61
Saf
الصف
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
61:1
سَبَّحَ
tesbih etmektedir
sabbaḥa
tesbih etmektedir لِلَّهِ Allah'ı lillahi
Allah'ı مَا ne varsa mā
ne varsa فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir ١ (1)
(1)
tesbih etmektedir لِلَّهِ Allah'ı lillahi
Allah'ı مَا ne varsa mā
ne varsa فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir ١ (1)
(1)
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, Hakim'dir.
61:2
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
yāayyuhā
ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لِمَ niçin? lima
niçin? تَقُولُونَ söylüyorsunuz taqūlūna
söylüyorsunuz مَا şeyi mā
şeyi لَا yapmayacağınız lā
yapmayacağınız تَفْعَلُونَ you do tafʿalūna
you do ٢ (2)
(2)
ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لِمَ niçin? lima
niçin? تَقُولُونَ söylüyorsunuz taqūlūna
söylüyorsunuz مَا şeyi mā
şeyi لَا yapmayacağınız lā
yapmayacağınız تَفْعَلُونَ you do tafʿalūna
you do ٢ (2)
(2)
Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz?
61:3
كَبُرَ
büyüktür
kabura
büyüktür مَقْتًا gazabı maqtan
gazabı عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah أَن söylemenin an
söylemenin تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say مَا şeyi mā
şeyi لَا yapmayacağınız lā
yapmayacağınız تَفْعَلُونَ you do tafʿalūna
you do ٣ (3)
(3)
büyüktür مَقْتًا gazabı maqtan
gazabı عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah أَن söylemenin an
söylemenin تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say مَا şeyi mā
şeyi لَا yapmayacağınız lā
yapmayacağınız تَفْعَلُونَ you do tafʿalūna
you do ٣ (3)
(3)
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur.
61:4
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri يُقَـٰتِلُونَ çarpışan(ları) yuqātilūna
çarpışan(ları) فِى kendi yolunda fī
kendi yolunda سَبِيلِهِۦ His Way sabīlihi
His Way صَفًّۭا saf bağlayarak ṣaffan
saf bağlayarak كَأَنَّهُم gibi ka-annahum
gibi بُنْيَـٰنٌۭ binalar bun'yānun
binalar مَّرْصُوصٌۭ kenetlenmiş marṣūṣun
kenetlenmiş ٤ (4)
(4)
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri يُقَـٰتِلُونَ çarpışan(ları) yuqātilūna
çarpışan(ları) فِى kendi yolunda fī
kendi yolunda سَبِيلِهِۦ His Way sabīlihi
His Way صَفًّۭا saf bağlayarak ṣaffan
saf bağlayarak كَأَنَّهُم gibi ka-annahum
gibi بُنْيَـٰنٌۭ binalar bun'yānun
binalar مَّرْصُوصٌۭ kenetlenmiş marṣūṣun
kenetlenmiş ٤ (4)
(4)
Doğrusu Allah, kendi uğrunda, kenetlenmiş bir duvar gibi, saf halinde çarpışanları sever.
