumuz لَهُمُ onlara lahumu
onlara ٱلْغَـٰلِبُونَ galip gelecektir l-ghālibūna
galip gelecektir ١٧٣ (173)
(173)
ve mutlaka جُندَنَا bizim ordumuz jundanā
bizim ordumuz لَهُمُ onlara lahumu
onlara ٱلْغَـٰلِبُونَ galip gelecektir l-ghālibūna
galip gelecektir ١٧٣ (173)
(173)
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
37:174
فَتَوَلَّ
o halde dön
fatawalla
o halde dön عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ١٧٤ (174)
(174)
o halde dön عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ١٧٤ (174)
(174)
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
37:175
وَأَبْصِرْهُمْ
onları gözetle
wa-abṣir'hum
onları gözetle فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يُبْصِرُونَ göreceklerdir yub'ṣirūna
göreceklerdir ١٧٥ (175)
(175)
onları gözetle فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يُبْصِرُونَ göreceklerdir yub'ṣirūna
göreceklerdir ١٧٥ (175)
(175)
Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
37:176
أَفَبِعَذَابِنَا
bizim azabımızı mı?
afabiʿadhābinā
bizim azabımızı mı? يَسْتَعْجِلُونَ acele istiyorlar yastaʿjilūna
acele istiyorlar ١٧٦ (176)
(176)
bizim azabımızı mı? يَسْتَعْجِلُونَ acele istiyorlar yastaʿjilūna
acele istiyorlar ١٧٦ (176)
(176)
Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
37:177
فَإِذَا
zaman
fa-idhā
zaman نَزَلَ (azab) indiği nazala
(azab) indiği بِسَاحَتِهِمْ yurtlarına bisāḥatihim
yurtlarına فَسَآءَ ne kötü olur fasāa
ne kötü olur صَبَاحُ sabahı ṣabāḥu
sabahı ٱلْمُنذَرِينَ uyarılmış olanların l-mundharīna
uyarılmış olanların ١٧٧ (177)
(177)
zaman نَزَلَ (azab) indiği nazala
(azab) indiği بِسَاحَتِهِمْ yurtlarına bisāḥatihim
yurtlarına فَسَآءَ ne kötü olur fasāa
ne kötü olur صَبَاحُ sabahı ṣabāḥu
sabahı ٱلْمُنذَرِينَ uyarılmış olanların l-mundharīna
uyarılmış olanların ١٧٧ (177)
(177)
O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
37:178
وَتَوَلَّ
ve uzaklaş
watawalla
ve uzaklaş عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ١٧٨ (178)
(178)
ve uzaklaş عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ١٧٨ (178)
(178)
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
37:179
وَأَبْصِرْ
ve (bekle de) gör
wa-abṣir
ve (bekle de) gör فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يُبْصِرُونَ onlar da göreceklerdir yub'ṣirūna
onlar da göreceklerdir ١٧٩ (179)
(179)
ve (bekle de) gör فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يُبْصِرُونَ onlar da göreceklerdir yub'ṣirūna
onlar da göreceklerdir ١٧٩ (179)
(179)
İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
37:180
سُبْحَـٰنَ
yücedir
sub'ḥāna
yücedir رَبِّكَ Rabbin rabbika
Rabbin رَبِّ sahibi rabbi
sahibi ٱلْعِزَّةِ kudret ve şeref l-ʿizati
kudret ve şeref عَمَّا onların nitelendirmelerinden ʿammā
onların nitelendirmelerinden يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute ١٨٠ (180)
(180)
yücedir رَبِّكَ Rabbin rabbika
Rabbin رَبِّ sahibi rabbi
sahibi ٱلْعِزَّةِ kudret ve şeref l-ʿizati
kudret ve şeref عَمَّا onların nitelendirmelerinden ʿammā
onların nitelendirmelerinden يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute ١٨٠ (180)
(180)
Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
37:181
وَسَلَـٰمٌ
ve selam olsun
wasalāmun
ve selam olsun عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçiler l-mur'salīna
gönderilen elçiler ١٨١ (181)
(181)
ve selam olsun عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçiler l-mur'salīna
gönderilen elçiler ١٨١ (181)
(181)
Ve selam, peygamberleredir.
37:182
وَٱلْحَمْدُ
ve hamd olsun
wal-ḥamdu
ve hamd olsun لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٨٢ (182)
(182)
ve hamd olsun لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٨٢ (182)
(182)
Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.