44
Duhan
الدخان
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
44:1
حمٓ
Hâ Mîm
hha-meem
Hâ Mîm ١ (1)
(1)
Hâ Mîm ١ (1)
(1)
Ha, Mim.
44:2
وَٱلْكِتَـٰبِ
Kitaba andolsun ki
wal-kitābi
Kitaba andolsun ki ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık ٢ (2)
(2)
Kitaba andolsun ki ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık ٢ (2)
(2)
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
44:3
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik anzalnāhu
onu indirdik فِى bir gecede fī
bir gecede لَيْلَةٍۢ a Night laylatin
a Night مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ mübarek mubārakatin
mübarek إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz كُنَّا biz kunnā
biz مُنذِرِينَ uyarıcıyız mundhirīna
uyarıcıyız ٣ (3)
(3)
elbette biz أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik anzalnāhu
onu indirdik فِى bir gecede fī
bir gecede لَيْلَةٍۢ a Night laylatin
a Night مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ mübarek mubārakatin
mübarek إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz كُنَّا biz kunnā
biz مُنذِرِينَ uyarıcıyız mundhirīna
uyarıcıyız ٣ (3)
(3)
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
44:4
فِيهَا
onda (o gecede)
fīhā
onda (o gecede) يُفْرَقُ ayırdedilir yuf'raqu
ayırdedilir كُلُّ her kullu
her أَمْرٍ emir amrin
emir حَكِيمٍ hikmetli ḥakīmin
hikmetli ٤ (4)
(4)
onda (o gecede) يُفْرَقُ ayırdedilir yuf'raqu
ayırdedilir كُلُّ her kullu
her أَمْرٍ emir amrin
emir حَكِيمٍ hikmetli ḥakīmin
hikmetli ٤ (4)
(4)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
44:5
أَمْرًۭا
emir
amran
emir مِّنْ katımızdan olan min
katımızdan olan عِندِنَآ ۚ Us ʿindinā
Us إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz كُنَّا biz kunnā
biz مُرْسِلِينَ elçi göndericiyiz mur'silīna
elçi göndericiyiz ٥ (5)
(5)
emir مِّنْ katımızdan olan min
katımızdan olan عِندِنَآ ۚ Us ʿindinā
Us إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz كُنَّا biz kunnā
biz مُرْسِلِينَ elçi göndericiyiz mur'silīna
elçi göndericiyiz ٥ (5)
(5)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
44:6
رَحْمَةًۭ
rahmet olarak
raḥmatan
rahmet olarak مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٦ (6)
(6)
rahmet olarak مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٦ (6)
(6)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
44:7
رَبِّ
Rabbidir
rabbi
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların بَيْنَهُمَآ ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّوقِنِينَ kesin olarak inanıyor mūqinīna
kesin olarak inanıyor ٧ (7)
(7)
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların بَيْنَهُمَآ ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّوقِنِينَ kesin olarak inanıyor mūqinīna
kesin olarak inanıyor ٧ (7)
(7)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
44:8
لَآ
yoktur
lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ O'ndan huwa
O'ndan يُحْىِۦ yaşatır yuḥ'yī
yaşatır وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür wayumītu
ve öldürür رَبُّكُمْ sizin de Rabbinizdir rabbukum
sizin de Rabbinizdir وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki ٨ (8)
(8)
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ O'ndan huwa
O'ndan يُحْىِۦ yaşatır yuḥ'yī
yaşatır وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür wayumītu
ve öldürür رَبُّكُمْ sizin de Rabbinizdir rabbukum
sizin de Rabbinizdir وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki ٨ (8)
(8)
O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.