61:5
وَإِذْ
bir zaman
wa-idh
bir zaman قَالَ demişti qāla
demişti مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِقَوْمِهِۦ kavmine liqawmihi
kavmine يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim لِمَ niçin? lima
niçin? تُؤْذُونَنِى beni incitiyorsunuz tu'dhūnanī
beni incitiyorsunuz وَقَد halde waqad
halde تَّعْلَمُونَ biliyorsunuz taʿlamūna
biliyorsunuz أَنِّى gerçekten benim annī
gerçekten benim رَسُولُ elçisi (olduğumu) rasūlu
elçisi (olduğumu) ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَيْكُمْ ۖ size ilaykum
size فَلَمَّا zaman falammā
zaman زَاغُوٓا۟ onlar eğrildiği zāghū
onlar eğrildiği أَزَاغَ eğriltti azāgha
eğriltti ٱللَّهُ Allah da l-lahu
Allah da قُلُوبَهُمْ ۚ kalblerini qulūbahum
kalblerini وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ kavmi l-qawma
kavmi ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan ٥ (5)
(5)
bir zaman قَالَ demişti qāla
demişti مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِقَوْمِهِۦ kavmine liqawmihi
kavmine يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim لِمَ niçin? lima
niçin? تُؤْذُونَنِى beni incitiyorsunuz tu'dhūnanī
beni incitiyorsunuz وَقَد halde waqad
halde تَّعْلَمُونَ biliyorsunuz taʿlamūna
biliyorsunuz أَنِّى gerçekten benim annī
gerçekten benim رَسُولُ elçisi (olduğumu) rasūlu
elçisi (olduğumu) ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَيْكُمْ ۖ size ilaykum
size فَلَمَّا zaman falammā
zaman زَاغُوٓا۟ onlar eğrildiği zāghū
onlar eğrildiği أَزَاغَ eğriltti azāgha
eğriltti ٱللَّهُ Allah da l-lahu
Allah da قُلُوبَهُمْ ۚ kalblerini qulūbahum
kalblerini وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ kavmi l-qawma
kavmi ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan ٥ (5)
(5)
Musa milletine: "Ey milletim! Beni niçin incitirsiniz? Oysa, benim size gönderilmiş Allah'ın bir peygamberi olduğumu biliyorsunuz" demişti. Ama onlar yoldan sapınca, Allah da onların kalblerini saptırmıştı. Allah, yoldan çıkan milleti doğru yola eriştirmez.
61:6
وَإِذْ
ve hani
wa-idh
ve hani قَالَ demişti qāla
demişti عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem يَـٰبَنِىٓ ey oğulları yābanī
ey oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail إِنِّى elbette ben innī
elbette ben رَسُولُ elçisiyim rasūlu
elçisiyim ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَيْكُم size (gönderilen) ilaykum
size (gönderilen) مُّصَدِّقًۭا doğrulayıcı muṣaddiqan
doğrulayıcı لِّمَا olanı limā
olanı بَيْنَ elimde bayna
elimde يَدَىَّ my hands yadayya
my hands مِنَ Tevrattan mina
Tevrattan ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَمُبَشِّرًۢا ve müjdeleyiciyim wamubashiran
ve müjdeleyiciyim بِرَسُولٍۢ bir elçiyi birasūlin
bir elçiyi يَأْتِى gelecek yatī
gelecek مِنۢ benden sonra min
benden sonra بَعْدِى after me baʿdī
after me ٱسْمُهُۥٓ onun ismi us'muhu
onun ismi أَحْمَدُ ۖ Ahmed'dir aḥmadu
Ahmed'dir فَلَمَّا zaman falammā
zaman جَآءَهُم onlara geldiği jāahum
onlara geldiği بِٱلْبَيِّنَـٰتِ apaçık delillerle bil-bayināti
apaçık delillerle قَالُوا۟ dediler qālū
dediler هَـٰذَا bu hādhā
bu سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٦ (6)
(6)
ve hani قَالَ demişti qāla
demişti عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem يَـٰبَنِىٓ ey oğulları yābanī
ey oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail إِنِّى elbette ben innī
elbette ben رَسُولُ elçisiyim rasūlu
elçisiyim ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَيْكُم size (gönderilen) ilaykum
size (gönderilen) مُّصَدِّقًۭا doğrulayıcı muṣaddiqan
doğrulayıcı لِّمَا olanı limā
olanı بَيْنَ elimde bayna
elimde يَدَىَّ my hands yadayya
my hands مِنَ Tevrattan mina
Tevrattan ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَمُبَشِّرًۢا ve müjdeleyiciyim wamubashiran
ve müjdeleyiciyim بِرَسُولٍۢ bir elçiyi birasūlin
bir elçiyi يَأْتِى gelecek yatī
gelecek مِنۢ benden sonra min
benden sonra بَعْدِى after me baʿdī
after me ٱسْمُهُۥٓ onun ismi us'muhu
onun ismi أَحْمَدُ ۖ Ahmed'dir aḥmadu
Ahmed'dir فَلَمَّا zaman falammā
zaman جَآءَهُم onlara geldiği jāahum
onlara geldiği بِٱلْبَيِّنَـٰتِ apaçık delillerle bil-bayināti
apaçık delillerle قَالُوا۟ dediler qālū
dediler هَـٰذَا bu hādhā
bu سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٦ (6)
(6)
Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberiyim" demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman: "Bu, apaçık bir sihirdir" demişlerdi.
