38

Sad

Mekki 88 Ayet Cüz 1
ص
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
38:1
صٓ ۚ Sâd sad
Sâd
وَٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a andolsun wal-qur'āni
Kur'an'a andolsun
ذِى sahibi dhī
sahibi
ٱلذِّكْرِ şan şeref' l-dhik'ri
şan şeref'
١ (1)
(1)
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
38:2
بَلِ doğrusu bali
doğrusu
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
فِى içindedirler
içindedirler
عِزَّةٍۢ bir gurur ʿizzatin
bir gurur
وَشِقَاقٍۢ ve ayrılık washiqāqin
ve ayrılık
٢ (2)
(2)
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
38:3
كَمْ nicesini kam
nicesini
أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik
مِن onlardan önceki min
onlardan önceki
قَبْلِهِم before them qablihim
before them
مِّن nesillerden min
nesillerden
قَرْنٍۢ a generation qarnin
a generation
فَنَادَوا۟ feryad ettiler fanādaw
feryad ettiler
وَّلَاتَ fakat geçmişti walāta
fakat geçmişti
حِينَ zamanı ḥīna
zamanı
مَنَاصٍۢ kurtuluş manāṣin
kurtuluş
٣ (3)
(3)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.
38:4
وَعَجِبُوٓا۟ ve hayret ettiler waʿajibū
ve hayret ettiler
أَن onlara gelmesine an
onlara gelmesine
جَآءَهُم has come to them jāahum
has come to them
مُّنذِرٌۭ bir uyarıcı (peygamber) mundhirun
bir uyarıcı (peygamber)
مِّنْهُمْ ۖ kendilerinden min'hum
kendilerinden
وَقَالَ ve dedi(ler) ki waqāla
ve dedi(ler) ki
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler
هَـٰذَا bu hādhā
bu
سَـٰحِرٌۭ bir sihirbazdır sāḥirun
bir sihirbazdır
كَذَّابٌ yalancı kadhābun
yalancı
٤ (4)
(4)
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
38:5
أَجَعَلَ yaptı mı? ajaʿala
yaptı mı?
ٱلْـَٔالِهَةَ tanrıları l-ālihata
tanrıları
إِلَـٰهًۭا tanrı ilāhan
tanrı
وَٰحِدًا ۖ bir tek wāḥidan
bir tek
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَشَىْءٌ bir şeydir lashayon
bir şeydir
عُجَابٌۭ tuhaf ʿujābun
tuhaf
٥ (5)
(5)
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
38:6
وَٱنطَلَقَ ve fırladı wa-inṭalaqa
ve fırladı
ٱلْمَلَأُ bir grup l-mala-u
bir grup
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
أَنِ yürüyün ani
yürüyün
ٱمْشُوا۟ Continue im'shū
Continue
وَٱصْبِرُوا۟ ve bağlı kalın wa-iṣ'birū
ve bağlı kalın
عَلَىٰٓ tanrılarınıza ʿalā
tanrılarınıza
ءَالِهَتِكُمْ ۖ your gods ālihatikum
your gods
إِنَّ çünkü inna
çünkü
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَشَىْءٌۭ bir şeydir lashayon
bir şeydir
يُرَادُ arzu edilen yurādu
arzu edilen
٦ (6)
(6)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:7
مَا biz işitmedik
biz işitmedik
سَمِعْنَا we heard samiʿ'nā
we heard
بِهَـٰذَا bunu bihādhā
bunu
فِى dinde
dinde
ٱلْمِلَّةِ the religion l-milati
the religion
ٱلْـَٔاخِرَةِ öteki l-ākhirati
öteki
إِنْ değildir in
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
ٱخْتِلَـٰقٌ uydurma(dan) ikh'tilāqun
uydurma(dan)
٧ (7)
(7)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:8
أَءُنزِلَ indirildi mi? a-unzila
indirildi mi?
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
ٱلذِّكْرُ Zikr l-dhik'ru
Zikr
مِنۢ aramızdan min
aramızdan
بَيْنِنَا ۚ among us bayninā
among us
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
هُمْ onlar hum
onlar
فِى içindedirler
içindedirler
شَكٍّۢ şüphe shakkin
şüphe
مِّن benim Zikr'imden min
benim Zikr'imden
ذِكْرِى ۖ My Message dhik'rī
My Message
بَل hayır bal
hayır
لَّمَّا onlar henüz tadmadılar lammā
onlar henüz tadmadılar
يَذُوقُوا۟ they have tasted yadhūqū
they have tasted
عَذَابِ azabımı ʿadhābi
azabımı
٨ (8)
(8)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:9
أَمْ yoksa am
yoksa
عِندَهُمْ onların yanında (mı?) ʿindahum
onların yanında (mı?)
خَزَآئِنُ hazineleri khazāinu
hazineleri
رَحْمَةِ rahmet raḥmati
rahmet
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
ٱلْعَزِيزِ daima üstün olan l-ʿazīzi
daima üstün olan
ٱلْوَهَّابِ çok lutufta bulunan l-wahābi
çok lutufta bulunan
٩ (9)
(9)
Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
38:10
أَمْ yoksa am
yoksa
لَهُم onların (mı?) lahum
onların (mı?)
مُّلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların
بَيْنَهُمَا ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında
فَلْيَرْتَقُوا۟ öyleyse yükselsinler falyartaqū
öyleyse yükselsinler
فِى içinde
içinde
ٱلْأَسْبَـٰبِ sebepler (vasıtalar) l-asbābi
sebepler (vasıtalar)
١٠ (10)
(10)
Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!