44:9
بَلْ
ama
bal
ama هُمْ onlar hum
onlar فِى içinde fī
içinde شَكٍّۢ şüphe shakkin
şüphe يَلْعَبُونَ oynuyorlar yalʿabūna
oynuyorlar ٩ (9)
(9)
ama هُمْ onlar hum
onlar فِى içinde fī
içinde شَكٍّۢ şüphe shakkin
şüphe يَلْعَبُونَ oynuyorlar yalʿabūna
oynuyorlar ٩ (9)
(9)
Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
44:10
فَٱرْتَقِبْ
o halde gözetle
fa-ir'taqib
o halde gözetle يَوْمَ günü yawma
günü تَأْتِى getireceği tatī
getireceği ٱلسَّمَآءُ göğün l-samāu
göğün بِدُخَانٍۢ bir duman bidukhānin
bir duman مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık ١٠ (10)
(10)
o halde gözetle يَوْمَ günü yawma
günü تَأْتِى getireceği tatī
getireceği ٱلسَّمَآءُ göğün l-samāu
göğün بِدُخَانٍۢ bir duman bidukhānin
bir duman مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık ١٠ (10)
(10)
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
44:11
يَغْشَى
sarar
yaghshā
sarar ٱلنَّاسَ ۖ insanları l-nāsa
insanları هَـٰذَا bu hādhā
bu عَذَابٌ bir azabdır ʿadhābun
bir azabdır أَلِيمٌۭ acı alīmun
acı ١١ (11)
(11)
sarar ٱلنَّاسَ ۖ insanları l-nāsa
insanları هَـٰذَا bu hādhā
bu عَذَابٌ bir azabdır ʿadhābun
bir azabdır أَلِيمٌۭ acı alīmun
acı ١١ (11)
(11)
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
44:12
رَّبَّنَا
Rabbimiz
rabbanā
Rabbimiz ٱكْشِفْ kaldır ik'shif
kaldır عَنَّا bizden ʿannā
bizden ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz مُؤْمِنُونَ inanıyoruz mu'minūna
inanıyoruz ١٢ (12)
(12)
Rabbimiz ٱكْشِفْ kaldır ik'shif
kaldır عَنَّا bizden ʿannā
bizden ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz مُؤْمِنُونَ inanıyoruz mu'minūna
inanıyoruz ١٢ (12)
(12)
İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.
44:13
أَنَّىٰ
ne kadar uzak
annā
ne kadar uzak لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için ٱلذِّكْرَىٰ öğüt almak l-dhik'rā
öğüt almak وَقَدْ oysa elbette waqad
oysa elbette جَآءَهُمْ kendilerine gelmişti jāahum
kendilerine gelmişti رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ١٣ (13)
(13)
ne kadar uzak لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için ٱلذِّكْرَىٰ öğüt almak l-dhik'rā
öğüt almak وَقَدْ oysa elbette waqad
oysa elbette جَآءَهُمْ kendilerine gelmişti jāahum
kendilerine gelmişti رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ١٣ (13)
(13)
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
44:14
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra تَوَلَّوْا۟ yüz çevirdiler tawallaw
yüz çevirdiler عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler مُعَلَّمٌۭ öğretilmiştir muʿallamun
öğretilmiştir مَّجْنُونٌ cinlenmiştir majnūnun
cinlenmiştir ١٤ (14)
(14)
sonra تَوَلَّوْا۟ yüz çevirdiler tawallaw
yüz çevirdiler عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler مُعَلَّمٌۭ öğretilmiştir muʿallamun
öğretilmiştir مَّجْنُونٌ cinlenmiştir majnūnun
cinlenmiştir ١٤ (14)
(14)
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
44:15
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz كَاشِفُوا۟ kaldırırız kāshifū
kaldırırız ٱلْعَذَابِ azabı l-ʿadhābi
azabı قَلِيلًا ۚ birazcık qalīlan
birazcık إِنَّكُمْ ama siz innakum
ama siz عَآئِدُونَ dönersiniz ʿāidūna
dönersiniz ١٥ (15)
(15)
elbette biz كَاشِفُوا۟ kaldırırız kāshifū
kaldırırız ٱلْعَذَابِ azabı l-ʿadhābi
azabı قَلِيلًا ۚ birazcık qalīlan
birazcık إِنَّكُمْ ama siz innakum
ama siz عَآئِدُونَ dönersiniz ʿāidūna
dönersiniz ١٥ (15)
(15)
Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
44:16
يَوْمَ
o gün
yawma
o gün نَبْطِشُ vururuz nabṭishu
vururuz ٱلْبَطْشَةَ vuruşla l-baṭshata
vuruşla ٱلْكُبْرَىٰٓ büyük l-kub'rā
büyük إِنَّا zira biz innā
zira biz مُنتَقِمُونَ öc alıcıyız muntaqimūna
öc alıcıyız ١٦ (16)
(16)
o gün نَبْطِشُ vururuz nabṭishu
vururuz ٱلْبَطْشَةَ vuruşla l-baṭshata
vuruşla ٱلْكُبْرَىٰٓ büyük l-kub'rā
büyük إِنَّا zira biz innā
zira biz مُنتَقِمُونَ öc alıcıyız muntaqimūna
öc alıcıyız ١٦ (16)
(16)
Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.