61:7
وَمَنْ
ve kim (olabilir?)
waman
ve kim (olabilir?) أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden ٱفْتَرَىٰ iftira atan if'tarā
iftira atan عَلَى üstüne ʿalā
üstüne ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan وَهُوَ ve o wahuwa
ve o يُدْعَىٰٓ çağırıldığı halde yud'ʿā
çağırıldığı halde إِلَى islama ilā
islama ٱلْإِسْلَـٰمِ ۚ Islam l-is'lāmi
Islam وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğunu l-qawma
topluluğunu ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler ٧ (7)
(7)
ve kim (olabilir?) أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden ٱفْتَرَىٰ iftira atan if'tarā
iftira atan عَلَى üstüne ʿalā
üstüne ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan وَهُوَ ve o wahuwa
ve o يُدْعَىٰٓ çağırıldığı halde yud'ʿā
çağırıldığı halde إِلَى islama ilā
islama ٱلْإِسْلَـٰمِ ۚ Islam l-is'lāmi
Islam وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğunu l-qawma
topluluğunu ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler ٧ (7)
(7)
Müslüman olmağa çağırılmışken gelmeyip Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir? Allah, zalim olan milleti doğru yola eriştirmez.
61:8
يُرِيدُونَ
istiyorlar
yurīdūna
istiyorlar لِيُطْفِـُٔوا۟ söndürmek liyuṭ'fiū
söndürmek نُورَ nurunu nūra
nurunu ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlarıyle bi-afwāhihim
ağızlarıyle وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah مُتِمُّ tamamlayacaktır mutimmu
tamamlayacaktır نُورِهِۦ nurunu nūrihi
nurunu وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler ٨ (8)
(8)
istiyorlar لِيُطْفِـُٔوا۟ söndürmek liyuṭ'fiū
söndürmek نُورَ nurunu nūra
nurunu ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlarıyle bi-afwāhihim
ağızlarıyle وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah مُتِمُّ tamamlayacaktır mutimmu
tamamlayacaktır نُورِهِۦ nurunu nūrihi
nurunu وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler ٨ (8)
(8)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler. İnkarcılar ne kadar istemeseler de, Allah nurunu, dinini tamamlayacaktır.
61:9
هُوَ
O
huwa
O ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki أَرْسَلَ gönderdi arsala
gönderdi رَسُولَهُۥ elçisini rasūlahu
elçisini بِٱلْهُدَىٰ hidayetle bil-hudā
hidayetle وَدِينِ ve din ile wadīni
ve din ile ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak لِيُظْهِرَهُۥ onu getirsin diye liyuẓ'hirahu
onu getirsin diye عَلَى üstün ʿalā
üstün ٱلدِّينِ dinlere l-dīni
dinlere كُلِّهِۦ bütün kullihi
bütün وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da ٱلْمُشْرِكُونَ müşrikler l-mush'rikūna
müşrikler ٩ (9)
(9)
O ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki أَرْسَلَ gönderdi arsala
gönderdi رَسُولَهُۥ elçisini rasūlahu
elçisini بِٱلْهُدَىٰ hidayetle bil-hudā
hidayetle وَدِينِ ve din ile wadīni
ve din ile ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak لِيُظْهِرَهُۥ onu getirsin diye liyuẓ'hirahu
onu getirsin diye عَلَى üstün ʿalā
üstün ٱلدِّينِ dinlere l-dīni
dinlere كُلِّهِۦ bütün kullihi
bütün وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da ٱلْمُشْرِكُونَ müşrikler l-mush'rikūna
müşrikler ٩ (9)
(9)
Ortak koşanlar istemese de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, Peygamberini, doğruluk rehberi Kuran ve gerçek dinle gönderen O'dur.