38:11
جُندٌۭ bir ordudur jundun
bir ordudur
مَّا şurada
şurada
هُنَالِكَ there hunālika
there
مَهْزُومٌۭ bozguna uğratılacak mahzūmun
bozguna uğratılacak
مِّنَ derme çatma mina
derme çatma
ٱلْأَحْزَابِ the companies l-aḥzābi
the companies
١١ (11)
(11)
Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
38:12
كَذَّبَتْ yalanlamıştı kadhabat
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
وَعَادٌۭ ve Ad (kavmi) waʿādun
ve Ad (kavmi)
وَفِرْعَوْنُ ve Fir'avn wafir'ʿawnu
ve Fir'avn
ذُو sahibi dhū
sahibi
ٱلْأَوْتَادِ kazıklar l-awtādi
kazıklar
١٢ (12)
(12)
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
38:13
وَثَمُودُ Semud (kavmi) wathamūdu
Semud (kavmi)
وَقَوْمُ ve kavmi waqawmu
ve kavmi
لُوطٍۢ Lut lūṭin
Lut
وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı
لْـَٔيْكَةِ ۚ Eyke al'aykati
Eyke
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلْأَحْزَابُ kabilelerdi l-aḥzābu
kabilelerdi
١٣ (13)
(13)
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
38:14
إِن hepsi de in
hepsi de
كُلٌّ all (of them) kullun
all (of them)
إِلَّا ancak illā
ancak
كَذَّبَ yalanladılar kadhaba
yalanladılar
ٱلرُّسُلَ elçileri l-rusula
elçileri
فَحَقَّ ve hak ettiler faḥaqqa
ve hak ettiler
عِقَابِ benim cezamı ʿiqābi
benim cezamı
١٤ (14)
(14)
Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.
38:15
وَمَا ve wamā
ve
يَنظُرُ beklemiyorlar yanẓuru
beklemiyorlar
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
صَيْحَةًۭ na'ra ṣayḥatan
na'ra
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
مَّا olmayan
olmayan
لَهَا ona lahā
ona
مِن geri dönmesi min
geri dönmesi
فَوَاقٍۢ delay fawāqin
delay
١٥ (15)
(15)
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.
38:16
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
عَجِّل hemen ver ʿajjil
hemen ver
لَّنَا bize lanā
bize
قِطَّنَا bizim (azab) payımızı qiṭṭanā
bizim (azab) payımızı
قَبْلَ önce qabla
önce
يَوْمِ gününden yawmi
gününden
ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap
١٦ (16)
(16)
Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.
38:17
ٱصْبِرْ sabret iṣ'bir
sabret
عَلَىٰ şeylere ʿalā
şeylere
مَا what
what
يَقُولُونَ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri
وَٱذْكُرْ ve an wa-udh'kur
ve an
عَبْدَنَا kulumuz ʿabdanā
kulumuz
دَاوُۥدَ Davud'u dāwūda
Davud'u
ذَا sahibi dhā
sahibi
ٱلْأَيْدِ ۖ güç l-aydi
güç
إِنَّهُۥٓ çünkü o innahu
çünkü o
أَوَّابٌ (bize) çok başvururdu awwābun
(bize) çok başvururdu
١٧ (17)
(17)
Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.
38:18
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
سَخَّرْنَا boyun eğdirmiştik sakharnā
boyun eğdirmiştik
ٱلْجِبَالَ dağları l-jibāla
dağları
مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
يُسَبِّحْنَ tesbih ederlerdi yusabbiḥ'na
tesbih ederlerdi
بِٱلْعَشِىِّ akşam bil-ʿashiyi
akşam
وَٱلْإِشْرَاقِ ve sabah wal-ish'rāqi
ve sabah
١٨ (18)
(18)
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
38:19
وَٱلطَّيْرَ ve kuşlar wal-ṭayra
ve kuşlar
مَحْشُورَةًۭ ۖ toplanıp gelen maḥshūratan
toplanıp gelen
كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi
لَّهُۥٓ ona lahu
ona
أَوَّابٌۭ katılırdı awwābun
katılırdı
١٩ (19)
(19)
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
38:20
وَشَدَدْنَا güçlendirmiştik washadadnā
güçlendirmiştik
مُلْكَهُۥ onun mülkünü mul'kahu
onun mülkünü
وَءَاتَيْنَـٰهُ ve kendisine vermiştik waātaynāhu
ve kendisine vermiştik
ٱلْحِكْمَةَ hikmet l-ḥik'mata
hikmet
وَفَصْلَ ve ayırd edici wafaṣla
ve ayırd edici
ٱلْخِطَابِ konuşma l-khiṭābi
konuşma
٢٠ (20)
(20)
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.
38:21
۞ وَهَلْ sana geldimi? wahal
sana geldimi?