44:17
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun فَتَنَّا sınadık fatannā
sınadık قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce قَوْمَ toplumunu qawma
toplumunu فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn وَجَآءَهُمْ ve onlara geldi wajāahum
ve onlara geldi رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi كَرِيمٌ değerli karīmun
değerli ١٧ (17)
(17)
ve andolsun فَتَنَّا sınadık fatannā
sınadık قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce قَوْمَ toplumunu qawma
toplumunu فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn وَجَآءَهُمْ ve onlara geldi wajāahum
ve onlara geldi رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi كَرِيمٌ değerli karīmun
değerli ١٧ (17)
(17)
And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
44:18
أَنْ
diye
an
diye أَدُّوٓا۟ teslim edin addū
teslim edin إِلَىَّ bana ilayya
bana عِبَادَ kullarını ʿibāda
kullarını ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنِّى çünkü ben innī
çünkü ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٨ (18)
(18)
diye أَدُّوٓا۟ teslim edin addū
teslim edin إِلَىَّ bana ilayya
bana عِبَادَ kullarını ʿibāda
kullarını ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنِّى çünkü ben innī
çünkü ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٨ (18)
(18)
"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
44:19
وَأَن
ve diye
wa-an
ve diye لَّا ululanmayın lā
ululanmayın تَعْلُوا۟ exalt yourselves taʿlū
exalt yourselves عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ ۖ Allah'a l-lahi
Allah'a إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben ءَاتِيكُم size getiriyorum ātīkum
size getiriyorum بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil bisul'ṭānin
bir delil مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık ١٩ (19)
(19)
ve diye لَّا ululanmayın lā
ululanmayın تَعْلُوا۟ exalt yourselves taʿlū
exalt yourselves عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ ۖ Allah'a l-lahi
Allah'a إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben ءَاتِيكُم size getiriyorum ātīkum
size getiriyorum بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil bisul'ṭānin
bir delil مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık ١٩ (19)
(19)
"Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."
44:20
وَإِنِّى
ve elbette ben
wa-innī
ve elbette ben عُذْتُ sığındım ʿudh'tu
sığındım بِرَبِّى benim Rabbim birabbī
benim Rabbim وَرَبِّكُمْ ve sizin Rabbiniz olana warabbikum
ve sizin Rabbiniz olana أَن beni taşla(yıp öldür)menizden an
beni taşla(yıp öldür)menizden تَرْجُمُونِ you stone me tarjumūni
you stone me ٢٠ (20)
(20)
ve elbette ben عُذْتُ sığındım ʿudh'tu
sığındım بِرَبِّى benim Rabbim birabbī
benim Rabbim وَرَبِّكُمْ ve sizin Rabbiniz olana warabbikum
ve sizin Rabbiniz olana أَن beni taşla(yıp öldür)menizden an
beni taşla(yıp öldür)menizden تَرْجُمُونِ you stone me tarjumūni
you stone me ٢٠ (20)
(20)
"Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
44:21
وَإِن
ve eğer
wa-in
ve eğer لَّمْ inanmadınızsa lam
inanmadınızsa تُؤْمِنُوا۟ you believe tu'minū
you believe لِى bana lī
bana فَٱعْتَزِلُونِ benden uzaklaşın fa-iʿ'tazilūni
benden uzaklaşın ٢١ (21)
(21)
ve eğer لَّمْ inanmadınızsa lam
inanmadınızsa تُؤْمِنُوا۟ you believe tu'minū
you believe لِى bana lī
bana فَٱعْتَزِلُونِ benden uzaklaşın fa-iʿ'tazilūni
benden uzaklaşın ٢١ (21)
(21)
"Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."
44:22
فَدَعَا
sonra du'a etti
fadaʿā
sonra du'a etti رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine أَنَّ ki gerçekten anna
ki gerçekten هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar قَوْمٌۭ bir toplumdur qawmun
bir toplumdur مُّجْرِمُونَ suç işleyen muj'rimūna
suç işleyen ٢٢ (22)
(22)
sonra du'a etti رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine أَنَّ ki gerçekten anna
ki gerçekten هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar قَوْمٌۭ bir toplumdur qawmun
bir toplumdur مُّجْرِمُونَ suç işleyen muj'rimūna
suç işleyen ٢٢ (22)
(22)
Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
44:23
فَأَسْرِ
o halde yürüt
fa-asri
o halde yürüt بِعِبَادِى kullarımı biʿibādī
kullarımı لَيْلًا geceleyin laylan
geceleyin إِنَّكُم çünkü innakum
çünkü مُّتَّبَعُونَ takibedileceksiniz muttabaʿūna
takibedileceksiniz ٢٣ (23)
(23)
o halde yürüt بِعِبَادِى kullarımı biʿibādī
kullarımı لَيْلًا geceleyin laylan
geceleyin إِنَّكُم çünkü innakum
çünkü مُّتَّبَعُونَ takibedileceksiniz muttabaʿūna
takibedileceksiniz ٢٣ (23)
(23)
Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."
