96
Alak
العلق
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
96:1
ٱقْرَأْ
oku
iq'ra
oku بِٱسْمِ adıyle bi-is'mi
adıyle رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan خَلَقَ created khalaqa
created ١ (1)
(1)
oku بِٱسْمِ adıyle bi-is'mi
adıyle رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan خَلَقَ created khalaqa
created ١ (1)
(1)
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
96:2
خَلَقَ
O yarattı
khalaqa
O yarattı ٱلْإِنسَـٰنَ insanı l-insāna
insanı مِنْ alaktan min
alaktan عَلَقٍ a clinging substance ʿalaqin
a clinging substance ٢ (2)
(2)
O yarattı ٱلْإِنسَـٰنَ insanı l-insāna
insanı مِنْ alaktan min
alaktan عَلَقٍ a clinging substance ʿalaqin
a clinging substance ٢ (2)
(2)
O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak'tan) yarattı.
96:3
ٱقْرَأْ
oku
iq'ra
oku وَرَبُّكَ ve Rabbin warabbuka
ve Rabbin ٱلْأَكْرَمُ en büyük kerem sahibidir l-akramu
en büyük kerem sahibidir ٣ (3)
(3)
oku وَرَبُّكَ ve Rabbin warabbuka
ve Rabbin ٱلْأَكْرَمُ en büyük kerem sahibidir l-akramu
en büyük kerem sahibidir ٣ (3)
(3)
Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
96:4
ٱلَّذِى
O ki
alladhī
O ki عَلَّمَ öğretti ʿallama
öğretti بِٱلْقَلَمِ kalemle bil-qalami
kalemle ٤ (4)
(4)
O ki عَلَّمَ öğretti ʿallama
öğretti بِٱلْقَلَمِ kalemle bil-qalami
kalemle ٤ (4)
(4)
Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
96:5
عَلَّمَ
öğretti
ʿallama
öğretti ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana مَا şeyi mā
şeyi لَمْ bilmediği lam
bilmediği يَعْلَمْ he knew yaʿlam
he knew ٥ (5)
(5)
öğretti ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana مَا şeyi mā
şeyi لَمْ bilmediği lam
bilmediği يَعْلَمْ he knew yaʿlam
he knew ٥ (5)
(5)
Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
96:6
كَلَّآ
hayır
kallā
hayır إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْإِنسَـٰنَ insan l-insāna
insan لَيَطْغَىٰٓ azar layaṭghā
azar ٦ (6)
(6)
hayır إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْإِنسَـٰنَ insan l-insāna
insan لَيَطْغَىٰٓ azar layaṭghā
azar ٦ (6)
(6)
Ama, insanoğlu kendini müstağni sayarak azgınlık eder.
96:7
أَن
için
an
için رَّءَاهُ kendini gördüğü raāhu
kendini gördüğü ٱسْتَغْنَىٰٓ zengin (kendine yeterli) is'taghnā
zengin (kendine yeterli) ٧ (7)
(7)
için رَّءَاهُ kendini gördüğü raāhu
kendini gördüğü ٱسْتَغْنَىٰٓ zengin (kendine yeterli) is'taghnā
zengin (kendine yeterli) ٧ (7)
(7)
Ama, insanoğlu kendini müstağni sayarak azgınlık eder.
96:8
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz إِلَىٰ Rabbinedir ilā
Rabbinedir رَبِّكَ your Lord rabbika
your Lord ٱلرُّجْعَىٰٓ dönüş l-ruj'ʿā
dönüş ٨ (8)
(8)
şüphesiz إِلَىٰ Rabbinedir ilā
Rabbinedir رَبِّكَ your Lord rabbika
your Lord ٱلرُّجْعَىٰٓ dönüş l-ruj'ʿā
dönüş ٨ (8)
(8)
Dönüş şüphesiz Rabbinedir.
96:9
أَرَءَيْتَ
gördün mü?
ara-ayta
gördün mü? ٱلَّذِى şu alladhī
şu يَنْهَىٰ men'edeni yanhā
men'edeni ٩ (9)
(9)
gördün mü? ٱلَّذِى şu alladhī
şu يَنْهَىٰ men'edeni yanhā
men'edeni ٩ (9)
(9)
Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?
96:10
عَبْدًا
bir kulu?
ʿabdan
bir kulu? إِذَا zaman idhā
zaman صَلَّىٰٓ namaz kıldığı ṣallā
namaz kıldığı ١٠ (10)
(10)
bir kulu? إِذَا zaman idhā
zaman صَلَّىٰٓ namaz kıldığı ṣallā
namaz kıldığı ١٠ (10)
(10)
Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?