أَتَىٰكَ come to you atāka
come to you
نَبَؤُا۟ haberi naba-u
haberi
ٱلْخَصْمِ davacıların l-khaṣmi
davacıların
إِذْ hani idh
hani
تَسَوَّرُوا۟ tırmanmışlardı tasawwarū
tırmanmışlardı
ٱلْمِحْرَابَ mabed(in duvarına) l-miḥ'rāba
mabed(in duvarına)
٢١ (21)
(21)
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
38:22
إِذْ hani idh
hani
دَخَلُوا۟ girmişlerdi dakhalū
girmişlerdi
عَلَىٰ yanına ʿalā
yanına
دَاوُۥدَ Davud'un dāwūda
Davud'un
فَفَزِعَ ve korkmuştu fafaziʿa
ve korkmuştu
مِنْهُمْ ۖ onlardan min'hum
onlardan
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَا korkma
korkma
تَخَفْ ۖ fear takhaf
fear
خَصْمَانِ biz iki davacıyız khaṣmāni
biz iki davacıyız
بَغَىٰ saldırdı baghā
saldırdı
بَعْضُنَا birimiz baʿḍunā
birimiz
عَلَىٰ hakkına ʿalā
hakkına
بَعْضٍۢ ötekinin baʿḍin
ötekinin
فَٱحْكُم şimdi sen hükmet fa-uḥ'kum
şimdi sen hükmet
بَيْنَنَا aramızda baynanā
aramızda
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَلَا ve walā
ve
تُشْطِطْ haksızlık etme tush'ṭiṭ
haksızlık etme
وَٱهْدِنَآ bizi götür wa-ih'dinā
bizi götür
إِلَىٰ ortasına (adalete) ilā
ortasına (adalete)
سَوَآءِ an even sawāi
an even
ٱلصِّرَٰطِ yolun l-ṣirāṭi
yolun
٢٢ (22)
(22)
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
38:23
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
أَخِى kardeşimin akhī
kardeşimin
لَهُۥ vardır lahu
vardır
تِسْعٌۭ (doksan) dokuz tis'ʿun
(doksan) dokuz
وَتِسْعُونَ doksan (dokuz) watis'ʿūna
doksan (dokuz)
نَعْجَةًۭ koyunu naʿjatan
koyunu
وَلِىَ benim ise vardır waliya
benim ise vardır
نَعْجَةٌۭ koyunum naʿjatun
koyunum
وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek
فَقَالَ fakat (kardeşim) dedi faqāla
fakat (kardeşim) dedi
أَكْفِلْنِيهَا onu da bana ver akfil'nīhā
onu da bana ver
وَعَزَّنِى ve bana ağır bastı waʿazzanī
ve bana ağır bastı
فِى konuşmada
konuşmada
ٱلْخِطَابِ [the] speech l-khiṭābi
[the] speech
٢٣ (23)
(23)
"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
38:24
قَالَ (Davud) dedi ki qāla
(Davud) dedi ki
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
ظَلَمَكَ sana zulmetmiştir ẓalamaka
sana zulmetmiştir
بِسُؤَالِ istemekle bisuāli
istemekle
نَعْجَتِكَ senin koyununu naʿjatika
senin koyununu
إِلَىٰ kendi koyunlarına ilā
kendi koyunlarına
نِعَاجِهِۦ ۖ his ewes niʿājihi
his ewes
وَإِنَّ ve zaten wa-inna
ve zaten
كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu
مِّنَ karıştıran(ortak)ların mina
karıştıran(ortak)ların
ٱلْخُلَطَآءِ the partners l-khulaṭāi
the partners
لَيَبْغِى zulmederler layabghī
zulmederler
بَعْضُهُمْ biri baʿḍuhum
biri
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَعْضٍ diğeri baʿḍin
diğeri
إِلَّا yalnız bunun dışındadır illā
yalnız bunun dışındadır
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
وَقَلِيلٌۭ ve azdır waqalīlun
ve azdır
مَّا ne kadar
ne kadar
هُمْ ۗ onlar hum
onlar
وَظَنَّ ve sandı waẓanna
ve sandı
دَاوُۥدُ Davud dāwūdu
Davud
أَنَّمَا kendisini denediğimizi annamā
kendisini denediğimizi
فَتَنَّـٰهُ We (had) tried him fatannāhu
We (had) tried him
فَٱسْتَغْفَرَ mağfiret diledi fa-is'taghfara
mağfiret diledi
رَبَّهُۥ Rabbinden rabbahu
Rabbinden
وَخَرَّ ve kapandı wakharra
ve kapandı
رَاكِعًۭا eğilerek (secdeye) rākiʿan
eğilerek (secdeye)
وَأَنَابَ ۩ ve (bize) döndü wa-anāba
ve (bize) döndü
٢٤ (24)
(24)
Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
38:25
فَغَفَرْنَا biz de affettik faghafarnā
biz de affettik
لَهُۥ ondan lahu
ondan
ذَٰلِكَ ۖ bunu dhālika
bunu
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
لَهُۥ onun vardır lahu
onun vardır
عِندَنَا yanımızda ʿindanā
yanımızda
لَزُلْفَىٰ bir yakınlığı lazul'fā
bir yakınlığı
وَحُسْنَ ve güzel waḥus'na
ve güzel
مَـَٔابٍۢ bir geleceği maābin
bir geleceği
٢٥ (25)
(25)
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
38:26
يَـٰدَاوُۥدُ ey Davud yādāwūdu
ey Davud
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
جَعَلْنَـٰكَ seni yaptık jaʿalnāka
seni yaptık
خَلِيفَةًۭ hükümdar khalīfatan
hükümdar
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَٱحْكُم o halde hükmet fa-uḥ'kum
o halde hükmet
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
بِٱلْحَقِّ adaletle bil-ḥaqi
adaletle
وَلَا ve walā
ve
تَتَّبِعِ uyma tattabiʿi
uyma
ٱلْهَوَىٰ keyf(in)e l-hawā
keyf(in)e
فَيُضِلَّكَ sonra seni saptırır fayuḍillaka
sonra seni saptırır
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
يَضِلُّونَ sapan(lara) yaḍillūna
sapan(lara)
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
شَدِيدٌۢ çetin shadīdun
çetin
بِمَا dolayı bimā
dolayı
نَسُوا۟ unuttuklarından nasū
unuttuklarından
يَوْمَ gününü yawma
gününü
ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap
٢٦ (26)
(26)
Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
38:27
وَمَا ve wamā
ve
خَلَقْنَا yaratmadık khalaqnā
yaratmadık
ٱلسَّمَآءَ göğü l-samāa
göğü
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَمَا ve ne de wamā
ve ne de
بَيْنَهُمَا ikisi arasındakileri baynahumā
ikisi arasındakileri
بَـٰطِلًۭا ۚ boş yere bāṭilan
boş yere
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
ظَنُّ zannıdır ẓannu
zannıdır
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
فَوَيْلٌۭ vay hallerine; fawaylun
vay hallerine;
لِّلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
مِنَ ateşten dolayı mina
ateşten dolayı
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
٢٧ (27)
(27)
Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!
