62

Cuma

Medeni 11 Ayet Cüz 28
الجمعة
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
62:1
يُسَبِّحُ tesbih etmektedir yusabbiḥu
tesbih etmektedir
لِلَّهِ Allah'ı lillahi
Allah'ı
مَا ne varsa
ne varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
ٱلْمَلِكِ padişah l-maliki
padişah
ٱلْقُدُّوسِ mukaddes l-qudūsi
mukaddes
ٱلْعَزِيزِ aziz l-ʿazīzi
aziz
ٱلْحَكِيمِ hakim l-ḥakīmi
hakim
١ (1)
(1)
Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar, hükümran, çok kutsal, güçlü ve Hakim olan Allah'ı tesbih ederler.
62:2
هُوَ O huwa
O
ٱلَّذِى gönderendir alladhī
gönderendir
بَعَثَ sent baʿatha
sent
فِى içinde
içinde
ٱلْأُمِّيِّـۧنَ ümmiler l-umiyīna
ümmiler
رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi
مِّنْهُمْ kendilerinden olan min'hum
kendilerinden olan
يَتْلُوا۟ okuyan yatlū
okuyan
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
ءَايَـٰتِهِۦ O'nun ayetlerini āyātihi
O'nun ayetlerini
وَيُزَكِّيهِمْ ve onları yücelten wayuzakkīhim
ve onları yücelten
وَيُعَلِّمُهُمُ ve onlara öğreten wayuʿallimuhumu
ve onlara öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti
وَإِن oysa wa-in
oysa
كَانُوا۟ onlar idiler kānū
onlar idiler
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
لَفِى içinde lafī
içinde
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık
٢ (2)
(2)
Kitapsız (okuma-yazma bilmeyen) kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderen O'dur. Onlar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler.
62:3
وَءَاخَرِينَ ve diğerlerine waākharīna
ve diğerlerine
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
لَمَّا henüz lammā
henüz
يَلْحَقُوا۟ katılmayan yalḥaqū
katılmayan
بِهِمْ ۚ kendilerine bihim
kendilerine
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْحَكِيمُ hakimdir l-ḥakīmu
hakimdir
٣ (3)
(3)
Onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır- Kitap ve hikmeti öğretmek üzere, Peygamberi gönderen Allah'tır. O, güçlüdür, Hakim'dir.
62:4
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
فَضْلُ lutfudur faḍlu
lutfudur
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يُؤْتِيهِ vereceği yu'tīhi
vereceği
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱلْفَضْلِ lutuf l-faḍli
lutuf
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٤ (4)
(4)
Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfüdür. Allah, büyük lütuf sahibidir.
62:5
مَثَلُ durumu mathalu
durumu
ٱلَّذِينَ yükletilenlerin alladhīna
yükletilenlerin
حُمِّلُوا۟ were entrusted ḥummilū
were entrusted
ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat l-tawrāta
Tevrat
ثُمَّ sonra da thumma
sonra da
لَمْ onu taşımayanların lam
onu taşımayanların
يَحْمِلُوهَا they bore it yaḥmilūhā
they bore it
كَمَثَلِ durumu gibidir kamathali
durumu gibidir
ٱلْحِمَارِ eşeğin l-ḥimāri
eşeğin
يَحْمِلُ taşıyan yaḥmilu
taşıyan
أَسْفَارًۢا ۚ kitaplar asfāran
kitaplar
بِئْسَ ne kötüdür bi'sa
ne kötüdür
مَثَلُ durumu mathalu
durumu
ٱلْقَوْمِ kavmin l-qawmi
kavmin
ٱلَّذِينَ yalanlayan alladhīna
yalanlayan
كَذَّبُوا۟ deny kadhabū
deny
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ topluluğunu l-qawma
topluluğunu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
٥ (5)
(5)
Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.
62:6
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar
هَادُوٓا۟ yahudi hādū
yahudi
إِن eğer in
eğer
زَعَمْتُمْ sanıyorsanız zaʿamtum
sanıyorsanız
أَنَّكُمْ yalnız sizsiniz annakum
yalnız sizsiniz
أَوْلِيَآءُ dostları awliyāu
dostları
لِلَّهِ Allah'ın lillahi
Allah'ın
مِن başka olarak min
başka olarak
دُونِ excluding dūni
excluding
ٱلنَّاسِ insanlardan l-nāsi
insanlardan
فَتَمَنَّوُا۟ temenni edin fatamannawū
temenni edin
ٱلْمَوْتَ ölümü l-mawta
ölümü
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ samimi(ler) ṣādiqīna
samimi(ler)
٦ (6)
(6)
De ki: "Ey Yahudiler! Bütün insanlar bir yana, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bunda samimi iseniz, ölümü dilesenize!"