96:11
أَرَءَيْتَ
gördün mü?
ara-ayta
gördün mü? إِن ya in
ya كَانَ olursa kāna
olursa عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde ٱلْهُدَىٰٓ doğru yol l-hudā
doğru yol ١١ (11)
(11)
gördün mü? إِن ya in
ya كَانَ olursa kāna
olursa عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde ٱلْهُدَىٰٓ doğru yol l-hudā
doğru yol ١١ (11)
(11)
Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun
96:12
أَوْ
yahut
aw
yahut أَمَرَ emrederse amara
emrederse بِٱلتَّقْوَىٰٓ korunmayı bil-taqwā
korunmayı ١٢ (12)
(12)
yahut أَمَرَ emrederse amara
emrederse بِٱلتَّقْوَىٰٓ korunmayı bil-taqwā
korunmayı ١٢ (12)
(12)
Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun
96:13
أَرَءَيْتَ
gördün mü?
ara-ayta
gördün mü? إِن ya in
ya كَذَّبَ yalanlarsa? kadhaba
yalanlarsa? وَتَوَلَّىٰٓ ve yüz çevirirse? watawallā
ve yüz çevirirse? ١٣ (13)
(13)
gördün mü? إِن ya in
ya كَذَّبَ yalanlarsa? kadhaba
yalanlarsa? وَتَوَلَّىٰٓ ve yüz çevirirse? watawallā
ve yüz çevirirse? ١٣ (13)
(13)
Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun
96:14
أَلَمْ
bilmedi mi (o)?
alam
bilmedi mi (o)? يَعْلَم he know yaʿlam
he know بِأَنَّ muhakkak bi-anna
muhakkak ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın يَرَىٰ gördüğünü yarā
gördüğünü ١٤ (14)
(14)
bilmedi mi (o)? يَعْلَم he know yaʿlam
he know بِأَنَّ muhakkak bi-anna
muhakkak ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın يَرَىٰ gördüğünü yarā
gördüğünü ١٤ (14)
(14)
Allah'ın her şeyi görmekte olduğunu bilmez mi?
96:15
كَلَّا
hayır
kallā
hayır لَئِن eğer la-in
eğer لَّمْ bundan vazgeçmezse lam
bundan vazgeçmezse يَنتَهِ he desists yantahi
he desists لَنَسْفَعًۢا mutlaka yakalarız lanasfaʿan
mutlaka yakalarız بِٱلنَّاصِيَةِ perçeminden bil-nāṣiyati
perçeminden ١٥ (15)
(15)
hayır لَئِن eğer la-in
eğer لَّمْ bundan vazgeçmezse lam
bundan vazgeçmezse يَنتَهِ he desists yantahi
he desists لَنَسْفَعًۢا mutlaka yakalarız lanasfaʿan
mutlaka yakalarız بِٱلنَّاصِيَةِ perçeminden bil-nāṣiyati
perçeminden ١٥ (15)
(15)
Ama bundan vazgeçmezse, and olsun ki, onu perçeminden,
96:16
نَاصِيَةٍۢ
perçem(den)
nāṣiyatin
perçem(den) كَـٰذِبَةٍ yalancı kādhibatin
yalancı خَاطِئَةٍۢ günahkar khāṭi-atin
günahkar ١٦ (16)
(16)
perçem(den) كَـٰذِبَةٍ yalancı kādhibatin
yalancı خَاطِئَةٍۢ günahkar khāṭi-atin
günahkar ١٦ (16)
(16)
Yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz.
96:17
فَلْيَدْعُ
o zaman çağırsın
falyadʿu
o zaman çağırsın نَادِيَهُۥ meclisini nādiyahu
meclisini ١٧ (17)
(17)
o zaman çağırsın نَادِيَهُۥ meclisini nādiyahu
meclisini ١٧ (17)
(17)
O zaman, kafadarlarını çağırsın,
96:18
سَنَدْعُ
biz de çağıracağız
sanadʿu
biz de çağıracağız ٱلزَّبَانِيَةَ zebanileri l-zabāniyata
zebanileri ١٨ (18)
(18)
biz de çağıracağız ٱلزَّبَانِيَةَ zebanileri l-zabāniyata
zebanileri ١٨ (18)
(18)
Biz de zebanileri çağıracağız.
96:19
كَلَّا
hayır
kallā
hayır لَا ona boyun eğme lā
ona boyun eğme تُطِعْهُ obey him tuṭiʿ'hu
obey him وَٱسْجُدْ secde et wa-us'jud
secde et وَٱقْتَرِب ۩ ve yaklaş wa-iq'tarib
ve yaklaş ١٩ (19)
(19)
hayır لَا ona boyun eğme lā
ona boyun eğme تُطِعْهُ obey him tuṭiʿ'hu
obey him وَٱسْجُدْ secde et wa-us'jud
secde et وَٱقْتَرِب ۩ ve yaklaş wa-iq'tarib
ve yaklaş ١٩ (19)
(19)
Sakın ona uyma; sen secde et, Rabbine yaklaş.