38:28
أَمْ yoksa am
yoksa
نَجْعَلُ tutacağız najʿalu
tutacağız
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
كَٱلْمُفْسِدِينَ bozgunculuk yapanlar gibi (mi?) kal-muf'sidīna
bozgunculuk yapanlar gibi (mi?)
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
أَمْ yoksa am
yoksa
نَجْعَلُ tutacağız najʿalu
tutacağız
ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri l-mutaqīna
muttakileri
كَٱلْفُجَّارِ yoldan çıkanlar gibi (mi?) kal-fujāri
yoldan çıkanlar gibi (mi?)
٢٨ (28)
(28)
Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
38:29
كِتَـٰبٌ Kitab (ki) kitābun
Kitab (ki)
أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik anzalnāhu
onu indirdik
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مُبَـٰرَكٌۭ mübarek mubārakun
mübarek
لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ düşünsünler diye liyaddabbarū
düşünsünler diye
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
وَلِيَتَذَكَّرَ ve öğüt alsınlar diye waliyatadhakkara
ve öğüt alsınlar diye
أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
٢٩ (29)
(29)
Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
38:30
وَوَهَبْنَا ve biz armağan ettik wawahabnā
ve biz armağan ettik
لِدَاوُۥدَ Davud'a lidāwūda
Davud'a
سُلَيْمَـٰنَ ۚ Süleyman'ı sulaymāna
Süleyman'ı
نِعْمَ ne güzel niʿ'ma
ne güzel
ٱلْعَبْدُ ۖ kuldu l-ʿabdu
kuldu
إِنَّهُۥٓ şüphesiz o innahu
şüphesiz o
أَوَّابٌ (Allah'a) yönelirdi awwābun
(Allah'a) yönelirdi
٣٠ (30)
(30)
Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.
38:31
إِذْ hani idh
hani
عُرِضَ gösterilmişti ʿuriḍa
gösterilmişti
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
بِٱلْعَشِىِّ akşam üstü bil-ʿashiyi
akşam üstü
ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ safin (görkemli) l-ṣāfinātu
safin (görkemli)
ٱلْجِيَادُ (saf kan Arap) atları l-jiyādu
(saf kan Arap) atları
٣١ (31)
(31)
Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
38:32
فَقَالَ dedi faqāla
dedi
إِنِّىٓ muhakkak ben innī
muhakkak ben
أَحْبَبْتُ tercih ettim aḥbabtu
tercih ettim
حُبَّ sevgisini ḥubba
sevgisini
ٱلْخَيْرِ mal l-khayri
mal
عَن anmaktan (ötürü) ʿan
anmaktan (ötürü)
ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance
رَبِّى Rabbimi rabbī
Rabbimi
حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet
تَوَارَتْ (atlar) gizlendi tawārat
(atlar) gizlendi
بِٱلْحِجَابِ perde ile bil-ḥijābi
perde ile
٣٢ (32)
(32)
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
38:33
رُدُّوهَا getirin onları ruddūhā
getirin onları
عَلَىَّ ۖ bana ʿalayya
bana
فَطَفِقَ sonra başladı faṭafiqa
sonra başladı
مَسْحًۢا okşamağa masḥan
okşamağa
بِٱلسُّوقِ bacaklarını bil-sūqi
bacaklarını
وَٱلْأَعْنَاقِ ve boyunlarını wal-aʿnāqi
ve boyunlarını
٣٣ (33)
(33)
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
38:34
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
فَتَنَّا denedik fatannā
denedik
سُلَيْمَـٰنَ Süleyman'ı sulaymāna
Süleyman'ı
وَأَلْقَيْنَا ve bıraktık wa-alqaynā
ve bıraktık
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
كُرْسِيِّهِۦ tahtının kur'siyyihi
tahtının
جَسَدًۭا bir ceset jasadan
bir ceset
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَنَابَ (bize) yöneldi anāba
(bize) yöneldi
٣٤ (34)
(34)
And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
38:35
قَالَ dedi qāla
dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱغْفِرْ affet igh'fir
affet
لِى beni
beni
وَهَبْ ve ver wahab
ve ver
لِى bana
bana
مُلْكًۭا bir mülk (hükümdarlık) mul'kan
bir mülk (hükümdarlık)
لَّا nasib olmayan
nasib olmayan
يَنۢبَغِى (will) belong yanbaghī
(will) belong
لِأَحَدٍۢ hiç kimseye li-aḥadin
hiç kimseye
مِّنۢ benden sonra min
benden sonra
بَعْدِىٓ ۖ after me baʿdī
after me
إِنَّكَ çünkü sensin innaka
çünkü sensin
أَنتَ sen anta
sen
ٱلْوَهَّابُ çok lutfeden l-wahābu
çok lutfeden
٣٥ (35)
(35)
Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
38:36
فَسَخَّرْنَا biz boyun eğdirdik fasakharnā
biz boyun eğdirdik
لَهُ ona lahu
ona
ٱلرِّيحَ rüzgarı l-rīḥa
rüzgarı
تَجْرِى eserdi tajrī
eserdi
بِأَمْرِهِۦ onun buyruğuyla bi-amrihi
onun buyruğuyla
رُخَآءً tatlı tatlı rukhāan
tatlı tatlı
حَيْثُ yere ḥaythu
yere
أَصَابَ istediği aṣāba
istediği
٣٦ (36)
(36)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:37
وَٱلشَّيَـٰطِينَ ve şeytanları wal-shayāṭīna
ve şeytanları
كُلَّ her kulla
her
بَنَّآءٍۢ bina ustasını bannāin
bina ustasını
وَغَوَّاصٍۢ ve dalgıcı waghawwāṣin
ve dalgıcı
٣٧ (37)