44:24
وَٱتْرُكِ
ve bırak
wa-ut'ruki
ve bırak ٱلْبَحْرَ denizi l-baḥra
denizi رَهْوًا ۖ açık rahwan
açık إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar جُندٌۭ bir ordudur jundun
bir ordudur مُّغْرَقُونَ boğulacak mugh'raqūna
boğulacak ٢٤ (24)
(24)
ve bırak ٱلْبَحْرَ denizi l-baḥra
denizi رَهْوًا ۖ açık rahwan
açık إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar جُندٌۭ bir ordudur jundun
bir ordudur مُّغْرَقُونَ boğulacak mugh'raqūna
boğulacak ٢٤ (24)
(24)
"Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."
44:25
كَمْ
nice şeyler
kam
nice şeyler تَرَكُوا۟ onlar geride bıraktılar tarakū
onlar geride bıraktılar مِن bahçelerden min
bahçelerden جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens وَعُيُونٍۢ ve çeşmeler(den) waʿuyūnin
ve çeşmeler(den) ٢٥ (25)
(25)
nice şeyler تَرَكُوا۟ onlar geride bıraktılar tarakū
onlar geride bıraktılar مِن bahçelerden min
bahçelerden جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens وَعُيُونٍۢ ve çeşmeler(den) waʿuyūnin
ve çeşmeler(den) ٢٥ (25)
(25)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
44:26
وَزُرُوعٍۢ
ve ekinler(den)
wazurūʿin
ve ekinler(den) وَمَقَامٍۢ ve makamlar(dan) wamaqāmin
ve makamlar(dan) كَرِيمٍۢ güzel karīmin
güzel ٢٦ (26)
(26)
ve ekinler(den) وَمَقَامٍۢ ve makamlar(dan) wamaqāmin
ve makamlar(dan) كَرِيمٍۢ güzel karīmin
güzel ٢٦ (26)
(26)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
44:27
وَنَعْمَةٍۢ
ve ni'metler(den)
wanaʿmatin
ve ni'metler(den) كَانُوا۟ onlar kānū
onlar فِيهَا orada fīhā
orada فَـٰكِهِينَ zevkü sefa sürüyorlardı fākihīna
zevkü sefa sürüyorlardı ٢٧ (27)
(27)
ve ni'metler(den) كَانُوا۟ onlar kānū
onlar فِيهَا orada fīhā
orada فَـٰكِهِينَ zevkü sefa sürüyorlardı fākihīna
zevkü sefa sürüyorlardı ٢٧ (27)
(27)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
44:28
كَذَٰلِكَ ۖ
işte böyle oldu
kadhālika
işte böyle oldu وَأَوْرَثْنَـٰهَا ve biz onları miras verdik wa-awrathnāhā
ve biz onları miras verdik قَوْمًا bir topluma qawman
bir topluma ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka ٢٨ (28)
(28)
işte böyle oldu وَأَوْرَثْنَـٰهَا ve biz onları miras verdik wa-awrathnāhā
ve biz onları miras verdik قَوْمًا bir topluma qawman
bir topluma ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka ٢٨ (28)
(28)
Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.