61:10
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
yāayyuhā
ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) هَلْ size göstereyimmi? hal
size göstereyimmi? أَدُلُّكُمْ I guide you adullukum
I guide you عَلَىٰ bir ticaret ʿalā
bir ticaret تِجَـٰرَةٍۢ a transaction tijāratin
a transaction تُنجِيكُم sizi kurtaracak tunjīkum
sizi kurtaracak مِّنْ azabdan min
azabdan عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı ١٠ (10)
(10)
ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) هَلْ size göstereyimmi? hal
size göstereyimmi? أَدُلُّكُمْ I guide you adullukum
I guide you عَلَىٰ bir ticaret ʿalā
bir ticaret تِجَـٰرَةٍۢ a transaction tijāratin
a transaction تُنجِيكُم sizi kurtaracak tunjīkum
sizi kurtaracak مِّنْ azabdan min
azabdan عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı ١٠ (10)
(10)
Ey inananlar! Sizi can yakıcı bir azabdan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstereyim mi?
61:11
تُؤْمِنُونَ
inanırsınız
tu'minūna
inanırsınız بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine وَتُجَـٰهِدُونَ ve cihadedersiniz watujāhidūna
ve cihadedersiniz فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah بِأَمْوَٰلِكُمْ mallarınızla bi-amwālikum
mallarınızla وَأَنفُسِكُمْ ۚ ve canlarınızla wa-anfusikum
ve canlarınızla ذَٰلِكُمْ işte budur dhālikum
işte budur خَيْرٌۭ en iyisi khayrun
en iyisi لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz تَعْلَمُونَ biliyor(lar) taʿlamūna
biliyor(lar) ١١ (11)
(11)
inanırsınız بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine وَتُجَـٰهِدُونَ ve cihadedersiniz watujāhidūna
ve cihadedersiniz فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah بِأَمْوَٰلِكُمْ mallarınızla bi-amwālikum
mallarınızla وَأَنفُسِكُمْ ۚ ve canlarınızla wa-anfusikum
ve canlarınızla ذَٰلِكُمْ işte budur dhālikum
işte budur خَيْرٌۭ en iyisi khayrun
en iyisi لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz تَعْلَمُونَ biliyor(lar) taʿlamūna
biliyor(lar) ١١ (11)
(11)
Allah'a ve Peygamberine inanırsınız; Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihat edersiniz; bilseniz, bu sizin için en iyi yoldur.
61:12
يَغْفِرْ
bağışlasın
yaghfir
bağışlasın لَكُمْ sizin lakum
sizin ذُنُوبَكُمْ günahlarınızı dhunūbakum
günahlarınızı وَيُدْخِلْكُمْ ve sizi koysun wayud'khil'kum
ve sizi koysun جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar وَمَسَـٰكِنَ ve konutlara wamasākina
ve konutlara طَيِّبَةًۭ güzel ṭayyibatan
güzel فِى içinde fī
içinde جَنَّـٰتِ bahçeler jannāti
bahçeler عَدْنٍۢ ۚ durulmağa değer ʿadnin
durulmağa değer ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ١٢ (12)
(12)
bağışlasın لَكُمْ sizin lakum
sizin ذُنُوبَكُمْ günahlarınızı dhunūbakum
günahlarınızı وَيُدْخِلْكُمْ ve sizi koysun wayud'khil'kum
ve sizi koysun جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar وَمَسَـٰكِنَ ve konutlara wamasākina
ve konutlara طَيِّبَةًۭ güzel ṭayyibatan
güzel فِى içinde fī
içinde جَنَّـٰتِ bahçeler jannāti
bahçeler عَدْنٍۢ ۚ durulmağa değer ʿadnin
durulmağa değer ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ١٢ (12)
(12)
Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur.
61:13
وَأُخْرَىٰ
bir şey daha var
wa-ukh'rā
bir şey daha var تُحِبُّونَهَا ۖ seveceğiniz tuḥibbūnahā
seveceğiniz نَصْرٌۭ bir zafer naṣrun
bir zafer مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَفَتْحٌۭ ve bir fetih wafatḥun
ve bir fetih قَرِيبٌۭ ۗ yakın qarībun
yakın وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri ١٣ (13)
(13)
bir şey daha var تُحِبُّونَهَا ۖ seveceğiniz tuḥibbūnahā
seveceğiniz نَصْرٌۭ bir zafer naṣrun
bir zafer مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَفَتْحٌۭ ve bir fetih wafatḥun
ve bir fetih قَرِيبٌۭ ۗ yakın qarībun
yakın وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri ١٣ (13)
(13)
Bundan başka, sevdiğiniz bir şey daha: Allah katından bir yardım ve yakın bir zafer vardır. İnananlara müjde ver.