(37)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:38
وَءَاخَرِينَ ve başka (şeytan)ları waākharīna
ve başka (şeytan)ları
مُقَرَّنِينَ birbirine bağlanmış muqarranīna
birbirine bağlanmış
فِى zincirlerle
zincirlerle
ٱلْأَصْفَادِ chains l-aṣfādi
chains
٣٨ (38)
(38)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:39
هَـٰذَا bu hādhā
bu
عَطَآؤُنَا bizim ihsanımızdır ʿaṭāunā
bizim ihsanımızdır
فَٱمْنُنْ artık dilediğine ver fa-um'nun
artık dilediğine ver
أَوْ veya aw
veya
أَمْسِكْ verme amsik
verme
بِغَيْرِ yoktur bighayri
yoktur
حِسَابٍۢ hesabı ḥisābin
hesabı
٣٩ (39)
(39)
"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
38:40
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır
عِندَنَا bizim yanımızda ʿindanā
bizim yanımızda
لَزُلْفَىٰ bir yakınlık lazul'fā
bir yakınlık
وَحُسْنَ ve güzel waḥus'na
ve güzel
مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek
٤٠ (40)
(40)
Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
38:41
وَٱذْكُرْ ve an wa-udh'kur
ve an
عَبْدَنَآ kulumuz ʿabdanā
kulumuz
أَيُّوبَ Eyyub'u ayyūba
Eyyub'u
إِذْ hani idh
hani
نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti
رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine
أَنِّى bana annī
bana
مَسَّنِىَ dokundurdu massaniya
dokundurdu
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
بِنُصْبٍۢ bir yorgunluk binuṣ'bin
bir yorgunluk
وَعَذَابٍ ve azab waʿadhābin
ve azab
٤١ (41)
(41)
Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
38:42
ٱرْكُضْ (yere) vur ur'kuḍ
(yere) vur
بِرِجْلِكَ ۖ ayağını birij'lika
ayağını
هَـٰذَا (işte) bu hādhā
(işte) bu
مُغْتَسَلٌۢ yıkanacak mugh'tasalun
yıkanacak
بَارِدٌۭ serin (bir su) bāridun
serin (bir su)
وَشَرَابٌۭ ve içilecek washarābun
ve içilecek
٤٢ (42)
(42)
"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
38:43
وَوَهَبْنَا ve armağan ettik wawahabnā
ve armağan ettik
لَهُۥٓ ona lahu
ona
أَهْلَهُۥ ailesini ahlahu
ailesini
وَمِثْلَهُم ve bir eşini wamith'lahum
ve bir eşini
مَّعَهُمْ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber
رَحْمَةًۭ bir rahmet olarak raḥmatan
bir rahmet olarak
مِّنَّا bizden minnā
bizden
وَذِكْرَىٰ ve bir ibret olarak wadhik'rā
ve bir ibret olarak
لِأُو۟لِى sahiplerine li-ulī
sahiplerine
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
٤٣ (43)
(43)
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
38:44
وَخُذْ ve al wakhudh
ve al
بِيَدِكَ eline biyadika
eline
ضِغْثًۭا bir demet sap ḍigh'than
bir demet sap
فَٱضْرِب ve vur fa-iḍ'rib
ve vur
بِّهِۦ onunla bihi
onunla
وَلَا ve asla walā
ve asla
تَحْنَثْ ۗ yeminini bozma taḥnath
yeminini bozma
إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz
وَجَدْنَـٰهُ onu bulmuştuk wajadnāhu
onu bulmuştuk
صَابِرًۭا ۚ sabreden (bir kul) ṣābiran
sabreden (bir kul)
نِّعْمَ ne güzel niʿ'ma
ne güzel
ٱلْعَبْدُ ۖ kuldu l-ʿabdu
kuldu
إِنَّهُۥٓ o daima innahu
o daima
أَوَّابٌۭ (bize) başvururdu awwābun
(bize) başvururdu
٤٤ (44)
(44)
"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
38:45
وَٱذْكُرْ ve an wa-udh'kur
ve an
عِبَـٰدَنَآ kullarımız ʿibādanā
kullarımız
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'i ib'rāhīma
İbrahim'i
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'ı wa-is'ḥāqa
ve İshak'ı
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'u wayaʿqūba
ve Ya'kub'u
أُو۟لِى sahibi ulī
sahibi
ٱلْأَيْدِى kuvvet l-aydī
kuvvet
وَٱلْأَبْصَـٰرِ ve basiretli wal-abṣāri
ve basiretli
٤٥ (45)
(45)
Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
38:46
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَخْلَصْنَـٰهُم onları ihlaslı (kul) yaptık akhlaṣnāhum
onları ihlaslı (kul) yaptık
بِخَالِصَةٍۢ samimiyetle bikhāliṣatin
samimiyetle
ذِكْرَى düşüncesiyle dhik'rā
düşüncesiyle
ٱلدَّارِ ahiret yurdu l-dāri
ahiret yurdu
٤٦ (46)
(46)
Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
38:47
وَإِنَّهُمْ ve onlar wa-innahum
ve onlar
عِندَنَا bizim yanımızda ʿindanā
bizim yanımızda
لَمِنَ seçkinlerdendir lamina
seçkinlerdendir
ٱلْمُصْطَفَيْنَ the chosen ones l-muṣ'ṭafayna
the chosen ones
ٱلْأَخْيَارِ hayırlılardandır l-akhyāri
hayırlılardandır
٤٧ (47)
(47)
Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
38:48
وَٱذْكُرْ ve an wa-udh'kur
ve an
إِسْمَـٰعِيلَ İsma'il'i is'māʿīla
İsma'il'i
وَٱلْيَسَعَ ve Elyesa'ı wal-yasaʿa
ve Elyesa'ı
وَذَا ve Zülkifil'i wadhā
ve Zülkifil'i
ٱلْكِفْلِ ۖ ve Zülkifil'i l-kif'li
ve Zülkifil'i
وَكُلٌّۭ hepsi de wakullun
hepsi de
مِّنَ iyilerdendir mina