44:29
فَمَا
ağlamadı
famā
ağlamadı بَكَتْ wept bakat
wept عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara ٱلسَّمَآءُ gök l-samāu
gök وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ olmadılar kānū
olmadılar مُنظَرِينَ fırsat verilenlerden munẓarīna
fırsat verilenlerden ٢٩ (29)
(29)
ağlamadı بَكَتْ wept bakat
wept عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara ٱلسَّمَآءُ gök l-samāu
gök وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ olmadılar kānū
olmadılar مُنظَرِينَ fırsat verilenlerden munẓarīna
fırsat verilenlerden ٢٩ (29)
(29)
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
44:30
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun نَجَّيْنَا biz kurtardık najjaynā
biz kurtardık بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail مِنَ azabdan mina
azabdan ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment ٱلْمُهِينِ küçültücü l-muhīni
küçültücü ٣٠ (30)
(30)
ve andolsun نَجَّيْنَا biz kurtardık najjaynā
biz kurtardık بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail مِنَ azabdan mina
azabdan ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment ٱلْمُهِينِ küçültücü l-muhīni
küçültücü ٣٠ (30)
(30)
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
44:31
مِن
Fir'avndan
min
Fir'avndan فِرْعَوْنَ ۚ Firaun fir'ʿawna
Firaun إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi عَالِيًۭا ululanan ʿāliyan
ululanan مِّنَ sınırı aşanlardan mina
sınırı aşanlardan ٱلْمُسْرِفِينَ the transgressors l-mus'rifīna
the transgressors ٣١ (31)
(31)
Fir'avndan فِرْعَوْنَ ۚ Firaun fir'ʿawna
Firaun إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi عَالِيًۭا ululanan ʿāliyan
ululanan مِّنَ sınırı aşanlardan mina
sınırı aşanlardan ٱلْمُسْرِفِينَ the transgressors l-mus'rifīna
the transgressors ٣١ (31)
(31)
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
44:32
وَلَقَدِ
ve andolsun
walaqadi
ve andolsun ٱخْتَرْنَـٰهُمْ biz onları üstün kıldık ikh'tarnāhum
biz onları üstün kıldık عَلَىٰ göre ʿalā
göre عِلْمٍ bir bilgiye ʿil'min
bir bilgiye عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler ٣٢ (32)
(32)
ve andolsun ٱخْتَرْنَـٰهُمْ biz onları üstün kıldık ikh'tarnāhum
biz onları üstün kıldık عَلَىٰ göre ʿalā
göre عِلْمٍ bir bilgiye ʿil'min
bir bilgiye عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler ٣٢ (32)
(32)
And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
44:33
وَءَاتَيْنَـٰهُم
ve onlara verdik
waātaynāhum
ve onlara verdik مِّنَ ayetlerden mina
ayetlerden ٱلْـَٔايَـٰتِ the Signs l-āyāti
the Signs مَا bulunan mā
bulunan فِيهِ içinde fīhi
içinde بَلَـٰٓؤٌۭا۟ bir sınav balāon
bir sınav مُّبِينٌ açık mubīnun
açık ٣٣ (33)
(33)
ve onlara verdik مِّنَ ayetlerden mina
ayetlerden ٱلْـَٔايَـٰتِ the Signs l-āyāti
the Signs مَا bulunan mā
bulunan فِيهِ içinde fīhi
içinde بَلَـٰٓؤٌۭا۟ bir sınav balāon
bir sınav مُّبِينٌ açık mubīnun
açık ٣٣ (33)
(33)
Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
44:34
إِنَّ
gerçekten
inna
gerçekten هَـٰٓؤُلَآءِ şunlar hāulāi
şunlar لَيَقُولُونَ diyorlar ki layaqūlūna
diyorlar ki ٣٤ (34)
(34)
gerçekten هَـٰٓؤُلَآءِ şunlar hāulāi
şunlar لَيَقُولُونَ diyorlar ki layaqūlūna
diyorlar ki ٣٤ (34)
(34)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
44:35
إِنْ
değildir
in
değildir هِىَ o hiya
o إِلَّا başkası illā
başkası مَوْتَتُنَا ölümümüzden mawtatunā
ölümümüzden ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz بِمُنشَرِينَ diriltilecek bimunsharīna
diriltilecek ٣٥ (35)
(35)
değildir هِىَ o hiya
o إِلَّا başkası illā
başkası مَوْتَتُنَا ölümümüzden mawtatunā
ölümümüzden ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz بِمُنشَرِينَ diriltilecek bimunsharīna
diriltilecek ٣٥ (35)
(35)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
44:36
فَأْتُوا۟
getirin
fatū
getirin بِـَٔابَآئِنَآ babalarımızı biābāinā
babalarımızı إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan ٣٦ (36)
(36)
getirin بِـَٔابَآئِنَآ babalarımızı biābāinā
babalarımızı إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan ٣٦ (36)
(36)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
44:37
أَهُمْ
onlar mı
ahum
onlar mı خَيْرٌ hayırlı khayrun
hayırlı أَمْ yoksa am
yoksa قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi تُبَّعٍۢ Tubba' tubbaʿin
Tubba' وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve مِن onlardan öncekiler (mi?) min
onlardan öncekiler (mi?) قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ biz onları helak ettik ahlaknāhum
biz onları helak ettik إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler مُجْرِمِينَ suç işliyorlar muj'rimīna
suç işliyorlar ٣٧ (37)
(37)
onlar mı خَيْرٌ hayırlı khayrun
hayırlı أَمْ yoksa am
yoksa قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi تُبَّعٍۢ Tubba' tubbaʿin
Tubba' وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve مِن onlardan öncekiler (mi?) min
onlardan öncekiler (mi?) قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ biz onları helak ettik ahlaknāhum
biz onları helak ettik إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler مُجْرِمِينَ suç işliyorlar muj'rimīna
suç işliyorlar ٣٧ (37)
(37)
Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.