62:7
وَلَا ve walā
ve
يَتَمَنَّوْنَهُۥٓ temenni etmezler yatamannawnahu
temenni etmezler
أَبَدًۢا asla abadan
asla
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
قَدَّمَتْ öne sürdükleri qaddamat
öne sürdükleri
أَيْدِيهِمْ ۚ ellerinin aydīhim
ellerinin
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri bil-ẓālimīna
zalimleri
٧ (7)
(7)
Yaptıklarından ötürü, ölümü asla dileyemezler. Allah, zalimleri bilendir.
62:8
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمَوْتَ ölüm l-mawta
ölüm
ٱلَّذِى sizin kaçtığınız alladhī
sizin kaçtığınız
تَفِرُّونَ you flee tafirrūna
you flee
مِنْهُ kendisinden min'hu
kendisinden
فَإِنَّهُۥ mutlaka fa-innahu
mutlaka
مُلَـٰقِيكُمْ ۖ sizi bulacaktır mulāqīkum
sizi bulacaktır
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تُرَدُّونَ döndürüleceksiniz turaddūna
döndürüleceksiniz
إِلَىٰ bilen'e ilā
bilen'e
عَـٰلِمِ (the) All-Knower ʿālimi
(the) All-Knower
ٱلْغَيْبِ görünmeyeni l-ghaybi
görünmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüneni wal-shahādati
ve görüneni
فَيُنَبِّئُكُم ve O size haber verecektir fayunabbi-ukum
ve O size haber verecektir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
٨ (8)
(8)
De ki: "Doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır; sonra; görüleni de görülmeyeni de bilen Allah'a döndürüleceksiniz, O size işlediklerinizi haber verecektir."
62:9
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا zaman idhā
zaman
نُودِىَ çağrıldığı(nız) nūdiya
çağrıldığı(nız)
لِلصَّلَوٰةِ namaz için lilṣṣalati
namaz için
مِن günü min
günü
يَوْمِ (the) day yawmi
(the) day
ٱلْجُمُعَةِ Cuma l-jumuʿati
Cuma
فَٱسْعَوْا۟ hemen koşun fa-is'ʿaw
hemen koşun
إِلَىٰ anmağa ilā
anmağa
ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
وَذَرُوا۟ ve bırakın wadharū
ve bırakın
ٱلْبَيْعَ ۚ alışverişi l-bayʿa
alışverişi
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ bilirseniz kuntum
bilirseniz
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٩ (9)
(9)
Ey inananlar! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ı anmaya koşun; alım satımı bırakın; bilseniz, bu sizin için daha iyidir.
62:10
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
قُضِيَتِ kıldığınız quḍiyati
kıldığınız
ٱلصَّلَوٰةُ namazı l-ṣalatu
namazı
فَٱنتَشِرُوا۟ dağılın fa-intashirū
dağılın
فِى yeryüzüne
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
وَٱبْتَغُوا۟ ve arayın wa-ib'taghū
ve arayın
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِ (the) Bounty faḍli
(the) Bounty
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱذْكُرُوا۟ ve anın wa-udh'kurū
ve anın
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
كَثِيرًۭا çokça kathīran
çokça
لَّعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ başarıya erersiniz tuf'liḥūna
başarıya erersiniz
١٠ (10)
(10)
Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lütfundan rızık isteyin; Allah'ı çok anın ki saadete erişesiniz.
62:11
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
رَأَوْا۟ gördükleri ra-aw
gördükleri
تِجَـٰرَةً bir ticaret tijāratan
bir ticaret
أَوْ veya aw
veya
لَهْوًا eğlence lahwan
eğlence
ٱنفَضُّوٓا۟ dağılıp infaḍḍū
dağılıp
إِلَيْهَا ona giderler ilayhā
ona giderler
وَتَرَكُوكَ ve seni bırakırlar watarakūka
ve seni bırakırlar
قَآئِمًۭا ۚ ayakta qāiman
ayakta
قُلْ de ki qul
de ki
مَا bulunan
bulunan
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
خَيْرٌۭ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
مِّنَ eğlenceden mina
eğlenceden
ٱللَّهْوِ the sport l-lahwi
the sport
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلتِّجَـٰرَةِ ۚ ticaretten l-tijārati
ticaretten
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
خَيْرُ en hayırlısıdır khayru
en hayırlısıdır
ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin l-rāziqīna
rızık verenlerin
١١ (11)
(11)
Onlar bir kazanç veya bir eğlence gördüklerinde, seni ayakta bırakarak oraya yöneldiler. De ki: "Allah katında olan, eğlenceden de kazançtan da hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en iyisidir."