iyilerdendir
ٱلْأَخْيَارِ the best l-akhyāri
the best
٤٨ (48)
(48)
İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
38:49
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ذِكْرٌۭ ۚ bir hatırlamadır dhik'run
bir hatırlamadır
وَإِنَّ ve gerçekten wa-inna
ve gerçekten
لِلْمُتَّقِينَ korunanlar için vardır lil'muttaqīna
korunanlar için vardır
لَحُسْنَ güzel laḥus'na
güzel
مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek
٤٩ (49)
(49)
İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
38:50
جَنَّـٰتِ cennetleri jannāti
cennetleri
عَدْنٍۢ Adn ʿadnin
Adn
مُّفَتَّحَةًۭ açılmış mufattaḥatan
açılmış
لَّهُمُ kendilerine lahumu
kendilerine
ٱلْأَبْوَٰبُ kapıları l-abwābu
kapıları
٥٠ (50)
(50)
Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
38:51
مُتَّكِـِٔينَ (koltuklara) yaslanılar muttakiīna
(koltuklara) yaslanılar
فِيهَا orada fīhā
orada
يَدْعُونَ isterler yadʿūna
isterler
فِيهَا orada fīhā
orada
بِفَـٰكِهَةٍۢ meyva bifākihatin
meyva
كَثِيرَةٍۢ bir çok kathīratin
bir çok
وَشَرَابٍۢ ve içki washarābin
ve içki
٥١ (51)
(51)
Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
38:52
۞ وَعِندَهُمْ ve yanlarında (vardır) waʿindahum
ve yanlarında (vardır)
قَـٰصِرَٰتُ (eşlerine) diken qāṣirātu
(eşlerine) diken
ٱلطَّرْفِ bakışlarını l-ṭarfi
bakışlarını
أَتْرَابٌ yaşıt dilberler atrābun
yaşıt dilberler
٥٢ (52)
(52)
Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
38:53
هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur
مَا şey
şey
تُوعَدُونَ size söz verilen tūʿadūna
size söz verilen
لِيَوْمِ günü için liyawmi
günü için
ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap
٥٣ (53)
(53)
İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
38:54
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَرِزْقُنَا bizim rızkımızın lariz'qunā
bizim rızkımızın
مَا yoktur
yoktur
لَهُۥ onun lahu
onun
مِن hiç min
hiç
نَّفَادٍ bitip tükenmesi nafādin
bitip tükenmesi
٥٤ (54)
(54)
Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
38:55
هَـٰذَا ۚ bu böyledir hādhā
bu böyledir
وَإِنَّ ve fakat elbette wa-inna
ve fakat elbette
لِلطَّـٰغِينَ azgınlara vardır lilṭṭāghīna
azgınlara vardır
لَشَرَّ en kötü lasharra
en kötü
مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek
٥٥ (55)
(55)
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
38:56
جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem
يَصْلَوْنَهَا oraya girerler yaṣlawnahā
oraya girerler
فَبِئْسَ ne kötü fabi'sa
ne kötü
ٱلْمِهَادُ bir döşektir l-mihādu
bir döşektir
٥٦ (56)
(56)
Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
38:57
هَـٰذَا işte hādhā
işte
فَلْيَذُوقُوهُ onu tadsınlar falyadhūqūhu
onu tadsınlar
حَمِيمٌۭ kaynar ḥamīmun
kaynar
وَغَسَّاقٌۭ ve kokuşmuşdur waghassāqun
ve kokuşmuşdur
٥٧ (57)
(57)
İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
38:58
وَءَاخَرُ ve daha başka (vardır) waākharu
ve daha başka (vardır)
مِن ona (azaba) benzer min
ona (azaba) benzer
شَكْلِهِۦٓ its type shaklihi
its type
أَزْوَٰجٌ çeşit çeşit azwājun
çeşit çeşit
٥٨ (58)
(58)
Bunlara benzer daha başkaları da vardır...
38:59
هَـٰذَا işte şunlar hādhā
işte şunlar
فَوْجٌۭ guruptur fawjun
guruptur
مُّقْتَحِمٌۭ (cehenneme) girecek muq'taḥimun
(cehenneme) girecek
مَّعَكُمْ ۖ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
لَا yoktur
yoktur
مَرْحَبًۢا merhaba marḥaban
merhaba
بِهِمْ ۚ onlara bihim
onlara
إِنَّهُمْ onlar innahum
onlar
صَالُوا۟ gireceklerdir ṣālū
gireceklerdir
ٱلنَّارِ ateşe l-nāri
ateşe
٥٩ (59)
(59)
(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
38:60
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
بَلْ hayır bal
hayır
أَنتُمْ asıl size antum
asıl size
لَا yoktur
yoktur
مَرْحَبًۢا merhaba marḥaban
merhaba
بِكُمْ ۖ size bikum
size
أَنتُمْ siz antum
siz
قَدَّمْتُمُوهُ bunu önümüze getirdiniz qaddamtumūhu
bunu önümüze getirdiniz
لَنَا ۖ bizim lanā
bizim
فَبِئْسَ ne kötü fabi'sa
ne kötü
ٱلْقَرَارُ durak l-qarāru
durak
٦٠ (60)
(60)
(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
38:61
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
مَن kim man
kim
قَدَّمَ önümüze getirdiyse qaddama
önümüze getirdiyse
لَنَا bizim lanā
bizim
هَـٰذَا bunu hādhā
bunu
فَزِدْهُ onun artır fazid'hu
onun artır
عَذَابًۭا azabını ʿadhāban
azabını
ضِعْفًۭا bir kat daha ḍiʿ'fan
bir kat daha
فِى ateşteki
ateşteki
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
٦١ (61)
(61)
"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.