44:38
وَمَا
ve
wamā
ve خَلَقْنَا biz yaratmadık khalaqnā
biz yaratmadık ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları بَيْنَهُمَا bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında لَـٰعِبِينَ eğlenmek için lāʿibīna
eğlenmek için ٣٨ (38)
(38)
ve خَلَقْنَا biz yaratmadık khalaqnā
biz yaratmadık ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları بَيْنَهُمَا bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında لَـٰعِبِينَ eğlenmek için lāʿibīna
eğlenmek için ٣٨ (38)
(38)
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
44:39
مَا
onları yaratmadık
mā
onları yaratmadık خَلَقْنَـٰهُمَآ We created both of them khalaqnāhumā
We created both of them إِلَّا dışında bir sebeple illā
dışında bir sebeple بِٱلْحَقِّ hikmetli bir gaye bil-ḥaqi
hikmetli bir gaye وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَهُمْ onların çoğu aktharahum
onların çoğu لَا bilmiyorlar lā
bilmiyorlar يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٣٩ (39)
(39)
onları yaratmadık خَلَقْنَـٰهُمَآ We created both of them khalaqnāhumā
We created both of them إِلَّا dışında bir sebeple illā
dışında bir sebeple بِٱلْحَقِّ hikmetli bir gaye bil-ḥaqi
hikmetli bir gaye وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَهُمْ onların çoğu aktharahum
onların çoğu لَا bilmiyorlar lā
bilmiyorlar يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٣٩ (39)
(39)
Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
44:40
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْفَصْلِ hüküm l-faṣli
hüküm مِيقَـٰتُهُمْ varacağı gündür mīqātuhum
varacağı gündür أَجْمَعِينَ hepsinin ajmaʿīna
hepsinin ٤٠ (40)
(40)
şüphesiz يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْفَصْلِ hüküm l-faṣli
hüküm مِيقَـٰتُهُمْ varacağı gündür mīqātuhum
varacağı gündür أَجْمَعِينَ hepsinin ajmaʿīna
hepsinin ٤٠ (40)
(40)
Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
44:41
يَوْمَ
o gün
yawma
o gün لَا savamaz lā
savamaz يُغْنِى will avail yugh'nī
will avail مَوْلًى dost mawlan
dost عَن dostundan ʿan
dostundan مَّوْلًۭى a relation mawlan
a relation شَيْـًۭٔا bir şey shayan
bir şey وَلَا ve olmaz walā
ve olmaz هُمْ onlar hum
onlar يُنصَرُونَ yardım edilenlerden yunṣarūna
yardım edilenlerden ٤١ (41)
(41)
o gün لَا savamaz lā
savamaz يُغْنِى will avail yugh'nī
will avail مَوْلًى dost mawlan
dost عَن dostundan ʿan
dostundan مَّوْلًۭى a relation mawlan
a relation شَيْـًۭٔا bir şey shayan
bir şey وَلَا ve olmaz walā
ve olmaz هُمْ onlar hum
onlar يُنصَرُونَ yardım edilenlerden yunṣarūna
yardım edilenlerden ٤١ (41)
(41)
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
44:42
إِلَّا
ancak hariçtir
illā
ancak hariçtir مَن kimseler man
kimseler رَّحِمَ acıdığı raḥima
acıdığı ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O هُوَ O huwa
O ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir l-raḥīmu
esirgeyendir ٤٢ (42)
(42)
ancak hariçtir مَن kimseler man
kimseler رَّحِمَ acıdığı raḥima
acıdığı ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O هُوَ O huwa
O ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir l-raḥīmu
esirgeyendir ٤٢ (42)
(42)
Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
44:43
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz شَجَرَتَ ağacı shajarata
ağacı ٱلزَّقُّومِ Zakkum l-zaqūmi
Zakkum ٤٣ (43)
(43)
şüphesiz شَجَرَتَ ağacı shajarata
ağacı ٱلزَّقُّومِ Zakkum l-zaqūmi
Zakkum ٤٣ (43)
(43)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44:44
طَعَامُ
yemeğidir
ṭaʿāmu
yemeğidir ٱلْأَثِيمِ günahkarların l-athīmi