61:14
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
yāayyuhā
ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) كُونُوٓا۟ olun kūnū
olun أَنصَارَ yardımcıları anṣāra
yardımcıları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın كَمَا nitekim kamā
nitekim قَالَ demişti qāla
demişti عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem لِلْحَوَارِيِّـۧنَ havarilere lil'ḥawāriyyīna
havarilere مَنْ kimdir? man
kimdir? أَنصَارِىٓ benim yardımcılarım anṣārī
benim yardımcılarım إِلَى (yolunda) ilā
(yolunda) ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah قَالَ dediler qāla
dediler ٱلْحَوَارِيُّونَ havariler l-ḥawāriyūna
havariler نَحْنُ biziz naḥnu
biziz أَنصَارُ yardımcların anṣāru
yardımcların ٱللَّهِ ۖ Allah(yolun)un l-lahi
Allah(yolun)un فَـَٔامَنَت inandı faāmanat
inandı طَّآئِفَةٌۭ bir zümre ṭāifatun
bir zümre مِّنۢ oğullarından min
oğullarından بَنِىٓ Children banī
Children إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَكَفَرَت ve inkar etti wakafarat
ve inkar etti طَّآئِفَةٌۭ ۖ bir zümre ṭāifatun
bir zümre فَأَيَّدْنَا biz de destekledik fa-ayyadnā
biz de destekledik ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları) عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı عَدُوِّهِمْ düşmanlarına ʿaduwwihim
düşmanlarına فَأَصْبَحُوا۟ onlar oldular fa-aṣbaḥū
onlar oldular ظَـٰهِرِينَ üstün gelenlerden ẓāhirīna
üstün gelenlerden ١٤ (14)
(14)
ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) كُونُوٓا۟ olun kūnū
olun أَنصَارَ yardımcıları anṣāra
yardımcıları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın كَمَا nitekim kamā
nitekim قَالَ demişti qāla
demişti عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem لِلْحَوَارِيِّـۧنَ havarilere lil'ḥawāriyyīna
havarilere مَنْ kimdir? man
kimdir? أَنصَارِىٓ benim yardımcılarım anṣārī
benim yardımcılarım إِلَى (yolunda) ilā
(yolunda) ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah قَالَ dediler qāla
dediler ٱلْحَوَارِيُّونَ havariler l-ḥawāriyūna
havariler نَحْنُ biziz naḥnu
biziz أَنصَارُ yardımcların anṣāru
yardımcların ٱللَّهِ ۖ Allah(yolun)un l-lahi
Allah(yolun)un فَـَٔامَنَت inandı faāmanat
inandı طَّآئِفَةٌۭ bir zümre ṭāifatun
bir zümre مِّنۢ oğullarından min
oğullarından بَنِىٓ Children banī
Children إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَكَفَرَت ve inkar etti wakafarat
ve inkar etti طَّآئِفَةٌۭ ۖ bir zümre ṭāifatun
bir zümre فَأَيَّدْنَا biz de destekledik fa-ayyadnā
biz de destekledik ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları) عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı عَدُوِّهِمْ düşmanlarına ʿaduwwihim
düşmanlarına فَأَصْبَحُوا۟ onlar oldular fa-aṣbaḥū
onlar oldular ظَـٰهِرِينَ üstün gelenlerden ẓāhirīna
üstün gelenlerden ١٤ (14)
(14)
Ey inananlar! Allah'ın dininin yardımcıları olun. Nitekim, Meryem oğlu İsa, Havarilere: "Allah'a giden yolda yardımcılarım kimlerdir?" deyince, Havariler: "Allah'ın dininin yardımcıları biziz" demişlerdi. İsrailoğullarının bir takımı böylece inanmış, bir takımı da inkar etmişti; ama Biz, inananları düşmanlarına karşı destekledik de üstün geldiler.