38:62
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
مَا ne oldu ki?
ne oldu ki?
لَنَا bize lanā
bize
لَا görmüyoruz
görmüyoruz
نَرَىٰ we see narā
we see
رِجَالًۭا adamları rijālan
adamları
كُنَّا saydığımız kunnā
saydığımız
نَعُدُّهُم count them naʿudduhum
count them
مِّنَ kötülerden mina
kötülerden
ٱلْأَشْرَارِ the bad ones l-ashrāri
the bad ones
٦٢ (62)
(62)
Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"
38:63
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ hani onları edinirdik attakhadhnāhum
hani onları edinirdik
سِخْرِيًّا alay konusu sikh'riyyan
alay konusu
أَمْ yoksa am
yoksa
زَاغَتْ kaydı (mı?) zāghat
kaydı (mı?)
عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan
ٱلْأَبْصَـٰرُ gözler(imiz) l-abṣāru
gözler(imiz)
٦٣ (63)
(63)
"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"
38:64
إِنَّ mutlaka inna
mutlaka
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
لَحَقٌّۭ gerçektir laḥaqqun
gerçektir
تَخَاصُمُ tartışmasıdır takhāṣumu
tartışmasıdır
أَهْلِ halkının ahli
halkının
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
٦٤ (64)
(64)
İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.
38:65
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَآ ancak innamā
ancak
أَنَا۠ ben anā
ben
مُنذِرٌۭ ۖ bir uyarıcıyım mundhirun
bir uyarıcıyım
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
مِنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ tanrı ilāhin
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
ٱلْوَٰحِدُ tek l-wāḥidu
tek
ٱلْقَهَّارُ kahreden l-qahāru
kahreden
٦٥ (65)
(65)
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."
38:66
رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve olanların wamā
ve olanların
بَيْنَهُمَا ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında
ٱلْعَزِيزُ daima üstündür l-ʿazīzu
daima üstündür
ٱلْغَفَّـٰرُ çok bağışlayandır l-ghafāru
çok bağışlayandır
٦٦ (66)
(66)
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
38:67
قُلْ de ki qul
de ki
هُوَ O huwa
O
نَبَؤٌا۟ bir haberdir naba-on
bir haberdir
عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük
٦٧ (67)
(67)
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
38:68
أَنتُمْ siz antum
siz
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
مُعْرِضُونَ yüz çeviriyorsunuz muʿ'riḍūna
yüz çeviriyorsunuz
٦٨ (68)
(68)
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
38:69
مَا yoktu
yoktu
كَانَ benim kāna
benim
لِىَ for me liya
for me
مِنْ hiçbir min
hiçbir
عِلْمٍۭ bilgi(m) ʿil'min
bilgi(m)
بِٱلْمَلَإِ topluluk bil-mala-i
topluluk
ٱلْأَعْلَىٰٓ yüce l-aʿlā
yüce
إِذْ sırada idh
sırada
يَخْتَصِمُونَ tartıştıkları yakhtaṣimūna
tartıştıkları
٦٩ (69)
(69)
"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."
38:70
إِن vahyedilmiyor in
vahyedilmiyor
يُوحَىٰٓ has been revealed yūḥā
has been revealed
إِلَىَّ bana ilayya
bana
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَنَّمَآ sadece annamā
sadece
أَنَا۠ ben (olduğum için) anā
ben (olduğum için)
نَذِيرٌۭ bir uyarıcı nadhīrun
bir uyarıcı
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
٧٠ (70)
(70)
"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
38:71
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
خَـٰلِقٌۢ yaratacağım khāliqun
yaratacağım
بَشَرًۭا bir insan basharan
bir insan
مِّن çamurdan min
çamurdan
طِينٍۢ clay ṭīnin
clay
٧١ (71)
(71)
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
38:72
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
سَوَّيْتُهُۥ onu biçimlendirdiğim sawwaytuhu
onu biçimlendirdiğim
وَنَفَخْتُ ve üflediğim wanafakhtu
ve üflediğim
فِيهِ ona fīhi
ona
مِن ruhumdan min
ruhumdan
رُّوحِى My spirit rūḥī
My spirit
فَقَعُوا۟ derhal kapanın faqaʿū
derhal kapanın
لَهُۥ ona lahu
ona
سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye
٧٢ (72)
(72)
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
38:73
فَسَجَدَ secde ettiler fasajada
secde ettiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
كُلُّهُمْ hepsi kulluhum
hepsi
أَجْمَعُونَ tüm olarak ajmaʿūna
tüm olarak
٧٣ (73)
(73)
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
38:74
إِلَّآ dışında illā
dışında
إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis
ٱسْتَكْبَرَ o büyüklük tasladı is'takbara
o büyüklük tasladı
وَكَانَ ve oldu wakāna
ve oldu
مِنَ kafirlerden mina
kafirlerden
ٱلْكَـٰفِرِينَ the disbelievers l-kāfirīna
the disbelievers
٧٤ (74)
(74)
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
38:75
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰٓإِبْلِيسُ ey İblis yāib'līsu
ey İblis
مَا nedir?
nedir?