günahkarların ٤٤ (44)
(44)
yemeğidir ٱلْأَثِيمِ günahkarların l-athīmi
günahkarların ٤٤ (44)
(44)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44:45
كَٱلْمُهْلِ
erimiş maden gibi
kal-muh'li
erimiş maden gibi يَغْلِى kaynar yaghlī
kaynar فِى karınlarda fī
karınlarda ٱلْبُطُونِ the bellies l-buṭūni
the bellies ٤٥ (45)
(45)
erimiş maden gibi يَغْلِى kaynar yaghlī
kaynar فِى karınlarda fī
karınlarda ٱلْبُطُونِ the bellies l-buṭūni
the bellies ٤٥ (45)
(45)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44:46
كَغَلْىِ
kaynaması gibi
kaghalyi
kaynaması gibi ٱلْحَمِيمِ sıcak suyun l-ḥamīmi
sıcak suyun ٤٦ (46)
(46)
kaynaması gibi ٱلْحَمِيمِ sıcak suyun l-ḥamīmi
sıcak suyun ٤٦ (46)
(46)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44:47
خُذُوهُ
tutun onu
khudhūhu
tutun onu فَٱعْتِلُوهُ sürükleyin fa-iʿ'tilūhu
sürükleyin إِلَىٰ ortasına ilā
ortasına سَوَآءِ (the) midst sawāi
(the) midst ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ٤٧ (47)
(47)
tutun onu فَٱعْتِلُوهُ sürükleyin fa-iʿ'tilūhu
sürükleyin إِلَىٰ ortasına ilā
ortasına سَوَآءِ (the) midst sawāi
(the) midst ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ٤٧ (47)
(47)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
44:48
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra صُبُّوا۟ dökün ṣubbū
dökün فَوْقَ üstüne fawqa
üstüne رَأْسِهِۦ başının rasihi
başının مِنْ azabından min
azabından عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment ٱلْحَمِيمِ kaynar su l-ḥamīmi
kaynar su ٤٨ (48)
(48)
sonra صُبُّوا۟ dökün ṣubbū
dökün فَوْقَ üstüne fawqa
üstüne رَأْسِهِۦ başının rasihi
başının مِنْ azabından min
azabından عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment ٱلْحَمِيمِ kaynar su l-ḥamīmi
kaynar su ٤٨ (48)
(48)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
44:49
ذُقْ
tad
dhuq
tad إِنَّكَ zira sen innaka
zira sen أَنتَ kendince anta
kendince ٱلْعَزِيزُ üstündün l-ʿazīzu
üstündün ٱلْكَرِيمُ şerefliydin l-karīmu
şerefliydin ٤٩ (49)
(49)
tad إِنَّكَ zira sen innaka
zira sen أَنتَ kendince anta
kendince ٱلْعَزِيزُ üstündün l-ʿazīzu
üstündün ٱلْكَرِيمُ şerefliydin l-karīmu
şerefliydin ٤٩ (49)
(49)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
44:50
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz هَـٰذَا o hādhā
o مَا şeydir mā
şeydir كُنتُم olduğunuz kuntum
olduğunuz بِهِۦ ondan bihi
ondan تَمْتَرُونَ kuşkulanmış tamtarūna
kuşkulanmış ٥٠ (50)
(50)
şüphesiz هَـٰذَا o hādhā
o مَا şeydir mā
şeydir كُنتُم olduğunuz kuntum
olduğunuz بِهِۦ ondan bihi
ondan تَمْتَرُونَ kuşkulanmış tamtarūna
kuşkulanmış ٥٠ (50)
(50)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
44:51
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler فِى bir makamdadır fī
bir makamdadır مَقَامٍ a place maqāmin
a place أَمِينٍۢ güvenli amīnin
güvenli ٥١ (51)
(51)
şüphesiz ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler فِى bir makamdadır fī
bir makamdadır مَقَامٍ a place maqāmin
a place أَمِينٍۢ güvenli amīnin
güvenli ٥١ (51)
(51)
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
44:52
فِى
bahçelerde
fī
bahçelerde جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens وَعُيُونٍۢ ve çeşme başlarında waʿuyūnin
ve çeşme başlarında ٥٢ (52)
(52)
bahçelerde جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens وَعُيُونٍۢ ve çeşme başlarında waʿuyūnin
ve çeşme başlarında ٥٢ (52)
(52)
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
44:53
يَلْبَسُونَ
giysiler giyerler
yalbasūna
giysiler giyerler مِن ince ipekten min