مَنَعَكَ seni alıkoyan manaʿaka
seni alıkoyan
أَن secde etmekten an
secde etmekten
تَسْجُدَ you (should) prostrate tasjuda
you (should) prostrate
لِمَا yarattığıma limā
yarattığıma
خَلَقْتُ I created khalaqtu
I created
بِيَدَىَّ ۖ iki elimle biyadayya
iki elimle
أَسْتَكْبَرْتَ büyüklük mü tasladın? astakbarta
büyüklük mü tasladın?
أَمْ yoksa am
yoksa
كُنتَ (mi) oldun? kunta
(mi) oldun?
مِنَ yücelerden mina
yücelerden
ٱلْعَالِينَ the exalted ones l-ʿālīna
the exalted ones
٧٥ (75)
(75)
Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.
38:76
قَالَ dedi qāla
dedi
أَنَا۠ ben anā
ben
خَيْرٌۭ iyiyim khayrun
iyiyim
مِّنْهُ ۖ ondan min'hu
ondan
خَلَقْتَنِى beni yarattın khalaqtanī
beni yarattın
مِن ateşten min
ateşten
نَّارٍۢ fire nārin
fire
وَخَلَقْتَهُۥ onu ise yarattın wakhalaqtahu
onu ise yarattın
مِن çamurdan min
çamurdan
طِينٍۢ clay ṭīnin
clay
٧٦ (76)
(76)
İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.
38:77
قَالَ buyurdu ki qāla
buyurdu ki
فَٱخْرُجْ haydi çık fa-ukh'ruj
haydi çık
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen
رَجِيمٌۭ kovuldun rajīmun
kovuldun
٧٧ (77)
(77)
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
38:78
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
عَلَيْكَ senin üzerinedir ʿalayka
senin üzerinedir
لَعْنَتِىٓ lanetim laʿnatī
lanetim
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza
٧٨ (78)
(78)
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
38:79
قَالَ dedi qāla
dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
فَأَنظِرْنِىٓ öyleyse bana süre ver fa-anẓir'nī
öyleyse bana süre ver
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ güne yawmi
güne
يُبْعَثُونَ yeniden dirilecekleri yub'ʿathūna
yeniden dirilecekleri
٧٩ (79)
(79)
"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.
38:80
قَالَ buyurdu qāla
buyurdu
فَإِنَّكَ elbette sen fa-innaka
elbette sen
مِنَ süre verilenlerdensin mina
süre verilenlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ those given respite l-munẓarīna
those given respite
٨٠ (80)
(80)
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
38:81
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلْوَقْتِ vaktin l-waqti
vaktin
ٱلْمَعْلُومِ bilinen l-maʿlūmi
bilinen
٨١ (81)
(81)
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
38:82
قَالَ dedi qāla
dedi
فَبِعِزَّتِكَ senin izzetine and olsun ki fabiʿizzatika
senin izzetine and olsun ki
لَأُغْوِيَنَّهُمْ onları azdıracağım la-ugh'wiyannahum
onları azdıracağım
أَجْمَعِينَ tümünü ajmaʿīna
tümünü
٨٢ (82)
(82)
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
38:83
إِلَّا dışında illā
dışında
عِبَادَكَ kulların ʿibādaka
kulların
مِنْهُمُ onlardan min'humu
onlardan
ٱلْمُخْلَصِينَ ihlaslı l-mukh'laṣīna
ihlaslı
٨٣ (83)
(83)
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
38:84
قَالَ buyurdu ki qāla
buyurdu ki
فَٱلْحَقُّ gerçektir fal-ḥaqu
gerçektir
وَٱلْحَقَّ ve gerçekten wal-ḥaqa
ve gerçekten
أَقُولُ ben diyorum ki aqūlu
ben diyorum ki
٨٤ (84)
(84)
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
38:85
لَأَمْلَأَنَّ elbette dolduracağım la-amla-anna
elbette dolduracağım
جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi
مِنكَ senden minka
senden
وَمِمَّن ve kimselerden wamimman
ve kimselerden
تَبِعَكَ sana uyan tabiʿaka
sana uyan
مِنْهُمْ onlar içinde min'hum
onlar içinde
أَجْمَعِينَ tümüyle ajmaʿīna
tümüyle
٨٥ (85)
(85)
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
38:86
قُلْ de ki qul
de ki
مَآ ben sizden istemiyorum
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask of you asalukum
I ask of you
عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı
مِنْ hiçbir min
hiçbir
أَجْرٍۢ ücret ajrin
ücret
وَمَآ ve değil(im) wamā
ve değil(im)
أَنَا۠ ben anā
ben
مِنَ yapmacık yapanlardan mina
yapmacık yapanlardan
ٱلْمُتَكَلِّفِينَ the ones who pretend l-mutakalifīna
the ones who pretend
٨٦ (86)
(86)
De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."
38:87
إِنْ değildir in
değildir
هُوَ O (Kur'an) huwa
O (Kur'an)
إِلَّا başkası illā
başkası
ذِكْرٌۭ öğüt(ten) dhik'run
öğüt(ten)
لِّلْعَـٰلَمِينَ bütün alemlere lil'ʿālamīna
bütün alemlere
٨٧ (87)
(87)
"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."
38:88
وَلَتَعْلَمُنَّ gayet iyi bileceksiniz walataʿlamunna
gayet iyi bileceksiniz
نَبَأَهُۥ onun haberini naba-ahu
onun haberini
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
حِينٍۭ bir süre ḥīnin
bir süre
٨٨ (88)
(88)
"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."