ince ipekten سُندُسٍۢ fine silk sundusin
fine silk وَإِسْتَبْرَقٍۢ ve parlak atlastan wa-is'tabraqin
ve parlak atlastan مُّتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı otururlar mutaqābilīna
karşılıklı otururlar ٥٣ (53)
(53)
giysiler giyerler مِن ince ipekten min
ince ipekten سُندُسٍۢ fine silk sundusin
fine silk وَإِسْتَبْرَقٍۢ ve parlak atlastan wa-is'tabraqin
ve parlak atlastan مُّتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı otururlar mutaqābilīna
karşılıklı otururlar ٥٣ (53)
(53)
İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
44:54
كَذَٰلِكَ
ayrıca
kadhālika
ayrıca وَزَوَّجْنَـٰهُم onları evlendirmişizdir wazawwajnāhum
onları evlendirmişizdir بِحُورٍ hurilerle biḥūrin
hurilerle عِينٍۢ iri gözlü ʿīnin
iri gözlü ٥٤ (54)
(54)
ayrıca وَزَوَّجْنَـٰهُم onları evlendirmişizdir wazawwajnāhum
onları evlendirmişizdir بِحُورٍ hurilerle biḥūrin
hurilerle عِينٍۢ iri gözlü ʿīnin
iri gözlü ٥٤ (54)
(54)
Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
44:55
يَدْعُونَ
isterler
yadʿūna
isterler فِيهَا orada fīhā
orada بِكُلِّ her bikulli
her فَـٰكِهَةٍ meyveyi fākihatin
meyveyi ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde ٥٥ (55)
(55)
isterler فِيهَا orada fīhā
orada بِكُلِّ her bikulli
her فَـٰكِهَةٍ meyveyi fākihatin
meyveyi ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde ٥٥ (55)
(55)
Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
44:56
لَا
tadmazlar
lā
tadmazlar يَذُوقُونَ they will taste yadhūqūna
they will taste فِيهَا orada fīhā
orada ٱلْمَوْتَ ölüm l-mawta
ölüm إِلَّا başka illā
başka ٱلْمَوْتَةَ ölümden l-mawtata
ölümden ٱلْأُولَىٰ ۖ ilk l-ūlā
ilk وَوَقَىٰهُمْ ve onları korur wawaqāhum
ve onları korur عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem ٥٦ (56)
(56)
tadmazlar يَذُوقُونَ they will taste yadhūqūna
they will taste فِيهَا orada fīhā
orada ٱلْمَوْتَ ölüm l-mawta
ölüm إِلَّا başka illā
başka ٱلْمَوْتَةَ ölümden l-mawtata
ölümden ٱلْأُولَىٰ ۖ ilk l-ūlā
ilk وَوَقَىٰهُمْ ve onları korur wawaqāhum
ve onları korur عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem ٥٦ (56)
(56)
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
44:57
فَضْلًۭا
bir lutuf olarak
faḍlan
bir lutuf olarak مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur هُوَ o huwa
o ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٥٧ (57)
(57)
bir lutuf olarak مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur هُوَ o huwa
o ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٥٧ (57)
(57)
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
44:58
فَإِنَّمَا
kesinlikle
fa-innamā
kesinlikle يَسَّرْنَـٰهُ biz o'nu kolaylaştırdık yassarnāhu
biz o'nu kolaylaştırdık بِلِسَانِكَ senin diline bilisānika
senin diline لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki يَتَذَكَّرُونَ düşünüp öğüt alırlar yatadhakkarūna
düşünüp öğüt alırlar ٥٨ (58)
(58)
kesinlikle يَسَّرْنَـٰهُ biz o'nu kolaylaştırdık yassarnāhu
biz o'nu kolaylaştırdık بِلِسَانِكَ senin diline bilisānika
senin diline لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki يَتَذَكَّرُونَ düşünüp öğüt alırlar yatadhakkarūna
düşünüp öğüt alırlar ٥٨ (58)
(58)
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
44:59
فَٱرْتَقِبْ
biraz bekle
fa-ir'taqib
biraz bekle إِنَّهُم onlar da innahum
onlar da مُّرْتَقِبُونَ beklemektedirler mur'taqibūna
beklemektedirler ٥٩ (59)
(59)
biraz bekle إِنَّهُم onlar da innahum
onlar da مُّرْتَقِبُونَ beklemektedirler mur'taqibūna
beklemektedirler ٥٩ (59)
(59)
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.